Tavhid

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Hacer b. Adiyy ya da Kays b. Mekşuh’un Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Bazı Sahabesiyle Kadisiye’nin Fethedilmesinden Sonra Dicle Nehrini Gemisiz Geçmeleri Üzere Gösterdikleri Kerametleri

115-   Habib b. Sahban anlatıyor: Müslümanlardan biri gelir. İnsanlar, onun Hacer b. Adiyy olduğunu söylerler. Nahivci Ebû Ubeyde de onun Kays b. Mekşuh el-Muradi olduğunu söyler.

O saldırınca diğerleri de atağa geçti. Düşman onları gördüğünde şeytanlar, şeytanlar diye bağrışarak kaçıştılar. Böylece biz de karargâhlarına girdik, sarı beyaz birçok ganimet elde ettik. Kimileri beyaza karşılık kim sarıyı verecek? diyordu.

Dağlar kadar kâfur ele geçirdik. Bir de sığır ganimet aldık ve onu kesip tencerelere koyduk. O kâfur denen maddeden aldık ki biz onu tuz zannediyorduk. Ondan ete kattık. Eti yediğimizde tadının acı olduğunu görüp acemlerin tuzu ne kadar da acıymış, dedik.

116-   A’meş bazı arkadaşlarından rivayet etmektedir: Dicle nehrine vardık. Düşman nehrin diğer tarafındaydı. Müslümanlardan biri bismillah deyip atağa geçti. Atı suyun üzerinde yükseldi. Bunun üzerine Müslümanlar da birer birer bismillah diyerek atağa geçtiler. Acemler onları gördüğünde şeytanlar, bunlar şeytanlar dedikten sonra yüzüstü kaçıp gittiler. Onlar sadece eyerin kenarında asılı bir kadehi yitirdiler. Onlar kaçtıktan sonra Müslümanlar karaya çıktıklarında birçok ganimetleri ele geçirdiler. Bazıları kim beyaza karşı sarıyı alacak? diyorlardı.
3
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


MECMU'UL FETAVA

TASAVVUF VE DERVİŞLİK ADI ALTINDA YAPILAN ZINDIKLIKLAR!

ŞEYH'UL İSLAM İBNU TEYMİYYE (661-728H) (Allah O'na rahmet etsin)


(Kaynak: Türkçe külliyat 2.cilt.sayfa,127-134.Tevhid yayınları.)


İbn Teymiye' ye, her biri bozuk düşünceli kimselerden oluşan bir cemâatin durumu soruldu. Şöyle ki:


a-Bunlardan biri; Yûnus el-Kattâtî'nin. bağlılarını ve ve müridlerini, hesap gününün kötü akıbetinden ve acıklı azabından kurtaracağını iddia ediyor.

b- Bir diğeri ise: Ali el-Harirî' nin, kadınlar ve parlak gençler arasında bulunduğu zaman, erkeklik uzvunun kadınlık uzvuna dönüşme yeteneğine sahip bulunduğunu iddia ediyor.

c - Bir diğeri de; Peygamberlik dâvasında bulunarak şunu iddia ediyor ki, bir zaman gelecek, ortaya çıkacak; kendi dini ve şeriatı galip gelecek. Onun bu uğursuz şeriatına göre, kadınlar haram, livâta helâldir. İncir, badem, limon gibi bazı yiyecekler yasaktır. Ona tâbi olanlardan kimi namaz kılıyor, kimi namazı bırakmıştır. Bir çok günler, özel adamları O'nun etrafında toplanmaktadır.

İbn Teymiye buna şu cevabı verdi: Yûnus el-Kattâtî' nin kendisine tâbi olanları ve müridlerini hesap gününün kötü akıbetinden ve acıklı azabından kurtaracağı iddiasına şu genel cevap verilir:

Kim, herhangi bir şeyhin, müridlerini kıyamet günü azaptan kurtaracağını iddia ederse, kendi şeyhinin, Abdullah Oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'den üstün olduğunu iddia etmiş olur. Bunu diyen. Kimse tevbeye çağrılır; eğer bu sözünden vazgeçer ve tevbe ederse ne âlâ! Yoksa öldürülür.

