Tavhid

Gönderen Konu: "ELLİ SAHABENİN ECRİ"  (Okunma sayısı 1247 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1115
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
"ELLİ SAHABENİN ECRİ"
« : 21.03.2018, 01:49 »
«للعامل منهم أجر خمسين...»
“Elli Sahabenin Ecri”

Şeyh Hasen bin Huseyn bin Şeyh (Muhammed bin Abd’il Vehhab)
ed-Durer’us Seniyye, 8/91-95

Şeyh Hasen bin Huseyn bin Şeyh (Muhammed bin Abd’il Vahhab), (rahimehullah)’a Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu sözü hakkında soruldu:

... للعامل منهم أجر خمسين
“…onlardan amel edene elli ecir vardır.”

Bunun üzerine şeyh (rahimehullah) şöyle cevap verdi:

“Öncelikle bilmelisin ki; referans verilen bu hadisi Ebu Davud, Tirmizi ve İbnu Mace; Utbe bin Hakim, o Amr bin Harise’den, o Ebu Umeyye eş-Şabani’den o Ebu Salebe el-Kuşani (radiyallahu anh) yoluyla Allah Te’ala’nın şu buyruğu hakkında nakletmiştir.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ
“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (el-Ma’ide 5/105)

Ebu Salebe el-Kuşani (radiyallahu anh) dedi ki:

Vallahi, ben bu ayeti Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sormuştum şöyle buyurmuştu:


بل ائتمروا بالمعروف، وتناهوا عن المنكر، حتى إذا رأيت شحاً مطاعاً، وهوى متبعاً، ودنيا مؤثرة، وإعجاب كل ذي رأي برأيه، ورأيت أمراً لا بد لك منه – وفي لفظ - لا يدان لك به، فعليك بخاصة نفسك، ودع عنك أمر العوام؛ فإن وراءكم أيام الصبر، فمن صبر فيهن كان كمن قبض على الجمر؛ للعامل فيهن أجر خمسين رجلاً يعملون مثل عمله. قالوا: يا رسول الله، أجر خمسين منهم؟ قال: أجر خمسين منكم
“Bilakis, ta ki cimriliğe boyun eğildiğini, hevaya tabi olunduğunu, dünyanın etkisi altında kalındığı, herkesin kendi reyini beğendiğini yapabilecek birşeyin olmadığını –diğer bir lafızda- (yapabilecek) gücün olmadığını görene kadar, birbirilerinize ma’rufu emredin ve münkerden sakındırın. Bu durumda hassaten üzerine düşeni yap ve avamın işlerini terket. Şüphesiz ardınızda sabır günleri vardır. Herkim o zaman sabır gösterirse sanki eliyle kor parçasını tutmuş gibidir. O günlerde (salih) amel edene onun yaptığının benzerini yapan elli adamın ecri vardır. Sahabeler sordular:

Ey Allah’ın Rasulü! Onlardan elli kişinin ecri mi? Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Hayır) sizlerden elli kişinin ecri.”
(Tirmizi, Hadis no: 3058; Ebu Davud, Hadis no: 4341; İbnu Mace, Hadis no: 4014)

Hafız Münziri (rahimehullah) Muhtasar’us Sünen li Ebu Davud isimli eserinde der ki: “O, Abbas bin Ebu Hakim el-Hamadani eş-Şami’dir. Bir tek (alim) kimse dahi onu eleştirmemiş ve hakkında (kötü) konuşmamıştır.” Hafız Münziri daha sonra dedi ki: “Tirmizi’nin bu hadisle alakalı hükmü “hasen garib” olduğudur.”*

Bunu bildiğinde; bu kimsenin büyük ecir ve sevap kazanmasının, sahabeden elli kişinin faziletine eşit olmasının manası, -Hafız Süleyman Hattabi, Ebu’l Ferec Abd’ur Rahman bin Receb ve başkalarının- belirttiği üzere onun yardımcısız ve yardımsız olmasındandır.

