Tavhid

Gönderen Konu: ŞEYH'UL İSLÂM MUHAMMED BİN ABD'İL VEHHÂB'A VE DA'VETİNE ATILAN İFTİRALARIN REDDİ  (Okunma sayısı 4546 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'a ve Davetine Atılan İftiraların Reddi

Bismillah,

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah), davetine başlayıp Tevhid inancını günyüzüne çıkardığı günden beri, gerek şahsına ve davetine gerekse Necd Ulema'sına karşı iftiralar atarak karalama kampanyası düzenleyenler ve karşı propagandada bulunanlar olmuştur. Şeyh ile alakalı olarak bazı iddialar gündeme getirilmiş, bu iddialar onun sözlerinden yahut kitaplarından kaynak bulan ifadeler olmamıştır. Kendi anlayışlarına göre ve çoğunlukla da şeyhe nispet şeklinde vücut bulmuştur. Bu asılsız iddiaları genel olarak şu başlıklar altında toplamak mümkündür:


Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Daveti'ne yönelik ithamlar;

Şeyh'ul İslam Muhammed ibni Abd'il Vehhab'ın Davetinin Hakikati

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ehli Beyt'i, Evliyaullah ve Kerametler hususundaki görüşüne yönelik ithamlar;

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Tefrika ve Tekfir hususundaki görüşüne yönelik ithamlar;

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Havaric Fikrinde ve Harici olduğuna yönelik ithamlar;

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Tecsim ve Mücessime hususundaki görüşüne yönelik ithamlar

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Alimler ve Mezhebler hususundaki görüşüne yönelik ithamlar.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'dan Muhaliflerine ve Daveti'ne Karşı Şüphe İçerisinde Olanlara Samimi Nasihat

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) da her beşer gibi hatadan korunmamış ve masum değildir. Lakin, onun şahsına yöneltilen iftira ve iddialara -bu listedeki sıralamayı takip ederek birer birer- bizzat kendi eserlerinden ve oğlu Abdullah'ın, Mekke Ehli'ne yazdığı Mektup'undan birtakım alıntılarla -kısaca- cevap vermek istiyoruz.

Öncelikle Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab’ın muhalifleri ve ithamları hakkında bilgi vereceğiz ve çalışmamızın sonunda ise Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'dan, muhaliflerine ve davetine karşı şüphe içerisinde olanlara hitaben dile getirdiği samimi nasihatlere de inşallah yer vereceğiz.

Başarıya ulaştıracak olan Allah'tır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab’ın Muhalifleri ve İthamları

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah), kendisine, Daveti’ne ve takipçilerine karşı çıkanların özelliklerini zikretmek suretiyle der ki:

وأنا صاحب منصب في قريتي، مسموع الكلمة، فأنكر هذا بعض الرؤساء، لكونه خالف عادات نشؤوا عليها.
وأيضا: ألزمت من تحت يدي، بإقام الصلاة، وإيتاء الزكاة، وغير ذلك من فرائض الله، ونهيتهم عن الربا، وشرب المسكر، وأنواع المنكرات، فلم يمكن الرؤساء القدح في هذا، وعيبه، لكونه مستحسنا عند العوام; فجعلوا قدحهم وعداوتهم، فيما آمر به من التوحيد، وأنهى عنه من الشرك، ولبسوا على العوام: أن هذا خلاف ما عليه أكثر الناس، ونسبوا إلينا أنواع المفتريات؛ فكبرت الفتنة، وأجلبوا علينا بخيل الشيطان، ورجله.


"Beldemde yüksek makam sahibiyim ve insanlar sözümü dinler. (Davetimin ulaştığı) bazı liderler ise bunu reddetmektedir çünkü bu onların yetiştikleri kültürlerine aykırıdır. Yine, benim idarem altında olanları namazı kılmak, Zekat’ı vermek ve diğer İslam’i yükümlülükleri yerine getirmekle yükümlü kılıp, Riba (faiz) ile iş yapmaktan, Muskirat’ı (sarhoş edici şeyleri) içmekten ve diğer Munkerat’ı (Haram kılınmış şeyleri) yapmaktan da Nehy ettim. (Davetime icabet etmeyip reddeden) liderler, bu konuda eleştiri öne sürememekte bu hususda bir hata bulamamaktadır zira bunlar halkın çoğunluğu tarafından kabul görmüş şeylerdir; dolayısıyla eleştirilerini ve nefretlerini, benim Tevhid’i emretmeme (ve Davet’ime), Şirk’i Nehy etmeme yöneltmişler ve ‘bunlar insanların (herkesin) yaptığı şeylerdir’ diyerek avamın (halkın) kafasını karıştırdılar ve büyük bir fitneye yolaçtılar..." (ed-Durer es-Seniyye, 1/79-80)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) aynı hususta der ki:


كغالب من نقاتلهم اليوم، يصرون على ذلك الإشراك، ويمتنعون من فعل الواجبات، ويتظاهرون بأفعال الكبائر، المحرمات ؛ وغير الغالب : إنما نقاتله لمناصرته من هذه حاله، ورضاه به، ولتكثير سواد من ذكر، والتأليب معه، فله حينئذ حكمه في قتاله

"Tıpkı bugün bizim kendileriyle savaştığımız kimselerin çoğunluğu gibi; Allah’a ortaklar koşmakta direten, dinin farzlarını eda etmeyi reddeden ve açıktan büyük günah ve yasaklanmış amellerde bulunanlardır. Bu çoğunluğun dışında kalanlarla ise ancak onların bu kimselere destek olmaları, onları benimsemeleri, onların sayılarını arttırmaları ve bize karşı savaşta onların yanında yer almaları sebebiyle savaşmaktayız. Bu durumda böyle kimseler de kendilerine karşı savaşılma gerekçesini üzerlerinde bulundurmuş olurlar." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/235)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) Dava hakkında uyandırılan şüpheler, iftiralar ve karalamaları listeleyerek der ki:


ومما نحن عليه : أنا لا نرى سبي العرب، ولم نفعله، ولم نقاتل غيرهم، ولا نرى قتل النساء والصبيان .
وأما ما يكذب علينا : ستراً للحق، وتلبيساً على الخلق، بأنا نفسر القرآن برأينا، ونأخذ من الحديث ما وافق فهمنا، من دون مراجعة شرح، ولا معول على شيخ، وأنا نضع من رتبة نبينا محمد صلى الله عليه وسلم بقولنا، النبي رمة في قبره، وعصا أحدنا أنفع له منه، وليس له شفاعة، وأن زيارته غير مندوبة، وأنه كان لا يعرف معنى لا إلَه إلا ّ الله، حتى أنزل عليه فاعلم أنه لا إلَه إلا ّ الله، مع كون الآية مدنية، وأنا لا نعتمد على أقوال العلماء، ونتلف مؤلفات أهل المذاهب، لكون فيها الحق والباطل، وأنا مجسمة، وأنا نكفر الناس على الإطلاق أهل زماننا، ومن بعد الستمائة، إلا من هو على ما نحن عليه .
ومن فروع ذلك : أنا لا نقبل بيعة أحد إلا بعد التقرير عليه بأنه كان مشركاً، وأن أبويه ماتا على الإشراك بالله، وإنا ننهى عن الصلاة على النبي صلى الله عليه وسلم، ونحرم زيارة القبور المشروعة مطلقاً، وأن من دان بما نحن عليه، سقطت عنه جميع التبعات، حتى الديون، وأنا لا نرى حقاً لأهل البيت – رضوان الله عليهم – وأنا نجبرهم على تزويج غير الكفء لهم، وأنا نجبر بعض الشيوخ على فراق زوجته الشابة، لتنكح شاباً، إذا ترافعوا إلينا، فلا وجه لذلك ؛ فجميع هذه الخرافات، وأشباهها لما استفهمنا عنها من ذكر أولاً، كان
جوابنا في كل مسألة من ذلك، سبحانك هذا بهتان عظيم ؛ فمن روى عنا شيئاً من ذلك، أو نسبه إلينا، فقد كذب علينا وافترى .
ومن شاهد حالنا، وحضر مجالسنا وتحقق ما عندنا، علم قطعاً : أن جميع ذلك وضعه، وافتراه علينا، أعداء الدين، وإخوان الشياطين، تنفيراً للناس عن الإذعان، بإخلاص التوحيد لله تعالى بالعبادة، وترك أنواع الشرك، الذي نص الله عليه، بأن الله لا يغفره ( ويغفر ما دون ذلك لمن يشاء ) [ النساء :48]


"Bizim üzerinde bulunduğumuz şey, Arapların köleleştirilmesinin caiz olduğu görüşü değildir kaldı ki biz bunu hiçbir zaman yapmadık. Bizler Araplardan başkası ile de savaş etmiş değiliz. Bizler kadın ve çocukların öldürülmesinin caiz olduğunu da kabul etmemekteyiz.

Hakkı gizlemek ve insanları aldatmak için bize karşı uydurulan yalanlara gelince; biz Kur’an’ı kendi reyimize göre tefsir ediyormuşuz, (güya) biz -şerhlerine bakmaksızın yada bir şeyhe danışmadan- sadece bizim anlayışımıza uygun hadisleri kabul ediyormuşuz, nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in mezarında çürümüş kemiklerden oluştuğunu söyleyerek peygamberin statüsünü düşürüyormuşuz, bizden birinin asası ondan daha fazla fayda sağlar diyormuşuz, o (sallallahu aleyhi ve sellem) şefa'at edemezmiş, onun (mezarının) ziyaret edilmesinin mendub olmadığını söylüyormuşuz, o (sallallahu aleyhi ve sellem) La-ilahe illallah’ın manasını ona:


فاعلم أنه لا إلَه إلا ّ الله

“Bil ki, Allah'tan başka (kendisine tapılmaya layık) ilah yoktur.” (Muhammed 47/19), (ayeti) nazil olana kadar -ayet Medine’de nazil olmasına rağmen- bilmiyormuş, biz ulemanın sözlerine itimat etmiyormuşuz, hak ve batılı içermelerinden ötürü biz, mezhebe tabi olanların kitaplarını yasaklıyormuşuz, biz mücessimeymişiz, biz içinde bulunduğumuz toplumu ve (hicri) altıncı yıldan sonra yaşayanları –bizim yolumuzda olanların dışında- tekfir ediyormuşuz.

Bunlardan dallanıp budaklanandığına göre bizler hiçkimsenin beyatını daha önceden müşrik olduğunu ve ebeveyninin Allah’a ortaklar koşar vaziyette öldüklerini itiraf etmeden kabul etmiyormuşuz.

Biz Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salat ve selam gönderilmesini yasaklamışız, biz şeria’tin öngördüğü mezarların meşru ziyaret adabını tamamen yasaklıyormuşuz, bizim yolumuzu takip etmeye başlayan kimse herşeyden dolayı –hatta borçları- affediliyormuş, biz Ehl-i Beyt’e -Allah onlardan razı olsun- haklarını vermiyormuşuz, onları denkleri olmayan kimseler ile evlenmeye zorluyormuşuz, biz yaşlı erkekleri –dava bize getirildiğinde- genç karılarını, karıları genç erkeklerle evlenebilsin diye boşamaya zorluyormuşuz, bil ki bunlar hurafedir (hiçbirini bir aslı yoktur).

Bütün bu karalamalar ve bunlardan başka bize önceden sorulan (iftira ve yalanlar) hakkında bizim herbiri için cevabımız:


سبحانك هذا بهتان عظيم

“(Rabbimiz) Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir bühtandır!” (en-Nur 24/16)

Herkim bunları bizden rivayet eder yahut bize atfederse o bizi yalanla karalamakta ve iftira atmaktadır.

Herkim bizim halimize vakıf olup, toplantılarımıza katılır ve bizde olanı tasdik ederse bilir ki; bunlar, dinin düşmanları ve şeytanların kardeşleri tarafından insanları ibadette tevhidle Allah Te'alaya boyun eğmekten ve Allah'ın affetmeyeceğini bildirdiği:


ويغفر ما دون ذلك لمن يشاء

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar.” (en-Nisa 4/48; en-Nisa 4/116) şirkin her çeşidini terketmekten korkutmak için uydurulmuştur ve bizi karalamak içindir." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/229-230)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh'ul İslam Muhammed ibni Abd'il Vehhab'ın Davetinin Hakikati

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd'il Vehhab (rahimehullah) der ki:

ولله الحمد والمنة وبه القوة -: إنني هداني ربي إلى صراط مستقيم دينا قيما ملة إبراهيم حنيفا وما كان من المشركين، ولست - ولله الحمد - أدعو إلى مذهب صوفي، أو فقيه، أو متكلم، أو إمام من الأئمة الذين أعظمهم، مثل ابن القيم، والذهبي، وابن كثير، أو غيرهم، بل أدعو إلى الله وحده لا شريك له، وأدعو إلى سنة رسول الله صلى الله عليه وسلم التي أوصى بها أول أمته وآخرهم، وأرجو أني لا أرد الحق إذ اتاني، بل أشهد الله وملائكته وجميع خلقه: إن أتانا منكم كلمة من الحق لأقبلنها على الرأس والعين; ولأضربن الجدار بكل ما خالفها من أقوال أئمتي، حاشا رسول الله صلى الله عليه وسلم فإنه لا يقول إلا الحق

"Hamd'in tümü Allah'a mahsusdur ve bütün minnet ve kuvvet O'na aittir; "Rabbim beni Sıratı Mustakim'e (dosdoğru yola) Hidayet etti (iletti) dimdik duran bir Din'e, İbrahim (aleyhi selam)'ın Hanif (Muvahhid) olan Millet (Din)'ine ki o; Müşrikler'den değildi." (el-E'nam 6/161) Ve ben -Allah'a Hamd olsun!- Tasavvuf ehlinden birisinin Mezhebi'ne (Tarikatı'na) yahut bir Alim'in (Fıkhi) Mezheb'ine yahut Kelam Ehli'nden birisinin yoluna veyahut da İbni Kayyım, İbni Kesir, Zehebi ve başkaları gibi insanların tazim ettikleri İmamlar'dan birisine davet ediyor değilim. Aksine ben, ortağı olmayan bir olan Allah'a davet ediyorum. Ve de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in başından sonuna kadar bütün Ümmet'ine vasiyet ettiği Sünnet'ine davet ediyorum. Ümit ediyorum ki, Hakk bana ulaştığında onu inkar etmeyeceğim. Bilakis; Allah'ı, Melekler'ini ve bütün Mahlukatı'nı şahit tutuyorum ki, sizden bana Hakk olan bir söz geldiğinde onu başım gözüm üstünde kabul edeceğim ve benim tabi olduğum İmamlar'ın sözlerinden o Hakk'a muhalif olan herşeyi duvara çalacağım. Bundan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözleri müstesnadır zira o Hakk'tan başka bir söz söylemez." (ed-Durer es-Seniyye, 1/37-38)

Şeyh’ul İslam, bir mektubunda şöyle demiştir:


"ولست أدعو إلى مذهب صوفي أو فقيه أو متكلم أو إمام من الأئمة الذين أعظمهم مثل ابن القيم والذهبي وابن كثير وغيرهم، بل أدعو إلى الله وحده لا شريك له، وأدعو إلى سنة رسول الله التي أوصى أول أمته وآخرهم"

"Ben, bir tasavvufçu, fakih, kelamcı ve ya İbni Kayyım, Zehebi ve İbni Kesir gibi büyük imamlardan bir imamın mezhebine davet etmiyorum. Aksine ben, yalnızca Allah Te’ala’ya ibadet etmeye ve onun hiçbir ortağının bulunmadığına davet ediyorum. Yine ben, ümmetinden sahabe ile onlardan sonra gelecek olanlara kendisine sımsıkı sarılmalarını vasiyet ettiği Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sünneti’ne davet ediyorum." (Hüseyin ibni Ğannam, Necd’in Tarihi, 152-154)

Şeyh’ul İslam yine şöyle demektedir:


وأخبرك أني، ولله الحمد، متبع ولست بمبتدع؛ عقيدتي وديني الذي أدين الله به: مذهب أهل السنة والجماعة، الذي عليه أئمة المسلمين، مثل الأئمة الأربعة وأتباعهم إلى يوم القيامة. لكني بينت للناس إخلاص الدين لله، ونهيتهم عن دعوة الأحياء والأموات من الصالحين، وغيرهم، وعن إشراكهم فيما يُعبد الله به من الذبح والنذر والتوكل والسجود وغير ذلك مما هو حق الله، الذي لا يشركه فيه ملك مقرب ولا نبي مرسل، وهو الذي دعت إليه الرسل من أولهم إلى آخرهم، وهو الذي عليه أهل السنة والجماعة

