Tavhid

Gönderen Konu: SÖZDE MUHALİFE SON SÖZLER!  (Okunma sayısı 1339 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
SÖZDE MUHALİFE SON SÖZLER!
« : 27 Mart 2017, 04:50 »
Bismillahirrahmanirrahim. Telegramdaki sözde muhalifimiz (!) bize cevap olarak yazdığı yazı dizisine (!) son vermiş! İşin aslında bunlardan muhalif bile olmaz, daha ne dediğini neyi savunduğunu bilmeyen, gece oduncusu hatib’ul leyl misali eline aldığı şey yılan mı odun mu dikkat etmeden toplayan, hangi kaynağı nerede nasıl kullanacağından habersiz, işine gelen her nakli avamın önüne atmayı marifet sayan bir cahilden muhalif olmaz, olsa olsa kuru inada dayalı bir hasım olur. Madem kendinden çok emindin, meselelere vakıftın, biz de sana göre cahildik, bizim gibi cahillerin (!) birkaç sözüyle niye yazmaktan vazgeçiyorsun ki? Ama öyle görünüyor ki baltayı taşa vurdun, çuvalladığını anladın o yüzden aynı dediğimiz gibi yol yakınken döneyim dedin, değil mi? Hikmet sahibi bir insan birisiyle hasım olmadan önce bile iki kez düşünür, bu kişilerle husumet etmeye, ilmi münazara yapmaya benim gücüm yeter mi diye ama işte insanın gözünü böyle hırs haset bürüdüğünde rezil olacağını bile bile münazara etmeye kalkar! Sende hiç mi akıl yok, bir kere senin karşındaki muhalifin Arapça kaynaklara vakıf, senin gibi sağdan soldan tercüme kitaplarla hareket etmiyor, senin getirdiğin nakilleri de fazlasını da kaynağından tetkik etme imkanına sahip, münazaraya baştan mağlup olarak girmişsin, ama inad, kibir, taassup ne dersen de birçok şeyi kendilerinden öğrendiğin kişilerle boy ölçüşmeye kalkıyorsun ve sonuçta da böyle acaib durumlara düşüyorsun. Bizi bunları yazmak zorunda bırakıyorsun, bunlar işin gerçeğidir ama gerçekleri konuşunca da adımız kibirli oluyor; her neyse bunları geçelim de şimdi senin yazdıklarınla alakalı usul cihetinden birkaç noktaya değineceğiz inşallah ve bu yazının sonrasında da içtihad, taklid, mezhep vs konularda nasıl bir usul takip edilmesi gerektiğine dair risalenin telifine başlayacağız inşallah. Ama bundan sonraki yazılarda artık muhatabımız sen ve senin gibi cehli mürekkep cahiller olmayacaktır; bilakis hakkı arayanlara yönelik olarak yazılarımızı neşredeceğiz bunu da böylece bilmiş olun!