Çünkü: Sahih hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu sabittir:

"Ey Fâtıma! Seni hiçbir şekilde Allah’ın azâbından kurtaramam. Ey Peygamberin halası Safiyye! Sana Allah(ın azabın)a karşı hiç bir faydam olmaz. Ey Peygamberin amcası Abbas! Senin için Allah'a karşı hiçbir şey yapamam. Ama kendi malımdan dilediğinizi benden isteyin» (Buhari, Vesaya 11 )

Yine sahih hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) (malının zekâtını vermeyenlerle ilgili olarak) şöyle buyurmuştur:

«Kıyamet günü, sakın içinizden biriniz, omuzunda böğüren bir deve olduğu halde karsıma çıkıp:   

—Yetiş ey Allah'ın Resulü! diye medet istemesin. Çünkü o vakit ben ona derim ki:

—Allah (ın azabın)dan ben seni hiç bir şekilde kurtaramam.

Dini sana tebliğ etmiştim»
(Buhârî, Zekât 3, Cihâd 189; Müslim, İmâra 24, 26, 28; Dârimî, Zekât 31; ibn Hanbel 3/426, 5/ 228,285)

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, buna benzer daha birçok sözleri vardır.

İmdi, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ehl-i beytine ve kendisine îman edip yardım eden ashabına: «Ben sizi Allah'ın azabından kurtaramam!» dediğine göre, nasıl olur da, nihayet Ashâb-ı Kirama en güzel şekilde tâbi olmaktan başka bir şey yapmak elinden gelmeyen bir Şeyhin, müridlerini azaptan kurtaracağı söylenebilir? Hem de, Allah'ın Kitabında ve Resûlüllah'ın sünnetinde, kıyametin dehşeti şu şekilde anlatılmışken:

«(Ey Habibim!) Hesap günü nedir biliyor musun? Evet, hesap gününün ne olduğunu biliyor musun? O gün, hiç kimsenin kimseye faydası olmayacak! O gün emir (yalnız) Allah'ındır»(İnfitar:17-19)
 
"Hiç kimsenin kimseye fayda veremeyeceği o günden korkun!” (Bakara 48)

Malûmdur ki, kıyamet günü peygamberlerin ve başkalarının şefaatten başka yapacakları bir şey yoktur. Sahih hadisle sabittir ki:

 «İnsanlar, şefaat etmeleri için Âdem'e gelecekler. O:

—Ben kendimi kurtarmakla meşgulüm-» diyecek. Sırasıyla Nuh, İbrahim, Müsâ ve İsâ Peygamberler de böyle diyecekler. Bunların ulu'l-azm peygamberler oldukları unutulmamalıdır. Yaratıkların en efdalidir bunlar. İsâ (aleyhisselam) diyecek ki

—Siz, Allah Teala'nın, geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışladığı Muhammed'e gidin.»


Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;

"Nihayet bana gelecekler. Ben Rabbimi görünce secdeye kapanacağım. O buyuracak ki:

—Ey Muhammedi Kaldır artık başını. Söylediğin dinlenilecek ve istediğin verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul olunacak.»

«Sonra benim için bir yer belirleyecek; oradakileri Cennete sokacağım»
(Buhari, Rikak 51 / Enbiya 3 ; Müslim, iman 322,326)

Yaratıkların en faziletlisi olmasına rağmen O, Rabbini görünce hemen şefaate kalkışmıyor da secdeye kapanıyor; O'na hamd ediyor. Sonra Allah O'na şefaat izni veriyor ve cennete girecek olanlar için O'na bir yer belirtiyor. İşte bu hâdise, Allah'ın:

«Kimmiş O'nun izni olmadan, huzurunda şefaat edecek” (Bakara 255) tarzındaki âyetlerini tasdik etmektedir.   

Meleklerin, peygamberlerin ve mû'minlerin şefaat edecekleri sahih hadîslerle sabittir. Ancak Allah'ın izniyle ve belli ölçüde. Yani, şefaatçinin tercihine bırakılmış bir iş değil. Bu, şefaat edeceği bilinenler hakkında bir durumdur.