Fesad ve dinlerdeki karışıklık zamanında doğru menhec ve nebevi yolda istikamet üzere olan kimse –sevdiklerinin yanında olsa bile-
"Garib"tir. Engeller her yerde olup afet çoğaldığında, çirkinlikler ve münkerat tezahür ettiğinde, din tahrif edilip değiştirilmesi zuhur ettiğinde, heva ve yanlışlara tabi olunduğunda, sana eşlik edecek ve yardım edecek kimse olmadığında, ahbaplığından hoşnut olacağın muvahhid bulmak zor olduğunda, insanlar solmuş saman gibi olduğunda, fitne ve harb rüzgarları heryerde olduğunda, münafıkların şerleri yayıldığında, muttakilerin sabrı azaldığında, iyilik yolları kesilip atıldığında, dalalet ve helak yolları kolaylaştığında kurtuluş ve kaçış olmadığında...

İşte muvahhid, kırmızı mücevherden daha izzetli olan şeylerin ortasındadır/arasındadır. Bununla beraber, ne ona ne de görüşüne icabet eden; ne söylediğini ne de davet ettiğini kabul eden yoktur. Muhalefet flamaları/sancakları aleyhlerine dikilir/açılır. Düşmanlık ve adaletsizlik okları fırlatılır, en kindar gözler kendisine bakar, her delirmiş münafık ve müfteri ona eza eder, garib kılınır, İslam dinine yapılanlar sebebiyle kalbi parçalanır, gözden düşer ve yıkıma uğratılır, batıl ise ateşini körükler ve şerriyle afakı doldurur.

Bütün bunların yanında o, dosdoğru ve Allah Ta’ala tarafından hüccet ve burhanları ikame edilmiş hanif dinindendir. Allah için söyle bana; bu ruhunda/kalbinde derinleşmiş yakin ve sıdk, kamil tevhid, sabır, iman, rıza ve Rahman (olan Allah)’ın kaderine teslimiyet sahibi olandan başkasından sadır olabilir mi? Allah Te’ala sabredenlere çokça sevab vaad etmiştir:


إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
“...sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.” (ez-Zümer 39/10)

Ulemadan (rahimehumullah) bazıları dedi ki:

من اتبع القرآن والسنة، وهاجر إلى الله بقلبه، واتبع آثار الصحابة، لم يسبقه الصحابة، إلا بكونهم رأوا رسول الله صلى الله عليه وسلم

“Her kim Kur’an’a ve Sünnet’e tabi olur, kalbiyle Allah’a hicret eder, sahabenin asarına tabi olursa, –sahabelerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i görmüş olmaları dışında- sahabe onları geçmez.” Alıntı burada sona erdi.

O dönemde sahabelerin hepsinin avaneleri ve kardeşleri vardı, yardımcıları ve destekçileri vardı. Bundan dolayı Ali İbn’ul Medeni (rahimehullah) –İbn’ul Cevzi (rahimehullah)’ın “Sıfat’us Safve” isimli kitabında belirttiği üzere- şöyle demiştir:


ما قام أحد بالإسلام بعد رسول الله صلى الله عليه وسلم ما قام أحمد بن حنبل، قيل: يا أبا الحسن، ولا أبا بكر الصديق؟ قال: إن أبا بكر الصديق رضي الله عنه كان له أصحاب وأعوان، وأحمد بن حنبل لم يكن له أصحاب

“İslam’da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kıyamından sonra Ahmed bin Hanbel (rahimehullah)’ın kıyamı gibi kıyam eden kimse olmamıştır. Ona denil di ki: Ya Ebu’l Hasen, Ebu Bekir es-Siddık da mı (öyle kıyam etmedi)? De di ki: Ebu Bekir es-Siddık (radiyallahu anh)’ın yanında ashabı ve yardımcıları vardı. Ahmed bin Hanbel (rahimehullah)’ın ise ashabı yoktu.” Alıntı burada sona erdi.

İmam Ahmed Abdullah İbnu Mes’ud (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


بدأ الإسلام غريباً، وسيعود غريباً كما بدأ، فطوبى للغرباء. قيل: يا رسول الله، ومن الغرباء؟ قال: النـزاع من القبائل
“İslam garib bir halde başladı ve yine garib bir hale dönecektir. Müjdeler olsun o gariblere. Denildi ki: Ya Rasulullah, guraba (garibler) kimdir? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Garibler kabileleri tarafından kovulan kimsesizlerdir.”

Ebu Bekir el-Acuri el-Hanbeli (rahimehullah) da bunu şu şekilde rivayet etmiştir:

قيل: من هم يا رسول الله؟ قال: الذين يصلحون إذا فسد الناس
“Denildi ki: Ya Rasulullah, garibler kimdir? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: İnsanlar bozulduğunda salah edenlerdir.”