Şimdi sen şu ana kadar birçok nakillerde bulundun. Bu nakil yaptığın şeyler ya doğrudan muasır kafirlere ait görüşlerdir. Mesela “Muhammed Buhayt el-Mutî'î” veya “Ahmed b. Muhammed ed-Dihlevî” gibi.  Sen bu kimseler hakkında hiçbir işarette bulunmadan bunların sözlerini muteber alimlere ait sözlermiş gibi naklettin. Sen bize diyorsun Useymin’den alıntı yapıyorsunuz vs de sen hiç bizim muasırlardan ve başka kafirlerden kendilerine ait sözleri bu şekilde sanki muteber bir alimmiş gibi naklettiğimizi gördün mü? Bizim yapıp yapmamamızdan öte böyle bir şey caiz mi? Biz kafirin bir sözünü nakletsek veya kitabını tavsiye etsek bile mutlaka bu şahsın akidede problemli olduğuna işaret ederiz ve etmemiz gerekir. Ama sen muhtelemen o yazıları sırf cevap verme kaygısıyla gözü dönmüş bir şekilde yazdığın için bunları belki düşünemedin hatta belki bu kişileri tanımıyordun, belki alim zannediyordun vs Allah bilir artık doğrusunu. Kaldı ki bu ismi geçen kişiler bile seninle aynı görüşü mü savunuyor o da ayrı bir meseledir. Mesela Mutii, kendisi Hanefi’dir; hakkında bilgi veren kaynaklar –Zirikli’nin el-A’lam gibi mesela- onun Hanefi fukahasından olduğunu söylerler, nitekim alıntı yaptığın “İçtihad ve Taklid” ismiyle tercüme edilen kitap aslında Hanefi mezhebi tabakatına dair bir eserden bölümdür; sözkonusu eser  Osmanlı Şeyhulislamlarından İbn Kemal’e reddiye içermektedir; yazarın mezheplerden bütünüyle çıkmak gerektiğine dair bir görüşü olduğunu zannetmiyorum ve göründüğü kadarıyla kitabın mevzusu Hanefi Mezhebinin kendi içindeki bir tartışmayı yansıtmaktadır. Zaten dediğimiz gibi Türkçeye tercüme edilen kitap Hanefi tabakatına dair daha hacimli bir eserin içinden bir bölümdür, kitabı tercüme eden Ebu Muaz –o da sizin gibi mezhepsizdir hatta bu konuda sizin üstadınız sayılır!- bu kitaptan işine gelen bir bölümü tercüme edip sizin gibi cahillerin önüne atmıştır. Tıpkı zamanında İbn Kayyım’ın “İ’lam’ul Muvakkiin” adlı eserinden taklidle alakalı bölümün cımbızla çekilip “Taklid risalesi” diye tercüme edilmesi gibi! İşte böyle siyakından sibakından, önünden arkasından kopartılarak yapılan nakiller yüzünden cahillerden birçoğu sapmıştır. Bu hususa ilerde tekrar değineceğiz inşallah. Dihlevi’ye gelince; bu zat Hindistan’da mezhepsizliği savunan ehli hadis ekolünün liderlerinden birisidir ancak o bile tam olarak sizin gibi mi düşünüyor tartılışılır! Gerçi siz nasıl düşünüyorsunuz orası da pek belli değil ama, birazcık ilimle meşgul olmuş herhangi birisinin şu Türkiye’deki Azerbeycan’daki vs’deki zahirci mezhepsiz ekol kadar sapacağına çok fazla ihtimal vermiyorum.

Bu iki kitapta da birçok alimlerden nakil yapılmıştır hatta Muhyiddin İbn Arabi’den dahi nakil vardır zira o itikadda batıni olsa da fıkıhta zahiri mezheplidir ve haliyle mezheplere karşıdır. Şimdi senin yaptığın nakiller ekseriya bu ikisinin kitabından daha doğrusu Ebu Muaz’ın yaptığı tercümelerden alınmadır. Biz seni mücerred kafirlerin tercüme ettiği veya telif ettiği kitaplardan nakil yaptın diye kınıyor değiliz. Lakin böyle yerlerden nakil yapan kişinin belli bir ihtiyat payını bırakması ve gerekirse okuyucusunu da bu yönde ikaz etmesi gerekir. Zira kafirler adalet vasfına sahip değildir ve onlardan ilim alınmaz, tercümelerine de tam anlamıyla güvenilmez. Bu babta söylenecek belki çok şey vardır ama şimdilik bunları geçiyorum. Bu meyanda son olarak şunu da söylemiş olalım ki bir konu hakkında mücerred bir alimden nakil yapmak meseleyi çözmez. Zira mezhepler ve taklid konusu asırlardır tartışılagelen bir mevzudur. Bu hususta alimler arasında –Zahirilerde olduğu gibi- mezhepleri tümüyle reddeden ya da müteahhirundan bir çoğunun yaptığı gibi mezheb taassubuna kaçanlar olduğu gibi ifrat ile tefrit arasında vasat bir tutum sergileyenler de vardır. Şimdi sen bu sayılan taraflardan birisine mensup bir alimden –örneğin İbn Hazm’dan- nakil yaparak meseleyi çözmüş olmazsın. Yapılması gereken şey bütün alimlerin görüşlerini tahkik ederek racih olan kavli tesbit etmek ve şazz görüşleri de ayıklamaktır ve tabi bunu yaparken de yine muhakkik alimlere istinad etmektir. Bu ise ancak ehlinin yapacağı bir iş olup gece oduncularının işi değildir!

Şimdi son olarak sözde muhalifimizin yazısındaki bazı çelişkilere değinmek istiyoruz.

