Tavhid

Gönderen Konu: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!  (Okunma sayısı 2769 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
KUR'AN-I KERİM'İN TAHRİF EDİLDİĞİNİ İDDİA EDENLERİN TEKFİRİ HUSUSUNDA ALİMLERİN SÖZLERİ


:الحمد لله الذي هدانا لدينه المرتضى، والصلاة والسلام على رسوله المصطفى وعلى آله وصحبه اجمعين! وبعد

Hamd bütünü ile bizi razı olduğu dine hidayet eden Allah'a aittir. Salat ve selam seçmiş olduğu Rasülüne, ailesine ve ashabının hepsinin üzerine olsun!

Bundan sonra:


Ebu Ömer İbn Abdilberr el-Kurtubi (rh.a) şöyle demektedir:


وَأَجْمَعَ الْعُلَمَاءُ أَنَّ مَا فِي مُصْحَفِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ وَهُوَ الَّذِي بِأَيْدِي الْمُسْلِمِينَ الْيَوْمَ فِي أَقْطَارِ الْأَرْضِ حَيْثُ كَانُوا هُوَ الْقُرْآنُ الْمَحْفُوظُ الَّذِي لَا يَجُوزُ لِأَحَدٍ أَنْ يَتَجَاوَزَهُ وَلَا تَحِلُّ الصَّلَاةُ لِمُسْلِمٍ إِلَّا بِمَا فِيهِ وَإِنَّ كُلَّ مَا رُوِيَ مِنَ القراآت فِي الْآثَارِ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْ عَنْ أُبَيٍّ أَوْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَوْ عَائِشَةَ أَوِ ابْنِ مَسْعُودٍ أَوِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَوْ غَيْرِهِمْ مِنَ الصَّحَابَةِ مِمَّا يُخَالِفُ مُصْحَفَ عُثْمَانَ الْمَذْكُورَ لَا يُقْطَعُ بِشَيْءٍ مِنْ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَلَكِنْ ذَلِكَ فِي الْأَحْكَامِ يَجْرِي فِي الْعَمَلِ مَجْرَى خَبَرِ الْوَاحِدِ وَإِنَّمَا حَلَّ مُصْحَفُ عُثْمَانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ هَذَا الْمَحَلَّ لِإِجْمَاعِ الصَّحَابَةِ وَسَائِرِ الْأُمَّةِ عَلَيْهِ وَلَمْ يُجْمِعُوا عَلَى مَا سِوَاهُ وَبِاللَّهِ التَّوْفِيقُ وَيُبَيِّنُ لَكَ هَذَا أَنَّ مَنْ دَفَعَ شَيْئًا مِمَّا فِي مُصْحَفِ عُثْمَانَ كَفَرَ وَمَنْ دَفَعَ مَا جَاءَ فِي هَذِهِ الْآثَارِ وَشِبْهِهَا مِنَ الْقِرَاءَاتِ لَمْ يَكْفُرْ

Alimler; Bu gün nerede olurlarsa olsunlar yeryüzünün çeşitli yerlerinde Müslümanların ellerinde bulunan Osman b. Affan (radiyallahu anh)’ın mushafının korunmuş olan Kur’an olduğu hususunda icma’ etmişlerdir. Hiçbir kimsenin onun hakkına tecavüz etmesi caiz değildir. Müslümanın namazı ancak ondan okunması ile sahih olur. Eserlerde (rivayetlerde), Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den veya Ebu Bekir, Ömer b. Hattab, Aişe, İbn Mes’ud, İbn Abbas (r.anhum) ve diğer başka sahabelerden bahsi geçen Osman’ın mushafına muhalif olarak nakledilen hiçbir kıraatin, Allah Azze ve Celle’ye ait olduğu kesin olarak addedilemez. Lakin bunlar ahkam hususunda haberi vahid (tek kişinin haberi) gibi değerlendirilir. Bununla birlikte Osman (radiyallahu anh)’ın mushafı, sahabe ve ümmetten sair kişilerin, bu Mushaf üzerine icma etmeleri, bunun dışındaki Mushaflarda ise icma etmemeleri sebebiyle bu mahalde yalnız bu Mushaf yerini almıştır. Tevfik yalnız Allah’tandır. Böylelikle sana Osman’ın mushafından bir şeyi kaldıranın kafir olduğu, diğer eserde ve benzeri kaynaklardan nakledile gelen kıraatlerden birini inkar edenin ise kafir olmadığı açıklanmış olur. (et-Temhid lima fi’l-Muvatta mine’l-Me’ani ve’l-Esanid, S: 4/279 -M.Ş-)

İmam Ebu Zekeriyya Muhyiddin en-Nevevi (rh.a) şöyle demektedir:

وَأَجْمَعَتْ الْأُمَّةُ عَلَى أَنَّهُ لَا يَكْفُرُ مَنْ أَثْبَتَهَا وَلَا مَنْ نَفَاهَا لِاخْتِلَافِ الْعُلَمَاءِ فِيهَا بِخِلَافِ مَا لَوْ نَفَى حَرْفًا مُجْمَعًا عَلَيْهِ أَوْ أَثْبَتَ مَا لَمْ يَقُلْ بِهِ أَحَدٌ فَإِنَّهُ يَكْفُرُ بِالْإِجْمَاعِ.

Kur’an’dan üzerine icma’ edilmiş bir harfi inkar edenin veya hiçbir kimsenin söylemediği bir şeyi Kur’an’dan sayanın icma ile kafir olmasının aksine Ümmet -besmeleyi- Kur’an’da ne isbat edenin nede nefyedenin tekfir edilmeyeceğinde, ulemanın bu konudaki ihtilafı sebebiyle icma’ etmiştir. (el-Mecmu’ Şerh’ul-Muhezzeb, S: 3/334)

Kadı Iyad (rh.a) şöyle demektedir:

وقد أجمع المسلمون أن القرآن المتلو في جميع أقطار الأرض المكتوب في المصحف بأيدي المسلمين، مما جمعه الدفتان من أول "الحمد لله رب العالمين" إلى آخر " قل أعوذ برب الناس" أنه كلام الله، ووحيه المنزل على نبيه محمد صلى الله عليه وسلم، وأن جميع ما فيه حق، وأن من نقص منه حرفاً قاصداً لذلك، أو بدله بحرف آخر مكانه، أو زاد فيه حرفاً مما لم يشتمل عليه المصحف الذي وقع الإجماع عليه، وأجمع على أنه ليس من القرآن عامداً لكل هذا أنه كافر.

Tüm yeryüzünde Müslümanlarca okunan, Müslümanların eliyle Mushaflarda yazılmış olan, ilki "Fatiha suresi", sonuncusu "Nas Suresi" olan sureleri iki kapak arasında bir araya toplayan Kur’an'ın, Rasulü Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Allah-u Teala tarafından inzal edilmiş kelamı ve vahyi olduğu üzerinde Müslümanlar icma etmiştir. Bununla birlikte içinde ki her şeyin hak olduğu konusunda ve kasıtlı olarak Kur’an’dan herhangi bir şeyi çıkaranın, tek bir harfi yerine icma edilmiş olan mushafta bulunmayan ve Kur’an'dan olmadığında görüş birliğine varılmış olan bir başka harfi kasıtlı olarak koyanın ya da her hangi bir harf eklemede bulunanın kafir olduğu konusunda da icma etmişlerdir. (el-Şifa fi Beyan’i hukuk’il-Mustafa 2/647 -M.Ş-)

Kadı Iyad Ebu Osman el-Haddad’ın şu sözünü nakleder:

جميع من ينتحل التوحيد متفقون أن الجحد لحرف من التنزيل كفر

Tevhidi din olarak benimsemiş olan herkes Kur’an’dan bir tek harfin inkarının küfür olduğu hususunda ittifak halindedirler.(A.g.e 2/648)

İbn Kudame (rh.a) Lum’at’ul-İ’tikad adlı eserinde şöyle demektedir:

ولا خلاف بين المسلمين في أن من جحد من القرآن سورة أو آية أو كلمة أو حرفاً متفقاً عليه أنه كافر

Kur’andan bir tek sureyi, kelimeyi ya da üzerinde ittifak sağlanmış bir tek harfi inkar edenin kafir olduğu konusunda Müslümanlar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.

Aynı eserinde Ali (radiyallahu anh)’nin şu sözünü nakletmektedir:

من كفر بحرف منه فقد كفر به كله

Kur’andan bir harf inkar eden hepsini inkar etmiştir.

İbn Hazm (rh.a) şöyle diyor:

من قال إن القرآن نقص من بعد موت النبي حرف أو زيد فيه حرف أو بُدِّل منه حرف أو أن هذا المسموع او المحفوظ او المكتوب أو المنزل ليس هو القرآن وإنما هو حكاية عن القرآن وغير القرآن أو قال إن القرآن لم ينزل به جبريل على قلب محمد أو أنه ليس هو كلام الله تعالى فهو كافر خارج عن دين الإسلام ؛ لأنه خالف كلام الله عز وجل وسنن رسول الله وإجماع أهل الإسلام

Her kim; Kur’an’ın Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra, bir harf eksildiğini veya bir harf eklendiğini veya değiştirildiğini ve yahutta bu işitilen, ezberlenen, yazılan ve inzal edilmiş olan Kur’an, (hakiki) Kur’an’dan sadece bir hikayedir (alıntıdır) veya (hakiki) Kur’an’ın dışında başka bir Kur’an’dır veya Cibril onu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kalbine indirmemiştir ve ya o Allah’ın kelamı değildir derse, o İslam dininden çıkan bir kafirdir. Çünkü o Allah Azze ve Celle’nin kelamına, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın sünnetine ve İslam ehlinin icma’sına muhalefet etmiştir. (ed-Durre fima Yecibu İ’tikaduh S: 220)

وَأما قَوْلهم فِي دَعْوَى الروافض تَبْدِيل الْقرَاءَات فَإِن الروافض لَيْسُوا من الْمُسلمين إِنَّمَا هِيَ فرق حدث أَولهَا بعد موت النَّبِي صلى الله عَلَيْهِ وَسلم بِخمْس وَعشْرين سنة. وهي طائفة تجري مجرى اليهود والنصارى في الكذب والكفر وَهِي طوائف أَشَّدهم غلواً.