Bir kimse: «Şüphesiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün müridlerini (tüm inanları) ateşten kurtaracaktır» dese yalan söylemiş olur. Çünkü, ümmetinden ateşe girecek olanlar vardır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onlar hakkında şefaatte bulunacaktır. Şeyhlere gelince, onların şefaatleri, Hz. Peygamberinki gibi değildir. Salih kişiyi Allah dilediği kimseler hakkında şefaatçi kılabilir. Ayrıca, şefaat ancak îman ehli için olacaktır.

Gelelim Şeyh Yûnus'un bağlılarına: Bunların çoğu Allah ve Resulüne küfrediyor ve beş vakit namazı, Ramazan orucunu, Kâ'be-i Muazzama'ya hacci kabul etmiyor, Allah ve Resulünün haram kıldıklarını haram saymıyorlar. Bilâkis, Allah'a, Resulüne, Kur'an'a ve İslâmiyet'e dâir bir takma sövgûleri (küfürleri) vardır kî, bunları bilenler biliyor.

Bunların içinde yer alan câhil halk tabakası ise, onların iç yüzünü bilmemektedir. Bu avam kısmının İslâm anlayışları, diğer müslümanlarınki gibi olup, İslâmı Şeyh Yûnus' un taraftarlarından değil, diğer müslümanlardan öğrenmişlerdir. Şeyh Selûl, Cehlân, Sahbânî ve diğerleri gibi havas ise, namazın farziyetine inanmazlar; hattâ Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in peygamberliğini bile kabul etmezler.

Kuceli ve benzerlerinin şiirlerinde. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Kur'an ve İslâm hakkında, Yahudi ve Hıristiyanların bile rıza göstermiyecekleri sövgüler yer almaktadır. Bazıları, bu şiirlerin Yûnus'a âit olduğunu, bazılarıysa Yünus'a ait olmayan isnatlar olduğunu söylüyor. Ancak, şurası açıkça görülmektedir ki, bu kimseler küfür söylemekte ve bununla vecde gelmektedirler. İçlerinden biri yemeğe idrarını yaparak; «Oh! Yûnus ciğerimi ferahlatıyor. Bu, Yûnus'un gülsuyudur». gibi sözler söyledikten sonra bu sidikli yemeği helâl sayarak yerler, üstelik bunun bereket getirdiğini söylerler.

Şu sözler de onların küfürlerindendir: «İnsanları, helake düşmekten koruyan benim. Ben Rabbin içinde kendim için bir harem yaptım ve bu mahremiyet dairesinde ikamet ettim. İnsanları şaşkınlık vadilerinde terk ettim. Mûsâ'yi da Tûr'da bana secde eder bir halde bıraktım. Kıyamet günü yaratıkları fevc fevc görecek ve Nebisi olan İsâ'ya gelecek, o da onların ihtiyaçlarını giderecek.»

Onlar derler ki:

«Gelin camiyi yıkıp meyhane, minberi kırıp zünnâr yapalım. Kâğıtları (Kur'an sayfalarını) yırtıp tambura, Kadı'nın sakalını yolup tamburaya tel yapalım. Arşa çıkıp oturunca Arş çatırdadı, 'ey Muhammed' diye bağırınca un ufak olup gitti. Yedi deniz heybetimden çalkalandı durdu.»


Daha burada zikredemeyeceğimiz bundan beter nice saçmalıklar ve «Allah'ın çocuğu vardır», diyenlerin sözlerinden daha büyük nice küfürler.»

