Tavhid

Gönderen Konu: SURİYE'DEKİ BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!  (Okunma sayısı 2928 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

İnşaallah bu başlık altında bilhassa Türkiye dışında Suriye vs yerlerde faaliyet gösteren birtakım fırkalar hakkında yıllar önce yazdığımız bazı yazıları yazılış tarihine göre sıralayarak tekrar neşredeceğiz. Bazı kimseler yıllarca bizi "sanal mücahitlikle", "klavye mücahitliğiyle", "yan gelip yatmakla" itham etmişler, kendileri ise güya "dava adamı" (!) kisvesi altında ülke ülke, fırka fırka gezmişler fakat netice itibariyle yıllar sonra dönüp dolaşıp bizim söylediğimiz noktaya gelmişler ve tabi oldukları fırkaları tekfir etmişler, lakin ne hikmetse biz dün bunların gözünde harici, bidatçi vs iken şimdi ise kafir, müşrik vs olmuşuz ve de bize karşı husumetleri aynı eskisi gibi devam etmektedir. Çünkü birçoğunun akide değiştirmeleri, eski fırkalarını tekfir etmeleri vs hepsi kaypakçadır ve Allah rızasından uzaktır. O yüzden bir batıldan diğerine koşmakta, gördükleri her bayrağa selam çakmaktalar. Bu tipler kendisine alim, muhaddis, halife, mücahid vs ünvanları veren, birkaç şaaşalı video çektiren her cehennem davetçisinin peşinden giderler; çünkü maksat Allah rızasından ziyade gösteriştir, şöhrettir veya şöhret bulmuş fırkalara kendilerini nisbet ederek kendi kendi egolarını tatmindir, bazen de rant devşirmektir. Çünkü maksadı Allah rızası olan, hidayeti elde etmek olan birisi velev ki cahil hatta sapık, kafir dahi olsa bir istikameti olur, elbise değiştirir gibi akide değiştirmez, zaten Allah maksadı hidayeti aramak olan böyle birine hidayetin yollarını kolaylaştıracaktır.

Bize gelince; her insan gibi hatamız, kusurumuz çoktur lakin şunu belirtmemiz gerekir ki bizler bugün birileri gibi dünyanın dört tarafını gezip her yeni çıkan cemaate dahil olmuyorsak bunun sebebi –inşaallah- korkaklığımız veya kendimizi beğenmişliğimiz vs değil, bilakis Allahın izniyle bazı şeyleri alametlere dayanarak tesbit etmemizden kaynaklanmaktadır. Yıllarca bize el-Kaide’yi ve cihad alimleri dedikleri belamları Müslüman diye yutturmaya çalışanlar, şimdi bakıyoruz ki bu kimseleri tekfir edecek duruma gelmişler, ama akidevi hassasiyetten vs değil birtakım siyasi ihtilaflardan dolayı; aynı şey İŞİD için de geçerli. Keza aşağıda bahsi geçecek olan Ebu Ali, Kuveyti vs batıl davetçilerinin peşinde gidenler de bugün bunların kafir olduğunu itiraf etmektedirler. Biz bu fırkaların kafir olduğunu, tevhidden habersiz cahiller olduklarını yıllardır yazıp çiziyoruz. Bu, bizim faziletimiz değil bilakis sahip olduğumuz akidenin üstünlüğüdür. Ali (ra)’a nisbet edilen bir sözde dendiği gibi: “hakkı tanı ki hak ehlini tanıyasın” Hakkı yani tevhidi tanıyan kişi, tevhid ehlinin ve şirk ehlinin alametlerini bilir ve de insanlara ona göre muamele eder. Tevhidi bilmeyen kişi ise cazip sloganlar atan herkesi Müslüman zanneder ve böylece dünyasını da ahiretini heba eder, mesele bundan ibarettir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #1 : 06.05.2017, 03:34 »
Şimdi neşredeceğimiz ilk yazı 28 Mart 2013 tarihinde yayınlanmıştır. Bu yazı yayınlandığı sıralarda Ebu Ali, Ebu Ömer el Kuveyti vs şahıslar henüz piyasaya çıkmamıştı; neye davet ettiklerine dair elimizde bir bilgi yoktu sadece internetteki görüntüler üzerinden bu makaleyi kaleme aldık. Yazıda bazı komplo teorisi gibi değerlendirilebilecek ifadeler olabilir, örneğin bu şahısların istihbarat örgütleriyle bağlantısı olabileceği gibi lakin bunlar dikkat edilirse at izinin it izine karıştığı bir coğrafya hakkında yazılan, kesinlik içermeyen sadece böyle bir ihtimal olabilir mi tarzında ifadelerdir, o dönemler ortada video görüntülerinden başka bir şey olmadığı için de böyle bir zanna yol açan bizden ziyade kendileridir. Sadece şuna dikkat çekmek istiyoruz ki biz bu adamların ciddi bir cemaat havasında olmadıklarını, bir youtube örgütünden ibaret olduğunu o zaman yazmışız ve dediklerimiz de aynen vaki olmuştur. Sonradan araştırdığımızda oturmuş bir akidesi olmayan, sabah akşam birbirlerini tekfir eden ve nihayet emirleri yakalandığında ona sahip çıkmaktan bile aciz bir sürüden ibaret olan, Ebu Ali'den sonra da Ebu Ali'yi de birbirlerini de tekfir edip herkesin işine baktığı bir yapı karşımıza çıkmıştır, böylece de yazılanların ne kadar isabetli olduğu Allahın izniyle meydana çıkmıştır. Yukarda da söylediğimiz gibi bunun fazileti bizden değil sahip olduğumuz menhectendir, eğer Allah korusun biz de o menhecten uzaklaşırsak bu basiretsiz cahillerin yaptığı işlerin aynısına düşeriz vesselam.


“CUND’UL HİLAFE” TARTIŞMALARI VE SURİYE HADİSELERİNE BAKIŞIMIZ

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Son günlerde Suriye’de faaliyet gösterdiği iddia edilen “Cund’ul Hilafe” (Hilafet Ordusu) adlı grupla alakalı tartışmalar ve de genel olarak Suriye hadiseleri hakkında bazı mülahazalarda bulunmak istiyoruz. Bilindiği gibi geçtiğimiz aylarda youtube vb paylaşım sitelerinde Suriye’de “Cund’ul Hilafe” ismiyle tesis edilen yeni bir oluşumun kuruluş ilanını içeren Arapça bir video yayınlandı. Bu görüntülerde konuşan yüzü kapalı kişinin “cemaatlerini tevhid akidesine dayalı olarak tesis ettiklerini, tevhid akidesine iman edip tağutu reddetmeyen hiç kimseyi cemaatlerine almayacaklarını, kişinin tağutu reddetmedikçe iman etmiş olmayacağını” söylemesi ve ardından internet ortamında bu cemaatin tağutları ve müşrik halkları tekfir eden bir oluşum olduğu, El Kaide’yi , Nusret cephesini ve de bu şekilde sahih akideye sahip olmayan bütün fırkaları da aynı şekilde tekfir ettikleri yönünde dolaşan haberler, gerek Türkiye’de gerekse Arap dünyasında ve başka bölgelerde tevhidi söylemlere sahip olan birçok çevrede yankı uyandırdı. Ortada 10 dakikalık bir video görüntüsü haricinde hiçbir şey olmamasına rağmen bu kadar yankı yapmasının sebebi, yakın tarihte ilk defa tevhid akidesini temel aldığını söyleyen, diğer fırkalara nazaran net söylemlerde bulunan ve tekfir düşüncesine sahip olduğu iddia edilen bir grubun cihad söylemiyle ve silahlı bir oluşum olarak ortaya çıktığını iddia etmesidir. Böyle bir iddia ister istemez hareketsizlikten bunalmış olan, arayış içersindeki bir çok gencin ve tevhid ehli olma iddiasındaki bir çok çevrenin dikkatini çekti. Bizler de son günlerde  bazı forumlarda gündeme gelen ve yer yer bize de sorulan bu mesele hakkında bazı açıklamalarda bulunmak istiyoruz.

Öncelikle tekrar belirtelim ki bu bahsedilen grup hakkında 10 dk’lık bir video görüntüsü ve internetteki bazı tartışmalar haricinde elimizde hiçbir bilgi ve belge yoktur. Bu cemaat hakkında uzun bir süredir araştırma yapmamıza rağmen ne Arap basınında ne de başka haber sitelerinde hiçbir habere ve yoruma ulaşabilmiş değiliz. Bu bahsedilen cemaatin ilan edilmesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen hangi operasyonları yaptığı, hangi eylemleri üstlendiğine dair hiçbir beyanları olmadığı gibi bu konular hakkında başka kaynaklarda da hiçbir malumata raslanmamıştır. Hadi diyelim ki henüz oluşum aşamasında olduğu için eylem yapacak durumda değiller fakat böyle gürültülü bir şekilde kuruluşunu ilan eden bir topluluğun bu tarz açıklamaları devam ettirmesi ve davet çalışmalarına hız vermesi beklenirdi.  Fakat “Hilafet Ordusu” gibi şaşaalı bir unvan taşıyan bu grubtan Youtube’deki 10 dk’lık amatör video çekimi dışında bugüne kadar yazı, ses, görüntü namına hiçbir şey sadır olmamıştır. Öyle zannediyoruz ki –eğer ki bu iş istihbarat servislerinin bir oyunu değilse- ya tevhide dair birkaç kelime öğrenmiş bir avuç kafadarın yaptığı bir muziplikten, espriden ibarettir veyahut da en iyi ihtimalle Suriye’de hali hazırda mevcut olan yerel bir “tekfirci” grubun mevcut ortamdan gaza gelerek silahlı mücadeleye geçme kararı alması ve de bunu da ellerine yüzlerine bulaştırması gibi bir şey de olabilir. Zaten sözkonusu görüntüleri izleyen aklı başında herkes, bu grubun her tarafından amatörlük döküldüğünü görmekte zorlanmaz. Silah tutmasını, koşmasını hatta nizami yürümesini bile beceremeyen 15-20 kişilik bir grubun, El Kaide saflarından gelen Nusret cephesi veya Suriye resmi ordusundan ayrılmış Özgür Suriye Ordusu gibi profesyonel orduların faaliyet gösterdiği bir yerde pek fazla varlık gösterme ihtimali yoktur. Ancak Allahu tealanın yardımına mazhar olmuş Taifet’ul Mansura’ya bağlı bir cemaat bundan müstesnadır, Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’in de va’dettiği gibi kıyamete kadar var olacak olan o topluluğa düşmanların hilesi zarar vermeyecektir. Ancak şurası da bilinmelidir ki bu topluluğun en büyük özelliklerinden bir tanesi de gerek dini gerekse dünyevi konularda mümin ferasetiyle ve Allah korkusuyla hareket etmesidir.

Basiretle Allah yoluna davet eden Fırka-ı Naciye’ye mensup olan bir topluluk; haram olma ihtimali, helal olma ihtimalinden daha yüksek olan kamera çekimi, fotoğraf vb yollara başvurarak kafir fırkaların icad ettiği marşların eşliğinde ucuz şovlarla kendisini isbat etmeye çalışmaz. Bir topluluk, o kurtulan fırkaya mensup olduğunu yapacağı amellerle isbat eder. Bu bahsedilen “Cund’ul Hilafe” isimli topluluk velev ki Müslüman bile olsalar Allahın yardımına mazhar olan hak taifeye mensup olmayı hak edecek bir dirayete ve ilme sahip olduklarını düşünmüyoruz. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki sadece tevhide dair birkaç kelime sarfetmekle bir kişi veya topluluğun İslamına hükmedilmez. Bugün tevhid ehli olduğunu iddia eden, içinde yaşadıkları toplumu hatta İslam adına ortaya çıkmış batıl fırkaları tekfir eden nice kimseler var ki bire bir konuşulduğunda tevhidin hakikatinden dahi habersiz oldukları ve sadece birtakım sloganların peşine takıldıkları görülmektedir. O yüzden böyle sanal görüntülerle veya dedikodularla bir topluluğun İslamına hükmedilmez. Ancak net bir akideyle ortaya çıkıp İslam adına savunulan bütün küfür ve şirk akidelerinden beri olan kimsenin İslamına hükmedilir. Unutulmamalıdır ki hakkın üzerinde nur vardır, hakk ehli o nur vasıtasıyla Allahın izniyle birbirlerini tanırlar.

“Cund’ul Hilafe” isminde gerçekten faaliyet gösteren ve kendilerince İslam için mücadele verdiğini düşünen böyle bir grup varsa bizim bu grup hakkındaki düşüncelerimiz bu şekilde olacaktır. Ancak, böyle bir grup mevcut olmayıp sadece bir “youtube” örgütünden ibaretse –ki bu da yüksek bir ihtimaldir- bu, büyük ihtimalle başta Türk devleti ve TC’nin arkasındaki asıl güç olan Amerika, İsrail gibi devletlerin ve bunlara bağlı servislerin bir kurgusu da olabilir. Sözkonusu videoda arka planda yapılan Türkçe konuşmalar dikkatimizi çekmektedir. Suriye’deki birçok direniş örgütünün arkasında Türkiye devletinin doğrudan veya dolaylı desteği olduğu bilinmektedir. “Cund’ul Hilafe”nin Suriye sahasında istihbarat örgütlerinin çizdiği yüzlerce senaryodan birisi olması ihtimal dahilindedir. Çünkü “tekfirci” adı verilen oluşumlar akidevi sebeblerden ötürü, yani sancağı altında savaşılacak sahih tevhid akidesine dayalı bir cihad cephesi olmamasından dolayı bu tür cephelere bugüne kadar çekilememişti. Fakat “Cund’ul Hilafe” videosunun yayınlanmasından sonra Suriye meselesi bu çevrenin de gündemine girdi ve Suriye’de tevhid akidesine dayalı bir cephenin de var olduğu ve dolayısıyla bu cepheye destek verilmesi gerektiği iddiaları dile getirilmeye başlandı. Suriye’ye gidenler, gitmeyi düşünenler bu gidişle Allahu a’lem daha da artacaktır.

Eğer ki bu, tağutların bir senaryosu ise tağuti güçler bununla ne elde edecektir? Bunu anlamak için öncelikle Suriye’de ne olup bittiğine dönüp bakmak gerekmektedir. Şu anda görünüşte Suriye’deki olay zalim Esed yönetimi ve bu zalimlere karşı direnen mazlum Suriye halkı arasında olup biten bir hadise olarak nitelense de işin aslının böyle olmadığını, perde arkasında daha büyük senaryoların olduğunu aklı başında herkes teslim edecektir. Öncelikle herkesin bildiği gibi Suriye hadiseleri birkaç senedir Arap dünyasında devam eden “Arap baharı” ismi verilen olaylar zincirinin bir devamıdır. “Arap baharı” Mısır, Tunus ve Libya gibi ülkelerde Amerika ve diğer batılı devletlerin açık desteğiyle başarıya ulaşmış fakat Suriye’de yıllar geçmesine rağmen yönetim halen devrilememiştir. Batılı devletler Suriye muhalefetine bu sefer açıktan destek vermek yerine daha çok Türkiye üzerinden yardım etmeyi tercih etmişlerdir. Çünkü Suriye diğerleri gibi kolay lokma değildir. Suriye devleti, İranla müttefiktir ve İranın desteğini alması aynı zamanda 300-400 milyonluk Şii kitlenin ve Hizbullah gibi Şii örgütlerin desteğini alması manasına gelmektedir. Bunun ötesinde Suriye yıllardır Filistin’deki çeşitli örgütleri finanse etmektedir. Ayrıca Türkiye’de ve dünyanın muhtelif yerlerindeki bir çok radikal sol grubun ve de PKK’nın Suriye hükümetiyle bağlantıları mevcuttur. Hepsinden de önemlisi Suriye, şu an Batı’nın karşısında en güçlü yapı gibi gözüken Avrasya bloğunun yani Rusya ve Çin’in desteğini almaktadır. Rusya’nın yüzyıllardır ulaşmayı hedeflediği “sıcak denizler”den birisi olan Akdeniz’deki tek üssü Suriye’de Tartus limanında yer almaktadır. Suriye’deki Nusayri, Baasçı, laik yapının karşısında da El Kaide, İhvan, Hizb’ut Tahrir gibi İslamcı etiketli gruplar ve çoğunluğu oluşturan Sünni kökenli halk yer almaktadır. Bu kitlenin organize ettiği direnişe “ılımlı İslam”(!)ın yönetim merkezi olan Türkiye açıktan destek verirken, Katar, Suudi Arabistan gibi batı kuklası yönetimler el altından destek veriyorlar. ABD, İsrail ve Avrupa ülkeleri bir yandan Esed’in gitmesini arzu ederken bir yandan da muhalefeti kontrol altında tutmak istiyorlar, radikal grupların haddinden fazla güçlenmesini istemiyorlar, o yüzden temkinli yaklaşıyorlar ve dolaylı yoldan destek olmayı tercih ediyorlar.

Yani tabloyu özetlemek gerekirse bir tarafta Yahudi, Hristiyan alemi; bunların kuklası olan ılımlı İslam (!) ülkeleri ve kullanılıp atılmak için sahneye sürülen Sünni (!) İslamcı gruplar; diğer tarafta da dine tamamen düşman komunist blok ülkeleri, bunların müttefiki olan Şii, Alevi, Nusayri kısacası bütün fırkalarıyla Rafıziler; ayrıca komunist, sosyalist, Kemalist, Ergenekoncu, Baasçı, ulusalcı gruplar kısacası din düşmanı laik çizgideki bütün oluşumlar… Peki bir müslümanın yeri bunlardan hangisidir? Elbetteki hiç biri! Aklı başında hiçbir muvahhid, kafirlerin açtığı hiçbir savaşa dahil olmaz, velev ki kendi bayrağıyla kendi ordusuyla da olsa; zaten bir düşünse şunu görür ki tevhidi idrak etmiş olan bir insanın bu savaşlara iştirak ederek İslam adına kazanacağı ne gibi bir hayır vardır? Suriye’de devrim sona erdiğinde ne Şia mezhebi, ne de Ehli sünnet akidesi hatta ne de başka batıl fırkaların akidesi hakim olmayacaktır, diğer ülkelerde olduğu gibi demokrasi ve Ilımlı İslamcılık egemen olacaktır. Daha önceki yıllarda Afganistan, Bosna, Çeçenistan gibi cephelerde el Kaide ve diğer grupların misyonu ne idiyse şu anda bu gruplara verilen görev aynısıdır. Bu gruplar, Rusya ve kuklası olan devletleri yıpratma vazifesini yaptıktan sonra ABD tarafından çöp tenekesine atılacaklardır. Allahu a’lem.

Şu anda küresel tağuti güçler Şii, Sünni, Selefi, Tekfirci, İhvani; isimleri ne olursa olsun bütün İslamcı grupları hatta radikal sol kesimleri, Filistinli grupları vb’lerini Suriye havuzunda toplamaya çalışmaktadır. Gördüğümüz kadarıyla Şeytan hizbinin hedefi geçmişte batıl ideolojilerin sancağı altında da olsa bir şekilde siyonizme ve batıya karşı mücadele etmiş olan bu grupları önce birbirine kırdırıp, tamamen yok ettikten sonra geriye kalan yıpranmış unsurları da ezerek muhalifsiz bir şekilde Yeni Dünya Düzeni adı verilen Deccal sistemini tesis etmektir. Bu amaçla bugüne kadar savaşa dahil olmamış olan unsurları da bir şekilde adeta “Bakın, burada size göre de bir grup var” diyerek o batağa çekmeye çalışıyor olabilirler. Bu “Cund’ul Hilafe” isimli fason örgütün de tevhide yakın olan unsurları Suriye batağına çekmek için Türk istihbaratı başta olmak üzere çeşitli servislerin kurguladığı bir senaryo olması uzak bir ihtimal değildir.

Kafir emperyalist devletler, özellikle son 10-15 senelik süreç içersinde okumayan, düşünmeyen, akletmeyen bir gençlik yetiştirmeyi başarmışlardır. Din konusunda da dünya konusunda da cahil olan bu yeni kitleyi her türlü manipule edip yönlendirmek artık bu tağutların imkanı dahilindedir Allahın izniyle. Birçoğu şöhret, kariyer ve macera peşinde olan; Bir kısmı da Allah yolunda bir şeyler yaptığını zannederek manevi tatmine ulaşmaya çalışan birçok genç bugün Suriye’nin ve diğer savaş cephelerinin yolunu tutmakta ve bu şekilde masonların Büyük Ortadoğu Projesine hizmet etmektedirler. Halbuki Müslüman ancak Allah yolunda savaşır, körü körüne açılmış bir sancağın altında savaşmaz. Selefi salihinden, çok az istisnalar haricinde kafirler arasındaki savaşlara velev ki bağımsız da olsa katılan  kimse yoktur. O istisnalar da ancak Müslümanların malına ve canına gelecek büyük bir zarar durumunda nefsi müdafaa amaçlı olarak sözkonusu olur. Kafirlerin açmış olduğu savaşlardan İlayı kelimetullah davasına hizmet edildiği, İslamın hakim kılındığı nerede görülmüştür? Uzun sözün kısası, herkesin aklını başına alması gerekmektedir. Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) önce müslüman mı olup savaşa katılayım, yoksa savaştan sonra mı İslama gireyim diyen bir zata önce müslüman olmasını emretmiştir. Günümüzde ise birçok insan tevhidi iyice öğrenip amel etmek yerine bu tür maceralara atılmayı tercih etmekte ve netice itibariyle kendilerini doğru yolda zannederken, Rabblerinin huzuruna küfürle varmaktadırlar. Bunlar, ayeti kerimede haber verildiği gibi insanların zarar bakımından en çok hüsrana uğrayanlarıdır. Böyle kötü akibetten Allaha sığınırız. İnsanın öncelikli hedefi, yaratılış gayesi olan tevhidi gerçekleştirmek olmalıdır. Şeytanın asıl hedeften uzaklaştırmaya yönelik telkinlerine kulak asmamalıdır.

Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi rabbil alemin.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #2 : 06.05.2017, 03:40 »
Bunlar da yukarda neşredilen yazıya itiraz olarak yazılanlar ve bunlara verdiğimiz cevaplardır. Acaba o dönem bu yazılanlara itiraz edenler şu an nerede, ne yapıyorlar, yaşıyorlarsa hangi bayrağa selam çakmakla meşguller merak ediyoruz...
“CUND’UL HİLAFE”  VE BENZERİ MESELELERLE ALAKALI BİR İTİRAZ VE CEVABI

Alıntı
“CUND’UL HİLAFE” TARTIŞMALARI VE SURİYE HADİSELERİNE BAKIŞIMIZ" İsimli yazınızı okudum. Yazının içeriği vs. beni ilgilendirmiyor fakat size sorum şu; neden kendinizi her meselede açıklamak yapmak zorunda hissediyorsunuz? Kimse sizi kâle almadığı halde, tamamen zan ve nefsi çıkarımlarla bir takım meseleler üzerine açıklama yapıyorsunuz? Sitenizdeki üslub ve yöntem bile başka bir sitenin özentisi. Misalen Ebu Zerka konusunda meselenin muhatabı dahi olmamanıza rağmen nedense açıklamalar yapma gereğinde bulunuyorsunuz. Siz henüz dininizi insanlara anlatamamışken, böyle tartışmalar hakkında yaptığınız yorumlar size ne kazandırıyor? Ben size söyliyeyim, sadece ne kadar cahil olduğunuzu ortaya koyuyorsunuz. Ne itikadda ne fıkıhta mütemekkin olmadığınızı bizler sizin yazılarınızdan anlıyoruz. Maide Suresi 44. Ayet üzerine yaptığınız yorumda da bunu çok açık bir şekilde gördük. Cahillerin cehaletini gün yüzüne çıkaran Allah'a hamd olsun. Sizler fıkıhtan yoksun olduğunuz için ihtilaf fıkhından da bir habersiniz. Kendi koyduğunuz asıllar üzerinden tekfir hükmü uygular hatta bununla silsileye gidersiniz. Rabbim sizin gibi cahil takımının şerrinden ümmetin muvahhidlerini korusun. Son olarak; sizi kimse kâle almıyor. Eğer adam yerine koyulmak istiyorsanız bırakın bu boş muhabbetleri. Adam gibi dininizi anlatın. Te'lifler, çeviriler yapın. Utanmadan birde başka bir siteyi taklid edip Soru-Cevap bölümü koymuşsunuz. Birde onları eleştirip tekfir ettiğiniz halde. Vallah'i onlar ilimden irfandan anlıyorlar da sizin gibi cahil sürüsü değiller. Biraz daha okuyun o siteyi de belki ıslah olursunuz. O bahsettiğim yazıda da cahil cahil konuşup "Eğer onları istihbarat kurduysa.." gibi bir üslub kullanmışsınız. Birileri bunu sizin için yapsa ne kadar hoşunuza gider acaba? Sizin hakkınızda konuşup "Eğer bunlar devletin kurduğu bir gurubsa" deseler ne kadar razı olursunuz bu duruma? Fakat gel gelelim ki sizin gibi Ehli Sünnet cemaatinin menhecinden ve ahlakından yoksun insanlar bunu başkalarına yapmakta bir sakınca görmüyorlar. Çünkü sizler adalet sahibi değil zalim insanlarsınız. Allah'ın selamı bizim üzerime olsun. Zalimler Allah'ın selamına layık değildir.


“CUND’UL HİLAFE” TARTIŞMALARI VE SURİYE HADİSELERİNE BAKIŞIMIZ" İsimli yazınızı okudum. Yazının içeriği vs. beni ilgilendirmiyor fakat size sorum şu; neden kendinizi her meselede açıklamak yapmak zorunda hissediyorsunuz? Kimse sizi kâle almadığı halde, tamamen zan ve nefsi çıkarımlarla bir takım meseleler üzerine açıklama yapıyorsunuz?

C-Bizi kimse kale almıyor da her nedense birileri siteyi satır satır okuduklarını itiraf edip, hatta çaktırmadan akidelerini bizim sitede okuduklarına göre tekrar tanzim ederler ondan sonra da kimse sizi kale almıyor derler. Varsın almasın çok önemli değil de kale almayan adam, kale almadığı kişiye “ben seni kale almıyorum” deme ihtiyacı bile hissetmemesi gerekir normalde. Forum sitemiz günde en az 200 kişi tarafından takip ediliyor, yazıların nerede ne yankı yapacağını ancak Allah bilir. Ayrıca kale almıyorsan niye cevap verme ihtiyacı hissediyorsun ki kale almayan adam hiç almaz, güler geçer.
 
Neden her meselede açıklama yaptığımıza gelince; bizler belli bir usul ve menheci olan kimseleriz ve gerek dini gerekse dünyevi meselelerde bu menhece göre kazandığımız bir bakış açısı vardır. Bu bakış açımızı her mevzuda ortaya koymakla mükellefiz ve ortaya koymaya da devam edeceğiz inşallah. Bunu yaparken kimseye de soracak değiliz. Zaten kimse bizi kale almıyorsa yazılarımızı okumazlar olur biter, niye bu kadar telaşlanıyorsun ki.

Misalen Ebu Zerka konusunda meselenin muhatabı dahi olmamanıza rağmen nedense açıklamalar yapma gereğinde bulunuyorsunuz. Siz henüz dininizi insanlara anlatamamışken, böyle tartışmalar hakkında yaptığınız yorumlar size ne kazandırıyor? Ben size söyliyeyim, sadece ne kadar cahil olduğunuzu ortaya koyuyorsunuz. Ne itikadda ne fıkıhta mütemekkin olmadığınızı bizler sizin yazılarınızdan anlıyoruz. Maide Suresi 44. Ayet üzerine yaptığınız yorumda da bunu çok açık bir şekilde gördük. Cahillerin cehaletini gün yüzüne çıkaran Allah'a hamd olsun. Sizler fıkıhtan yoksun olduğunuz için ihtilaf fıkhından da bir habersiniz. Kendi koyduğunuz asıllar üzerinden tekfir hükmü uygular hatta bununla silsileye gidersiniz. Rabbim sizin gibi cahil takımının şerrinden ümmetin muvahhidlerini korusun.

C-Ebu Zerka gibi saptırıcı deccallere karşı insanları uyarmak için illa konunun muhatabı olmak gerekmez. Tevhid akidesine sahip olan herkes ilmi nisbetinde batıl ehliyle mücadele etmekle mükelleftir. Bizim alim olma gibi bir iddiamız yok, ancak akide ve fıkıhta batıl bir usulden hareket ettiğimizi iddia ediyorsanız ve bilhassa da akide sahasındaki ihtilaflardan habersiz olduğumuzu ileri sürüyorsanız bunu isbat etmeniz gerekir. Bahsetmiş olduğunuz İslam daveti isimli site hakkındaki yazımızda da beyan ettiğimiz gibi bugüne kadar hiç kimse bizim, hakkında icma olmayan, dinin aslına dahil olmayan bir meselede silsile tekfiri uyguladığımızı isbat edebilmiş değildir.

Bilakis bizi silsile tekfiri konusunda itham eden herkes, ağzındaki baklayı çıkarttığında bizzat dinin aslına giren meselelerde şüphe içersinde olduğunu ortaya koymuştur.

Ayrıca şu ihtilaf fıkhından neyi kasdediyorsun? Bugün ihtilaf fıkhına riayet ettiğini iddia eden birçok insan bunun içini batılla doldurmaktadırlar ve hakkında hiçbir alimin ihtilaf etmediği, bilakis icma ettiği hatta onun ötesinde İslam dininden zaruri olarak bilinen açık meselelerde dahi haktan sapan kimselerin tekfirinde ihtilaf fıkhına riayet etme bahanesiyle şüphe etmektedirler. Mesela bunlara göre tağuta muhakeme olmanın küfür oluşu ihtilaflı, Allahtan başkasına ibadet eden, Onun haricinde ilahlar ve rabbler edinen  cahil veya tevil ehli müşriğin tekfiri ihtilaflı vs. Yok bizim kasdımız bu değil diyorsan o zaman kasdınız nedir? Sizler de bizim gibi bu açık meselelerde tekfir ediyorsanız o zaman aramızdaki ihtilaf nedir? Biz hangi ihtilaflı meselede tekfir etmeyenleri tekfir etmişiz veya hangi hafi, kapalı meselede silsile tekfir uygulamışız buyrun isbat edin! Bizler alim değiliz ve alimlerin bütün ihtilaflarına vakıfız diye bir iddiamız da yok, ancak kendimizi Sünni Müslüman kılacak kadar ihtilaf fıkhından ve icmadan haberdarız elhamdulillah.

İster tekfir meselesinde, ister başka meselelerde bizi tenkid eden herkese tıpkı İbn Teymiye gibi –onunla (rh.a) kendimizi mukayese ederek değil, ona ittiba ederek- meydan okuyor ve diyoruz ki “Size üç yıl mühlet, alimlerin küfür demediği bir şeye küfür dediğimizi buyurun isbat edin! İster selef ulemasından, isterse de haleften olup selefe güzellikle tabi olan alimlerden gelen bütün nakilleri inceleyin. Eğer ki bizim sözlerimizde –yorumla teville değil- açık olarak ümmetin icmasına zıt bir görüş tesbit ederseniz geçmişte yaptığımız gibi rucu etmeye hazırız.“ Mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz. Biz o hatayı bir kere yaptık ve bundan sonra da hiçbir meselede alimlerin icmasını tesbit etmeden görüş beyan etmemeye azmettik Allahın izniyle. Bundan dolayı da akidemizde bir şüphemiz yoktur. Fakat hangi mezhepten ve meşrepten olursa olsun bütün muhaliflerimizin icmaya muhalif onlarca görüşünün varlığını isbat edebiliriz biiznillah. İsbat da etsek hiç birisinin bizim gibi mertçe ortaya çıkıp bunu itiraf edeceğini de zannetmiyoruz.

Şimdi madem ki iddiada bulundun, o halde gerek Maide: 44’le alakalı gerekse de başka konularla alakalı alimlerin icmasına muhalif veyahut da ihtilaflarından habersiz olduğumuz hangi görüşümüz varsa isbat etmekle mükellefsin. İsbat edemediğin takdirde hem ilme ihanet eden bir hain, hem de tevhid ehline asılsız iftiralarda bulunan rezil bir müfteri olduğunu ortaya koymuş olacaksın. Bizim hakkımızda benzer iddialarda bulunan herkes bu sözümüzün muhatabıdır.

Son olarak; sizi kimse kâle almıyor. Eğer adam yerine koyulmak istiyorsanız bırakın bu boş muhabbetleri. Adam gibi dininizi anlatın. Te'lifler, çeviriler yapın. Utanmadan birde başka bir siteyi taklid edip Soru-Cevap bölümü koymuşsunuz. Birde onları eleştirip tekfir ettiğiniz halde. Vallah'i onlar ilimden irfandan anlıyorlar da sizin gibi cahil sürüsü değiller. Biraz daha okuyun o siteyi de belki ıslah olursunuz.

C- Sen dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannediyorsun herhalde. Madem yeri geldi, söyleyelim. Bizler muwahhid.info sitesini yaklaşık 2 sene önce satın aldık ve dizaynını da bugünkü gibi olmasa bile bugünküne yakın bir şekilde yaptık fakat bazı sorunlardan ötürü siteyi açmak bugüne nasip oldu. O zamanlar bahsettiğin sitenin adı bile yoktu. Zaten bu tarz sitelerin dizaynı yaklaşık olarak aynıdır. Bizimkine benzer internette yüzlerce site bulabilirsin. Soru cevap bölümünü de çok heveslisi olmadığımız halde siteye kısa sürede birçok soru gönderildiği için cevapları sitede düzenli olarak yayınlansın ve bütün insanlar istifade etsin diye çok sonraları açtık. Kaldı ki çok da önemli değil, velev ki dizaynı oranın kopyası olsun. Bundan fesat bir gaye güdülmediği müddetçe bir zararı var mı? Zaten internetteki çoğu site birbirinin kopyasıdır. Bana kalırsa dizaynı kopyalamaktan daha kötü olan şey, akideyi kopyalamaktır. Bunu derken, insanlar akide olarak birbirlerinden etkilenirler bunu kasdetmiyorum, bunda kınanacak bir durum yoktur. Fakat birileri, akide olarak bazı yerlerden etkilenip akidelerinde düzenleme yaptıkları hatta bu hususta kendi hocalarına muhalif oldukları halde, hiçbir şey yokmuş gibi aynı cemaatte kalmaya devam ediyorlar fakat elde ettikleri yeni usul ve menhecle piyasa yapmaya kalkıyorlarsa işte bu münafıkça ve haince bir davranıştır. Asıl kınanacak olan da budur. Bana kalırsa kim kimi kopyalamış tartışmasına girersek birileri bu tartışmanın altında kalabilir, o yüzden bunu çok uzatmaya gerek yok.

O bahsettiğim yazıda da cahil cahil konuşup "Eğer onları istihbarat kurduysa.." gibi bir üslub kullanmışsınız. Birileri bunu sizin için yapsa ne kadar hoşunuza gider acaba? Sizin hakkınızda konuşup "Eğer bunlar devletin kurduğu bir gurubsa" deseler ne kadar razı olursunuz bu duruma? Fakat gel gelelim ki sizin gibi Ehli Sünnet cemaatinin menhecinden ve ahlakından yoksun insanlar bunu başkalarına yapmakta bir sakınca görmüyorlar. Çünkü sizler adalet sahibi değil zalim insanlarsınız. Allah'ın selamı bizim üzerime olsun. Zalimler Allah'ın selamına layık değildir.

C-Bir cemaat youtube’a video atıp ondan sonra ortalıktan kaybolursa, sonrasında ne akideleri ne de takip ettikleri siyaset hakkında bir satırlık açıklama yayınlamazlarsa ve de bu şekilde daha önceleri Suriye savaşına sıcak bakmayan bir çok kimseyi sözkonusu cepheye yönlendirip hem ahiretlerini helak edip hem de TC devletinin ve arkasındaki emperyalist kafirlerin çıkarlarına hizmet etmelerine bilerek veya bilmeyerek vesile olursa insanların kendileri hakkında suizan yapmalarına itiraz etmeye çok fazla hakları olmaz. Zira Kuran ve sünnette olsun, selefi salihinin eserlerinde olsun şüphe uyandıracak ve suizan oluşturacak davranışlardan sakınmaya teşvik eden birçok haber ve eserler varid olmuştur. Kaldı ki sözkonusu cemaatin akidesi hakkında net bir bilgiye sahip olmadığımızdan dolayı müslüman hükmü vermemiz sözkonusu değildir. Müslüman demediğimiz bir fırka hakkında da zanda bulunduğumuzdan ötürü kınanacak değiliz. Seleften bir zatın söylediği gibi bizler zanlar vasıtasıyla insanların fitnesinden korunmaya çalışıyoruz. Ayrıca bu grup hakkındaki sözlerimiz sizi niye bu kadar telaşlandırdı anlamış değiliz. Bırakın onlar savunsunlar kendilerini, Youtube’a askeri eğitim görüntüleri içeren videoları atabilecek kapasiteleri varsa akideleri ve hareket tarzları hakkında şüpheleri giderecek açıklamalar ve eylemler  yapma imkanları da mevcuttur herhalde, savunması size düşmemiş.

“Selam olsun size, biz cahillerle uğraşmayız” (Kasas: 55)


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #3 : 06.05.2017, 03:46 »
Aşağıdaki yazı da Suriye meselesiyle alakalı daha genel bir mahiyette yayınlanmış bir yazıdır. Günümüzde yaşanan olaylarla mukayese edilebilir. Siyasetle alakalı bu tarz yazıları değerlendirirken siyasi ortamın, konjonktürün süreç içerisinde geçirdiği değişimler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Alıntı
Merhaba, iyi günler. Benim size sormak istediğim soru biraz siyasi olacak. Gerek Erdoğan ve gerekse de diğer konulara yaptığınız değerlendirmelere baktığımda siyaset ile ilgilendiğinizi gördüm. Suriye konusunda, şöyle ortak bir tez var: - ABD, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Ateist Türkiye Cumhuriyeti, Tevhidi Kullanan Suudi Kafiristan ve Qatar gibi ülkeler, Esad kafirinin gitmesini istiyorlar. Bununla beraber Ateist TC, Hatay'da elamanlar yetiştirip, Suriye'ye savaşa da gönderdi. Geçen günlerde de Suriye Muhalefeti lideri George Sabra'nın bir röportajı yayınlandı ve orada da bu ittifak kabul edildi hatta İstanbul'da da bir toplantıyla Muhalefet ve ABD dış işleri sorumluları bir araya geldiği kaydedildi. Dün ise, İsrail de muhalefeti desteklemek amacıyla Lübnan'dan Şii Hizbullah'a silah götüren konvoyu vurduğunu açıkladı ve kabul etti. Şimdi tüm bu olayları göz önüne aldığımızda, Suriye'de İslam adına savaştığını söyleyen kesim, bir nevi Siyonizm için cihad etmiş olmuyor mu? Bir de Suriye'de, ESAD giderse, sonu Iraq gibi olur mu? Teşekkürler.

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Gündemi az çok takib eden herkes, Yahudilerin ve masonların güdümündeki şeytani güçlerin uzun bir süredir kısacası BOP olarak adlandırılan Büyük Ortadoğu Projesi isimli bir proje üzerinde çalıştığını bilir. Bu proje Ortadoğu’daki mevcut laik yönetimlerin yıkılarak yerine İslam-demokrasi sentezine dayalı  Ilımlı İslam cumhuriyetleri kurulmasını ve bazı ülkelerin sınırlarının değiştirilmesini hedeflemektedir. Bu projede model ülkenin Türkiye olacağı da yıllar önce ilan edilmişti. Hadi cahil birtakım gençlerin cihad ettiklerini zannederek Suriye vb bölgelere akın etmesini anlarız da yıllardır bu konuyu takip eden, küresel tağutların BOP, Ilımlı İslam vb projelerine yakinen vakıf olan birtakım İslamcı etiketli yazarlar, çizerler, düşünürler vs nasıl olur da AKP hükümetine ve bu hükümetin açıktan yardım ettiği Arap baharına destek olurlar? Çünkü bilhassa 11 Eylül sonrasında sıkça gündeme gelen Büyük Ortadoğu Projesi işte şu dönemde yavaş yavaş uygulamaya geçmektedir. Aklı başında herkes bunu görür. Bunu görmeyenler ancak dinin de dünyanın da cahili olan birtakım yeni yetmelerdir. Fakat bunu gördükleri halde bu sürece destek olanlar sanırım daha çok kendi rahatlarını, rantlarını düşünen birtakım koltuk ve şöhret sevdalıları olsa gerek. Veya ahmakça bir hüsnü zanla Siyonistlerin bu projesine destek olarak mevcut laik yönetimlerin yıkılıp yerine İslama biraz daha yakın yönetimler geleceğini, dini sahada biraz rahatlama (!) yaşanacağını düşünüp bu surette Yahudiyi kullanarak İslama hizmet edilebileceğini zannedenler olabilir. Fakat iyice bilinmelidir ki Yahudi ve diğer küresel şeytani güçler, kendilerini böyle ucuz kullandırtmazlar. Nitekim Suriye’de ve diğer bölgelerde kontrol dışı yapıların ortaya çıkmasını engellemek için her türlü tedbiri almaktadırlar. Bu amaçla yakın zamanda Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede Nusret cephesine giden yardımların önünü kesmek için operasyonlar yapılmıştır.
 
Ayrıca dikkati çeken başka bir husus, Ortadoğuda kurulan ılımlı İslamcı hükümetler, radikal gruplara karşı eski laik yönetimlerden daha sert tedbirler almaktadırlar. Irak ve Afganistan’daki kukla hükümetlerin durumu zaten bellidir. Türkiye’de İslamcı gruplara karşı AKP dönemindeki kadar çok operasyon yapılmamıştır. 28 Şubat gibi en katı laiklik uygulaması yapılan dönemlerde bile cezaevlerinde şimdiki kadar çok İslamcı tutuklu ve hükümlü yoktu. Keza Filistin’de başa geçen HAMAS hükümeti, selefi gruplara karşı FKÖ’nün ve El-Fetih’in bile cesaret edemediği saldırıları düzenlemiştir. Muhtemelen Suriye’de başa geçecek olan Ilımlı İslamcı yönetimin tavrı da bundan farklı olmayacaktır. Çünkü onlara verilen vazife budur. Mevcut çürümüş laik yönetimler İslamla mücadele hususunda yeterince başarılı olamayıp halk desteği alamadıkları için küresel tağutlar artık İslamla mücadele görevini yavaş yavaş eski İslamcılara devretmektedir. İşte sadece Suriye’de değil, İslam dünyası adı verilen coğrafyadaki bütün savaş, kargaşa ve ihtilallerin arkasında yatan temel neden Allahu a’lem budur.

Bu oluşumun karşısındaymış gibi gözüken İran ve Şia ekseni de şeytanın başka bir ayağını temsil etmektedir. Zaten bu eksenin arkasında Rusya, Çin gibi doğrudan İslam düşmanlığı yapan ülkeler vardır. Türkiye’deki İslam düşmanı, laik, komunist, Alevi vb kesimler de Suriye rejimine destek olmaktadır. Muvahhidler, Batı ve Doğu küfür bloklarından herhangi birisinin açtığı cephelerde asla yer almazlar. Bu ancak şeytana ve Deccal’e hizmetle neticelenir. Allah en doğrusunu bilendir.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #4 : 06.05.2017, 04:58 »
Şimdi yayınlayacağımız yazı ise Ebu Ali el Mısri'nin Cund'ul Hilafe'nin ilk günlerinde beraber hareket ettiği, muhaddis olduğu iddia edilen Ebu Ömer el Kuveyti'nin bağlı olduğu Ebu İsa isimli şahsın cemaatiyle alakalıdır. Ebu İsa er-Rifai yaklaşık 20 seneye yakın bir zamandır ismini duymakta olduğumuz birisidir, onun ve cemaatinin sahih bir akideye sahip olmadıklarını, Müslüman olmadıklarını biliyoruz, aşağıdaki yazıyı yayınladığımız dönemde siteleri kapalı olduğu için ve isbat edemeyeceğimiz şahsi bilgilere dayanarak yazı yazmak istemediğimizden dolayı sadece yayınlanmış bir kitaplarına dayanarak bu yazıyı kaleme aldık. Bu kişiler çoğu meselede İŞİD ile aynı anlayışa sahiplerdir, kendileri müşrikleri tekfir ettiklerini iddia etseler de tekfir etmeyenlere dair ve diğer muhakeme vs konularda net bir akideleri yoktur, buna rağmen hapisteki Kureyşli halife (!) Ebu İsa adına Suriye’yi örgütlemek için faaliyet gösteren Ebu Ömer el Kuveyti İŞİD tarafından tekfirci olduğu gerekçesiyle infaz edilmiştir.  Bizim yıllardır kafir olarak bildiğimiz bir cemaate davet eden Kuveyti’nin bu çağrısına Türkiye’den ve başka yerlerden muvahhid geçinen bazı ahmaklar tabi olmuş lakin  sonra bir anda Kuveyti’nin kafir olduğunu anlayıvermişlerdir! Bu adamlara göre Kuveyti’nin küfrü de savunmaymış, halbuki Kuveyti’nin tabi olduğu cemaatin savunmanın vs ötesinde tevhidle uzaktan yakından bir alakası yoktur ve dediğimiz gibi İŞİD’le üç aşağı beş yukarı aynıdırlar, zaten Kuveyti de sonradan İŞİD’le ittifak etmiş lakin İŞİD tağutları tevhide olan düşmanlıklarından ötürü böyle alakasız birisini tekfirci diye infaz edebilmişlerdir. İşte bugünlerde tevhid akidesine davet ettiğini iddia eden birilerinin Kuveyti’lerin peşinde gezdiği dönemlerde Kuveyti’nin cemaati hakkında yazdıklarımız:

Bismillahirrahmanirrahim,

[Bir okuyucumuzun sorduğu soruya verdiğimiz cevabı meselenin önemine binaen burada yayınlıyoruz]

Ebu İsa hakkında ve de Suriye’de faaliyet gösteren Cemaat’ul Muslimin adlı grup hakkında sormuşsunuz. Bildiğim kadarıyla Cemaat’ul Muslimin, Kureyşli halife ünvanını kullanan Ebu İsa er-Rıfai’nin cemaatinin diğer adıdır ve Suriye’deki sözkonusu grup tanıtım videosunda isim vermeden Kureyşli bir halifenin etrafında toplandıklarını beyan etmektedir. Ebu İsa’nın akidesi hakkında çok fazla malumata sahip olmamakla beraber bu şahsın ve tabilerinin net bir akideye sahip olduklarına dair bir haber bize ulaşmadı. Bu bakımdan darul harpte tanımadığımız her ferd gibi onlar da akideleri hakkında net bir bilgi ortaya çıkana kadar hükmen kafir olarak nitelendirilecektir. Bu ayrı bir mesele. İnternet sitelerini kapatmış oldukları için haklarında geniş bilgi edinme imkanımız yok. Ancak bu cemaatin İngilizce olarak bastırmış oldukları The World Without Shahadah isimli bir kitap bir kardeşin elinde basılı olarak mevcuttur. Bu kitaptan yapacağımız bazı nakiller belki bu kişilerin akidelerini anlama bakımından faydalı olabilir. Şimdi cemaatin resmi yayını olduğu anlaşılan bu kitaptan kardeşimizin derlediği bazı bölümleri naklediyoruz:

(Not: Naklettiğimiz pasajlardan sadece önemli gördüğümüz yerlerin tercümesini sunuyoruz.)

Bu kitap Al-Jam’ah Publications tarafindan tarihi belirtilmeden basilmis. Ancak icerisindeki soylemden 11 Eylul sonrasi oldugu hatta 2004 Avrupa Futbol Sampiyonasi'ndan bahsettigi icin 2004 yaz aylari veya sonrasi basildigi anlasiliyor. Kitap Abu Abdullah Hamid ibn Yousuf ve onun ilim ogrencileri tarafindan arastirilmis, derlenmis ve sunulmus olup bunlarin tumu Muhammad Al-Rifaee Al- Hashmi Al-Qureshi (Ebu isa’nın tam ismi) gozetiminde Ingiltere’de basilmis.

Researched, compiled and presented by Abu Abdullah Hamid ibn Yousuf and group of students of knowledge under the supervision of Al-Imam Sheikh Muhammd Al-Rifaee Al-Hashmi Al-Qureshi

for further information: Al-Jama'ah Publications United Kingdom


Bugun dunya’da 1.6 milyar musluman var… Musluman nesiller Marksizm, Hinduism, Hristiyanlik ve baska dinlerden gorusleri benimsiyor… (sayfa 6 )

“…Figures prove Islam to be the fastest growing religion in the world and a muslim can gain comfort in knowing that there are 1.6 billion Muslims in the world today. However the Ummah is sadly having to learn that this figure bears a false sense of security, and even though the Ummah can boast to have such a great adherence, it is weak, humiliated and extremely vulnerable against both intellectual and physical onslaughts from hostile forces.

What we are witnessing today is that many Muslims from various generations are embracing concepts that have been imported from the philosophies of Marxism, Hinduism, Christianity and many other erroneous beliefs. And thus, the Ummah is ideologically perplexed and does not have a single, united voice. When the Ummah is required to display solidarity, it fails miserably and exposes its weakness and confusion for all to see…” (pg 6)


Masum Musluman aileler gelisiguzel katlediliyor… global olarak muslumanlar hapishanelerdeki iskence ve tecavuzle korkutuluyor… (sayfa 7)

“Under the banner of ‘War on Terror’, innocent Muslim families have been butchered indiscriminately. B-52 bombers have bombarded wedding ceremonies, hospitals have been blown up, ambulances have been fired at and populated towns have been bulldozed into the dustbin of history. Masaajid have been demolished and the Quran desecrated. Incidents of torture and rape at Guantanamo Bay in Cuba and Abu Ghraib (Iraq) prisons have scarred the minds of Muslims globally.” (pg 7)

Fransadaki 5 milyon muslumanin hicab yasagina karsi ellerinden bir sey gelmedi… (sayfa 8)

In Europe, France prohibited the wearing of the Hijab for Muslim sisters. Suddenly other nations took confidence from this and they too jumped on the bandwagon of ‘secularism’. 5 million Muslims in France were unable to do anything about this. (pg 8)

Muslumanlar o kadar alcaldiki bati degerlerini kabul ettiklerini gostermek icin hijaba, cihada ve ‘tutuculuga’ karsit belgeseller yapiyorlar, Islam hukumleri ve ogretileriyle alay ediyorlar (sayfa 8)

Muslims themselves have stooped so low in order to exhibit their own acceptance of Western values, they too have started to make documentaries against the Hijab, Jihad and “Fundamentalism’. Television show hosted by ‘Muslims’ try to ridicule Islamic verdicts and teachings. For many Muslims who reside in the West, this is an indication of successful integration, as it may seem that Muslims are finally bursting into the mainstream media. What they overlook is that our ‘celebrity Muslims’ are selling their Islam in order to make temporary appearance on the small- screen. (pg 8)

Afganistan, Irak, Filistin, Kesmir ve Cecenistan’daki Muslumanlar sistematik olarak soykirima ugruyorlar.

Recently, the West celebrated the Europe 2004 Football Tournament and Olympics, the disbelievers proudly chanted their national anthems, whilst Muslims continue to suffer silently. The disbelievers enthusiastically flock at stadiums and discos, Muslims reluctantly congregate at funerals and burials. As the global media converges for sports coverage, there is no one who is committed enough to report on the systematic annihilation of Muslims in Afghanistan, Iraq, Palestine, Kashmir and Chechnya.”

(Kelimeyi) Sehadetle ilgili meselelerde cehalet mazeret degildir basligi altindaki bolumde “Kandilirilmis muslumanlar hata ile cehaleti mazeret uygulamasinda bulunuyor Allah’a dogru metodla ibadette cehaleti mazeret kabul ediyor.” (sayfa 210)

“However today, many ‘deceived’ Muslims have misapplied the excuse of ignorance, and they have used ignorance as an excuse for not knowing the correct method of worshipping Allah (azza wa jall). In fact, ignorance in Islam is not an excuse but rather, it is clear misguided path that will lead one to the Hell fire.” (pg 210)

Demokrasiye ve oy kullanmaya Islami bakis basligi altinda soyle diyorlar … Ne yazikki bircok musluman medyada demokrasi yandasi gorusler, beyanlar ve sloganlar dile getiriyorlar ve demokrasiyi dunya politikasi ve sosyal duzen icin mukemmel ve nihayi cozum olarak goruluyor. (sayfa 231)

Many Muslims sadly, voice ‘pro-democratic’ opinions, statements and ultimate solution for the world political and social order. In truth, very few people understand the true meaning and objective of this ideology. (pg 231)

Hangi devletler Irak’taki, Afganistandaki, Sudandaki, Libya ve Filistindeki Muslumanlari bombalamak icin toplandi? Hangi politik partiler kutsal topraklari isgal edip Israil devletinin kurulmasi ve korunmasini onaylar ve binlerce muslumani oldurur? Bunlarin hepsi kalles ve gayri mesru devleti taniyorlar. (sayfa 260)

Which government gathered to bomb Muslims in Iraq, Afghanistan, Sudan, Libya and Palestine? Which political parties agree with the establishment and maintenance of the State of Israel which occupies the Holy Land and murders thousands of Muslims? They all recognize this treacherous and illegitimate State. (pg 260)

Muslumanlarin birbirinden ayriliga devam ettiklerine ve birbirlerine yardim etmeyi abesle reddetmelerine ancak kafirlerin sancaklari altinda birlesmek icin aceleci davraniyorken sahit olmak cok uzucu. Buna kafirlerin komutasinda ve kiskirtmasiyla savas karsiti girisimlerde sahit olundu. Savasa kasiti yuruyuslerinde Muslumanlari koministlerin nagmeleriyle, homoseksueller, ve uyusturucu bagimlilariyla musluman babalarin, annelerin, kardeslerin, bacilarin, ogullarin, kizlarin dans ettikleri gormek hicte sasirtici degil…(sayfa 265)

It is heartbreaking to witness how Muslims continue to disunite with one another, and refuse to help one another due to trivialities, but they burry to unite under the banners of the disbelievers. This has been witnessed on occasions such as the anti-war efforts that have been instigated and headed by kuffar. On anti-war marches it is not surprising to see Muslims dancing to the tunes of the Communists, Homosexuals and drug addicts who march side by side with Muslim fathers, mothers, brothers, sisters, sons and daughters.

Muslumanlar Ingilterede sosyalist partiye oy vererek kufur ve sirk flamalari altinda bulusup desteklediler ancak kendi aralarinda hala boluk porcukler… (sayfa 265)

Recently Muslims from all backgrounds chose to vote for a party called RESPECT. Leading campaigners of RESPECT party lead the anti-war initiative in the UK, thus generating immense enthusiasm and support from Muslim groups and parties. These parties sent out e-mails to thousands of people asking them to use their cote to elect members of RESPECT into local administrative authorities. Many Muslims obliged and caste their votes for RESPECT, which calls itself ‘The Unity Coalition –Respect, Equality, Socialism, Peace, Environment, Community, Trade.’ So the Muslims chose to unite under banners of Kufr and shirk, and supported people who would never implement the Shariah of Allah but they still persevere in dividing themselves. (pg 265)

Hatib ibn Ebi Belta (radiyallahu anh), kisiyi irtidata surukleyen ve kufru ekber olan amelle muslumanlara karsi casusluk yapmistir. Ancak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu mazur gormus ve hayatini bagislamistir. (sayfa 275)

“It is indisputably established through this episode alone, that the Companions of the Messenger (sallallaahu alayhi wa sallam) understood that spying upon the believers, on behalf of the disbelievers, is an action of apostasy and constitutes Kufr al-akbar (greater disbelief). This is because Hatib b Abi Balta’ah confessed that what he had committed was an action of Kufr. This is clearly evident from his very own statement to the Prophet (sallallaahu alayhi wa sallam) when he stated: ‘…I did not do this (with the intention) of Kufr or apostasy nor did I do it to choose disbelief after Islam.’ A second sahabi, one of the best known personalities in Islamic History, Umar bin al-Khattab (rahimahullaah) too understand Hatibs action to be one of Kufr. Due to this Umar said to the Prophet (sallallaahu alayhi wa sallam): ‘O Allah’s Prophet (sallallaahu alayhi wa sallam)! Allow me to chop off the head of this hypocrite!’ And finally Rasulullah (sallallaahu alayhi wa sallam), indicated that He (sallallaahu alayhi wa sallam) understood Hatib's apparent action as one of apostasy, as He (sallallaahu alayhi wa sallam) made an excuse for Hatib and spared his life.” (pg 275)

Halbuki Hatib'in yaptığı amel, küfür değil haramdı. Ayrıca Hatib'in küfür işlediği halde affedildiğini iddia etmek küfrün ve şirkin tevbesiz bağışlanacağını iddia etmek olur ki bu, İslam dininden zaruri olarak bilinen esasları ihlal eden, batıl ve küfür bir akidedir. Hatib (ra) meselesiyle alakalı geniş bilgi için şu adrese müracaat edilebilir. (...)

Sonuc bolumde soyle diyor “Bugun Muslumanlar neredeyse dunyanin her yerinde aci cekiyor ve asagilaniyorlar. Bunun sebebi ise islamin temel bilgilerine sahip olmadiklari ve dini liderlerine kor taklid edisleridir. Herkes kendini belli bir inanc konsepti cizmis bir gurub yada partiye baglamis. Birisi ya ‘selefi’ ya ‘tebligci’ ya ‘cihadi’ ya ‘deobandi’ vs. oysa kendilerine basitce musluman demiyorlar. Bununla alakali Allah kuranda soyle der : “(Allah) sizi 'müslümanlar' olarak isimlendirdi” (Hac 22:78)” (sayfa 357)

“Today, the Muslims are suffering in almost every part of the world. They are divided and humiliated. This is because many of them do not possess the basic knowledge of Islam and are following their religious leaders blindly. Each person has associated himself with a particular group or party that portrays a certain concept or belief. Someone is either ‘Salafi’, ‘Tablighi’, ’Jihadi’, ‘Deobandi’ and so on. However, no one is prepared to call himself simply ‘Muslim’. Regarding this, Allah said in the Quran “… It is He (Allah) who has named you Muslimeen…” (al- Hajj 22:78)” (page357)

“Bugunku muslumanlarin durumuna bakildiginda Islam’in artik yasam bicimimiz olmadigini musahede ediyoruz.” (sayfa 359) 

Looking at the situation of the Muslims today we can see that Islam is no longer our way of life because it has become something strange and unfamiliar in relation to the modern world. (pg 359)

Kitaptan nakiller bu kadar. Kitaptaki “müslüman” ibarelerini belki tevil etmeye kalkarlar bilemiyorum ama görünen o ki bu kişiler bazı tevhidi söylemleri olmasına rağmen, bilhassa tekfir konusunda ve diğer meselelerde net bir tutuma sahip değiller. Kafirlere müslüman ismini vermekten imtina edecek bir akidevi rüşde, olgunluğa sahip olmamışlar. Allah en doğrusunu bilendir.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #5 : 06.05.2017, 05:01 »
Yukarda yazdıklarımızdan yaklaşık 1 sene sonra, elimize Cund'ul Hilafe (ardından Cund'uş Şam) sözcüsü olan Ebu Ali ve cemaati hakkında bazı bilgiler ve de Ebu Ali'ye ait bazı ses kayıtları geçmiş ve böylece sözkonusu yapı hakkında daha sağlıklı bilgiler edinme imkanımız olmuştu. Bu süre zarfında da bu adamlar hakkındaki zannlarımızın doğruluğunu tesbit etmiş olduk. Bu yazı Ebu Ali, Suriyeli "ılımlı muhalifler"! tarafından yakalanmadan kısa bir süre önce yazılmıştı, bilmiyorum o veya çevresi burada yazılanlara kulak astılar mı lakin netice itibariyle olanlar oldu, sözkonusu derme çatma yapı bu yazıdan kısa bir süre sonra dağılıverdi.


Bismillahirrahmanirrahim,

Yukarıda kaleme almış olduğumuz “Cund’ul Hilafe” yazısının üstünden yaklaşık 1 sene geçmiş bulunmaktadır. O dönemlerde yazmış olduğumuz makalede sözkonusu grubun gerçekte var olup olmadığı hakkında şüphelerimizi dile getirmiş ve velev ki böyle bir grup varsa bile oturmuş bir menhece ve usule dayanmayan, kayda değer bir teşkilat yapısı bulunmayan, istihbarat servislerinin ve başka her türden çıkarcı kişi ve grupların yönlendirmesine açık bir grup izlenimi verdiğini zikretmiş ve gençlerin bu tarz “youtube örgütü” tarzında maceralardan uzak durmasını ve tevhid akidesini öğrenerek hayata geçirmelerini, dünya ve ahiretlerini heba etmemelerini tavsiye etmiştik.  Bunun üzerine bazı tepkiler de almıştık. Bu satırları yazdığımız dönemde sözkonusu cemaat hakkında iki tane videodan başka bir bilgimiz yoktu fakat daha önceki tecrübelerimiz ışığında yaptığımız bu öngörülerin doğru çıktığını şu günlerde ibretle müşahede ediyoruz.

Şöyle ki; aldığımız bilgilere göre bu grup sözkonusu videolar yayınlandıktan kısa bir süre sonra ikiye bölünmüş ve bu grupta bulunan birçok kişi “Cemaat’ul Muslimin” adlı yeni oluşuma katılmışlardır. Ayrılma sebebi de bizzat Ebu Ali'nin kendi sesinden duyduğumuz kadarıyla Kureyşli halife olarak tanıtılan ve şu an İngilterede hapiste bulunan Ebu İsa’ya biat etme meselesi etrafındaki bir tartışmadır. Bu tartışma da Ebu İsanın akidesinden ziyade hapisteki birisi halife olur mu olmaz mı yönünde cereyan etmiştir. Bu surette şaşaalı görüntüler ve açıklamalar ışığında ilan edilen Cundul hilafe macerası sona ermiş ve geriye sadece facebook vb ortamlarda tekfir meseleleri hakkında ifratla tefrit arasında uç görüşler ortaya atıp insanların gündemini meşgul etmekten başka bir iş yapmayan bir sosyal medya örgütlenmesinden başka bir şey kalmamıştır. (Bu anlattıklarımız herkesin malumu olduğu için burada yayınlamakta beis görmüyoruz) Şimdi kendisini tevhide nisbet eden bu grupta Ebu İsa gibi doğru dürüst bir akidesi olmayan bir şahsın halifeliği nasıl gündeme gelebilmiştir? Ebu Ali çevresi şu anda bile bu kişi hakkında net bir hüküm vermekte midirler bilmiyoruz. Bu şahsın akidesi hakkında bilgi edinmek isteyenler şu adrese müracaat edebilir:

(Not: İlgili yazıya yukarda yer verilmiştir.)

Bütün bunların kendine göre bir açıklaması yapılabilir. Ancak ne denirse densin bütün bunlar sözkonusu oluşumun gerek ilmi gerek siyasi konularda oturmuş sağlam bir yapısı olmadığını ve kaygan bir zeminde hareket ettiğini göstermektedir. Bu tarz yapılar patlamaya hazır bomba niteliğindeki oluşumlardır ve buralardan her türlü itikadi sapıklık, siyasi manipulasyon, istihbarat sızıntısı beklenir ve de bu tarz gruplar birtakım çıkarcı ve siyasi rant peşindeki hırslı kişiliklerin at koşturması için uygun zemin niteliğindedir. Nitekim aldığımız haberlere göre daha önce bizimle aynı akideyi paylaşan bazı münafık ve hainler de bu yeni mezhebe meyletmiş bulunmaktadır. Gittikleri her yere ihanet etmeyi meslek edinmiş olan bu tipler yeni dostlarına ne zaman hançeri saplayacaktır orasını Allah bilir. Onların derdi ancak arkalarını yaslayacak bir yer aramaktır. Bu sayede Müslümanlarla olan eski hesaplarını ve intikamlarını görmeye çalışacaklardır. Eğer Ebu Ali ve çevresindekilerin zerre kadar din diye bir dertleri varsa öncelikle mevcut akidelerini ve ilimlerini ve ardından da bütün bu yaşanan olayları muhasebe edip ders çıkarmaları ve de bilhassa her yeni çıkan mezhebe meyleden yüzer gezer tiplere aldanarak kendilerini alim zannetmemeleri gerekir. İslam dininin ve de Arap dilinin cahili olan Türk, Kürt, Azeri vb acemlerin birilerini tasdik etmesi o kimsenin doğru yolda olduğunu göstermez. Marifet böyle cahilleri etrafına toplamakta değildir. Bir kişi veya cemaat gerçekte kim olduğunu ancak nasslara selefin icması ve ahlakı ışığında bakarak anlayabilir.

Yeri gelmişken belirtelim ki bizim Ebu Ali ve çevresiyle kişisel bir husumetimiz yoktur, zaten kendilerini tanımayız da. Ancak biz bu insanların geçmişte bizim geçtiğimiz yollara girdiklerini görüyor ve onlar adına üzülüyoruz ve Allahtan hidayetlerini talep ediyoruz. Bu amaçla da onlara nasihat etmeye çalışıyoruz. Bu insanlar öncelikle meseleleri ilimden uzak bir şekilde kelam yaparak müzakere etmekten vazgeçmeliler. Selefin dalmadığı hiç bir meseleye dalmamalılar ve kendilerini alim zannederek meseleler hakkında fetva vermekten vazgeçmeliler. Bunu yapmadıkları takdirde akidelerini çeşitli küfür ve bidatlerle bulamaktan kurtulamazlar. Dediğimiz gibi geçmişte biz o yollara girdik ve bunun insanı helak eden bir yol olduğunu anlayarak Allahın dini hakkında ilimsizce fetva vermekten tevbe ettik. Şimdi de aynı yola giren kişilere denenmişi denemeyin bu yol çıkmaz sokak diyoruz. Bizimle beraber kelamcılığa tevbe ettikleri halde tekrar aynı yola hem de daha beter bir şekilde bile bile geri dönen kimselere ise Allahtan hidayet dilemekten başka elimizden birşey gelmez.

Cundul hilafe meselesinin güncel boyutu ile alakalı söyleceklerimiz şimdilik bunlardır. Bizim bu çevre ile asıl meselemiz ise akidedir. Şu an bu grubun mezheplerine davet amacıyla doldurdukları ses kasetlerini dinlemekteyiz. Yakında bu fırkayla olan itikadi ihtilaflarımız hakkında delil ve nakiller ışığında açıklamalarımız yayınlanacaktır inşallah. Bu mezhebin ne kadar dayanaktan yoksun olduğu delilleriyle ortaya çıktığında yukardaki tesbitlerimizin de haklılığı inşaallah ortaya çıkacaktır. Velhamdulillahi rabbil alemin.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #6 : 06.05.2017, 16:07 »
Yukarda zikri geçen Cundul Hilafe taifesi gibi ifrat tefrit babından görüşler ortaya atan ve bu çevrelerden kendisine taraftar toplayan tiplerden bir tanesi de Ebu Musa el Medeni isimli meçhul kişidir. Bu şahıs da diğerleri gibi önce iddialı söylemlerle ortaya çıkmış, olmadık şeylere küfür hükmü vermiş ve nihayet kimlik taşımaya küfür diyerek infilak etmiş, onu şişiren bütün kaypaklar kimlik meselesinden sonra bir bahane bulup onu tekfir etmiş ve Ebu Musa efsanesi de böylece diğerleri gibi sona ermiştir. Burada konumuzla da alakası olması hasebiyle önce Ebu Ali'yi sonra Ebu Musa'yı şişiren bu dalkavuklardan bir tanesinin söylemleri hakkında yazdığımız bir yazıyı paylaşmak istiyoruz.

Bismillahirrahmanirrahim,

Birkaç gün önce çeşitli sitelerde Muhammed Abdulvehhab ismiyle noktasız virgülsüz uzun yazılar asan malum kişi bu bölüme Ebu Musa Medeni’ye destek amacıyla bir mesaj attı. Okuyucuyu meşgul etmemek için bu şahsın yazısını yayınlamaya gerek duymuyoruz. Zaten bu kişinin bütün mesajlarının başı ve sonu aynıdır. Sadece ortasındaki bölümü güncel gelişmelere göre değiştirir. Bir de o sene kimin peşine takıldıysa onu öven şeyler yazar fakat 6 ay sonra bir bakarsınız ki aynı kişi hakkında kafir müşrik vs şeyler söyler. Şimdi de Ebu Musayla alakalı şunları yazmış:



✦ebu musa el-medeni afrika kıtasında yaşayan muvahhid bir Müslümandır, ehli ilim sahibidir, Allahu Teâlâ onu korusun onun yardımcısı olsun ondan razı olsun aynı bizim gibi sayfalarında son 1 senedir muayyen umum tekfiri esas alır, yani tevhidi esas alır ve kan bağından daha önemli olan ancak müminler kardeştir diyorum ve din kardeşimdir herkese ehli ilim sayfasını okumalarını tavsiye ediyorum ve ehli ilim sayfası asla şirk küfür içermez sayfası açıktır. zaten yakında inşallah tağutlara müşriklere saptırıcı müşriklere münafıklara büyük darbeler olacaktır ve münazaralar olacaktır. evet sizin bidat dediğiniz tekfir listesi dediğiniz tüm saptırıcı kafir müşrik alimleri şeyhleri imamları cemaatleri grupları kitalci cihatçıları hem muayyen hem umum tekfir etmektedir (…)
✦MUHAMMED ABDULVEHHAB
 
✦HİCRİ-13-SABAN-1435 ✦MİLADİ-11-05-2014


Şimdi bu şahıs Ebu Musayla alakalı yazdıklarının benzerini aylar önce Suriye’deki Cundul Hilafe grubunun sözcüsü Ebu Muhammed Ali hakkında yazıyordu. Ebu Ali kafir müşrik belamlara benzemezdi, yakında 100 tane tefsir eşliğinde ses kasetleri çıkacaktı, herkesi tekfir edecekti vs. Fakat şimdi Ebu Ali de kafir müşrik zındık vs oldu bakalım Ebu Musa muhabbeti ne zaman sona erecek?

Bu yazılanları ilim namına bir şeye sahip olmayan, daha yazı yazmaktan aciz tipleri kale aldığımızdan değil, bir ibret numunesi olarak astık. Çünkü her yeni çıkan kişiye tabi olma hastalığı günümüzde birçoklarının tutulduğu bir illettir. Bu tipler gördükleri her bayrağa selam dururlar, bir sabiteleri ve bir akideleri olmadığı için çok kısa süreler içersinde birbirine zıt akideleri benimseyebilirler. O gün kim popülerse, kimin sesi daha çok çıkıyorsa onun akidesine girerler. Tabi oldukları kişinin popülaritesi sönmeye başladığında da yavaş yavaş kabuk değiştirip günün adamı kimse onun safında yer alırlar. Girdikleri yeni davada da sebat etmezler tabi… Çünkü gaye gerçekten hidayeti aramak olsaydı gerçek manasıyla hakkı araştırırlar ve buldukları zaman da o haktan asla ödün vermezlerdi. Ama gaye şöhretlerin arkasına sığınıp kendi reklamını yapmak, egosunu tatmin etmek, kalabalıklara sığınarak maddi ve manevi destek almak gibi şeyler olunca tabi ki sürekli akide değiştirmek durumunda kalırlar. Bu sadece yukarda ismi geçen şahsın sorunu değil günümüzde kendisini İslama nisbet edenlerin genel hastalığıdır. Bakıyoruz dün Cemalettin Kaplan, Sadreddin Yüksel, Ziyaeddin el Kudsi vs’den beslenenler hatta Şia sempatizanı Hizbullah tabanından gelen bazı tipler 11 Eylül sürecinden sonra el Kaide muhibbi oluverdiler. Şimdi onun da modası geçti IŞİD çıktı. Dikkat edilirse bu saydığımız gruplar hepsi menhec ve akide bakımından birbirine zıt oluşumlardır ancak bu “her devrin adamı” tiplerin akide ve usul gibi bir dertleri olmadığı için yeni gelişmelere çok çabuk ayak uydurabilmektedirler. Bu çevrelerde en geçerli slogan ise “biz delile tabiyiz” sözüdür. Bukalemun gibi sürekli mezhep değiştirmelerini delil kimden yanaysa ona tabi olmakla gerekçelendirirler. Gerçekten hak arayışında oldukları için görüş değiştiren kimseler ise farklıdır. Bunların alameti, tıpkı Selman Farisi ve emsali gibi hakka yakın gördükleri yerde daha güzeli çıkana kadar sebat etmektir.

Tevhide nisbeten daha yakın gibi görünen bazı kesimler ise bir dönem Cundul hilafe’ye sarıldılar şimdi bakıyoruz bu yüzer gezer tiplerin yeni adresi Ebu Musa isminde tanımadıkları bilmedikleri birisidir. Ebu Musa ise sitesinden gördüğümüz kadarıyla belirli meselelerde kendisine göre bir yorumu, bir anlayışı olan birisidir. Şimdi Ebu Musa’yı dillerinden düşürmeyenler gerçekten Ebu Musa’nın usulune vakıf mıdırlar, neden onca hizip arasından onu tercih etmişlerdir? Bunların makul bir cevabı yoktur. Bu kimseler birtakım aslı olmayan ya da abartılmış şehir efsanelerinin ardına takılmaktan başka bir şey yapmazlar.

Biz günümüzün en alimi kimse ona tabi oluyoruz, diyenlerin ise bir çoğunda samimiyet göremiyoruz. Bu kimselerin derdi gerçekten bir alime tabi olup onun halkasında ilim tahsil etmek midir, yoksa kendilerini bir yere yaslayıp isimler üzerinden maddi ve manevi tatmine mi ulaşmaktır? Ayrıca bir insanın belli ilimlere sahip olması da tek başına bir ölçü olmaz. Bugün Suud belamları arasında bizden de Ebu Musa ve başkalarından da kat kat daha çok ilme sahip kişiler vardır.  Ancak öğrendikleriyle amel etmedikleri için o ilim onlara bir fayda sağlamamaktadır. Biz yukarda da belirttiğimiz gibi Ebu Musa’yı meseleleri hakkıyla fıkh eden, hakla batılın arasını ayırd edebilecek bir furkana sahip tahkik ehli birisi olarak görmüyoruz. Guneyman gibi Suudi belamları hakkında dahi net bir şey söyleyemeyen, günümüzde kendi tanıdığı alimler olduğunu iddia eden, bir çok kişi ve mesele hakkında yuvarlak sözlerle geçiştiren bir kimse hadis ilmine vakıf olsa ne olur olmasa ne olur? Bu şahıs Elbani’den veya Arnavut kardeşlerden daha iyi bir muhaddis değildir herhalde? Bu şahsın şeyhim, hocam dediği kişiler nerededir? Yeryüzünde bu kadar muvahhid (!) alim varsa bunlar ne iş yapmaktadır? Batıl ehline karşı nasıl bir mücadeleleri vardır?
 
Yeri gelmişken belirtelim ki bugün gerçekten kendisine tevhid yaftası veren kitle manen bitmiş durumdadır. Bugün artık fertleri ve cemaatleri değerlendirmenin ölçüsü kalabalıklar olmuş. Mesela birçok yerde darultavhid hakkında tek değerlendirme olarak “onlar kaç kişi ki, kimse onları kale almıyor” sözünü duymaktayız. İnsanları akidelerine göre değil sayılarına göre değerlendiren bir kimse İslam nezdinde bitmiştir, cahiliye halkının bir ferdi olmuştur. “yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar” (Enam: 116)

Kısacası bir davada sebat edip oranın halkasında yetişmeyen, sürekli kalabalıklar nereye meylediyorsa orada saf tutan bir kimseden hak olsun batıl olsun hiçbir davaya fayda gelmez. Bu bahsettiğimiz olgu aslında günümüzdeki kapitalist tüketim kültürünün değişik bir yansımasıdır. Burada tüketilen şey ise cemaatler, akideler, mezhepler vs’dir. Hak veya batıl her fikir dolaşıma çıkıp kısa sürede tüketildikten sonra yenisi tedavüle girmektedir. Aslında bu dinin oyun ve eğlence edinilmesinin farklı bir şekli hatta bizzat kendisidir. İnsanlara düşen vazife bu din maskeli tüketim çılgınlığından uzaklaşarak gerçek manasıyla kul olmak ve sanal alemde boş muhabbetlerle ömür tüketmek yerine tevhidi hakkıyla öğrenip amel etmektir. Elbette ki ilim, amel, davet ve sabırdan oluşan bu reçete birçok nefislere ağır gelecektir ancak Allaha yemin olsun ki kurtuluşun anahtarı budur, lakin insanların bir çoğu bundan gaflet içersinde ateşe doğru koşmaktadırlar. Rabbimizden bize hüsnü hatime ihsan ederek son nefeste iman üzere canımızı almasını diliyoruz. Amin. Velhamdulillahi rabbil alemin…


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI FIRKALAR HAKKINDA YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMIZ!
« Yanıtla #7 : 06.05.2017, 16:44 »
Anadoluda "öküz öldü ortaklık bitti" diye bir tabir vardır. Ebu Ali'nin cemaati dağıldıktan sonra yukarda işaret ettiğimiz gibi fertlerin her biri farklı bir akide benimsemiş, bunlardan bir kısmı da bize meyletmişti. Şimdi bunlardan bir tanesinin "ortaklık bittikten" sonra Ebu Ali'nin akidesi hakkında sorduğu bir soruya karşılık verdiğimiz cevabı aktararak bu konuyu şimdilik burada noktalamak istiyorum. Ahiru da'vana en'il hamdu lillahi Rabb'il alemin.

bismilleh
muhammed ebu ali hakkında yazdıklarınızı okudum, yakın zamanda akidede olan ihtilaflarınızı beyan edeceyinizi yazdınız. Onun akidesinde ehli sünnete muhalif ne gibi sorunlar var, ben kendim ondan çok şey öyrendim, eger bildiğiniz hatalar varsa lütfen bildirin, ben sizleride, onu da musluman olarak görüyorum, kendisinin de beyan etdiği gibi dinin asl meselelerinde ihtilaf yokdur, kim söylerse ki dinin aslında ihtilaf var, o kimse büyük bir küfr etmişdir,

بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله المعين والصلاة والسلام على النبي الأمين وعلى آله وأصحابه والتابعين وبعد

Yakın zamana kadar Suriye’de Cund'ul Hilafe adı altında faaliyet göstermiş olan Ebu Ali’nin Ehli sünnete muhalif görüşleri hakkında açıklama yapacağımızı duyurmuştuk. Ancak malum olduğu üzere bu şahıs bazı gruplar tarafından esir alınarak etkisiz hale getirilmiş ve cemaati de dağıtılmıştır. Yani bir nevi gündemden düşmüş olduğu için bu konuyu ele alma ihtiyacı hissetmedik. Ancak sizin sorunuz üzerinize Ebu Ali ve temsil ettiği çevrenin tevhide ve sünnete muhalefet ettikleri meseleleri başlıklar halinde özetlemek istiyoruz. Bunu yapmadan önce şunu belirtmek istiyoruz ki bizim gerek bu çevreyle gerekse başka çevrelerle temel anlaşmazlık noktamız rasullerin ortak daveti olan tevhid etrafındadır. Ondan sonra da selef menhecine tabi olmamaktan kaynaklanan usul ihtilafları gelmektedir. Sayacağımız bütün maddeler bu ikisinden kaynaklanmaktadır. Kısacası biz bu insanları ve benzerlerini tevhidi bilmemekle ve selef menhecine tabi olmamakla itham ediyoruz ve bu iddiamızı da isbat etmeye Allahın izniyle hazırız. Bu sayacağımız muhalefetler ise tabiri caizse sebeb değil neticedir. Yani bu kimseler en baştan tevhid akidesine sahip olmadıkları ve sünnete tabi olmadıkları için bu fasit neticelere ulaşmışlardır. Yoksa akide olarak çok düzgündüler de sadece bu birkaç maddeden dolayı sapmışlar diye bir şey sözkonusu değildir. Ayrıca bahsettiğiniz şahıs gerçek manada ilim sahibi birisi de değildir. Birkaç kitap okumuş olmak alim olmak manasına gelmez! O yüzden ilim ehli birisinin yapmayacağı çok bariz avami hatalara düşmüştür. Bütün bu hususların altını çizdikten sonra Ebu Ali’nin akidesinden anlayabildiğimiz kadarıyla Ehli sünnete muhalif olan noktaları beyan etmek istiyoruz.

İlk olarak onun makalatı arasındaki bariz küfür olan hususlara işaret edeceğiz. Bunlardan birincisi küfre rıza meselesinde söyledikleridir. Bu şahıs anladığımız kadarıyla küfür meclisinde sükut etmeyi başlıbaşına bir küfür çeşidi saymamaktadır. Bu hususta çelişkili sözler sarfetmekte; okul meselesinde bunun küfür olduğunu söylerken muhakeme meclisinde reddetmeden oturmayı ise küfür olarak görmemektedir. Bu noktada mahkemeye çıkarılan kişinin mustazaf olduğunu iddia etmekte ve bütün Ehli sünnete muhalif olarak ikrahtan bağımsız bir mustazaflık ve takiyye kavramı ihdas etmektedir. Buna göre mahkemeye zorla çıkarılan kimse ikrah altında olmasa bile mustazaf konumunda olduğu için akidesini açıklamasına yani dinini izhar etmesine gerek yoktur. O, bu noktada dini izhar etmekle küfür meclisine rıza göstermemeyi birbirine karıştırmaktadır. Normal şartlarda dinini izhar etmeyip kafirlere müdahane yapan birisi günahkardır ancak kafir olmaz. Fakat küfür meclisinde bulunan bir kimse eğer oradan çıkma imkanı yoksa dinini açığa vurup eliyle ve diliyle kafirlere karşı koyması gerekir. Eğer sükut edip oturursa küfre rıza gösterdiği için kafirdir. Nisa: 140 ayetinde açık bir şekilde “O zaman siz de onlardan olursunuz” denmektedir. Alimlerin bu ayet etrafında yaptıkları açıklamalar da bunu açık bir şekilde göstermektedir. Mesela Allaha söven (haşa) veya Allahı inkar eden birisini susarak dinleyen herkes kafirdir. Bu kişi ister bunu korkusundan isterse de başka bir sebeble yapsın fark etmez, ancak ikrah hali bundan müstesnadır. Ebu Ali küfre rızayı küfür olarak kabul etmiyorsa bu ayrı bir küfür, küfür olarak kabul edip ikrahın dışında bir istisna getiriyorsa bu da ayrı bir küfürdür.

Öyle anlaşılıyor ki Ebu Ali küfre rıza meselesini anlamadığı gibi muhakemenin ne olduğunu da idrak etmemiştir. Çünkü küfre rıza konusuna getirdiği bu istisnayı mahkemeyle alakalı olarak söylemektedir. Ona göre mahkeme meclisinde susarak oturan birisi tağuta muhakeme olmuş sayılmaz. Halbuki sözkonusu kişi muhakeme meclisinde sanık yani davalı statüsüyle oturmaktadır. Tağutlar da onu orada muhakeme etmektedir. Bu kişinin oradan çıkma imkanı yoktur. Şu halde bu muhakemede kendisine biçilen sanık veya davalı sıfatını kişinin ancak diliyle inkar etme imkanı vardır. Böyle bir imkanı olduğu halde muhakemeyi reddetmeyen bir kimse tağut tarafından yapılan yargılamaya rıza göstermiş demektir ki bu da tağuta muhakeme denilen şeyin aynısıdır.

Ebu Ali’nin makalatında küfür olan başka bir husus da “silsile tekfir” adı verilen meselede söyledikleridir. O bu noktada tıpkı Türkiye’de ve Avrupa’da bazı zındıkların söylediği şeyin aynısını tekrar etmekte ve üçüncü kişinin durumundan bahsetmenin bidat olduğunu iddia etmektedir. Yani buna göre şirk işleyen kafirdir, ona kafir demeyen kafirdir, bu ikincisine kafir demeyenin hükmünü sormak ise bidattir. Ebu Ali anladığımız kadarıyla üçüncü kişinin kafir olmadığını savunmaktadır. Bu ise küfürdür, zira kafiri tekfir etmemek başlı başına bir küfür amelidir. Puta tapanı tekfir etmeyenin hükmü ne ise kafiri tekfir etmeyeni tekfir etmeyenin hükmü de odur. Bu hususta daha önce bazı açıklamalar yapılmıştı oraya müracaat edilebilir.

Ebu Ali’nin imanın aslından habersiz olduğunu gösteren açık küfür sözlerinden bizim tesbit edebildiklerimiz bunlardır. Yazının geri kalan bölümünde Ehli sünnete muhalif diğer bidat ve sapıklıklarından bahsedeceğiz inşallah.

-DEVAM EDECEK İNŞAALLAH-


Bismillah. Yazımıza Ebu Ali’nin Ehli Sünnete muhalif diğer iddialarını zikrederek devam edeceğiz ki bu görüşlerden bir kısmı hala başka batıl fırkalar tarafından devam ettirilmektedir.

Ebu Ali nefsine uyarak Allahın hükmünü terk eden İslam kadısının da tıpkı beşeri kanunlarla hükmeden hakimler gibi kafir olacağını söyleyerek bu ikisi arasında ayrım yapmamakta ve icmaya muhalif olarak “Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerdir” mealindeki Maide: 44 ayetinin zahiri üzere olduğunu iddia etmektedir. Bu hususta onun ve benzerlerinin ileri sürdüğü iddialara daha önce cevap verilmişti. (...)

Bu şahsın temelsiz iddialarından birisi de müşriklerle evlenmenin ve diğer haram evlilikleri yapmanın haramı helal kılma manasına geldiği ve dolayısıyla küfür olduğunu ileri sürmesidir. Halbuki bu tip evlilikler haramdır ve kişi bunu helal saymadıkça tekfir edilmez. Onun ve benzerlerinin iddialarına dayanak olarak aldığı üvey annesiyle evlenen kişi ile ilgili hadisin tahlilini yaptığımız araştırmaya müracaat ediniz. (...)

Ebu Ali’nin başka bir iddiası da Rasulullah’tan kabri başında şefaat istemenin mutlak bir şirk ameli olduğunu iddia etmesidir. Halbuki bu kapalı ve ihtimalli bir fiildir ve sahibinin bu fiili yapış şekli ve gayesi ortaya çıkmadıkça tekfir edilmez. Bunun küfür olduğunu iddia etmek demek, bütün İslam ümmetini küfürle itham etmek anlamına gelir. Bu hususta daha önce yapmış olduğumuz çalışmalara müracaat edebilirsiniz. (...)

Bunlar haricinde Ebu Ali ve ashabı daha bir çok meselede ifrat ile tefrit arasında görüşler beyan etmektedir ki bunların bir çoğu seleften bir kaynağı olmayan ve dinde şahsi rey kullanılarak ortaya atılmış görüşlerdir. Bu şahsın sözlerini dinleyen ilim ve feraset sahibi birisi bu şahsın ilimden uzak olduğunu ve tamamen cahillere uygun bir mezhep icad etmiş olduğunu anlamakta zorlanmaz. Allah geride kalanlara hidayet etsin. Amin. Siz bu şahıstan bir çok konuda istifade ettiğinizi söylemişsiniz. Bu kişi ilim sahibi birisi değildir ki hangi konuda istifade ettiniz? Anlattığı hak olan şeylerin bir çoğu zaten nasslarda ve alimlerin eserlerinde olan şeylerdir. Batıllar ise kendi şahsi görüşleridir. Üstelik bizi de onu da müslüman gördüğünüzü söylemişsiniz, halbuki bizim davet ettiğimiz tevhid ve sünnet menheci ile onun ve benzerlerinin davet ettiği hevaya dayalı din anlayışı arasında dağlar kadar fark vardır. Umarız bu vesileyle meseleler hakkında bir kez daha düşünürsünüz. Herhangi bir kimsenin söylediklerini gözden geçirirken elinizdeki en büyük kriterlerden birisi bu sözlerin seleften herhangi bir kaynağı var mı, sorusu olmalıdır. Seleften hiçbir asla dayanmayan kelamların derhal çöpe atılması icab eder. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 708
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
3100 Gösterim
Son İleti 30.06.2018, 01:33
Gönderen: İbn Teymiyye
2 Yanıt
2307 Gösterim
Son İleti 09.07.2016, 20:22
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2731 Gösterim
Son İleti 21.07.2016, 19:12
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
3547 Gösterim
Son İleti 07.11.2018, 19:55
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
983 Gösterim
Son İleti 02.02.2019, 14:30
Gönderen: İbn Teymiyye