"Size haber veriyorum ki ben -Allah'a Hamd olsun!- Muttabi'yim (tabi olan) ve Mubtedi (Bi'datçı) değilim; benim -kendisiyle Allah'a ibadet ettiğim- Akidem (inancım) ve Dinim, Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'in yoludur ki bu yol Dört (Mezheb) İmamı'nın ve Kıyamet Günü'ne kadar onlara tabi olanlar gibi Müslümanlar'ın İmamları'nın yoludur. Lakin ben insanlara, Din'i Allah'a has kılmalarını bildiriyorum. Onları, Nebiler'e (peygamberlere) ve Salihler'den olan dirilere ve ölülere ve de başkalarına Dua'da bulunmak (sığınıp-yardıma çağırmak)tan (Nehy ediyor ve ayrıca); ve kendisiyle Allah'a ibadet edilen Adak adamak, Kurban kesmek, Tevekkül etmek, Secde etmek ve bundan başka yalnızca Allah'ın Hakkı olan ve de ne Mukarreb (Allah'a yakın kılınan) bir Melek ne de gönderilmiş bir Nebi'nin Allah'a ortak kılınmaması gereken İbadetler'de Allah'a Şirk koşmaktan, Nehy ediyorum. Bu ilkinden sonuncusuna bütün Rasuller'in ortak Daveti'dir ve bu Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'in yoludur." (Muellefatu'ş-Şeyh Muhammed bin Abdu'l-Vehhab, 5/36)

Şeyh (rahimehullah) yine şöyle der:


وصورة الأمر الصحيح، أني أقول : ما يدعى إلا الله وحده لا شريك له، كما قال تعالى في كتابه : ( فلا تدعوا مع الله أحداً )[الجن:18] وقال في حق النبي صلى الله عليه وسلم : ( قل إنيّ لا أملك لكم ضّراً ولا رشداً )[الجن:21] فهذا كلام الله، والذي ذكره لنا رسول الله صلى الله عليه وسلم ووصانا به، ونهي الناس لا يدعونه، فلماذا ذكرت لهم : إن هذه المقامات،  (...) وهذا : هو الذي بيني، وبينكم ؛ فإن ذكر شيء غير هذا، فهو كذب، وبهتان،

"Dediğim meselenin doğru sunumu şu şekildedir: Bir olan ve ortağı bulunmayan Allahtan başka hiç kimseye/hiç birşeye İbadet (Dua) edilmeyecek, Allahın Kitabında buyurduğu gibi: "Şüphesiz Mescidler, (yalnızca) Allah'a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeye (ve kimseye) Dua ve İbadet (kulluk) etmeyin." (Cinn 72/18) ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında şöyle buyurmuştur: "De ki: Doğrusu ben, sizin için ne bir zarara, ne de İrşad (doğru yolu gösterip) yarar sağlamaya Malik değilim." (Cinn 72/21) Bu, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in bizlere Zikrettiği ve tavsiyede bulunduğu Allahın Kelamıdır. (...) Bu, benimle sizin aranızdaki ayrılma noktasıdır, eğer bunun dışında birşeyden bahsettiyse bu durumda bu bir yalan ve Buhtan (iftira)dır." (ed-Durer es-Seniyye, 1/90-91)

Muhammed ibni Abd’il Vehhab, davetinin merkezini oluşturan Tevhid’in özü olarak kabul edilen ibadeti ve ibadetin neleri içerdiği ve çeşitleri hususunda şöyle der:


" العبادة اسم جامع لما يحبه الله ويرضاه من الأقوال والأعمال الظاهرة والباطنة، فإن قيل فما الجامع لعبادة الله وحده؟ قلت طاعته وامتثال أوامره واجتناب نواهيه، فإن قيل فما أنواع العبادة التي لا تصلح إلا لله؟ قلت: من أنواعها: الدعاء والاستغاثة وذبح القربان، والنذر، والخوف والرجاء، والتوكل، والإنابة والمحبة والخشية والرغبة والرهبة، والتأله والركوع والسجود والتذلل والتعظيم الذي هو من خصائص الألوهية "

“İbadet, Allah’ın hoşuna giden ve O’nun razı olduğ ğu açık ve gizli söz ve fiilleri ifade eden ve büyük anlam içeren bir isimdir.

Yalnızca Allah’a ibadet etmeyi ifade eden ve büyük anlam içeren söz nedir? diye sorulacak olursa, derim ki:

Allah’a itaat etmek, emirlerini yerine getirm ek ve yasaklarından kaçınm aktır.

Allah’tan başkasına yapılması asla caiz olmayan ibadet çeşitleri nelerdir? diye sorulacak olursa, derim ki:

Yalvarıp yakarmak, yardım istemek, kurban kesmek, adak adamak, korkmak ve ümit etmek, tevekkül etmek, tevbe etmek, sevmek, haşyet, rağbet ve rahbet, uluhiyet (ibadet etmek), rüku (eğilmek), secde etmek, boyun eğmek ve uluhiyet özelliklerinden olan tazim gösterm ektir.”

Şeyh Muhamed devamında şöyle der:


" فمن صرف شيئا من هذه الأنواع لغير الله تعالى فقد أشرك بالله غيره"

“Her kim, bu ibadet çeş şitlerinden herhangi birisini Allah Te’ala’dan başkasına yaparsa, Allah’a başkasını ortak koşmuş olur.” (Muhammed ibni Abd’il Vehhab, Mecmuatu’t-Tevhid en-Necdiyye, 114; Hüseyin ibni Ğannam, Necd’in Tarihi, 299)

Şeyhul-İslam (rahimehullah) davetinin Ehli Sünnet ve'l-Cemaat ilkeleri doğrultusunda, yeryüzünün her yanına yayılmış şirk ve küfürü ortadan kaldırmaya ve Allah'ı hakkıyla birlemeye yönelik olduğunu defaatle bildirmektedir:


وأهل السنة هم المتبعون لآثاره صلى الله عليه وسلم وآثار أصحابه كما لا يخفى على منصف ينظر بعين الحق، فهم أحق أن يكونوا الفرقة الناجية، وآثار النجاة الظاهرة فيهم، لاستقامتهم على الدين من غير تحريف، وظهور مذهبهم وشوكتهم في غالب البلاد، ووجود العلماء المحققين والمحدثين والأولياء والصالحين فيهم، وقد نزع الولاية عن الرافضة، فما سمع فيهم ولي قط.

"Açıkça bilindiği üzere Ehli Sünnet, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ve Ashab'ının yoluna tabi olurlar. Bu nedenle de hak nazarıyla bakan insaflı bir kimseye Fırkayı Naciyye olmaya en layık kesimin Ehli Sünnet olduğu ve onların dine, herhangi bir Tahrif yoluna gitmeksizin tabi olmaları, onların Mezheb'inin ve otoritesinin pek çok beldede, ülkede zahir olması ve içlerinden çok sayıda Muhakkik Alimler, Muhaddisler, Veli ve Salih zatlar çıkması gibi hususlar düşünüldüğünde -ki velilik Rafızilerden çekip alınmıştır ve de onların arasında bir veli (Allah dostu) çıktığı duyulmamıştır- Ehli sünnetin kurtuluşa eren fırka olduğuna dair açık alametlerin bulunduğu hususu gizli kalmaz. " (Rafızilere Reddiye, 31)

Şeyhul-İslam (rahimehullah) şöyle de demiştir:

والفرقة الناجية وسط في باب أفعاله تعالى، بين القدرية والجبرية، وهم في باب وعيد الله بين المرجئة والوعيدية، وهم وسط في باب الإيمان والدين بين الحرورية والمعتزلة، وبين المرجئة والجهمية، وهم وسط في باب أصحاب رسول الله  صلى الله عليه وسلم بين الروافض والخوارج.

"Fırkayı Naciyye; (Allah) Te'ala'nın fiilleri konusunda Kaderiyye ve Cebriyye arasında vasattır. Onlar (Fırkayı Naciyye), Allah'ın vaidi konusunda ise Mürcie ve Vaidiyye görüşleri arasında vasattırlar. Onlar (Fırkayı Naciyye), iman ve din (e dair isimler ve hükümler) açısından ise Haruriyye ve Mu'tezile arasında, Mürcie ile Cehmiyye arasında vasattırlar. Onlar (Fırkayı Naciyye), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Ashabı'na bakış açıları hususunda ise Hariciler ile Rafıziler arasında vasattırlar." (Şahsi Risaleler, 8)

وأعظم نهي نهى الله عنه: الشرك به، وهو أن يدعو مع الله غيره، أو يقصده بغير ذلك من أنواع العبادة. فمن صرف شيئا من أنواع العبادة لغير الله تعالى فقد اتخذه ربا وإلها، وأشرك مع الله غيره، أو يقصده بغير ذلك من أنواع العبادة

"Allah'ın koyduğu en büyük yasak, kendisine şirk koşulmasıdır. Bu ise Allah ile beraber başkasına dua etmek veya ibadet türlerinden herhangi birisiyle Allah'tan başkasına yönelmek yoluyla olur. Kim ibadet türlerinden birini Allahu Teala'dan başkası için yaparsa, veya ibadet türlerinden herhangi birisiyle Allah'tan başkasına yönelirse ibadet ettiği şeyi veya kişiyi Rab edinmiş, ilah edinmiş ve onu Allah'a şirk koşmuş olur." (Muellefat'uş Şeyh, 1/381)

Şey bir risalesinde şöyle demektedir:


" فمن عبد الله ليلا ونهارا ثم دعا نبيا أو وليا عند قبره فقد اتخذ إلهين اثنين ولم يشهد أن لا إله إلا الله لأن الإله هو المدعو. . ومن ذبح لله ألف أضحية ثم ذبح لنبي أو غيره فقد جعل إلهين اثنين كما قال تعالى: {قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} [الأنعام: 162] الآية [الأنعام: 162] . والنسك هو الذبح , وعلى هذا فقس. . اهـ"

“Her kim, Allah Te’ala’ya gece-gündüz ibadet eder, daha sonra kabrinin yanında bir peygambere veya veliye yalvarırsa, iki ilah edinmiş olur, Allah’tan başka hakkıyla ibadet edilecek bir ilah olmadığına şehadet etmemiş olur. Çünkü kendisine dua edilen ve yalvarılan şey, ilahtır. Yine her kim, Allah için bin tane kurban keser, daha sonra da bir peygamber veya başka birisi için kurban keserse, iki tane ilah edinmiş olur.

Nitekim Allah Teala bu konuda şöyle buyurmuştur: "(Ey Peygam ber! O müşriklere) de ki: Şüphesiz namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir." (el-En’am 6/162) Ayette geçen Nusuk kelimesi, kurban anlamındadır. Geri kalanını buna göre kıyasla...." (Hüseyin ibni Ğannam, Necd’in Tarihi, 394)


(إن اتجاهنا بهذه الأمور لغير الله من الأنبياء والأولياء ونحوهم إنما طلبا لشفاعتهم وجاههم عند الله) يرد عليه بقوله: " إن هذا وقول الكفار سواء بسواء، واقرأ عليه قوله تعالى: {وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى} [الزمر: 3]
وقوله تعالى: {وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ} [يونس: 18]


(Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab) "Bizim, Allah’tan başka evliya ve salih kimselere yönelerek onlardan Şefaat dilememiz, onların Allah nezdindeki saygınlıklarından dolayıdır" diyenlere şöyle cevap vermiştir:

"Bu söz, (Mekke’li) kafirlerin söylediği sözün aynısıdır. Buna delil olarak Allah Te’ala’nın şu sözlerini okurum: "Onu (Allah’ı) bırakıp da kendilerine birtakım dostlar edinen (müşrik)ler: ‘Biz, o putlara ancak bizi Allah’a iyice yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’, derler." (ez-Zümer 39/3);

"Onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine zarar veya yarar veremeyen şeylere ibadet ederler ve; ‘Bunlar Allah katındaki Şefaatçılarımızdır, derler." (Yunus 10/18)" (Muhammed ibni Abd’il Vehhab, Keşfu’ş-Şubuhat, 74)


من لقيه لا يشرك به شيئا دخل الجنة،ومن لقيه يشرك به شيئا دخل النار، ولو كان من أعبد الناس

"Allah'a, O'na şirk koşmadan kavuşan kişi Cennet'e girer. O'na şirk koşarak kavuşan kişi ise, insanların en çok ibadet edeni olsa bile, Cehennem'e girer." (Kitab'ut Tevhid, 19)

أول من أدخل الشرك في هذه الأمة هم الرافضة الملعونة الذين يدعون علياً وغيره، ويطلبون منهم قضاء الحاجات وتفريج الكربات

"Bu ümmet içinde şirke ilk düşen kişiler ise, Ali (radiyallahu anha)'ya ve diğerlerine dua eden ve onlardan ihtiyaçlarının giderilmesini, sıkıntılarını izale edilmesini talep eden melun Rafızilerdir." (Şahsi Risaleler, 5/36)

أول شرك حدث في الأرض: أنه بشبهة الصالحين

"Yeryüzünde ortaya çıkan ilk şirk ise salih kişileri ölçüsüz sevme neticesinde zuhur eden şirktir." (Tevhid, 1/57)

 فاعلم أن شرك الأولين أخف من شرك أهل زماننا بأمرين:
أحدهما: أن الأولين لا يشركون ولا يدعون الملائكة والأولياء والأوثان مع الله إلا في الرخاء. وأما في الشدة فيخلصون لله الدعاء


Şeyhul-İslam (rahimehullah) derki:

"Şunu bi ki eski zamanlardaki insanların şirki, şu iki durum nedeniyle, şimdiki insanların şirkinden daha hafifti:

Birincisi: Evvelkiler, sadece rahat dönemlerinde Allah ile beraber meleklere, evliyaya ve putlara dua ediyorlardı ve onlarla şirk koşuyorlardı. Onlar, darlık ve sıkıntı zamanlarında ise ibadeti, kulluğu Allaha halis kılıyorlardı." (Keşf'uş-Şubuhat, Muellefat'uş Şeyh, 1/169)


ومشركو زماننا شركهم دائما في الرخاء والشدة

"Zamane müşrikleri ise bollukta da darlıkta da şirk koşmaya devam ediyorlar." (Dört Kaide, Muellefat'uş Şeyh, 1/202)

ن الأولين يدعون مع الله أناسا مقربين عند الله: إما أنبياء وإما أولياء، وإما ملائكة. أو يدعون أشجارا أو أحجارا مطيعة لله ليست عاصية.
وأهل زماننا يدعون مع الله أناسا من أفسق الناس.
والذين يدعونهم هم الذين يحكون عنهم الفجور من الزنى والسرقة وترك الصلاة وغير ذلك.
والذي يعتقد في الصالح أو الذي لا يعصي مثل الخشب والحجر أهون ممن يعتقد فيمن يشاهد فسقه وفساده ويشهد به
.

"İkincisi: Evvelkiler Allah ile beraber Allah katında salih olan insanlara, nebilere veya velilere ya da meleklere dua ediyorlardı; veya Allah'a isyan etmeyen bilakis itaat eden ağaçlara ve taşlara dua ediyorlardı.

Zamanımızdakiler ise Allah ile beraber insanların en fasıklarına dua ediyorlar. Onların dua ettikleri kimseler kendilerinden ahlaksızlık, zina, hırsızlık, namazı terk etmek ve benzeri fücur amellerin zahir olduğunu anlattıkları kişilerdir. Salih bir kişiye batıl itikad besleyen veya tahta gibi taş gibi Allah'a asi olmayan bir nesneye dua eden kimselerin durumu, fasık ve fasid olduğuna tanık olduğu bir kimseye itikad eden ve şehadet eden kimselerin durumundan daha ehvendir." (Keşf'uş-Şubuhat, Muellefat'uş Şeyh, 1/170)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) ise bu konuda şöyle demiştir:


فأخبرناه : بأن مذهبنا في أصول الدين، مذهب أهل السنة والجماعة، وطريقتنا طريقة السلف، التي هي الطريق الأسلم، بل والأعلم والأحكم، خلافاً لمن قال طريق الخلف أعلم .

"Böylelikle biz onu; dinin usülünde mezhebimizin Ehl'is Sünnet ve’l Cema'at olduğu, yolumuzun da daha güvenli bir yol olan ve şüphe yok ki halefin yolunun daha ilmi olduğunu söyleyenlere kıyasen daha ilmi ve bilgece olan selefin yolu olduğu hususunda bilgilendirdik." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisine Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi'l Ecvibe en-Necdiyye, 1/226)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ehli Beyt'i, Evliyaullah ve Kerametler Hususundaki Görüşünün Hakikati

Müfteriler Şeyh’in, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in son Nebi olduğuna inanmadığını iddia eder.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


وأومن بأن نبينا محمداً صلى الله عليه وسلم خاتم النبيين والمرسلين، ولا يصح إيمان عبد حتى يؤمن برسالته، ويشهد بنبوته

"Ben Peygamberimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Rasuller’in ve Nebiler’in Hatmi (sonuncusu) olduğuna inanıyorum. Kişinin İman’ı, onun Nebiliğine ve Rasullüğüne inanmadıkça geçersizdir." (ed-Durer es-Seniyye, 1/32)

فأسعد الخلق، وأعظمهم نعيماً، وأعلاهم درجة: أعظمهم اتباعاً له؛ وموافقة علماً وعملاً

"Bütün Mahlukatın en Bereketlileri, en yüce Nimetleri  ve en yüksek mertebeleri alacak olanlar o (sallallahu aleyhi ve sellem)’i en önde takip edenler ve onu(n peygamberliğini) İlim ve Amel ile tasdik edenler olacaktır." (ed-Durer es-Seniyye, 2/21)

أرسل الله جميع الرسل مبشرين ومنذرين، فاولهم نوح عليه السلام، وآخرهم محمد  وكل أمة بعث الله إليها رسولاً من نوح إلى محمد يأمرهم بعبادة الله وحده وينهاهم عن عبادة الطاغوت.

