Tavhid

Gönderen Konu: EBU ESMA VE DİĞER AZERİ DAVETÇİLER HAKKINDA!  (Okunma sayısı 3194 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

huzeyfe

  • Ziyaretçi
Selamun aleykum ebu esma kimdir? bu adam netten izledigim kadariyla azeri ve hadislerin coguna gerek buhariden gerek muslimden olsun zayif diyor. Alimleri  ibn teymiye muhammmed bin abdilvehhab gibi alimleride konusmalarindan anladim kadariyla tekfir ediyor.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1772
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: EBU ESMA VE DİĞER AZERİ DAVETÇİLER HAKKINDA!
« Yanıtla #1 : 15.02.2017, 23:04 »
Bismillahirrahmanirrahim. Bahsettiğiniz şahısla alakalı detaylı bir malumatımız yoktur. Şu an her taraf bu şekildeki cehennem davetçileriyle dolup taştığı için açıkçası bu tip kimselerin takibiyle çok fazla ilgilenmiyoruz ve kimseye de böyle her yeni çıkan sözde davetçiye kulak vermesini tavsiye etmiyoruz. Şimdi bu şahıs hakkında bahsettiğiniz şeyler Allahu a’lem doğrudur. Zaten menhec olarak sapık birisi olduğu görülmektedir. Zira selefe ve ilim ehline müracaat etmekten ziyade Kitap ve sünneti tamamen kendi anladığı istikamette yani şahsi reyiyle tefsir etmeye meyillidir. Mezhepleri kabul etmemektedir. Hatta mezhebe tabi olmayı şirk, tabi olunan imamları da tağut olarak nitelendirmektedir. Küçük şirk-büyük şirk ayrımını kabul etmemektedir. Kur’an mahluktur vb bidat akidelerini bizzat dinin aslını ihlal eden küfürler gibi değerlendirmekte, keza namazın terkini de aynı şekilde icma edilmiş kati bir küfür gibi görmekte ve bütün bu hususlarda tekfir etmeyeni de tekfir etmektedir. Bütün bunlar halefiyle selefiyle ümmetten hiç kimsenin, hiçbir alimin söylemediği sözlerdir ve dolayısıyla sapıklıktır.

Bizim bu şahısla alakalı kısa araştırmamızda edindiğimiz izlenimler bunlardır. Eğer tesbitlerimizde bir hata varsa veya bunlardan döndüyse kendisi veyahut da mevzu hakkında bilgi sahibi olan birisi gelir bizi ikaz eder ve biz de gerekli düzeltmeyi yaparız. Dediğimiz gibi biz bu tür şahısları ciddiye almıyoruz ve aklı başında hiç kimse de böylelerini ciddiye almayacağı için böyle kişilerle alakalı çok tafsilatlı bir reddiye yapma ihtiyacı hissetmiyoruz. Sitemizde bu tip sapık tekfirci zihniyette olan ve de genel anlamda Kitap ve sünnet mealcisi adını verdiğimiz tipler hakkında fazlasıyla çalışma vardır ve bundan sonra da inşallah olacaktır. Burada bir hatırlatma kabilinden sadece şunu belirtmek istiyoruz ki bu adamların derdi asla Kitap ve sünnete tabi olmak değildir. Çünkü maksat o olsa asla ümmetin icma’ına muhalif sözler söylemez, seleften kaynağı olmayan kelamlar etmezlerdi. Zira ümmetin icmasına tabi olmayı ve ümmetten hiç kimsenin söylemediği sözlere dalmamayı emreden bizzat Allah ve Rasulüdür (sallallahu aleyhi ve sellem). Böylece anlaşılıyor ki bu adamların maksadı Kitap ve sünnete tabi olmak değil bilakis alimleri devre dışı bırakarak şer’i nassları diledikleri şekilde yorumlayabilmektir. Bu hususlarda daha önce yeterince bilgi verildiği için burada bu kısa hatırlatmayla yetiniyoruz.