Onların (Yani Nasara’nın), Rafizilerin Kuran kıraatlerinin değiştiği iddiası hakkındaki sözleri gelince: Gerçek şu ki; Rafiziler Müslümanlardan değildirler (yani Müslümanların ve kitaplarının hakkında onların sözlerine gerek yoktur.) Bunlar Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın ölümünden 25 sene sonra peyda olmuş bir fırkadır. Bu taife, yalan ve küfürde Yahudi ve Nasara’nın gitmiş oldukları yeri takip edip gitmektedirler. Bu fırka taifeler arasında aşırılığı en ileri derecede olan bir taifedir. (el-Fasl’u fi’l-Milel ve’l-Ehva ve’n-Nihal, S:2/65)

القول بأن بين اللوحين تبديلاً كفر صريح وتكذيب لرسول الله صلى الله عليه وسلم

İki kılıf arasında bulunan mushafta değiştirme yapıldığını söylemek apaçık küfürdür. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i yalanlamaktır. (A.g.e S:4/139)

ولا خلاف بين أحد من الفرق المنتمية إلى المسلمين من أهل السنة، والمعتزلة والخوارج، والمرجئة والزيدية في وجوب الأخذ بما في القرآن وأنه المتلو عندنا.. وإنما خالف في ذلك قوم من غلاة الروافض وهم كفار بذلك مشركون عند جميع أهل الإسلام وليس كلامنا مع هؤلاء، وإنما كلامنا مع أهل ملتنا"

Ehl-i Sünnet, Mu’tezile, Hariciler, Mürcie ve Zeydiyye (gibi) Kendisini “Müslümanlar” topluluğuna nisbet eden fırkalardan hiçbir kimsenin arasında, bizim aramızda okunan Kur’an’a tutunmanın vucubiyeti hakkında hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır. Buna ancak, Rafizilerin aşırılarından bir topluluk muhalefet etmektedir. Onlarda zaten kafir olup, bütün İslam ehli nezdinde müşriktirler. Bizim kelamımız onlar hakkında değil, yalnızca bizim milletimizin ehli olanlar hakkındadır. (el-İhkam fi Usul’il-Ahkam, S:1/96)

Ebu’l-Mazfer Tahir b. Muhammed el-Esferayini (rh.a); Rafizlerin Kur’anı tahrif etmeleri, noksanlığın ve ziyadenin bulunduğunu, Mehdi diye isimlendirdikleri imamın kendilerine şeraiti öğretmek için beklediğini, ne şuan ki Kur’an’a ne de Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelenlere i’timad etmediklerini vs. aktardıktan sonra şunları söylemektedir:


وَلَكِن مقصودهم اسقاط كلفة تَكْلِيف الشَّرِيعَة عَن أنفسهم حَتَّى يتوسعوا فِي استحلال الْمُحرمَات الشَّرْعِيَّة ويعتذروا عِنْد الْعَوام بِمَا يعدونه من تَحْرِيف الشَّرِيعَة وتغيير الْقُرْآن من عِنْد الصَّحَابَة وَلَا مزِيد على هَذَا النَّوْع من الْكفْر إِذْ لَا بَقَاء فِيهِ على شَيْء من الدّين.

Lakin onların maksatları, şeriatin mükellefiyetlerinin ağırlığını kendi nefislerinden kaldırmalarıdır. Böylelikle şer’i olarak haram kılınmış şeyleri helalleştirme yolunda kendilerine bir genişlik açılmış olsun ve sahabe döneminde şeriatin tahrif edilmesini ve Kur’an’ın değiştirilmesini avamın gözünde kendilerine düşmanlık yaptıkları şeylere karşı özür beyan etmek için kullanmış olurlar. Bu şekilde de (onların görüşüne göre), dinden geriye bir şey kalmayacak ki, küfürlerinde bir artış olmuş olsun. (et- Tebsir fiddin ve temyiz’ul Firkat’in-Naciye an’il- Firak’il-Halikin, S:41)

Şeyh’ul-İslam İbn Teymiyye (Rh.a) şöyle diyor:

وكذلك من زعم منهم أن القرآن نقص منه آيات وكتمت أو زعم أن له تأويلات باطنة تسقط الأعمال المشروعة ونحو ذلك وهؤلاء يسمون القرامطة والباطنية ومنهم التناسخية وهؤلاء لا خلاف في كفرهم.

Kur’andan bazı ayetlerin çıkarıldığı ya da ketmedildiği yolunda iddialar ileri sürenler veya meşru amelleri düşürecek şekilde “Batıni” bir takım yorumları bulunduğunu iddia edenler, aynı hüküm altına dahildirler (kafirdirler). Böyleleri Karmati, Batıni, Tenasuhçu, gibi adlarla anılırlar. Bunların küfre girdiği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır.(es-Sarim’ul Meslul Àla Şatim’ir-Rasul S:586)

Şeyh’ul-İslam İbn Teymiyye (Rh.a) Fetava’sında Abdullah İbn’ul-Mübarek (rh.a)'in şu sözünü nakletmektedir:

"Kur'an'ın bir harfini bile inkar eden, küfre girmiştir. Biri, Kur'an'dan tek bir "lam" harfi için "bunun Kur'an'dan olduğuna inanmıyorum" diyecek olsa kafir olur." (İbn Teymiyye Külliyatı, C.4, S:169, Tevhid Yay.)

Fıkhul Ekber’in Aliyy'ul Kari şerhinde nakledilen fetvanın bir bölümü şöyledir:

“…Bir kimse Kur’anın tamamını, yahut Kur’an surelerinden herhangi bir sureyi, yahut Kur’an ayetlerinden herhangi bir ayeti inkar ederse, hatta bir kelimeyi, yahut mütevatir olan bir okuyuş tarzını inkar ederse, yahut bir kelimenin ve ayetin Allah kelamından olmadığına inanırsa yine kafir olur…” (Fıkh’ul-Ekber, Aliy’ul-Kari şerhi, S:321, Çağrı Yay.)

Şeyh’ul-İslam Muhammed b. Abdilvehhab (rh.a) şöyle demiştir:

ومن اعتقد عدم صحة حفظ القرآن الكريم من الإسقاط واعتقد ماليس منه أنه منه فقد كفره.

Her kim Kur’an’dan bir şeyin sakıt olmasına karşın korunmuş olmadığını, Bu Kur’an’ın asıl Kur’an’dan başka bir şey olduğunu i’tikad ederse muhakkak ki o Kur’an’ı inkar etmiş demektir.(Risalet'un fir-Reddi Ala'l-Rafida, S:15)


Çevrimdışı İslamın Talibi

  • Newbie
  • *
  • İleti: 2
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #1 : 16.05.2018, 07:02 »
ALLAH(s.v.t)'ın Selamı İslam'a Tabi Olanların Üzerine Olsun...

Ben hiçbir cemaate, örgüte, hizibe vs... mensup değilim ve sadece ilim talibiyim.

Sizlere soracağım soru; Kur'an eksilmiş olabilir mi? Bu soruyu sormamın sebebi hadis kaynaklarında ve bazı alimlerin kitaplarında mushafın eksik olarak yazıldığını ve birçok ayet ve surelerin yazılmadığı söyleniyor. Ayrıca osman(r.a)'ın mushafı ile diğer mushaflar arasında farklar olduğu mesela ibni mesud mushafı gibi rivayetler var.

Bu mesele hakkındaki rivayetleri ve kaynaklarını sizlerinde bildiğini düşündüğümden belirtmedim.

Kur'anın eksik ve tahrif olmadığını açıklayabilir misiniz?

Bir tek Ehli sünnet kaynakları değil, Şia'nın kaynaklarında da aynı şeyleri görüyoruz.

Bu meseleyi açıklamanızı bekliyorum.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1759
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #2 : 17.05.2018, 02:17 »
Bismillahirrahmanirrahim. Sorduğun meselenin özet cevabı şudur: Kur'an'da eksiklik ya da fazlalık olduğu iddiası öncelikle nakil yönünden batıldır ve küfürdür. Çünkü bu 'Kur'an'ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz' (Hicr: 9) ve 'Batıl ona önünden de arkasından da yaklaşamaz' (Fussilet: 42) ayetleri ve benzerlerini yalanlamak anlamına geleceği gibi, şeriatın tümden ortadan kalkmasına da yol açar. Kuran, tıpkı önceki kitaplar gibi tahrif edilseydi bu, yeni bir peygamberin gelmesini gerektirirdi. Böyle bir şey de olmadığına göre bu sefer bu, kıyamete kadar yeryüzünün hüccetsiz kalması anlamına gelirdi vs. Daha önce de naklettiğimiz üzere alimler de elimizdeki Kur'an'da eksiklik ya da fazlalık olduğu, tahrifat yapıldığı şeklinde Rafizi Şiiler ve başkaları tarafından ortaya atılan iddiaların hepsinin küfür olduğu hususunda icma etmişlerdir. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1101.0 Bahsettiğiniz meselelere gelince; Kuran'a yazılmayan ayetler tilaveti neshedilmiş olan ayetlerdir. Yani bazı ayetler önce Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e vahyedilmiş, sonra çeşitli hikmetlerden dolayı Allahu Teala bu ayetlerin okunuşunu kaldırmıştır. Mesela recm ayeti böyledir. Tabi bütün bunlar Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sağlığında meydana gelmiştir. O vefat etmeden önce Kur'an artık son şeklini almıştır ve o şekliyle kıyamete yakın bir zamana kadar kalacaktır. Kıyametten önce ise Allahu Teala Kur'an'ı yeryüzünden kaldıracak ve tekrar kendi katına yükseltecektir. Mushaflar arası farklılıklar ise kıraat yani okuyuş farklılıklarıdır. Zira Kuran yedi harf üzere nazil olmuştur ve manayı bozmadığı müddetçe bu okuyuş şekillerinden sahih olanları tercih etmekte bir sakınca yoktur. İbn Mesud'un Muavvizeteyn denilen Felak Nas surelerini mushaftan çıkarması ise tamamen kendi yanılgısından kaynaklanmaktaydı, o bu sureleri Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tavsiye ettiği bazı dualar zannetmiştir. Diğer sahabe ise ona bu hususta muvafakat etmemiştir. Meselenin özet açıklaması budur. Ehli sünnet kaynaklarında geçen rivayetlere alimler tarafından yapılan izahlar bu minvaldedir. Şia kaynaklarına gelince; takiyyeyi din edinmiş olan ve yalancılıkla şöhret bulmuş bir kavim olan Rafizi Şia'nın bu hususta ne dediği bizi ilgilendirmemektedir. Hatta değil bir müslümanı, aklı başında herhangi birisini de bu yalancıların sözlerinin ilgilendirmemesi gerekmektedir.

Biz bu mesele üzerinde ilmi tafsilatlı bir açıklama düşündüğümüzden dolayı acele etmedik, ancak sen her nedense bu sorunun cevabını istemede acele ettin. O yüzden şimdilik bu acil cevabı neşrediyoruz. İslamın talibi olduğunu iddia eden birisi, Kuran ayı olan Ramazan'da Kuran'a ağırlık vererek bu kitap üzerinde tefekkür edeceği yerde, neden bu aya bu şekilde Kur'an hakkında şüphe uyandıracak tarzda bir meseleyi ortaya atarak giriş yapar, açıkçası merak ettik. Soruyu soruş tarzın bu hususta şüphe eden birisinin tarzına benziyor, eğer bu konuda şüphe ederek sorduysan zaten bu küfürdür o zaman kendini İslam talibi, ilim talibi vs gibi nitelemen çelişkili olur; yok meselenin ilmini öğrenme amaçlı sorduysan meselenin ilmi bu uslupla öğrenilmez. Bu konuda şüphen varsa da yoksa da herhalükarda sen  tevbe et, çünkü meseleyi bu şekilde arzetmek doğru bir uslup değildir vesselam.

Çevrimdışı İslamın Talibi

  • Newbie
  • *
  • İleti: 2
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #3 : 17.05.2018, 21:45 »
"Hiçbiriniz, Kuran'ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum) demesin. Bilemez ki, Kuran'ın çoğu yok olup gitmiştir. 'Ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum' desin yalnızca." (Bkz.Suyuti, el İtkan, 2/32.)