"Allah, tüm resulleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Resullerin ilki Nuh (aleyhi selam) ve sonuncusu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'dir. Allah (subhanehu ve teala) Nuh'tan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kadar her ümmete, bir (tek) olan Allah'a ibadet etmelerini emreden ve Tağut’a kulluk etmekten nehyeden resuller göndermiştir." (Üç Usül, 1/105; Keşf'uş-Şubuhat, 1/105; Şahsi Risaleler, 5/152)

وأؤمن بأن نبينا محمداً خاتم النبيين والمرسلين

"Nebimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Nebiler’in ve Resuller’in sonuncusu olduğuna iman ederim." (Şahsi Risaleler, 5/10)

Müfteriler Şeyh’in, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haklarına riayet etmediğini iddia eder. Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab der ki:


ولما أراد سبحانه إظهار توحيده، وإكمال دينه، وأن تكون كلمته هي العليا، وكلمة  خاتم النبيين، وحبيب رب العالمين، وما زال فيالذين كفروا هي السفلى، بعث محمداً  كل جيل مشهوراً، وفي توراة موسى، وإنجيل عيسى، مذكوراً، إلى أن أخرج الله تلك الدرة، بين بني كنانة، وبني زهرة فأرسله على حين فترة من الرسل، وهداه إلى أقوم السبل 0
 من الآيات، والدلالات على نبوته، قبل مبعثه، ما يعجز أهلفكان له  عصره،


"Allah, Tevhid’inin üstün gelmesini ve Din’inin tamamlanmasını dilediğinden ve (Tevhid) Kelimesi’nin en yüce olmasını, Kafirler’in Kelimesi’nin de en aşağılık olmasını dilediğinden; ‘Hatemu’l-Enbiya (Peygamberlerin sonuncusu)’ ve ‘Alemlerin Rabbi’nin Sevgili Kulu’ Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i gönderdi. (Rasulullah) Musa (aleyhi selam)’ın Tevrat’ında ve İsa (aleyhi selam)’ın İncil’inde ta ki Allah, Kinane ve Zehra Kabileler’i arasından incisini çıkarana kadar bütün Ümmetler’de bilindi. (Allah) Peygamberlerin kesildiği bir dönemde onu çıkardı ve onu Sırat-ı Mustakim’e iletti. Onun Nübüvvet’ini (Peygamberliği’ni) ispat eden işaretler ve gerekçeler o daha (İlahi Mesaj ile) gönderilmeden önce dahi vardı ki bunlar; kendi döneminde yaşayan insanları ona hayran bırakıyordu. Allah, onu güzel bir Ahlak ile çıkardı. Bundan dolayıdır ki, o; insanlarının arasında en asili, en iyi Ahlak’lısı, en güzel komşusu, en Merhametli’si ve sözüne en Sadık olanıydı. Öyleki -Allah’ın ona verdiği Salih’lik ve övgüye değer karakter sebebiyle- halkı onu ‘Emin’ olarak çağırmaktaydı." (ed-Durer es-Seniyye, 2/19, 90)

فإذا كان الرسول صلى الله عليه وسلم وهو سيد الشفعاء، وصاحب المقام المحمود، وآدم فمن دونه تحت لوائه

"Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Şefaat edenlerin lideri, Makamı Mahmud’un sahibidir, Adem (aleyhi selam) ve ondan başkaları onun sancağı altında olaaktır." (ed-Durer es-Seniyye, 1/86)

وأول الرسل : نوح، وآخرهم، وأفضلهم : محمد صلى الله عليه وسلم

"Nebiler’in ilki Nuh (aleyhi selam), sonuncusu ve en faziletlisi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir." (ed-Durer es-Seniyye, 1/143)

وقد بين أبين بلاغ وأتمه وأكمله، وكان أنصح الخلق لعباد الله، وكان بالمؤمنين رؤوفا رحيما، بلغ الرسالة، وأدى الأمانة، وجاهد في الله حق جهاده، وعبد الله حتى أتاه اليقين

"En doğru açıklama (olan din) ile, açıkladı, tamamladı ve sona erdirdi. Allah’ın kullarına karşı en samimi; Mü’minler’e karşı şefkatli ve Merhamet’li olan kuldu. Mesajını ulaştırdı, emaneti yerine getirdi ve Allah yolunda hakiki Cihad yaptı. Allah’a kendisine ulaşan (ölüm) gelene değin İbadet etti." (ed-Durer es-Seniyye, 2/21)

وجوب محبته صلى الله عليه وسلم وتقديمها على النفس والأهل والمال

"Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sevgisinin; kişinin öz nefsini, ailesini ve malını sevmesinden daha önde tutulması gerektiği." (Kitab et-Tevhid Ellezi Huve Hakkullahi ale’l-Abid, 108)

بعثه الله إلى الناس كافة، وافترض طاعته على جميع الثقلين الجن والإنس، وأكمل به الدين، فلا خير إلا دل الأمة عليه، ولا شر إلا حذَّرها منه

"Allah, o (sallallahu aleyhi ve sellem)'i tüm insanlığa göndermiştir. Tüm insan ve cin topluluklarına da ona itaat etmeyi emretmiştir. Allah dinini onunla kemale erdirmiştir. Onun ümmete gösterdiğinden başka hayır yoktur. Yine onun sakındırdığı şeylerden başka şer de yoktur." (Üç Usül, 1/194)

فمن أطاعه دخل الجنة ومن عصاه دخل النار

"O (sallallahu aleyhi ve sellem)'e itaat eden Cennete girer. Ona isyan eden ise ateşe girer." (Üç Usül, 1/186; Üç Mesele, 1/374)

ولا يحصل الإيمان لأحد حتى يكون هواه تبعاً لما جاء به

"Arzusu, O (sallallahu aleyhi ve sellem)'in getirdiği şeye tabi olmadıkça hiç kimse iman etmiş olamaz." (Tevhid, 1/105)

وكل ماقاله الرسول  حق يجب الإتيان به ولو لم يعرف الإنسان معناه

"Resul (sallallahu aleyhi ve sellem)'in söylediği her söz haktır ve insan manasını idrak edemese bile o söze iman etmesi zorunludur." (Fetvalar ve Meseleler, 3/44)

بل يجب على أمته متابعته في الاعتقادات والأقوال والأفعال

"Ümmetin o (sallallahu aleyhi ve sellem)'e itikadi, kavli ve ameli tüm hususlarda itaati vacibtir." (Şahsi Risaleler, 5/106)

ولا يصح إيمان عبد حتى يؤمن برسالته ويشهد بنبوته

"Hiç kimse o (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Risaletine inanmadıkça ve Nübüvvetine şehadet etmedikçe imanı sahih olamaz." (Şahsi Risaleler, 5/10)

ومعنى شهادة أن محمداً رسول الله طاعته فيما أمر، وتصديقه فيما أخبر، واجتناب ماعنه نهى وزجر وأن لايعبد الله إلا بما شرع

"Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Allah'ın resulu olduğuna şehadet etmenin anlamı emrettiklerine itaat etmektir, haber verdiklerini tasdik etmektir, nehyettiği ve sakındırdığı hususlardan kaçınmaktır ve Allah'a sadece teşri ettiği ile kulluk ve ibadet etmektir." (Üç Usül, 1/190)

ومن استحل الكذب على رسول الله ، فقد كفر، ومن كذب عليه ولم يستحل ذلك فقد تفسق

"Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında yalan söyleyen ve bunu Helal sayan kişi Kafir olmuştur. Onun hakkında yalan söyleyen ama bunu Helal olarak görmeyen kişi ise Fasık olmuştur." (Rafızilere Reddiye, 7)

ومن كذبه فيما ثبت عنه قطعاً فقد كفر

"O (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kesinlikle sabit olan bir şeyi yalanlayan kişi de Kafir olmuştur." (Rafızilere Reddiye, 27)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


أن رتبة نبينا محمد صلى الله عليه وسلم أعلى مراتب المخلوقين على الإطلاق، وأنه حي في قبره، حياة برزخية، أبلغ من حياة الشهداء المنصوص عليها في التنزيل، إذ هو أفضل منهم بلا ريب، وأنه يسمع سلام المسلم عليه، وتسن زيارته، إلا أنه لا يشد الرحل إلا لزيارة المسجد والصلاة فيه، وإذا قصد مع ذلك الزيارة فلا بأس، ومن أنفق نفيس أوقاته، بالاشتغال بالصلاة عليه – عليه الصلاة والسلام – الواردة عنه، فقد فاز بسعادة الدارين، وكفى همه وغمه، كما جاء في الحديث عنه

"Biz Nebimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şüphesiz mahlukat arasında en üst makamda olduğuna, berzah aleminin yaşama biçimiyle mezarında canlı olduğuna, ayette zikredilen şehidlerin hayatından –kuşkusuz şehidlerden daha faziletli olduğundan- daha üst bir makamda olduğuna inanmaktayız. (Rasulullah’ın) ona Müslümanlar tarafından gönderilen (salat ve) selamı işitmekte olduğuna, onu(n mezarını) ziyaret etmenin sünnet olduğuna (da inanmaktayız) ancak (onun) mescidine uğramak ve orada namaz kılmak dışında (mezarına) sefer düzenlemek ise caiz değildir. Eğer (kişi onun mescidine sefer düzenlemek niyeti ile) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mezarını da ziyaret etmeyi niyet ederse bu durumda bir mahzur yoktur. Herkim en kıymetli zamanını Rasulullah aleyhi salati ve's selam’dan rivayet edilene uygun olarak, ona salat göndermekle iştigal ederse; hadiste belirtildiği üzere, iki dünya saadetine erişmeyi başarır ve bu onun sıkıntı ve dertlerine kafi gelir." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer es-Seniyye fi’l-Ecvibe en-Necdiyye, 1/230; Süleyman ibni Sehman, el-Hidayet'us Sünniyye ve’t Tuhfet’ul Vehabiyye en-Necdiyye, 41, 93, 110; Davet Alimlerinin Mektuplarla Hutbeleri)

Müfteriler Şeyh’in, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Şefaat edeceğine inanmadığını iddia eder.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab der ki:


يزعمون أننا ننكر شفاعة الرسول صلى الله عليه وسلم، فنقول: سبحانك هذا بهتان عظيم; بل نشهد أن رسول الله صلى الله عليه وسلم الشافع المشفع، صاحب المقام المحمود; نسأل الله الكريم رب العرش العظيم: أن يشفعه فينا، وأن يحشرنا تحت لوائه.

"Peygamber’in Şefaat edeceğini inkar ettiğimizi iddia ediyorlar. SubhanAllah (Allah, eksikliklerden Münezzeh’tir)!.. Bu büyük bir Bühtan’dır. Aksine bizler; Allah’ın huzurunda Şehadet ediyoruz ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Şefaat’cidir ve Makam-ı Mahmud sahibidir. Bizler Kerim olan ve yüce Arş’ın Rabbi olan Allah’tan, Rasulullah’ın bizlere Şefaat etmesine müsaade etmesini ve onun sancağı altında bizleri diriltmesini diliyoruz." (ed-Durer es-Seniyye, 1/63-64)

وأومن بشفاعة النبي صلى الله عليه وسلم وأنه أول شافع، وأول مشفع; ولا ينكر شفاعة النبي صلى الله عليه وسلم إلا أهل البدع والضلال; ولكنها لا تكون إلا من بعد الإذن والرضى، كما قال تعالى: {وَلا يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنِ ارْتَضَى} ، [سورة الأنبياء آية: 28] . وقال تعالى: {مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ} ، [سورة البقرة آية: 255]

"Bid’at ve Dalalet Ehli dışında hiç kimse Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Şefaat edeceğini inkar etmemektedir. Ancak; Şefaat (Allah’ın) izni ve rızası olmaksızın vuku bulmayacaktır, Allah’ın buyurduğu üzere: "Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına Şefaat edemezler." (el-Enbiya 6/28) Ve şöyle buyurmaktadır: "İzni olmaksızın O’nun katında kim Şefaat edebilir?" (el-Bakara 2/255)" (ed-Durer es-Seniyye, 1/13)

لما ذكرت لهم، ما ذكره الله ورسوله، وما ذكره أهل العلم، من جميع الطوائف، من الأمر بإخلاص الدين لله، والنهي عن مشابهة أهل الكتاب من قبلنا، في اتخاذ الأحبار، والرهبان، أرباباً من دون الله؛ قالوا لنا: تنقصتم الأنبياء، والصالحين، والأولياء؛

"Bu insanlar; onlara Allah ve Rasulu’nun ve her gruptan Alim’in, İbadet’i Allah’a has kılma zorunluluğu ve bizden önce gelen Ehli Kitab’a Alimler’ini ve Rahibler’ini Allah’tan başka Rabbler edinmemek hususundaki yasak hakkındaki sözlerini hatırlattığımızda bize şöyle dediler: Siz Peygamberler’in, Salihler’in ve Evliyaullah’ın değerini düşürüyorsunuz!." (ed-Durer es-Seniyye, 2/50)

وأؤمن بشفاعة النبي، وأنه أول شافع وأول مشفع، ولا ينكر شفاعة النبي  إلا أهل البدع والضلال

"Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Şefaat edeceğine iman ederim. İlk Şefaat edecek ve edilecek olan odur. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Şefaatini sadece Bid'at ve Dalalet Ehli inkar eder." (Şahsi Risaleler, 5/9)

وله الشفاعة الكبرى وهي المقام المحمود

"En büyük Şefaat, O (sallallahu aleyhi ve sellem)'e edilecek ki o da Makam-ı Mahmud'tur." (Tevhid, 1/53)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


ونثبت الشفاعة لنبينا محمد صلى الله عليه وسلم يوم القيامة، حسب ما ورد، وكذلك نثبتها لسائر الأنبياء، والملائكة، والأولياء، والأطفال حسب ما ورد أيضاً ؛ ونسألها من المالك لها، والإذن فيها لمن يشاء من الموحدين، الذين هم أسعد الناس بها، كما ورد، بأن يقول أحدنا – متضرعاً إلى الله تعالى - : اللهم شفع نبينا محمداً صلى الله عليه وسلم فينا يوم القيامة، أو : اللهم شفع فينا عبادك الصالحين، أو ملائكتك، أو نحو ذلك، مما يطلب من الله، لا منهم ؛ فلا يقال : يا رسول الله، أو يا ولي الله، أسألك الشفاعة، أو غيرها، كأدركني، أو أغثني، أو اشفني، أو انصرني على عدوي، ونحو ذلك، مما لا يقدر عليه إلا الله تعالى، فإذا طلب ذلك مما ذكر في أيام البرزخ، كان من أقسام الشرك، إذ لم يرد بذلك نص من كتاب أو سنة، ولا أثر من السلف الصالح في ذلك ؛ بل ورد الكتاب، والسنة، وإجماع السلف : أن ذلك شرك أكبر، قاتل عليه

"Nebimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kıyamet Günü'nde şefa'atçi olacağını, rivayetler doğrultusunda kabul etmekteyiz. Bunun gibi diğer peygamberlerin, meleklerin, evliyaların, küçük yaşta ölmüş çocukların da rivayetler doğrultusunda, şefa'atci olacaklarını kabul ediyoruz. Biz şefa'ati sadece şefa'at etme izni vermeye muktedir olan (Allah)’dan istiyoruz ve (Allah) muvahhidlerden dilediği için şefa'at etme izni verecektir ki onlar rivayet edildiği üzere şefa'ate nail olacak en talihli insanlardır.

Bizden biri Allah Te'aladan (şefa'ati) istediğinde şöyle der: “Allah’ım! Nebin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in şefa'atini bizlere nasip et!” veya: “Allah’ım! Salih kullarının yada meleklerinin şefa'atini bizlere nasip et!” yahut da bunun benzeri ifadelerle yalnızca Allah’tan şefa'at dilenir (ve şefa'at edeceği düşünülen) başkalarından değil.

