Tavhid

Gönderen Konu: EL-A'LÂM'UL ALİYYE FÎ MENÂKIBİ ŞEYH'İL İSLÂM İBNİ TEYMİYYE  (Okunma sayısı 8566 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
el-A'lâm'ul Aliyye fî Menâkıbi Şeyh'il İslâm İbni Teymiyye

Şeyh'ul İmam Ebu Hafs Ömer el-Bağdadi el-Bezzar
بسم الله الرحمن الرحيم

Kitabı Yazmamın Sebebi

Şeyh'ul İmam; Vera Sahibi (Dindar), Fakih, Muhaddis Siracu ed-Din Ebu Hafs Ömer bin Ali bin Musa el-Bağdadi el-Bezzar, Allah ona Rahmet etsin ve onu Cennet ile mükafatlandırsın, dedi ki:
 
Hamd Allah'adır, Selam O'nun seçtiği kulunadır. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka İlah yoktur ve O, tektir ve ortağı yoktur. Ve Şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Rasulü'dür; Salat ve Selam onun üstüne ve Al'ine ve Ashabına olsun.

Emma Ba'd (bundan sonra):

Bu Ümmet'in Alimi ve eğitmeni; İmam, Müctehid, Mücahid, Hanif Şeriat'ın koruyucusu ve Muhammedi Sünnet'in savunucusu, Şeyh'ul İslam Takiyy ed-Din Ebi el-Abbas Ahmed ibni Abdu'l-Halim ibni Abd'us Selam ibni Teymiyye'nin Allah ruhunu mukaddes kılsın1 vefatını öğrendiğimde, İlim ve Din Ehlinden olan ve Müslümanların iyiliğini isteyen bir topluluk bana dediler ki: "Sen Şeyhi gördün ve ona arkadaşlık ettin, onun hallerine vakıf oldun ve tanıyıp bildin. Gördüklerinden bu Ümmet'ten her kime ulaşırsa onun istifade edeceği, birşeyleri yazsaydın; çünkü Salih kimseleri andığımızda (Allah'ın) Rahmet(i) iner!"

Ben de şöyle cevap verdim: "Ben ona yalnızca kısa bir süre eşlik ettim ve ben onun faziletlerinden ancak birazını biliyorum. Lakin, gördüm ki, kasıtları ve niyetleri iyi, bunlar yalnızca hayrı amaçlıyorlardı ve benden talep ettikleri şey(i yerine getirmek) benim üzerimde bir Vecibe oldu zira Alim, Müslümanlara değer katacağını düşündüğü şeyi yaymak ve dağıtmakta gayretli olmalıdır. Böylelikle azıcık çaba sarfederek onun faziletlerini tarif ettiğim, zeki okuyucuya bu adamın Fazileti ve Şerefi hususunda fikir sahibi olabileceği, bu eseri ortaya koydum. Bu eseri, üzerinde düşünenlerin faydalanabilmesi için bölümlere ayırdım ve şu konuları içerecek biçimde hatırlayabildiğim tüm hususları kitaba ekledim:

Doğumu ve menşei, Allah'ın onu yaşamı boyunca iyiye Tevfik etmesi; İlim hususundaki hırsı ve mücadelesi; sürekli olarak ziyadesiyle Hadis dinlemesi; çokca, verimli İlmi, Tasnifleri ve eserleri; Fetva yayınlama ve ders vermedeki doğruluk ve seçiciliğindeki üstün yeteneği; çeşitli zikredilen, söylenilen, nakledilen, algılanan, anlaşılan ve makul olan, kategorilerdeki keskin Basireti; İbadeti ve Vera'sı (Dindarlığı); Zühd'ü ve tecriti, kendisini İbadet'e adaması ve dünya işlerinden yüz çevirmesi; Fakirliği, Tevazu'yu tercih etmesi; Kerameti ve Feraseti; Sebatı ve Keremi; Metaneti, cesareti, Sabrı ve Allah Rıza'sı için katlandığı Fitneler; düşmanlarının Hasedler'ine karşın, Allah'ın onu koruması ve desteği; Vefatı ve sayılamıyacak kadar çok insanın Cenaze Namazını kılması; Allah'ın onun sevgisini; yaşamında ve vefatından sonra insanların kalplerine koyması2; Lütuf ve erdemlerinin, İlim ve meziyetlerinin dünyanın uçlarına yayılması.

Ve diyorum ki, Tevfik ve Reşad (başarı ve doğruya iletme) Allah'tandır!..



Alıntı yapılan: Dipnotlar
1- Tam ismi şöyledir: Taki ed-Din Ebu el-Abbas Ahmed ibni Şihab ed-Din Ebu el-Mehasin Abd el-Halim ibni Mecd ed-ddin Ebi el-Berekat Abd es-Selam ibni Abdullah ibni Ebi el-Kasım Muhammed ibni el-Hıdır ibni Muhammed ibni el-Hıdır ibni Ali ibni Abdullah ibni Teymiyye (rahimehuallah)

2- Ey okuyucu bil ki; Hafız İmam el-Bezzar'ın Şeyh hakkında söylediklerinin tümü, tamamıyla gerçeği yansıtmaktadır. Vefatından sonra aradan bu kadar zaman geçmesine karşın bu gün hala onun İlmi, Kitabları ve elbetteki sevgisi evlerimizde ve kalplerimizdedir. Bugün ben onu seviyorsam, ki Allah buna Şahid'dir, Allah'ın onun sevgisini kalbime koymasındandır. Düşmanlarının çokluğu seni aldatmasın zira kalplerdeki sevgi ve nefret; Allah'ın, Hak ve Sünnet Ehli'ni insanlar için Fitne kılmasındandır. Öyle bir Fitne'ki; Allah'ın, kalbini ve aklını Hakk'a açtıklarının dışında hiç kimse onu sevmez ve Allah'ın, kalbini ve aklını Hakk'a kör ettiği kimseden başkası da ondan nefret etmez. Allah (Azze ve Celle) sırasıyla; Rasulü'nü, Ashab'ını, Selef es-Salihin'i, Ehli Hadis'i ve onlara hayırda İttiba eden Halef'den Alimler'i; insanlar nazarında Fitne Vesile'si kılmıştır. Bu, Sünnetullah'dır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Fasıllar

Birinci Fasıl: Doğumu, Menşei ve ömrünün müddeti, Allah ondan razı olsun ve onu razı etsin, bahsi;

İkinci Fasıl: Çokca, verimli İlmi, Tasnifleri ve eserleri, Fetva yayınlama ve ders vermedeki doğruluk ve seçiciliğindeki üstün yeteneği bahsi;

Üçüncü Fasıl: Çeşitli; zikredilen, söylenilen, nakledilen, algılanan, anlaşılan ve makul olan, kategorilerdeki keskin Basireti bahsi;

Dördüncu Fasıl: İbadeti bahsi;

Beşinci Fasıl: Vera'sı bahsi;

Altıncı Fasıl: Zühd'ü ve tecriti, kendisini ibadete adaması ve dünya işlerinden yüz çevirmesi bahsi;

Yedinci Fasıl: Fakirliği, Tevazu'yu tercih etmesi bahsi;

Sekizinci Fasıl: Fiziki görünümü ve giyimi bahsi;

Dokuzuncu Fasıl: Bazı Kerametleri ve Feraseti bahsi;

Onuncu Fasıl: Keremi (Cömertliği) bahsi;

Onbirinci Fasıl: Kalbinin kuvveti ve Şecaati bahsi;

Onikinci Fasıl: Zorluklara karşı Sabrı ve ölene kadar Hak üzere kararlılığı bahsi;

Onüçüncü Fasıl: Şüphesiz Allah'u Te'ala'nın onu Hakk ve Batıl hususunda otorite ve bu ikisini ayrıştırıcı kılması bahsi;

Ondördüncü Fasıl: Vefatı, Allah ondan razı olsun ve razı etsin, ve sayılamıyacak kadar çok insanın Cenaze Namazı'nı kılması bahsi

Ek Bölüm: Şeyh'ul İslam İbni Teymiyye'ye Dostluk ve Düşmanlık Besleyen, Kendi Döneminde Yaşamış, Alimlerin Listesi
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Doğumu, Menşei ve Ömrünün Müddeti, Allah ondan razı olsun ve onu razı etsin, Bahsi

Doğumu hakkında, birçok Hafızın bana söyleyip naklettiği; Harran'da 10 Rebi el-Evvel 661H3 yılında doğmuş. Yedi yaşına gelene kadar orada kalmış, sonra babası (Allah ona rahmet etsin!) Dımeşk'e (Allah orayı korusun!) götürmüş ve orada imkan dahilinde en iyi biçimde yetişmiş, Allah onda en güzel özellikleri yetistirmiştir. Asillik, özen, ve zekilik belirtileri erken yaş dönemlerinde onda bariz olarak görülmekteydi.

Onu tanıyan güvenilir biri bana dedi ki: Şeyh (Allah ondan razı olsun!) küçüklüğünde kütüphaneye yürürdü, kütüphaneye giden yolun güzergahında oturan bir Yahudi tarafından yolundan durdurulurdu. Yahudi, ona birçok konu hakkında soru sorardı, (İbni Teymiyye'nin) zekası ve dehası sebebiyle onu sorgulamada ısrarcı davranırdı. (İbni Teymiyye) o kadar hızlı cevaplardı ki, (Yahudi) bundan dolayı ona hayran kalırdı. Sonra her ne zaman (İbni Teymiyye) onunla karşılaşsa, onun üzerinde bulunduğu Batılı kabul etmesini sağlayacak şekilde onu bilgilendirirdi. Bu sonunda onun İslam'ı kabul etmesine ve iyi bir Müslüman oluncaya kadar vardı. Bu; yaşının küçüklüğüne karşın, Şeyh'in bereketindendi.

Gençlik çağına erdiğinde artık bütün zamanını, ciddiyet ve çalışmak ile geçirdi. Küçükken Kur'an'ı Hıfz etti ve ardından Hadis, Fıkıh ve Arap Dili'ni Hıfz etmekle meşgul oldu, ta ki bütün bunlarda uzmanlaşıncaya kadar. Bunlar; katılmaya sıkı sıkıya bağlı kaldığı İlim Meclisler'ine ve Hadis ve Asar dinlemesine ek olarak yaptığı şeylerdi. Üst derece sayısız Alimden çok Kitab dinlemiştir.4 Ahmed'in Müsned'i, Buhari ve Müslim'in Sahih'i, Tirmizi'nin Cami'si, Ebu Davud es-Sicistani'nin, Nesai'nin, İbni Mace'nin ve Darekutni'nin Sünen'i gibi İslam'ın en önemli metinlerini baştan sona sayısız defa dinlemiştir. Hadis alanında ezberlediği ilk eser el-Humeydi'nin el-Cem beyn es-Sahihayn'ıydı.

İslam'i İlimler alanında onun daha önce denk gelmediği nadir Kitab vardır ve Allah onu çok hızlı bir biçimde ezberleme ve çok nadiren unutma ile Ni'metlendirmişti. Kelime kelime yahut manaen zihninde bulunmadığı birşeyle çok zor karşılaşıyor yahut işitiyordu. Sanki İlim onun etine, kanına ve bütün bedenine işlenmişti.

O, yalnızca İlim kırıntılarını şurdan burdan toplamamıştı aksine, o; tam bir anlayış ve kavrama sahibiydi ve Fazilet ve üstünlükler hususunda en seçkin insanlar arasındaydı. Allah onu, normalde başkalarını Helak edecek bir görevle görevlendirdi; bu, onu bütün yaşamı boyunca mutluluğa ve sevince götürdü. Onun liderliğinin etkilerini, bütün Alametlerin en belirgini yaptı; aklı selim herkesin kabul ettiği üzere o, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle diyerek işaret ettiklerinden biriydi: "Şüphesiz ki; Allah her yüzyılın başında bu Ümmet'e, dini işlerini yenileyecek bir Müceddid gönderecektir." (Ebu Davud) Allah'ın onunla, bu Din'in uzun zamandır unutulagelmiş kanunlarını İhya ettiği gibi, onu kendi döneminin insanları üzerinde Hüccet yapmıştır. "ve'l-Hamdu lillahi Rabbi'l-A'lemin (Alemlerin Rabbi'ne Hamd olsun)!.."



Alıntı yapılan: Dipnotlar
3- 22 Ocak Pazartesi 1263M yılına tekabul etmektedir.

4- Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye kaynaklarda geçtiği üzere ikiyüz'ün üzerinde Alim'den İlim tahsil etmiştir. (İbni Abdi'l-Hadi, el-Kevakib ed-Duriyye, 52)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Engin İlmi, Eserleri ve Hafızası; Çokca, Verimli İlmi, Tasnifleri ve Eserleri, Fetva Yayınlama ve Ders Vermedeki Doğruluk ve Seçiciliğindeki Üstün Yeteneği Bahsi

Verimli İlmi'ne gelince, şunlarda buna dahildir; Ku'ran-ı Mecid İlimleri'ndeki Ma'rifeti, ondan İstinbat (en küçük faydalar çıkarabilme) yetisi, Alimler'in onun Tefsiri hususundaki bilgisi, bu bilgileri Delil olarak kullanabilmesi hususundaki İlmi ve Allah'ın ona verdiği (Kur'an'ın) hayran bırakıcı hususlarını açığa çıkarabilme yetisi, Hükmü'nün güzelliği, onun az rastlanılan ve şaşırtıcı incileri, dil bilimi açısından mucizevilikleri ve incelikleri. Bütün bunlarda o, herkesin Taklid etmeye çalıştığı bir lider ve bir örnekti.

Eğer bir kimse onun derslerinden birinde, Yüce Kur'an'ın Ayetler'inden okuyacak olsa, o onlara Tefsiri'ni açıklar ve dersi bununla biterdi. Dersleri günün çoğunu kapsardı. Derste, daha önceden hazırlandığı Ayetleri okuması için görevlendirilmiş biri yoktu aksine, derse katılan herhangibiri kolayına gelen Ayetleri okur ve o (İbni Teymiyye) daha sonra okunan bu Ayetleri Tefsir ederdi. Zaman darlığı olmasa derse katılanlar onun birçok açıdan çok daha fazla açıklamalar yapacağını bilmeleri durumu dışında derse ara vermezdi. Ancak, dinleyicilerinin dinlenmeleri (ve ihtiyaç gidermeleri) için ara verirdi.

Örneğin,


قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

"De ki: O, Allah birdir!.."  (el-İhlas 112/1), (Ayet'inin) Tefsir'ini vermiş ve bu bir büyük cilt tutmuş. Yine,

الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

"Rahman (olan Allah) Arş'a İstiva etmiştir." (Ta-Ha 20/5) (Ayet'inin) Tefsiri otuzbeş küsür sayfa civari bir Fasikül (kitapçık) tutmuştur. Bana denildiğine göre o, Tefsir derlemeye başlamış ve eğer bitirseymiş elli cilt tutarmış.

Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in Sünnet'indeki Ma'rifeti ve Basireti, o (sallallahu aleyhi ve sellem)'in; beyanları, amelleri, hayati olaylar, savaşlar, ordular, Allah'ın ona bahşettiği mucizeleri, kendisinden nakledilenlerin hangisinin, Sahih olmayanlarının aksine, Sahih olarak nakledildiğine dair İlmi aynı şekilde sahabelerin Allah onlardan razı olsun; beyanları, amelleri, olaylar ve Fetvaları, onların bu Din için mücadeleleri ve onların sahip olup Ümmet'in geri kalanının  dışında tutulduğu Faziletler, (İbni Teymiyye) bütün bunlarda, en dakik kişiydi ve en uzmanlaşmış olandı, bu gibi konularda ihtiyacı olan bilgileri en hızlı biçimde biraraya toplayan kimseydi. Kaynağını belirtmeden Delil olarak veya başka bir şekilde bir Hadis veya Fetva söylemezdi, muhkakkak onun veya onun Sahih mi, Hasen mi vs., olduğunu söyler yahut Rivayet eden Sahabe'nin adını zikrederdi ve onun zikredip de Sıhhat'ini açıklığa kavuşturmadığı bir Rivayet hakkında ona çok nadiren sorulurdu.

En hayret ettirici şeylerden biri; Mısır'da karşı karşıya kaldığı ilk Fitne döneminde, alınıp hapse atıldı, öyleki kitaplarına ulaşması engellenmişti. Bu dönemde, büyük-küçük çok sayıda eser tasnif etti ve onlarda çok sayıda Hadis, Rivayet, Sahabe Kavilleri, Hadis Alimleri'nin isimleri, Müellifler ve eserleri içermekteydi ki o bu eserlerde bütün bunları doğru bir şekilde kaynaklara, isim isim belirterek, atfetmiştir. Ayrıca, Rivayetler'in yeraldığı kitablar'ın isimlerini zikretmiş ve kitabın neresinde geçtiğine de yervermiştir. Bütün bunlar tamamıyla Hafıza'sındadı zira o dönemde referans olarak kullanabileceği bir tek kitabı dahi yoktu. Bu eserler daha sonra basılmış ve kontrole tabi tutulmuştur, "bi-Hamdillah (Allah'a Hamd olsun)!.." bir tek yanlış dahi bulunmamıştır ve hiçbir şeyin değiştirilmesi/düzeltilmesi de yapılmamıştır. Bu eserlerden birisi "es-Sarim el-Meslul ala Şatim er-Rasul"5 isimli eseridir ki bu, Allah (Tea'la)'ın yalnızca ona has kıldığı fazlındandar.

Yine Allah Te'ala onu; Alimler'in İhtilafları, sözleri, çeşitli meselelerdeki İctihadları, nelerin Sahih, Zayıf, kabul edilebilir ve reddedilir olduğuna dair her dönemde yaşamış Alimlerin görüşlerini bilme yetisi ile Ni'metlendirmiştir. O, (Alimlerin) hangi görüşlerinin daha doğru olduğu ve Hakk'a daha yakın olduğu mevzusunda derin kavrayış sahibiydi ve hatta, Alim'in her görüşüne nerede (hangi kitabda) rastgeldiğini söyleyebiliyordu. Bu o noktadaydı ki; ona bu sorulduğunda, Rasulullah (sallalalhu aleyhi ve sellem)'in, Ashab'ının ve Alimler'in, ilkinden sonuncuya kadar, sanki onun önünde resim gibiymiş ve istediğini seçip alıyor istediğini bırakıyormuş gibiydi.  Bu, onu gören veya onun İlminden birşeye vakıf olan, Cehalet veya Heva'sı kendisine Galib gelen dışında, herkesin İttifak ettiği birşeydi.

Müellifleri ve Musanniflerine gelince; sayısı ve konuları, benim zikredebileceğimin veya düşünebileceğimin çok üzerindedir. İşin aslı, herhangi birinin eserlerinin isimleri söyleyebileceğinden şüphe ederim zira sayıları çoktur ve büyüklü küçüklü, ülkelere yayılmışlardır. Doğrusu ben, onun bir Tasnifini görmediğim hiçbir yere (ülkeye) denk gelmedim.

Bazıları oniki cilde ulaşmıştır, "Telhis et-Telbis 'ala Esas et-Takdis", vb., gibi.
 
Bazıları yedi cilde ulaşmıştır, "el-Cem' Beyn el-'Akl ve'n-Nakl"6 gibi.
 
Bazıları beş cilde ulaşmıştır, "Minhac el-İstikame ve'l-İ'tidal" gibi.

Bazıları üç cilde ulaşmıştır, "er-Redd ala en-Nasara" gibi.

Bazıları iki cilde ulaşmıştır, "Nikah el-Muhallal", "İbtal el-Hayr" ve "Şerh Akide el-Asbahaniye" gibi.

Bazıları tek cilt veya daha azdır ve bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Ancak, ben yapabileceğimin en iyisini yapıp, istinasen bazılarına değineceğim:

"Tefsir Suretu'l-İhlas" ciltli,


الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

"Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir." (Ta-Ha 20/5) Ayetinin Tefsiri olan kitapçık.

"es-Sarim el-Meslul ala Şatim er-Rasul" ciltli kitabı,

"el-Furkan el-Mubin beyn et-Talak ve'l-Yemin" kitabı,

"el-Furkan beyn Evliya er-Rahman ve Evliya eş-Şeytan" kitabı,

"İktida es-Sırat el-Mustakim (fi Muhalefet Ashab el-Cehim)" kitabı,

"el-Kelim et-Tayyib" kitabı,

"İsbat el-Kemal" kitabı,

"er-Redd ala Ta'sis et-Takdis" kitabı,

"el-Cem beyn el-Akl ve'n-Nakl" kitabı,

"Nakd Akval el-Mubtedi'in" kitabı,

"er-Redd ala en-Nasara" kitabı,

"İbtal el-Hayl ve Nikah el-Muhallal" kitabı,

"Şerh Akide el-Asbahaniyye" kitabı,

"el-Feteva" kitabı,

"ed-Durr el-Multekit" kitabı,

"Ahkam et-Talak" kitabı,

"er-Risale" kitabı,

"İ'tikad el-Fırka en-Naciyye" kitabı,

"Raf el-Melam en el-Eimme el-A'lem" kitabı,

"Takrir Mesa'il et-Tevhid" kitabı,

"el-İstiğase ve't-Tevessül" kitabı,

"el-Mesa'il el-Hamaviyye" kitabı,

"el-Mesa'il el-Cezriyye" kitabı

"el-Mesa'il el-Müfrede" kitabı.

Müelliflerinden bu muhtasarı zikretmek yeterlidir. Aksi takdirde, ikiyüzün üzerinde başlık listelememiz gerekir ki, burası zikretmenin yeri ve zamanı değildir.