«Kadınların arasına girdiğinde, tenasül organı dişi organı haline gelen şeyhler var” sözüne gelince: uydurulmuş bir yalandır. Bahsedilen bu şeyhin tarikatında, İslama aykırı bir takım çirkin şeyler vardır; îslâmı bilenlerce ma'lûmdur. Onun adamları, ondan yazdıkları bir sürü küfriyyât nakletmektedirler. Meselâ şu söz ondan nakledilenler arasındadır: «Şayet yetmiş peygamberi öldürmüş olsam yine günahkâr olmam.» Halbuki, bir peygamberi öldürmenin, kâfirliğin en büyüğü olduğu ma'lûmdur. Ayrıca Resûlüllah'ın şu hadisi vardır:

"Kıyamet günü insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanı, bir peygamberi öldüren veya bir peygamber tarafından öldürülen kimsedir.»


Şayet: «Şeyh, yaratılış ve kaderdeki gerçeği (levh-i mahfuzdan) görerek bunu söylemiştir. Çünkü kulların fiillerini yaratan Allah'tır» denilecek olursa, bununla: «özrü kabahatinden büyük olma» durumuna düşülmüş olur. Çünkü, eğer kader hüccet olsaydı, İblis, Fir'avun ve benzerleri, ne dünyada, ne de âhîrette kınanmazlardı. Kaderi hüccet olarak ileri süren bu kimseye biri saldıracak olsa, kızar ve onunla vuruşur. Şayet kader hüccet ise, (Allah'ın) irade ettiğini yapmak için hüccettir, şayet hüccet değilse ona dayanıp insanlara eziyet etmek için hüccet değildir. Bu durumda kader, Allah'ı ve Resulünü inkâr için hiç hüccet olur mu?

Âdem'in Musa'ya karşı kaderi hüccet olarak ileri sürmesinin sebebi, başına gelen bir musibetten Mûsâ'nın onu sorumlu tutup kınamasından dolayıdır. Yoksa Mûsâ onu Allah Teâlâ'ya karşı günah işlemesinden dolayı kınamış değildir, çünkü Âdem (aleyhisselam) tevbekâr olmuştu ve tevbekâr hiç günah işlememiş kimse gibidir. O Âdem'e: 'Bizi ve kendini neden cennetten çıkardın', demiş, o da: 'Ben yaratılmadan kırk yıl önce alnıma yazılan bir işten ötürü mü. beni kınıyorsun?' diye cevap vermiş ve bu suretle tartışmadan. Âdem galip çıkmıştı.
Aynen bunun gibi, babası ve başkaları tarafından başına musibet gelen herkese böyle davranması, ve kendini kadere teslim etmesi emredilir. Nitekim: «Hiç bir musibet başa gelmez ki, Allah'ın, izniyle olmasın...(Teğabün 11)  buyurulmuştur. Alkame'ye göre bu âyetle başına musibet gelen kişi kastedilmiştir. Bu kişi bunun Allah'tan olduğunu bilir, rıza ve teslimiyet gösterir.

Günah meselesine gelince, kul bunu işlememek mecburiyetindedir, eğer işlerse tevbe etmek, zorundadır. Tevbe eden ve pişmanlık duyan, atası Âdem'e benzer. Israr edip kaderi delil gösteren İblis'e benzer. Yüce Allah,.«(Ey Resulüm) sabret, Allah'ın sözü gerçektir...»"(Mü'min;77) buyurmuştur.

Mü'min musibete sabretmek, günah ve kusurlarından tevbe etmekle emrolunmuştur.»   

Peygamberlik iddia eden, kadınlarla evlenmeyi haram kılarak erkeklerle ilişkiyi mübahlaştıran ve daha benzeri şeyler kendisinden nakledilen kişiye gelince, ondan söz etmeye gerek bile yoktur. O, bir kafir, pis bir mürteddir. O ve ona uyanların katli, müslümanların icmâıyla vaciptir. Böyle birine ya islâm anlatılır ve Allah kendisine hidâyet nasip eder, yahut da kendisine had uygulanarak öldürülür. Kim bu ikisinden birine güç yetirirse onu yapması lâzımdır; kim de, her ikisini yapmaktan âciz kalırsa, bilinmelidir ki Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez. Ancak şurası bilinmelidir ki, iyiyi emredip onu benimsemek ve kötüye buğzedip ondan nefret etmek ve bu emir ve nehiyleri kudreti nisbetinde yerine getirmek, İslâmi bir borçtur. Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

«Sizden kim bir münker görürse, ona eliyle mâni olsun. Eliyle mâni olamazsa diliyle, diliyle de mâni olamazsa kalbiyle mâni olsun. Bunun ötesinde artık zerre kadar İman yoktur.»