Yani: “Ya (ey) Rasulullah!” ya da: “Ya (ey) Allah’ın velisi! Senden bana şefa'at etmeni diliyorum!” yahut da bundan başka biçimlerde: “Yetiş yardımıma!” ya da: “Kurtar beni!” yahut: “Bana şifa ver!” yahut da: “Bana düşmanlarım karşısında zafer bahşet!” veyahut da bunun benzeri sadece Allah Te'alanın bahşetmeye muktedir olduğu hususlar da böyle söylenilemez. Eğer bu gibi şeyler zikrettiğimiz kişilerden onlar (ölü olarak kabirlerinde yatmakta ve) berzah alemindeyken istenirse bu bir şirk çeşididir ve bu hususta bu görüşü destekleyecek bir nas ne Kitab’da ne Sünnet’de ne de Selef’us Salih’inden bu manada bir Asar (nakil) bulunmamaktadır bilakis Kitab ve Sünnet’de ve selefin icmasında nakledildiği üzere (bu tutum) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in insanlarla savaşma gerekçesi olan büyük şirktir." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/231-232)


فإن قال قائل منفر عن قبول الحق والإذعان له : يلزم من تقريركم، وقطعكم في أن من قال يا رسول الله، أسألك الشفاعة : أنه مشرك مهدر الدم ؛ أن يقال بكفر غالب الأمة ، ولا سيما المتأخرين، لتصريح علمائهم المعتبرين : أن ذلك مندوب، وشنوا الغارة على من خالف في ذلك ! قلت : لا يلزم، لأن لازم المذهب ليس بمذهب، كما هو مقرر، ومثل ذلك : لا يلزم أن نكون مجسمة، وإن قلنا بجهة العلو، كما ورد الحديث بذلك

"İnsanları, haktan ve ona tabi olmaktan uzak tutmak için korkutmaya çalışan bir kimse şöyle derse:

Siz; "Ya (ey) Rasulullah! Senden şefa'at taleb ediyorum!" diyen bir kimseyi, mutlak biçimde kanı dökülmesi mübah olan bir müşrik ilan ediyorsunuz bu ise ümmetin çoğunluğunun özellikle de müteahirinden olanların küfre düşmesini gerektirir çünkü onların tabi oldukları haleften alimler bunun mendub olduğunu söylemekteler ve bunun aksini söyleyenleri de eleştirmektedirler.

Derim ki;

Bu, bunu gerektirmez şöyle ki, bilindiği üzere: "Lazım'ul mezheb leyse bi mezheb (mezhebin gerektirdiği, bizzat mezhep değildir)". Örneğin sırf, rivayet olduğu üzere hadiste bahsi geçtiği biçimde Allah’ın uluv’unun cihetinden (yönünden) bahsettiğimiz için Mücessime sayılmayız." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer es-Seniyye fi’l-Ecvibe en-Necdiyye, 1/234)

Müfteriler Şeyh’in, Ehli Beyt’in haklarına riayet etmediğini iddia eder.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


وقد أوجب الله لأهل بيت رسول الله على الناس حقوقاً فلا يجوز لمسلم أن يسقط حقهم ويظن أنه من التوحيد، بل هو من الغلو، ونحن ماأنكرنا إلا إكرامهم لأجل إدعاء الألوهية فيهم، أو إكرام المدعي لذلك

"Allah, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Ehli Beyt'i için insanlar üzerine çeşitli haklar Vacib kılmıştır. Hiçbir Müslüman’ın, bu hakları çiğnemeyi Tevhid'ten zannederek ihlal etmesi Caiz olmaz. Bu (Tevhid değil) aksine haddi aşmadır. Biz sadece onlara (Ehli Beyt'e) Uluhiyyet (İbadet edilme hakkı) isnad ederek saygı göstermeyi veya bunu iddia edenlere kıymet vermeyi/şereflendirmeyi inkar ediyoruz." (Şahsi Risaleler, 5/284)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


وأما أهل البيت : فقد ورد سؤال على علماء الدرعية في مثل ذلك، وعن جواز نكاح الفاطمية غير الفاطمي، وكان الجواب عليه ما نصه : أهل البيت – رضوان الله عليهم – لا شك في طلب حبهم ومودتهم، لما ورد فيه من كتاب وسنة، فيجب حبهم ومودتهم، إلا أن الإسلام ساوى بين الخلق، فلا فضل لأحد إلا بالتقوى، ولهم مع ذلك التوقير والتكريم
 والإجلال، ولسائر العلماء مثل ذلك، كالجلوس في صدور المجالس، والبداءة بهم في التكريم، والتقديم في الطريق إلى موضع التكريم، ونحو ذلك، إذا تقارب أحدهم مع غيره في السن والعلم .
وما اعتيد في بعض البلاد من تقديم صغيرهم، وجاهلهم، على من هو أمثل منه، حتى إنه إذا لم يقبل يده كلما صافحه عاتبه، وصارمة، أو ضاربة، أو خاصمةه، فهذا مما لم يرد به نص، ولا دل عليه دليل ؛ بل منكر تجب إزالته ولو قبل يد أحدهم لقدوم من سفر، أو لمشيخة علم، أو في بعض أوقات، أو لطول غيبة، فلا بأس به ؛ إلا أنه لما ألف في الجاهلية الأخرى : أن التقبيل صار علماً لمن يعتقد فيه، أو في أسلافه، أو عادة المتكبرين من غيرهم، نهينا عنه مطلقاً، لا سيما لمن ذكر، حسماً لذرائع الشرك ما أمكن .
وإنما هدمنا بيت السيدة خديجة، وقبة المولد، وبعض الزوايا المنسوبة لبعض الأولياء، حسماً لتلك المادة، وتنفيراً عن الإشراك بالله ما أمكن، لعظم شأنه، فإنه لا يغفر، وهو أقبح من نسبة الولد لله تعالى، إذ الولد كمال في حق المخلوق، وأما الشرك فنقص حتى في حق المخلوق، لقوله تعالى : ( ضرب لكم مثلاً من أنفسكم هل لكم مما ملكت أيمانكم من شركاء فيما رزقناكم ) الآية [ الروم:28] .
وأما نكاح الفاطمية غير الفاطمي : فجائز إجماعاً، بل
 ولا كراهة في ذلك ؛ وقد زوج علي عمر بن الخطاب، وكفى بهما قدوة، وتزوجت سكينة بنت الحسين بن علي، بأربعة ليس فيهم فاطمي، بل ولا هاشمي ؛ ولم يزل عمل السلف على ذلك من دون إنكار، إلا أنا لا نجبر أحداً على تزويج موليته، ما لم تطلب هي، وتمتنع من غير الكفء ؛ والعرب : أكفاء بعضهم لبعض ؛ فما اعتيد في بعض البلاد من المنع، دليل التكبر، وطلب التعظيم ؛ وقد يحصل بسبب ذلك فساد كبير، كما ورد، بل يجوز الإنكاح لغير الكفء ؛ وقد تزوج زيد – وهو من الموالي – زينب أم المؤمنين، وهي قرشية ؛ والمسألة معروفة عند أهل المذاهب، انتهى


"Ehl'ul Beyt’e gelince; onlar hakkında bir soru Dir’iyye ulemasına yönlendirildi ve yine Fatımiyye (Fatıma annemizin soyundan gelenler)’den olan bir kadının Fatımiyye olmayan bir erkekle evliliğinin cevazına dair (soruldu), şöyle cevap verildi:

Şüphe yok ki, Kitab ve Sünnet'de rivayet edildiği üzere sevgi ve bağlılığımız Ehl'ul Beyt’in -Allah onlardan razı olsun- (bizim üzerimizdeki) hakkıdır. Dolayısıyla onlara sevgi ve yakınlık göstermek farzdır ancak İslam yaratılmışları (insanları) eşit konuma getirmiştir. Bundan dolayıdır ki, hiç kimsenin diğerine takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Bunun yanında, onlar -mesela aynı yaşta ve ilimde başkalarının da bulunduğu ortamlarda; toplantılarda ön sıralarda oturmak, saygıdan dolayı ilk ikram edilen olmak ve sokakta onlara yol vermek ve benzeri gibi durumlarda- saygı ve önceliği –diğer alimlerin hakettiği gibi- haketmektedirler.

Bazı ülkelerde sıkça rastlanılan bir adete yada onların kendi çocuklarına ve cahillerine kendilerinden daha fazla tercihe şayan olan kimseler karşısında öncelik vermek (meselesine) gelince ki; bu, öyle bir rade ulaşmıştır ki, her selamlaştıklarında elini öpmezse bu kişinin, o kişi onu kınar yahut bozuşur veya onu döver yada husumet güder, işte bu davranış için ne bir nass ne de bir delil yoktur. Bilakis bu ortadan kaldırılması zorunlu olan bir münkerdir. Eğer seferden dönen bir kişinin ya da ilmindeki yüceliğinden yahut da arada sırada veya uzun süreli yokluğunun ardından birinin elini öptüyse bu durumda bir kınama söz konusu değildir. Ancak, bugünün cahiliyesinde (el öpmeyle alakalı) sıkça rastlanılan bir adet haline gelen şey; el öpmenin, kendilerinin ya da atalarının bazı özel güçleri olduğuna inanılan kişilerin yahut da kendilerinden olmayan kimselere karşı büyüklenmenin bir sembolü haline gelmiş olmasıdır. Dolayısıyla biz el öpmeyi -özellikle de az önce bahsini ettiğimiz kişilere karşı- mutlak surette şirke götüren yolları elimizden geldiğince kapatabilmek için nehyetmekteyiz.

Seyyide Hatice’nin doğduğu yerde türbe haline getirilen ve bazı kimselerin evliyalara nispet ettiği zaviyeyi yıkmamızın tek sebebi ise, bu duruma karşı önlem almak ve elimizden geldiğince Allah’a ortaklar koşulmasına karşı muhafızlık etmektir. Şirki Allah’ın affetmeyecek oluşu sebebiyle gereğini yapmanın muazzam bir önemi vardır. (Şirk) Allah Te'alaya oğul isnad etmekten daha şerlidir çünkü mahlukat nazarında oğul bir mükemmeliyet ölçüsüdür ancak şirke gelince; bir eksiklik ifade eder, mahlukat nazarında da eksikliktir (Allah) Te'alanın buyruğuna mukabil olarak:


ضرب لكم مثلاً من أنفسكم هل لكم مما ملكت أيمانكم من شركاء فيما رزقناكم

"Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı?" (er-Rum 30/28)

Fatımi kadının Fatımi olmayan erkek ile evliliğine gelince; bu icma ile caizdir ve esasında bunda hiçbir kerahat yoktur. (Buna örnek olarak) Ali (radiyallahu anh) kendi kızını Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh) ile evlendirmiştir, her ikisi de takip edilmeye layıktır. Sakine bint'ul Hüseyin ibni Ali (radiyallahu anha) dört farklı erkekle evlenmiştir ve bunlardan hiçbiri Fatımiyye’den değildi, hatta Haşimi bile değillerdi ve selef bu şekilde inkar etmeksizin (uygulamaya) devam etmiştir. Ancak biz hiçkimseyi vesayeti altındaki genç kızı evlendirmeye zorlamıyoruz, kız bu talepde bulunursa yahut da kendisine denk olmayan biri ile evlenmemek istemesi durumu müstesna. Araplar birbirine denktir, bazı ülkelerde sosyal statüden dolayı evlenmeyi reddetmek kibirin emaresi, bu biçimde evlilik girişiminde bulunmak ise övgüye değerdir. Bundan, rivayet edildiği üzere, çok büyük fesat meydana gelir. Esasında, sosyal statü açısından birbirine denk olmayan kimselerin evlenmesi caizdir mesela Zeyd (radiyallahu anh) -azad edilmiş bir köleydi- Kureyş’den olan ve de (daha sonra) mü’minlerin annesi olan Zeyneb (radiyallahu anha) ile evlenmişti. Bu husus mezheblere tabi olanlar nezdinde marufdur." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/232-234)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab’ın Tefrika ve Tekfir Hususundaki Görüşünün Hakikati

Müfteriler Şeyh’in, Müslümanlar arasında Tefrika çıkardığını iddia ederler.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


قال شيخ الإسلام محمد بن عبد الوهاب، رحمه الله تعالى: الأئمة مجمعون من كل مذهب، على أن من تغلب على بلد أو بلدان له حكم الإمام في جميع الأشياء، ولولا هذا ما استقامت الدنيا، لأن الناس من زمن طويل قبل الإمام أحمد إلى يومنا هذا، ما اجتمعوا على إمام واحد، ولا يعرفون أحدا من العلماء ذكر أن شيئا من الأحكام، لا يصح إلا بالإمام الأعظم

"Her Mezheb’den İmamlar, bir bölgeyi yada bölgeleri zor kullanarak ele geçiren kişinin her açıdan İmamlık Hükmü’nde olduğunda İcma etmişlerdir. Eğer bu böyle olmasaydı bu durumda dünya işleri yerine getirilemezdi. Zira çok uzun zamandır -İmam Ahmed’in döneminden günümüze kadar- insanlar bir tek İmam’ın (yöneticinin) arkasında toplanmamıştır. Ve insanlar; alimlerden hiç kimsenin (üzerinde herkesin ittifak ettiği) büyük imam yani Halife olmaksızın herhangi bir Şeri Hükmün uygulanmasının sahih olmadığını söylediğini bilmiyorlar." (ed-Durer es-Seniyye, 7/239)

وأرى وجوب السمع والطاعة لأئمة المسلمين، برهم وفاجرهم، ما لم يأمروا بمعصية الله. ومن ولي الخلافة واجتمع عليه الناس، ورضوا به، وغلبهم بسيفه حتى صار خليفة، وجبت طاعته، وحرم الخروج عليه

"Allah’a masiyeti emretmedikleri müddetçe ister Facir olsun ister iyi olsun Müslümanların yöneticilerine kulak verip itaat etmenin Vacibliğine inanıyorum. Her kim halifelik görevini üstlenir, insanlar etrafında toplanır ve ondan razı olursalar, o kişi de kılıcı ile onlara galip gelip Halife olursa ona itaat Vacib olur. Ona karşı çıkmak da Haram'dır." (Resailu’ş-Şahsiyye, 8-13; Muellefetu’ş-Şeyh Muhammed ibni Abd’il Vehhab, 5/11)

نعتقد أن أمة محمد المتبعين لسنته لاتجتمع على ضلالة

"İ’tikad ediyoruz ki; Sünnet’e tabi olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti, Dalalet üzere birleşmezler." (Şahsi Risaleler, 5/115)

وقد أمر الله بالاجتماع في الدين، ونهى عن التفرقة فيه، ونهانا أن نكون كالذين تفرقوا واختلفوا قبلنا فهلكوا

"Allah dinde birleşmeyi emretmiştir. O dinde bölünmeyi yasaklamıştır. O bizden önce yaşayıp da fırkalaşan ve ihtilafa düşenler gibi olmamızı yasaklamıştır." (Altı Büyük Temel, 1/394)

فالرحمة في الجماعة، والفرقة عذاب

"Rahmet Cemaat’tedir. Tefrika/bölünme azaptır." (Fetvalar ve Meseleler, 3/35)

ومن تمام الاجتماع السمع والطاعة لمن تأمر علينا، ولو كان عبداً حبشياً

"Birlik olmanın tamamlayıcılarından biri de bize Emir olan kişiyi velev ki Habeşli bir köle olsa bile işitmek/dinlemek ve ona itaat etmektir." (Altı Büyük Temel, 1/394)

Son olarak yine bu konuda, Muhammed ibni Abd’il Vehhab şöyle demiştir:


" يذكر العلماء أن إنكار المنكر إذا صار يحصل بسبب افتراق لم يجز إنكاره، فالله الله العمل بما ذكرت لكم، فإنكم إن لم تفعلوا صار إنكاركم مضرة على الدين، والمسلم ما يسعى إلا في إصلاح دينه ودنياه "

"Ulema, kötülüğe itiraz ederek ayrılığa sebep olacaksa, o kötülüğe itiraz etmesi, Caiz değildir. Sakın ha size belirttiklerimi uygulamaktan başka birşey yapmayın! Şayet yapacak olursanız, kötülüğe karşı gelmeniz ve onu inkar etmeniz Dine zarar verir. Müslüman, Din’ini ve dünyasını ıslah etmekten başka birşey için çalışmaz." (Hüseyin ibni Ğannam, Necd’in Tarihi, 411)

Müfteriler Şeyh’in, Müslümanlar’ı Delil’siz Tekfir etdiğini iddia eder.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


أما القول : أنا نكفر بالعموم ؟ فذلك من بهتان الأعداء، الذين يصدون به عن هذا الدين ؛ ونقول : ( سبحانك هذا بهتان عظيم ) [النور:16]

"Bizim Müslümanlar’ı genel olarak Tekfir ettiğimiz yönündeki söz insanları Din’den uzaklaştırmak isteyen düşmanlarımızın yalanlarındandır. Biz deriz ki: "(Rabbimiz) Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir Bühtan (yalan)'dır!" (en-Nur 24/16)" (ed-Durer es-Seniyye, 1/100; Şahsi Risaleler, 5/105)

وقولكم: إننا نكفّر المسلمين، كيف تفعلون كذا؟ كيف تفعلون كذا؟ فإنا لم نكفّر المسلمين، بل ما كفّرنا إلا المشركين

"Müslümanları Tekfir ettiğimiz yolundaki iddianız ve şunları bunları nasıl yaptığımız yolundaki sorunuza gelince; Biz hiçbir zaman Müslümanları Tekfir etmedik. Aksine, bizler Müşrikler'den başkasını Tekfir etmeyiz." (Muellefetu’ş-Şeyh Muhammed ibni Abd’il Vehhab, 5/189)

وأما ما ذكر الأعداء عني: أني أكفّر بالظن، وبالموالاة، أو أكفّر الجاهل الذي لم تقم عليه الحجة، فهذا بهتان عظيم، يريدون به تنفير الناس عن دين الله ورسوله