"Ömer bin Hattab Kuran’dan recm ayetinin düştüğünü söyleyerek şöyle diyor: "Eğer insanlar Ömer, Kuran'a bir şey ekledi diyecek olmasalardı, ben bizzat kendi elimle recm ayetini yazardım." (bk. Sahih-i Buhari, Kitabul al-ahkam, Babu’ş Şehadet…)

"لو کان ان يقول الناس زاد عمر في کتاب الله لکتبت آية الرجم بيدي ...(صحيح بخاري، کتاب الاحکام، باب الشهادة عنه الحاکم”

Arapça ibaret çok net bir şekilde ikinci halifenin Kuran’ın tahrif olduğuna inandığını gösteriyor. Rivayet Ehli Sünnetin en önemli kitabı olan “Sahih-i Buhari’de gelmiş. Yani Halife Ömer Kuran'ın tahrif edildiğini, çünkü recm ile ilgili bir ayetin olduğunu söylüyor ve bunun tilavet yönünden neshedilmediğine de inanıyor; çünkü bizzat şartların elverişli olması durumunda bunu Kuran’a kaydetmek istediğini, fakat halkın tepkisinden çekindiği için yapamadığını söylüyor.

Said b. Museyyib’den şöyle nakledilir:

Ömer b. Hattab şöyle dedi: “Kalkıp da Allah’ın kitabında recm hükmünü bulamıyoruz diye recm ayetini inkar ederek helak olmaktan sakının çünkü Resulullah recm yaptı, biz de recm yaptık. Canım elinde olana andolsun! Eğer insanlar; Ömer Allah’ın kitayetini yazardım! Çünkü biz bunu okuyorduk.” (muvatta) Aynı rivayet (Mustedrek-i Hakim, 4:359, Müsend-i Ahmet: 1:23-29-36-40-50, Tabakat-ı İbn-i Saad: 3:334, Sünen-i Darami: 12, el-İtkan: 3:206) kitaplarında da nakledilmiştir.


Aişe'den şöyle nakledilir: “Gerçekten de Ahzab süresi Peygamberin zamanında 200 ayet olarak okunurdu. Oysa şu an ondan elimizde bu olanlar kaldı.” Rağıbın naklettiği ayette 100 olarak gelmiştir. (Muhazırat-ı Rağıb İsfahani, c.2, s.4 ve 434)


Oysa Ahzab süresi 72 ayettir. Dikkat ederseniz elimizde sadece bunlar kaldı, işareti kesin dille tahrifi onaylamaktadır.

“Ömer’den, Ubey b. Kaab’dan, Akreme’den şöyle nakledilir: “Ahzap süresi Bakaraya yakındı veya daha uzundu ve onda recm ayeti vardı” (İtkan 3:85, Müsendi Ahmet 5:132, Müstedrek 4:359, Süneni Kübra 8:211, Tefsir-i Kurtubi 14:113, Keşşaf 3:518, ed-Durru’l Mensur 6:559, Menahilul İrfan 2:111)

Ehli-i Sünnet'in önemli kaynaklarından olan Mu'cem-i Tabaranî'de sahih senetle yer alan bir hadise göre Ömer b. Hattab şöyle dedi: "Kur'an bir milyon yirmi altı bin harftir." (Ed-Dürr-ül Mensûr (Suyutî), C.6, s.422, Mecme-üz Zevâid (Heytemî), C.7, s.163, Kenz-ül Ummâl (MuttakîHindî), c.1, s.517, c.1, s.541)

Oysa bu gün elimizde bulunan Kuran'ın harfleri bu rakamın üçte birini bile bulmuyor! Çünkü meşhur Kuran'ın üç yüz bin küsur harf olduğudur. Yani Kuran’ın üçte ikisi yok olmuş.

Aynı rivayeti Zehebî de Mizan-ül İ'tidal kitabında naklederek isyan bayrağı çekip hiçbir yorum peşine koşmadan bu rivayetin kesinlikle “Batıl” olduğunu söylemiştir. Yani bizim alimlerin birçoğu Kuran’ın tahrif olduğuna inanmış ve rivayet de nakletmişler ama ben bu rivayetleri kabul etmiyorum, diyor.

Kenz-ül Ummâl'da ve bir çok diğer kaynakta benzer bir rivayet Zerr'den şu şekilde nakledilmiştir: Übeyy b. Kab bana şöyle dedi: "Ey Zerr, Ahzap suresini kaç (ayet) olarak okuyorsun?" Ben de "Yetmiş üç" dedim. O zaman şöyle dedi: "Oysa Bakara suresine benziyordu; yada ondan da uzundu!! Biz onda recm ayetini de okuyorduk." Bir nakilde ise şöyle geçer: "O (Ahzap suresinin) sonunda şöyle diyordu: "Evli erkek ve evli kadın zina ettiklerinde, onları elbette recm edin!! Allah'tan bir ceza olarak; ve Allah Aziz ve Hekim'dir!!"(Kenz-ül Ummâl, c.2, s.567, Ed-Dürr-ül Mensûr (Suyûtî), c. 5, s180.) Bu hesaba göre Ahzap suresinden 200'ü aşkın ayet eksilmiştir!!

Bunlar gibi bir çok rivayetler bulunmaktadır. Bizim bunun gibi rivayetleri nasıl anlamamız gerekiyor?
Ayrıca bu mesele hakkında teferruatlı bir açıklama bekliyoruz.

Not: bu meseleyi açmanın sebebi zikretmiş olduğum rivayetlerin sahih olup olmadığını bilmek istiyorum.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1759
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #4 : 23.06.2018, 20:20 »
KUR’AN’IN –HAŞA- TAHRİFİNE İŞARET ETTİĞİ İDDİA EDİLEN RİVAYETLER HAKKINDA

Bismillahirrahmanirrahim. Yukarda zikri geçen ve Ehli sünnet kaynaklarında yer alan birtakım rivayetlerle alakalı tafsili açıklamaya geçeceğiz inşallah. Bu tür rivayetleri bazen Rafızi-Şiiler aşağılık kompleksiyle gündeme getirmektedirler, böylece kendi kitaplarında Kur’an’ın değiştirildiğini ifade eden nakilleri örtbas etmeye çalışıp bizde varsa sizde de var demeye getirirler. Yine Hristiyan misyonerleri bu konuyu gündeme taşımaktadırlar, bunlarınki de hasetten kaynaklanan bir tavırdır. Zira İncil’in bugün kilise tarafından kabul edilen dört farklı şekli vardır, Kuran gibi tek şekilde rivayet edilmemiştir. Hristiyanlar bundan kaynaklanan bir haset tavrıyla ve de insanları İslam dini hakkında şüpheye düşürmek için Kuran hakkında tahrif iddialarını gündeme taşımaktadırlar. Halbuki zaten Allah katından indirildiğine inanmadıkları bir kitabın sonradan değiştirilip değiştirilmediği meselesinin onlar için bir anlam ifade etmemesi gerekir. Aynı şey bu konuları gündeme taşıyan ateist ve deistler için de geçerlidir. Bu tip inkarcıların Kur’an’ın esas itibariyle –haşa- beşer sözü olduğunu isbatlamaya çalışmalarının kendi açılarından anlaşılır bir tarafı vardır. Lakin Kuran’ın tahrif edilip edilmediği meselesine gelince bu, ancak Kur’an’ın aslının Allah katından geldiğini kabul eden insanlar açısından bir anlam ifade eder. Kuran’ın temelde beşer sözü olduğunu ileri süren bir kişinin tahrifi tartışması bütünüyle samimiyetsiz bir mugalatadan ibarettir. Bunu da belirtmiş olalım ki bu tahrif iddialarının samimiyetten uzak, sırf demagoji amaçlı, insanları İslam hakkındaki inançlarında şüpheye düşürme gayesine yönelik kelamlardan ibaret olduğu anlaşılsın.

Mesela bunlardan birisi olan "ateist müftü" lakaplı Turan Dursun'un Kuranın tahrif edildiği iddiasını içeren bir yazısı vardır. Sözkonusu yazı tamamen çamur at izi kalsın mantığıyla hazırlanmış bir paçavradan ibarettir. Bunu yazan mahluk normalde ne Allah’a ne peygamberlerinden herhangi birisine ne de indirdiği kitaplardan herhangi birisine inanmayan kısacası yeryüzünde mevcut hiçbir dine inanmayan bir dinsiz olduğu halde ilk başta takiyye yaparak sanki Kur’an’ın Allah katından indiğine inanıyormuş da sadece bugüne kadar orjinalini muhafaza edip etmediği konusunda şüpheleri varmış gibi pozlara bürünüyor ve ancak en sonunda yüzündeki maskeyi indiriyor:

"Tüm bu eksiklikler, Kuran'ın Allah'tan-varsa eğer- inmediğinin, insan sözü olduğunun, bir başka deyişle Muhammed ve arkadaşlarının sözü olduğunun bir diğer göstergesidir."

Halbuki bu ikisi tamamen ayrı konulardır. Yani Kuranın Allah katından inmesi ayrı bir konu, Allah katından geldikten sonra tahrif edildiği iddiası ayrı bir konudur. Günümüzde, bazı Aleviler ve de Şiilerin bir kısmı gibi Kuranı kerimin Allah katından geldiğine inanmakla beraber sonradan tahrif edildiğini iddia edenler olduğu gibi, bazı Müslüman olmayan objektif araştırmacılar gibi Kuranın Allah kelamı olduğunu inkar etmekle beraber Peygamberimizden bugüne kadar bozulmadan geldiğini bir akide olarak değil de bilimsel bir veri olarak kabul edenler de mevcuttur. Bu Turan Dursun keferesi ise bu ikisine de inanmadığı halde işine geldiği durumlarda kılıktan kılığa girip durumu idare etmeye çalışmaktadır. Bir de diyor ki:

 "Ayrıca bugün Alevi'lerin, Ali'nin mushafı olarak söz ettikleri bir mushaf ve Hindistan'da saklanan ayrı bir mushaf daha var."

Aynı şekilde bazı Alevilerin elinde bulunan Fatıma mushafı vb uyduruk (apokrif) nüshaları gündeme getirmesi ayrı bir çelişkidir. Halbuki kendisi onlara da inanmamaktadır. Ayrıca bu tür sinsi taktikler yeni de değildir. Endülüste İbni Hazm’la tartışan bazı papazlar kuranın tahrif edildiğine sözde delil olarak Şiilerin Kuran tahrif edilmiştir, iddialarını dile getirdiklerinde o alim –hatırlayabildiğimiz kadarıyla- şu veciz sözle cevap vermiştir: “Rafızilerin bu iddiası, Kuranın değişmeden kıyamete kadar kalacağı hususundaki ümmetin icmasını bozmaz, çünkü onlar bu ümmetten değildir, yani kafirdirler!” [Bkz. el-Fisal,  (2/ 213) ve el-İhkam, (1/ 96)] Ayrıca Turan Dursun’un kendisine dayanak olarak bula bula Şia’nın Kuranın tahrif edildiği iddialarına yapışması ne kadar zavallı bir durumda olduğunu gösterir. Çünkü Müslümanlar ve bu konuları az çok takip eden gayrı muslim araştırmacılar müslümanım diyen fırkalar arasında en güvenilmez, en yalancı güruhun Rafıziler yani Şiiler olduğunu bilirler. Hadis alimleri sapık fırkalardan dahi hadis rivayet edilebileceğini ancak Şianın rivayetlerinin kabul edilmeyeceğini çünkü bunların diğer fırkalardan farklı olarak yalanı ve takiyye’yi din olarak benimsediğini belirtmişlerdir. Takiyyesi yani (Şianın kullandığı manada diğer mezhep mensuplarına karşı iki yüzlü hareket etmek) olmayanın dini yoktur, diyen bir güruhun sözlerine hadi biz zaten itibar etmiyoruz da aklı başında bir kafir dahi itibar etmez. Bundan dolayı yukarda da ifade ettiğimiz gibi bu konuyla alakalı Şia kaynaklı rivayetleri yok sayarak, Ehli sünnet kaynaklarında geçen ve Kur’an’ın değiştirildiğine işaret ettiği iddia edilen birtakım rivayetleri inceleyip ne anlama geldiklerini ortaya koymaya çalışacağız inşallah, Tevfik Allah’tan…