Allah Sübhânehû ve Teâlâ her şeyi en iyi bilendir.
4
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Tercümesini yapmayı ve tamamlamayı bahşeden Allâh'a sonsuz şükrettiğimiz, Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh'ın bizzat kendisinden ilim almış büyük âlim Şeyh'ul İmâm Ebû Hafs, Ömer el-Bağdâdî el-Bezzâr Rahimehullâh'ın -Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh'ın vefâtı üzerine insanların şeyhi tanıtmasını istemeleri sebebiyle- kaleme aldığı Menâkibi "el-A'lâm'ul Aliyye fî Menâkıbi Şeyh'il İslâm İbni Teymiyye" isimli eseri PDF formatında indirmek için kitap resminin veya PDF simgesinin üzerine tıklayın.

Ve'l Hamdulillâhi Rabb'il Âlemîn. Vesselâm...




5
Bismillah. Biz yazdık kimse harakete geçmedi ama akit yazınca harakete geçmişler sözde! Kimbilir belkide akitte bizim yazdıklarımızdan sonra uyanmıştır.

Alıntı
Akit yazdı, MEB harekete geçti
Akit’in kamuoyunun gündemine getirdiği ve İslam adına ifsad oluşturduğuna dikkat çektiği sözde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Cemil Kılıç görevinden alındı. “Ateistlerin yaşamı Kur’an’a daha uygun” gibi din dışı sapkın söylemlerle dikkat çekmeye çalışan Kılıç, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden el çektirildi.

Düşünün din düşmanı bir zındık meğer din dersi öğretmeniymiş. Ve devlet ve devletin içinde onca hoca hacı geçinen kimseler bu dinsizin dinsizliklerine rıza gösterip durmuşlar. Biride çıkıp dememiş sen ne zırvalıyorsun be adam. Hadi bizde dini yaşamıyoruz yaşıyamıyoruz ama bu senin gibi hakikatleri tümden inkar etmemiz manasına gelmez. Okullarda zaten dinde derside yokta birileri sözde var diyor. Var dedikleri din ise sadece dilde amelde yok. Dilde olan din sadece okullarda değil toplumun herkesiminde. Milletin dinden anladığı ise Allahın kitabı ile amel etmeyecek ve açık hükümlerini çiğneyeceksin ama Allahın kitabını bir kılıfa koyarak öpüp evin duvarına asarak tazim göstereceksin. Bunu yaptınmı en iyi müslüman (!)sen oluyorsun. Birde para verip hiç okumasını bilmediğin kitabı sonradan uydurulmuş meclislerde para ile başkasına okuttunmu din tamamlanmış oluyor(!). Böyle bir topluma Cemil gibi hocalar elbette hoca olur. Alan razı satan razı. Yoksa bu zındık toplum Allahın dinine teslim olmuş ve Allahın kitabının tüm hükümlerine tabi olan bir alimi hoca kabul edebilirmi? Öyle birisini bu zamanın öğrencileri bir gün bile yaşatmazlar. Bu toplumu geçmiş dedeleri görse bunların kellelerini alır bu toplumda geçmiş dedelerini bu zamanda görse kellesini alır ve bu iki farklı toplum asla birbirlerine tahammül edemezler. Arif olan az sözle çok şey anlar arif olmayana ne anlatırsan anlat boştur. Yinede bu din düşmanı adamı görevden almak devlet için olumlu bir gelişmedir. Devlet değişmek istiyorsa nerede din düşmanı var derhal görevden almalı ve hidayete doğru yönelen yeni bir neslin üzerine devletini kurmalıdır. Belki o zaman gerçek hidayeti Allahu teala onlara kolaylaştırır.  Bir zamanlar arapların kölesi olan türkler arapların İslam dininden uzaklaşması ve dinarın dirhemin kulu olmalarından dolayı Allahu teala imtihan gereği iktidarı ve hilafet sancağını türkler gibi acemlere nasip etti. Sonra onlarda dinarın dirhemin kulu olup izzetten zillete düşerek hilafet sancağını tarih boyunca müslümanların düşman olarak bildiği ve kendileri ile savaştığı haçlı artıklarının ayaklarının altına atıp kirlettiler. Hilafetten ve şeriatın hükümlerinden kurtulan türkler halen islam üzere oldukları iddiasını dinden dönme ameline (irtidat) rağmen sürdürmeye devam etmektedirler. Oysa şeriatten geriye amellerinde hiç bir şey kalmış değildir. Kendisine müslüman diyen nice türk kürt arap haçlı artıklarının ülkelerine hicret edip hiç utanmadan sıkılmadan haçlıların dinine girme manasına gelen yemini edip oraların vatandaşı olmak için can atıyorlar. Böyle bir toplumdan nice cemil kılıçlar çıkar elbette. Şayet gelecekte sünnette haber verilenler gerçekleşirse o ayaklar altında olan islamın hükümleri ve hilafet sancağı tekrar hak ettiği makama geldiğinde din düşmanları değil bu diyarlarda öğretmen olmak yaşayacak yurt bulamayacaklardır Allahın izni ile. Lakin gelecekte mutlaka gerçekleşecek olan hakikat ancak hak edenlerin elleri ile olacaktır. Günümüzde tipi tip ahlakı ahlak olmayan dinin asli kaynaklarından habersiz islamcı geçinen serseriler eli ile olmayacağı aşıkardır.
6
İsim ve Sıfat Tevhidi / ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« Son İleti Gönderen: Selefii 16.01.2019, 10:49 »
                                                                                      ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI


Bismillahirrahmanirrahim.

İki vahyin nasları ve seleften gelen eselerden anlaşılmaktadır ki, Allahu tealanın sıfatları ‘’Müsbet’’ (ki buna subuti sıfatlar denir) ve ‘’Menfi’’ (buna da selbi sıfatlar denir) olmak üzere iki kısımdır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: ''Aziz, Hakim olan Allah sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder. Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, Aliyy'dir, Azim'dir. Nerede ise gökler tepelerinden çatlayacaklar. Melekler de Rabblerini hamd ile tesbih ediyorlar; yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma diliyorlar. İyi bilin ki; Allah, muhakkak Gafur ve Rahim olandır. Ondan başka veliler edinenlere gelince; Allah, onların üzerinde daima gözetleyicidir. Sen, onların üzerinde vekil değilsin. Şehirlerin anasını ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve hakkında hiç bir şüphe bulunmayan o toplanma günüyle korkutman için, sana böyle arabça bir Kur'an vahyettik. Bir fırka cennette, bir fırka da çılgın alevli cehennemdedir. Şayet Allah dileseydi; hepsini tek bir ümmet yapardı. Ama O; dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne de bir yardımcı. Yoksa O'ndan başka veliler mi edindiler? İşte Allah; O'dur veli olan. Ölüleri O, diriltir. Ve O, her şeye kadirdir. İhtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm Allah'ındır. İşte Rabbim olan Allah budur. Ben, O'na tevekkül ettim ve yalnız O'na yöneldim. Göklerin ve yerin yaratanı, size kendinizden eşler yarattı. Davarlardan da çiftler. Bu suretle çoğalmanızı sağlıyor. O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. Ve O; Semi'dir, Basir'dir.’’ (Şura 3-11)

Allahu Teala bu ayetlerde tafsili olarak hem zati hemde fiili bir çok sıfatını ısbat ettikten sonra icmali olarakta ''O'nun benzeri hiç bir şey yoktur.’’ buyurarak, denklik, benzerlik, ortaklık ifade eden sıfatlardan da zatını tenzih etmiştir. Buda Allah hakkındaki sıfatların müsbet ve menfi olmak üzere iki kısım olduğunu gösterir.