"Düşmanlarımızın, benim onları Zann'la veya Muvalat'a göre (yani beni destekleyip desteklemediklerine göre) Tekfir ettiğim veya kendisine hiçbir Hüccet İkame edilmemiş Cahil kişiyi Tekfir ettiğim yolundaki iddialarına gelince; bu, insanları Allah’ın ve Rasulü’nün Dini'nden uzaklaştırmayı amaçlayanların attığı düpedüz bir yalan ve iftiradır." (Muellefetu’ş-Şeyh Muhammed ibni Abd’il Vehhab, 5/25)

والله يعلم أن الرجل افترى عليَّ أموراً لم أقلها، ولم يأت أكثرها على بالي (...) وإني أقول: إن الناس من ستمائة سنة ليسوا على شيء، (...) وإني أكفّر من توسل بالصالحين، وإني أكفّر البوصيري لقوله: يا أكرم الخلق، (...) جوابي عن هذه المسائل، أن أقول: سبحانك هذا بهتان عظيم

"Benim hiçbir zaman söylemediğim hatta hiçbir zaman başıma gelmeyen şeyleri bana nispet eden adamı (ibni Suheym) Allah bilir. (...) Bunlardan biri: Son altı yüz yıldır insanların doğru yol üzere olmadıkları (..) Evliya ile Tevessül edenleri Tekfir ettiğim ve Busiri’yi "ey yaratılmışların en hayırlısı!" sözünden dolayı Tekfir ettiğim. (...) Bütün bunlara cevabım şudur: Subhanallah, bunlar iftiradan başka birşey değildir." (Muellefetu’ş-Şeyh Muhammed ibni Abd’il Vehhab, 5/11-12; 5/62)

وأما الكذب والبهتان، فمثل قولهم: إنا نكفر بالعموم، ونوجب الهجرة إلينا على من قدر على إظهار دينه، وإنا نكفر من لم يكفر، ومن لم يقاتل، ومثل هذا وأضعاف أضعافه، فكل هذا من الكذب والبهتان، الذي يصدون به الناس عن دين الله ورسوله

"Asıl iddialar ve suçlamalara gelince; bunlardan biri, bizim insanları genel olarak Tekfir ettiğimiz, Dini'ni İzhar etmeye güç yetirenlere dahi bize Hicret etmelerini zorunlu tuttuğumuz, Tekfir etmeyen ve bizimle birlikte savaşmayan herkesi Tekfir ettiğimiz. Bu ve diğer iddialar tamamıyla asılsız ve insanları Allah ve Rasulü’nün Dini’nden uzaklaştırmak için aleyhimize uydurulmuşlardır." (Muellefetu’ş-Şeyh Muhammed bin Abd’il Vehhab, 3/11)

وبعد: ما ذكر لكم عني: أني أكفر بالعموم، فهذا من بهتان الأعداء، وكذلك قولهم: إني أقول من تبع دين الله ورسوله، وهو ساكن في بلده، أنه ما يكفيه حتى يجيء عندي، فهذا أيضا من البهتان؛ إنما المراد اتباع دين الله ورسوله، في أي أرض كانت.
ولكن نكفر من أقر بدين الله ورسوله، ثم عاداه وصد الناس عنه ; وكذلك من عبد الأوثان، بعدما عرف أنها دين المشركين، وزينه للناس، فهذا الذي أكفره؛ وكل عالم على وجه الأرض يكفر هؤلاء، إلا رجل معاند، أو جاهل؛ والله أعلم، والسلام


"Bana denildiğine göre, ben herkesi genel olarak Tekfir ediyormuşum, bu düşmanlarımızın bizlere attığı bir karalamadır. Yine aynı şekilde onlar diyor ki; ben Allah’ın ve Rasulü’nün Dini’ne tabi olup başka diyarlarda yaşayan kimselerden bunu yeterli görmüyor ve öncelikle bana gelmeleri gerektiğini söylüyormuşum bu da aslı olmayan bir suçlamadır. Aksine, Allah’ın ve Rasulü’nün Dini’ne her yerde tabi olunur ancak bizler Allah’ın ve Rasulü’nün Dini’nin hak olduğunu kabul etmiş sonra bundan yüz çevirmiş ve insanları bundan çevirmiş-uzaklaştırmış, aynı şekilde bunun Müşrikler'in Dini olduğunu bildikten sonra putlara tapan ve bunu insanlara süslü gösterenleri Tekfir ediyoruz, işte bu benim ve yeryüzündeki bütün alimlerin Tekfir ettiği kişidir ki onları ancak inatçı yada cahil olan birisi Tekfir etmez. Allah en iyisini bilendir." (Resailu’ş-Şahsiyye, 19-57)

إشاعة البهتان، بما يستحي العاقل أن يحكيه، فضلاً عن أن يفتريه ومنها : ما ذكرتم : أني أكفر جميع الناس، إلا من اتبعني، وأني أزعم أن أنكحتهم غير صحيحة، فيا عجباً كيف يدخل هذا في عقل عاقل ؟! وهل يقول هذا مسلم إني أبرأ إلى الله من هذا القول، الذي ما يصدر إلا عن مختل العقل، فاقد الإدراك ؛ فقاتل الله أهل الإغراض الباطلة وكذلك قولهم

"Bizlere birçok yalanı nispet ettiler ve böylelikle Fitne çoğaldı. Bu yalanlar arasında (şunlar vardır): Normalde bir insanın –bırak inanmayı- başkalarına aktarmaktan Haya edeceği iftiraları yaymak. Örneğin; sizin zikrettiğiniz, benim; bana tabi olanlar dışında herkesi Tekfir ettiğim ve onlarla Nikah’ın geçersiz olduğunu iddia ettiğim(i söylemeleridir). Böyle bir saçmalığın akıllı bir insanın kafasına girmesi ne kadar da tuhaftır. Bir Müslüman böyle birşey söyleyebilir mi? Ben kendimi Allah huzurunda –yalnızca zeka özürlü olan ve anlayışında kıtlık olan birinin uydurup yaydığı- bu iddiadan temize çıkarıyor (Allah’ı Şahid tutarak bunun doğru olmadığını söylüyor)um. Allah, Şer Ehli’ne ve iftiralarına Lanet etsin!" (ed-Durer es-Seniyye, 1/80)

فأنا أكفر من عرف دين الرسول، ثم بعد ما عرفه سبه، ونهى الناس عنه، وعادى من فعله، فهذا : هو الذي أكفر، وأكثر الأمة ولله الحمد ليسوا كذلك

"Benim Tekfir ettiğim kişi; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Din’ini bilen fakat bildikten sonra kötüleyip-yeren ve insanları ondan men eden, ona tabi olanlara düşmanlık edendir. İşte bu kimse, benim Tekfir ettiğimdir. Ümmet’in –Allah’a Hamd olsun!- çoğunluğu böyle değildir!.." (ed-Durer es-Seniyye, 1/73; Mecmuatur-Resail ve’l-Mesailu’n-Necdiyye, 4-8)

Şeyh muhaliflerinin iddialarına yer verip çürüttüğü Keşfu’ş-Şubuhat isimli risalesinde ise şöyle demiştir:


علماء المسلمين أجمعوا على أن من صدق الرسول صلى الله عليه وسلم في شيء وكذبه في شيء آخر فهو كافر حلال الدم والمال، وإخلاص التوحيد لله تعالى أهم ما جاء به الرسول صلى الله عليه وسلم، فكيف نقاتل من ينكر الصلاة والزكاة ولا نقاتل من ينكر إخلاص التوحيد لله، بل ويعادي أهل التوحيد ويحاربهم؟

"İslam alimleri, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i birşeyde tasdik edip diğer bir şeyde yalanlayanın Kafir, kanının ve malının Helal olduğunda ittifak ettiklerini belirtmiştir. Tevhidi, Allah Te’ala’ya halis kılmak, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirmiş olduğu en önemli şeydir. Namazı ve Zekat'ı inkar edenle savaşıyoruz da Tevhidi Allah’a halis kılmayı inkar eden, hatta Tevhid Ehli’ne düşmanlık besleyip onlarla  savaşan kimseyle  nasıl savaşmayız?”

Şeyh’ul İslam daha sonra, “Bir kimsenin Tekfir edilmemesi ve onunla savaşılmaması için onun la ilahe illallah demesi yeterlidir” diyenlere cevap vermiş, ve ileri sürdükleri şüpheleri çürütmüştür. (Keşfu'ş-Şubuhat, 79-85)

Bir başka yerde şöyle demektedir:


على أن الذي نعتقد، وندين الله به، ونرجو أن يثبتنا عليه في مسألة المسلم إذا أشرك بالله بعد بلوغ الحجة، أو المسلم الذي يفضل هذا على الموحدين، أو يزعم أنه على حق أو غير ذلك من الكفر الصريح الظاهر الذي بينه الله ورسوله وبينه علماء الأمة أنا نؤمن بما جاءنا عن الله وعن رسوله من تكفيره ولو غلط فيه من غلط

"Biz, itikadımıza ve dinimize göre O (Allah Subhanehu)'nun, müslümanlar hususunda bizi isabetli bir görüşte sabit kılmasını umarız. Bir müslüman kendisine hüccet geldiği halde Allah'a şirk koşuyorsa veya şirki Tevhid ehline tercih ediyorsa veya ehli şirkin hakikat üzere olduğu kanaatini taşıyorsa ya da Allah'ın, Rasulü'nün ve ümmetin alimlerinin beyan ettikleri görünür, açık küfürden bir hususu işliyorsa biz, bu konuda yanılan kişi galat (hata, yanlış) ile yanılmış olsa bile, Allah'tan ve Rasulü'nden o kimsenin tekfir edileceğine dair gelen habere iman ederiz." (Müfid el-Müstefid, 1/190)

إننا نكفر من أشرك بالله في إلهيته بعدما نبين له الحجة على بطلان الشرك، وكذلك نكفر من حسنه للناس، أو أقام الشبه الباطلة على إباحته، وكذلك من قام بسيفه دون هذه المشاهد التي يشرك بالله عندها، وقاتل من أنكرها وسعى في إزالتها والله المستعان

"Biz, şirkin batıllığı konusunda kendisine apaçık bir hüccet geldikten sonra uluhiyette Allah'a şirk koşan kimseyi tekfir ederiz. Aynı şekilde şirki insanlara güzel gösteren kimseyi veya batıl amelleri mubah gören kimseyi de tekfir ederiz. Aynı şekilde her kim, bu içinde Allah'a şirk koşulan manzaralar karşısında Tevhid'i inkar edenlerle ve şirkin giderilmesi uğrunda çaba sarf ederse, Vallahi Muste'an (yardım istenecek olan Allah'dır)." (Şahsi Risaleler, 5/60)

ولا تظنوا أن الاعتقاد في الصالحين مثل الزنا والسرقة، بل هو عبادة للأصنام من فعله كفر وتبرأ منه رسول الله . ياعباد الله تفكروا وتذكروا

"Salih kişilere iman etmenin hırsızlık ve zina gibi olduğunu düşünmeyin, bilakis bu puta ibadet etmektir. Bunu yapan kişi kafir olur. Allah ve Rasulü onlardan beridir. Ey Allah'ın kulları, tefekkür edin, tezekkür edin." (Şahsi Risaleler, 5/25)

ونكفر من بان له أن التوحيد هو دين الله ورسوله ثم أبغضه، ونفر الناس عنه وجاهد من صدق الرسول فيه، ومن عرف الشرك، وأن رسول الله بعث بإنكاره ثم مدحه وحسنه للناس وزعم أن أهله لايخطئون لأنهم السواد الأعظم والداعي لغير الله لاتقبل منه الجزية كما تقبل من اليهود، ولا تنكح نساؤهم كما تنكح نساء اليهود لأنه أغلظ كفراً.
ونكفر من أقر بدين الله ورسوله ثم عاداه وصد الناس عنه، وكذلك من عبد الأوثان، بعد ماعرف أنها دين للمشركين وزينه للناس، فهذا الذي نكفره.
ونكفر من عرف دين الرسول ثم بعدما عرفه سبه ونهى الناس عنه، وعادى من فعله


"Tevhid'in Allah'ın ve Rasul'ünün dini olduğu kendisine ayan beyan açık olan ama sonra Tevhid'ten nefret eden, insanları da Tevhid'ten nefret ettiren ve bu konuda Rasul'ü tasdik edenlerle mücadele edenleri de tekfir ederiz.

Şirki tanıyan ve Rasül (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şirki inkar için gönderildiğini bilen kişi kalkıp da bunu (şirki) överse ve onu (şirki) insanlara güzel bir şey olarak lanse ederse ve şirk ehlinin sayılarının çok olmasına (…)" (Mesail Müstenbeta, 1/389) "bakarak yanlış yolda olmadıklarına kanaat getirirse o kimse de kafir olur. Yahudilerin cizyesi kabul edilir ama Allah'tan başkasına dua edenin cizyesi kabul edilmez. Yine Yahudi kadınlarla evlenilebilir ama bunlarla (tekfiri gerektiren amelleri yapanlarla) evlenilemez. Çünkü bunların küfrü daha şiddetlidir.

Yine Allah'ın ve Rasul'ünün dinini ikrar edip de sonra İslam dinine düşman olanları ve insanları bu dinden saptırmak için çaba sarf edenleri de tekfir ederiz. Putperestliğin müşriklerin dini olduğunu bilerek putlara tapan ve bunu insanlara şirin gösteren kimseleri de tekfir ederiz." (Şahsi Risaleler, 5/25)

"Rasül'ün dinini tanıyan ve bu dini tanıdıktan sonra ona söven ve insanları ondan nehyeden ve hak dine tabi olanlara düşmanlık eden kimseyi de tekfir ederiz." (Şahsi Risaleler, 5/38, 158)


وكذا الذي يتكلم بالكفر أو يعمل به خوفاً من نقص مال أو جاه أو مداراة لأحد فهذا أعظم ممن يتكلم بكلمة يمزح بها، ولم يعذر الله من هؤلاء إلا من أكره مع كون قلبه مطمئناً بالإيمان، وأما غير هذا فقد كفر بعد إيمانه، سواء فعله على خوف أو مداراة، أو مشحة بوطنه، أو أهله، أو عشيرته، أو ماله، أو فعله على وجه المزح أو لغير ذلك من الأغراض إلا المكره

"Malının ve şanının eksilmesinden korktuğu için veya birine yağ çekmek için küfür ile konuşan ve küfür ile amel eden kişinin durumu, bu konuda alaylı bir söz söyleyerek konuşan kişinin durumundan daha ağırdır. Allah sadece, kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan (ikrah olunan) kişileri mazur görmüştür. İkrah durumu (zorlama) yoksa bu kişiler imandan sonra küfre düşmüşlerdir. İster korktukları için ister yağcılık için isterse vatanlarını, ailelerini, aşiretlerini, mallarını korumak için yapsınlar fark etmez. İster mizah yollu yapsınlar ister başka bir amaç için yapsınlar fark etmez. Sadece zorlanan (ikrah olunan) kimseler kafir olmazlar." (Keşf'uş-Şubuhat, 1/180)

ومعلوم أن الإنسان لايكره إلا على الكلام والفعل وأما عقيدة القلب فلا يكره عليها أحد

"Bilindiği üzere insan sadece bir sözü söylemeye veya bir eylemi  yapmaya  zorlanabilir. Kalpteki akideyi/inancı kimse zorlayamaz." (Keşf'uş-Şubuhat, 1/181)

وإني لاأعتقد كفر من كان عند الله مسلماً، ولا إسلام من كان عنده كافراًن بل أعتقد أن من كان عنده كافراً كافر
 
"Ben, Allah katında müslüman olan bir kimsenin kafir olduğuna inanmıyorum. Allah katında kafir olan kimsenin de müslüman olduğuna inanmıyorum. Ben bilakis Allah katında kafir olan kişinin kafir olduğuna inanıyorum." (Rafızilere Reddiye, 20)

ولا أشهد لأحد من المسلمين بجنة ولا نار إلا من شهد له رسول الله ، ولكنني أرجو للمسلم وأخاف على المسيء

"Hiçbir müslümanın da -eğer Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun hakkında bir hadis beyan etmemişse- cennetlik veya cehennemlik olduğuna şehadet edemem. Fakat ben, müslüman için umut beslerim, günahkarlar için de Havf (korku) duyarım." (Şahsi Risaleler, 5/11)

من صدق الرسول في كل شيء، وجحد وجوب الصلاة فإنه كافر خلال الدم والمال بالإجماع، وكذلك إذا أقر بكل شيء إلا البعث، وكذلك لو جحد وجوب صوم رمضان وصدق بذلك كله، لاتختلف المذاهب فيه، وقد نطق به القرآن

"Bir kimse, Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem)'i her konuda tasdik etse ama namazın farzıyetini inkar etse o kimse kafir olur. Aynı şekilde her şeyi kabul eden ama dirilmeyi kabul etmeyen de böyledir. Yine her şeyi alsa da Ramazan orucunun farzıyetini reddetse yine durum budur. Mezhebler bu konuda ihtilaf etmemişlerdir. Bu husus, Kur'an'da bu şekilde açıklanmıştır." (Keşf'uş-Şubuhat, 1/172)

والذي ينكر البعث كافر، والساحر يكفر ويقتل ولا يستتاب، والذبح للجن ردة تخرج - أي من الإسلام -، ومن استغاث بغير الله فقد كفر، ومن ذبح لغيره فقد كفر، ومن نذر لغيره فقد كفر، ومن دعا نبياً أو ملكاً أو ندبه أو استغاث به فقد خرج من الإسلام