Biz, yukarda Kur’an’ın bir bölümünün kaybolduğu iddialarına dayanak yapılmaya çalışılan bu rivayetlerin birçoğunun tilavet neshi ile alakalı olduğuna işaret etmiştik. Yani Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bir müddet Kur’an’da okunup ondan sonra okunması terk edilen ayetlerden bahsedilmektedir. Hiç şüphe yok ki bunları Kur’an’dan çıkartan da bizzat Allahu Teala’dır. Bütün bunlar da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sağlığında gerçekleşmiştir. Nitekim bu zikredilen haberlerin çoğunu Suyuti (v.911), el-İtkan adlı eserinde Nasih-Mensuh konusuyla alakalı babta tilaveti yani okunuşu kaldırılan ayetleri ele alırken nakletmektedir. Keza Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam (v.224), Fadail’ul Kur’an adlı eserinde بَابُ مَا رُفِعَ مِنَ الْقُرْآنِ بَعْدَ نُزُولِهِ وَلَمْ يُثْبَتُ فِي الْمَصَاحِفِ Yani, ‘İndirildikten sonra Kur’an’dan kaldırılıp Mushaflarda yer almayanlar’ başlığı altında rivayet etmiştir. Ebu Ubeyd’in ref’ edilen/kaldırılan ifadesini kullanması bunun bizzat Allahu Teala tarafından yapıldığına işaret etmektedir. Suyuti, bu türden haberleri zikrettikten sonra şu tarz rivayetlere yer vermektedir:

وَأَخْرَجَ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْكَبِيرِ إن ابْنِ عُمَرَ قَالَ: قَرَأَ رَجُلَانِ سُورَةً أَقْرَأَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَكَانَا يَقْرَآنِ بِهَا فَقَامَا ذَاتَ لَيْلَةٍ يُصَلِّيَانِ فَلَمْ يَقْدِرَا مِنْهَا عَلَى حَرْفٍ فَأَصْبَحَا غَادِيَيْنِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرَا ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ: إِنَّهَا مِمَّا نُسِخَ فَالْهُوَا عَنْهَا


“Taberâni «el-Kebir»inde İbnu Ömer'den şöyle dediğini rivayet eder: Sahabe'den iki kişi Resûlullah'tan bir sûre ezberlemişlerdi. Aradan bir süre geçtikten sonra, bir gece namaz kılarken, bu sûreyi okumak istediler. Fakat sûreyi tam olarak okuyamadılar. Sabahleyin Resûl'e uğrayıp durumu anlatınca Resûlullah; bu sûre, neshedilen sûrelerdendir, üzerinde durmayınız buyurdu.


وَفِي الصَّحِيحَيْنِ عَنْ أَنَسٍ فِي قِصَّةِ أَصْحَابِ بِئْرِ مَعُونَةَ الَّذِينَ قُتِلُوا وَقَنَتَ يَدْعُو عَلَى قَاتِلِيهِمْ قَالَ أَنَسٌ وَنَزَلَ فِيهِمْ قُرْآنٌ قَرَأْنَاهُ حَتَّى رُفِعَ " أَنْ بَلِّغُوا عَنَّا قَوْمَنَا أَنَّا لَقِينَا رَبَّنَا فَرَضِيَ عَنَّا وَأَرْضَانَا


Buhari ve Müslim, Bi'ri Maune vak'ası ile ilgili Enes'den, bu vak'ada ölenlerin katillerine Resûlullah'ın beddua etmesi ve buna dair bir rivayeti nakleder. Bu rivayete göre Enes; bunlar hakkında âyet nazil olmuş, biz de bunu neshedilinceye kadar okumuştuk, demiş, neshedilen âyetin şu şekilde olduğunu söylemiştir.

Kavmimize haber verin ki biz Rabbimize kavuştuk; O bizden razı oldu, ve bizi mükafatlandırdı.”

İşte bunlar, tilaveti mensuh olan yani bizzat Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sağlığında bir müddet okunup, ardından yine Onun sağlığında Kur’an’dan Allah’ın dilemesiyle kaldırıldığı açıkça ifade edilen ayetlerdir. Zikredilen diğer haberlerin de bundan bir farkı yoktur. Ancak bu haberlerde bu nesh olayının Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sağlığında gerçekleşmiş olduğunun açıkça tasrih edilmemesi veyahut da ‘biz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in zamanında bunları okuyorduk’ gibi mücmel ifadelerin kullanılmış olması bazı kalplerinde eğrilik olan kimseler için fitne kaynağı olmuştur. Halbuki hiçbir müslümanın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiği sırada Kur’an’dan olan herhangi bir şeyin sonradan kaybolduğuna ihtimal dahi vermesi sözkonusu değildir. Bundan dolayı olsa gerek, bu hadisleri rivayet edenler de bunu belirtme ihtiyacı hissetmemişlerdir, lakin kalbinde hastalık olanlar bu rivayetlerden hareketle tahrif şüphesine kapılabilmişlerdir. Şimdi bu, girişten sonra sözkonusu rivayetleri tek tek ele almaya çalışacağız inşallah.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1759
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #5 : 24.06.2018, 19:58 »
Konuyla alakalı yukarda zikredilen birinci rivayet şudur:

İbn Ömer (ra) diyor ki:


لَا يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ قَدْ أَخَذْتُ الْقُرْآنَ كُلَّهُ وَمَا يُدْرِيهِ مَا كُلَّهُ؟ قَدْ ذَهَبَ مِنْهُ قُرْآنٌ كَثِيرٌ، وَلَكِنْ لِيَقُلْ: قَدْ أَخَذْتُ مِنْهُ مَا ظَهْرَ مِنْهُ

"Hiçbiriniz, Kuran'ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum) demesin. O, Kuran’ın hepsini nerden bilecek? Kuran'dan bir çoğu gitmiştir. Lakin 'Ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum' desin."

Bu rivayeti Ebu Ubeyd, Fedail’ul Kuran, sf 320’de; Said bin Mansur, Sünen’inin Tefsir bölümünde (2/432) İsmail bin Uleyye- Eyyub es Sahtiyani- Nafi- İbn Ömer kanalıyla rivayet etmişlerdir. Bu sened zinciri tamamen meşhur muhaddislerden oluşan altın bir seneddir ve dolayısıyla rivayet sahihtir.  Bunu Suyuti, el İtkan, 3/82’de (Türkçesinde 2/65) Ebu Ubeyd’den naklen zikretmekte, ed-Durr’ul Mensur’da ise (1/258) Ebu Ubeyd’in yanı sıra İbn’ud Dureys ve İbn’ul Enbari’ye de izafe etmektedir. Bu rivayet, yukarda zikrettiğimiz gibi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında tilaveti neshedilen, kaldırılan ayetlerden bahsetmektedir. İbn Ömer, tabiin nesline hitap etmekte ve tabiinden hiç birisinin Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) inen ayetlerin hepsini zaptetmesinin mümkün olmadığını onlara bildirmektedir. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e inen ayetlerin bir kısmı sonradan neshedilmişti, tabiin nesli ise ancak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiği zamanki Kuran’ın en son şeklini bilebilirler.

Suyuti, ed-Durr’ul Mensur’da bu rivayeti naklettikten hemen sonra Ubeyde es-Selmani (ra)’dan şu sözü nakletmektedir:


الْقِرَاءَة الَّتِي عرضت على رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم فِي الْعَام الَّذِي قبض فِيهِ هَذِه الْقِرَاءَة الَّتِي يقْرؤهَا النَّاس الَّتِي جمع عُثْمَان النَّاس عَلَيْهَا


“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefat ettiği senede Ona (Cebrail tarafından) arzedilen kıraat, Osman (ra)’ın insanları üzerinde topladığı işte bu kıraattir.”
Suyuti, bu rivayetin İbn Ebi Şeybe’nin el-Musannef’inde, Beyheki’nin Delail’un Nubuvve’sinde ve İbn’ul Enbari’nin el-Mesahif adlı eserinde geçtiğini söylemektedir. Bu rivayet sahihse, mevzuyla alakalı işkali kaldıracak niteliktedir. Zira Osman (ra)’ın mushafıyla Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefat ettiği sıradaki Kur’an’ın aynı olduğuna işaret etmektedir. Ne hikmetse Kur’an’da tahrif vuku bulduğunu iddia eden kimseler işlerine gelen rivayetlere sarılırken bu tarz rivayetleri ise görmezden gelmektedirler.

Yukarda zikri geçen diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

Ömer b. Hattab (ra)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


الْقُرْآنُ أَلْفُ أَلْفِ حَرْفٍ، وَسَبْعَةٌ وَعِشْرُونَ أَلْفِ حَرْفٍ، فَمَنْ قَرَأَهُ صَابِرًا مُحْتَسِبًا كَانَ لَهُ بِكُلِّ حَرْفٍ زَوْجَةٌ مِنَ الْحُورِ الْعَيْنِ


"Kur'an bir milyon yirmi yedi bin harftir. Her kim onu sabrederek, sevabını umarak okursa her bir harfine karşılık hurilerden bir zevce kendisine verilir."
Bu hadisi Taberani, el-Mu’cem’ul Evsat’ta (6/361) rivayet etmiş ve şu notu düşmüştür: “Bu hadis, Ömer (ra)’dan sadece bu isnadla rivayet edilmiş ve Hafs bin Meysere bu hadisi rivayet etme hususunda teferrüd etmiş yani tek kalmıştır.” Taberani’nin bu ifadesi hadisin garib yani tek kanaldan rivayet edilmiş olduğuna bir işarettir, garib hadislerin ise çoğu zaman zayıflık içerdikleri malumdur. Nitekim Suyuti, bu hadisi ‘Cami’ul Ehadis’ adlı eserinde naklederek Taberani, İbn Merdeveyh ve Ebu Nasr es-Siczi’nin el-ibane adlı eserine izafe etmiş ve ardından Ebu Nasr’ın hadis hakkında şöyle dediğini nakletmiştir:


غريب الإسناد والمتن وفيه زيادة على ما بين اللوحين ويمكن حمله على ما نسخ منه تلاوة مع المثبت بين اللوحين اليوم

“Bu hadis gerek isnad gerekse metin yönünden gariptir. Bu hadiste (zikredilen harf sayısı bakımından) iki kapak arasında (mushafta) bulunandan daha fazlası sözkonusudur. Bunun günümüzde iki kapak arasında mevcut olanlarla beraber Kur’an’dan tilaveti neshedilmiş olanlara hamledilmesi mümkündür.”
Suyuti, ed-Durr’ul Mensur adlı eserinde ise (8/699) bu hadisi zikrederek İbn Merdeveyh’e nisbet etmiş ve ardından şöyle demiştir:

قَالَ بعض الْعلمَاء هَذَا الْعدَد بِاعْتِبَار مَا كَانَ قُرْآنًا وَنسخ رسمه وَإِلَّا فالموجود الْآن لَا يبلغ هَذِه الْعدة

“Alimlerden bazıları demiştir ki: Bu sayı, daha önce Kuran’da yer alan ve sonra ibaresi neshedilen ayetlere göredir. Yoksa şu anda mevcut olan Kuran bu sayıya ulaşmamaktadır.”