Diyor ki: "Ey Muhalif demişsin ki: "Avama tavsiyen nedir? Avam direk delillerden hüküm çıkarabilir mi?"
Deriz ki; Avama tavsiye olarak yukarda bazı şeyler söylemiş bulunmaktayız.
❗️Avam direk delillerden hüküm çıkarabilir mi sorusunda gelince; ️Burada ictihad gerektiren bir meseleden bahsediyorsan ictihad etmek için kişide belli şartlar bulunması gerekir!”


Biz zaten içtihad gerektiren meselelerden bahsediyoruz, yoksa dinde herkesin bilmesi zorunlu olan açık meselelerden mi bahsediyoruz, meseleyi niye böyle karartıyorsun ki? Şu bahsettiğin konu zaten mevzunun ana mihverini teşkil etmektedir. Biz burada avamdan bahsediyoruz ve avamın da Kitap ve sünnet naslarından doğrudan hüküm çıkartma yetkisi yoktur, bu kadar basit! Bunu sen de itiraf ettiğine göre aslında arada bir mesele kalmaması gerekiyor ama sen şu itiraf ettiğin şeyi akide edinmeye yanaşmadığın için mevzu uzamaktadır. Avam ayet ve hadislerden hüküm çıkarma yetkisine sahip olmadığına göre avamı fıkhi hükümleri doğrudan Kuran’dan ve hadis kitaplarından çıkarmaya teşvik etmen de senin bir çelişkindir. Keza bu noktada avamın sorduğu fetvanın delilini bilip bilmemesi de bir anlam ifade etmeyecektir çünkü zaten deliller avam için değildir! Müftü delil zikretse bile teberrüken, kalpleri yatıştırmak ya da avama asıl kaynağın şeriat olduğunu hatırlatmak vb gayelerle yapar.

“Avamın bildiği bir meseleye dair fetva verme konusuna dair daha önce İbn Kayyim'den 3 görüş olduğuna dair nakiller paylaşmıştık.”

İbn Kayyım’ın bu ve benzeri sözlerinden kasdın ne olduğu ilerde açıklanır inşallah, lakin burada kısaca belirtelim ki senin bu yaptığın şey usulen doğru değildir. Zira İbn Kayyımın zikrettiği bu şey istisnai bir durumdur, o da avamdan olan birisi delillerini kesin bildiği bir meselede fetva verebilir mi meselesidir. Bu konu içtihad tecezzi eder mi yani bölünür mü başlığı altında tartışılmıştır. Bu hususta –bizim de gördüğümüz kadarıyla- racih olan kavil içtihadın bölünebileceği noktasındadır. Yani bütün fıkhi meselelerde müçtehid olmayan –yani mutlak müçtehid vasfını taşımayan- birisi, eğer fıkhın belli alanlarında uzmanlaşmışsa o uzmanlaştığı sahada fetva verebilir. İçtihad bölünemez diyenlere göre ise mutlak müçtehid olmayan birisi hiçbir şekilde fetva veremez. Burada avam tabiri Ebu Hanife, Şafii ve emsali gibi mutlak müçtehid sıfatı taşımayan herkes için kullanılır. Yani avam derken hiçbir usul kaide bilmeyen halis avamdan bahsetmemektedir, bahsettiği kişiler belli konularda uzmanlaşmış mukayyed müçtehidlerdir Allahu a’lem. Yoksa bundan kasıd –birilerinin yaptığı gibi- 70 yaşındaki ihtiyarın eline Buhari verip al bununla amel et, bununla fetva ver demek değildir! Bunların izahı inşallah yerinde gelecektir.

Yine demişsin ki:

“Ey Muhalif demişsin ki: "Avam Allah'ın kitabını ve rasulün sünnetini içeren hadis kitaplarını okuyup amel edebilir mi?"❗️Allah'ın yardımıyla deriz ki; Evet amel edebilir. Fakat Muteahhir alimlerinden bazıları buna cevaz vermemişler.”
Ardından da İbn Kayyım’ın şu sözünü nakletmişsin:

"Şeyhimiz İbn Kayyim rahimehullah bu konuda şöyle demiştir:

"Bir kişinin yanında Buhari ve Müslim ya da birisi veya Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sünnetlerini anlatan güvenilir hadis kaynaklarından birisi bulunsa, bu kitaplara bakarak fetva vermesi caiz midir?”