"Dirilişi inkar eden Kafir'dir." (Üç Usül, 1/195; Telkinu Usül'ul-Akide, 1/373) "Büyücü Tekfir edilir." (Tevhid, 1/73), "Allah'tan başkasına İstiğase eden (sığınan, iltica eden) Kafir olur." (Kelime-i Tevhid'in Tefsiri, 1/366) "Allah'tan başkası adına Kurban kesen Kafir olur." (Kelime-i Tevhid'in Tefsiri, 1/366) "Allah'tan başkasına adak adayan Kafir olur." (Kelime-i Tevhid'in Tefsiri, 1/366) "Bir Nebiye veya meleğe Dua eden (münaacat eden, umut bağlayan, yönelen)" (Kelime-i Tevhid'in Tefsiri, 1/366) "veya onları aracı edinen veya onlara sığınan/iltica eden kimse İslam'dan çıkmış olur." (Kelime-i Tevhid'in Tefsiri, 1/366)

لو عرف منه النفاق فما أظهر - أي من أعمال أهل الإيمان - يحمي دمه، وماله والرجل إذا أظهر الإسلام وجب الكف عنه حتى يتبين منه مايخالف ذلك، وأهل البدع أحكم عليهم بالظاهر وأكل سرائرهم إلى الله

"Bir kişinin münafık olduğu bilinse ama o kişi iman ehlinin amelini izhar etse (kendisini) korumuş olur." (Fetvalar ve Meseleler, 3/45) "Müslüman gibi amel eden birine, aksini ispat edecek bir eylem ortaya koymadıkça, dokunmamak gerekir." (Keşf'uş-Şubuhat, 1/176; Şahsi Risaleler, 5/11) "Bid'at ehli hakkında ise zahire bakarak hüküm veririm. Onların sırlarını Allah'a havale ederim." (Şahsi Risaleler, 5/11)

أما ماصح عن العلماء من أنهم لايكفرون أهل القبلة فمحمول على من لم تكن بدعته مكفرة، لأن كلمتهم اتفقت على تكفير من كانت بدعته مكفرة

"Alimlerden sahih olarak bize intikal eden: "Ehli kıbleyi tekfir etmeyiz" sözüne gelince; bu söz insanı kafir etmeyecek bir bid'atı işleyen kimse hakkındadır. Çünkü alimler, insanı dinden çıkaran bir bid'atı işleyen kimselerin tekfir edilmesi gerektiği hususunda görüş birliğine varmışlardır." (Rafızilere Reddiye, 20)

Şeyh Muhammed ibni Abd’il Vehhab, yine Tekfir konusunda şöyle demiştir:


"وأما القتال فلم نقاتل أحدا إلى اليوم إلا دون النفس والحرمة، وهم الذين أتونا في ديارنا ولا أبقوا ممكنا، ولكن قد نقاتل بعضهم على سبيل المقابلة {وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا} [الشورى: 40] وكذلك من جاهر بسبب دين الرسول صلى الله عليه وسلم بعدما عرفه"

"Savaşa gelince, biz bugüne kadar Kısas ve mukaddes şeyleri koruma  amacınıın dışında hiç kimseyle savaşmadık. Bu savaştıklarımız, diyarıımıza gelip de kendilerini serbest bırakmamız için bir sebep bırakmayanlardır. Fakat mukabelede bulunmak amacıyla bazı kimselerle savaştık. Nitekim Allah Te’ala bu konuda şöyle buyurmuştur: "Bir kötülüğü (yapanı)n cezası, ona denk bir kötülükle (cezalandırılmasıdır)." (Şura 42/40) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Din’ini bildikten sonra ona açıkça sebbeden kimseyle de savaşırız." (Mecmuatu’r-Resail ve’l-Mesailu'n-Necdiyye, 8; Hüseyin ibni Ğannam, Necd’in Tarihi, 361-362)

Şeyh Muhammed, Tekfir edilmesi gerekenleri dört kısımda sınıflandırmıştır:


1 - من عرف التوحيد ووجوب إخلاصه لله وأن الاعتقاد بغيره شرك، ولكنه لم يلتفت إلى التوحيد ولا تعلمه ولا دخل فيه ولا ترك الشرك، فهو كافر نقاتله بكفره.
2 - من عرف ذلك كله ولكنه سب دين الرسول صلى الله عليه وسلم ومدح أهل الشرك فهذا كافر أشد من الأول.
3 - من عرف التوحيد واتبعه وعرف الشرك وتركه، ولكنه يكره من دخل في التوحيد ويحب من بقي على الشرك، فهذا أيضا كافر لقوله تعالى: {ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ} [محمد: 9]
4 - من سلم من ذلك ولكن أهل بلده معادون لأهل التوحيد ويتقاتلون معهم فيشترك معهم في قتال أهل التوحيد بماله ونفسه، فهذا أيضا كافر لإمكان هجرته عن بلده


"1- Tevhidi, onun Allah Te’ala’ya halis kılınması gerektiğine ve ondan başkasına inanmanın şirk olduğunu bildiği halde, bunu önemsemeyen, onunla amel etmeyen, Tevhide girmeyen, Şirki de terketmeyen kimse Kafir’dir ve küfründen dolayı onunla savaşırız.

2- Bütün bunları bildiği halde, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Din’ine küfreden, Şirk Ehli’ni öven kimse, birinci maddede sayılan kimseden daha Kafir’dir.

3- Tevhidi bilip ona tabi olduğu ve Şirki bilip onu terkettiği halde, Tevhide girenden nefret edip Şirk üzere kalan sevgi besleyen kimse de Kafir’dir. Nitekim Allah Te’ala bu konuda şöyle buyurmuştur: "Onlar, Allah’ın indirdiği Kur’an’dan  hoşlanmayıp onu yalanladılar. Bu sebeple Allah, onların amellerini boşa çıkardı." (Muhammed 47/9)

4- Bütün bunlardan kurtulduğu halde, o beldeden Hicret etme imkanına sahip olduğu halde oradan Hicret etmeyip yaşadığı belde halkının Tevhid Ehli’ne düşmanlık beslemesi ve onlarla savaşması sebebiyle belde halkıyla birlikte malı ve canıyla Tevhid Ehli’ne karşı savaşan kimse de Kafir’dir." (Hüseyin ibni Ğannam, Necd’in Tarihi, 475-476)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


فإن قال قائل منفر عن قبول الحق والإذعان له : يلزم من تقريركم، وقطعكم في أن من قال يا رسول الله، أسألك الشفاعة : أنه مشرك مهدر الدم ؛ أن يقال بكفر غالب الأمة ، ولا سيما المتأخرين، لتصريح علمائهم المعتبرين : أن ذلك مندوب، وشنوا الغارة على من خالف في ذلك ! قلت : لا يلزم، لأن لازم المذهب ليس بمذهب، كما هو مقرر، ومثل ذلك : لا يلزم أن نكون مجسمة، وإن قلنا بجهة العلو، كما ورد الحديث بذلك .
ونحن نقول فيمن مات : تلك أمة قد خلت ؛ ولا نكفر إلا من بلغته دعوتنا للحق، ووضحت له المحجة، وقامت عليه الحجة، وأصر مستكبراً معانداً، كغالب من نقاتلهم اليوم، يصرون على ذلك الإشراك، ويمتنعون من فعل
الواجبات، ويتظاهرون بأفعال الكبائر، المحرمات ؛ وغير الغالب : إنما نقاتله لمناصرته من هذه حاله، ورضاه به، ولتكثير سواد من ذكر، والتأليب معه، فله حينئذ حكمه في قتاله، ونعتذر عمن مضى : بأنهم مخطئون معذورون، لعدم عصمتهم من الخطأ، والإجماع في ذلك ممنوع قطعاً ؛ ومن شن الغارة فقط غلط ؛ ولا بدع أن يغلط، فقد غلط من هو خير منه، كمثل عمر بن الخطاب رضي الله عنه، فلما نبهته المرأة رجع في مسألة المهر، وفي غير ذلك يعرف ذلك في سيرته، بل غلط الصحابة وهم جمع، ونبينا صلى الله عليه وسلم بين أظهرهم، سار فيهم نوره، فقالوا اجعل لنا ذات أنواط كمالهم ذات أنواط.
فإن قلت : هذا فيمن ذهل، فلما نبه انبته، فما القول فيمن حرر الأدلة ؟ واطلع على كلام الأئمة القدوة ؟ واستمر مصراً على ذلك حتى مات ؟ قلت : ولا مانع أن نعتذر لمن ذكر، ولا نقول : إنه كافر، ولا لما تقدم أنه مخطىء، وإن استمر على خطئه، لعدم من يناضل عن هذه المسألة في وقته، بلسان وسيفه وسنانه، فلم تقم عليه المحبة، ولا وضحت له المحجة، بل الغالب على زمن المؤلفين المذكورين : التواطؤ على هجر كلام أئمة السنة في ذلك رأساً ؛ ومن اطلع عليه أعرض عنه، قبل أن يتمكن في قلبه ؛ ولم يزل أكابرهم تنهى أصاغرهم عن مطلق النظر في ذلك، وصولة الملوك قاهرة لمن وقر في قلبه شيء من ذلك إلا من شاء الله منهم .
هذا : وقد رأى معاوية وأصحابه – رضى الله عنهم- منابذة أمير المؤمنين علي أبي طالب رضي الله عنه، وقتال، ومناجزته الحرب، وهم في ذلك مخطئون بالإجماع، واستمروا في ذلك الخطأ، ولم يشتهر عن أحد من السلف تكفير أحد منهم إجماعاً، بل ولا تفسيقه، بل أثبتوا لهم أجر الاجتهاد، وان كانوا مخطئين، كما أن ذلك مشهور عند أهل السنة .
ونحن كذلك : لا نقول بكفر من صحت ديانته، وشهر صلاحه، وعلم ورعه وزهده، وحسنت سيرته، وبلغ من نصحه الأمة ، ببذل نفسه لتدريس العلوم النافعة والتأليف فيها، وإن كان مخطئاً في هذه المسألة أو غيرها، كابن حجر الهيتمي، فإنا نعرف كلامه في الدر المنظم، ولا ننك سمة علمه، ولهذا نعتني بكتبه، كشرح الأربعين، والزواجر وغيرها ؛ ونعتمد على نقله إذا نقل لأنه من جملة علماء المسلمين .
هذا ما نحن عليه، مخاطبين من له عقل وعلم، وهو متصف بالإنصاف، خال عن الميل إلى التعصب والاعتساف، ينظر إلى ما يقال، لا إلى من قال، وأما من شأنه : لزوم مألوفه وعادته، سواء كان حقاً، أو غير حق، فقلد من قال الله فيهم : ( إنا وجدنا آباءنا على أمة وإنا على آثارهم مقتدون ) [ الزخرف:23] عادته وجبلته أن يعرف الحق بالرجال لا الرجال بالحق، فلا نخاطبه وأمثاله إلا بالسيف، حتى يستقيم أوده، ويصح معوجه ؛ وجنود التوحيد – بحمد الله – منصورة وراياتهم بالسعد والإقبال منشورة ( وسيعلم الذين ظلموا أي منقلب ينقلبون ) [ الشعراء:227] و(إن حزب الله هم الغالبون) [ المائدة:56] وقال تعالى : (وإن جندنا لهم الغالبون ) [ الصافات:173] ( وكان حقاً علينا نصر المؤمنين ) [ الروم:47] (والعاقبة للمتقين ) [ الأعراف:128]


"İnsanları, haktan ve ona tabi olmaktan uzak tutmak için korkutmaya çalışan bir kimse şöyle derse:

Siz; "Ya (ey) Rasulullah! Senden şefa'at taleb ediyorum!" diyen bir kimseyi, mutlak biçimde kanı dökülmesi mübah olan bir müşrik ilan ediyorsunuz bu ise ümmetin çoğunluğunun özellikle de müteahirinden olanların küfre düşmesini gerektirir çünkü onların tabi oldukları haleften alimler bunun mendub olduğunu söylemekteler ve bunun aksini söyleyenleri de eleştirmektedirler.

Derim ki;

Bu, bunu gerektirmez şöyle ki, bilindiği üzere: "Lazım'ul mezheb leyse bi mezheb (mezhebin gerektirdiği, bizzat mezhep değildir)". Örneğin sırf, rivayet olduğu üzere hadiste bahsi geçtiği biçimde Allah’ın uluv’unun cihetinden (yönünden) bahsettiğimiz için Mücessime sayılmayız.

Bizden önce ölmüş olanlar için, onlar bir ümmetdi gelip geçti deriz. Biz, hak davamızın kendisine ulaştığı ve yolun kendisi için netleştirildiği, hüccetin ikame edildiği (buna rağmen) kibir ve inat ile devam eden kimseden başkasını tekfir etmiyoruz. Tıpkı bugün bizim kendileriyle savaştığımız kimselerin çoğunluğu gibi; Allah’a ortaklar koşmakta direten, dinin farzlarını eda etmeyi reddeden ve açıktan büyük günah ve yasaklanmış amellerde bulunanlardır. Bu çoğunluğun dışında kalanlarla ise ancak onların bu kimselere destek olmaları, onları benimsemeleri, onların sayılarını arttırmaları ve bize karşı savaşta onların yanında yer almaları sebebiyle savaşmaktayız. Bu durumda böyle kimseler de kendilerine karşı savaşılma gerekçesini üzerlerinde bulundurmuş olurlar. Biz, bizden önce yaşayıp da hataya düşmüş ancak masum (hata işlemekten korunmuş) olmadıkları gerekçesiyle mazeretli kabul edilmiş kimseleri mazeretli kabul etmekteyiz.   
 
Dolayısıyla, bir meselede icma vardır, bunun aksini söyleyen kimseleri eleştirenler hata etmiştir şeklinde bir yargıda bulunmak kesinkes doğru değildir. Yine bir kimsenin hataya düşmesi de yeni bir şey değildir ki mevzubahis kimselerden daha hayırlı olan kimseler de hataya düşmüştür. Örneğin Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh), mehir hakkındaki sözünden, yaşlı kadın onu(n yanlışını) düzelttiğinde dönmüştü ve bunun gibi onun hayat hikayesinde çokça bilinen daha birçok konuda hataya düşmüştür. Aslına bakarsan, sahabelerden büyük bir topluluk Nebimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onların arasındayken, nuru onları hidayete iletirken:


اجعل لنا ذات أنواط كمالهم ذات أنواط

"Onlarınki gibi bize de bir Zatu Envat yap!" diyerek hataya düşmüşlerdir.

Eğer şöyle diyecek olursan:

Bu şüpheye düşmüş olanların durumudur, düzeltildiğinde hakkı kabul ederler, ancak; delilleri anlayan, (sonra da) tabi olunan imamların sözlerine bakıp da ölene kadar bulunduğu (batıl) yol üzere kalmaya devam eden kimsenin durumu hakkında ne denir?

Derim ki:

Mevzubahis kimseleri mazeret ehli saymakta bize bir mani yoktur ve bu kişinin kafir olduğunu da söylemiyoruz ne de daha önceden bahsi geçen kimselerin bu hatasında ısrar etmiş dahi olsa, kendi zamanında bu meseleyle diliyle, kılıcıyla ve mızrağıyla başedebilecek kimsenin bulunmayışı sebebiyle işledikleri hatanın suçlusu olduğunu da söylemiyoruz. Çünkü onun için ne hüccet kaim olunmuş ne de yol belirgenleştirilmiş bilakis mevzubahis dönemin yazarlarının çoğunun eğilimi bu konulardaki sünnet alimlerinin görüşlerini toptan reddetmek şeklinde idi, herkim (alimlerin) sözlerine bakmış olsa; daha kalbine bu görüş sirayet etmeden (o dönemin yazarları) buna muhalefette bulunur ve güvenilir kabul edilen kimseler, avama bu konulara bakmayı hepten yasaklar, kralların sultası kalbi (sünnete uygun) bu görüşü kabul eden kimseleri –Allah’ın diledikleri dışında- bundan engellerdi.

Dahası, Mu’aviye ve ashabı -Allah onlardan razı olsun- Emir'ul Mü’minin Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh)’a muhalefet etmeyi uygun görmüş, onunla (ve ashabıyla) savaşmış ve ona karşı savaş ilan etmiştir. İcmaya göre onlar bunu yapmakta hatalı idiler ve bu hatalarında da sebat etmişlerdir. Oysa, icma ile bilinmektedir ki, seleften bir tek kimse dahi onlardan birini bile tekfir etmemiştir. Üstelik onlar Mu’aviye (radiyallahu anh)’ı fasıklık ile dahi yaftalamamışlardır bilakis Ehl'is Sünnet içerisinde çok iyi bilindiği üzere, onların hata içerisinde olsalar dahi ictihad ecri alacaklarını bildirmişlerdir.     