Zehebi, Mizan’ul İtidal’de (3/639) Taberani’nin hadisi kendisinden naklettiği şeyhi Muhammed bin Ubeyd bin Adem hakkında şöyle demiştir:

تفرد بخبر باطل “Batıl bir haberi rivayet etme hususunda tek kalmıştır.”

Ardından da bu hadisi zikretmiştir.

Heysemi ise Zehebi’nin Muhammed bin Ubeyd hakkındaki bu sözüne atıf yaparak şöyle demiştir:


وَلَمْ أَجِدْ لِغَيْرِهِ فِي ذَلِكَ كَلَامًا، وَبَقِيَّةُ رِجَالِهِ ثِقَاتٌ

Onun hakkında Zehebi’den başkasının sözüne raslamadım. Hadisin geri kalan ricali güvenilirdir. (Mecma’uz Zevaid, 7/163)

Yani Muhammed bin Ubeyd hakkında Zehebi’den başka birinin değerlendirmesi bulunamamıştır. Alimlerin hadisle alakalı değerlendirmeleri bu şekildedir. Suyuti’nin Cami’us Sagir adlı eserini şerheden alimler Sanani ve Munavi de alimlerin bu değerlendirmelerini zikrederek hadisteki zaafa işaret etmektedirler. Hadisin sahih olduğu farzedilse bile bu, hadisin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından söylendiği zamanki Kuran’da bulunan harflerin sayısına işaret ediyor olabilir. Şu anda ise Kuranda üçyüz bin küsür harf bulunmaktadır. Ancak, dediğimiz gibi bu hadisin sahih olması uzak görünmektedir.

Bu hadisi esas alarak Kur’an’ın tahrifi hakkında konuşan kişinin şu sözlerine gelecek olursak:

“Ehli-i Sünnet'in önemli kaynaklarından olan Mu'cem-i Tabaranî'de sahih senetle yer alan bir hadise göre Ömer b. Hattab şöyle dedi: "Kur'an bir milyon yirmi altı bin harftir." (Ed-Dürr-ül Mensûr (Suyutî), C.6, s.422, Mecme-üz Zevâid (Heytemî), C.7, s.163, Kenz-ül Ummâl (MuttakîHindî), c.1, s.517, c.1, s.541)

Oysa bu gün elimizde bulunan Kuran'ın harfleri bu rakamın üçte birini bile bulmuyor! Çünkü meşhur Kuran'ın üç yüz bin küsur harf olduğudur. Yani Kuran’ın üçte ikisi yok olmuş.

Aynı rivayeti Zehebî de Mizan-ül İ'tidal kitabında naklederek isyan bayrağı çekip hiçbir yorum peşine koşmadan bu rivayetin kesinlikle “Batıl” olduğunu söylemiştir. Yani bizim alimlerin birçoğu Kuran’ın tahrif olduğuna inanmış ve rivayet de nakletmişler ama ben bu rivayetleri kabul etmiyorum, diyor.”


Öncelikle hadiste geçen rakam bir milyon yirmi altı bin değil, görüldüğü üzere bir milyon yirmi yedi bindir. Bunu gaflet eseri deyip geçsek bile, hadisin sahih senetli olduğunu ileri sürmesinin de bir dayanağı yoktur. Bu hadise hangi alim sahih demiştir, bunu ortaya koyması gerekir. Hadisi rivayet eden Taberani bile, hadisin tek kanaldan rivayet edildiğini ifade ederek hadisteki garabete dikkat çekmiştir. Es-Siczi, Zehebi ve Heysemi gibi alimler de buna işaret etmişlerdir. “Ehl-i Sünnet'in önemli kaynaklarından olan Mu'cem-i Tabaranî” ifadesi de avam için aldatıcı bir ifadedir. Çünkü hadis sahasında az bir şey mürekkep yalamış olan herkes, Taberani’nin eserlerinin kıymetli kitaplar olmakla beraber içinde bir çok zayıf hatta belki uydurma hadisler ihtiva eden kaynaklar olduğunu bilir. Öyle ki Hintli muhaddis Dehlevi’ye göre bunlar Sahih, sünen ve müsnedlerden sonra Ehli sünnet nezdinde ancak üçüncü tabakada yer alan hadis mecmualarıdır. Bu batıl rivayetten yola çıkarak Kuran’ın üçte birinin yok olduğu kanaatine varması da esas garabeti teşkil etmektedir. Zira alimlerden naklettiğimiz üzere bu hadisin sahih olduğu bile farzedilse bundan neshedilmiş ayetlerin kasdedilmesi muhtemeldir.

Zehebi’yi konuşturarak ona söylettiği “bizim alimlerin birçoğu Kuran’ın tahrif olduğuna inanmış ve rivayet de nakletmişler ama ben bu rivayetleri kabul etmiyorum” ifadeleri ise tam anlamıyla Zehebi adına uydurduğu bir masaldır. Zehebi’nin böyle demediği zaten malumdur da böyle yorumlanabilecek bir ifadesi de mevcut değildir. Zehebi’nin söylediği şey bu haberin batıl olduğunu söylemekten ibarettir. Zehebi kime isyan bayrağını çekmiştir? Bu iddiacı, bir tane Ehli sünnet aliminden Kur’an’ın tahrif edildiğine dair bir tane açık söz nakledebilir mi? Böyle sözler bir kısım Şia ulemasından nakledilmektedir, lakin Ehli sünnete müntesip alimlerden Kur’an’ın tahrif edildiğine inanan hiç kimse mevcut değildir. Velev ki mevcut olsa bile hükmü bellidir. Her kim olursa olsun Kur’an’ın tahrif edildiğini söyleyen herkes kafirdir, bilakis böyle birini tekfir etmeyen hatta küfründe şüphe eden dahi kafirdir. Biz buna dair Sünni ulemanın fetvalarını daha önce nakletmiştik. Bilmiyorum Ehli sünnet kaynaklarındaki bir kısım rivayetleri dillerine dolayarak Ehli sünnetin de tahrife cevaz verdiğini geveleyen Rafiziler bu fetvaların altına imza atarlar mı? Bilakis aşağıda geleceği üzere Rafiziler Kuran’ın tahrifi konusunu bizim gibi itikad konusu olarak değil de bir tür ilmi mesele olarak görmüş ve tahrifin vuku bulup bulmadığı konusunda –en iyimser ihtimalle- kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir. Kısacası bu yazıyı yazan şahıs her kimse, Zehebi’den önceki Sünni ulemanın tahrifi kabul ettiği ve Zehebi’nin ise bu duruma itiraz ettiği şeklinde bir senaryo yazmıştır. Biz de buradan bu kişiye ve aynı iddiada bulunan herkese bu senaryoyu isbat etmeleri konusunda meydan okuyoruz. Buna dair tek bir nakilde bulunup isbatlayabilirlerse bunu burada yayınlayacağız ve tahrife inanan o alim (!) her kimse de buradan küfrünü ilan edeceğiz! Tabi bundan kasdımız açıkça tahrife yani şu elimizdeki Kuran’ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiği gündeki Kuran gibi olmadığı, Onun vefatından sonra Kuran’da artırma ve eksiltme yapıldığı iddiasına açıkça delalet eden sözlerdir. Yoksa tilavet neshinden, kıraat farklılıklarından vesaireden bahseden rivayetleri veyahut da en kötü ihtimalle ihtimalli birtakım sözleri getirerek Ehli sünnet de tahrifi kabul ediyor demeleri ilmi bir tutum değildir. Mesela Şia ulemasından açıkça tahrifi ifade eden sözler çoktur. “Kurana Dil Uzatanları Tanıyalım” ismiyle Türkçeye tercüme edilen kitapta Şia ulemasından buna delalet eden elliye yakın belki daha fazla nakilde bulunulmaktadır. Sözkonusu kitabın 37. Sahifesinde şöyle denilmektedir:

"11- Nûrî et-Tabersî (ö.1320h) ve eseri Faslu’l-Hitâb:

Kur’ân’ın tahrif edildiğine dair Şia tarafından ileri sürülen rivayet ve görüşler, çoğu kimsenin muttali olamadığı mezkûr kitaplarında serpiştirilmiş olarak yer almaktadır. Allah celle celâluhû bu fırkanın olumsuz tutumlarının ortaya çıkmasını murad edince büyük alimlerinden biri olan Nûrî et-Tabersî hicrî 1292 yılında Emîru’l-Müminîn’in türbesinin bulunduğu Necef’te Kur’ân’ın tahrif edildiğini ispatlamaya yönelik büyük bir eser kaleme aldı. Bu eserine Faslu’l-Hitâb fî isbâti Tahrîfi Kitâbi Rabbi’l-Erbâb adını verdi. (Yani Rabblerin Rabbi olan Allah’ın kitabının tahrif edildiğinin isbatına dair ayrıntılı açıklama!) Bu eserinde müellif hali hazırda var olan Kur’ân’ın tahrif edildiğine dair iddiasını ispatlamak üzere bol miktarda rivayet zikretmektedir.

et-Tabersî eserinin mukaddimesinde şöyle der:

“Bu eser, Kur’ân’ın tahrif edildiğini ispata ve ayrıca zulüm ve düşmanlık ehli kimselerin olumsuzluklarını ortaya sermeye yönelik güzel ve değerli bir eserdir.”!!!

Eserinin 211. sayfasında şunları kaydeder:

“(Kur’ân’ın) fesahatı bazı yerlerinde mucize düzeyine çıkarken bazı yerlerde de akıl alamayacak derecede düşüklük arzetmektedir.”!!!


Başka bir yerde de şöyle demektedir:

“Üçüncü Mukaddime: Kur’ân’ın değiştirilip değiştirilmediğine yönelik olarak alimlerimizin görüşlerinin zikredilmesine dairdir. Bu konuyla alakalı olarak ulemanın sahip olduğu birçok görüşten ikisi meşhurdur:

1- (Kur’ân’ın) değişiklik ve eksiltmeye maruz bırakıldığı: Bu görüşü Küleynî’nin hocası büyük alim Şeyh Ali b. İbrahim el-Kummî’nin tefsirinde benimsediği görüştür. Tefsirinin bazı kısmında bu görüşü açıklayarak sadece hocalarını ve güvenilir kişileri zikredeceğini belirtmesine rağmen kitabını bu tür rivayetlerle doldurmuştur. Talebesi Sikatu’l-islam el-Küleynî rahimehullâh da bu manada açık-seçik ve çok sayıda rivayeti nakletmesi sebebiyle aynı görüşü benimsemektedir. (Faslu’l-Hitâb, s.25-26)


Tabersi’nin sözleri uzayıp gitmektedir. İsmini zikrettiği Kuleyni, el-Kafi adlı hadis kitabıyla meşhurdur ve öyle ki bizdeki Buhari ne ise Şia nezdinde Kuleyni de odur. Kummi de onların en meşhur müfessirlerinden olup belki bizdeki Taberi muadilindedir. Kur’an’a Dil Uzatanları Tanıyalım isimli bu kitapta tahrifi reddediyor görünen Şii ulemanın da bu tutumunun aslında takiyyeden kaynaklandığı kendi alimlerinden nakillerle ifade edilmektedir:

“a-Nimetullah el-Cezâirî:
“Görüldüğü kadarıyla bu görüş, sahipleri tarafından birçok maslahat gözetilerek ileri sürülmüş bir görüştür. Buna göre ‘Kur’ân’ın tahrife ma-ruz kaldığı doğru ise, böyle muharref bir Kur’ân’ın kural ve hükümleri nasıl uygulamaya konulabilir.’şeklinde eleştiriler gündeme gelebilir. İşte bu tür eleştirilerin önüne geçmek amacıyla tahrif fikri reddedilmektedir.!? (el-Envâru’n-Nu’mâniyye)

b- Nûrî et-Tabersî:
“et-Tûsî’nin et-Tibyân adlı eseri incelendiğinde tamamen muhalifleri idare etmek ve onlarla iyi geçinmek kabilinden davrandığı görülecektir.” Tabersî bu sözlerini desteklemek amacıyla şu delilleri zikretmektedir: “Ali b. Tâvûs, Sa’du’s-Se’ûd adlı eserinde şunu söylemektedir: Dedem Ebû Cafer et-Tûsî’nin et-Tibyân adlı eserinde anlattıklarını biz de dile getirmek- teyiz. Onu bu görüşlerle yetinmeye takiyye tutumu itmiştir.”!? (Faslu’l-Hitâb, s.38)

c- Hintli ilim adamı Ahmed Sultan:
“Kur’ân’da tahrifin bulunduğunu reddedenlerin bu tutumları takiyyeden başka bir şeye dayanmamaktadır.”!? (Tashîfu’l-Kâtibîn, s.18. İhsan İlahi Zahîr’in eş-Şi’a ve’l-Kur’ân adlı eserinden naklen.)”