Fetvaları ve çeşitli sorulara verdiği cevaplara gelince; bunlar da sayılmayacak kadar çoktur. Ancak bunlardan onyedi cildi Mısır'da konularına göre derlenip hazırlanmıştır ki, bu çok iyi bilinen ve meşhur bir Külliyat'dır.7 Ayrıca talebeleri kırkbin'den fazla meselede onun verdiği cevapları biraraya getirmişlerdir. Çok nadiren rastlanılan bir şeydir; bir olay olup da ona sorulduğunda, meşhur olduğu stiline uygun olarak, çok hızlı bir şekilde cevap vermemiş olsun.8 Birbaşkasının çok sayıda referans taramasıyla ancak meydana getirebileceği, o zaman bile onun cevap vermedeki uzmanlığı ve yeteneğine yetişemeyeceği9 bu cevap daha sonra kitaplaşırdı. 

Salih Şeyh, Tac ed-Din Muhammed ibni ed-Devri tarafından bana denildi ki, o bir Yahudi'nin (İbni Teymiyye'ye) Kader hakkında soru sorduğu Allah ondan razı olsun Şeyh (İbni Teymiyye)'in bir dersine katılmış. Yahudi sorusunu sekiz beytlik bir şiir şeklinde yöneltmiş. İbni Teymiyye buna bakınca, kısa bir süre düşünüp cevap yazmayla devam etti. Yazmaya devam etti, bizler onun karalama ile düzensiz bir karşılık vereceğini düşündük. Bitirdiğinde, ashabı yazdıklarına baktı ve soruyu soran kişinin şiirine cevap içeren yüzseksendört beytlik bir şiir buldular. Zekası bu şiirde bariz biçimde ortaya çıkmıştır eğer birisi bu şiiri şerh etmek istese iki büyük cilt yazması gerekir. Bu, onun sıradışı yetilerinden sadece biridir. Ne kadar çok cevap ve Fetvaları benzersiz durmaktadır!..

Derslerine gelince; Ben Dımeşk'de kaldığım müddetçe hiçbir dersini kaçırmadım. Derste sunmak için hiçbir şey hazırlamazdı. Aksine, iki Rekat namaz kılıp oturur, daha önce başka hiç kimseden işitmediğim çok hoş ve güzel bir şekilde Allah'a övgüde bulunur ve Rasulü'ne salat ve selam gönderir ve ardından da konuşmaya devam ederdi. Allah onun kalbini iradı İlime, inciler, gizli kalmış faydalar, detaylar, Nakiller, Ayet ve Hadisler'den Delil çıkarma, Alimler'in sözleri ve karşılaştırılmaları ve Cahiliye dönemi Arap şiiri ile söylediğini destekleme yeteneği (hatta bazen şairin ismini de zikrederdi) ile açardı. Bütün bunlar da, nehrin akıntısı gibi akışkan ve  denizin süzülmesi gibi süzülürdü. Konuşmasının başından sonuna, gözleri kapalıydı bambaşka bir dünyada gözükürdü. Bütün bunlar gayri ihtiyari olurdu ve bu etkiyi vermek için belli bir biçimde konuşmaya çalışmazdı. Aksine, onu izleyen veya dinleyen herkes için açık İlahi bir şeydi, konuşmasını bitirene kadar bu halde kalırdı. Onu bu haldeyken gördüm, kendisini zihnini başka herşeyden alıkoyan birşeyin huzurundaymışa benziyordu. Böyle yaptığında, hayret ettirici bir halde olurdu kalpleri sarsar, bakışları ve akılları hayret ettirirdi.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i, ona salat ve selam göndermeden anmazdı. Vallahi, ben İbni Teymiyye'den daha fazla Rasulullah'ı yücelten, onu Taklid etmede ondan çok gayret gösteren ve o (sallallahu aleyhi ve sellem)'in gönderildiği şeyi ondan daha çok savunan birini görmedim. Her ne zaman belirli bir konuda bir Hadis'le karşılaşsa, ve başka bir Nass ile Neshedilmediğinden emin olduğunda, onunla Amel eder, ona göre yargılar ve Fetva verirdi. Herkim olursa olsun başkasının sözünü almazdı. Şöyle (Allah ondan Razı olsun!) derdi: Herkesden sözünün Delili istenir; Allah (Te'ala) ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)'den başka kimsenin sözü Delil değildir.

Dersini bitirdiğinde, gözlerini açar ve insanlarla biraraya gelirdi neşeli ve heyecanlı bir yüz ile, sanki onlarla ilk defa tanışıyorcasına. Bazen konuşmasında eksiklik olduğunu gördüğünde insanlardan özür dilerdi. Ders verdiği o günlerde, her dersi çok sayıda defter tutardı.

Burada onun dersleri hakkında zikrettiklerim, herkes tarafından çok iyi bilinen şeylerdir, derslerine katılan herkes bu görüşe katılır ki böyle kimseler Allah'a hamdolsun; Alimler, devlet yetkilileri, Kur'an Karileri, Muhaddisler, Fakihler, Şairler ve Müslümanların Avam tabakasından, sayılamayacak kadar çoktur.10




Alıntı yapılan: Dipnotlar
5-  es-Sarimu'l-Meslul ala Sabbi'r-Rasul isimli eseri, ikiyüzelli'den fazla Hadis, yüz'den fazla Asar, Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'ten altıyüz'den fazla şahsiyet ve kırkdan fazla eserden bilgi toplanarak kaleme alınmıştır. Eserin tamamını Şeyh hafızasındaki bilgilerle oluşturmuştur. Bu eser, bir Hıristiyan'ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sövmesi olayı üzerine kaleme alınmıştır.
 
İbni Kesir bu olayı şöylece nakletmektedir: 

"Bu adam (Hristiyan Assaf), Süveyda halkındandı. Bir cemaat onun Rasulullah (sallalalhu aleyhi ve sellem)'e sövdüğüne tanıklık etmişlerdi. Bunun üzerine Assaf, İbni Ahmed bin Hacı Emir Al-i Ali'ye sığınmıştı. Bu yüzden Şeyh Taki ed-Din ibni Teymiyye ve Daru'l-Hadis hocası Zeyn ed-Din el-Fariki bir araya gelerek saltanat naibi Emir İzz ed-Din Aybek el-Hamevi'nin yanına gittiler. Bu konuda onunla görüştüler. O da isteklerini kabul etti. Assaf'ı yanına getirmeleri için görevlilere emir verdi. Bu iki şeyh onun yanından büyük bir kalabalıkla birlikte ayrılıp gittiler. İnsanlar saltanat naibinin yanına getirilmekte olan Hristiyan Assaf'ı bir bedevi ile birlikte gördüler. Ona sövüp saydılar. Bedevi onlara: Hristiyan Assaf sizden daha hayırlıdır!.. deyince insanlar her ikisini taşlamaya başladılar. Assaf yaralandı. Büyük bir olay meydana geldi. Saltanat naibi, şeyhleri huzuruna çağırdı. Şeyh Taki ed-Din ile Şeyh Zeyn ed-Din, naibin yanına gittiler. İkisi de dayak yediler. Azraviye'de göz altına alınmaları emredildi. Hristiyan Assaf gelip Müslüman oldu. Onun İslam'a girişi sebebiyle bir meclis kuruldu. Onunla şahitler arasında düşmanlık tesbit edildi. Canı bağışlandı. Sonra Şeyh Takı ed-Din ile Şeyh Zeyn ed-Din'i çağırdı. Onların gönüllerini alıp serbest bıraktı. Bundan sonra Assaf, Hicaz'a gitti. Medinetu'l-Rasul'e yakın bir yerde kardeşinin oğlu tarafından öldürüldü. Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye bu olayla ilgili olarak es-Sarimu'l-Meslul ala Sabbi'r-Rasul adlı kitabını yazdı." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Hicretin Altıyüzseksenüçüncü Senesi)

6- Bu eser, "Dar Taarrud el-Akl ve'n-Nakl" ismiyle bilinmektedir. "Muvafakat Sahih el-Menkul li Sarih el-Me'kul" isimli eseri akıl ve nakil ilişkisini incelemektedir.

7- "Muhtasar el-Feteva el-Mısriyye li ibni Teymiyye" ismiyle mevcuttur.

8- Kardeşi Abdullah şöyle dedi: "Allah, onu seri biçimde yazabilmekle Ni'metlendirdi. Bir Kitab'a bakmaksızın, Hafızasından yazardı." (ibni Abdi'l-Hadi, el-Ukud ed-Duriyye, 64)

9- İbni Kesir, İbni Teymiyye'nin Fetva vermeye başladığında henüz ondokuz yaşında olduğunu söyler. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 13/341)

10- İbni Kesir, İbni Teymiyye'nin verdiği ilk dersi şu sözlerle anlatır: "Bu senenin (Hici altıyüzseksenüç) Muharrem Ayı'nın ikisinde Pazartesi Günü Şeyh, İmam, Alim, Allame Takı ed-Din Ebu'l-Abbas Ahmed ibni Abdu'l-Halim ibni Abdu's-Selam ibni Teymiyye el-Harrani, Kassain'deki Sukkeriye Daru'l-Hadis'inde ders verdi. Bu dersinde Kadı'l-Kudat Baha ed-Din ibni Zeki eş-Şafii, Şafiiler'in Şeyhi Tac ed-Din el-Fezari, Şeyh Zeyn ed-Din ibni Merhal, Zeyn ed-Din ibni Menca el-Hanbeli de hazır bulundular. Muazzam bir ders verdi. Faydalı bilgiler ve güzel nükteler içerdiğinden bu dersini Şeyh Tac ed-Din el-Fezari kendi elyazısıyla kaleme aldı. Genç olduğu halde böyle güzel bir ders verişine dinleyicileri çok hayran olmuşlar, onu çok övmüşlerdi. O zaman yirmiiki yaşındaydı. Sonra Şeyh Takı ed-Din Safer Ayı'nın onunda Cuma Günü namazdan sonra Umeyye (Emevi) Camii'nde minbere çıktı. Kendisi için hazırlanan minberde Kur'an-ı Azimü'ş-Şan'ı Tefsir etmeye başladı. Fatiha'dan başladığı tefsir derslerine çok sayıda cemaat, dinleyici olarak geliyordu. Dindar, Zahid, Abid bir kimse olmakla birlikte derslerinde çeşitli ilimlere değiniyordu. Çeşitli beldelerden ve iklimlerden kafileler halinde dinleyicileri geliyordu. Bu dersleri uzun seneler devam etti." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Hicretin Altıyüzseksenüçüncü Senesi, 13/283)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Çeşitli Meselelerde Rivayet Edilenler (Zikredilen, Söylenilen, Nakledilen, Algılanan, Anlaşılan ve Makul olan) Hususundaki Bilgisi ve Keskin Basireti Bahsi

Sahih ve Zayıf Rivayetler hususundaki bilgisine gelince; bu konuda hiç kimsenin tırmanamadığı bir dağ gibidir. Ona bir Kavil söylendiğinde; onu kimin söylediğini, kimin rivayet ettiğini, kimin aktardığını, kimin kaydettiğini buna ek olarak herbir Ravinin durumunu Cerh, Tadil, İcmal ve Tafsil İlimleri açısından bilirdi.

Buna Şahid olan bir kişi anlattı ki, bir gün bir meclisdeyken, bir Muhaddis Hadis Kitab'ından ona okuyordu. Çok hızlı okuyordu. Şeyh onu, okuyan kişi çok hızlı okuduğu İsnadı, Hadis İsnadı'nda adı geçen bir adamın ismini düzeltti. Okunanın aksine adının fulan olduğunu belirtti. Ona baktılar ve tıpkı Şeyh'in söylediği gibi olduğunu buldular.

Olağanüstü bilgiden nasibini alan dışında, hiç kimsenin kıyaslanamayacağı şu hızlı idrakına, ve detaylı dikkatli İlmi'ne bakın!!..

Allah'ın ona nasib ettiği, yeteneklere bakınca bu gün kadar açıktır: Hadisleri alma, onlardan anlam ve çeşitli meselelere Delil çıkarma, kelimelerinin manalarından neyin kasdedildiğini açığa çıkarma, hangi Hadisler'in genel Hükümleri Neshettiğini veya Tahsis ettiğini açıklama, hangi Hadisler'in Nasih veya Mensuh olduğuna işaret etme, her Hadis ile alakalı yolgöstericilik ve prensiplerin derinliklerine dalma, her Hadis'in neyi gerekli kıldığını açıklama ve herbirini anlamak için kişinin ek olarak neye sahip olması gerektiğine işaret etme, öyle ki her ne zaman ona bir Ayet veya Hadis sorulsa, anlamları ve konularını, büyük Alimler'den beklenilecek şekilde, getirmeye başlardı detaylıca Hüküm çıkarmasından dolayı, ve onu dinleyen herkim olursa olsun adeta hayran bırakırdı.

Bir keresinde, "Allah, Hulle Nikahı'yla evlenen kocaya ve kendisi için Hulle yapılan kocaya Lanet etmiştir." (Tirmizi, ibni Mace; Nesai; Ahmed, Müsned) Hadisi hakkında kendisine soruldu. Meselenin ayrıntılarına girmeye ve açıklamaya başladı sonunda söyledikleri koca bir cilt oldu.11 Kendisine bir Hadis sorulup da, dilediği takdirde bütün gününü onu açıklamayla geçirmediği ve Allah'ın Kitab'ından bir Ayet sorulup da bütün dersi onu açıklamakla geçirmediği çok nadir olmuştur.

Bi'datçılar ve Heva Ehli'ne Muhalefeti'ne, onların görüşlerine yazdığı reddiyelere, onlar gibilerini İfşa etmesine12, saflarını bölmesine, yaşam kaynaklarını kesmesine, Şeytani şüphelerine ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in saf Şeri'at'e Muhalefetler'ine karşı reddiyelerine; ve Allah'ın ona has kılıp bahşettiği İlahi kavrayışa, Nassları İdrak'ına ve Batıl'ın maskesini düşürmesine olanak sağlayan açık Mantığına gelince ki bu, gün kadar açıktır. Bütün derleyip yazdıklarıyla, Hakk'ı Batıl'dan ayırdetti ta ki; Batıl'ın takipcileri yaşıyorlarsa, onun sözlerine teslim olup Atik Din'e girmekten başka tercihleri kalmazdı.

Onunla tanışan ve onun neyi önermekte olduğunu bilen herkes, Allah'a bu İmam'ı, Hakk'a yardım etmesi ve bu derece açık ve anlaşılması kolay şekilde desteklemesi için Hüsnü Tevfik ettiği için hamdetmelidir.

Felsefecilerin görüşleri hususunda uzmanlıkları ile bilinen meşhur ve faziletli Ulema dediler ki: Usul Alimleri'nin çeşitli görüşleri arasında kafaları karışırdı ve bir görüşü diğerlerinden ayrı tutmada gönülleri yatışmazdı, sanki hiçbir görüş biraz olsun Hakk içermiyor gibiydi. Aksine, onlar hepsini eşit oranda, kafa karıştırıcılığın ve saptırıcılığın kaynağı olarak görürlerdi. Deliller ve Ta'lil açısından çok komplike olmalarından dolayı, bu görüşlerden dolayı herbiri kendisi için kafa karışıklığı ve sapkınlığa düşmekten dolayı korkarlardı. Bu, Allah'ın onları, Şeyhu'l-İslam İmam Ahmed ibni Teymiyye'nin kitablarını ve oradaki Mantıki Delillendirmelerini mütalaa ettirdiği zamana kadar böyle devam etti. Dolayısıyla, onlar için sadece (İbni Teymiyye'nin) kitabları ile karşılaşmak ve onları anlamak; Selim aklın gerektirdikleri ile tamamıyla uyumlu olduklarını görmek yetti. Bu da, bu alimleri kafa karışıklığı ve şüpheye sevkeden felsefecilerin sözlerinin tamamıyla ortadan kaybolmasına iletti.

Söylediğim şeyi herkim doğrulatmak isterse, bağnazlık, Hased veya sapkınlık dışı bir biçimde, insaf gözüyle bu konuda onun yazdığı Muhtasar yazılarına örneğin Şerh el-Akide el-Asbahaniye vebenzerlerine baksın. Eğer bu daha uzun kitaplara bakmak isterse şunları okusun: Telhis et-Telbis ala Esas et-Takdis, el-Muvafaka beyn el-Akl ve'n-Nakl veya Mınhac el-İstikame ve'l-İ'tidal, VAllahi o (İbni Teymiyye) bu kitaplarda, Hakk'ı aydınlatma biçimi, Deliller'in en açık olanına kararlılıkla bağlanması ve sözlerini en doğru mizan ile tartmasıyla parlamaktadır.

(İbni Teymiyye) Allah ondan Razı olsun! Furu'sunun zıddına, İslam'ın Asıllarıyla alakalı çok kitab yazmıştır. Bunun hakkında ona sordum ve, tümüyle onun seçtiği ve tercih ettiği görüşleri derleyen ve Fetva vermede ana kaynak olacak bir Fıkıh Kitabı yazmasını talep ettim. Şöyle dedi:

"Din'in Furu'sunun anlaşılması kolaydır ve bir Alim'i Taklid eden herkesin basitce onun Fetva'sına uyması, verilen Fetva'nın yanlış olduğuna inanmasına yolaçacak birşey olmadıkça, Caiz'dir. Asıllar ise; ben Bid'at, delalet ve heva Ehli'ni, felsefeciler, Batıniler, Mülhidler (Zındıklar), Vahdeti Vücutcular, Dehriler, Kaderiler, Nuseyriler, Cehmiler, Hululiyyeler, Muattılalar, Mücessimeler, Müşebbiheler, Ravindiler, Kullabiler, Suleymiler ve Ehli Bid'attan diğerleri, sapkınlıkları ile kriz meydana getiriyorlar ve benim için açıkki onların Kasdı, bütün dinlere üstünlük kurmuş olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Kutsal Şeri'at'ını yoketmektir. Çoğunluğu insanları Din'in Asılları hususunda şüpheye sürüklüyor. Bundan dolayı, bir kimsenin Kitab ve Sünnet'ten yüzçevirip Rey'e tabi olduklarında, Zındık olması ve kendi dini ve Akidesi hususunda şüpheye düşmesi dışında, görüdüğüm yada işitiğim nadirdir.

Bütün bunları gördüğümde, benim için açığa kavuştu ki, onların şüphelerini ve Batıllarını herkim giderebiliyorsa, bütün çabasını onları İfşa etmeye ve Batıl inançlarına cevap vermeye, Allah'ın Hanif dini ve Sahih Sünnet'i savunmaya yoğunlaştırmalıdır. Ben bu konuda yazan kendisinin İlim sahibi olduğunu iddia eden birini, Din'ul İslam'ın Kavaid'inin yıkılmasına kendi sözleriyle yardım eden dışında, hiç görmedim. Açık, mübin olan Hakk'tan ve Rasulu Kerimlerin Alemler'in Rabb'inden getirdiklerinden kaçınmalarından ve felsefecilerin yolunu (ittiba) takip etmelerinden, onların terminolojilerini kullanıp onları Hikmet ve Mantık olarak işaret etmelerinden dolayıdır. Gerçekte bunlar Cehalet ve Delalettir. Onlar buna tutunup, diğer herşeyden yüzçeviriyorlar ta ki tamamen akıllarına ve asıllarına hakim olana değin. Hakk ile Batılı birbirinden ayıredemeyecek hale gelinceye kadar kafalarını karıştırıyor. Allahu Azim, kullarına karşı çok cömerttir, akıllarıyla Hakkı kabul edip onunla subut etmeyi ve Batılı reddedip nefyetmeyi Lutfeder. Lakin, Tevfik yokluğu ve Hevanın galebe çalması düşeni delalete düşürüyor.

Allah Te'ala selim aklı kulları için, Batılı Hakk'tan filtreleyecekleri bir mizan yapmıştır ve Peygamberleri akıl sahiplerinden başkasına göndermemiştir ve bu ona bulunmazsa hiç kimse Mükellefiyetlerini tamamlamaz ki kişi durur ve şöyle der: Bu, Resulu Kerimin Allah'tan aktardığına Muhalif'tir. Bu, Kat'i Batıl'dır. Aklı Selim herkez buna müşahede eder lakin Allah'ın kendisine Nur bahşetmediği, nursuz kalır!..

Şeyh'ul İmam, Allah ruhunu mukaddes kılsın, dediki: İşte bu sebepden bütün dikkatimi, (Din'in) Asıllar hakkında yazmakta yoğunlaştırdım. İşte, benim onların beyanlarını toplama ve Allah Te'ala'nın beni Akıl ve Nakil'den Ni'metlendirdikleri ile cevaplama nedenim budur."

Derim ki, Allah Te'ala'ya bin kez Hamd olsun görebilen herkez için, beyanında Hakkı Batıl'dan ayırdı ve Allah ona, onların Bid'atlarına, sapkın görüşlerine, hilelerine ve hevalarına, Nakilden Deliller ve akli tarikden cevap vermede yardım etti. Bunu ta ki, onların bütün şüphelerinin hepsini öyle açıklıkla cevapladı ki, Sahih akıl sahibi herkes anlar ve onun doğru olduğunu kabul eder. Bizlere onu görme ve arkadaşlık etme imkanını vererek Ni'metlendiren Allah'a Hamd olsun! Allah onu, çoğu Ahiret işlerini bir yana bırakıp dünyevi zevklerle meşgul olan, kendi dönemindeki insanlar üzerinde Hüccet kılmıştır. La havle ve la kuvvete illa billah (güç ve kuvvet ancak Allah'a aittir)! Ancak, Allah (Subhenahu ve Te'ala), bu Din'i Kıyamet'e kadar koruyacağını garanti etmiştir ve diğer bütün Dinler üzerinde hakim kılmıştır. Fel-Hamdu lillahi Rabbi'l-A'lemin (Alemlerin Rabbi'ne Hamd olsun)!