Bizler de bunun gibi; dini doğru olan, salih oluşu, ilmi, verası ve zühdü herkesce bilinen, hayatı övgüye değer olan ve samimi çabalarını ümmete faydalı ilimler öğretmeye ya da bu konularda yazmaya adayan hiç kimseyi bu ya da şu konuda hataya düşmüş olsa dahi tekfir etmiyoruz. Örneğin İbni Hacer el-Heytemi ki onun ed-Durr'ul Munazzam isimli eserinde ne söylediği tarafımızca bilinmektedir, yine de bu, onun büyük ilmini eksiltmez bu sebeple onun Şerh'ul Erbain (40 Hadis Şerhi) ve ez-Zevacir (Büyük Günahlar) vb. kitaplarına büyük önem vermekteyiz ve o Müslüman alimlerinden biri olduğu için kitaplarında naklettiklerine itimat ediyoruz.   

İşte bu, bizim üzerinde olduğumuz menhecimizdir. Hitabımız, sarih akla ve ilme sahip olan ve insaf vasfına haiz olup, taassuba meyletmeyen, söyleyene değil söylenilene bakan herkesedir. Doğru olsun yanlış olsun aldırış etmeksizin her meselede belli bir şahsa tabiiyyet göstermeyi zorunlu kabul etmeyi huy edinmiş kimseler ise, Allah’ın haklarında:


إنا وجدنا آباءنا على أمة وإنا على آثارهم مقتدون

"Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." (ez-Zuhruf 43/23) buyurduğu kimseleri kör taklitle takip etmektedir. Onun adet ve huyu, hakkı insanlar ile bilmektir, insanları hak ile bilmek değildir. Dolayısıyla bizim ona ve benzerlerine hitabımız, eğriliği düzelene ve hatası düzeltilene değin kılıçtan başkası değildir. Tevhid orduları –Allah’a hamd olsun ki- muzaffer ve bayrakları, başarı ve kalkınma ile dalgalanmaktadır:

وسيعلم الذين ظلموا أي منقلب ينقلبون

"Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir." (eş-Şuara 26/227) ve:

إن حزب الله هم الغالبون

"Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır." (el-Ma’ide 5/56)

ve (Allah) Te'ala şöyle buyurmaktadır:


وإن جندنا لهم الغالبون

"Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır." (es-Saffat 37/173);

وكان حقاً علينا نصر المؤمنين

"İman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır." (ar-Rum 30/47);

والعاقبة للمتقين

"En güzel sonuç (zafer) muttakiler içindir." (el-A’raf 7/128)" (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/234-237)

وَلَا نكفر إِلَّا من بلغته دَعوتنَا للحق ووضحت لَهُ المحجة وَقَامَت عَلَيْهِ الْحجَّة وأصر مستكبرا معاندا كغالب من نقاتلهم الْيَوْم يصرون على ذَلِك الْإِشْرَاك ويمتنعون من فعل الْوَاجِبَات ويتظاهرون بِأَفْعَال الْكَبَائِر الْمُحرمَات وَغير الْغَالِب إِنَّمَا نقاتله لمناصرته لمن هَذِه حَاله وَرضَاهُ بِهِ

"Biz, hak davamızın kendisine ulaştığı ve yolun kendisi için netleştirildiği, hüccetin ikame edildiği (buna rağmen) kibir ve inat ile devam eden kimseden başkasını tekfir etmiyoruz. Tıpkı bugün bizim kendileriyle savaştığımız kimselerin çoğunluğu gibi; Allah’a ortaklar koşmakta direten, dinin farzlarını eda etmeyi reddeden ve açıktan büyük günah ve yasaklanmış amellerde bulunanlardır." (Abdullah ibni Muhammed, Durer'us Seniyye, 1/234; Süleyman ibni Sehman, el-Hidayetu’s-Sünniyye ve’t-Tuhfetul-Vahhabiyye en-Necdiyye, 45; Süleyman ibni Sehman, Keşfu'l-Evham)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab’ın Havaric ve Hariciler Hususundaki Görüşünün Hakikati

Müfteriler Şeyh’in, Havaric’in yoluna uyduğunu ve Harici olduğunu iddia eder. Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:

ولا أشهد لأحد من المسلمين بجنة ولا نار، إلا من شهد له رسول الله صلى الله عليه وسلم، لكني أرجو للمحسن، وأخاف علي المسيء، ولا أُكفر أحداً من المسلمين بذنب، ولا أخرجه من دائرة الإسلام

"Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (Cennet’te yahut Cehennem’de olduğuna) Şehadet ettikleri dışında hiçbir Müslüman’ın Cennet’te yahut Cehennem’de olduğuna Şehadet etmemekteyim. Ancak; iyi Amel işleyenler hakkında iyi düşünüyor kötü Amel işleyenler içinse korkuyorum. Hiçbir Müslüman’ın işlediği bir günah sebebiyle Kafir olduğunu düşünmediğim gibi onları İslam dairesinin dışına da çıkarmıyorum." (ed-Durer es-Seniyye, 1/32)

وهم وسط في باب الإيمان والدين بين الحرورية والمعتزلة
وهم وسط في باب أصحاب رسول الله بين الروافض والخوارج


"Onlar (Fırkayı Naciyye), İman ve Din açısından ise Haruriyye ve Mu'tezile arasında (...) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Ashabı’na bakış açıları hususunda ise Hariciler ile Rafıziler arasında vasattırlar." (Şahsi Risaleler, 5/8)

وما أطلق الشارع كفره بالذنوب فقول الجمهور: أنه لايخرج من الملة وقال الإمام أحمد: أمروها كما جاءت يعني لايقال يخرج ولا لايخرج، وما سوى هذين القولين غير صحيح

"Hüküm  koyucu,  günah  işleyenlerin  Tekfir  edilmesine  izin vermemektedir. Cumhurun görüşü şudur: "O kişi dinden çıkmaz." İmam Ahmed der ki: "O geldiği gibi alınır, yani çıkar veya çıkmaz denmez." Bu iki görüşün dışındaki görüşler sahih değildir." (Fetvalar ve Meseleler, 3/66)

ومعنى (كفر دون كفر) أنه ليس يخرج من الملة مع كبره

"Küfür Dune Küfür (kişiyi İslam Milleti'nden çıkarmayan, Kafir yapmayan küfür) demek, büyük günah olmasına rağmen insanı dinden çıkarmayan küfür demektir." (Fetvalar ve Meseleler, 3/51)

أركان الإسلام الخمسة أولها الشهادتان ثم الأركان الأربعة، فالأربعة إذا أقر بها وتركها تهاوناً فنحن وإن قاتلناه على فعلها - فلا نكفره بتركها

"İslam'ın 5 ruknü vardır. İlki Kelime-i Şehadet sonra da diğer 4 rukün gelir. Bir kimse bu rukünleri ikrar etmekle birlikte tembellik nedeniyle terketse, -velev ki bunu yapmasından dolayı onunla savaşsak dahi- onu bu rukünleri terk etmesi nedeniyle tekfir etmeyiz." (Fetvalar ve Meseleler, 3/9)

ولا أكفر أحداً بذنب ولا أخرجه من دائرة الإسلام

"Kimseyi de günahından dolayı Tekfir etmem ve İslam dairesinden çıktığını da dile getirmem." (Şahsi Risaleler, 5/11)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


فأخبرناه : بأن مذهبنا في أصول الدين، مذهب أهل السنة والجماعة، وطريقتنا طريقة السلف، التي هي الطريق الأسلم، بل والأعلم والأحكم، خلافاً لمن قال طريق الخلف أعلم

"Böylelikle biz onu; dinin usülünde mezhebimizin Ehl'is Sünnet ve’l Cema'at olduğu, yolumuzun da daha güvenli bir yol olan ve şüphe yok ki halefin yolunun daha ilmi olduğunu söyleyenlere kıyasen daha ilmi ve bilgece olan selefin yolu olduğu hususunda bilgilendirdik." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer es-Seniyye fi’l-Ecvibe en-Necdiyye, 1/226)

أن من فعل أنواعاً من الكبائر، كقتل المسلم بغير حق، والزنا، والربا، وشرب الخمر، وتكرر منه ذلك : أنه لا يخرج بفعله ذلك عن دائرة الإسلام، ولا يخلد في دار الانتقام، إذا مات موحداً بجميع أنواع العبادة

"Biz, bir Müslümanı haksızlıkla öldürmek, zina etmek, faiz alıp-vermek, sarhoş edici içkilerden içmek gibi büyük günahlardan birini işleyen ve bunu tekrar eden kimsenin -bütün ibadetlerinde muvahhid olarak öldüğü müddetçe- bu fiilinin onu İslam dairesi dışına çıkarmayacağına ve onun bundan dolayı intikam yurdunda ebedi olarak mahkum edilmeyeceğine inanıyoruz." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/230)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab’ın Tecsim ve Mücessime Hususundaki Görüşünün Hakikati

Müfteriler Şeyh’in, Tecsim’de bulunduğunu ve Mücessime olduğunu iddia eder. Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:

الإيمان بما وصف به نفسه في كتابه على لسان رسوله صلى الله عليه وسلم من غير تحريف ولا تعطيل، بل أعتقد أن الله سبحانه وتعالى : ليس كمثله شيء وهو السميع البصير، فلا أنفي عنه ما وصف به نفسه، ولا أحرف الكلم عن مواضعه، ولا أٌلحد في أسمائه وآياته، ولا أكيّف، ولا أمثل صفاته تعالى بصفات خلقه ؛ لأنه تعالى لا سمي له، ولا كفؤ له، ولا ند له، ولا يقاس بخلقه.
 فإنه سبحانه أعلم بنفسه وبغيره، وأصدق قيلاً، وأحسن حديثاً، فنزّه نفسه عما وصفه به المخالفون، من أهل التكييف، والتمثيل ؛ وعما نفاه عنه النافون، من أهل التحريف والتعطيل، فقال : (سبحان ربك رب العزة عما يصفون، وسلام على المرسلين، والحمد لله رب العالمين) (الصافات 180-182)


"Allah’ın Kendisi’ni Kitab’ında ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in diliyle vasfettiği şekilde Tahrif’e ve Ta’til’e başvurmaksızın inanmak, Allah Subhenahu ve Te’ala’ya İman’dandır. Aksine (Allah’a İman etmek için); Allah’a denk hiçbir şey olmadığına, Allah’ın Semi ve Basir olduğuna (kişinin) inanması gerekir. Dolayısıyla; kişinin, Allah’ın Kendisi’ni vasfettiği şeylerden hiçbirini Allah’tan Neyf etmemesi, sözleri kelimeleri yerinden oynatıp Tahrif etmemesi, (Allah’ın) İsim ve Sıfatlar’ını inkar etmemesi, Allah’ın Sıfatları hususunda ‘nasıl?’ dememesi veya (Allah) Te’ala’nın Sıfatlar’ını mahlukat’ın sıfatlarına benzetmemesi gerekir. Bu; Allah’ın dengi, ortağı olmaması ve mahlukat ile kıyaslanmamasındandır. Muhakkak ki, Allah Kendisi ve başkaları hakkında en Ali olandır ve sözlerinde en Sadık olan, konuşmada en iyi olandır. Kendisi’ni; Tekyif ve Temsil Ehli’nden muhalifler’inin O’nu vasfettiklerinden, Tahrif ve Ta’til yapanların Neyf (iptal) ettiklerinden Tenzih etmiştir şöyle buyurmuştur: "Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabb’in, onların nitelendirdiklerinden Münezzeh’tir. Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun. Alemler’in Rabb’ine Hamd olsun!" (es-Saffat 37/180-182)" (ed-Durer es-Seniyye, 1/29-30)

أن التعطيل، ضد التجسيم، وأهل هذا، أعداء لأهل هذا، والحق وسط بينهما؛

"Çok iyi bilinmektedir ki; Ta’til, Tecsim’in zıttıdır ve (Ta’til) yapanlar (Tecsim) yapanların baş düşmanıdır. Hakikat bu ikisi arasında yatmaktadır." (ed-Durer es-Seniyye, 3/11)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


أنا نقر آيات الصفات، وأحاديثها على ظاهرها، ونكل معناها مع اعتقاد حقائقها إلى الله تعالى ؛ فإن مالكاً – وهو من أجل علماء السلف – لما سئل عن الإستواء، في قوله تعالى : ( الرحمن على العرش استوى ) [ طه :5] قال : الاستواء معلوم، والكيف مجهول، والإيمان به واجب والسؤال عنه بدعة

"Bizler ayet ve hadislerdeki sıfatları zahiri üzere kabul etmekteyiz, onların hakiki manasını –hakikatde olan manalarına iman ederek- Allah’a havale ederiz. Selef ulemasının en büyük alimlerinden biri olan (İmam) Malik, kendisine Allah’ın,

الرحمن على العرش استوى

“Rahman (olan Allah), Arş'a istiva etmiştir.” (Ta-Ha 20/5) ayetinde geçen istiva sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

الاستواء معلوم، والكيف مجهول، والإيمان به واجب والسؤال عنه بدعة

"İstiva malum, keyfiyeti meçhul, buna iman vacip ve bundan sual etmek bid'attir." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer es-Seniyye fi’l-Ecvibe en-Necdiyye, 1/226)

لا يلزم، لأن لازم المذهب ليس بمذهب، كما هو مقرر، ومثل ذلك : لا يلزم أن نكون مجسمة، وإن قلنا بجهة العلو، كما ورد الحديث بذلك

"(...) Derim ki; bu, bunu gerektirmez şöyle ki, bilindiği üzere: "Lazım'ul mezheb leyse bi mezheb (mezhebin gerektirdiği, bizzat mezhep değildir)". Örneğin sırf, rivayet olduğu üzere hadiste bahsi geçtiği biçimde Allah’ın uluv’unun cihetinden (yönünden) bahsettiğimiz için Mücessime sayılmayız." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/234)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab’ın Alimler ve Mezhebler Hususundaki Görüşünün Hakikati

Müfteriler Şeyh’in, Alimler’e ve Mezhebler'e itibar etmediğini ve kendinden önce gelen Alimlerin ve Mezhebler'in görüşüne muhalif görüş sahibi olduğunu iddia eder.

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


نحن مقدلون الكتاب والسنة وصالح سلف الأمة، وما عليه الاعتماد من أقوال الأئمة الأربعة أبي حنيفة النعمان بن ثابت، ومالك بن أنس، ومحمد بن إدريس، وأحمد بن حنبل رحمهم الله

"Bizler Kitab'a, Sünnet'e ve ümmetin Salih, Selefine uyarız. Dört İmam’ın; Ebu Hanife en-Nu’man bin Sabit, Malik bin Enes, Muhammed bin İdris (eş-Şafii) ve Ahmed bin Hanbel’in (Allah onlara rahmet etsin) görüşlerinden Muteber olanlarına uyarız." (Şahsi Risaleler, 5/96)

فإن سمعتم أني أفتيت بشيء خرجت فيه من إجماع أهل العلم، توجه علي القول

"Eğer Alimler’in İcma’sına uygun olmayan bir Fetva verdiğimi işitirsen, benim görüşümü reddet!.. " (ed-Durer es-Seniyye, 1/53)

أن أهل العلم علي خلاف ما أنا عليه، فهذه كتبهم موجودة، ومن أشهرهم، وأغلظهم كلاما

"Eğer, Alimler’in benim üzerinde olduğum şeyden farklı görüşte olduğunu iddia ediyorsanız, işte kitaplar burada, gösterin (ispat edin)!.." (ed-Durer es-Seniyye, 2/58)

أنا أخاصم الحنفي بكلام المتأخرين من الحنيفة، والمالكي، والشافعي، والحنبلي، كلا أخاصمه بكتب المتأخرين، من علماء مذهبه، الذين يعتمد عليهم

"Ebu Hanife’nin tabileriyle, eski Hanefi Alimler’inin görüşleriyle ve yine Maliki, Şafii ve Hanbel’in tabileriyle her Mezheb’in dayandığı eski Alimler’in görüşleriyle tartışıyoruz. Müteahhirundan olan -kendilerine itimad edilen mezhep ulemasının- kitaplarıyla tartışıyoruz." (ed-Durer es-Seniyye, 1/82)

وبالجملة : فالذي أنكره : الاعتقاد في غير الله، مما لا يجوز لغيره ؛ فإن كنت قلته من عندي، فارم به ؛ أو من كتاب لقيته، ليس عليه عمل، فارم به، كذلك ؛ أو نقلته عن أهل مذهبي، فارم به، وإن كنت قلته، عن أمر الله ورسوله، وعما أجمع عليه العلماء في كل مذهب، فلا ينبغي لرجل يؤمن بالله واليوم الأخر : أن يعرض عنه، لأجل أهل زمانه، أو أهل بلده، وأنّ أكثر الناس في زمانه أعرضوا عنه

"Özet olarak, benim yasakladığım şey, birinin Allah’tan başkasının; Allah’tan başkası için imkansız olan şeyleri yapabileceğine inandığı zamandır/inanmasıdır. Dolayısıyla kendiliğimden bu konuda birşey dediğimde beni bununla İtham edin yahut bir Kitab’da benim uymadığım birşey bulduğunuzda beni bununla İtham edin. Veya Mezheb Ehli’nden birinden alıntı yaptığımda beni bununla İtham edin. Ancak; ben, Allah’ın ve Rasulü’nün Emri’ne dayanarak ve bütün Mezhebler’in Alimler’inin İcma ettiği birşey söylersem, o zaman  Allah’a ve Kıyamet’e İman etmiş birisinin bunu sırf kendi zamanındaki insanlar veya kendi halkı yada kendi zamanındaki insanların çoğunluğu reddediyor diye reddetmesi uygun değildir." (ed-Durer es-Seniyye, 1/76)