Müsbet sıfatlar kendi içerisinde ‘’zati’’ ve ‘’fiili’’ olmak üzere iki kısma ayrılır. Bu iki kısımdan zati olan sıfatlar da kendi içerisinde ‘’manevi’’ ve ‘’haberi’’ olmak üzere iki kısma ayrılırken, fiili olan sıfatlarda ‘’sebebi malum’’ ve ‘’sebebi meçhul’’ olmak üzere kendi içerisinde iki kısma ayrılmaktadır. Yine fiili sıfatlar ‘’lazımi fiili sıfatlar’’ ve ‘’Müteaddi fiili sıfatlar’’ olmak üzerede iki kısma ayrılır. Allah subhenehu ve tealanın izni ve yardımı ile bu yazıda önemi ve faydası sebebi ile burada bahsedilen bu taksimatın hakikatini izah edecez. Tevfik Allah Azze ve Celle’dendir.
7



İhvân'a (Kardeşlere) Dîn'in Asıllarına Yapışmak Hakkında Bir Nasihat1
Şeyh'ul İslâm Muhammad bin Abd'il Vehhâb Rahimehullâh
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Sizlere Allâh’ı, Allâh’ı hatırlatırım ey kardeşlerim! Sımsıkı sarılın dîninizin aslına; -evveli, âhiri, esâsı ve başı olan- “La ilahe illallâh” şehâdetine! Öğrenin onun manasını! Onu (tevhîdi) ve ehlini sevin! Ehlini kardeşler edinin velev ki uzakta olsalar bile!

İnkâr edin tâğûtları, tâğûtlara düşmanlık gösterin ve onlara buğzedin! Buğzedin tâğûtları sevenlere veya onları savunanlara ya da onları tekfîr etmeyenlere veyahut “bana ne onlardan?” diyenlere veyahut da “beni Allâhu Teâlâ, onlarla mükellef kılmadı” diyenlere!

(Bunu söyleyen) artık, Allâh’ı tekzîb etmiş (yalanlamış) ve O’na iftirâ atmıştır. Allâhu Teâlâ onu onlardan mükellef kılmış ve onları inkâr etmeyi, onlar; kardeşleri ve çocukları olsalar dahi onlardan beri olmayı (uzaklaşmayı) onun üzerine farz kılmıştır.

Sizlere Allâh’ı, Allâh’ı hatırlatırım! Bunlara sımsıkı sarılın! Böylelikle umulur ki; hiç birşeyi O’na şirk koşmayarak Rabbinize kavuşursunuz. Allâh’ım, Müslüman olarak canımızı al ve bizi salihlere ilhâk et (Âmîn)!

Sözü; Allâhu Teâlâ’nın, Kitâbı’nda zikrettiği, bizim zamanımızdaki müşriklerin küfrünün Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kendileriyle savaştığı müşriklerin küfründen daha büyük olduğunu senin için apaçık ortaya koyan bir âyet ile sonlandıracağız. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


“Size denizde bir sıkıntı dokununca O’ndan başka du’â ettikleriniz kaybolur. Biz sizi kurtarıp karaya ulaştırınca da yüz çevirirsiniz. İnsan gerçekten çok nankördür.” (el-İsrâ 17/67)

Allâhu Teâlâ, kâfirlerin kendilerine bir zarar dokunduğunda efendilerini ve şeyhlerini terk ettiklerinden, onlardan hiçbirine du’â etmediklerinden ve onlardan medet ummadıklarından, bilakis ibâdeti Bir olan ve ortağı bulunmayan Allâh’a has kılıp, sadece O’ndan medet umduklarından, rahatlık zamanında ise şirk koştuklarından bahsetmektedir.

Sen de görüyorsun ki bizim zamanımızdaki müşriklerden bazıları ilim ehlinden olduğunu ve kendisinin zühd, ictihâd ve ibâdet sâhibi olduğunu iddiâ etmesine rağmen, ona bir zarar dokununca Allâh’tan başkasından, Ma’rûf (v. 200H) veya Abd’ul Kâdir Geylânî (561H) gibilerinden veya onlardan daha üstün olan; Zeyd İbn’ul Hattâb Radiyallâhu Anh ve Zubeyr Radiyallâhu Anh gibilerinden ve onlardan da üstün olan Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den medet ummaya başlar. Vallâh’ul Muste’ân (Kendisinden yardım istenecek olan Allâh’tır)!