Görüldüğü üzere Şia uleması, tahrif görüşünün takiyye ve maslahat gerekçesiyle bazı alimleri tarafından reddedildiğini, Şia’nın asıl itikadının ise Kuran’ın tahrifine inanmak olduğunu itiraf etmektedirler. Bizim konumuz Şia’nın Kuran’a bakışı olmadığı için burada sadece işaret etmekle yetindik.Tafsilat isteyenler bu bahsettiğimiz ‘Kuran’a Dil Uzatanları Tanıyalım’ ismiyle neşredilen kitaba bakabilirler. (Muhammed b. Abdurrahman es-Seyf, İnceleme Araştırma Eserleri Yayınları) Bu kitapta şu anki konumuz olan Ehli sünnet kitaplarında tahrife işaret ettiği iddia edilen rivayetlerle alakalı faydalı açıklamalar da bulunmaktadır. Söylediğimiz gibi her kim Ehli sünnet arasında tahrif görüşü olduğunu iddia ediyorsa, aynı bu Şii ulemasından nakledilenler kadar açık ifadeler, konuyla alakalı tartışmalar nakletmekle mükelleftir. Bu, asla kadir olmayacakları bir şeydir, çünkü böyle bir tartışma sözkonusu değildir. Ehli sünnet, bu konuda en ufak bir şüpheye yer veren herkesi tekfir etmiştir. Şia da bugün eğer Kuran konusunda Ehli sünnet gibi düşündüklerini iddia ediyorlarsa şu halde bu ismi geçen alimlerini ve başkalarını tekfir etmekle mükelleftir ki bunu yapmaları zaten kendilerini inkar anlamına gelir. Zira bu ismi geçen alimler Şia’nın temel taşlarıdır. Yani, bu sadece biz Kuranın tahrifine inanmıyoruz, Şianın camilerindeki Kuran aynı Kurandır vs gibi demagojilerle olacak bir iş değildir. Eğer Kuranın tahrifine inanmıyorsalar şu halde tahrife inananlar hakkındaki görüşlerini açıklamaları gerekir: Böyle diyen birisi Müslüman mıdır kafir mi? Zaten iş bu noktaya vardığında hemen lafı Ehli sünnet kaynaklarında güya tahrife delalet ettiği iddia edilen bu tür rivayetlere getirmektedirler. Eğer bu konuda takiyye yapmayıp samimi olsalardı meseleyi sizden de böyle diyenler var noktasına getirmezlerdi. Bilakis Şii, Sünni her kim Kuranda eksiklik fazlalık iddia ederse kafirdir, deyip konuyu kapatmaları gerekirdi. Gerçi bunlar takiyye uzmanı oldukları için yeri geldiğinde bunu da derler lakin kaynaklarında geçen açık ifadeler bu takiyyeyi geçersiz kılmaktadır. Zira “yalancının mumu yatsıya kadar yanar”!

Tahrife delalet ettiği iddia edilen rivayetlerin bir kısmı hakkında diyeceklerimiz bu kadardır. Yazının geri kalan bölümünde ise recm ayetiyle alakalı rivayetlerin topluca bir değerlendirmesini sunacağız inşallah.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1759
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #6 : 28.06.2018, 19:43 »
Kur’an’dan recm ayetinin düştüğü iddiasıyla alakalı olarak yukardaki yazıda getirilen ilk rivayet Ömer (ra)’ın şu sözüdür:

لَوْلاَ أَنْ يَقُولَ النَّاسُ زَادَ عُمَرُ فِي كِتَابِ اللَّهِ، لَكَتَبْتُ آيَةَ الرَّجْمِ بِيَدِي


"Eğer insanlar Ömer, Kuran'a bir şey ekledi diyecek olmasalardı, ben bizzat kendi elimle recm ayetini yazardım."

Evvela, şunu belirtmemiz gerekir ki İmam Buhari, bu rivayeti Sahih’inde Kitab’ul ahkam, Hakimin huzurunda yapılan şehadetle alakalı babta muallak yani senedini zikretmeksizin nakletmiştir. Yani esas itibariyle bu rivayet Buhari’nin Sahih’inde isnadıyla rivayet ettiği hadisler cümlesinden değildir. Buhari’nin sahihlik kriterlerine uymadığından ve benzeri sebeblerden dolayı bu hadis gibi birçok hadisi Buhari, bab başlıklarında vesairede böyle talik yoluyla yani senedini hazfederek nakleder. Eğer bu rivayeti doğrudan Buhari’yi kaynak vererek nakleden şahıs, bunu hadis ilimlerindeki cehaletinden dolayı veyahut da kasıtlı olarak yapmışsa her durumda da iyi yapmamıştır. Çünkü bunu okuyan sıradan vatandaşın aklında doğrudan bu rivayetin Buhari’de geçen ve dolayısıyla sahihliğinde hiçbir şüphe bulunmayan bir hadis olduğu fikri canlanacaktır. Halbuki durum öyle değildir. Her ne kadar Buhari’nin zikrettiği bu rivayetlerin hepsinin, başka kaynaklarda mevsul yani kopukluk olmayan senedi bulunsa ve Buhari, batıl ve münker rivayetleri bu şekilde talik yoluyla dahi olsa kitabına almamış olsa dahi netice itibariyle bu tip rivayetlere Buhari’nin kendi hadisleri gibi kesin sahih diyemeyiz. Bilakis bu rivayetlerin hükmünün ayrıca araştırılması gerekir.

Şimdi bu hadisin aslı Ebu Davud’un Süneni (no: 4418) başta olmak üzere çeşitli kaynaklarda bulunmaktadır. Tirmizi ise şunu rivayet etmiştir:


عَنْ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ قَالَ: رَجَمَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَرَجَمَ أَبُو بَكْرٍ، وَرَجَمْتُ، وَلَوْلاَ أَنِّي أَكْرَهُ أَنْ أَزِيدَ فِي كِتَابِ اللهِ لَكَتَبْتُهُ فِي الْمُصْحَفِ، فَإِنِّي قَدْ خَشِيتُ أَنْ تَجِيءَ أَقْوَامٌ فَلاَ يَجِدُونَهُ فِي كِتَابِ اللهِ فَيَكْفُرُونَ بِهِ.

“Ömer b. El-Hattab(r.a)’dan rivayet edilmiştir dedi ki: Resulullah(s.a.v) recm etti; Ebu Bekr recm etti; bende recm ettim. Allah’ın kitabına ilave etmiş olmaktan çekinmemiş olsam onu muhakkak mushafa yazardım. Çünkü ileride bazı kavimlerin gelip onu Allah’ın kitabında bulamayınca inkar edeceklerinden cidden korkuyorum.” (Tirmizi 1456 Hasen sahih kaydıyla.)

Görüldüğü üzere Tirmizi sahih hükmünü verdiği bu hadisi farklı bir lafızla rivayet etmiştir ve onun rivayetinde “Allah’ın kitabına ilave etmiş olmaktan çekinmemiş olsam onu muhakkak mushafa yazardım.” Denilmektedir. İşte bu sahih rivayet, bizzat Ömer (ra)’ın Allah’ın kitabına ilave yapmaktan çekindiğinden dolayı bu recm ayetini Kuran’a yazmadığını göstermektedir. Eğer Ömer, bunun neshedilmemiş olan, bizzat muhkem bir ayet olduğuna inansaydı bu ifadeyi sarfetmezdi. Aynı rivayeti İmam Ahmed, şu şekilde nakletmektedir:


وَلَوْلا أَنْ يَقُولَ قَائِلُونَ: زَادَ عُمَرُ فِي كِتَابِ اللهِ عز وجل مَا لَيْسَ مِنْهُ، لَكَتَبْتُهُ فِي نَاحِيَةٍ مِنَ الْمُصْحَفِ

“Şayet bazıları; Ömer Allah'ın kitabında ondan olmayan bir şeyi ziyâde etti, dememiş olsalardı, onu Mushaf'ın bir köşesine yazardım.” (Müsned-i Ahmed, no: 156)

İbn Hacer’in bildirdiğine göre bu ifadeyi Ebu Nuaym şu şekilde rivayet etmiştir:


لَكَتَبْتُهَا فِي آخِرِ الْقُرْآنِ
“Onu Kur’an’ın sonuna yazardım.” Hilye’de bu ifadeyi bulamadım. Bkz. Feth’ul Bari, 12/143.

Eğer bu ifadeler sabitse, Ömer (ra)’ın yapmayı düşündüğü şeyin bu tilaveti neshedilen recm ayetini bizzat Kur’an’a dahil etmek değil, mushafın bir köşesine not olarak kaydetmek olduğunu göstermektedir. Mushafın içine değil de kenarına tefsir kabilinden birtakım şeyler yazmanın ise herhangi bir sakıncası yoktur. Buna rağmen Ömer (ra), bunun Allah’ın kitabına ilavede bulunduğu gibi yanlış anlamalara sebebiyet vereceğinden veyahut da bazı kimselerin bunu bizzat Kur’an’dan bir ayet zannetmelerinden korktuğu için bunu yapmamıştır. Yoksa eğer ki Ömer (ra) gibi cesareti ve din konusundaki tavizsizliği bilinen birisi, Allah’ın kitabından olduğuna inandığı bir şeyi sırf insanlardan korktuğu için gizleyecek değildi. Ömer (ra)’ın elinde devlet otoritesi de vardı ve recm ayetini Kur’an’a yazdırmak istese bunu yapardı. Bunu –önünde hiçbir engel olmadığı halde- yapmamış olması onun recm ayetinin Kur’an’dan olmadığına itikad ettiğini göstermektedir. Nitekim Zerkeşi de buna işaret ederek bu durumun sözkonusu ayetin tilavetinin neshedilmiş olduğuna, yürürlükte olmadığına delalet ettiğini ifade etmiştir. (el-Burhan, 2/36 ve ondan naklen Suyuti, el-İtkan, 3/85) Bu hadisi delil getirerek haşa Ömer (ra)’ın Kur’an’ın tahrifine inandığını iddia edenler aslında tam aleyhlerine olan bir şeyi delil getirmişlerdir. Çünkü rivayetteki ifadeler onları yalanlayacak cinstendir. Ancak bu kimseler öyle görünüyor ki herkesi kendileri gibi takiyyeci, ikiyüzlü ve korkak zannediyorlar, Ömer (ra)’ı da öyle zannediyorlar! Kendileri Kur’an’a inanmadıkları halde bu küfürlerini gizledikleri gibi sahabenin de öyle yaptığını zannediyorlar olabilirler ama durum elhamdulillah böyle değildir.