Bu bahsettiğiniz “Əbu Əsma” isimli şahsın kendisi hakkında söyleyeceklerimiz bunlardır. Yeri gelmişken son olarak bu şahsın mensup olduğu Azeri kavmi ve bu kavme mensup “ilim talebeleri (!)” hakkında bazı şeyler söylemek istiyoruz.  Azerbeycan sahabe döneminde İslam topraklarına katılmış bir bölgedir ve miladi 1500’lü yıllardaki Safevi istilasına kadar da Ehli sünnete intisap edenlerin çoğunlukta olduğu bir diyar olarak kalmaya devam etmiştir. Ancak bu dönemden sonra Azerbeycan’ı istila eden Şah İsmail (lanetullahi aleyh) öncülüğündeki Kızılbaş Safevi çeteleri Ehli sünnete intisap edenleri kılıçtan geçirmiş ve buraların ahalisini zorla Şiileştirmişlerdir. O günden bu yana da Azeriler tıpkı İranlılar gibi çoğunluğu Rafızilerden müteşekkil bir halk olarak varlığını sürdürmüştür. Bu yıkımın üzerine bir de 1920’lerde komünist Rus hükümetinin istilasına uğrayan Azerbeycan’da dinden geriye kalan izler de silinip gitmiş ve ta ki komünist sistemin yıkıldığı 1990’lara kadar da Azeriler fiilen ateist bir toplum olarak yaşamıştır. Bu tarihten itibaren dini sahada yaşanan kısmi serbestlikle beraber Azerbeycan’da dini hareketler görülmeye başlanmış ve bilhassa Suud, Mısır gibi ülkelerde dini ilimler tahsil eden Azeriler vasıtasıyla selefi akımlar Azerbeycan diyarında uzun zamandan sonra ilk defa görülmeye başlanmıştır. Şu anda Azerbeycan’daki İslamcı hareketler büyük oranda dış kaynaklıdır ve bilhassa da Türkçe basılan kitaplar ve Türk kökenli cemaatlerin uzantıları vasıtasıyla bir hareketlilik yaşanmaktadır.

Şimdi Azerbeycan’daki dini manzarayı özetleyecek olursak durum şudur: Öncelikle 500 seneye yakındır Ehli sünnet dünyasıyla ve 90 seneye yakındır da İslam’la tamamen bağlarını koparmış bir halk sözkonusudur. Yani tabiri caizse Azerbeycan İslam kültürünü ve İslami akımları 500 sene geriden takip etmek durumundadır. Bizim buralarda yıllar önce hatta asırlar önce tartışılmış ve tabiri caizse bayatlamış bir takım meseleler, bidat birtakım görüşler Azerbeycan’da ve buna benzer yerlerde (komünist istilası altında yaşamış olan diğer Balkan, Kafkas ve Orta Asya ülkeleri de buna kıyas edilebilir) çok yeni fikirler gibi revaç bulup tartışılabilmektedir. Mesela bu şahıs ve benzerleri Türkiye’de ve sair ülkelerde hadis inkarcılarının yıllar önce ortaya attıkları usulleri sanki kendileri bulmuş gibi hararetle savunmakta ve de Buhari ve Muslim’deki hadislere bile dil uzatabilmekte, keza selef alimlerine –Türkiye ve sair Sünni kökenli ülkelerdeki çoğu azgının bile cesaret edemeyeceği şekilde- açıktan dil uzatabilmektedirler. Dini konularda bu kadar pervasız konuşabilmelerinin ardında sanırım bu şahısların yetişme tarzlarının etkisi vardır. Zira Azerbeycan yukarda işaret ettiğimiz gibi halkın bir kısmının itikaden ateist olduğu, geri kalanın da kendisini İslama nisbet etse bile fiiliyatta ateist olarak yaşadığı; namaz, oruç, hicab, ezan gibi İslam şiarlarının bile nadiren raslandığı bir ülkedir. Azerbeycan’da yaşayan bir genç bizdekinin aksine çocukluktan itibaren İslami kavramları duyarak yetişmez; ne okulda ne çevrede ne radyo televizyonda islami değerlerin ve İslam büyüklerinin, selef alimlerinin sevgisi empoze edilerek büyümez. İstisnalar kaideyi bozmaz. Bunları Türkiye ve sair küfür diyarlarını övmek için söylemiyoruz ancak bu ülkelerde laik yapıya rağmen halen İslama dair birtakım unsurların toplumda canlılığını koruduğu da bir vakıadır ve de Allahın bir nimetidir. İşte böyle dinden kopuk bir ortamda İslami bir altyapıya, asgari de olsa bir bilgi birikimine sahip olmadan yetişen bir Azeri genci belli bir yaşından sonra hasbelkader İslami mevzularla tanışıyor, samimiyse diyelim ki bunları sindirmeye çalışıyor ama o güne kadar edindiği ateist ahlak anlayışını ne kadar terkedebiliyor (biz bugüne kadar bu eski Sovyet artığı kavimlerden olup da bu ahlakı terkedebilene raslamadık!) bunlar hep birer müşkilat olarak Azerbeycan’daki İslamcı kişi ve kuruluşların önünde duruyor. Bahsettiğimiz üzere toplum zaten Rafızi kökenli bir yapıya sahip ve böyle bir toplumda yetişen birtakım davetçiler çok kolay Ehli sünnet alimlerine ve kaynaklarına cephe alabiliyor. Komunist eğitim sisteminden kalan akılcılıkla dini meselelere yaklaşma hastalığı ayrı bir müşkilat bir de Azerbeycan ve yakın coğrafyadaki iklim ve de çevre koşullarına bağlı olarak insanların genelinin sahip olduğu sert ve kavgacı karakterin etkisiyle –buna bir nevi bedevilik de denilebilir!-  her konuda en sivri fikir neyse onu söyleme hastalığı ise başka bir müşkilattır.  Nitekim gördüğümüz kadarıyla başka ülkelerde ortaya atılmış birtakım fikirler Azerbeycan’a girdiğinde bir anda bu fikirlerin mucitlerinin bile düşünemediği en sivri şekillere dönüşüyor; Mürcie’nin en azılı temsilcisi de bu ülkede yetişirken en gulat tekfirciler de burada çıkabiliyor. Vasat ve itidal üzere olanlar ise yok denecek kadar azınlıkta kalıyor. Hepsinin de ortak özelliği inandıkları ne olursa olsun yaşamamaları ve bütün o sivriliklerin sadece dilde ve yazıda kalması; söyledikleriyle amel edene pek raslanmamasıdır!