Bütün bunlardan daha büyüğü (kötüsü) ve daha fecisi; onların, Şemsân ve kendisine el-Aşkar denilen İdrîs’den, Yûsuf ve benzeri tâğûtlardan , kâfirlerden ve haddi aşmış azgınlardan istigâsede bulunmalarıdır (medet ummalarıdır).

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en doğrusunu bilendir. Başta ve sonda hamd Allâh’a mahsûstur. Allâh’ın salât ve selâmı, O’nun yarattıklarının en hayırlısı olan Muhammed’e, âilesine ve bütün ashâbının üzerine olsun, Âmîn!



Alıntı
Dipnotlar:

1- Kaynak: Tefsîru Kelimet'it Tevhîd (Kelimei Tevhîdin Tefsîri)
8
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey 15.01.2019, 23:08 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Türk dilinde ilk defa tercümesi yapılmış olan İmâm Berbehârî Rahimehullâh'ın Selef'in Akîdesine dâir "Şerh'us Sünne" isimli son derece değerli eserini PDF formatında indirmek için kitap resminin veya PDF simgesinin üzerine tıklayın.

Ve'l Hamdulillâhi Rabb'il Âlemîn. Vesselâm...




9
Uhban b. Sayfi (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

114-   Uhban b. Sayfi’nin kızı Udeyse’den aktarıldığına göre o şöyle demiştir: Babam bana iki parça elbiseyle kefenlenmesini vasiyet etti. Onu iki elbise ve bir de gömlekle kefenlediler. Ertesi gün sabah gelip defnetmek istediğimizde kefenlediğimiz gömleğin kenarda sepetin üzerinde durduğunu gördük.
10
Ala b. Hadrami (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

113-   Ebû Selil Dureyf b. Nufeyr anlatıyor: Bahreyn valisi olarak atandığında Ala b. Hadrami’nin yol arkadaşıydım. Boş bir araziden geçerken çok şiddetli bir susuzluğa tutulduk. Hatta öyle ki helak olmaktan endişe ettik ve yolun ne kadar kaldığını da bilmiyorduk.

Ala b. Hadrami’ye bu durumumuz anlatılınca iki rekât namaz kıldıktan sonra şöyle dua etti: Ey Halim, ey Âlim, ey Aliyy, ey Azim bize su ver! Biz bu haldeyken aniden kuşkanadı gibi bir bulut gölgeledi. Haliç’teki denize varıncaya kadar o bulut bizi gölgeledi. Bir gemi aradık fakat bulamadık.

Gemi bulamadığımızı Ala b. Hadrami’ye anlattık. O da kalkıp iki rekât namaz kıldı ve ey Halim, ey Âlim, ey Azim, bizi koru! diye dua ettikten sonra atının kemendini tutup koşturdu ve Allah’ın adıyla haydi geçin denizi, dedi.

Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) der ki: Denizin üzerinden yürüdük. Allah’a yemin olsun ki ne ayaklarımız ıslandı ne devenin ayağı ne de hayvanın toynağı ıslandı. Ordu dört bin kişiden oluşuyordu. Ala, yitiği olan var mı? diye sordu. Hayır, dediler. Bahreyn’e gelip orayı fethettikten sonra bir yıl kadar orada yaşadı ve sonra da vefat etti. Allah’ın rahmeti ona olsun.

Ebû Hureyre der ki: Onun tedavisiyle ilgilenen, onu yıkayan, kefenleyen, namazını kıldıran ve defneden bendim. Defnederken birbirimizi kınayarak onun kabrini bir köpek ya da yırtıcı hayvan kazar dedik. Kabri açtığımızda onu kabrinde bulamadık.886



Alıntı
Dipnotlar:

886- Ebû Nuaym, Hilyetu’l Evliya: 1/8.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10