Başkaları da bunu şu şekilde rivayet etmiştir:

قال: الذين يفرون بدينهم من الفتن
“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Dinleri için fitneden kaçanlardır.”

Tirmizi Kesir bin Abdullah el-Muzeni’den o babasından o da büyükbabasından, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

الذين يصلحون ما أفسد الناس من سنتي
“Garibler insanların benim sünnetimden ifsad ettiklerini salah edenlerdir.”

İmam Ahmed de Sad bin Ebu Vakkas (radiyallahu anh)’ın hadisi olarak ve Taberani de Abdullah bin Ömer (radiyallahu anhuma)’nın hadisi olarak Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet etmiştir:

طوبى للغرباء، قيل: ومن الغرباء؟ قال: قوم صالحون قليل، في قوم سوء كثير، من يعصيهم أكثر ممن يطيعهم
“Müjdeler olsun o gariblere. Denildi ki: Garibler kimdir? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Kötülük sahibi çok sayıda kimse arasındaki az sayıdaki salihler topluluğudur. Onlara karşı çıkanlar onlara uyanlardan çoktur.”

Evzai (rahimehullah) bu hadisin açıklaması olarak şöyle demiştir:

أما إنه ما يذهب الإسلام، ولكن يذهب أهل السنة، حتى ما يبقى في البلد منهم إلا رجل واحد، أو رجلان

“Şüphesiz İslam kaybolmayacaktır. Ancak, ta ki bir belde de bir tane yahut iki tane kalıncaya kadar Ehli Sünnet kaybolacaktır.”

Buhari Mirdas es-Sulemi (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


يذهب الصالحون الأول فالأول، ويبقى حثالة كحثالة الشعير، أو التمر، لا يباليهم الله باله
"Salihler birbiri ardınca kaybolur (ölür), geriye arpanın yahud hurmanın çalkantı kozalakları gibi değersizleri kalır ki, Allah onlara hiçbir değer vermez."

Hasan el-Basri (rahimehullah) ashabına şöyle derdi:

يا أهل السنة ترفقوا رحمكم الله، فإنكم من أول الناس

“Ey Ehli Sünnet! Nazik olun Allah size rahmet etsin. Şüphesiz siz (kaybolacak) insanların  ilkisiniz.”

Yusuf bin Ubeyd (rahimehullah) dedi ki:


ليس شيء أغرب من السنة، وأغرب منها من يعرفها

“Sünnetten daha garibi yoktur, ondan daha garib olan ise bunu (sünnetin garib olduğunu) bilendir!”

Ebu’l Kasim Taberani ve diğerleri benzer bir isnad ile- Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’ın hadisi olarak rivayet etmişlerdir ki Ebu Hureyre (radiyallahu anh) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir:


المتمسك بسنتي عند اختلاف أمتي، له أجر شهيد
“Ümmetimden ihtilaf anında sünnetime yapışana şehid ecri vardır.”

Müslim Sahih’inde Mua’kkal bin Yesar’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

العبادة في الهرج كهجرة إلي
“Herc/kargaşa zamanında ibadet, bana hicret etmek gibidir.”

Hasan Basri (rahimehullah)’dan şöyle rivayet edilmiştir:

لو أن رجلاً من الصدر الأول بُعث، ما عرف من الإسلام شيئاً إلا هذه الصلاة

“İlk nesilden (sahabeden) bir kimse diriltilecek olsa sizin bu namazınızdan başka İslam’dan hiç birşeyi tanıyamazdı.”

Hasan Basri (rahimehullah) devamla şöyle demiştir:


أما والله، لئن عاش على هذه المنكرات، فرأى صاحب بدعة يدعو إلى بدعته، وصاحب دنيا يدعو إلى دنياه، فعصمه الله، وقلبه يحن إلى ذلك السلف، ويتبع آثارهم ويستن بسنتهم، ويتبع سبيلهم، كان له أجر عظيم

“Vallahi, kim bu münkeratın içinde yaşar, bid’atine davet eden bid’at sahibini ve dünyaya davet eden dünya sahibini (dünyaya düşkünlük göstereni) görür buna karşın Allah Te’ala onu korur; kalbi selefe meyleder, onların asarına ve sünnetine tabi olursa işte böyle bir kimse için büyük bir ecir vardır.”