Böylece iddiacının şu sözlerinin anlamsızlığı ortaya çıkmış bulunmaktadır:

"Ömer bin Hattab Kuran’dan recm ayetinin düştüğünü söyleyerek şöyle diyor: "Eğer insanlar Ömer, Kuran'a bir şey ekledi diyecek olmasalardı, ben bizzat kendi elimle recm ayetini yazardım." (bk. Sahih-i Buhari, Kitabul al-ahkam, Babu’ş Şehadet…)


"لو کان ان يقول الناس زاد عمر في کتاب الله لکتبت آية الرجم بيدي ...(صحيح بخاري، کتاب الاحکام، باب الشهادة عنه الحاکم”


"Arapça ibaret çok net bir şekilde ikinci halifenin Kuran’ın tahrif olduğuna inandığını gösteriyor. Rivayet Ehli Sünnetin en önemli kitabı olan Sahih-i Buhari’de gelmiş. Yani Halife Ömer Kuran'ın tahrif edildiğini, çünkü recm ile ilgili bir ayetin olduğunu söylüyor ve bunun tilavet yönünden neshedilmediğine de inanıyor; çünkü bizzat şartların elverişli olması durumunda bunu Kuran’a kaydetmek istediğini, fakat halkın tepkisinden çekindiği için yapamadığını söylüyor.”

İddiacı bütün bunları tıpkı İmam Zehebi’ye tahrifi söylettiği gibi Ömer (ra)’a da söylettirmiştir, halbuki Ömer (ra)’ın sözünde tahrifle alakalı en ufak bir işaret sözkonusu değildir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e indirilen recm ayetinin lafzı şu şekildedir:


الشَّيْخُ وَالشَّيْخَةُ إِذَا زَنَيَا فَارْجُمُوهُمَا أَلْبَتَّةَ


“Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ettiklerinde onları kesinlikle recmedin” (Müsned’uş Şafii, sf 163) Bu ayet, Şafii (ra)’ın zikrettiği bu lafza yakın başka lafızlarla da rivayet edilmiştir. İbn Kesir, Nur suresinin baş tarafında konuyla ilgili hadisleri rivayet ettikten sonra şöyle demektedir:

"Muhtelif kanallardan rivayet edilen bu hadîsler Recm âyetinin yazılı olduğunu, daha sonra tilâvetinin (okunuşunun) neshedildiğini ve fakat hükmünün amel edilir olarak bakî kaldığını göstermekte, buna delâlet etmektedir. Hamd, Allah'a mahsûstur."

Böylece anlaşılıyor ki recm ayeti de tilaveti neshedilmiş olan ayetlerden birisidir. Ömer (ra)’ın –Ebu Davud ve başkalarının rivayetlerinde geçtiği üzere- biz onu okuyorduk, demesi buna delalet etmektedir. Yani neshedilmeden önce okuyorduk demek istemiştir. Bu ayetin tilavetinin neshedilerek Allah tarafından Kur’an’dan çıkarılmasının ise bir çok sebebi olabilir. Suyuti bu hususta bazı rivayet ve görüşlere yer vermiştir:


وَأَخْرَجَ الْحَاكِمُ من طريق كثير بن الصامت قَالَ: كَانَ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ وَسَعِيدُ بْنُ الْعَاصِ يَكْتُبَانِ الْمُصْحَفَ فَمَرَّا عَلَى هَذِهِ الْآيَةِ فَقَالَ زَيْدٌ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: " الشَّيْخُ وَالشَّيْخَةُ إِذَا زَنَيَا فَارْجُمُوهُمَا أَلْبَتَّةَ " فَقَالَ عُمَرُ: لَمَّا نَزَلَتْ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُلْتُ أَكْتُبُهَا فَكَأَنَّهُ كَرِهَ ذَلِكَ فَقَالَ عُمَرُ أَلَا تَرَى أَنَّ الشَّيْخَ إِذَا زَنَى وَلَمْ يُحْصَنْ جُلِدَ وَأَنَّ الشَّابَّ إِذَا زَنَى وَقَدْ أُحْصِنَ رُجِمَ

Hakim, Kesir b. Sâmit'ten yaptığı rivayette, şöyle dediğini nakleder: Zeyd b. Sabit ve Said b. Âs, Mushaf'ın tertibi sırasında recm âyeti ile karşılaşınca Zeyd; Resûlullah'ın  Yaşlı erkek ile yaşlı kadın zina ederlerse, onları recmedin, dediğini işittim cevabını verir. Hz. Ömer ise; bu âyet nazil olunca Resûlullah'a geldim. Bunu âyet olarak yazayım mı deyince Resûlullah Ömer'in bu teklifini pek hoş karşılamadı. Bunun üzerine Ömer; görmez misin ki yaşlı ve evli olmayan bir erkek zina ederse kırbaçlanır, genç ve evli olan bir erkek zina ederse recm edilir demiştir.

قَالَ ابْنُ حَجَرٍ فِي شَرْحِ الْمِنْهَاجِ فَيُسْتَفَادُ مِنْ هَذَا الْحَدِيثِ السَّبَبُ فِي نَسْخِ تِلَاوَتِهَا لِكَوْنِ الْعَمَلِ عَلَى غَيْرِ الظَّاهِرِ مِنْ عُمُومِهَا


İbnu Hacer «Şerhu'I-Minhac»ında şöyle der: Bu hadisten anlaşıldığına göre, âyetin tilavetindeki neshin sebebi, zahirine bakmaksızın umum manasıyla amel edilmesidir.

قُلْتُ: وَخَطَرَ لِي فِي ذَلِكَ نُكْتَةٌ حَسَنَةٌ وَهُوَ أَنَّ سَبَبَهُ التَّخْفِيفُ عَلَى الْأُمَّةِ بِعَدَمِ اشْتِهَارِ تِلَاوَتِهَا وَكِتَابَتِهَا فِي الْمُصْحَفِ وَإِنْ كَانَ حُكْمُهَا بَاقِيًا لِأَنَّهُ أَثْقَلُ الْأَحْكَامِ وَأَشَدُّهَا، وَأَغْلَظُ الْحُدُودِ وَفِيهِ الْإِشَارَةُ إِلَى نَدْبِ السَّتْرِ.

Derim ki: Hatırıma güzel bir fikir geldi. Tilavetin neshindeki sebeb, neshedilen âyetin hükmü baki kalmakla beraber, Mushafta yer almayışı ve tilavetinin şöhret bulmayışı sebebiyle, Müslümanlara kolaylıktır. Çünkü neshedilen âyetin taşıdığı hüküm, Kur’ân'da mevcut olan hükümlerin en zoru, en şiddetlisi ve cezaların en ağırıdır. Bunda kusurları kapatmanın mendup olduğuna da işaret sözkonusudur.

وَأَخْرَجَ النَّسَائِيُّ: أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ قَالَ لِزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ أَلَا تَكْتُبُهَا فِي الْمُصْحَفِ؟ قَالَ: أَلَا تَرَى أَنَّ الشَّابَّيْنِ الثَّيِّبَيْنِ يُرْجَمَانِ وَلَقَدْ ذَكَرْنَا ذَلِكَ فَقَالَ عُمَرُ: أَنَا أَكْفِيكُمْ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ اكْتُبْ لِي آيَةَ الرَّجْمِ قَالَ: لَا تَسْتَطِيعُ قَوْلُهُ: "اكْتُبْ لِي" أَيْ ائْذَنْ لِي فِي كِتَابَتِهَا أَوْ مَكِّنِّي مِنْ ذَلِكَ.

Nesei'nin rivayet ettiğine göre Mervan b. Hakem, Zeyd b. Sabit'e şöyle demiştir: Bu âyeti Mushaf'a yazmadın mı? Bunun üzerine Zeyd; iki evli gencin recmedildiklerini duymadın mı? Biz önceden söylediğimizde Hz. Ömer; bu hususta gerçeği size bildiririm, demişti. Hz. Ömer meseleyi Resûlullah'a açıp, ya Resûlullah, recm âyetini bana yaz dedi. (yani yazabilir miyim ?) diye sordu. Resûlullah da, yapamazsın cevabını verdi. [el-Mehamili’nin rivayetinde yapamam, şeklindedir. İbn Kesir, Müsned’ul faruk, 2/601) Hz. Ömer'in bu âyeti bana yaz sözü, âyeti yazmama müsaade et, veya bu imkanı bana tanı, mânasındadır.

أَخْرَجَ ابْنُ الضُّرَيْسِ فِي فَضَائِلِ الْقُرْآنِ عَنْ يَعْلَى بْنِ حَكِيمٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ أَنَّ عُمَرَ خَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ لا تشكوا فِي الرَّجْمِ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَلَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أَكْتُبَهُ فِي الْمُصْحَفِ فَسَأَلْتُ أُبَيَّ بْنَ كَعْبٍ فَقَالَ أَلَيْسَ أَتَيْتَنِي وَأَنَا أَسْتَقْرِئُهَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَدَفَعْتَ فِي صَدْرِي وَقُلْتَ تَسْتَقْرِئُهُ آيَةَ الرَّجْمِ وَهُمْ يَتَسَافَدُونَ تَسَافُدِ الْحُمُرِ. قَالَ ابْنُ حَجَرٍ: وَفِيهِ إِشَارَةٌ إِلَى بَيَانِ السَّبَبِ فِي رَفْعِ تِلَاوَتِهَا وَهُوَ الِاخْتِلَافُ.


İbnu'd-Durays «FedâiIu'I-Kur’ân» adlı eserinde Ya'la b. Hakim tarikıyla Zeyd b. Eslem'den yaptığı rivayette Hz. Ömer'in, insanlara hitab ederek şöyle dediğini nakleder: Recm hususunda şikayette bulunmayın. Çünkü o hakktır. Bu âyeti Mushaf'a yazmayı arzuladığımda Ubey b. Ka'b'a sordum on¬dan şu cevabı aldım; Resûlullah'dan bu âyeti okumasını istediğim zaman, sen bana geldin, göğsümü iterek; bunlar merkepler gibi birleşirken Resûlullah'a recm âyetini mi okutacaksın, dememiş miydin!

Bu haberin şerhinde İbnu Hacer şöyle der: Burada tilavetin neshindeki sebebin izahına işaret vardır ki o da ihtilaftır.”

Suyuti’nin yaptığı bu nakiller özetle şunları ifade etmektedir: Öncelikle recm ayetinin Kur’an’a yazılmaması –konuyla alakalı rivayetler sabitse- bizzat Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in tercihidir. Ömer (ra) bunu talep ettiğinde ayet neshedilmiş olabilir. İbn Hacer bu hususta şu muhtemel sebeblere dikkat çekmiştir: Ayetin zahiri yaşlı erkek ve yaşlı kadının recmedileceğini göstermektedir. Halbuki evli bile olsa genç erkek ve kadının recmedilir keza yaşlı olduğu halde bekar olan birisine celde cezası verilir. İnsanlar arasında ayetin anlaşılması hususunda böyle bir ihtilaf çıkmaması için ayetin okunuşu kaldırılmıştır. Keza evli erkek ve kadının zinası gibi çirkin bir olayın açıktan zikredilmesi hoş görülmediğinden dolayı ayet nazil olup bunun hükmünü bildirdikten sonra hüküm baki kalmakla beraber ayetin okunuşu kaldırılmıştır. Suyuti, bunlara ilaveten Kurandaki en şiddetli cezalardan birisi olan recmin yani taşlayarak öldürmenin zikredilmek istenmemiş olmasını da bu neshin muhtemel hikmetleri arasında zikretmiştir. Allah en doğrusunu bilendir.

Konuyla alakalı diğer rivayetlere de kısaca değinerek mevzuyu toparlamak istiyorum. Bu rivayetler yine recm ayetiyle alakalı olup, Ahzab suresinin bugünkünden daha uzun olduğu bilgisini içermektedir. Bu hususta Aişe (ra)’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir:


كَانَتْ سُورَةُ الْأَحْزَابِ تُقْرَأُ فِي زَمَانِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِائَتَيْ آيَةٍ، فَلَمَّا كَتَبَ عُثْمَانُ الْمَصَاحِفَ لَمْ يَقْدِرْ مِنْهَا إِلَّا عَلَى مَا هُوَ الْآنَ

“Ahzab süresi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında 200 ayet olarak okunurdu. Osman Mushafları yazdığı zaman şu an elimizde olanlar haricindekilere ulaşamadı.”

Ebu Ubeyd, Fedail’ul Kur’an, sf 320; Suyuti bu haberi ayrıca İbn’ul Enbari ve İbn Merdeveyh’e de nisbet etmiştir. Ed-Durr’ul Mensur, 6/560
Kurtubi’nin Ahzab suresinin tefsirinin girişinde naklettiğine göre İbn’ul Enbari bu haberi rivayet ettikten sonra şöyle demiştir:


فَمَعْنَى هَذَا مِنْ قَوْلِ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ عَائِشَةَ: أَنَّ اللَّهَ تَعَالَى رَفَعَ إِلَيْهِ مِنْ سُورَةِ الْأَحْزَابِ مَا يَزِيدُ عَلَى مَا عِنْدَنَا. قُلْتُ: هَذَا وَجْهٌ مِنْ وُجُوهِ النَّسْخِ

“Müminlerin annesi Aişe (ra)’ın bu sözünün manası şudur: Allah Teala Ahzab suresinden elimizde bulunanlardan fazlasını kendi katına almıştır.” (Kurtubi diyor ki) Derim ki: Bu, nesh türlerinden birisidir.”

Böylece hadisin ravisi olan İbn’ul Enbari, bunu tilavet neshi olarak tefsir etmektedir. Çünkü bu ayetleri kaldıranın bizzat Allahu Teala olduğunu vurgulamıştır. Şimdi hadisi rivayet edenler bu şekilde yorumlarken bu hadisi diline dolayan iddiacının şu sözü neyin nesidir? “Oysa Ahzab süresi 72 ayettir. Dikkat ederseniz elimizde sadece bunlar kaldı, işareti kesin dille tahrifi onaylamaktadır.” Bu da iddiacının bu sefer Aişe (ra)’a söylettiği başka bir yalandır. Zira ne Aişe (ra)’ın sözünde tahrife bir işaret vardır, ne de bu hadisi zikreden alimlerden herhangi birisi bu hadisten böyle bir mana çıkarmışlardır. Bütün bunlar, hadisin sahih olduğu farzedildiği takdirdedir, zira hadisin senedinde İbn Lehia vardır ki alimlerden bir çoğunun tenkidine uğramıştır. Vallahu a’lem.

Bunun bir benzeri Huzeyfe (ra)’dan rivayet edilmiştir ki buna göre o, şöyle demiştir:


قَرَأْتُ سُورَةَ الأَحْزَابِ عَلَى النَّبِيّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَنَسِيتُ مِنْهَا سَبْعِينَ آيَةً مَا وَجَدْتُهَا


“Ben Ahzab suresini Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e okudum, lakin ondan 70 ayeti unuttum ve bulamadım.” (Buhari, et-Tarih’ul Kebir, no: 2659)

Öyle anlaşılıyor ki Ahzab suresinin bir bölümü neshedildiği için Allah onu insanlara unutturmuş ve böylece neshedilen ayetlerin mushafa girmesi bu surette sözkonusu olmamıştır. Allah en doğrusunu bilendir.

Konuyla alakalı başka rivayetlerde ise Ahzab suresinin Bakara suresi uzunluğunda olduğu söylenmektedir.


عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، قَالَ: قَالَ لِي أُبَيُّ بْنُ كَعْبٍ: يَا زِرُّ، كَأَيِّنْ تَعُدُّ؟ أَوْ قَالَ: كَأَيِّنْ تَقْرَأُ سُورَةَ الْأَحْزَابِ؟ قُلْتُ: اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ آيَةً، أَوْ ثَلَاثًا وَسَبْعِينَ آيَةً. فَقَالَ: «إِنْ  كَانَتْ لَتَعْدِلُ سُورَةَ الْبَقَرَةِ، وَإِنْ كُنَّا لَنَقْرَأُ فِيهَا آيَةَ الرَّجْمِ» . قُلْتُ: وَمَا آيَةُ الرَّجْمِ؟ قَالَ: (إِذَا زِنًا الشَّيْخُ وَالشَّيْخَةُ فَارْجُمُوهُمَا الْبَتَّةَ نَكَالًا مِنَ اللَّهِ. وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ)

Zirr bin Hubeyş'den şu şekilde nakledilmiştir: Übeyy b. Kab bana şöyle dedi: "Ey Zirr, Ahzap suresini kaç (ayet) olarak sayıyorsun –başka bir rivayette okuyorsun-?" Ben de "Yetmiş iki veya yetmiş üç ayet" dedim. O zaman şöyle dedi: "O, Bakara suresine denkti; biz onda recm ayetini de okuyorduk." Ben, recm ayeti nedir, deyince şöyle dedi: "Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ettiklerinde, onları elbette recm edin!! Allah'tan bir ceza olarak; ve Allah Aziz ve Hakim'dir!!" (Ebu Ubeyd, Fedail’ul Kur’an, sf 320; ayrıca Hakim, el-Müstedrek, no: 3554’te rivayet ederek sahih olduğunu söylemiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir. İbn Hibban ve Ziya el Makdisi de bunu sahih görerek nakletmişlerdir.)

Bu da aynı şekilde tilaveti neshedilen ayetler cümlesindendir. Hatta Kurtubi’nin naklettiğine göre Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam (rh.a) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e indirildiği halde hiçbir şekilde okunmadan ve yazılmadan kaldırılan ayetler olduğunu ileri sürerek farklı bir nesh çeşidinden bahsetmiştir. Kurtubi, bu rivayeti ve benzerlerini de bu cümleden saymıştır. (Bkz. Bakara: 106. Ayetin tefsiri)

Böylece iddiacının bu rivayetlere dayanarak sarfettiği “Bu hesaba göre Ahzap suresinden 200'ü aşkın ayet eksilmiştir!!” sözü de boş bir söz olmaktadır. Bunu hiç kimse söylememiştir ve alimlerden bunu ve benzeri rivayetleri tahrife yoran hiç kimse olmamıştır, olması da mümkün değildir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1759
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KUR'AN'DA -HAŞA- EKSİKLİK OLDUĞU İDDİASI!
« Yanıtla #7 : 28.06.2018, 19:45 »
Netice: Böylece Ehli sünnete göre Kuran’ın tahrif edildiğini ileri süren iddiacının bu iddiasının geçersizliği ortaya çıkmış ve zikrettiği rivayetlerin bir kısmının sahih olmadığı, sahih olanların da tahrife değil Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında tilaveti kaldırılarak bizzat onun sağlığında Kur’an’dan Allah’ın emriyle çıkartılmış olan ayetlere işaret ettiği anlaşılmıştır. Şimdi bize bu soruyu yönelten şahsın bu konudaki yorumunu ve bu açıklamalardan mutmain olup olmadığını merak ediyoruz. Daha önce de kendisine bu konulardaki fikrini sormamıza rağmen kayda değer bir cevap vermedi, sadece konuyla alakalı cevabı başka kaynaklardan öğrendiğini söyledi o kadar. Meseleyi nasıl çözdüğü ise meçhulumuzdur. Böyle bir münazara şekli olmaz, yani sen kendisini İslama nisbet eden birisi olarak Kuran ayı olan mübarek Ramazan’da Kur’an’ın manaları üzerinde tefekkür etmek yerine bizzat Kuran hakkında şüphe uyandıracak tarzda soru yönelteceksin, müslümanım dediğin halde bu husustaki akideni ortaya koymayacaksın; ben elbetteki tahrifi reddediyorum, böyle bir iddianın küfür olduğu bellidir, lakin bu iddialara ilmi olarak nasıl cevap verilir demek yerine muğlak birtakım sözlerle mevzuyu geçiştireceksin ve vardığın neticeyi bile bildirmeyeceksin! İnsana sormazlar mı derdin ne o zaman, bu mübarek ayda neden gündeme getiriyorsun bunu, cahillerin kafasına şüphe atıyorsun, bu hareketin insanların manevi hislerinin coştuğu Ramazan ayında dine yönelmelerini engellemek için televizyonda dinin temelleriyle alakalı şüphe içeren abuk subuk tartışmalar yapan ilahiyatçılardan ne gibi bir farkı vardır? Bu şahsın buna yapacağı bir açıklama varsa buyursun yapsın. Bugün insanlar din konusunda hakikaten tuhaf bir noktaya gelmişlerdir. Öyle ki dinin en tartışılmaz temellerinin sorgulanması bile insanların çoğu nezdinde magazinel bir tartışmadan veya çok enteresan fikirlerden öte bir anlam ifade etmiyor. Toplum, hiçbir tartışılmaz değeri olmayan, bütün fikirlere açık tam anlamıyla demokrat bir toplum haline gelmiş. Edip Yüksel bundan 30 sene önce Kur’an’dan sadece iki ayeti inkar ettiği için bizzat babası tarafından mürted ilan edildi, uzun yıllar korkusundan Türkiye’ye gelemedi. Fakat şu an bizzat İslamcılar onu münazaralara, konferanslara davet ediyor; bu şahısla karşılıklı saygı (!) çerçevesinde açıkoturumlar düzenliyorlar. Böyle sinirleri alınmış, kırmızı çizgileri ortadan kalkmış bir toplumda bu anlayışı sorgulamayan birisi nasıl davete muhatap olacak bunlar üzerinde düşünülmesi gerekir. Kendi inandığını iddia ettiği kitabı bile tartışmaya açan, ya da tartışılmasından rahatsız olmayan bir kavmin bir akideye samimi olarak iman etmesi –kendisini dönüştürmedikçe- çok zordur. Rad: 11. Ayette buyrulduğu gibi “Bir kavim kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirecek değildir” Bu hususa da yeri gelmişken temas etmek istedik. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2023 Gösterim
Son İleti 18.02.2016, 00:41
Gönderen: İbn Teymiyye
2 Yanıt
1873 Gösterim
Son İleti 10.09.2016, 22:42
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1115 Gösterim
Son İleti 31.05.2018, 07:43
Gönderen: Uhey
7 Yanıt
1059 Gösterim
Son İleti 08.09.2018, 08:44
Gönderen: Teymullah
0 Yanıt
642 Gösterim
Son İleti 28.09.2018, 03:11
Gönderen: İbn Teymiyye