İbn Kayyım bunun caiz olduğunu ifade etmektedir. Ancak dikkat et ne diyor? “fetva vermesi caiz midir” Zaten bu ifade başlı başına burada halis avamdan bahsedilmediğini göstermektedir, zira fetvanın yani delillere müracaat ederek bir mevzuda içtihad etmenin avamın işi olmadığı maruftur ve bunu sen de itiraf ediyorsun. Şu halde daha ne demeye İbn Kayyım’ın alimlerle alakalı söylediği bir sözü avamla alakalı söylemiş gibi lanse ediyorsun? Bir kere İbn Kayyım’ın bu ve benzeri sözlerini alıntı yaptığın “İlam’ul Muvakkiin” kitabı avama yönelik bir kitap değildir ki, bu kitap kadı ve müftülere hitaben onların riayet etmesi gereken esasları anlatan bir kitaptır. Kitabın tam adı “İ'lamu'l-Muvakkiin an Rabb’il Alemin”dir. Yani Alemlerin Rabbi adına imza atanlara bildiri veya uyarı” Alemlerin Rabbi adına imza atanlar, kadılar, müftüler ve emsalidir. İbn Kayyım bu kitapta bilhassa Kitap ve sünneti esas almayı bırakıp kendi mezheplerini esas edinen ve de mezheplerinin delilinin zayıf olduğu konularda bile mezheplerine uymaya devam eden alimleri kınamaktadır. Zira –her ne kadar aksini söyleyenler olduysa da racih olan kavle göre- alimin alimi taklid etmesi haramdır, taklid ancak avam içindir. Şu halde taklidin haramlığı, hadislere bakarak fetva vermenin caizliği vs mevzuların bizim gibi avamla bir alakası yoktur. Diğer alimlerden nakledilenler de böyledir. Her kim bunları avam için söylenmiş sözler gibi lanse ederse alimlerin sözlerini tahrif etmiş olur.

Yine diyorsun ki:

“Ey Muhalif demişsin ki: "Mezheb taklid etmeyi ne olarak görüyorsun? Bidat mi? Şirk mi? Haram mı? Vacip mi? Birisi ben Hanefilere tabiyim derse bu caiz değilmi?"
️Allah'ın yardımıyla deriz ki; Bir mezhebe bağlanmanın gerektiğini düşünmüyoruz, vacip te görmüyoruz, mutlak gerekir de demiyoruz. Avam halkın belirli bir mezhepe bağlanması gerektigini söylemeyi bidat olarak görüyoruz.”


Burada da yine bir saptırma yapmışsın. Biz sana ne soruyoruz, sen ne cevap veriyorsun? Biz sana muayyen bir mezhebe her konuda bağlanmak ve hiçbir konuda o mezhebin dışına çıkmamak vacip midir bunu mu sorduk? Müteahhir alimlerden bunu vacip görenler olduysa da doğrusu bunun vacip olmadığıdır. Yani avam istediği alimden fetva danışabilir. Fetva sorduğu alimin şu veya bu mezhepten olması gerekmez. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir. Zaten avamın hakiki anlamda bir mezhebi de olmaz. Lakin fetva danıştığı veya kitaplarına müracaat ettiği alimler Hanbeli olan veya fıkıh ilmini tahsil etmek için Hanbeli mezhebine ait bir eseri esas alan bir kişinin –tabiri caizse mecazi bir anlamda- Hanbeli’yim demesinde de bir sakınca olacağını düşünmüyoruz. Hanbeli usulüne göre fetva veren alim için böyle bir sakınca zaten mevcut değildir. Şimdi sana soru; hadi avamın mezhebi olmaz dedin peki alimin mezhebi olur mu? Alimin mezhebi olabiliyorsa neden bunu belirtmiyorsun da mezhebler külliyyen bidattir manasına gelecek sözler sarfediyorsun? Kaldı ki avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir sözü bile yine avamın da bir mezhep yani gidilen bir yola sahip olması gerektiğine ve bu mezhebini de alimlerden alması gerektiğine işaret etmektedir, bizim mezhepten kasdımız da budur. Sonuçta sen de kabul ediyorsun ki, illa şu alim veya bu alim olması gerekmese de neticede avam bir alime tabi olacak! Peki sana soru; sen avam olarak alimlere tabi oluyor musun, yoksa hadislerden kendin mi hüküm çıkarıyorsun, müftün kim senin? Bu sorulara ister açıktan cevap ver isterse de kendi iç aleminde cevap ver bu sorulara vereceğin cevap senin hak mı yoksa batıl mı konuştuğunu gösterecektir Allahın izniyle.

Ayrıca diyor ki: “Mezhebe bağlanma konusunda başka alimlerin sözlerini de paylaştık. Doğrusu alimin sözüne gerek yok bile, Kuran ve Sünnet'ten bir nakil getirin mezhebe bağlanın diye, biz hata yaptığımızı kabul eder susarız.”

Sen Kuran ve sünnette “mezhebe bağlanın” diye, bu lafızlarla bir delil olmadığını biliyorsun. Fakat mezhebin gidilen yol demek olduğunu sen de kabul ediyorsun. Bu manada herkesin dini meseleler hakkında takip etmesi gereken bir yol olması gerektiği aşikardır. Senin paylaştığın sözlerin sahibi olan alimlerin her birinin usulde takip ettikleri birer mezhebi vardır. Avam ise füru meseleler hakkında bu müçtehid alimlerden herhangi birisinin verdiği fetva ile amel eder yani onu mezhep edinir. Bunun ise delilini kendin zikretmişsin “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ve emsali ayetleri… Şu halde daha neyin delilini soruyorsun? Maksadın hakkı bulmaksa hakk ortada, ama maksadın sırf mezhep kelimesi üzerinden demagoji yürütmek ve ayet ve hadislerde mezhepten bahsedilmediği için mezhepleri bidat ilan etmekse o zaman durum değişir. Hikmet nazarıyla bakan herkes şunu görür ki sahabenin de mezhebi vardı, ondan sonra gelen selefi salihinin de ister avam ister havas olsun mezhepleri yani din konusunda takip ettikleri bir yolları vardı. Bu durum ta ki son asırlara kadar böyle devam etti lakin şu modern çağlarda dinsizlik ve laiklik akımlarının da etkisiyle mezhepsizlik akımı ortaya çıktı ve de bunlar tıpkı Avrupa’daki Protestanların yaptığı gibi Allahın kitabını anlamak için alimlere gerek olmadığını ileri sürdüler, böylece bir nevi İslam içinde bir Protestan akımı ihdas ettiler. Sürü psikolojisi vs dediğin şeyler günümüzde modernist zındıkların çokça kullandığı tabirlerdir ve siz de farkına varmadan modernist olmuşsunuz, onların kavramlarıyla konuşuyorsunuz; birazcık Mustafa İslamoğlunu Abdulaziz Bayındırı takip edersen ne demek istediğimi anlarsın. Bu adamlarla aranızda siyasi konuların dışında menhec olarak ciddi bir ihtilafınız da yoktur. Hepiniz dini anlamak için alimlere müracaat etmenin gerekmediği konusunda ittifak etmişsiniz, ihtilaf sadece teferruatta yani sadece Kur’an’mı yoksa Kur’an artı sünnet mi? Yoksa Kuranı veya Kuran+sünnet’i herkesin seleften bağımsız olarak tek başına yorumlayacağı hususunda bir ihtilafınız yok. Bu konu da çok su götürecek bir konudur, buna da şimdilik işaret etmekle yetinelim.

Bunlar senin yazılarında gördüğümüz birtakım çelişkilerdir. Şimdi bundan sonra Allahın izniyle mezhep konusunda doyurucu bir risale hazırlamayı düşünüyoruz ve burada zikredilen konuların tafsilatını oraya havale ediyoruz. Bundan sonra artık muhatabımız değilsin. Yazacağımız risaleyi okursun, belki ordan hatalarını anlarsın sonrasında da ya tevbe edersin ya da yeni teorilerle ortaya çıkarsın artık o senin bileceğin iştir. Allahın rızasını hedefleyenlerin ne yapması gerektiği ortadadır. Vesselamu ala men ittebeal huda.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1770 Gösterim
Son İleti 11 Haziran 2015, 18:23
Gönderen: Tavhid.org
0 Yanıt
2003 Gösterim
Son İleti 09 Mayıs 2016, 16:18
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
295 Gösterim
Son İleti 25 Ağustos 2018, 19:59
Gönderen: Sırât-ı Müstakîm
2 Yanıt
620 Gösterim
Son İleti 01 Eylül 2018, 21:41
Gönderen: İbn Teymiyye