Mübarek bin Fudale isimli Basralı bir hadis aliminin Hasan Basri (rahimehullah)’dan naklettiğine göre Hasan Basri (rahimehullah) lüks içerisinde yaşayan ve sulta sahibi olup, bunda cezayı gerektirecek bir husus olmadığını söyleyerek insanların mallarını ve ellerindekini onlardan alan zengin bir kimseden bahsetmiş. Hasan Basri (rahimehullah) onun saptırıcı bir mübtedi olduğunu ve müslümanlara huruç eden (karşı ayaklanan) bir kimse olup Allah’ın kafirler aleyhinde indirdiği ayetleri müslümanlar aleyhinde tevil ettiğinden bahsedip şöyle demiştir:


سنتكم، والله الذي لا إله إلا هو، بينها وبين الغالي والجافي، والمترف والجاهل؛ فاصبروا عليها، فإن أهل السنة كانوا أقل الناس، الذين لم يأخذوا مع أهل الإتراف في إترافهم، ولا مع أهل البدع أهواءهم، وصبروا على سنتهم حتى أتوا ربهم. فكذلك فكونوا إن شاء الله

“Sizin sünnetiniz –kendisinden başka (hak) ilah bulunmayan Allah’a yemin olsun ki- ne aşırılıkla ne ihmalkarlıkla ne müsamahakarlıkla ne de cahillikle değildir. Dolayısıyla, sünnet üzere sabredin. Şüphesiz Ehli Sünnet insanların en azıdır. Ehli Sünnet ne müsamahakarların müsamahakarlıklarıyla ne de bid’at elinin bidatıyladır. Ehli Sünnet Rabblerine ulaşıncaya kadar sünnetleri/yolları üzere sabreder /sebat eder. Siz de böyle olun inşallah.”

Hasan Basri (rahimehullah) daha sonra şöyle demiştir:


والله لو أن رجلاً أدرك هذه المنكرات، يقول هذا: هلم إلي! ويقول هذا هلم إلي! فيقول: لا أريد إلا سنة محمد صلى الله عليه وسلم، يطلبها ويسأل عنها، إن هذا له أجر عظيم. فكذلك فكونوا إن شاء الله

“Vallahi, bir adam bunun; “bana gel”, diğerinin; “bana gel” dediği (kendisine davet ettiği) bu münkeratı idrak eder, bunun üzerine “Hayır! Ben Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetinden başkasını istemiyorum” der, bunu talep edip soruşturursa işte bu kimse için büyük bir ecir vardır. Siz de böyle olun inşallah.”

Muvarrak (rahimehullah)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:


المتمسك بطاعة الله إذا جنب الناس عنها، كالكار بعد الفار

“İnsanlar Allah’a taati kenara ittiğinde Allah’ın taatine yapışan tıpkı (savaşta) kaçanın ardından (kaçmayıp geride) kalan gibidir.”

Ebu’s Saadat İbn’ul Esir Nihaye’de şöyle demiştir:


أي: إذا ترك الناس الطاعات ورغبوا عنها، كان المتمسك بها له ثواب كثواب الكار في الغزو، بعد أن فر الناس عنه

“Yani; insanlar (Allah’a) taati terk edip buna rağbet ettiğinde, Allah’a taate yapışana; insanlar savaştan kaçtıktan sonra yerinde (dimdik) duranın sevabı gibi/kadar sevap vardır.”



Alıntı yapılan: dipnotlar
* Şeyh’ul İslam İbnu Teymiyye (rahimehullah)’ın da belirttiği üzere, Tirmizi’nin bir hadisle alakalı “Hasen Garib” hükmü vermesi o hadisin “Hasen” olduğu anlamına gelir:

الترمذي إذا قال : حسن غريب : قد يعني به أنه غريب من ذلك الطريق ، ولكن المتن له شواهد صار بها من جملة الحسن

“Tirmizi “Hasen Garib” dediğinde, hadisin tarik yönüyle “Garib” olup metin yönünden onu destekleyen başka hadisler tarafından desteklenip “Hasen” olarak sınıflandırılacağı anlamına gelir.” (İbnu Teymiyye, Mecmu’ul Feteva, 18/24)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4447 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 01:35
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
4802 Gösterim
Son İleti 19.06.2015, 02:34
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5131 Gösterim
Son İleti 17.09.2018, 16:09
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
4270 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 17:15
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1820 Gösterim
Son İleti 03.03.2018, 16:28
Gönderen: AbdulAzim