Alıntı yapılan: Dipnotlar
11- "İkamet ed-Delil ala Butlan et-Tehlil" ismiyle Kitab olarak Mevcut'tur.

12-Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye'nin yaşamı Sufiler gibi sapkınlarla mücadele ile geçmiştir. Şeyhu'l-İslam bu gibilerini reddiye amaçlı eserler kaleme aldığı gibi onlara İlim açısından meydan okumuş ve onlara karşı fiziki mücadelede de bulunmuştur. Onların Keramet, Mucize gibi iddialar ile insanları kandırmak için kullandıkları metodlarının Batıl ve uyduruk olduğunu gözler önüne sermiştir. Misal olması açısından İbni Kesir'in anlattıklarına kulak verelim:

"Bu senenin Cemaziye'l-Evvel ayının dokuzunda cumartesi günü bir gurup Ahmedi fakirleri (Ahmediye fırkası salikleri, müridleri) Ablak Sarayında saltanat naibinin huzurunda toplantılar. Bu toplantıya Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye de katılmıştı. Bunlar, saltanat naibinden emirlerin huzurunda da Şeyh Takı ed-Din İbni Teymiyye'nin kendilerini yönetmekten ve kendilerine emirlik yapmaktan vazgeçmesini, kendi kendilerini idare etme haklarını kendilerine vermesini istediler. Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye onlara şu cevabı verdi:

"Bu mümkün değildir. Herkesin Kitap ve Sünnet'in Hükmü altına girmesi gerekir. Sözünü ve fiilini Kitab'a ve Sünnet'e uydurması icab eder. Her kim Kitap ve Sünnet'in çerçevesi dışına çıkarsa ona karşı koymak Vacip olur!.."

Bu cevap karşısında onlar, Semalar'ında icra ettikleri Şeytani hallerini orada da icra etmek istediler. Ancak Şeyh ibni Teymiyye; bunlar, Batıl ve Şeytani hallerdir. Bunların gösterdikleri harikaların çoğu Hile ve Bühtan'dır. Bunlardan ateşe girmek isteyen varsa önce hamama gidip bedenini tertemiz yıkasın. Sirke ve Çöven otuyla vücudunu ovalasın. Bundan sonra -eğer gerçekçi ise- ateşe girsin bakalım. Faraza yıkandıktan sonra Bid'at Ehli'nden biri ateşe girecek olsa bu onun Salihliğini ve Keramet Ehli biri olduğunu ispatlamaz. Aksine bunun durumu -şayet sahibi Sünnet'e uymakta ise- Şeri'at'e aykırı Deccali durumlardandır. Hele Sünnet'e Muhalif biri ise onun gösterdiği harikayı varın siz düşünün ve takdir edin!.." diye cevap verdi. Onların lideri Şeyh Salih hemen atılıp şu karşılığı verdi: "Bizim bu gösterdiklerimiz, Tatarlar'ın yanında geçerliydi. Ama Şeria'ti'n yanında geçerli olmuyor!.." orada hazır bulunanlar onun bu sözünü zapta geçirdiler. Herkes onları protesto etti. Sonra bunların boyunlarındaki demir halkayı çıkarmaları, Kitap ve Sünnet'in dışına çıkan bir kimse olursa boynunun vurulacağı hususunda ittifakla karar alındı.

Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye de Ahmediye Tarikatı'na dair bir cüz tasnif etti. Bu cüz'ünde onların hallerini gidişatlarını ve Tahayüller'ini açıkladı. Tarikatlar'ında Kitab'a uyan ve uymayan hususları anlattı. Cenab-ı Allah onun vasıtasıyla Sünnet'i ortaya koydu. Onların Bid'atlerini söndürdü. Hamd ve Minnet Allah'adır." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Hicretin yediyüzbeşinci Senesi)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
İbadeti Bahsi

Onun (Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye'nin) ibadet hayatına gelince; Allah ondan razı olsun o hiç kimseye benzemez, öyle ki bütün vaktini ve zamanını ibadet ile geçirirdi. Hiç birşeyin, ne aile ne de malın onu Allah Te'ala'dan alıkoymasına müsaade etmezdi.

Geceleri, kendisini bütün insanlardan uzak tutar, Rabbi Azze ve Celle ile başbaşa kalır, alçakgönüllülükle ve gayretle yüce Kur'an'ı okur ve defaatla çeşitli gece ve gündüz ibadetlerini yerine getirirdi.

Gece sona erdiğinde, Fecir (Sabah) Namazı için tekrar insanlarla biraraya gelir, Sünnet'ini onlarla henüz buluşmadan önce kılardı. O namaza başladığında, Tekbiretu'l-İhram (= İftitah Tekbiri = Tahrim Tekbiri = başlangıç Tekbiri) getirme biçiminde(ki güzellikte)n dolayı, kalbin yerinden çıkıp uçmak isterdi. O namaza başladığında, azaları sallanmaya başlar onu sağa ve sola döndürürdü. Kıraat'a başladığında, tıpkı Rasulullah'dan Sahih olarak rivayet olunduğu üzere, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'in Kıraat'ı gibi uzatırdı. Rüku'su, Secde'si, ve onlardan doğrulması, Farz Namaz hakkında rivayet olunanlar içerisinde en doğru (Kemal) olanıydı. İlk Teşehhüd'ünü (son Teşehhüd'e nazaran) hafif tutar ardından namaz bitiminde, ilk Selamı'nı yüksek sesle verirdi, öyleki orda bulunan herkes duyardı.

Namazını bitirdiğinde, o ve onunla birlikte olanlar rivayet olunduğu üzere -Allahumme ente es-Selamu ve minke es-Selam, tebarekte ya zu'l-Celali ve'l-İkram (Allah'ım! Selam Sen'sin ve selam Sen'den gelir. Sen Mübarek'sin ey Celal ve İkram sahibi!)- demek suretiyle Allah Azze ve Celleye sena  ederlerdi. Ardından cemaate yüzünü döner, rivayette geçtiği üzere tekrar tekrar Tehlil (la ilahe illallah) getirirlerdi, hakeza (sırasıyla) 33 er kez Tesbih (Subhan Allah), Tehmid (Elhamdulillah) ve Tekbir (Allahu Ekber) getirir ve rivayette geçtiği üzere (fazladan bir) Tehlil getirmek suretiyle 100'e tamamlardı ve cemaat de aynı onun yaptığı gibi yapardı. Daha sonra Allah Te'ala'ya, kendisi ve müslümanlar için, rivayet edilmiş birçok dua ile dua ederdi. Çok sık şu dua ile dua ederdi: -Rabbim; bizlere zafer ver bize karşı kimseyi zafere ulaştırma! Lehimize plan kur, aleyhimize kurma! Bizlere hidayet ver ve hidayeti bizler için kolaylaştır! Rabbim; bizleri, Sana şükredenlerden, Sana tevekkül eden ve Seni anan, Sana boyun eğen, Seni seven Sen'den korkup ve Sana itaatkar olanlardan et! Rabbimiz; Tevbeler'imizi kabul et, günahlarımızı yıkayıp-temizle ve sözlerimizi sağlam kıl! Kalplerimize Hidayet ver ve göğsümüzden kötülükleri gider!- Nebi'ye sallallahu aleyhi ve sellem'e salat ve selam ile başlar ve (yine aynı şekilde salat ve selam ile duayı) bitirirdi.

Ardından Zikir'le meşgul olurdu. Öğrendimki Fecir (Sabah) Namazı'nın ardından, zaruri birşey olmadıkça hiç kimsenin onunla konuşmaması, onun adeti idi.13 (Bu sürede) Allah'ı zikreder ve kendini dinlerdi. Bazen kendisiyle birlikte oturanların Zikri'ni dinlemelerine müsaaede ederdi, aynı zamanda sürekli gözlerini gökyüzüne dikerdi. Güneş doğana ve Zeval vakti geçene kadar bu halde kalırdı.

Dımeşk (Şam) bölgesinde onunla birlikte olduğum zaman, günün bir kısmını ve gecenin çoğunu onunla birlikte geçirirdim. Beni yakınına alır, ben onun yanına oturur vaziyette benimle otururdu. Okuduğu ve tekrar ettiği şeyleri işitirdim ve onun el-Fatiha'yı defalarca okuyup tekrar ettiğini gördüm ve Fecir'den güneş doğana kadar tüm zamanını bu şekilde geçirdiğini gördüm.

Ben, -acaba neden Kuran'ın bu belirli Suresi'ni diğer Sureler'e tercih ediyor?- diye düşünüyor duruyordum. Niyahet; ve Allah doğrusunu bilir, mesele benim için aydınlandı: Kasdı şuydu; böyle yaparak (Kur'an) Kıraat'ı ile Hadisler'de rivayet edilen ve Alimler'in üzerinde tartıştıkları acaba (Sahih) rivayetlerde geçen Ezkar mı (Fazilet ve Hayır açısından) Kur'an'a galebe çalardı yoksa tam tersi mi meselesini cem etmiş oluyordu (böylelikle hem Kur'an okuyor hem de Hadisler'de geçen Ezkar'ı yapıyordu). Yani, Allah ondan razı olsun, el-Fatiha'yı tekrar ederek bu konudaki her iki görüşü cem edebileceğini görmüş böylelikle her iki amelin faziletini elde edebilmişti ki bu da onun mantıktaki (yüksek) derecesi ve derin anlayış sahibi oluşundaki kuvvetliliğindendi.

Bundan sonra Rüku'ya varırdı (Duha Namazı kılar) ardından başka bir yerde hadis dinlemek isterse, onunla birlikte her zaman orada olanlarla beraber hızlıca oraya giderdi.

Akıl sahibi birinin onu görüp de gelip onun elini öpmediği çok nadirdi. Hatta en meşgul iş adamları dahi yaptıkları işi onu selamlamak ve ondan (İlmi ve yüksek şahsiyeti sebebiyle istifade etmek suretiyle) bereketlenmek için yarım bırakırdı. Bununla birlikte herkese, zaman ayırma, selamlaşma vs. için hakkını verirdi.

Dışarıda bir Münker gördügünde onu izale eder14 ve eğer bir yerde cenaze olduğunu işitse Cenaze Namazı'nı kılmak için acele ederdi, yada yetişemediğinden (cenaze sahiplerinden) af dilerdi. Bazen, hadis dinleme işi bittikten sonra mevtanın kabrine gider ve orada Cenaze Namazı kılardı (dua ederdi).

Bunun ardından, Zuhur (Öğlen) Namazı'nın cemaatle kılma vaktine kadar zamanını insanlara Fetva vererek yahut onların ihtiyaçlarını gidererek geçirdiği mescidine dönerdi. Günün kalan kısmını da bu hal üzere geçirirdi.

Ders halkaları küçük-büyük, fakir-zengin, hür-köle, erkekler ve kadınlar için geneldi. İnsanlardan onun yanından geçen herkezi cezbediyordu ve herkes İbni Teymiyye'nin kendisine, huzurda bulunan herkesden daha iyi muamelede bulunduğunu hissederdi.

Sonra Mağrib (Akşam) Namazı'nı kılardı ve bunu Allah'ın mümkün kıldığı/dilediği kadar Nafile Namaz kılması takip ederdi. (Daha sonra) ben yada bir başkası ona kendi müelliflerini okurdu, o da; bizi değişik açılardan ve (birtakım) notlarla faydalandırırdı. Buna İşa (Yatsı) Namazı'nı kılana değin devam ederdik sonrasında ise tıpkı namaz öncesinde yaptığımıza devam ederdik ve ilmin birçok alanına dalardık. Buna, gece boyu devam ederdik. Bütün bu zamanda o (İbni Teymiyye) sürekli olarak Allah'ı anar, O'nu Tevhid eder ve O'nun affını dilerdi.

Sürekli olarak bakışlarını gök yüzüne yöneltir, sanki orada birşey görmüşde gözleri ona takılı kalmış gibi gözlerini gök yüzüne yöneltmekten kendini alamazdı. Ben orada onunla birlikte kaldığım müddetçe o buna devam etmişti.

Fe Subhan Allah! O günler ne kadar da kısaydı!.. Keşke daha uzun olsaydılar!... Bugüne kadar, onunla geçirdiğim zaman kadar bana daha sevgili gelen başka bir zaman olmamıştı, ve kendimi o zamanda gördüğüm kadar iyi bir halde hiçbir zaman görmedim bu da Şeyh'in, Allah ondan razı olsun, bereketinden başka bir sebepden değildi.

Her hafta, hastaları ziyaret ederdi, özelliklede hastanedekileri. Bana, güvenirliklerinden zerre kadar şüphe etmediğim birden çok kişi tarafından söylendiğine göre, Şeyh bütün ömrünü benim Müşahade ettiğim ve tarif etdiğim gibi geçirmiştir. O halde, hangi İbadet ve İctihad bundan daha hayırlıdır? Fe Subhane el-Muvaffak men yeşa lima yeşa!



Alıntı yapılan: Dipnotlar
13- Hafız İbni Kayyım, Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye hakkında şunları söyler: "Bir keresinde (İbni Teymiyye) Fecir (Sabah) Namazı'nı kıldığında onunlaydım. Namazdan sonra yerinden kalkmadı, Allah (Azze ve Celle)'yi neredeyse gün ortası olana kadar zikretti. Ardından bana baktı ve dedi ki: İşte bu benim kahvaltı yemeğimdir ve eğer kahvaltı ile kendimi beslemez gıdalandırmazsam güçsüz, zayıf düşerim. Derim ki: Müslüman bir kimsenin Fecir (Namazı'ndan) sonra yapacağı en önemli şeylerden biri tümüyle Allah'a yönelip O'nu zikretmek ve Şer'iat tarafından öğleden evvel söylenmesi gerektiği bildirilen Zikirler'i yapmasıdır. Bunu her zaman sürekli olarak yaptığı bir adet haline getirmeli ve asla bırakmamalıdır. Daha sonra bu yaptıklarının üzerine güneş batana kadar Faziletli Zikirler yahut Kur'an okuyabileceği şeyler ekleyebilir." (İbni Kayyım, el-Vabilu's-Sayyib Mine'l-Kelimi't-Tayyib, 39-40)

Bu gibi hususlar Selef'den başkalarından da nakledilmiştir. Örneğin Tabiin ulemasının en önemli şahsiyetlerinden Hassan ibni Atiyye'nin, Asr (İkindi) Namazı'ndan sonra güneş batana kadar Mescid'de kalıp Allah'ı zikrettiği nakledilmiştir. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 5/467)

Yine Alimler'in önderlerinden İbnu'l-Cevzi de oğluna hitaben yazdığı İlm'e dair Nasihat'ında, Fecir (Sabah) Namazı'ndan sonra Selef'in dünyevi işlerle ilgilenmediklerini ve hatta hiç bu tarz şeyleri gündemlerine almadıklarını belirtir. (Lafzi el-Kabid Nasihat el-Veled)
 
14- Müellifin bahsettiği "Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye'nin ortadan kaldırdığı dışarıdaki Münkerler"; İbni Kesir'in en-Nihaye ve'n-Nihaye isimli eserinde zikrettiği; meyhanelere uğrayıp orada bulunan şarap kaplarını kırmak, içkileri dökmek buna sebebiyet veren meyhane sahiplerinden bazılarını cezalandırmak (İbni Kesir, en-Nihaye ve'n-Nihaye, 14/53) esrar kullanıcılarının Sünnet'e Muhalif olarak ağzının üzerine sarkan bıyıklarını traş etmek, Caiz olmayan Haram şeyleri İrtikap etmekten Tevbe ettirmek, Haram şeyler yiyen ve Zımmiler ile oturup kalkanları bundan Tevbe ettirmek, İlmi ve bilgisi olmaksızın rüya tabirleri konusunda konuşanlardan bunu yapmayacaklarına dair taahhütname almak ve insanlar tarafından ziyaret edilen ve insanların kendisi ile korkutulduğu nehirdeki bir kaya parçasını taş kesici ile kesip parçalamak böylece Müslümanlar'ın o taş sebebiyle Şirk'e bulaşmaktan ve Şerri büyük olan bu taşın meydana getirdiği şüpheyi Müslümanlar'dan uzaklaştırmak (İbni Kesir, en-Nihaye ve'n-Nihaye, 14/85) gibi şeyler olsa gerek Allahu A'lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Vera’sı Bahsi

Allah ondan Razı olsun!. Allah’ın onu, hayatının tümünü Vera ile yaşamasına sebep olduğu gibi, O Vera’nın zirvesinin örneğiydi. O; insanlarla alım-satım, Muamelat, ticaret, ortaklık, Ziraat veya Mülkiyet gibi şeylerle biraraya gelmezdi. Herhangibir malın üzerinde gözetleyici olmadı, bir Sultan'dan, Emir'den veyahutda tacirden hediye kabul etmediği gibi kendisi için ne para (Dinar ve Dirhem), ne haz, ne lezzet biriktirmedi. Aksine, yaşamı boyunca ürettiği ve vefatından sonra, Allah ondan razı olsun, tek bıraktığı şey İlim oldu.

O, bunu Seyyidi Murselin ve Hatemu’l-Enbiya Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem ve ala alihi ve ashabihi)’yi Taklid ederek yaptı ki o (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki Alimler Nebiler’in Varisleri’dir. Nebiler Dinar veya Dirhem Miras bırakmazlar. Onlar sadece İlm’i Miras bırakırlar. Kim bu Mirası alırsa çokça Nasip almış demektir." (Tirmizi; Ebu Davud; İbni Mace; Ahmed, Müsned; İbni Hibban)

Etrafındaki zeki kimseleri, en memnun edici ve rakik bir biçimde, daha kolay bir yolu takip etmek Caiz olsa da onların yollarını seçmeleri ve onların yolunu takip etmeleri yönünde cesaretlendiriyordu. Nevarki, akil olan aklını en iyiye ulaşmaya yönlendirendir.

Dolayısıyla, insaf gözüyle bak, Allah bu İmamı nasıl da, yaşamı boyunca ihtiyaç duyacakları dışında herşeyden kaçınmaya yöneltmiştir. Allah’a olan sevgisi onu kuşatmış, bunun sonucu olarak da, dünya Alimleri’nin zıddına; ki onlar dünyayı seçer, arar ve peşine takılırlar, bütün Faziletler ve üstünlükler ile Ni’metlendirilmiştir.

Dünya zevklerini seçtiklerinde, Hidayet yolundan kendilerini uzaklaştırırlar bunun neticesinde onun zıddına düşerler. Karanlıkta yürüyen ve ne yiyip ne giydiğini bilmeyenler gibi kafa karışıklığı içerisinde giderler. Habis ve aşağılayıcı amaçlarından neyi başarmayı umud ettiklerini dahi bilmezler. Kendi (nefis)leri için yarışır, bundan dolayı birbirlerine karşı Hased besler, bedenlerini Hasedle doldurur ve (kendi egoları dışındaki) herşeyi kalplerinden iterler. Kalpleri kararmış ve bozulmuşken onlar dış görünümlerine aşırı derecede önem verirler. Kendi yaşam biçimlerini reddeden ve nefret eden kimselere düşman oluncaya kadar kesinlikle tatmin olmazlar.

Bu İmam’ı Ahiret Alimi olarak, onların bu dünya Ni’metlerini toplama geleneklerini terkettiğini, şüpheli şeylerden kaçındığını ve gereksiz olan Mubah şeyleri reddettiğini gördüklerinde, bu tutumun onları İfşa etmekte ve utandırmakta olduğunu gördüler. Yani, o böyle Ruhani bir tutum takınıyorken kendilerinin Şeytani Haller dışında birşeylerinin olmaması sebebiyle aşırı derecede kıskançlaştılar ve her nerede yapabiliyorlarsa onu yokedebilmek için, kendilerinin tilki olup onun aslan olduğunu unutarak, komplo kurdular.

Allah Te’ala onu, her zaman sevgili kullarını korumakta olduğu gibi, onlardan birden çok olayda korudu. Onu bütün yaşamı boyunca korudu ve ölümünden sonra İlmi’ni dünyanın sonuna kadar yaydı.

 
Zühd’ü ve Tecridi; Kendisini İbadete Adaması ve Dünya İşlerinden Yüzçevirmesi Bahsi

Dünya ve lezzetlerinden Zühd’üne gelince; Allah Te’ala bunu onun yaşamında gençliğinden beri bir Şiar kılmıştır. Güvenilir birinin bana naklettiğine göre, İbni Teymiyye’ye Kur’an-ı Mecid’i öğreten hocası demiş ki:

Babası, Şeyh daha küçük bir çocukken, bana dedi ki: Senden ona, Kur’an okumayı ve çalışmayı bırakmaması karşılığında benim sana vereceği kırk Dirhemi ona vereceğine dair, ona söz vermeni istiyorum. Bana kırk Dirhem verdi ve dedi ki: Bunu ona ver. O daha genç ve belki (paradan) mutlu olur ve; ezber ve Kur’an öğrenme azmini arttırır ve ona deki, her ay bunun aynısını alacak. İbni Teymiyye bundan, şöyle diyerek imtina etti: Ya (ey) Seyyid'im! Ben Allah Te’ala’ya, Kur’an için herhangibir ücret almayacağıma dair söz verdim. Ve onu asla almadı. Kendi kendime: Bu, Allah’ın kendisini koruduğu bir genç dışında kimseden vuku bulmaz, diye düşündüm.

Derim ki: Bu Şeyh, Hakk'ı konuşmaktadır, başından sonuna hayatında her ne iyilik varsa Allah’ın inayetindendir. Onunla tanışan herkes, özellikle uzun süre onunla arkadaşlık edenler, ittifak etmişlerdir ki; Dünya hayatındaki Zühd’ü açısından onun bir benzerini görmemişlerdir ta ki, o bununla meşhur oldu ve bu, onun karakterini duyan uzakta olsun yakında olsun herkesin kalbinde bilinir birşey olmuştur. Hakikaten, burada yaşayan Şeyh’e yakın olmayan sıradan bir kimseye sorulacak olsa: Zamanımızda Zühd’ü en çok yaşayan, Dünya’nın gereksiz şeylerini en güçlü biçimde reddeden ve Ahiret’i en çok hırsla arzu eden kimdir? Der ki: Ben İbni Teymiyye (Allah ona Rahmet etsin!) gibisini duymadım.

Bununla meşhur olması, buna kendisini adamasından başka bir sebepten değildi. Dünyadan azıcık bir hisseyle, onun sahip olduğu kadarıyla, kanaat eden kaç Alim gördük ki? O hiçbir zaman güzel bir eş, etkileyici bir cariye veya iyi ev veya itaatkar bir köle veya lüks bahçeler veya güçlü bir binek hayvanı yahut yumuşak ve şık kıyafet veya yöneticilik makamı isterken işitilmedi. Bir Dinar veya bir Dirhem tutmadı (biriktirmedi), Caiz olsa da gereksiz olan birşeyi elde etmek için çabaladığı da hiç görülmedi. Bütün bunlar, kralların, emirlerin ve tüccarların tümünün onun emiri altında olmasına, sözlerine teslimiyet göstermelerine, mümkün olduğu kadar ona yakın olmaya çalışmalarına, açıktan onu övmelerine ve herbiri onu mali ihtiyaçlarını üstlenmeye hazır olmalarına karşın böyleydi.

O halde o nerede onunla karşılaştırılan; kendilerini, Ehli olmasalar da, İlme atfeden, Şeytan’ın kandırıp kavlen ve fiilen kendisine uydurduğu kimseler nerede? Onlar kendilerinin ve onun karakterlerine baktılar, kendilerinin ve onun azametine baktılar, dünya için yarışmalarındaki Hasedlerine ve onun bundan (dünyadan) feragat etmesine, (dünya malını) olabildiğince hızlıca biraraya toplamadaki kendi aceleciliklerine ve onun bundan kaçmaktaki aceleciliğine baktılar, yöneticilere kulluklarına ve sürekli biçimde onların kapılarında bulunmalarına ve yöneticilerin ona itaatine baktılar, onların otorite ve güçleriyle onu korkutamamalarına, onun onlara Hakkı söylemedeki rahatlığına ve onlara emretmedeki gücüne baktılar görmez misin?

Hakikaten Vallahi! Her nasılsa, onlar kendilerini traş ettiler, saçlarını değil ama Dinler'ini traş ettiler, dünya sevgileri rüyalarını ele geçirdi ve soyuldular, bedenleri (sahip oldukları malları) değil ama akılları soyuldu ta ki, onlardan gelip soranlardan yüzçevirdiler ve yalnızca daha fazla elde etmelerine yardım edenlerle arkadaşlık ettiler...
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Fakirliği ve Tevazuyu Tercih Etmesi Bahsi

Dünya’yı aşırı derecede bırakması ve reddetmesi, onun sahip oldukları denk geldiklerinin çok çüzi miktarıydı, o Allah ondan Razı olsun, en küçük şeyleri hiçbir zaman küçümsemezdi yahut en değerli şeyler onu Sadaka vermekten ona mani olmazdı. Her zaman, başka hiçbir şey bulamayıncaya kadar Sadaka verirdi. Birşey bulamayınca giydiklerinden bir kısmını çıkartıp fakirlere verirdi. Bazen bir yada iki ekmek somunu, zaten yetersiz olan erzağından alır, kolunun altına saklar, onunla birlikte Hadis dinlemeye gittiğimizde, bizim onu görmediğimizi düşündüğünde ekmekleri fakirlere aceleyle verirdi. Başka zamanlarda, eğer fakir birisi ona gelir ve onunla bir süre dursa, onu oturtur ve yemeğinin çoğunu ona verirdi.

Şeyh’le uzun süre kalan Salih Arif Şeyh, Zeyn ed-Din Ali el-Vasıti bana dedi ki: "Bizler yemeğimizi çogunlukla günün başlangıcında alırdık ve (yemeğimiz) yarım (Irak) Ratıli15 ağırlığında ekmekten oluşurdu. Bir parça ekmeği eli ile bölerdi ve onu birlikte yerdik. Elini benden önce ekmeğin üzerinden kaldırırdı ve ekmekten geriye kalan parçayı ben karnımı doyurana kadar benim önümden kaldırmazdı. Geceye kadar yemeğe ihtiyaç duymazdım ve gördümki bu Şeyh’in Bereketi'ndendi. Sonra gecenin son bölümüne kadar uyanık kalırdık, günlük insanlara yardım etme yükümlülüğünü yerine getirdikten sonra bizlere akşam yemeğimiz verilirdi. Benimle birlikte birkaç lokma yerdi ve sonra gerisini benim bitirmem için bana bırakırdı. Daha fazla yemesi için ona sorardım ama reddederdi ta ki sonunda onun ne kadar az yediğini bilmemden dolayı ona acırdım. Bu benim onunla kaldığım dönemin çoğundaki rutindi. Ben hiçbir zaman, kendimi o zamankinden daha fazla tamam ve Mutma’in görmedim üstelik hiçbir zaman o zamanki kadar fakirlik yaşamadım."

Birçok insan; onun, bununla meşhur olduğu, fakir ve ihtiyaç sahipleriyle ilgilenmesini ve ihtiyaç sahibi Fukaha ve Kurra’ya onlara yardım etmedeki gayretini tasvir etti. Aslında her çeşit insana yardım eder, kavlen ve fiilen hedef ve uygunluğu olan yapabileceği iyiliği yapardı.

Tevazusuna gelince; ben bu hususta onun zamanında ona denk olan birini ne gördüm ne de duydum. Büyük, küçük, Celil olana ve Hakir olana, Salih zengine ve Fakire karşı Tevazulu idi. Salih Fakirleri onurlandırır, saygı içerisinde basitçe ikram ederdi ve onlarla, zenginlere karşı kullanılan sözcüklerden daha tatlı sözlerle konuşurdu. Öyleki onlara kendisi hizmet eder, onların şahsi eşyalarını, Rabbi’ne yakınlık elde edebilmek için, taşırdı.

Ona gelip birşey soran hiç kimsenin yanındayken yorgun görünmezdi. Aksine; soruyu soran kişiyi memnun bir surat ifadesiyle selamlar; büyük olsun küçük olsun, erkek olsun kadın olsun, hür bir adam olsun köle olsun, Alim olsun Avam’dan olsun, şehirli olsun Bedevi olsun, (ayrılan değil) ayrılınılan olana kadar onunla kalırdı. Onları utandırmaz, rahatsız etmez yada aceleye getirmezdi. Aksine, onlara cevap verir, onların cevabı anladıklarından emin olur, yanlış olandan doğru olanı açığa çıkarırdı ve bütün bunları Letafet ile ve sadelikle yapardı.

O; insanlar orada olsun olmasın, ayakta olsun veya otursun, sokakta yürüyor olsun yahut bir Meclis’de oturuyor olsun, onlara Tevazu gösterirdi.

Ben onunla birlikte kaldığımda bana karşı çok aşırı derecede cömert ve Tevazulu idi, öyleki beni ismimle dahi çağırmazdı. Bunun yerine bana en güzel lakaplarla Hitap ederdi. Özellikle çok cömert davranır ve arkadaşlarımın yanında bana saygıyla Muamelede bulunurdu öyleki beni kendi yanından başka bir yere, Meclis kısa olsun uzun olsun veya Şahsi olsun Umumi olsun, oturtmazdı.

Ben Sahih el-Buhari’yi okuduğum sırada; benim, kendimi insanlar huzurunda okuyamayacak kadar düşük düşünmemden (görmemden), çünkü Ebi el-Vakt es-Saczi16’nin Ashabından Sahih el-Buhari’yi işiten birkaç Ravi’den biri olan Şeyh’in ayrılmasından korkmam sebebiyle boş zamanın avantajını kullanmak istemem nedeniyle gizliden okumayı amaçlamış olmama karşın hep yanımda olurdu. Şeyh bunu duyduğunda bana; kadın, erkek, çocuktan oluşan büyük bir topluluk önünde şöyle diyerek okuttu: Bu (Sahih el-Buhari okumaları) kesinlikle Müslümanları faydalandıracak bir yol dışında yapılmamalıdır. Bütün zamanını benimle geçirdi o kadar ki, ben Kıraat tahsilimi sadece yirmi oturumda başardım. Cuma’ları dışında hergün buluştuk, yolun her adımında benimle olurdu, oturumlara; Hafız İbni Nasir’in orijinal el yazması’ndan olan kendi Nüsha’sı ile, ki onu Şeyh’imin Kıraatımı kontrol etmesi için kullanırdı çünkü Şeyh’in Nüsha’sı çok daha doğruydu, katılırdı.

Onun güzel Ahlakı, onun aşırı alçakgönüllülüğünün ileri derecede ortaya çıkmasıydı o kadar ki, onun evini okumak için terk ettiğimizde bizim kitablarımızı kendisi taşırdı ve başka birisinin taşımasına Müsaade etmezdi. Ben ondan, kötü Ahlaklı biri olarak görünme korkumdan dolayı özür dilerdim. Bunun üzerine şöyle derdi: Eğer ben kendi kafamda taşırsam, kafam Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kelamını taşımaya layık değil!

Ben sınıfa okuduğumda, sandalyenin altında oturur ve oturumun merkezinde olmaktan kaçınırdı. Bu benim, onunla oturmaktan aşırı derecede utanmama yolaçardı ve ben onun aşırı Tevazusu, bana layık olmadığım derecede İkramı ve beni mecliste yükseltmesinden dolayı hayret ederdim. Benim, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözlerini okuyor olmam gerçeği ve bunun İlahi ve şerefli sayılması olmasa, onun böyle davranmasına yolaçacak hiçbir sebep yoktu.

Ona gelip onunla ilişki kuran veya arkadaşlık eden veya onunla tanışan herkese karşı Tevazusu, Tenezzülü ve Keremi onun alışkanlığıydı. Öyleki, onunla tanışan herkes onun aşırı derecedeki Tevazusunu tıpkı benim gibi yada daha fazlası ile anlatır. Ona bunu Veren (Allah) ne Yücedir ve işlediği bütün hayırları için onu Mükafatlandırsın!



Alıntı yapılan: Dipnotlar
15- Irak Ratl’i kabaca 400-450gr etmektedir.

16- Ebi el-Vakt Abd el-Evvel bin İsa bin Şu’ayb es-Saczi es-Sufi. Çok sayıda Hadis Rivayet eden Raviler’dendir. İsnad’ı güçlüdür. Uzun süre yaşamış, genç ve yaşlı çok sayıda Ravi ile tanışmıştır. Bağdad’da 552H yılında vefat etmiştir. (İbni Nukta, et-Tekyid, 2/163; el-Kuna ve’l-Aklab, 1/65; İbni İmad, Şezerat ez-Zeheb, 4/166)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Fiziki Görünümü17 ve Giyimi Bahsi

O -Allah ondan Razı olsun- görünümünde ve giyiminde Vasat’tı. İnsanların dikkatini çekecek veya onu özel gösterecek aşırıya kaçan kıyafetler giymezdi. Aksine, giyimi ve görünümü sıradan halk gibiydi ve vasattı, belli bir tür kıyafet giyip bir başka türü giymemezlik etmezdi. Her ne varsa onu giyerdi, ve her ne sunulursa onu yerdi ve İman’ın Bezaze’si (sade görünümü)18 onda belirgindi. Hiçbir zaman sarığıyla, elbisesiyle, yürüyüşü ile veya ayakta duruşuyla, yahut oturmasıyla gösteriş yapmazdı ve buluşacağı (biri için) veya başka bir beldeden olan ziyaretçisi için (özel) giyinmezdi.

Beni hayrete düşüren; ben onunla tanışmadan çok uzun süre önce onunla birlikte belli bir davranış biçimiyle oturup yemek yediğimiz bir rüya gördüm. Sonunda buluştuğumuzda onu rüyamda gördüğümün tıpatıp aynısı yemeği aynı biçimde yerken gördüm. Benimle oturdu ve tıpkı rüyamda gördüğüm gibi birlikte yemek yedik.

Birçok insan bana dedi ki; İlimle alakalı olsun amelle alakalı olsun kendini (gün boyu) ne kadar meşgul tutmuş olursa olsun onun yemek istediği, kahvaltı, akşam yemeği olsun, ne görülmüş ne de duyulmuş. Aksine, bazen kendisine yemek verilirde o tekrar dönene kadar uzun süreliğine onu bırakır, döndüğünde yiyecek dahi olsa çok az yerdi.  (Birçok insan bana) dedi ki: Bu dünyanın lezzetlerinden ve Ni’metlerinden birşey zikrettiğini görmedik. Onlar hakkında konuşmaz veya Maişeti hakkında birşey sormazdı. Aksine, onun bütün Himmeti ve konuşmaları Ahiret’i araması ve Allah (Te’ala)’ya onu yaklaştıracağıydı.

Bu; aynı zamanda onun giyinmesindeki tutumdur. Belirli bir çeşit kıyafet getirilmesini istediği hiçbir zaman duyulmamıştır. Aksine; ailesi, her ne zaman onun giydiklerini değiştirmesi gerektiğini bildiklerinde ona giysi getirirdi. Bazen giysisini o kadar uzun süre üzerinden çıkarmazdıki kıyafetleri kirlenirdi ama hiç kimseden yıkamasını istemezdi ve yıkanması gerektiğinde ancak ailesi yıkanmasını istermi diye ona sorardı. Erkek kardeşi, onun dünyevi işlerine bakardı, bana dedi ki: Bu; yemesinde, içmesinde, giyiminde ve dünyevi meselelerden ihtiyacı olan herşeyde, onun haliydi.

Bu kardeşinden daha çok Şeyh’e saygı gösterip onu yücelten başka birisini görmedim. Onun huzurunda oturduğunda, sanki başının üzerinde kuş vardı ve sultana gösterilen saygı gibi ona saygı gösterirdi. Buna hayret ettik ve ona dedik ki: Genellikle kişinin ailesi ona bir yabancının davrandığı gibi (iyi Muamele göstererek) davranmaz. Genellikle daha gayrı resmi davranır oysa biz seni Şeyh’le sanki onun Talebe’siymiş gibi ona Muamelede bulunmada saygı gösterdiğini ve onurlandırdığını görüyoruz. Bize derdi ki: Ben onda, başka hiç kimsede görmediğim şeyler görüyorum bundan dolayı sizin gördüğünüz bu şekilde onunla olmam icab ediyor. Ona, gördüğünün ne olduğunu sorduğumuzda, Şeyh’in bundan ne kadar nefret edeceğini bildiği için söylemedi.



Alıntı yapılan: Dipnotlar
17- Zehebi der ki: "Beyaz tenliydi. Saçları ve sakalı koyu renkte ve siyahtı açık renkte bıyığı vardı. Saçı kulaklarının altına kadar sarkıyordu. Gözleri konuşan iki dile benziyordu. Orta boyluydu, geniş omuzları vardı. Güçlü bir sesi, belagatlı bir dili vardı; başta çabuk ve kaba bir şekilde okurdu sonra yumuşak ve zarif bir tonla son bulurdu." (Zehebi, Siyer A’lem en-Nubela, 17/504)

18- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Duyunuz duyunuz, şüphesiz Bezaze (sade yaşamak) İman’dandır; evet şüphesiz, Bezaze İman’dandır." (Ebu Davud; Tirmizi; İbni Mace)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Bazı Kerametleri19 ve Feraseti Bahsi

Çok sayıda güvenilir kişi bana, Şahid oldukları onun bazı Kerametleri’ini anlattılar. Ben de özet olarak bunlardan ikisini zikrediceğim. Benim şahit olduğum bazılarıyla başlayacağım.

Bir keresinde benimle bazı Alimler arasında, uzun uzadıya tartıştığımız bazı meseleler hakkında bir tartışma vardı. Bizler, tartışmayı sona erdirmeye ve bize Nihai kararı vermesi için Şeyh’e gitmeye karar verdik. Şeyh’in kendisi bize geldi. Biz ona gidip tartıştığımız meseleyi ona soracağımız zaman, biz daha konuşmadam onun her meseleye daldığını gördük. Bizlerin tartıştığımız meselelerdeki her görüşümüzü ortaya serdi, Alimler’in bu husustaki görüşlerinden bahsetti, daha sonra hangi görüşün daha güçlü Deliller ile desteklendiğini izah etti ta ki bizim ondan talep etmekte olduğumuz Nihai kararını, bizim ona sormakla neyi öğrenmeyi umud ettiğimizi de, söyledi. Dolayısıyla, ben ve arkadaşlarım bize sunulan karşısında kalakaldık, ondan daha şimdi öğrenmiş olduklarımız sebebiyle ve Allah’ın onu bizim düşüncelerimizi izhar etmesı sebebiyle de, nutkumuz tutuldu ve şok olduk.

Onunla birlikte geçirdiğim günlerde, belirli bir konuyu araştırmak istediğimde, daha o meseleyi düşünmeye dahi başlamadan; Şeyh’i, bana meseleyi açıklarken ve sayısız açıdan konuyla alakalı cevaplar verirken bulurdum.

Salih, Alim, Mukri, Şeyh Ahmed ibni el-Harimi bana dedi ki: Bir seferinde Dımeşk’e yolculuk etmiş. Dedi ki: Tevafuken Oraya vardığımda hiçbir erzağım kalmadı, parasız kaldım ve orada tanıdığım hiç kimse yoktu. Yolunu kaybetmiş biri gibi, şehrin sokakları arasında gezmeye başladım. Birdenbire, Şeyh’in bana doğru hızlıca yürüdüğünü gördüm. Beni selamladı, yüzüme gülümsedi, elime içi biraz Dirhem bulunan küçük bir para kesesi koyup dedi ki: Bunları şimdi kullan ve düşünüp endişelendiğini bırak endişelenme zira Allah seni asla terketmez. Ardından sanki bana sadece bunu söylemeye gelmiş gibi dönüp gitti. Ona Dua ettim ve bundan çok mutlu oldum. Daha sonra gördüğüm bazı insanlara sordum: Bu (Şeyh) kim? Dediler ki: sen onu tanımıyor musun? O, İbni Teymiyye’dir. Onun bu caddede yürüdüğünü görmeyeli çok uzun zaman oldu.

Dımeşk’e ziyaretimin en güzel tarafı onunla tanıştığım bu olaydı zira Allah’tır bizlerin karşılaşmasına sebep olan. Dımeşk’te kaldığım geriye kalan zamanda hiç kimseye ihtiyacım kalmadı zira Allah beni hesap etmediğim yerden Rızıklandırdı. Daha sonra, onu tekrar ziyaret etmeyi kararlaştırdım, beni onurlandırıp halimi  sorar ben de ona karşılık olarak Allah’a hamdederdim.

Şeyh, Alim, Mukri, Taki ed-Din Abdullah bin Şeyh, Alim, Mukri Ahmed bin Sa’id tarafından bana söylendiğine göre, Şeyh orada İkamet etmekteyken Mısır’a yolculuk ettim. Oraya vardığım gece çok hasta oldum. Bir beldesinde geceyi geçirdim. Birinin adımı ve künyemi söylediğini duyunca şaşırdım. Zayıf bir ses tonuyla ona karşılık verdim ve kalkıp oturduğumda Şeyh’in ashabından, daha önce Dımeşk’de tanıştığım bazılarıyla, bir grubun yanıma girdiğini gördüm. ’’Ben daha yeni Mısır’a varmışken, benim buraya geldiğimi nasıl bildiniz?” diye sordum. Dediler ki: ’’Şeyh senin buraya geldiğini ve hasta olduğunu, acele ederek seni daha rahat bir yere götürmemizi bize bildirdi. Biz başka birinin geldiğini görmedik ve bize birşey söylemedi.’’ Böylelikle, bunun Şeyh’in Allah ondan Razı olsun, Kerametler’inden olduğunu anladım.

Ayrıca bana dedi ki: Dımeşk’de aşırı derecede hastalandım o kadarki oturamıyordum bile. Ansızın, Şeyh’in başımın yan tarafında oturuyor olduğunu hissettim. Ateş ve hastalıktan dolayı çok güçsüz düşmüştüm. Benim için Dua etti ve dedi ki: Şimdi iyileştin! Benim yanımdan ayrılır ayrılmaz, o ana kadar tecrübe ettiğim bütün ağrı ve hastalıklardan derhal iyileştim.

Ayrıca şöyle dedi: Şeyh’e saldırıda bulunan Hakk’tan sapmış birinin bir şiiri ile karşılaştım. Bu şiiri yazmasının sebebi, birisinin ona bir şiir atfederek bu sözlerin onun Rafızi olmasını gerektirdiği gerekçesiyle bu sözleri Hakim’e intikal ettirmiş ve onun bu durumunun halka teşhir edilmesine karar verilmiş. Adam, bu şiiri yazanın ve Hakim’e intikal ettirenin Şeyh olduğunu asılsızca düşünmüş ve bu şiiri Şeyh’e saldırı amaçlı yazmış.

Ben bu şiiri yanımda tuttum ve bazen birazını okuyordum. Şiirde birçok Mekruh gördüm, okuduğum şeyler sebebiyle sürekli biçimde korkulu ve kaygılıydım. Allah’ın bana Rahmeti olmasa şiir bana galib gelirdi. Kendi kendime, bu şiirden neden bu kadar etkilendim diye sordum, bazı sözlerinin hoşuma gittiğinden başka bir cevap bulamadım. Bu şiiri okuyarak zamanımı Heba etmeyeceğime dair Allah’a söz verdim ve bundan sonra biraz yatışıp rahatladım. Ne varki şiir hala bendeydi. Bundan dolayı, şiiri aldım, yakıp ondan hiçbir şey kalmasın diye küllerini yıkadım. Allah’tan Mağfiret diledim birdenbire şiiri okuduğum dönemde hissettiğim bütün kaygılardan kurtuldum, Allah kaygıyı rahatlama ile değiştirdi. O zamandan beri; güzel bir rahatlama halindeyim ve bunun Allah’ın Şeyh’e bahşettiği bir Keramet olduğunu görüyorum.

Yine bana dedi ki, Şeyh İbni İmad ed-Din el-Mukri el-Mutriz dedi ki: Bir keresinde, yanımda biraz para varken, Şeyh’i ziyaret ettim. Onu selamladım, selamıma karşılık verdi ve beni ağırladı, bana param olup olmadığını sormadan yanımdan ayrıldı. Birkaç gün sonra, ben bütün paramı harcadım. Ders sona erdiğinde, arkasında namaz kıldık. Benim ayrılmama Müsaade etmedi. Beni oturttu, herkes ayrıldıktan sonra şunları söyleyerek avucuma küçük bir para kesesi koydu: Şimdi hiç paran yok. Bununla kendi ihtiyaçlarını gider. Bundan dolayı şaşkına döndüm, anladım ki Allah onu benim halime ortak etti; hem param olduğunda hem de parasız kaldığımda.

Yine güvenilir bir kişi bana haber verdi ki: Moğol İşgali Dımeşk’e yaklaştığında, insanlar çok korktu, bazıları gelip ondan Müslümanlar için Dua etmesini istedi. Allah’a döndü ve şöyle dedi: Müjdeler olsun! Allah sizleri üç günde, Zafer ile Ni’metlendirecek! O kadar ki, onların kellelerinin üstüste yığıldığını göreceksiniz. Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun, üç gün geçer geçmez, onların kellelerinin Dımeşk’in merkezinde, tıpkı onun söylediği gibi, üstüste yığıldığını gördük. 

Salih Şeyh Vera'lı, Osman ibni Ahmed bin İsa en-Nessac tarafından bana söylenildiğine göre, Allah ondan Razı olsun! Şeyh Dımeşk’de her gün hastahanede hastaları ziyaret edermiş ve o bunu adet edinmiş. Bir keresinde genç bir delikanlının yanına gelmiş ve onun için Dua etmiş, genç çabucak iyileşmiş. Şeyh’in yanına onu selamlamak için geldi, onu gördüğünde ona gülümsedi, onu yanına doğru çekti, ona bir miktar para verdi ve şöyle dedi: Allah sana Şifa verdi. Bundan dolayı, çabucak memleketine döneceğine dair Allah’a söz ver. Senin; eşini ve dört kızını, onların bakımını üstlenecek bir kimse olmaksızın bırakıp burada oturman doğru mu? Genç onun elini öptü ve şöyle dedi: Efendim, sizin elinizde Allah’a Tevbe ediyorum! Sonra şöyle dedi: Benim hakkımda bildiklerinden dolayı hayrete düştüm. Zira ben onları, Erzaksız ve kimsesiz bıraktım ve Dımeşk Ehli'nden benim halimi bilen biri yoktu.

Güvendiğim birisinin bana anlattığına göre, bazı Kadılar Mısır’da Hükmetmek için giderken bir tanesi şöyle demiş: Mısır’a varır varmaz, şu ve şu Alim’in öldürülmesine Hükmedeceğim. Hepsi, bu adamın İlim ve Din Ehli, Zühd'ü ve Vera'lı olduğu üzerinde anlaştı. Ne varki bu adamın kalbi ona karşı öyle nefret ve düşmanlıkla doluydu ki, onu ölü görmek istemesine kadar vardı. Bunu işiten herkes, onun bu Salih adamı öldürme tehdidini hakikaten taşıdığından endişelendi ve Kadı olmak isteyen adamın Şeytan ve kendi Hevası tarafından yönetildiğinden bunun da onun Masum Müslüman kanı dökmesine yolaçacağından korktular. Böyle bir eylem vuku bulursa büyük bir Fesada yolaçacağından korktular.

Bundan dolayı Allah ondan razı olsun, Şeyh’e gittiler ve ona tam olarak neler olduğunu anlattılar. Dedi ki: Allah ona, bu yapmak istediklerini yapmasına, Müsaade etmeyecektir. Hatta, Mısır’a canlı olarak bile ulaşamayacaktır. Kadı, Mısır’a varmasına çok kısa bir mesafe kala birden bire öldü. Yani Mısır’a varmadan öldü aynen Allah Te’ala’nın, Şeyh’in, Allah ondan Razı olsun, diliyle bildirdiği gibi.

Ben derim ki: Allah ondan Razı olsun! Şeyh’in Kerametler’i20 çoktur ve burası bunlardan daha çoğunu zikretme yeri değildir. Ancak, Kerametler’inden en belirgin ve Meşhur olanı; ondan nefret edip ona saldıran hiç kimse yoktur ki, özellikle Dini hususunda, sayısız felaketle karşılaşmış olmasın. Bu, daha fazla açıklamayı gerektirmeyecek kadar çok iyi bilinen birşeydir.



Alıntı yapılan: Dipnotlar
19- Evliyalar’ın Kerametleri’nin olması, Ehli Sünnet ve’l-Cemaat Alimleri’nin arasında, Kur’an ve Sahih Sünnet tarafından ispat edilmiş, üzerinde İcma edilmiş birşeydir. Bu hususta daha detaylı bilgi için Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’nin, "el-Furkan beyn el-Evliya er-Rahman ve Evliya eş-Şeytan" isimli eserine müracaat edilebilir.

20- İbni Kesir’in, Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’nin Kerametleri ve cesaretine dair zikrettiği şu olayları nakledelim:

"Şeyh Takı ed-Din İbni Teymiyye ile Kazan Han, Kutluşah ve Bolay arasında çok şeyler geçti. İbni Teymiyye bütün bu işlerde Allah için hareket etmişti. Gerçeği söylemiş, Aziz ve Celil olan Allah'tan başka hiç kimseden korkmamıştı.

Beraberinde bulunan heyete yemek verilmiş, İbni Teymiyye dışında hepsi yemeği yemişler, İbni Teymiyye'ye: Sen niçin yemiyorsun? diye sorduklarında şu cevabı vermişti: Nasıl yemeğinizi yiyebilirim ki! Hepsini Müslümanlar’ın davarlarından yağmalamışsınız. Bu yemeği Müslümanlar’ın kestiğiniz ağaçlarıyla pişirmişsiniz.

Bundan sonra Kazan Han kendisinden Dua talebinde bulunmuş, o da şu Dua’yı yapmıştı: Allah’ım eğer bu kulun Mahmud, eğer senin Kelime’ni yüceltmek ve bütün Din’in Allah için olmasını gerçekleştirmek amacında ise kendisine yardım et. Onu destekle ve onu ülkeye ve kullara hakim kıl ama eğer gösteriş ve nam salmak ile dünyayı elde etmek, kendi ülküsünü yüceltmek, İslam’ı alçaltmak, Müslümanlar’ı zelil kılmak amacında ise kendisini yardımsız bırak sarsıntıya uğrat, tahrip et, kökünü kazı! Bu Dua'yı yaparken Kazan Han da ellerini kaldırmış, Amin! diyordu. Bizler bu durumda öldürülmesinden ve vücudundan akan kanın elbisemize bulaşmasından korktuğumuz için elbiselerimizi eteklerimizi topluyorduk.

Kazan Han’ın yanından çıktığımızda Kadi’l-Kudat Necm ed-Din bin Saseri ve diğerleri İbni Teymiyye'ye: Neredeyse kendini de bizi de öldürtecektin. Vallahi artık seninle arkadaşlık etmeyeceğiz! dediler. O da: Vallahi ben de sizinle arkadaşlık etmeyeceğim! diye karşılık verdi.

Biz bir grup olarak yola koyulduk kendisi ve bir grup arkadaşı geride kaldılar. Kazan Han’ın adamları olan emirler onu dinlediler ve yanına gelip Dua’sını almak, Bereket’ine nail olmak istiyorlardı.

O Dımeşk yoluna koyulmuştu. Hepsi kendisine bakıyorlardı. Vallahi o Dımeşk'e maiyetindeki 300 süvari ile birlikte vasıl oldu. Ben de maiyetinde bulunanlardan biriydim. Kendisiyle arkadaşlık etmek istemeyenlere gelince, yolda Tatarlar’dan bir grup onları yakalamış ve hepsini baştan sona soymuştu.

Ben bu hikayeyi bir Cema’at’tan ve başkalarından da duydum." (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicretin Yediyüzonsekizinci Senesinde Vefat Edenmeşhur Şahsiyetler, Şeyh Salih Ömer B. Seyyid)

İbni Kesir yine şöyle der: "Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye de Hama'dan gelen askerlerin yanına gitti. Katia'da onlarla buluştu. Düşmana karşı koyma hususunda Umera’nın ve halkın yaptığı yemini onlara bildirdi. Onlar da uygun bulup düşmana karşı kendilerinin de savaşacaklarına dair yemin ettiler. Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye bu hususta emirlere ve insanlara yeminle teyid ederek: Bu defa siz Muzaffer olacaksınız! diyordu. Emirler de kendisine: İnşaallah de! deyince o şu cevabı veriyordu: Olursa anlamında değil de, muhakkak olacak anlamında İnşaallah diyorum! Bu konuda dinleyicilere Allah'ın Kitabı’ndan bazı Ayetleri okuyarak Te'vil ediyordu. Mesela şu Ayet-i Kerime’yi de onlara okumuştu:

ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

"Kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, and olsunki Allah ona, yardım edecektir." (el-Hacc 22/60)." (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Cömertliği, Allah Ondan Razı olsun, Bahsi

Allah ondan Razı olsun, Şeyh tabiat olarak Cömertti ve etkilemek için yada rol yaptığından değildi cömertliği, aksine bu hali doğaldı. Önceden, onun ne Dinar ne Dirhem biriktirmediğinden bahsetmiştim. Aksine, her ne verebilecekse verirdi. Kendisine gelip onun sahip olduğu birşeyi ondan isteyen kimseyi; bir Dirhem olsun bir Dinar olsun, giysi, kitaplar vs., olsun, asla geri çevirmezdi. Bazen ihtiyaç sahibi biri tarafından ondan birşey istenildiğinde, ona verecek hiçbir şeyi olmadığında ve onu eli boş göndermek istemediğinden üzerinde giymekte olduğu birşeyi çıkarır ona verirdi. Bu, insanlar tarafından onun hakkında meşhurdur.

Şeyh Alim el-Fazl el-Mukri Ebu Muhammed Abdullah ibni Şeyh Salih el-Mukri Ahmed ibni Sa’id tarafından bana denildi ki: Bir gün ben Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, Allah ondan razı olsun, ile birlikte oturuyordum, birisi geldi ve onu selamladı. Şeyh onun kafasını sarmak için birşeye ihtiyacı olduğunu gördü. Adam ondan istemeksizin, sarığını çıkarıp ikiye böldü ve yarısını kendi kafasına sardı, diğer yarısını o adama verdi.

Ben derim ki: Anlayıştan yoksun bazı kimseler bunu Şeyh’in Müsrif’liği olarak görebilir yahut onun adamlık değerini düşüren bir kayıp olarak görebilir, durumu her ikisi de değildir. O, kıyafetleri dışında birşeye sahip değildi, sarığı dışında birşeyi çıkarması durumunda zarara uğrayacağını gördü, bunun zararı sadece ona olurdu hiç kimseye fayda olmazdı ve o zaman sahip olduğu, kendi ihtiyacının olmadığı ve başkasına verebileceği başka hiçbir kıyafeti de yoktu. Bundan dolayı, tamamına ihtiyacı olmadığı sarığından bir parça kesmekte aceleci davrandı, neticede hem Müslüman kardeşinin ondan bir parça ile faydalanabilmesine hem de aynı zamanda geriye kalan ile kendisinin faydalanabilmesine sebep oldu. Bu, böyle durumlarda takınılacak en güzel ve en zeki yoldur ve bu, onun kendisiyle Meşhur olduğu cömertliğidir.

Adamlığının değerini düşürecek Sadaka’ya gelince; bunun olanla hiçbir alakası yoktur. Aksine, bu aşırı Tevazu'dur, kendisini büyük görmemektir, orada bulunanlar nezdinde kendisini yüceltmemeyi istemektir ve bu; hem Şerri hem de aklen övgüye değer bir karakterdir.

Benzeri bir örnek insanlığın Seyyidi ve cömertlikte, aklen, ve İlmen yaratılmışların en kemali olan Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem)’den de rivayet edilmiştir. Rivayet edildiğine göre bir grup Müslüman’ın Mescid’de olduğu bir sırada, Rasulullah üzerinde kenarları beyaz olan siyah bir hırka ile geldi. Onlardan biri, Ya (ey) Allah’ın Rasulü! Bu hırkayı bana ver! dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinden birşey isteyen hiç kimsenin talebini geri çevirmezdi. Bu sebeple, hırkasını çıkardı ve cömertliğinden dolayı adama verdi. İnsanlar, adamı bu yaptığındna dolayı kınamaya başladı. Zira Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu hırkaya ihtiyacı vardı ve kendisinden birşey istenildiğinde asla boş çevirmezdi. Bunun üzerine adam özür diledi ve şöyle dedi: Ben bunu giymek için istemedim bilakis ben öldüğümde kefen olarak bu hırkaya sarılacağım. Rivayeti nakleden dedi ki, hakikaten bu kişi bu sözüne ölene kadar sadık kaldı ve öldüğünde bu hırka kefen olarak ona sarıldı.21

Bu Hadis, çok iyi bilinmektedir ve birçok güvenilir Ravi tarafından Rivayet edilmiştir ve bizim söylediğimiz şeyin en açık Deliller’indendir. Cömertliğin ve Tevazu'nun üstüne ve ötesine geçmiştir, egosunu (nefsini) kırarak ve güzel Ahlak sergileyerek. Güvenilir bir arkadaşımın bana söylediğine göre, bir keresinde Şeyh, Allah ondan razı olsun, caddelerde yürüyordu. Fakir birisi onu çağırdı. Onun ihtiyaç sahibi olduğunu bildi ve yanında ona verebileceği hiçbir şey yoktu. Dolayısıyla, giyinmekte olduğu kıyafetinden birşeyi çıkarıp ona şöyle diyerek verdi: Bu, sahip olduğumun tümüdür, sana verebileceğim başka birşeyim olmadığı için üzgünüm!

Bu, onun kendisini Allah Teala’ya yakınlaştıracak şeyden fazlasına sahip olmayışının, sahip olduğu herşeyi, ne kadar küçük-değersiz olursa olsun, başkasına verebilecek kadar cömertliğinin bir başka örneğidir ve bu Allah Subhanehu’ya karşı İhlas’ın en belirgin şeklidir. Bundan dolayı; onu, dilediği kimseye, dilediği şeyi yapmaya yönelten (Allah) ne Yüce’dir!

Güvenilir bir arkadaşım tarafından bana denildi ki: Şeyh, Allah ondan Razı olsun, kendisinden yazdığı birşeyi isteyen hiç kimseyi eli boş çevirmezdi. Bilakis; ona, gidip istediğini seçmesine Müsaade ederdi. Bir keresinde bir adam geldi ve kendisinin istifade edebileceği bir kitap sordu. Kendi kütüphanesine giderek oradan dilediğini almasını söyledi. Adam, Şeyh’in kitapları arasında çok Dirhem değerinde (pahalı) bir Mushaf gördü, onu aldı ve gitti. Oradakilerden bazıları Şeyh’i kınadı, o dedi ki: Birisinin benden istediğinden onu alıkoymak benim için doğrumu bir davranış mıdır? Bırakın onu belki ondan istifade eder. Aynı zamanda Şeyh, İlim kitabı talep edenleri bundan menedenlere karşı şöyle diyerek katı bir turum takınırdı: İlim, taleb edenden geri tutulmamalıdır!..

Yine onun cömertliğinden biri de, onun asla liderlik ve yöneticilik makamına hevesle bakmamasıdır.

Cömertliğine dair bu kadar örnek, onun ayak izlerini takip etmek isteyenler için yeterlidir...




Alıntı yapılan: Dipnotlar
21- Sahih olan bu Hadis Buhari ve ayrıca İbni Mace tarafından kaydedilmiştir. Sehl ibni Sa'd (radiyallahu anh) şöyle demiştir: “Bir kadın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir hırka getirmişti. Rasululah: Bu kadifeden hırka da nedir? diye sordu. Kadın: Ya Rasulullah! Sizin giymeniz için onu kendi ellerimle dokudum buyurun, dedi. Esasen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin böyle bir hırkaya ihtiyacı da vardı, onu aldı. Ardından o hırkayı giyinmiş olarak namaz kılmak için Mescid'e çıktı. Adamın biri Ya (ey) Rasulullah! Bu giymiş olduğunuz hırka ne kadar da güzel! diye seslendi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem); Evet öyledir! buyurdu. Odasına girdiğinde hırkayı katlayıp o adama gönderdi. Orada bulunan insanlar adama çıkışarak: Vallahi, sen iyi bir şey yapmadın. Rasulullah’ın bu hırkaya ihtiyacı vardı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kendisinden bir şey isteyen kişiyi boş çevirmediğini sen de biliyorsun! dediler. Bunun üzerine adam şöyle dedi: Allah’a yemin olsun ki, ben bunu sadece giymek için almadım, kefenim olsun diye aldım. Sehl diyor ki: O zat öldüğü gün, o elbise kendisine kefen olmuştu.” (Buhari; İbni Mace)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Kalbinin Gücü ve Şecaati (Cesareti) Bahsi

Şeyh (Allah ondan Razı olsun!) insanların en cesurlarından ve kalbi en güçlü olanlarındandı. Ben, ondan daha kararlı duran veya düşmana karşı Cihad etmek üzerinde ondan daha azimli birini görmedim. Allah için; kalbiyle, diliyle ve eliyle Cihad eder, Allah’tan başka kınayıcıların kınamasından korkmazdı.22

Birçok insan bana dedi ki: Eğer Şeyh, Allah ondan razı olsun, Müslümanlar’ın siperindeyse onları sağlam ve yekpare tutan o olurdu. Eğer bazı birliklerin sendelediklerini, gevşediklerini veya korkaklık Amareleri göstediklerini görürse, onları cesaretlendiren, kararlı kılan, morallerini yükselten ve onlara müjdeler veren; Zafer, başarı ve Ganimet müjdesi veren o olurdu. Onlara Cihad’ın ve Mücahidliğin Faziletlerini hatırlatırdı ve Allah onları Sakinleştirirdi.

Ata bindiğinde onu uzmanca ve dakikçe kontrol eder, atını son derece cesurca ve yiğitlikle düşman ordularının arasına hızlıca sürerdi. En kararlı şövalyeler gibi atının üzerinde otururdu ve öyle bir Tekbir getirirdi ki, düşmana karşı yapılan hiçbir saldırının onlarda açamayacağı kadar büyük bir yıkıma sebep olurdu, ölümden korkusu olmayan biri gibi etraflarında dönerdi.

Akke’nın Fethi’nde23, bir kimsenin tarif etmeye dahi başlayamayacağı derecede cesaret örneği sergilediği söylenir. Dedilerki: Müslümanlar’ın orayı Feth etme gerekçesinin; onun Amelleri, Nasihatları ve keskin Feraseti olduğunu gördüklerini nakletmişlerdir.

Sultan Gazan24, Dımeşk’te hüküm sürmeye başladığında, Gürcüler’in Kralı Dımeşk’deki Müslümanlar’a saldırı sırasında bölgeyi kullanabilmesi karşılığında ondan büyük miktarda servet almayı kabul etti. Şeyh bunu duyduğunda anında kalktı ve Müslümanlar’ın Şehadet arzusunu arttırdı, Zafer, ayaklanmalarında, emniyet ve korkuların kaybolacağı vadetti. Bundan dolayı, toplum liderlerinden bazıları İbni Teymiyye ile birlikte Sultan Gazan’a gittiler. Onları gördüğünde dedi ki: Bunlar da kimin nesi? Ona: Bunlar Dımeşk’in liderleri, denildi. Bunun üzerine huzuruna girmelerine Müsaade etti ve önünde oturdular. Şeyh, Allah ondan razı olsun, içeriye girenlerin ilkiydi, Gazan onu gördüğünde ona, Allah ondan razı olsun, karşı kabinin derinliklerinden bir sevgi duymaya başladı, onu yakınına oturttu.

Şeyh’in ilk değindiği mesele, Gürcü Kral’ın Müslümanlar üzerindeki kalleşçe Hükümdarlığı ve ona bu kadar çok para verilmesiydi. Gazan’a, Müslüman kanının dokunulmazlığını hatırlatıp ona Tembih’de bulundu. Gazan ona Tevazu ile karşılık verdi ve bu, Müslüman kanının Muhafazasının ve kadınlarının ve çocuklarının korunmasının gerekçesi oldu. Güvenilir bir arkadaşımın bana dediğine göre: Şeyh Vecih ed-Din bin el-Mence (Allah onun ruhunu kutsasın!) demiş ki: Ben bu toplantıda Şeyh’le birlikteydim. Sultan’a, Allah ve Rasulü’nün Adalet hakkındaki sözlerini hatırlatıyor ve konuşurken Sultan dizlerinin üzerine çökene kadar sesini yükseltiyordu. Konuşması sırasında dizleri neredeyse Sultan’a değecek kadar Sultana yaklaşıp duruyordu. Sultan bütün konuşma boyunca, her sözünü dinleyerek ve ondan başka bir yana dönmeksizin, dikkatini tamamıyla ona veriyordu. Allah’ın, Sultan’ın kalbine koyduğu Muazzam sevgi ve saygıdan dolayı, oradakilere: 'Bu adam da kimdir? Ben onun gibi birisini şimdiye kadar hiç görmedim, onunki kadar kararlı kalpli olanını (şimdiye kadar) görmedim, onun sözlerinden etkilendiğim kadar (şimdiye kadar) başka hiç kimsenin sözlerinden etkilenmedim ne de (şimdiye kadar) ona karşı itaatkar olduğum kadar başka hiç kimseye itaatkar olmadım' diye sordu. Bunun üzerine, kim olduğu kendisine söylendi ve İlmi amelleri hakkında ona bilgi verildi. Şeyh, tercümana Gazan’a şunu söylemesini söyledi: Sen Müslüman olduğunu iddia ediyorsun ve bize denildiğine göre Kadılar’ın, Alimler’in ve Ezanlar’ın var, buna karşın bizleri İstila etmek istiyorsun (öyle mi)? Baban ve ataların Kafir’diler ve onlar senin bu yaptığını hiçbir zaman yapmadılar! Bizim uyduğumuz ancak senin bozduğun bir anlaşmamız var. Söz verdin ve sözünü bozdun!.. Sultan ona dedi ki: Dilersen seni, atalarının yurduna, Harran’a Hükümdar yapayım istersen oraya dönersin. İbni Teymiyye dedi ki: Allah adına, ben İbrahim (aleyhi selam)’ın Hicret ettiği yerden ayrılmam ve orayı başka yere de değişmem!..

Dolayısıyla (Şeyh), bu toplantıdan şerefle ayrıldı. Müslümanlar’ın kanını korumak için kendini en öne koyduğunda Salih bir Niyet’i vardı ve Allah da ona taleb etmekte olduğu şeyi verdi. Bu aynı zamanda, Moğollar’ın elindeki Müslüman esirlerin çoğunun serbest bırakılması ve ailelerine dönmesinin gerekçesiydi. Bütün bunlar büyük bir cesaret ve kararlılığın göstergesiydi.

Hep şöyle derdi: Kalbi hastalıklı olan dışında hiç kimse Allah’tan başkasından korkmaz! Adamın biri Ahmed ibni Hanbel’e bazı idarecilerden korktuğundan şikayet edince Ahmed (ibni Hanbel) şöyle dedi: Eğer yeteri kadar sağlıklı olsaydın, hiç kimseden korkmazdın!.. yani korkusu, kalbinin sağlıktan Mahrum kalması sebebiyledir.25

Bana anlatıldığına göre; Şeyh, Sultan Nasır Muhammed26 tarafından görüşmeye çağrıldığında ona denildi ki: Bana söylenildiğine göre insanlar sana itaat ediyormus, ve sen de onların üzerinde idarecilik yapmanın yollarını arıyormuşsun. Şeyh’in gözü korkmadı ve kararlılıkla ve yüksek sesle ona dedi ki: Ben mi bunu yapıyormuşum? Vallahi, senin krallığın ve Moğollar’ın krallığının benim nazarımda hiçbir değeri yoktur. Sultan bu sözler üzerine tebessüm etti ve Allah’ın onun kalbine yerleştirdiği Şeyh’e karşı sevgi ve saygıyla cevap verdi. Vallahi, sen güvenilir bir adamsın, bana senin hakkında bunu söyleyen kişi yalancıdır. İbni Teymiyye’nin sevgisi sonsuza kadar kalbine kazındı. Bu sevgiden değil midir ki onu öldürmedi, oysa; onu çok uzun süre önce, Zahiren Adaletli, Batınen Fasık ve Cahil kimseler tarafından onun hakkında çeşitli yalanlar söylendiğinde öldürebilirdi.

Şeyh’e karşı düşmanlıkları sebebiyle Bi’datçılar ve Ehli Heva ve Dinler’ini Dünya karşılığında satanlar birbirleriyle yardımlaşmaya devam ettiler, ona zarar vermek için çaba sarfettiler, onun hakkında yalanlar söylediler, onun hiçbir zaman söylemeyip, bir kitabında veya Fetva’sında yazmadığı ve herhangi bir Meclis’de ondan duyulmayan şeyleri ona atfettiler27. Allah’ın onları bütün bunlardan dolayı sorgulayacağını ve onları bunlardan sorumlu tutacağını düşünmüyorlar mı? Allah Te’ala’nın şu sözlerini işitmediler mi?


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

"Andolsun, insanı Biz yarattık ve Nefsi'nin ona ne Vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken. O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır." (Kef 50/16-18)

Hakikaten de, VAllahi; onların Ahiret’e nazaran, Dünya’ya olan sevgileri, onlara üstün geldi, tıpkı onların geçici hayat için mücadelelerinin Ebedi hayat için mücadelelerine baskın gelmesi gibi. Şeyh’e Hased ettiler, onlara Muhalefet ettiği için çünkü o, onların peşinde olup aradıklarından nefret ediyor ve reddediyor ve onların terkedip reddettiklerini seviyordu. Allah onun Niyet’ini diğerlerinkiyle karşılaştırıp biliyordu. Ona galip gelmelerine Müsaade etmedi o kadar ki, Allah’ın ona yardım etmediği, onları Şeyh’e karşı Mağlup etmediği, temelsiz görüşlerini yıkmadığı ve onların şerli planlarını onun diliyle İfşa etmediği hiçbir toplantı veya görüşme olmadı.



Alıntı yapılan: Dipnotlar
22- İbni Kesir, Şeyhu’l-İslam’ın mücadelesine, Cihad’ına ve Cihad’a teşvik etmesine birçok yerde değinmiştir. İbni Kesir şöyle der:

"Şevval Ayı’nın onyedisinde Cuma günü Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye halkı, Cihad’a Teşvik etmek için toplantıya çağırdı. Konuşmasında onları Cihad’a Teşvik etti. Mücahidler’in Sevabı’nın çok olacağını bildirdi. O toplantı çok Muazzam ve görülmeğe değerdi." (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicretin Altıyüzdoksanyedinci Senesi);

"Safer Ayı’nın ikisinde Şeyh Taki ed-Din ibni Teymiyye, Emevi Cami’inde Vaaz Kürsü’süne oturarak halkı savaşa teşvik etti. Bu konuda varid olan Ayet ve Hadisler’i okudu. Halkı firardan men etti. Müslümanları, İslam ülkesini ve halkın mallarını korumak için Allah yolunda İnfak’a davet etti. Şehri bırakıp kaçmak için bineklere harcanan kira paralarının Allah yolunda Cihad’a sarfedilmesinin daha hayırlı olacağını anlattı. Bu defa da Tatarlara karşı Cihad etmenin kaçınılmaz bir görev olduğunu, hatta bunun Vacib olduğunu söyledi. Bu amaçla çok Vaazlar verdi.

(...)

Bu ayın başında cumartesi günü Şeyh Taki ed-Din ibni Teymiyye, Merc'de bulunan Şam Naibi'nin yanına gitti. Onları Sebat’a davet etti. Morallerini yükseltti. Gönüllerini rahatlattı. Düşmanlara karşı onlara İlahi yardım ve Zafer’i Vaad etti ve şu Ayet-i Kerime’yi okudu:


ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

"Kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa and olsun ki Allah ona yardım edecektir. Allah şüphesiz affeder ve bağışlar." (el-Hac 22/60)

İbni Teymiyye pazar gecesi askerlerin yanında kaldı. Sonra Dımeşk'e döndü. Naib ve Ümera kendisinden posta arabasıyla Mısır'a gitmesini, Sultan’ı oraya gelmeye teşvik etmesini istediler. O da Sultan’ın peşine gitti. Sultan, sahile ulaşmıştı. Ancak İbni Teymiyye oraya gidince onu orada bulamamış, Kahire'ye gittiğini, işin gittikçe Vehamet Kesbetti’ğini görmüştü. Sonra Kahire'ye giderek onları Şam'a asker göndermeye teşvik etmiş, şayet Şam'a ihtiyaçları varsa bu iş için gerekli tedbiri almalarını bildirip şöyle demişti:

"Eğer Şam'ı korumaktan vazgeçip Şam'ı gözden çıkarırsanız biz de oraya bir Sultan buluruz. Sultan orayı korur, tedbiri alır, barış ve güvenlik zamanında da oranın gelirlerini elde eder." Böyle diyerek onlardan asker göndermelerini ısrarla talep etti. Nihayet Sultan, Şam'a askeri bir birlik şevketti. Sonra İbni Teymiyye sözünü sürdürerek şöyle dedi: "Siz Şam'ın Hükümdar ve Melikler’i olmasanız dahi Şamlılar sizden yardım istedikleri takdirde onlara yardım etmek sizin için bir görevdir. Oysa siz Şam'ın Sultan ve Hükümdarı’sınız. Şamlılar sizin Reaya’nızdır. Siz onlardan sorumlusunuz."

Bu konuşmasıyla onların moralini düzeltti. Bu savaşta Muzaffer olacaklarına garanti verdi. Onlar da Şam'a doğru yola koyuldular.

(...)

Cemaziye’l-Evvel ayının yirmiyedisinde Şeyh Taki ed-Din ibni Teymiyye, Mısır'dan posta arabasıyla döndü. Mısır Kalesi'nde sekiz gün kalarak onları Cihad’a ve düşmana karşı çıkmaya teşvik etti. Sultan, Vezir, Devlet Ayanı ile görüşmeler yapmış, onları Cihad’a davet etmiş, onlar da Cihad’a geleceklerini bildirmişlerdi." (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicretin Yediyüzüncü Senesi)

23- Akra olarak da bilinen Filistin’in Kuzey-Batı’sında bulunan bir yer. 680H (1291M) yılında en önemli Haçlı Seferleri’nden birine ev sahipliği yapmıştır. Her türlü Fırka’dan çok sayıda Alim bu savaşa iştirak etmiştir. Tarihciler bu savaşın Tarih’de büyük önemi olduğuna işaret etmişlerdir. Zira bu savaş neticesinde Haçlılar Şam’dan sürülmüş ve Haçlılar’ın etkisi silinmiştir. Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye bu savaşa iştirak ettiğinde henüz 28 yaşındaydı.

24- Mahmud Gazan (Tatarlar’ın Hanı Kazaan), 1295-1304 yılları arasında Moğol İmparatorluğu’nun İran’daki İlhanlı bölümünün Hükümdarı’ydı. Gazan Vaftiz edilerek Hıristiyan olarak yetiştirilmiş ilerleyen dönemde Moğol İmparatorluğu’na hakim olan Budizm’den de etkilenmişti. Birçok entrika ve mücadele ile geçen ömründe en mühim işlerinden biri Müslüman olması ve devleti ile halkını da İslam’a dönüştürmesiydi ki onun dokuz yıllık saltanatı sırasında İran’daki bütün Moğollar Müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra ismi Mahmud (veya Mahmud Gazan) olarak bilinmektedir. Kendisinin ve halkının İslam’a nisbetlerini ve hakikatini Allah bilir. Müslümanların yönetimi altındaki Mısır ve Suriye üzerine yaptığı seferlerle tarihte büyük iz bırakmıştır. Batılı Tarihçiler’in verdiği bilgilere göre, Şii Fatımiler, Ermeniler ve Haçlılar’la işbirliği yapmış, Mısır ve Suriye’yi ele geçirmesi durumunda Kudüs’ü Haçlılar’a vereceği vaadinde bulunmuştur. Ne var ki, ne Mısır ne de Suriye’de başarı elde edememiştir.

25- Çeviri’de; Mukayese amaçlı kullandığım Nüsha’da, "Hep şöyle derdi..." şeklinde başlayarak "Mahrum kalması sebebiyledir" denilerek biten bir paragraflık bu kısım bulunmamaktadır.

26- el-Malik en-Nasir ed-Din Muhammed bin Kulavun, Mısır’daki Memlüklüler’in Hükümdarı’ydı. Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’nin çağdaşıdır. Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’nin girişimleri neticesinde ordusunu Moğol İstilası’nı önlemek üzere 1303M yılında Suriye’ye göndermiştir. Bu savaşta Moğollar yenilgiye uğratılmıştır.

27- Şeyhu’l-İslam yaşamı ve mücadelesi ile rahat bozan bir yapıya sahipti ve işte bu özelliği sebebiyle çok sayıda düşman sahibi olmuş ve yersiz tenkitlere uğramıştır. Kendi döneminden itibaren günümüze kadar aralarında Subki ve oğlu, İbni Hacer el-Heysemi el-Mekki, Zahid el-Kevseri, Yusuf Nebhani, Şarani, Ahmed bin Zeyni Dehlan, Mustafa Sabri, Abdu’l-Hakim Arvasi ve Necip Fazıl gibi çok sayıda (Subki ve oğlu ile İbni Hacer el-Heysemi el-Mekki gibi) İlim sahibi ancak Bağnaz, (Zahid el-Kevseri, Yusuf Nebhani, Şarani, Ahmed bin Zeyni Dehlan, Mustafa Sabri, Abdu’l-Hakim Arvasi ve Necip Fazıl gibi) Bi’datcı, Zındık ve Sufi tarafından şiddetle eleştirilmektedir. Kitabın sonuna eklemeyi uygun gördüğümüz Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye'ye dostluk ve düşmanlık besleyen, kendi döneminde yaşamış, Alimler'in listesi inşallah faydalı olacaktır.

Bu iftiraların en büyük ve en kötülerinden birisi İbni Batuta isimli Meşhur Seyyah’ın Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’den işittiğini iddia ettiği; güya Şeyhu’l-İslam ibni Teymiyye’nin, Şam Camii’nin Minber’inden inerken: "Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner!.." dediğine yer vermesidir. İbni Batuta bu sözlere "Rihletu İbni Batuta (İbn Batuta Seyehatnamesi)" olarak Meşhur olmuş "Tuhfetu’n-Nuzzar fi Ğaraibi’l-Emsar ve Acyib el-Esfar" isimli eserde yer vermiştir.

"Dımeşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli Fakihleri’nin ileri gelenlerinden Takı ed-Din İbni Teymiyye adında biri vardı. Halka Vaaz verir, insanlarda ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi. İbni Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı Fakihler’in tepkisini çekmişti. el-Meliku’n-Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, Kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Bu müddet içerisinde 40 ciltten oluşan ve adını "el-Bahru’l-Muhit" koyduğu bir Tefsir kaleme aldı. Annesinin ricası üzerine Sultan onu serbest bıraktı. İbni Teymiyye, Dımeşk de bulunduğum sırada –önceden- tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma Günü, Cema'at olarak hazır bulunduğum Cami’de, insanlara Vaaz ve Nasihat’ta bulunurken Minber’in merdiveninden bir basamak aşağıya inerek: "Muhakkak ki Allah Te’ala benim buradan indiğim gibi Dünya Sema’sına inmektedir." şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki Fakihi İbni Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı." (İbni Battuta, Tuhfetu’n-Nuzzar fi Ğaraibi’l-Emsar ve Acyib el-Esfar, 88-110)

İbni Batuta’nın bu iddiası birçok açıdan yanlışlıklar içermektedir.

Öncelikle, Şeyhu’l-İslam’ın hiçbir eserinde bu tarz ifadelere rastlamak mümkün değildir. Bu görüş Şeyh’in Mezhebi’ne zıttır. Oysa, Şeyhu’l-İslam sadece bu konuda, başkalarının ömür boyu yazdıklarından daha fazla yazmıştır. Çok sayıda Risale ve eserinde bu meseleyle alakalı görüş bildirmiştir. Tedmuriyye’de, Mecmua el-Feteva’da ve özellikle de konumuzla birinci elden alakalı olan Allah’ın inmesi ile alakalı görüşlere yer verdiği Şerh Hadis en-Nüzul isimli eserinde Müşebbihe görüşlerinden bir kırıntıya dahi rastlamak mümkün değildir bilakis, Allah’ı Mahlukata benzetmenin büyük bir Bi’dat ve sapkınlık olduğunu, burada ve başka yerlerde, açıkca ifade etmektedir.

İbni Batuta’nın bu olay ve sözleri İbni Teymiyye’den yazmış olması mümkün değildir zira kendisi Mezkur eserinde Dımeşk’e 9 Ramazan 728H yılında (İbni Batuta, Rihle, 102) girdiğini belirtmektedir. Oysa, Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, gerek o tarihte, gerek o tarihten sonra ve gerekse o tarihden bir süre önce hapiste bulunmaktaydı. Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’nin 6 Şaban 728H (İbni Kesir, Birzali’den naklen Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’nin 16 Şaban Pazartesi 728H İkindi Vakti’nden sonra hapise atıldığını da nakleder) tarihinde başlayan ve son tutuklanmasının gerçekleştiği ve 20 Zi’l-Kade 728H yılında vuku bulan vefatına kadar hapiste kalması dönemine denk gelen bu zaman diliminde İbni Batuta tarafından Mescid’de görülmesi mümkün görünmemektedir. Bu; Şeyh’in, Hafız Muhammed ibni Ahmed ibni Abdu’l-Hadi, İbni Kesir, Zehebi ve çevirisine yer verdiğimiz bu eserde görüldüğü gibi Hafız el-Bezzar gibi talebelerinin de aralarında bulunduğu birçok kişi tarafından dile getirilmiştir. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 14/135; ibni Abdi’l-Hadi, el-Ukudu’d-Durriyye, 218; Bezzar, el-A’lem el-Uliyye, 84; İbni İmad, Şezerat ez-Zeheb, 6/80; Hafız ibni Receb, ez-Zeyl ala Tabakat el-Hanebila, 2/405)
 
İbni Batuta, daha birkaç sayfa evvel, Dımeşk’te bulunduğu süre içerisinde, Mezkur Mescid’deki İmamlar’ının Şeyhu’l-İslam ibni Teymiyye olmayıp Kadı Celal ed-Din Muhammed ibni Abdu’r-Rahman el-Kazvayani olduğunu, onun büyük bir Fakih ve Hatib olduğunu söylemektedir. (ibni Batuta, Rihle, 107)

Mezkur "Rihle" isimli bu eser Müellifi olarak Takdim edilen İbni Batuta tarafından kaleme alınmamıştır. İbni Batuta, 2 Receb 725H tarihinde seyahatına başlamış ve 3 Zu’l-Hicce 765H tarihinde seyahati son bulmuştur. Kendisi hiçbir şey yazmamış ancak daha sonra eseri derleyen Muhammed ibni Cezi el-Kelbi’ye gelişen olayları Hafızasından anlatmıştır. Yani eseri derleyen, Muhammed ibni Cuzey el-Kelbi’dir. Bu şekilde yapılan bir derlemede kasıtlı-kasıtsız birtakım yanlışlıkların bulunabileceğini göz önünde tutmak gerekir. Bu sözleri, el-Kelbi’ye söyleyenin gerçekten İbni Batuta olduğunu bir an için kabul etsek bile, İbni Batuta’nın şahsen İbni Teymiyye’yi görmediği ancak düşmanlarının sözleri ve ona atfettiklerini naklettiğini söylemek daha uygundur Allahu A’lem!..

İbni Teymiyye’nin insanlara Nasihat’ta bulunduğu sırada Minber’de oturması gibi bir adeti yoktu. Bilakis o, bir sandalyeye oturur ve o şekilde insanlara Hitab ederdi. (Zehebi, Lisan el-Arab, 5/189) Mezkur eserde de, İbni Batuta Hadis Alimler’inin yüksek bir sandalyeye oturarak Hadis Kitablar’ını okumalarının onların bir adeti olduğuna değinmektedir. (İbni Batuta, Rıhle, 108) İbni Hacer de Şeyh’in, tıpkı Hadis ve Fıkıh Şarihleri’nin yaptığı gibi, sandalye üzerine oturarak konuşmasını yaptığını belirtir. (İbni Hacer el-Askalani, Durer el-Kaamine)

Ayrıca, İbni Batuta’nın Mezkur Seyahatname’sinde birtakım Garib Hikayelere yer verdiği de bilinmektedir. Bundan dolayı, onu yalancılıkla İtham edenler de olmuştur. İbni Haldun, Seyahatname’de geçen bazı Garib Hikayelere yer verdikten sonra şöyle der: "Onun anlattığı şeylerin çoğunluğu Hint ülkesinin Hükümdarı ile ilgili olup onu dinleyenlerin çokça Garib karşılayacağı halleri ile ilgili anlattıklarıdır. Nihayet o bu kabilden Hikayeler anlattı, bu sefer insanlar kendi aralarında onun yalancı olduğunu söylemeye koyuldular. O günlerde Sultan Faris bin Vardar’ın veziri ile karşılaştım. Bu hususta onunla konuştum ve ben bu adamın insanlar tarafından yaygın bir şekilde yalanlanmış olması dolayısıyla, (İbni Batuta'nın) vermiş olduğu haberleri kabul etmediğini gördüm." (İbni Haldun, Mukaddime, 2/565)

İbni Teymiyye’ye Hased ve düşmanlık besleyen Muhalifleri tarafından İftiralar atıldığı aşikar bir durumdur. Şeyh Alem ed-Din’den naklen İbni Kesir der ki: "Ayrıca Fakihler’in ve yoksulların çoğu da bırakınız Müslümanları, diğer dinlere mensup kimseleri dahi nefret ettirecek şeyleri, İbni Teymiyye'den naklediyorlar ve bu gibi şeyleri ona İsnad ediyorlardı." (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye)

Dolayısıyla İbnu Batuta’nın naklettiği bu olay kendisinin bizzat Şahid olduğu bir olay değil de, İbnu Batuta’ya bir şekilde ulaşmış bulunan Muhalifler’in attığı bir İftira olma olasılığı da çok yüksektir. Allahu A’lem bu konudaki en kuvvetli ihtimal budur.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Zorluklara Karşı Sabrı ve Ölene Kadar Hak Üzere Sebatı Bahsi

Allah ondan razı olsun, yaşadığı dönemin en güçlü, en saygın ve Hak üzere en çok Sebat eden kimsesiydi. Tevhidi Hakkı ile tahkik eder ve hiçbir suçlama, söz veya Delil onu bundan caydıramazdı. Bilakis, eğer Hakk ona açıksa, ona azı dişleri ile sımsıkı tutunur ve zıttını savunan kimseye aldırış etmezdi. İnsanların çoğu ona olan düşmanlıklarından dolayı ittifak etti ve ondan nefret edenlerin çoğu Alimler'in ve Salih kimselerin örtüsüne büründü, kendileri gerçekte Ahiret'ten yüz çevirip Dünya'nın arkasından en hızlı koşan kimselerdi.

Ondan nefret etmelerinin sebebi, onların tek amaçlarının sadece idarecilik ve liderlik makamları elde etmek ve insanların kafalarını kendilerine doğru döndürmek olmasındandır. Onlar, Allah'ın Şeyh'i bu meselede, kendilerinin bir payı olmaksızın; herkesin kalbine onun sevgisini ve takdirini yerleştirerek, zaten zirveye yükselttiğini gördüler. Bundan dolayı onun düşman olmayı kararlaştırdılar; İfşa olmamak için insanlardan gerçeği gizleme teşebbüsünde bulunarak kalplerini ona karşı Hased'le doldurdular. Komplolar kurup batılı ve Buhtanı ona nispet ettiler, onu aşağıladılar özellikle de idarecilerin yanında, neyin Helal neyin Haram olduğuna dair onun verdiği Fetvaları eleştirdiler. Bundan dolayı, onun hakkında söyledikleriyle idarecilerin kalplerini böldüler, Hakimler Hakimi'ne bütün bunları götüreceklerini ve O'nun onlara bütün bunları doğrulukla mı yoksa Adaletsizce mi söylediklerini soracağını ve doğru söyleyeni Daru's-Selam ile ödüllendireceğini ve de yalancılardan Daru'l-İntikam'la cezalandırılacağını unuttular!..

Bazı kimseler kör Taklidciler olarak bu yalanlara uydu ve İmam'ın hakları açısından; idarecilerin kulları olanlar, onlara itaat edip onlara büyük meblağda bir servet karşılığında duymak istediklerini verenler de dahil olmak üzere, Zalimler oldular. Böylece bu İttifak, toplumun her kesiminden çok sayıda kişiden oluşuyordu ve her birinin birliğe katılmakla (amaçladıkları) kendi şerli Niyetleri vardı.

Bütün bunlarla birlikte, onun ününü yoketmek için çaba sarfettiklerini gördükçe daha çok Hakkı destekleyip yardım etmek için gayret etti ve onlara karşı tezleri ve Delilleri daha etkili ve daha güçlü oldu.

Çok defa hapse atıldı, aylarca ve yıllarca hiçbir zaman arkasına dönüp kaçmadı. Düşmanları defalarca onu öldürmeyi denedi, (öldürme) planlarını açıktan ve gizliden tartıştılar. Lakin Allah Şeyhi, onlardan korumaya devam etti. Hapisin onların sıkıntılarını gidereceğini zannettiler. Ancak Allah onun Esaretini fayda ve Fazilete döndürdü ve onun öldüğü gün öyle şeyler oldu ki, yaşıyor olsaydı da onları görseydi içi ferahlardı. Allah (Te'ala), İlm'inden ötürü onun yaklaşan ecelini biliyordu, insanların sıkıntılarını ondan giderdi ve Hakka en güzel bir biçimde gitmesine sebeb oldu, onun hiçbir suç ve suçlama olmaksızın hapsedildiğini göz önünde tutarak. Bilakis, o Hakk hususunda kararlı davranması sebebiyle hapsedilmişti!..

İşte böyle Allah onun İlm'ini Dünya'ya yaymıştır. (Allah) sayısız zihni, (Şeyh'in) uzmanlığı ile etkiledi, sayısız kitap, sayfa ve evrakı onun İlm'iyle doldurdu. Bi'datçıları ve sapkın Heva Ehli'ni onun aracılığıyla bastırdı. Bunlar, Gökler'in Rabbi'nin, sevip desteklediği kimseler için getirdiği harika neticelerdir.28



Alıntı yapılan: Dipnotlar
28- Çeviri'de; Mukayese amaçlı kullandığım Nüsha'da, "Bunlar, Gökler'in Rabbi'nin, sevip desteklediği kimseler için getirdiği harika neticelerdir." cümlesi bulunmamaktadır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Allah'ın; Şeyhi, Kendi Döneminde Hakk ve Batıl Hususunda Otorite ve Bu İkisini Ayrıştırıcı Kılması Bahsi

Bu da açık ve çok iyi bilinen birşeydir. Allah ondan Razı olsun! En güçlü Akli ve Nakli Delilleri; başkalarından daha fazla seçmemiş olduğu ve Hakkı çok sayıda açık Delil ve kanıtlarla desteklemediği bir tek Kitab veya Fetvası yoktur. Herkim onlarla, Selim Fıtrat sahibi olarak, karşılaşsa kalbi onlarla serinler ve bunun tartışmasız Hakk olduğunu söyleyerek inanır. Görürsün ki tüm eserlerinde; eğer Hadis Sahih’se, onu hemen alır ve ona göre Amel eder ve onun, onu (Sahih Hadis) bütün Alim ve Müctehidlerin sözünden önceye aldığını bulursun.

Tarafsız gözlemci farkedecektir ki; onun bütün sözleri Kur’an ve Sünnet’e uygundur ve o hiçbir zaman, başkalarının sözleri için, bunu söyleyenin kim olduğunun önemi olmaksızın, onlardan sapmamıştır. Bunu yapmakta, hiçbir idareciden, yöneticiden, kırbaçtan veya kılıçtan korkmamıştır. Hiçbir zaman onları (Kur’an ve Sünnet) bir başkasının görüşünden dolayı terk etmemiştir. (Kopması bulunmayan kulba;) Urvetu'l-Vuska’ya sıkıca tutunmuştur Allah Te’ala’nın şu sözüyle Amel ederek:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ۚ ذَ‌ٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

"Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve Ahiret Günü’ne İman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (en-Nisa 4/59)

ve:


وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِن شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ ۚ ذَ‌ٰلِكُمُ اللَّهُ رَبِّي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ

"Hakkında İhtilaf’a düştüğünüz herhangi bir şey; artık O'nun Hükmü Allah'ındır." (Şura 42/10)

Onun kadar başka hiç kimsenin; Kur’an ve Sünnet’e İttiba’da, (Kur’an ve Sünnet’in) anlamlarını anlayabilmek için onun sarfettiği çabaları ve onlardan elde ettiği ile Amel etmesi hususunda, onun kadar katı olmakla onun kadar meşhur olduğunu şimdiye kadar hiç duymadım. Bunun gibi geçmişteki Alimler'in verdikleri Fetvalar'da hiçbir meseleye denk gelmemiştir ki onlardan en kuvvetli ve Kur’an ve Sünnet’e en yakın olanını seçmiş olmasın. Allah onu karakteriyle Ni’metlendirdi ve onu dönemindeki insanlar üzerine Hüccet yaptı. Öyle ki, en uzak beldelerden dahi insanlar kendi halleri ile alakalı Fetvalar sorardı ve şu veya bu konudaki kafa karışıklılıklarını gidermesini isterlerdi. Onların kalplerini; en tatmin edici ve eksiksiz cevaplarla ferahlatır, görüşünü her zaman Alimler’in kabul edilen sözlerinden en açık Delillerle güçlendirir, öyle ki; Basiret ve Takva sahibi Heva’sını terketmiş biri onlarla karşılaştığında kabul eder ve Hakk onlara apaçık olurdu.

Birisinin ona Muhalefet ettiği veya şerefine saldırıda bulunduğu duyulsa; bunu yapanların toplum tarafından Hased edici olarak meşhur kimselerden olduğu ortaya çıkardı. Bu söylediğimin doğruluğunu soruşturmak isteyen kimse, Basiret gözüyle baksın zira bu İmam’a uyan ve ona Allah Te’ala tarafından bahşedilmiş İlhamları tanıyan ve onu her oturumda öven her beldeden Alimler’in, Kur’an ve Sünnet’in en keskin takipçileri ve Ahireti talep etmekle meşgul olan ve onu en çok isteyen ve Ahireti gözardı eden yahut onun Cahili olmaktan en uzak olanlarından olmasın. Bunun gibi, ona Muhalefet eden ve ona karşı Hasedleri kendilerine Galebe çalmış bir tek Alim görmezsin ki insanların; Dünya Ni’metlerini toplamada en heveslisi, Riya’da ve övülme arayışında olanlarının en büyüğü, Ahlak açısından onların en edebsizi, Zalimlerle komplolarında en çok yardımlaşan ve yalan söylemede en hızlı olanı olmasın!..

Avamdan onu seven ve ondan nefret edenlere bakarsan, onların da tıpkı yukarıda her iki grubtan Alimler hakkında söylediğim gibi olduklarını bulursun. Daha şimdi söylediğim bu şey üzerinde, kafa yorup düşünmeyi denedim ve tam da bu söylediğim gibi olduklarını gördüm. Vallahi, bunu herhangi birinin karşısında söylemekte tereddüd etmem. Bu söylediğimden şüphe eden, kendisi düşünsün ve eğer Heva’sını kendinden ayırırsa benim söylediğim gibi olduğunu o da görecektir. Bu; Allah Subhanehu’nun bu İmam’ın temiz Vicdan sahibi oluşunu, Rabb’inin Rıza’sını elde etmedeki İhlas ve fedakarlığını ve O (Subhanehu ve Te’ala)’nın Nebi’sine, Salavatullah ve selleme aleyhi, tabi olduğunu bilmesinden başka bir sebeple değildir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Vefatı ve Cenaze'sine Katılan Çok Büyük Kalabalık Bahsi

Allah ondan razı olsun, o vefat ettiğinde Dımeşk'de bulunan birden çok kişi bana dedi ki, Şeyh , Allah ruhunu kutsasın, bir kaç gün hasta olmuştu ve yazar Şems ed-Din el-Vezir de o zaman Dımeşk'teydi. Şeyh'in hastalandığını öğrenince, onu ziyaret etmek üzere içeri girmek için izin istedi. Şeyh ona bunun için izin verdi, Şeyh'in yanına oturdu ve ondan Şeyh'in haklarını yerine getirmedeki herhangi bir eksikliği için özür diledi (Helalleşti). Şeyh, Allah ondan razı olsun, ona şöyle demek suretiyle karşılık verdi: Seni ve benim Hakk üzere olduğumu bilmeyen bütün düşmanlarıma hakkımı Helal ediyorum. Sultan Muazzam el-Melik el Nasır'ı da, beni hapsetmesinden dolayı (hakkımı ona) Helal ediyorum zira o bunu başkalarını taklid sebebiyle yaptı ve bu onun kendi niyeti değildi. O bundan dolayı mazur görülmüştür Allah biliyor ya o bunu kendi başına yapmadı. Allah ve Rasulü'ne düşmanlık edenler dışında, benimle anlaşmazlığı olan bütün herkeze (hakkımı) Helal ettim.

Denildi ki: Şeyh, 728H yılının Haram Aylar'dan Zi'l-Kade'nin yirmiikisinin.29 gecesine kadar (bu vaziyette) kaldı ve sonra Allah Te'ala'nın rahmet ve rızasına ulaşmaya devam etti. Ertesi günün sabahı, her zaman yaptığı; sabırla Allah için mücadele etmek, O'nun mükafatını ummak ve korkaklığın, zayıflığın ve sendelemenin en küçük izini dahi göstermemek, gibi şeyleri yaptı. Aksine vefat ettiği zaman diğer herşeyi hariç tutarak tüm meşguliyeti Allah ileydi.

Denildi ki, insanlar onun öldüğünü duyar duymaz, Dımeşk'de yaşayıp da onun üzerine (Cenaze) Namazı'nı kılmayı isteyip de buna gücü yeten hiç kimse yoktur ki bunu yapmış olmasın. Herkes, dükkanları kapatıp, geçimlerini temin ettikleri şeyleri ve işlerini durdurup, herşeyi bir kenara iterek ve bütün idareciler, valiler, Alimler, Fakihler, askerler, Avam'dan insanlar, toplumun her kesiminden erkekler, kadınlar ve çocuklar onun cenazesi için geldiler. Denildi ki: Bildiğimiz kadarıyla, Şeyh'e düşmanlıkları ile bilinen üç kişi dışında hiç kimse cenazeden geride kalmadı. Onlar, dışarı çıkmaları durumunda insanların onları taşa tutup öldürecekleri korkusuyla kaçıp gizlendiler.

Böylelikle, Allah ondan razı olsun, o yıkandı ve kefenlendi.

Yıkandığında, onun bedeninden akan sudan biraz alabilmek için insanlar izdihama yolaçtı. Sonra, Cenaze (merasimi) için çıkarıldı. İnsanlar onu görür görmez, şehrin her köşesinden Bereketlenmek kasdı ile izdihama yolaçtılar. Öyle ki, kabrine varmadan yere düşeceğinden korkuldu. Bundan sonra, idareciler ve askerler onun bedeninin olduğu yerde toplandı ve kalabalığın onu düşürmesine mani oldular zira halk birbirlerini itmeye ve kakmaya başlamıştı. Onları olanca güçleriyle cenazeden uzak tutmak için itiyorlardı ve bu kalabalığın gücünü arttırmaktan başa bir işe yaramıyordu. Sonunda Emevi Camii'ne getirildi, herkes için yeterli yer olacağı düşünülmesine karşın, büyük bir kalabalık dışarıda kaldı. Allah ondan razı olsun! cenazesi Cami'de kılındı ve daha sonra Dımeşk'in şereflileri ve orda bulunan insanların ellerinde taşınarak Dımeşk'in merkezine taşındı, sonunda yerdeki büyük bir çukura (kabrine) konuldu ve insanlar (Cenaze) Namazı'nı orada kıldılar.

Orada bulunanlardan birisi dedi ki: (Cenaze) Namaz'ını Cami'de kıldım ve ayrıca Dımeşk merkezinde namaz kılabilmem için birine yer ayarlattım, zira kalabalığın miktarını görmek istedim. Ben namazı kılarken, sağa ve sola bakıyordum, kalabalığın nerede son bulduğunu göremedim. Aksine, insanların arzın her boşluğu doldurduklarını gördüm.

O gün orada bulunanlardan bir grup, o gün orada (Şeyh'in cenaze) namazını kılanların sayısını gördükten sonra, kolayca beşyüzbini geçtiğinin üzerinde anlaştılar. Nakil ve Tarih'te uzman olan kimseler, İmam Ahmed ibni Hanbel'den, Allah ondan razı olsun, başka hiç kimsenin cenazesinin bu kadar kalabalık olduğunu şimdiye kadar hiç duymadıklarını söylediler. Sonra taşındı ve kabrine yatırıldı. el-Melik Şems ed-Din el-Vezir, kabrine konulurken sonunda göründü ve daha önce orada olmadığından, o, idareciler, büyükler ve insanlardan Allah'ın nasip ettikleri de onun (Şeyh'in) (Cenaze) Namazı'nı kıldılar.

Hiçbir Cenaze böyle bir anma görmemiştir; vakar, heybet, azamet, celalet ve insanlardan ona tazim. Bütün bunlar onun ilmi, amel, Zühd, İbadet, dünyayı reddetme, Ahiret ile meşgul olma, fakirliği, İsarı, cömertliği, adamlığı, sabrı, kararlılığı, cesareti, feraseti, cüretkar, Hakkı söylemede dürüstlüğü, Allah ve Rasulü'ne karşı düşmanlık edenlere ve Allah'ın Dininden sapanlara karşı sertliği, Rasulü'ne, Dini'ne ve (İslam) Ehli'ne Allah'ın yardımı, Evliyaullah'a karşı alçakgönüllülüğü, cömertliği ve saygısı, dünya Ni'metlerine ve lezzetine karşı umursamazlığı, Ahiret'e aşırı rağbeti ve sürekli biçimde bunun (gerçekleşmesi) için mücadelesinden dolayıdır. Böyle şeyleri ve hatta daha fazlasını erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan duyarsınız ve onların hepsi Şeyh'i, ondan bildikleri şeylerden dolayı, överler.     

O gün (Allah ondan razı olsun ve bizleri tekrar benzeri biçimde Bereketi'nden Nasib etsin!) defn edildi. Daha sonra, değişik köy ve şehirlerden, insanlar, binek üzerinde ve yürüyerek, biraraya, sırayla onun (Cenaze) namazını kabrinde kılmak için, toplandılar. Her ne zaman vefat haberi bir beldeye ulaşsa; özellikle de Mısır, Şam, Irak, Tebriz, Basra vs., gibi yerlerdeki bütün Camiler'de, Gıyabi Cenaze Namazı kılınırdı.

Birçok bölgede; Vefatını takip eden gün ve gecelerde özellikle de Dımeşk, Mısır, Irak, Tebriz, Basra vs., sayısız Kur'an Hatm edildi. Öyle ki, bu artık insanlar için bir alışkanlık oldu ve onun için okumak gerekçesiyle aralarında Mushaf nüshaları dağıtılırdı.30

Faziletli İlim Ehli tarafından, onun hakkında ağıt içeren birçok kaside yazılmış. Bu Muhtasar bahsi uzatmayacağım. Bu; Şeyh'in Allah ondan razı olsun, onları Hakka irşad etmesi, özellikle de Dinin Asılları'nda, kendilerini doğru Menhec'e açık ve belirgin Nakli ve akli Deliller'le yönelttiği için ona borçlu olduklarını hissetmelerinden dolayıydı. Ortaya çıkan Bid'atlar'ın Sünnet'i öldürdüğü, insanların çoğunun farkına dahi varmadıkları Bid'at ve Haram içerisinde yüzdüğü bu dönemde, Allah, insanları (Şeyh ile) Ni'metlendirdi. Allah onları; Din'in Asılları'nı, Hakkı ve doğru inancı Şeyh ile aydınlatarak ve de onun, şimdiye kadar daha iyisinin olmadığı, Bid'atçı ve delalette olanlara karşı verdiği ayırtedici reddiyelerle Ni'metlendirmiştir. Bu onun diliyle, kalemiyle, müellifleri, musannifleri, ve Hakkı doğrulayan ve onun uygulanmasını sağlayan, tabi olduğu prensipler, bunun yanında, hiçbir kelamcı yahut tartışmacının yanına dahi yaklaşamadığı, açık, basit Nass ve Akli Deliller'ledir. Bunları, tartışmasız otoritesi ve bütün Bid'atçılara olan üstünlüğü elde edene kadar ve şekleri benimseyerek yaymak isteyenleri açığa çıkarıp onların şüphelerini temizleyene kadar yaptı.

Allah onu, İslam ve Müslümanlar adına, en güzel mükafat ile ödüllendirsin. Ona sahip olduklarını veren en iyi Hidayet ile onu üzerinde bulunduğuna Hidayet eden, vefat edene kadar en güzel sabrı veren (Allah) ne Yüce'dir! Allah ondan razı olsun ve onu razı etsin! Bizleri ve bütün Müslümanları; O'nunla buluşacağımız güne kadar Kur'an ve Sünnet'e uygun bir yaşam ve ölüm ile Ni'metlendirsin ve onlara, kapsadıkları bütün herşey dahil olmak üzere, kararlılıkla tutunmayı Nasib etsin!

Evvel ve Ahir, Zahir ve Batın olan Allah'a; en güzel biçimde ve çokca, O'nun bereketiyle, Rabbimiz'e olan muhabbet (sevgi) ve razılıkla Hamd olsun! Kamil ve en güzel biçimde, Salat ve Selam, Seyyidimiz; Hatemu'l-Enbiya ve sancağın sahibi Muhammed Mustafa'nın, Al'inin ve Ashabı'nın hepsinin üzerine olsun. Amin!..



Alıntı yapılan: Dipnotlar
29- 27 Eylül Salı 1328M tarihine tekabul etmektedir, Vallahu alem.

30- İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye isimli eserinde Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye'nin Vefatı ve Cenaze'si ile alakalı olarak şunları kaydeder:

"Şeyh Alem ed-Din el-Berzali, Tarih'inde şöyle demiştir:

"Bu sene Zilkade Ayı'nın yirmisinde pazartesi gecesi Şeyh, İmam, Alim, Allame, Fakih, Hafız, Zahid, Abid, önder, Mücahid, Şeyhu'l-İslam Takı ed-Din Ebu'l-Abbas Ahmed ibni İmam Allame Müftü Şihab ed-Din Ebu'l-Mehasin Abdu'l-Halim ibni Şeyh İmam Şeyhu'l-İslam Ebu'l-Berekat Abdu's-Selam ibni Abdullah ibni Ebu'l-Kasım Muhammed ibni Hızır ibni Muhammed ibni Hızır ibni Ali ibni Abdullah ibni Teymiyye vefat etti. Harranlı'ydı. Sonraları Dımeşk'a yerleşti. Zilkade Ayı'nın yirmisinde pazartesi gecesi Dımeşk Kalesi'nde tutuklu bulunduğu salonda vefat etti. Vefatı nedeniyle büyük bir kalabalık kaleye gitti.

Yıkanmasından önce bir Cemaat, cenazesinin yanında oturup Kur'an okudu. Onu görmek bereketine ve onu öpme saadetine erdiler. Sonra kaleden ayrılıp gittiler. Daha sonra da kadınlardan bir topluluk cenazenin yanına geldi. Aynı şeyleri yapıp geri döndüler. Artık cenazeyi yıkayıcılarla başbaşa bıraktılar. Yıkandıktan sonra cenaze dışarı çıkarıldı. Kalede ve yolda büyük bir Cemaat toplandı. Cemaat'ın bir ucu kalede, diğer ucu da Emevi Camii'nde idi. Cami'nin içi, sahnı, külase kısmı, Babu'l-Berid ve Babu's-Saat kısmı insanlarla dolmuş, kalabalık Lebbadin ve Gevara kapısına kadar uzanmıştı. Cenaze gündüz saat dörtte hazırlandı ve Cami'ye getirildi. Askerler, aşırı kalabalık ve izdihama karşı onu koruyorlardı. Kalede Cenaze Namazı kılındı. Namazı önce Şeyh Muhammed bin Teramam kıldırdı. Sonra öğle namazının ardı sıra Emevi Camii'nde de ikinci kez Cenaze Namazı kılındı. Kalabalık gittikçe fazlalaşıyordu. Nihayet meydanlar, sokaklar, caddeler, insanlarla dolup taştı. Daha sonra namazın ardı sıra cenazesi eller ve başlar üzerinde taşındı. Naaş, Babu'l-Berid'ten şehir dışına çıkarıldı. İzdiham fazlalaştı. Ağlayanların, Feryad-u Figan edenlerin, ona Rahmet dileyenlerin, Dua edenlerin, övenlerin sesi göğe yükseldi. İnsanlar, mendillerini, sarıklarını ve elbiselerini onun naaşının üzerine attılar. Cenazeye gelenlerin ayakkabıları izdiham nedeniyle sıyrılıp ayaklarından çıkıyor, kabanları, mendilleri ve sarıkları da üzerlerinden düşüyor, ancak kimse buna aldırış etmiyordu. Çünkü hep cenaze ile ilgileniyorlardı. Cenaze başlar üzerinde taşınıyor, bazan ileriye gidiyor, bazan geride kalıyor, bazan insanların geçebilmesi için durduruluyordu. İnsanlar büyük bir izdiham içinde Emevi Camii'nin tüm kapılarını açarak dışarı çıkabildiler. Ancak yine de sıkıştılar. Sonra insanlar şehrin bütün kapılarını açarak yine büyük bir izdiham içinde şehir dışına çıkabildiler. Lakin kalabalık daha fazla şehrin şu dört kapısında yoğunlaşmıştı: Cenaze'nin çıkarıldığı Babu'l-Ferec, Babu'l-Feradis, Babu'n-Nasr ve Babu'l-Cabiye. Sukü'l-Hayl'e, gelindiğinde izdiham daha da büyüdü, kalabalık arttı, insanlar fazlalaştı. Cenaze oraya konuldu. Kardeşi Zeyn ed-Din Abdu'r-Rahman orada öne geçip Cenaze Namazı kıldırdı. Namaz tamamlanınca cenaze, Sufiye Mezarlığı'na götürüldü. Kardeşi Şeref ed-Din Abdullah'ın yanı başına defnedildi. Allah ikisine de rahmet etsin.

Defin işi ikindiden az önce tamamlanmıştı. Çünkü cenaze merasimine gelenler çoktu. Bahçelerden Gota mıntıkasından, köylerden ve kasabalardan çok sayıda insan cenaze merasimine gelmiş, bu yüzden bütün dükkanlar kapatılmıştı. Gelemeyenler de ona rahmet ve dua okuyorlardı. Bunlar mazeretli kişilerdi. Cenazeyi Teşyi etmeye birçok kadın da gelmişti. Bunların sayısı tahminen 15.000 kadardı. Damlarda ve diğer yerlerde toplananlar hariç hepsi de İbni Teymiyye'ye rahmet okuyorlar, kendisi için ağlıyorlardı. Cenazeye iştirak eden erkeklerin sayısı ise tahminen 60.000 ile 100.000 civarındaydı. 200.000 kişinin katıldığına dair rivayetler de vardır. Bir Cemaat da onun yıkanmasından sonra artan suyu içmişler, geride kalanlar da yıkanması esnasında kullanılan sedir otunu kendi aralarında paylaşmışlardı. Kımıl nedeniyle boynuna taktığı civalı ipin değeri 150 Dirhem'di. Başındaki takke için de 500 Dirhem ödenmişti. Cenazede ayrıca büyük bir gürültü ve çok yüksek sesli ağlaşma meydana gelmişti. İnsanlar, Tazarru ve Niyazda bulunmuşlar, Salihiye'de ve şehirde onun için çok sayıda Hatim indirmişlerdi. Mezarı gece gündüz denmeden ziyaret edilmiş, bazıları sabaha kadar yanında kalıp gecelemişlerdi. Vefatından sonra bazıları onun hakkında çok salih rüyalar görmüşlerdi. Bir grup Şair de onun için Kasideler'le Mersiyeler yazmıştı.

Şeyh Alem ed-Din, İbni Teymiyye hakkında bu biyografik bilgileri verdikten sonra Bağdat'ta İmam Ahmed ibni Hanbel'in cenaze merasiminden, onun şöhretinden, Ebu Bekir bin Ebu Davud'un cenaze töreninin görkemli oluşundan bahsetmiştir.

İmam Ebu Osman es-Sabuni, Ebu Abdu'r-Rahman es-Süyufi'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Ebu'l-Feth Kavvas adındaki Zahid şahsın cenaze merasimine Şeyh Ebu'l-Hasan ed-Darekutni ile birlikte iştirak etmiştim. Böyle büyük bir Cemaat'e katıldığımızda Şeyh Ebu'l-Hasan bana dönüp şöyle dedi: Ebu Sehl bin Ziyad el-Kattan'ın İmam Ahmed'den naklen Abdullah bin Ahmed ibni Hanbel'in şöyle dediğini işittim: "Bid'atçilere deyin ki, bizimle sizin aranızda ayırıcı özellik, cenazelerdir." Kuşkusuz İmam Ahmed bin Hanbel'in cenazesine iştirak eden Cemaat'in sayısı çok yüksekti. Çünkü belde ahalisinin sayısı fazla olup bu törene hayli insan iştirak etmişti. Ayrıca İmam Ahmed'i tazim ettiklerinden, devlet tarafından sevilen bir insan olduğundan ötürü de cenaze merasimine katılan Cemaat'in sayısı çok olmuştu. Şeyh Takı ed-Din ibni Teymiyye ise Dımeşk'te vefat etmişti.

Dımeşk'in ahalisi ise o zaman sayı bakımından Bağdatlılar'ın onda biri bile değildi. Ama zorba bir Sultan kendilerini toplayacak olsaydı bile İbni Teymiyye'nin cenaze merasimine bu kadar büyük bir Cemaat katılmazdı. Kaldı ki İbni Teymiyye, Sultan tarafından hapsedildiği kalede vefat etmişti. Ayrıca Fakihler'in ve yoksulların çoğu da bırakınız Müslümanları, diğer dinlere mensup kimseleri dahi nefret ettirecek şeyleri, İbni Teymiyye'den naklediyorlar ve bu gibi şeyleri ona isnad ediyorlardı. İşte bütün bunlara rağmen İbni Teymiyye'nin cenazesine katılan insanların sayısı oldukça fazla olmuştu!"

İbni Teymiyye, Zi'l-Kade Ayı'nın yirmisinde pazartesi gecesi Seher Vakti'nde vefat etti. Kale müezzinleri vefatını minarede ilan ettiler. Burçlardaki nöbetçiler de bu haberi etrafa söyleyip duyurdular. Sabah olunca insanlar bu büyük olayı duymuşlar, birbirlerine aktarmışlardı. İnsanlar gelebildikleri her taraftan, hatta Gota'dan ve Merc'den gelip kalenin etrafında toplanmışlardı. Pazardaki, çarşıdaki insanlar birşey yapmamışlar, adet üzere açılması gereken dükkanların çoğu da açılmamıştı. Saltanat naibi Tengiz, avlanmak için bir yere gitmiş, bu yüzden devlet Erkanı ne yapacaklarını şaşırmıştı. Kale Naibi Sahip Şemseddin Gabriyel gelip cenazenin yanında oturdu. Kendisine baş sağlığı dilekleri sunuldu. Havas'tan, dostlardan, Ahbap'tan gelmek isteyen kimseler için kalenin kapısı açıldı. Devlet Erkanı'ndan, şehir Ahali'sinden ve Salihiye halkından has dostlar, yakın arkadaşlardan bir grup gelip salonda toplandılar. Cenazenin yanında oturup ağlamaya ve inlemeye başladılar. Adeta kendi canlarına kıyacak derecede feryad-u figan ettiler. Ben de Şeyh'imiz Hafız Ebu'l-Haccac el-Mizzi merhumla birlikte orada hazır olanlardan biriydim. Şeyh İbni Teymiyye'nin yüzünü açıp seyrettim ve öptüm. Başında ucu iğneyle tutturulmuş bir sarık vardı. Başında kendisinden ayrıldığımız zamandakine nisbetle daha çok beyaz tel vardı. Kardeşi Zeyn ed-Din Abdu'r-Rahman, onun kaleye girdiğinden bu yana seksen Hatim indirdiğini ve seksenbirinci Hatme başladığını, orada hazır bulunan kimselere bildirdi ve Kamer Sure'sinin şu Ayet-i Kerime'sine varmış olduklarını söyledi:


فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ

"Allah'a karşı gelmekten sakınanlar güçlü Hükümdarın katında, yüksek bir derecede Cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler." (el-Kamer 54/55)

Kardeşi Zeyn ed-Din'in böyle demesinden sonra Alim olan, iki hayırlı ve Salih Şeyh; Abdullah ibni Muhib ile Abdullah ez-Zer'i (a'ma) Rahman Sure'sinden başlayarak Kur'an'ı Hatmettiler. İbni Teymiyye merhum, bu zatların okuyuşlarını çok severdi. Ben de orada hazır olduğum için onları dinledim.

Sonra Şeyh İbni Teymiyye'nin cenazesini oradaki bir Mescid'e götürerek yıkamaya başladılar. Yanında yıkama işine yardımcı olacaklardan başkasını bırakmadılar. Şeyh'imiz Haccac el-Mizzi, İlim ve İman Ehli bir grup salih ve hayırlı insan, yıkama işine yardımcı oldular. Yıkama tamamlanır tamamlanmaz kale, insanlarla doldu. Kalede ağlama, övme, dua etme ve rahmet dileme sesleriyle büyük bir uğultu meydana geldi. Sonra onu Cami'ye götürmek üzere İmadiye yoluna koyuldular, Adiliyetu'l-Kebire'nin yanından geçtiler, Natifaniyyin Medresesi'nin köşesine yöneldiler. Çünkü Babu'l-Berid pazarı onarım amacıyla yıkılmıştı. Cenazeyi Emevi Camii'ne götürdüler. Cenazenin önünde, arkasında, sağında, solunda sayılarını ancak yüce Allah'ın bileceği miktarda çok insan vardı. O esnada adamın biri yüksek sesle, "Ehl-i Sünnet İmamları'nın cenazeleri işte böyle olur!" diye bağırdı. Oradaki diğer insanlar da ağlaşmaya başladılar. Bu çığlığın duyulduğu esnada diğer insanlar da büyük bir gürültüyle ağlaştılar. Şeyh İbni Teymiyye, Maksure yanındaki cenaze yerine konuldu, insanlar kalabalıktan ötürü saf düzenine giremeden içli dışlı karışık vaziyette namaza durdular. Ancak kalabalıktan ötürü hiç bir kimse Cami'nin içinde, sokaklarda ve caddelerde secde etme imkanı bulamıyordu. Öğle Ezanı'nın vakti yaklaşmış, insanlar her mekandan gelip oraya toplanmıştı. İnsanlardan bir kısmı da o gün yeme ve içme imkanı bulamayacaklarından ötürü oruca niyetlenmişti. Kalabalık ve çokluğun haddi yoktu. Öğle Ezanı okunduktan sonra adete aykırı olarak saray kapısının yanında namaza duruldu. Namaz kılındıktan sonra Hatib'in Mısır'da oluşu nedeniyle Hatib Naibi geldi. Orada İbni Teymiyye'nin, Cenaze Namazı'nı kıldırdı. Hatip naibi Şeyh Ala ed-Din el-Harrati idi. Sonra insanlar önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Cami'nin ve şehrin kapılarından çıkıp ilerlediler, Süku'l-Hayl'de toplandılar. Bazıları da Cami'de namaz kılındıktan sonra beklemeyip doğrudan Sufiye Mezarlığı'na gitmişlerdi. Herkes kendi kendine ağlayıp Tekbir ve Tehlil getiriyor, İbni Teymiyye'yi övüyor, ona Dua ediyor, onun ölümüne üzülüyordu.

Kısaca demek istediğimiz şudur ki; O gün Emeviler'in zamanından beri Dımeşk'te daha önce misli görülmemiş görkemli bir gün olmuş, bu vesile ile büyük bir kalabalık toplanmıştı. İkindi Ezanına yakın bir zamanda İbni Teymiyye kardeşinin yanına defnedildi. Cenaze merasimine iştirak eden insanların sayısını tespit etmek mümkün olmamıştı. Ama diyebiliriz ki şehir halkından, Banliyö sakinlerinden küçük yaştaki çocuklar ve aciz insanlar hariç olmak üzere cenaze merasimine katılmayan hemen hemen hiç olmamıştı. İlim Ehli'nden ise üç kişi hariç herkes cenazeye iştirak etmişti. Bunlar da İbni Teymiyye'ye düşmanlıkta şöhret bulmuş olan; İbni Cümle, Sadr ve Kafçozi idi. Bu kişiler bu törende dışarı çıktıkları taktirde insanlar tarafından öldürüleceklerini bildiklerinden korkup gizlenmişlerdi. Şeyh'imiz İmam, Allame Burhan ed-Din el-Fezari de üç gün sureyle İbni Teymiyye'nin mezarını ziyaret etmişti. Şafii ulemasından bir grup da böyle yapmıştı. Burhan ed-Din el-Fezari, vakarlı ve heybetli bir şekilde merkebine binerek İbni Teymiyye'nin mezarım ziyarete gidiyordu. Yüce Allah rahmet etsin.

İbni Teymiyye için çok Hatim indirildi. Vefatından sonra bazı kimseler onun hakkında hayret verici salih rüyalar gördüler. Kendisi için birçok Mersiye ve uzun Kasideler söylendi. Onun için bir çok Alim tarafından biyografiler yazıldı. Fazilet'li Ulema'dan ve diğerlerinden oluşan bir Cemaat bu hususta eser Tasnif etti. Ben bunların tümünden onun Menkıbeleri, Faziletleri, Şecaati, cömertliği, samimiyeti, Zahidliği, Abidliği, çeşitli İlimlere vakıf oluşu, büyük ve küçük sıfatları hakkında bilgi verirken veciz bir biyografiyi özet olarak sunacağım...
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ek Bölüm: Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’ye Dostluk ve Düşmanlık Besleyen, Kendi Döneminde Yaşamış, Alimlerin Listesi

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’ye Dost olan ve Ona Sevgi Besleyen , Kendi Döneminde Yaşamış, Alimlerin Listesi

Hafız el-Kebir (Büyük Hafız), Mu’arrih el-İslam (İslam Tarihçi’si), Şeyh el-Muhaddisin (Hadisçiler’in Şeyhi) Şems ed-Din Muhammed bin Osman el-Zehebi el-Şafii;

Hafız Cemal ed-Din Yusuf bin Abdu’r-Rahman el-Mizzi el-Şafii;

Hafız, Mu’arrih el-Şam (Şam Tarihçi’si) Alam ed-Din Kasım bin Muhammed el-Birzali el-Şafii;

Hafız el-Kebir (Büyük Hafız) el-İmad ed-Din İsmail bin Amr ibni Kesir;

Cevziye Medresesi Müderrisi, Müfessir, Fakih, Şeyh Şems ed-Din Muhammed bin Ebi Bekr ibni Kayyım el-Cevzi el-Dımeşki el-Hanbeli;

Dımeşk’deki Hanefiler’in Kadı’l-Kudat’ı, Şeyh Şems ed-Din Muhammed bin Osman el-Hanefi el-Dımeşki el-Hariri;

Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy ani’l-Münker yapmakla bilinen Faziletli, Allamet, Şeyhat, Salihat Ummu Zeyneb Fatima binti Abbas el-Bağdadi;

Dımeşk’deki Şafiiler’in Şeyhi, Şeyh Tac ed-Din el-Fizari;

Muhaddis, Müderris, Müftü Eşref (Şeraf) ed-Din Muhammed Zeyn ed-Din ibni el-Meneccen;

Huffaz el-Kur’an (Kur’an Hafızlar’ından) Eşref (Şeraf) Yakub bin Farisi el-Cabiri et-Tacir;

Şeyh Abdullah bin Raşiki el-Mağribi;

Şeyh Halid el-Zahid;

Şeyh Ebu’l-Abbas Ahmed bin Musa el-Zeraai;

Şerif İmad ed-Din el-Haşşab el-Dimeşki;

Salihler’den Şeyh Abdullah bin Musa el-Ceziri;

Şeyh Ali bin Ahmed el-Hilali el-Muharrifi;

Çok namaz kılıp, Sadaka vermekle ve Hayrı sevmesiyle bilinen Emir Seyf ed-Din Burak;

Hayırlı Emir, Fukara’yı gözeten, Dımeşk Hacibi, Emir Zeyn ed-Din Ketebuğa Mansuri;

el-Bedir el-Avvam Muhammed bin Ali el-Baba el-Halebi;

Şems ed-Din Mahmud el-Asbahani;

Şeyh Şems ed-Din Muhammed bin Davud el-Selami el-Bağdadi el-Asal el-Tacir;

Mısır ve Haleb Naibi, Emir Seyf ed-Din Erğun bin Abdullah el-Nasıri;

el-Niyrabani olarak bilinen, Hatib Şems ed-Din Muhammed bin Tedmuri;

Muhaddis, Vaiz ve Kurra Muhib ed-Din Abdullah ibni Ahmed ibni el-Muhib el-Hanbeli;

Baha ed-Din Abdu es-Seyyid el-Tabibi el-Kahhal Müslüman olan Yahudi;

Kurra, Muhaddis, Nahivci (dil bilgini), Edib ve Şair Ala ed-Din Ali ibni Muzaffer ibni Arefe;

Hafız Şems ed-Din Muhammed bin Ahmed ibni Abdu’l-Hadi Dımeşki el-Salihi;

Hanbeliler’in Dımeşk Kadı’sının Naibi Kadı Zeyn ed-Din ibni Nuceyh;

Şeyh Taki ed-Din ibni Teymiyye’nin kardeşi Şeyh Zeyn ed-Din Abdu’r-Rahman bin Abdu’l-Halim ibni Teymiyye;

Şeyh Şahab ed-Din Ahmed ibni Meri el-Hanbeli;

Salih, Şeyh Ebu Bekir bin Şerif el-Salihi;

el-Emir Selah ed-Din Yusuf el Tikriti;

Şeraf ed-Din Muhammed bin Muhammed el-Harrani ibni Necih;

Bağdat’ın Muhaddisler’inden Muhammed Taki ed-Din el-Dekuki el-Bağdadi.

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye’ye Muhalif olan ve Düşmanlık Besleyen, Kendi Döneminde Yaşamış, Alimlerin Listesi

Baybars el-Berici el-Caşnekir;

Büyük Fakih, Birzali’nin Şeyhi Şahab ed-Din ibni Cehbel, Ahmed bin Yahya bin İsmail Şafii el-Dımeşki;

Dımeşk’deki büyük Alimler’den Muhammed bin Abdu’r-Rahim Sefa ed-Din el-Hindi el-Mutekellim;

Şafiiler’in Kadı’l-Kudat’ı Muhammed bin Ali bin Abdu’l-Vahid Kemal ed-Din ibni Zemlekani;

Dımeşk’deki Şafiiler’in Kadı’l-Kudat’ı Ali bin Abdu’l-Kafi Takiyud-Din es-Subki;

Büyük Fakih ve Kadı’l-Kudat Ahmed bin İbrahim Ebu’l-Abbas Şems ed-Din Serruci;

Taki ed-Din ibni el-Ehnai el-Maliki;

Müslümanlar’ın Müftü’sü ve Dımeşk’de Şafii Şeyhi Sadr ed-Din Muhammed bin Amr bin Mekki ibni Merahhal;

Ebu’l-Hasan el-Nahvi Ali bin Esmah el-Bakubi;

Mütekellim Ahmed bin Muhammed (bin…) ibni Ata Allah el-İskenderiyyi;

Şeyh Nasr bin Selman el-Menbeci;

Malikiler’in Mısırdaki Kadı’l-Kudat’ı Ali bin Nuveyri Zeyn ed-Din ibni Mahluf.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1112
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Tercümesini yapmayı ve tamamlamayı bahşeden Allâh'a sonsuz şükrettiğimiz, Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh'ın bizzat kendisinden ilim almış büyük âlim Şeyh'ul İmâm Ebû Hafs, Ömer el-Bağdâdî el-Bezzâr Rahimehullâh'ın -Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh'ın vefâtı üzerine insanların şeyhi tanıtmasını istemeleri sebebiyle- kaleme aldığı Menâkibi "el-A'lâm'ul Aliyye fî Menâkıbi Şeyh'il İslâm İbni Teymiyye" isimli eseri PDF formatında indirmek için kitap resminin veya PDF simgesinin üzerine tıklayın.

Ve'l Hamdulillâhi Rabb'il Âlemîn. Vesselâm...




Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
26 Yanıt
9717 Gösterim
Son İleti 17.11.2015, 19:31
Gönderen: İbn Teymiyye
2 Yanıt
4702 Gösterim
Son İleti 20.07.2016, 12:57
Gönderen: Tavhid.org
10 Yanıt
7606 Gösterim
Son İleti 12.12.2015, 03:08
Gönderen: İbn Teymiyye
15 Yanıt
6710 Gösterim
Son İleti 27.11.2018, 06:22
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
3369 Gösterim
Son İleti 02.08.2018, 02:15
Gönderen: Izhâr'ud Dîn