İşte Azerbeycan gibi ülkelerdeki davetçilerin ve tebalarının durumu maalesef budur. Bu eski komünist artığı ülkelerin ahalisi bütün ahlaki yapılarını değiştirip tam bir dönüşüm gerçekleştirmedikleri müddetçe ıslah olmaları da zordur. Zira Allahu Teala mealen “Bir kavim kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirecek değildir” (Rad: 13) buyurmaktadır. Burada bizim amacımız bir kavmi bütün olarak lekelemek ve yermek değildir. Ancak bu saydıklarımız da aklı başında herkesin göreceği hakikatlerdir ve bir kimse bu hastalıkları teşhis etmedikçe tedavisini de gerçekleştiremez. Elbette ki Türkiye gibi ülkelerin durumu da mesela Suud’a göre kötüdür, bu ise belki ayrı bir çalışmanın konusunu teşkil eder. Biz şu an konu Azeriler olduğu için onlardan bahsettik ama şunu rahatlıkla söyleriz; bizim veya Arapların ve sairenin Azerilerden ve benzer durumdaki milletlerden öğreneceği pek bir şey yoktur. Bizler yerine göre kafir bile olsa mesela Suudi kökenli bazı davetçilerin kasetlerini, kitaplarını takip ettiğimiz ve de istifade ettiğimiz olmaktadır. Çünkü adamlar selefin ilmini almışlar ve her ne kadar batılla karıştırmış olsalar bile bir şekilde o ilmi aktarmaktalar. Nitekim Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu dinin Hicaz’dan çıktığını ve ahirzamanda tıpkı yılanın deliğine girdiği gibi Hicaz’a yani Mekke ve Medine’ye geri döneceğini haber vermektedir. Dini Hicaz’dan değil de Allah Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yerdiği, Yecuc mecuc’un akrabası olarak vasfettiği, bunlarda hayır yoktur buyurduğu Türklerden, Azerilerden ve saireden öğrenmeye çalışan veya dinin merkezi olarak Hicazı, Arap yarımadasını, Şamı, Kudüsü değil de Orta Asya bozkırlarını, Anadolu’yu, Trabzon’u, Konya’yı gören kişilerin derhal bu düşünce tarzlarını değiştirmesi gerekir. Bu din nereden çıktıysa şu anda da –bütün bozulmalara rağmen- orijinal saf haline en yakın şeklini yine orada yani Hicaz’da muhafaza etmektedir. Şu halde bizler Türkiye’de zaten bir cehaletin içerisindeyken bizden daha kötü ve daha sapık bir durumda olan Azeri davetçilerine ve benzerlerine kulak kabartarak zaman kaybetmenin hiçbir manası yoktur. Kısacası ne oldukları hikmet ehli nezdinde baştan belli olan bu tip şeylerle uğraşılacak vakti selefi salihinin asarını öğrenip hayata geçirerek değerlendirmek daha faydalı bir iş olacaktır. Vallahu a’lem.

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 712
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: EBU ESMA VE DİĞER AZERİ DAVETÇİLER HAKKINDA!
« Yanıtla #2 : 03.03.2019, 06:25 »
.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics