Tavhid

Gönderen Konu: VATANDAŞLIK VE KİMLİK MESELESİ HAKKINDA BAZI UYARILAR  (Okunma sayısı 2494 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

Son senelerde tağut devletlerin vatandaşı olmanın ve bunun alameti olarak kimliklerini veya bazı ülkelerde kullanılan tabirle pasaportlarını taşımanın hükmüyle alakalı tartışmalar iyice artmış ve bir grup ortaya çıkarak bunun tağuta iman etmek manasına geldiğini ve dolayısıyla küfür olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddialarını delillendirmek için de çeşitli argümanlara başvurmuşlardır. Biz bilhassa Ebu Musa isimli bir çocuğun yazdığı konuyla alakalı bir risaleyi (!) inceledik ve de bu şahsın vatandaşlığın ve kimliğin küfür olduğu iddiasına kişisel yorumlardan öte bir delil getiremediğini gördük. Biz burada bu kişilerin getirdikleri sözde delilleri tek tek ele alacak değiliz, vatandaşlık konusunu da bütün yönleriyle masaya yatırıp genel bir fetva verme gibi bir hedefimiz olmadığı gibi böyle bir ehliyetimiz ve yetkimiz de yoktur. Ancak biz burada daha çok usul yönünden kısa bazı hatırlatmalar yapmakla iktifa edeceğiz inşallah.

Evvela; şu husus iyice bilinmelidir ki Kadı İyaz’ın Şifa’nın son kısmında da belirttiği gibi iman ve küfür hükümleri Allah ve Rasulunden alınır; kısır delillendirmelerin ve fasid kıyasların bu meselede bir geçerliliği yoktur.

İkincisi; meal yani yorum yoluyla yapılan tekfir geçersizdir ve Ehli sünnete göre mezhebin lazımı mezheb değildir. Yani bir kimse ancak bizzat sahip olduğu görüşten ve fiilden dolayı yargılanır; yoksa senin şu davranışın şu anlama gelir ve saire gibi dolaylı yollardan kişiye bir görüş isnad edilemez ve bundan dolayı tekfir de edilemez. Bilhassa delaleti açık olmayan söz ve fiillerde bu kaide geçerlidir. Alimlerin bu husustaki sözleri daha önce nakledildiği için burada tekrar etmeye lüzum görmüyoruz.

Üçüncüsü; birtakım kelimelere şeriatın yüklediği manaları ve verdiği hükümleri tam olarak tesbit etmeden sırf o kelimelerin lügat manalarından yola çıkarak çeşitli iddialar ortaya atmak ve de hükümler çıkarmak son derece tehlikeli bir iştir.  Zaten bu yol, genelde bidat ehlinin izlediği bir yöntemdir. Mesela iman kelimesi lügatte tasdik anlamına gelir. Cehmiye ve Eşarilerden birtakım bidat ehli bundan yola çıkarak imanın mücerred tasdik olduğunu ve haliyle küfrün de mücerred tekzib olduğunu iddia etmişler ve de burdan yolaa çıkarak birbiriyle çelişkili, hatta ucu küfre kadar varan kelamlarda bulunmuşlardır. Halbuki imanın lügat anlamının sırf tasdik olduğu hususu kabul gören bir iddia olmadığı gibi böyle olduğu bile varsayılsa şeriat, iman kelimesine ziyade bazı manalar yüklemiştir ve amelleri de buna dahil etmiştir. Şu halde sırf imanın lügat manasından yola çıkarak şeriatın yüklediği bu ilave manalar inkar edilemez. Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) bunu Fetava 7. ciltte uzun uzadıya izah etmiştir oraya müracaat edilebilir.
Şimdi Ebu Musa denilen şahsın sözkonusu risalede yazdıklarının çoğu Ehli sünnet nezdinde batıl olan bu üç metodla iddia edilmiş şeylerdir.

Mesela birinci kısma yani akli tekfire misal olarak; kimlik çıkartan herkesin tağutun emrine itaat ettiğini ve dolayısıyla kafir olduğunu iddia etmesi gösterilebilir. Buna göre tağut, kimlik çıkartmayı mecbur kılmış ve buna uyarak kimlik çıkartan herkes de tağuta itaat etmiştir. Halbuki dinden zerre kadar nasibi olan hiç kimse kafir ve tağutların emrine itaatin her halükarda küfür olduğunu iddia edemez. Nasıl olabilir ki; bir Müslüman kafir dahi olsa anne babasının İslama muhalif olmayan emirlerine itaatle mükelleftir. Keza darul harpte bulunan bir Müslüman kafirlerin caiz olan isteklerine uyar, onlarla yaptığı anlaşmalara riayet eder, hatta zaruri hallerde kafirin yanında çalışabilir, onun yanında işçilik yapabilir, işverenin verdiği emirlere itaat eder ilh… Esasında bu husus maruftur ve aklında ve de dininde bir problem olmayan hiç kimse bunu inkar etmez.

Meal yoluyla ve mezhebin lazımıyla yaptığı tekfirlere örnek olarak da; vatandaşların seçme ve seçilme hakkına sahip olmasından hareketle kimlik çıkartan herkesin bu demokratik seçimleri kabul etmiş olduğunu iddia etmesi gösterilebilir. Veyahut da tağutun bazı kanunlarında parlementonun Türk milleti adına yasama yetkisini kullandığını ifade etmesini kimlik kullanarak tağutun Türk milleti olarak tanımladığı kapsama giren herkesin kafir olduğuna delil getirmesi de bu kabildendir. Bunların hepsi yorum yoluyla yapılan tekfirlerdir ve bir kimse tağutun demokratik seçimlerine bizzat iştirak etmeden böyle dolaylı yollarla küfre girmiş olmaz.

Lugat yoluyla yaptığı tekfire misal ise; tabiiyet ve cinsiyet kavramından yola çıkarak vatandaşlığın tabi olmak anlamına geldiğini ve dolayısıyla tağuta tabi olmuş olduğunu iddia etmesi ya da cinsiyet kavramı hakkında yaptığı şu kelamlardır:

“Bütün tağut sistemler, şu zamanda vatandaşlık diye bir küfür çıkartmışlardır. Bunun arapçasına da Cinsiyye demektedirler.  Bunun  arapçadaki  karşılığı  da,  bir grubu diğer grubtan belirleyen şey manasına gelir. O zaman zaten bu ifadenin kendisinde küfür vardır. Yani sen müslümansın, müslümanlardansın (müslüman cinsindensin). Ama eğer  sen  tağutun  cinsiyetine geçiş yaparsan, islamdan çıkıp tağutçu ve tağutlardan olmuş olursun.”

Veya “tağuta üyelik” hakkında sarfettiği şu kelamlardır:

“Kimliği olan bir müşrike sorarlar:
Hangi devlete tabîsin?
Der ki: Türkiye devletine tabîyim.
Derim ki: Müşrik kişi hem bunu der, hem de bu devleti tekfir ettiğini iddia eder!
Ümmetin icması ile kişiyi dinden çıakran küfürlerden birisi de, ayetin delalet ettiği gibi kafirleri takip etmedir.
Hayır, onlara evrak ve belgeler ile tabi olmak, onları tekfir etmek ile asla uyuşamaz.
Ya islamı seç, ya da tağutları seç. 
Nasıl ki bir kişi aynı anda  iki yoldan gidemezse, aynı şekilde bir kişi hem tağutun üyesi, hem de İslam'ın üyesi olamaz.”
 
 
Göründüğü kadarıyla bu şahsın ve benzerlerinin vatandaşlığın küfür olduğu hususunda sarıldıkları en sağlam demagojilerden bir tanesi, belki en önemlisi bu tabiiyet meselesidir. O yüzden bu konu üzerinde biraz durmak istiyorum.

Cins kelimesi Türkçede de kullanılan bir tabirdir. Kadın-erkek, insan-hayvan gibi birbirinden ayrı toplulukları ifade eder. Günümüzde ise cinsiyyet kelimesine vatandaşlık anlamı kazandırılmıştır, bu kelime muasır Arapça’da ırk, kavim gibi anlamlarda da kullanılabilmektedir. Şu halde cinsiyetin nedir diye sorulan birisinin Türküm veya Mısırlıyım veya Amerikalıyım demesi küfür olmak bir yana haram dahi olmaz. Çünkü kişi mensup olduğu topluluğu ifade ediyor, bu ise dinle alakalı değildir, etnik köken yahut yaşanılan toprak parçası ile alakalı bir şeydir.

Tabiyet (uyruk) kelimesine gelince; Lisan’ul Arab ve diğer arapça lügat kitapları incelendiğinde تبع  kökünden gelen kelimelerin bağlı olmak, alakadar olmak, takip etmek gibi anlamlara geldiği görülür. İşte bu manadan hareketle alimler tebeiyyet diye bir kavramdan bahsetmişlerdir. Bu da daha ziyade kişiye anne babasına ya da bulunduğu ülkeye tabi olarak hüküm verilmesi demektir. Kişiye bulunduğu dar'a yani ülkeye göre müslüman veya kafir hükmü verilmesi hususunda Hanefilerden Kasani (rh.a) şöyle diyor:


الطُّرُقُ الَّتِي يُحْكَمُ بِهَا بِكَوْنِ الشَّخْصِ مُؤْمِنًا ثَلَاثَةٌ: نَصٌّ، وَدَلَالَةٌ، وَتَبَعِيَّةٌ.

"Bir kimseye mümin hükmü verilmesi üç yolla mümkündür: Nass, delalet ve tebeiyyet"

Ardından tebeiyyeti şöyle açıklamaktadır:


وَأَمَّا الْحُكْمُ بِالْإِسْلَامِ مِنْ طَرِيقِ التَّبَعِيَّةِ فَإِنَّ الصَّبِيَّ يُحْكَمُ بِإِسْلَامِهِ تَبَعًا لِأَبَوَيْهِ عَقَلَ أَوْ لَمْ يَعْقِلْ مَا لَمْ يُسْلِمْ بِنَفْسِهِ إذَا عَقَلَ، وَيُحْكَمُ بِإِسْلَامِهِ تَبَعًا لِلدَّارِ أَيْضًا

"Tebeiyyet yoluyla bir kişinin İslamına hükmetmeye gelince; bir çocuk ister akıllı olsun ister olmasın-aklı başında olduğu halde kendi isteğiyle müslüman olmadığı müddetçe- anne babasına tabi olarak İslamına hükmedilir. Aynı şekilde bulunduğu diyara tabi olarak da İslamına hükmedilir" (Bedai'us Senai, 7/102 ve devamı)

İşte bundan dolayı bizler Dar’ul küfürde kafirlerin arasında yaşayan birisine aksi isbat edilinceye kadar kafir muamelesi yaparız, tıpkı Dar’ul İslam’da Müslümanların arasında bulunan birine aksi isbat edilinceye kadar Müslüman muamelesi yaptığımız gibi. Buna dair delil ve nakiller daha önce geçmişti, o yüzden burada tekrar etmeye ihtiyaç duymuyoruz. Buna tebeiyyet ahkamı denir ve bunun konumuzla alakası şudur: Kişi, bulunduğu dara tabi sayıldığından ötürü zahiri hükümde o darın hükmünü alır. Ancak yine malum olduğu üzere bu sadece zahire göre verilen bir hükümdür, çünkü darul harpte zahiren kafirlere tabi olan bir kimse hakikatte mümin olabilir. İbni Teymiyye kafirlerin çocuklarının hükmü hakkında alimlerin ihtilafından sözederken şöyle der:


ومنشأ الاشتباه في هذه المسألة اشتباه أحكام الكفر في الدنيا بأحكام الكفر في الآخرة، فإن أولاد الكفار لما كانوا يجري عليهم أحكام الكفر في أمور الدنيا، مثل ثبوت الولاية عليهم لآبائهم، وحضانة آبائهم لهم، وتمكين آبائهم من تعليمهم وتأديبهم، والموارثة بينهم وبين آبائهم، واسترقاقهم إذا كان آبائهم محاربين، وغير ذلك - صار يظن من يظن أنهم كفار في نفس الأمر، كالذي تكلم بالكفر وعمل به ومن هنا قال من قال: إن هذا الحديث - هو قوله: «كل مولود يولد على الفطرة» كان قبل أن تنزل الأحكام، كما ذكره أبوعبيد، عن محمد بن الحسن، فأما إذا عرف أن كونهم ولدوا عى الفطرة لا ينافي أن يكونوا تبعاً، لآبائهم في أحكام الدنيا زالت الشبهة.
وقد يكون في بلاد الكفر من هو مؤمن في الباطن يكتم إيمانه من لا يعلم المسلمون حاله، إذا قاتلوا الكفار، فيقتلونه ولا يغسل ولا يصلى عليه ويدفن مع المشركين، وهو في الآخرة من المؤمنين أهل الجنة، كما أن المنافقين تجري عليهم في الدنيا أحكام المسلمين وهم في الآخرة في الدرك الأسفل من النار، فحكم الدار الآخرة غير حكام الدار الدنيا.


“Bu meseledeki anlaşmazlığın sebebi; dünyadaki küfür ahkamının, ahiretteki küfür ahkamı ile karıştırılmasıdır. Babalarının bu çocuklar üzerinde bulunan velayetleri, onları yetiştirmeleri ve eğitimini vermeleri, birbirlerine varis olmaları, babalarının muharip olması halinde bu çocukların esir alınıp köleleştirilmesi gibi dünyevi işler bazında kafirlerin çocukları ile ilgili olarak küfür hükümlerinin uygulanmasında, bu çocukların babalarının hükümlerine tabi olduklarına bakarak bunların da aynen küfür sözü söyleyen veya küfür ameli işleyenler gibi kafir olduklarını zannettiler. Fıtrat üzere doğmuş olmalarının dünya ahkamında babalarına tabi olmalarına engel olmadığı bilinirse, bu karışıklık ortadan kalkar. Küfür diyarında imanını gizleyen mü’min olabilir ve Müslümanlar da kafirler ile savaştıkları esnada, durumunu bilmemeleri sebebi ile onu öldürmüş olabilirler. Bu şekilde ölen bir kişi, durumu bilinmediğinden dolayı yıkanmaz, namazı kılınmaz ve müşrikler ile beraber gömülür. Halbuki ahirette cennet ehlinden olan mü’minler arasındadır. Nitekim münafıklar için de durum budur. Dünyada kendilerine İslam ahkamı uygulanmasına rağmen, ahirette cehennemin en alt tabakasındadırlar. Dolayısıyla ahiret yurdunun hükmü, dünya yurdunun hükmü ile aynı değildir.” (Der'u Tearuz'il Akli ve'n Nakl, 8/432-433)

Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:


وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَأً وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَأً فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ إِلَّا أَنْ يَصَّدَّقُوا فَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللَّهِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

“Bir mümin diğer bir mü'mini -yanlışlıkla olması müstesna- öldüremez. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse» mü'min bir kö¬le-azad etmesi ve (ölenin) akrabasına teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Onların (diyeti katile) sadaka olarak bağışlamaları müstesna. Şayet (öldürülen) mü'min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise, o zaman katilin mü'min bir köle azad etmesi gerekir. Şayet kendileriyle aranızda bir antlaşma bulunan bîr kavimdense, o vakit akrabalarına bir diyet vermek ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Kim bulamazsa, -Allah'tan bîr tevbe olmak üzere- iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. Allah çok iyi bilendir. Gerçek hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa: 92)

Ayetteki “Şayet (öldürülen) mü'min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise” lafzına dikkat etmek gerekir. Şevkani (rh.a) bunun hakkında şöyle der:

“Küfür diyarında olup Müslüman olduktan sonra hicret etmeyen ve iki taraf arasında meydana gelen savaşta Müslümanlar tarafından, Müslüman olduğu bilinmeden öldürülen kişi için öldüren kişi diyet ödemez. Sadece Müslüman bir köle azad eder. Diyet ödemesinin gerekmediği konusunda ihtilaf vardır. Kimilerine göre öldürülen kişinin velisi kafirdir ve diyet alma hakkı yoktur. Kimilerine göre ise, öldürülen Müslüman kişinin dokunulmazlığı derece olarak daha düşüktür. Çünkü Allahu Teala şöyle buyurur: “İman edip de hicret etmeyenler ise, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir şey yoktur (siz onlara varis olamazsınız). (Bununla beraber) eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o Müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.” (el-Enfal 8/72)” (Fethu’l-Kadir, 1/575)

Görüldüğü üzere Dar’ul İslama hicret etmeyip kafirler arasında yaşamaya devam eden bir kimse kafir sayılmamaktadır lakin sözkonusu kafir kavmin bir mensubu olarak addedilmektedir. Bundan dolayı da böyle birisini hataen öldüren kişiye ancak köle azadı gerekir, diyet gerekmez. Bunun gerekçesi de onun kafir velilerine yani akrabalarına diyet vererek onlara maddi yardımda bulunmamaktır. Yani bu kimse müşrik olan falan kabilenin, filan aşiretin mensubu, tabisi olduğu halde; onlardan ayrılmadığı halde müşrik olarak addedilmemektedir. Zaten İslamın ilk günlerinden itibaren, hatta geçmiş peygamberlerin ümmetlerinde dahi böyleleri çoktu. İbn Teymiyye (rh.a) böyleleri hakkında şunları söylemektedir:

"...aynı şekilde dar’ul küfürde olmasına rağmen Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in daveti kendisine ulaşmış, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in rasul olduğunu öğrenerek ona ve ona indirilenlere iman etmiş, gücü nispetinde Allah-u Teâlâ'ya itaat etmiş ve Allah-u Teâlâ'dan korkmuş, fakat engellenmesi sebebiyle İslam diyarına hicret etme imkanı bulamadığından ve dinini izhar etmesi engellendiğinden dolayı ve de kendisine İslam şeriatini öğreten bir kimse olmadığı için İslam şeriatinin bütün hükümlerini yerine getirememiş olan Necaşi ve onun gibi kimseler mümindir ve cennet ahalisindendirler. Firavun ailesindeki mümin şahsın durumu ve Firavun’un hanımının durumu da böyledir. Hatta Yusuf (as) Mısır ahalisinin yanında olduğu sırada onlar kafirdiler o yüzden İslam dininden bildiği her hususu onlarla beraber yapması sözkonusu değildi. Zira onları tevhide ve imana davet ettiği halde onlar Ona (as) icabet etmemişlerdi.

Allahu Teala Firavun ailesindeki mümin kişinin dilinden şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki, (Musa'dan) önce Yusuf da size açık deliller getirmişti ve onun size getirdiği şeyler hakkında şüphe edip durmuştunuz. Nihayet o vefat edince "Allah ondan sonra peygamber göndermez" dediniz. İşte Allah o aşırı giden şüphecileri böyle saptırır.” (Mü’min: 34)

Necaşi’nin durumu da böyledir…”
Şeyhulislam bunun ardından şu ayeti zikretmektedir:


{وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ} [سُورَةُ آلِ عِمْرَانَ: 199]

“Ehli kitaptan öyleleri vardır ki Allaha ve de size indirilene ve kendilerine indirilene iman ederler.” (Ali İmran: 199)

Bu ayet hakkında şöyle demektedir:


وَلَا يَقُولُ أَحَدٌ: إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى بَعْدَ إِسْلَامِهِمْ وَهِجْرَتِهِمْ وَدُخُولِهِمْ فِي جُمْلَةِ الْمُسْلِمِينَ الْمُهَاجِرِينَ الْمُجَاهِدِينَ، يُقَالُ: إِنَّهُمْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، كَمَا لَا يُقَالُ عَنِ الصَّحَابَةِ الَّذِينَ كَانُوا مُشْرِكِينَ: وَإِنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَإِنَّهُمْ بَعْدَ الْإِيمَانِ مَا بَقُوا يُسَمَّوْنَ مُشْرِكِينَ ; فَدَلَّ عَلَى أَنَّ هَؤُلَاءِ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، أَيْ مِنْ جُمْلَتِهِمْ، وَقَدْ آمَنُوا بِالرَّسُولِ.
كَمَا قَالَ تَعَالَى فِي الْمَقْتُولِ خَطَأً: {فَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ} [سُورَةُ النِّسَاءِ: 92]


Hiç kimse Yahudi ve Hristiyanlardan birisi Müslüman olup hicret ettikten sonra ve de Müslümanların topluluğuna dahil olduktan sonra bunlara ehli kitap denilmeye devam edilir, diyemez. Tıpkı geçmişte müşriklerden olan sahabe hakkında “Müşriklerden Allaha ve Rasülüne iman edenler vardır” denilmediği gibi. Şüphesiz ki onlara imandan sonra müşrik ismi verilmesi devam etmemiştir. İşte bütün bunlar bu ayette zikredilen kavmin ehli kitaptan yani onların topluluğundan olduğunu ve onların Rasule (sallallahu aleyhi ve sellem) iman ettiklerini gösterir. Nitekim Allahu Teala hata ile öldürülen kimse hakkında şöyle buyurmuştur:
“Şayet (öldürülen) mü'min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise, o zaman katilin mü'min bir köle azad etmesi gerekir.”
(Nisa: 92)
(Minhac’us Sünne c: 5 s: 111-115 vd.)

Böylece anlaşılmaktadır ki Müslümanlar arasında yaşayan bir mümin ile kafirler arasında yaşayan bir müminin durumu farklıdır. Kafirler arasında yaşayan bir Müslüman o yaşadığı kavme nisbet edilir, bilhassa da imanını gizleyen birisi ise kafirler onu kendilerinden sayarlar ve o kavmin lideri kimse ona tabi addedilir vs. Ancak bütün bunlar ta ki Müslüman, kafirlere dinleri hususunda bağlılık göstermedikçe ve onların dinlerine muvafakat etmedikçe onun hakkında bir küfür sebebi sayılmaz. Tevhid davetinin başladığı eski çağlardan bu yana kafir devletlerin vatandaşı olan, kafir kabilelerin mensubu olan Müslümanların, muvahhidlerin varlığı kafir devletlerin vatandaşı olmanın aslı itibariyle küfür olduğu iddiasını ortadan kaldırmaktadır. Lakin vatandaşlığın prosedüründe ilaveten bazı küfürler varsa veyahut da kafir devlete vatandaş olmanın taşıdığı ilave bazı illetler sözkonusu ise o zaman durum değişir. Tıpkı bazı ülkelerin vatandaşlığa alırken küfür içerikli, şirk ahkamına bağlılık ifade eden yemin ve anlaşmaları kabulü şart koşmaları gibi. Keza bu asrın başlarında bazı muasır ilim ehli olarak adlandırılan kimselerin İslam ülkesi olarak kabul ettikleri ülkeleri bırakıp kafir devletlere iltihak eden, onların vatandaşlığına geçen kimseleri tekfir etmeleri gibi. Zira bunda küfrü imana tercih etmek ve de kafirlerin ahkamını, kanunlarını iltizam etmek sözkonusudur. Bu tarz durumlar günümüzde de sözkonusu olabilir. Veya vatandaşlığın kendisinde olmasa bile kimlik veya pasaport alırken birtakım küfri prosedürler çıkabilir. Bunların her ülke bazında tek tek araştırılması gerekir. Lakin kafir devletlerin vatandaşı olan, onların tebeiyyeti altında olan herkesi umum olarak tekfir etmeye gelince bu batıldır ve bütün İslam ümmetini tekfir etmeyi gerekli kılan fasit bir sözdür.

Ebu Musa’nın şu tarz demagojilerine gelince;

“Buhari ve Muslim'in rivayet ettiği ve ahirette olacak olaylardan söz eden hadisi hatırlayalım. Orada Allah Rasulu s.a.v. şöyle demektedir:

Bir nidacı nida eder: Her kavim, ibadet ettiği kişiler ile birlikte gitsin. Bunun üzerine haçlılar, haçları ile birlikte gideceklerdir. Putperestler de, putları
ile birlikte gideceklerdir. Her ilahı sahiplenenler de, ilahları ile birlikte gideceklerdir. Ta ki bir tek Allah'a ibadet edenler kalırlar …

Derim ki: Görüldüğü gibi haç taşıyanları, haça ibadet edenler diye isimlendirmiştir. O zaman anlarız ki tağutlara üyeliğini isbat eden bu kağıtları
taşıyanlar da, bu kağıtlara ibadet edenlerdir. Onlar da bu kağıtlarını (kimlik vb.) takip ederek, cehenneme gideceklerdir.

Haç ile kimliğin ortak olduğu noktalar:

1-  Haç, küfrün simgesidir. Kimlik de, küfre üyeliğin simgesidir. 
2-  Haç, üzerinde bir şey yazmadığı halde, takılması ve takip edilmesi küfürdür.
Kimlik ise, üzerinde küfür yazılı olduğu halde kullanılması ve gösterilmesi, haç
gibi küfürdür.

Bu dediklerime dikkat eden, kimlik kullanma küfrünün haç kullanma küfründen daha büyük olduğunu anlamış olur.  ”

 
Şimdi bu deccalin bahsetmiş olduğu hadiste şöyle denmektedir:


يُنَادِي مُنَادٍ: لِيَذْهَبْ كُلُّ قَوْمٍ إِلَى مَا كَانُوا يَعْبُدُونَ، فَيَذْهَبُ أَصْحَابُ الصَّلِيبِ مَعَ صَلِيبِهِمْ، وَأَصْحَابُ الأَوْثَانِ مَعَ أَوْثَانِهِمْ، وَأَصْحَابُ كُلِّ آلِهَةٍ مَعَ آلِهَتِهِمْ، حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ
''Bir nidacı nida eder: Her kavim, ibadet ettiği kişiler ile birlikte gitsin. Bunun üzerine haç ashabı, haçları ile birlikte gideceklerdir. Put ashabı, putları ile birlikte gideceklerdir. Her ilahın ashabı da, ilahları ile birlikte gideceklerdir. Ta ki bir tek Allah'a ibadet edenler kalırlar …'' (Sahihi Buhari. 7439)

Hadisin ibaresinden açıkça anlaşıldığı üzere kıyamet günü herkes neye tapıyorsa onun peşine takılacak ve bu arada haça ibadet edenler de haçın peşinden gideceklerdir. Bundan dolayı Buhari şarihi Kirmani, hadiste geçen “Haç ashabı” ibaresini “Hristiyanlar” olarak açıklamıştır. (Kirmani, el-Kevakib’ud Derari, 25/146) Esasında buradaki haç ashabından kasdın haça ibadet edenler olduğu hadisin siyak ve sibakından anlaşılmaktadır. Öyle ki hadisin başka bir rivayetinde “Kim neye ibadet ediyorsa onun peşinden gider; güneşe tapan onun peşinden gider, aya tapan onun peşinden gider, tağutlara tapanlar da bunların peşinden gider” denmiştir. (Buhari, 6573) Şu halde bu hadis, haç veya bayrak gibi tağut sembollerini yanında taşıyanlarla alakalı değil, bunlara bizzat ibadet edenlerle alakalıdır. Zaten bu hadisten kimlikle alakalı hüküm çıkartmaya çalışanlar ancak sözüne itibar edilmeyecek bir takım cahillerdir. Yaptıkları kıyaslar da ancak cehaletlerini ele veren gülünç birtakım sözlerdir. Kimlik taşımak, haç takmak gibidir sözüne gelince alimler haç takmanın hükmünde dahi ihtilaf etmişler kimisi haramdır derken kimisi küfürdür demiş. Bu hususta ayrıntılı bilgi daha önce verilmişti. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=94.0

Meseleyi kendisine kıyas ettikleri haç takmanın hükmü dahi ihtilaflıyken bunlar haç takmak hiç ihtilafsız kati bir küfürmüş gibi bunu esas alıyorlar, ondan sonra da kimlik taşımak da haç takmak gibidir deyip bunun üzerine kimliğe küfür demeyenleri dahi tekfir ediyorlar. Halbuki haç meselesinde bile buna küfür demeyenler tekfir edilir denemezken kimlik konusunda nasıl söylenecek? Kaldı ki üzerinde haç veya bayrak olan kimliği yanında bulundurmanın bunları tazim ederek yüksek bir yerde veya boynunda taşıyanla aynı olduğu iddiası da kabul edilemez. Çünkü birisinde bu küfür şiarlarına açıkça tazim etmek varken, diğerinde ise tıpkı paranın üzerinde küfür sembolleri olduğu halde cepte taşınmasında olduğu gibi tazim yoktur. O bayrak kimliği veren kuruluşu mu temsil ediyor yoksa bizzat şahsın itikadını mı temsil ediyor? Bunlar hep zanna dayalı şeylerdir ve bu tür zanlara dayalı bir tekfir usulu olmaz, kişilerin amelini yorumlayarak yapılan bir tekfir usulu Ehli sünnette yoktur. Vallahu a'lem.

   

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: VATANDAŞLIK VE KİMLİK MESELESİ HAKKINDA BAZI UYARILAR
« Yanıtla #1 : 12 Aralık 2017, 23:42 »
Bismillahirrahmanirrahim. Son günlerde bazı kişiler tarafından yeni kimliklerde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şeklindeki küfür sözlerinin yer aldığına dair bazı resimler sosyal mecralarda dağıtılmaktadır. Yalnız bu ibare kimlikte TC İÇİŞLERİ BAKANLIĞI yazan yerin altında gözle görülemeyecek bir şekilde yer almaktadır ve zaten sosyal ağlarda dağıtılan resimlerde bu yazı ancak büyüteçle tesbit edilebilmektedir. İşte İslam düşmanlarının dinin her türlü mukaddesatına, mukaddes saydığı mekanlara karşı pervasızca saldırdığı bugünlerde kendisini İslama nisbet eden bazı tipler de nüfus cüzdanlarında mikroskopla küfür sözü arayarak tevhidin şerefini kurtardıklarını zannetmektedirler. Hani uğraşılan bu şeye değse, orda geçen söz kimlik taşıyanları bağlayan bir şey olsa elbette ki yeri gelir büyüteçle de bakarız ama ortada öyle bir şey de yok; çünkü kimlikteki bayrak, paradaki Kemal resmi, yabancı paralardaki haç, Amerikan dolarındaki masonik sembol ve yazılar bizi ne kadar bağlıyorsa kimlikteki bu sözler de ancak o kadar bağlamaktadır. Zira tağutun verdiği bir belgede kendi tasarrufuyla yaptığı şeyler bizi bağlamaz, yani misal siz kafir bir devletten emanname veya başka bir belge alıyorsunuz, orada kafirlerin bayrakları, sembolleri ya da akidelerini ifade eden bir sözleri olması bizi ilgilendirmemektedir; bizi ancak kalple, dille veya elle tasdik ettiğimiz bir şey varsa o ilgilendirir ki nüfus cüzdanında tasdik edilen herhangi bir küfür sözü yoktur. O yüzden kimse bizi bu tür şeylerle meşgul etmesin ve lütfen kimse sosyal ortamlarda altında “Müslüman dikkat! Yeni dağıtılan kimliklerde küfür sözü” vs yazan bu tür resimleri yaymasın, bunun ortalığı bulandırmaktan başka dine getireceği hiçbir fayda yoktur. Yani bizi bağlamadıktan sonra kimlikte küfür sözü olsa ne değişecek? Bu ancak o sözü oraya koyanların tuğyanını arttırır o kadar! Bunu zaten şu an kimliğe küfür diyenler büyük hevesle yaymaktadırlar lakin onlar bile kimliğin küfür olma illeti olarak bunu getirmiyorlar, kimliğin vatandaşlığın sembolü olmasını getiriyorlar, eğer kimlikte böyle yazmasından dolayı kimlik taşıyanları tekfir edenler varsa bu cehalette zirve yapma anlamına gelir. Zaten kimliğin hükmü tartışılacaksa da ancak vatandaşlık üzerinden tartışılır, bu illetin de kimliğe küfür demek için yeterli olmadığını yukardaki yazımızda izah etmiştik. Bunlardan olmadığı halde bu resimleri servis edenler varsa bir an önce bu saçma işten vazgeçsinler, bu ancak cahiller nezdinde yeni zırva tartışmalar uyandırmaktan başka bir işe yaramaz. Hikmet sahibi insanlar çoğunlukta olsa hani bir haber olarak, bu tağutların işi iyice azıttığına bir misal olması cihetinden diyelim haberi paylaşırsın da şu anda öyle hikmetten anlayacak kimse de yok. Çünkü günümüzde maalesef kendisini tevhide nisbet edenlerin çoğu okuma yazması olmayan, saplantılı, takıntılı, bu takıntılara uymayı da samimiyet ve takva zanneden tiplerden oluşuyor. Yoksa iman küfür sınırlarını bilen, bu tip meseleleri de ilme götüren birisi zaten insanın böyle şeylerle küfre girmeyeceğini de bilir ama nerde o hikmet ehli? Bizim bu konuda söyleyeceğimiz son sözümüz budur, bu konuda bundan sonra hangi cahil ne demiş vs bizi ilgilendirmemektedir, hiçbir cahili de zaruret olmadıkça muhatap alıp laf yetiştirecek değiliz Allahın izniyle vesselam.

Çevrimdışı mardin

  • Newbie
  • *
  • İleti: 2
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
YENİ KİMLİK VE TAĞUTUN KARAKOLLARINA GİTMEK
« Yanıtla #2 : 30 Ekim 2018, 10:34 »
selamun aleykum
öncelikle ben mehmet inş. tevhidi öğrenmeye başladım soracağım soruların bilgisini bulamadığımdan dolayı bilgi almak amaçlı soruyorum.

yeni kimlikleri çıkarmak için
Nüfus Cüzdanı
1 adet Biyometrik Fotoğraf (on beş yaşından büyükler için)
Kimlik Ücreti Ödeme Dekontu
bunları gerekli görüyorlar bu aşamalardan geçerken para yatırıyoruz aksi takdirde kimlik alamıyoruz kimlik kullanma hakkında yazınızı okudum ancak yeni kimlik ile ilgili bir yazınız bulunmamakta eğer para yatırma sorun olmazsa ikinci bir sorum daha olacak yeni kimliklerin üzerinde küçük yazı ile yazılmış egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyor üzerinde küfür sözü yazan bu kimliği taşımada sorun olurmu?
**
bir diğer sorum ise tağut un karakolları ile ilgili adamın çocuğu kaçırıldı çocuğunu bulmaya gücü yok karakollardan bulunması için yardım isteyebilirmi burda küfre girmesi söz konusu olurmu?

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: YENİ KİMLİK VE TAĞUTUN KARAKOLLARINA GİTMEK
« Yanıtla #3 : 07 Kasım 2018, 02:01 »
Ve aleykum. Mehmet, tevhidi öğrenmeye başladım diyorsun yalnız gördüğüm kadarıyla yanlış yerden başlamışsın. Bu sorduğun meseleler tevhidi öğrenenlerin sorusu değildir. Günümüzde maalesef insanlar dini öğrenmeye kapıdan değil pencereden başlıyorlar. Halbuki insana öncelikle düşen vazife yaratılış gayesi olan kulluğun yani ibadetin manasını öğrenmek ve İslama giriş kapısı olan La ilahe illallah kelime-i tevhidinin manasını öğrenip amel etmektir. Ayrıca kişinin tağut, şirk, küfür, nifak, ilah, rabb, ibadet, din gibi kavramları da iyice kavraması gerekir ki neyi reddedip neyi kabul edeceğini bilsin. Bütün bunların yolu da ya ehil bir davetçinin dizinin dibinde terbiye görmekten veya böyle bir imkan yoksa en azından geçmişteki Rabbani alimlerin sahih menhece dayalı olarak yazdığı eserleri talim edip ezberlemekten geçer. Şu adreste verilen tavsiyeleri tutmanızı size nasihat ediyoruz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=69.0 Bu tevhid ilmini, usulüne riayet ederek elde ettiğinizde bu sorduğunuz sorular ve benzeri bütün güncel meselelerin aydınlandığını göreceksiniz. Ama ilk önce sağlam bir tevhidi altyapıya sahip olmadan direk bu sorduğunuz türden meselelere dalarsanız asla hiçbir şeyi çözemezsiniz. Bugün maalesef birileri tevhidi demokrasi, oy, mahkeme, okul, askerlik vs şeyleri reddetmeye indirgemektedir. Öyle ki bugün davet bu güncel konular etrafında adeta kurulmuştur. Davetçiler de davete muhatap olanlar da sanki herkes dini biliyor, yaşıyor ve sadece bu sayılan meseleler eksikmiş gibi muamele ederek bunları kabul edince herşeyin yoluna gireceğini sanmaktadırlar. Halbuki tevhidi öğrenen birisi zaten bunları kendiliğinden reddeder. Birisi tevhidin kendisinin ne olduğunu bilmeden bu konuları reddetti diye İslama girmiş olmaz.

Bu girizgahtan sonra asıl meseleye gelecek olursak; yeni kimlik ile alakalı yazımız yoktur. Kimlik kullanma hakkındaki eski yazımızı da mecburiyet olmasa yazmazdık. Lakin yukarda vasfettiğimiz şekilde ilme kapıdan değil bacadan girmiş olan birileri imanla küfrün arasını ayırd edecek bir ilme sahip olmadıkları için canlarını sıkan her şeye küfür deyince bu tür yazıları yazmak zorunda kaldık. Şunu da biliyoruz ki kimliğe küfür diyenlerin asıl sıkıntısı böyle demeleri değildir, bilakis dinin asılları hakkındaki cehaletleridir. Yeni kimlik meselesi hakkındaki yaygaralar da böyledir. Şimdi birileri yeni kimliği mikroskobik incelemeye tabi tutmuşlar ve gözle görülmeyecek oranda küçük bir Hakimiyet milletindir yazısı görmüşler. Şimdi bundan dolayı bir insan nasıl ve neden kafir olacak bunun bir izahı var mı? Yani üstünde kocaman tağut resmi olan parayı veya bayrak olan, yerine göre haç olan, tağut devletlerin ismi yazan kimliği taşıyınca küfür olmuyor, hatta haram bile olmuyor lakin dikkatli bakınca bile değil, ancak büyüteçle görülebilen bir küfür sözünü ihtiva eden kimliği taşıyınca küfür oluyor, şimdi nasıl oluyor bu? Üstünde küfür sözü olan bir evrağı taşımak diye bir küfür çeşidi var mı? Küfür ancak Allahı ve Rasülünü inkar mahiyetinde olan bir inanç, söz veya fiille veyahut da böyle bir şeyi tasdik etmek suretiyle gerçekleşir. Bunda ise böyle bir şey sözkonusu değildir. Bir kimse takva babından veyahut da küfre olan nefretinden ötürü böyle bir şeyi taşımak istemezse taşımaz, onun bileceği bir şeydir lakin böyle her şeyi iman küfür meselesi haline getirmek saplantıdan kaynaklı bir tavırdır. Kimlikle alakalı para yatırmak hakkındaki sorunuz da böyledir. Düşünün ki kafirle ticaret yapıyoruz para veriyoruz sıkıntı olmuyor, tağuta elektrik faturası veriyoruz bir şey olmuyor, sıra kimlik için para yatırmaya gelince mi müşkilat doğuyor? Sonuçta bu da bir nevi ticaret gibidir hatta ticarettir. Neticede o evrak hazırlanırken belli bir masraf yapılıyor, devletin o masrafı talep etmesi normaldir.

Karakoldan yardım istemeye gelince; tağuttan ve elemanlarından yardım istemek tek başına küfür veya haram olan bir şey değildir. Lakin böyle bir şey yapıldığında işin mahkemeye, savcılığa vs intikal etmemesi için özen göstermek gerekir. Bu durumda tağuta muhakemeyle yüz yüze gelmeden sadece çocuğun bulunması için yardım etmekle yetinmeleri ihtimali ne kadardır bilmiyorum. Böyle bir durumla karşılaşan Müslümana Allah yardımcısı olsun diyorum, bu tür bir şey için kolluktan yardım talep etse bile bunu çok dikkatli bir şekilde, küfre şirke bulaşmadan yapması gerekir,  caiz bir şeklini bulamıyorsa da Allaha tevekkül eder, O kendi dinine yardım edenlere yardım edeceğini vadetmiştir. Eğer gündemde böyle bir vakıa yoksa, bu tarz meseleleri tartışmaya da gerek yoktur. İnsi ve cinni şeytanlar, insanların kulağına sürekli böyle binde bir olacak vakaları hatırlatarak onları saptırmaya ve küfre iman ismini vermeye zorlarlar. Siz tağuta muhakeme küfürdür dediğinizde hemen karşınıza bir insan şeytanı çıkar ya da cin şeytanı vesvese verir ve “Bu küfürse o zaman çocuğunu kaçırsalar ne yapacaksın” der ve kişiyi en hassas yerinden vurur. Zira para, menfaat vs için tağuta muhakemeye tenezzül etmeyecek birçok fert evlat gibi hassas bir konuda sapabilir. O yüzden gereksiz yere bu tür konuları açan kişilere fırsat vermemek gerekir. Selef alimleri, birisi kendilerine bir soru sorduğunda “bu olay yaşandı mı” derler, eğer yaşanmamış ise çoğu zaman bu tür farazi sorulara cevap vermezlerdi. Çünkü bu tarz şeyler insanın ayağının kayacağı yerlerdir.

Sorduğunuz meselelerin cevabı özetle böyledir. Dediğimiz gibi inşallah iman ve küfür arasındaki farkı bilecek şekilde ilim tahsil ettiğiniz zaman buna benzer meseleleri başkasına sormadan tesbit edebilme imkanına kavuşursunuz vesselam.

Çevrimdışı mardin

  • Newbie
  • *
  • İleti: 2
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: YENİ KİMLİK VE TAĞUTUN KARAKOLLARINA GİTMEK
« Yanıtla #4 : 07 Kasım 2018, 15:54 »
Bana bu dediklerinizin anlamını biliyorum tam anlamı ile kavradınızmı diye sorarsanız tabikide kavramadım ama nedense günümüzde tevhidi anlatanlar sizler gibi değil anlatmadan önce sen mahkemeye gidemezsin sen karakola gidemezsin üstünde hac taşıyamıyorsun kimlikde yazan küfür sözünüde taşıyamazsın hiç birşeye imza atamazsın evli isen eşini boşa diyor adımımızı attığımız yerde küfür olabilir doğrudur ancak bunları anlatarak sadece insanları korkutuyorlar bütün suç anlatanın değil anlatan kişi bunları söyleyince dinleyeninde aklına şeytanlaşmış insanlar şüphe atıyor soru getiriyor bundan dolayı size sorma gereği duydum uslubunuz sert olsa da anlatımınız güzel. selamun aleykum

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: YENİ KİMLİK VE TAĞUTUN KARAKOLLARINA GİTMEK
« Yanıtla #5 : 07 Kasım 2018, 19:55 »
Ve aleykum. Yukarda bahsettiğimiz gibi günümüzde davetin aşamalarında ve sıralamada çarpıklık sözkonusudur yoksa elbette ki tevhidi kavrayan birisi tağuta muhakeme olmayacaktır, bu manaya gelen sözleşme ve evraklara imza atmayacaktır, hanımı müşrikse boşayacaktır vs. Lakin bunları ancak tevhidi tam manasıyla idrak eden birisi sıkıntı çekmeden yerine getirir. Ama siz tutup da daha dinin aslını bilmeyen, İslama teslim olmamış, imanla küfür arasında git gel yaşayan kişilere aynı tarikatlara giriş şartları gibi bunları ezberletip şablon gibi dayatırsanız bu kimseler sebebini doğru dürüst anlamadıkları veya anlasalar da iman etmedikleri bu amelleri yerine getirmekte zorluk çekecekler, durumu idare edip münafıklık yapacaklar, çeşit çeşit fıkıhlar ve teviller uyduracaklar ve bu çalkantı öyle devam edip gidecektir. Çözüm, Allahın izniyle tıpkı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yaptığı gibi köklü bir tevhid eğitiminden geçmektedir. 

Kimlikte bulunan küfür sözlerini veya sembollerini haçla vs ile kıyas etmelerine gelince; bu kıyaslama doğru değildir. Öncelikle boynuna haç takmanın ve diğer küfür şiarlarını giymenin küfür olup olmadığı alimler arasında ihtilaflı bir konudur, alimlerden bunlara mutlak anlamda küfür diyen kimse yoktur. Bazıları niyete ve bunların yaşanılan toplumda ihtiva ettiği manaya göre küfür hükmü vermişlerdir. Alimlerden birçoğu da haram demiştir. Herhalükarda caiz olmayan şey bunları tazim manasına gelecek şekilde yüksek yerlere asmak veya kişinin bunları benimsediği izlenimi verecek tarzda boynuna, yakasına vs asmasıdır. Bunları cepte taşımanın veya kullandığın kimlik, para vs gibi eşyanın üzerinde bulunmasının ise küfür veya haramla bir alakası yoktur. Çünkü bu durumda bunlara hürmet ve tazim sözkonusu değildir. Tıpkı resim gibi; resmi yükseğe asmak haram olur, cebinde veya başka hürmet olmayacak yerlerde bulundurmak ise haram olmaz.

Bizim bu hususlarda söyleyeceklerimiz bunlardır. Siz dediğimiz gibi sahih kaynaklardan tevhidi öğrenmeye başlayın ve bu hususta istikrarlı olun inşallah. Usluba vs takılmayın. Biz, tabiri caizse bu kadar cehaletten bağrımız yandığı için bazen meseleleri böyle yüksek tonda dile getiririz. Çünkü günümüzde bu meselelerin tabiri caizse artık suyu çıkmıştır, birilerinin artık buna dur demesi gerekmektedir. Görüşmek üzere vesselam.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1779 Gösterim
Son İleti 21 Temmuz 2016, 19:12
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3216 Gösterim
Son İleti 19 Nisan 2017, 03:58
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3012 Gösterim
Son İleti 22 Haziran 2017, 17:52
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3434 Gösterim
Son İleti 17 Eylül 2017, 21:50
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
1118 Gösterim
Son İleti 22 Mart 2018, 21:32
Gönderen: İbn Teymiyye