أما مذهبنا فمذهب الإمام أحمد إمام أهل السنة ولا ننكر على أهل المذاهب الأربعة إذا لم يخالف نص الكتاب والسنة، وإجماع الأمة وقول جمهورها

"Mezhebimize gelince; bizim mezhebimiz Ehli Sünnet'in imamı İmam Ahmed bin Hanbel'in mezhebidir. Dört mezhebe tabi olanları da Kitap ve Sünnet nasslarına, ümmetin icmasına ve cumhurun kavline muhalif olmadıkları sürece inkar etmeyiz." (Şahsi Risaleler, 5/107)

وأما المتأخرون رحمهم الله فكتبهم عندنا نعمل بما وافق النص منها، وما لم يوافق النص لانعمل به

"Mutahhirun’un (rahimehumullah) kitapları ise bizde mevcuttur ve nassa muvafık oldukları sürece onlarla amel ederiz; nassa muvafık olmadıkları zaman ise onlarla amel etmeyiz." (Şahsi Risaleler, 5/101)

Muhammed ibni Abd’il Vehhab şöyle demiştir:


" ثم إننا نستعين على فهم كتاب الله بالتفاسير المتداولة ومن أجلّها لدينا تفسير ابن جرير الطبري، ومختصره لابن كثير الشافعي وكذلك البغوي والبيضاوي والخازن والحداد والجلالين وغيرهم، وعلى فهم الحديث بشرح الأئمة المبرزين كالعسقلاني والقسطلاني على البخاري والنووي على مسلم والمناوي على الجامع الصغير، ونحرص على كتب الحديث خصوصا الأمهات الست وشروحها " إلى أن يقول: " ونعتني بسائر الكتب في سائر الفنون أصولا وفروعا وقواعد وسيرا ونحوا وصرفا وجميع علوم الأئمة"

“Sonra biz, Allah’ın Kitabı’nı anlamak için elimizdeki yaygın Tefsir kitaplarından yararlanıyoruz. Bizdeki bu Tefsir kitaplarının en kıymetlisi İbni Cerir et-Taberi’nin Tefsiri’dir. Onun özeti durum undaki Şafii Mezhebi’ne mensub olan İbni Kesir’in Tefsiri’dir. Aynı şekilde Beğavi, Beydavi, Hazin, Haddad, Celaleyn ve diğer Tefsir kitaplarıdır. Hadisi anlamak için, Buhari’nin Sahihi’ni şerh eden İbni Hacer el-Askalani ve Kastalani, Müslim’in Sahihi’ni şerh eden Nevevi ve Camiu’s-Sağir’i şerh eden Menavi gibi tanınmış imamların kitaplarından yararlanıyoruz. Hadis kitaplarına, özellikle de Kütüb-i Sitte ve bunların şerhlerine önem veriyoruz.”

Ardından şöyle demiştir:


" إلى أن يقول: " ونعتني بسائر الكتب في سائر الفنون أصولا وفروعا وقواعد وسيرا ونحوا وصرفا وجميع علوم الأئمة"

"(Bu ilimlerin dışında) diğer dallardaki usul, furu, kavaid, siyer, nahiv, sarf ve bütün imamların ilimleri hakkında yazılan kitaplarla da ilgileniyoruz." (Süleyman ibni Sehman, el-Hidayetu’s-Sünniyye ve’t-Tuhfetu’l-Vehhabiyye en-Necdiyye, 39-40)

Şeyh Abdullah ibni Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) der ki:


بأن صرح لهم الأمير حال اجتماعهم، بأنا قابلون ما وضحوا برهانه، من كتاب، أو سنة، أو أثر عن السلف الصالح، كالخلفاء الراشدين، المأمورين باتباعهم، بقوله صلى الله عليه وسلم " عليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين من بعدي " أو عن الأئمة الأربعة المجتهدون، ومن تلقى العلم عنهم، إلى آخر القرن الثالث ؛ لقوله صلى الله عليه وسلم " خيركم قرني، ثم الذين
 يلونهم، ثم الذين يلونهم ".
وعرفناهم : أنا دايرون مع الحق أينما دار، وتابعون للدليل الجلي الواضح ؛ ولا نبالي حينئذ بمخالفة ما سلف عليه من قبلنا، فلم ينقموا علينا أمراً،


"Emir (Suud) açıkca toplantıda bizim, Kitab’dan yada Sünnet'ten yahut da Raşid Halifeler gibi, (Rasulullah) sallallahu aleyhi ve sellem’in:

عليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين من بعدي

“Benim Sünnetim'e ve de benden sonraki Raşid Halifelerimin Sünneti'ne uyunuz.” sözüyle sünnetlerine uymakla yükümlü olduğumuz Selef’us Salihin’den olanlardan veyahut da (Rasulullah) sallallahu aleyhi ve sellem’in:

خيركم قرني، ثم الذين يلونهم، ثم الذين يلونهم

“İnsanların en hayırlısı benim çağımda yaşayan (ashabım)dır. Sonra onlardan sonra gelen (tabiin) ve sonra onlardan sonra yaşayan (tebe-i tabiin olan)lardır.”

sözü uyarınca dört müctehid imamdan ve onlardan ilim edinenlerden, ilk üç neslin sonuna kadar olan (Selef'us Salihin) alimlerden bir Asar (rivayet vb., gibi şer’i delillerden) açık bir delil getirmeleri durumunda kabul edeceğimizi söyledi.

Bizler (yine) onları; bizim, ucu her nereye varırsa varsın, Hak üzere olduğumuz ve apaçık delillerin takipçileri (ve uygulayıcıları) olduğumuz ve bu tutumumuzun bizden öncekilerin üzerinde bulundukları şeye muhalefette olmasına aldırış etmediğimiz hususunda bilgilendirdik ve onlar (bu sayılanlardan) hiçbirini reddetmediler." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/223-224)


في الفروع، على مذهب الإمام أحمد بن حنبل، ولا ننكر على من قلد أحد الأئمة الأربعة، دون غيرهم، لعدم ضبط مذاهب الغير ؛ الرافضة، والزيدية، والإمامية، ونحوهم ؛ ولا نقرهم ظاهراً على شيء من مذاهبهم الفاسدة، بل نجبرهم على تقليد أحد الأئمة الأربعة .
ولا نستحق مرتبة الاجتهاد المطلق، ولا أحد لدينا يدعيها، إلا أننا في بعض المسائل، إذا صح لنا نص جلي، من كتاب، أو سنة غير منسوخ، ولا مخصص، ولا معارض بأقوى منه، وقال به أحد الأئمة الأربعة : أخذنا به، وتركنا المذهب، كارث الجد والأخوة، فإنا نقدم الجد بالإرث، وإن خالف مذهب الحنابلة .
ولا نفتش على أحد في مذهبه، ولا نعترض عليه، إلا إذا اطلعنا على نص جلي، مخالفاً لمذهب أحد الأئمة ، وكانت المسألة مما يحصل بها شعار ظاهر، كإمام الصلاة، فنأمر الحنفي، والمالكي مثلاً، بالمحافظة على نحو الطمأنينة في الاعتدال، والجلوس بين السجدتين، لوضوح دليل ذلك ؛ بخلاف جهر الإمام الشافعي بالبسملة، فلا نأمره بالأسرار، وشتان ما بين المسألتين ؛ فإذا قوي الدليل : أرشدناهم بالنص، وإن خالف المذهب، وذلك يكون نادراً جداً، ولا
(ص228) مانع من الاجتهاد في بعض المسائل دون بعض، فلا مناقضة لعدم دعوى الإجتهاد، وقد سبق جمع من أئمة المذاهب الأربعة، إلى اختيارات لهم في بعض المسائل، مخالفين للمذهب، الملتزمين تقليد صاحبه .
ثم إنا نستعين على فهم كتاب الله، بالتفاسير المتداولة المعتبرة، ومن أجلها لدينا : تفسير ابن جرير، ومختصره لابن كثير الشافعي، وكذا البغوي، والبيضاوي، والخازن، والحداد، والجلالين، وغيرهم . وعلى فهم الحديث، بشروح الأئمة المبرزين : كالعسقلاني، والقسطلاني، على البخاري، والنووي على مسلم، والمناوي على الجامع الصغير .
ونحرص على كتب الحديث، خصوصاً : الأمهات الست، وشروحها ؛ ونعتني بسائر الكتب، في سائر الفنون، أصولاً، وفروعاً، وقواعد، وسيراً، ونحواً، وصرفاً، وجميع علوم الأمة


"Yine biz, furuda İmam Ahmed ibni Hanbel’in mezhebi üzereyiz. Dört (mezheb sahibi) imamdan herhangibirini taklid eden kişileri, mezhebleri sabit olmamış kimseleri taklid eden kişilerin aksine, kınamamaktayız.

Rafıza, Zeydiyye, İmamiyye ve benzerleri (ne gelince); biz onların fasid mezheblerinden hiçbir şeyi kabul etmiyoruz bilakis onların da dört (mezheb sahibi) imamdan birisine uymasını gerekli buluyoruz.

Bizler mutlak müçtehidlik mertebesini hak ediyor değiliz ve bizden hiçkimse böyle birşeyi iddia etmemektedir. Ancak bazı durumlarda, Kitab’dan yada Sünnet’ten neshedilmemiş yada tashih olunmamış yahut da kendisinden daha güçlü bir delille çelişmeyen ve de dört imamdan birinin görüşüne muvafık bir sahih nas bulduğumuzda; onu alır ve mezhebin söylediğini terkederiz. Mesela dede ile kardeşlerin varisliği ile alakalı hususta Hanbeli Mezhebi aksini söylese de, bizler dedeye verasetde öncelik veririz.

Biz, kimsenin mezhebini sormaz ve ona muhalefette bulunmayız ancak dinin şi’arlarını içeren bir hususta; imamlardan birinin mezhebiyle çelişen sarih bir nas bulduğumuzda mesela namaz imamı (örneğinde olduğu gibi) biz Hanefi ve Malikilerden mesela (rükudan kalkarken ve) iki secde arasında (bizim gibi) itidalli davranmalarını isteriz bu konudaki açık nasstan dolayı. Ki bu örnek Şafi imamın açıktan besmele okumasının aksinedir, biz ona (besmeleyi) gizliden okumasını emretmeyiz (çünkü bu konudaki nasslar eş-kuvvettir). Bu iki mesele arasında çok büyük farklılıklar vardır. Delil güçlü olduğunda, biz onlara –kendi mezheblerinin görüşüyle çelişse dahi- nassa tabi olmayı tavsiye ederiz ki bu pek sık rastlanılan birşey değildir.   

Bazı meselelerin aksine, bir meselede diğerleriyle çelişen bir ictihadı da kınamayız, bu (mutlak) ictihadda yetersizlik iddiası ile de çelişmez. Dört mezheb imamlarından bir grubun bazı meselelerde kendilerine has görüşleri vardır ki bu görüşler tabi oldukları mezhep imamının mezhebinin görüşüyle çelişir.

Dahası biz Allah’ın Kitabını anlayabilmek için mutemed ve de muteber tefsir kitaplarından yardım alıyoruz. Bizim için en mühim olanları: İbni Cerir (et-Taberi’nin) Tefsiri ve onun özeti olan İbni Kesir eş-Şafi’nin Tefsiri ve yine el-Beğavi, el-Hazin, el-Haddad, el-Celaleyn ve diğerleridir.

Hadisleri anlayabilmek için ise seçkin alimlerin şerhlerini mesela Buhari şarihleri (İbni Hacer) el-Askalani ve (ayrıca) el-Kastalani, Müslim şarihi Nevevi ve Cami es-Sağir şarihi el-Mennavi (başvurduğumuz kitaplardandır).

Biz hadis kitaplarına çok önem vermekteyiz özellikle el-Ummahat'us Sitte ve onların şerhlerine. Usul, furu, kavaid, biyografi, Nahiv (dilbilgisi), Sarf (morfoloji) ve ümmetin diğer bilimlerini de içerisine alan (tefsir ve hadisten başka) alanlardaki kitaplara da çok önem vermekteyiz." (Şeyh Abdullah, Mekke Ahalisi’ne Mektup, ed-Durer'us Seniyye fi’l Ecvibe en-Necdiyye, 1/227-228; Süleyman bin Sehman, el-Hidayetu’s-Sünniyye ve’t-Tuhfetu’l-Vahhabiyye en-Necdiyye, 39-40)


" وعندنا أن الإمام ابن القيم وشيخه (ابن تيمية) إماما حق من أهل السنة، وكتبهم عندنا من أعز الكتب إلا أننا غير مقلدين لهم في كل مسألة، فإن كل أحد يؤخذ من قوله ويترك إلا نبينا محمد صلى الله عليه وسلم، ومعلوم مخالفتنا لهم في عدة مسائل منها: طلاق الثلاث بلفظ واحد في مجلس، فإننا نقول به تبعا للأئمة الأربعة

"Bir de, bize göre; hem İmam İbni Kayyım hem de şeyhi (İbni Teymiyye) Ehl'is Sünnet’ten hak imamlardır. Onların kitaplarını da en güzel kitaplardan görüyoruz ne varki onları her meselede kör taklit etmiyoruz zira Nebimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) dışında herkesin sözleri kabul edilebilir yahut reddedilebilir. Malumdur ki biz onlarla, bir kerede birden çok boşama hususunu da içermekte olan birkaç meselede muhalefet ediyoruz (karşıt-fikiriz) ve (bir kerede birden çok boşama hususunda) eimmeye tabi olarak onların dediğini söylüyoruz." (Süleyman ibni Sehman, el-Hidayetus-Sünniyye ve’t-Tuhfetu’l-Vehabiyye en-Necdiyye, 49)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab'dan Muhaliflerine ve Daveti'ne Karşı Şüphe İçerisinde Olanlara Samimi Nasihat

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah); kendisine, Davet’ine ve onunla birlikte hareket edenlere karşı düşmanlık gösteren, iftira atan ve Batıl’ı Nisbet edenlere hitaben der ki:

وأنا أذكر لك : أمرين، قبل أن أذكر لك صفة الدين ؛ الأول : أني أذكر لمن خالفني، أن الواجب على الناس اتباع ما وصى به النبي صلى الله عليه وسلم أمته، وأقول لهم : الكتب عندكم، انظروا فيها، ولا تأخذوا من كلامي شيئاً ؛ لكن إذا عرفتم كلام رسول الله صلى الله عليه وسلم الذي في كتبكم، فاتبعوه، ولو خالفه أكثر الناس

"Bana Muhalefet edenlere hatırlatırım ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu Ümmet’e nasihat ettiği (Sünnet’i)ne uymak Vacib’dir. Ve onlara derim ki: Kitaplar sizin yanınızda. Onlara bakın ve benden hiçbir şey almayın. Ancak, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözlerinin sizin kitaplarınızda olduğunu öğrendiğinizde, bu durumda –insanların çoğu karşı çıksa da- ona uyun!." (ed-Durer es-Seniyye, 1/89)

لا تطيعوني، ولا تطيعوا إلا أمر رسول الله صلى الله عليه وسلم، الذي في كتبكم ؛ وتفكر في الأمر الثاني : أن كل عاقل مقر به، لكن ما يقدر يظهره، فقدم لنفسك ما ينجيك عند الله، واعلم : أنه ما ينجيك إلا اتباع رسول الله صلى الله عليه وسلم والدنيا زائلة، والجنة،والنار، ما ينبغي للعاقل أن ينساهما

"(Şartsız koşulsuz) bana veya bir başkasına –sizin kitaplarınızda bulunan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emri olması müstesna- uymayın!.. Bilin ki; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e tabi olma dışında hiçbir şey sizi kurtaramaz!.. Bu Dünya hayatı geçicidir ve vicdan sahibi hiç kimse için Cennet ve ateş (Cehennem) hususunda gaflet içinde olmak doğru değildir." (ed-Durer es-Seniyye, 1/90)

وأنا ادعوا من خالفني إلى أحد أربع ؛ إما إلى كتاب الله، وأما إلى سنة رسوله صلى الله عليه وسلم وأما إلى إجماع أهل العلم ؛فإن عاند : دعوته إلى المباهلة

"Bana Muhalefet edenleri dört şeye Davet ettim: Ya Allah’ın Kitabı ya Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sünnet’i veya Alimler’in İcması. Eğer reddederse bu durumda onu (dördüncüye) Mübahale (lanetleşme)’ye davet ederim." (ed-Durer es-Seniyye, 1/55)

Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah) kendisi, Daveti ve onunla birlikte hareket edenler hususunda kafası karışık olan ve şüphe içerisinde olanlara hitaben der ki:


والانطراح بين يديه، خصوصاً أوقات الإجابة، كآخر الليل، وأدبار الصلاة، وبعد الأذان .
وكذلك بالأدعية المأثورة، خصوصاً الذي ورد في الصحيح، أنه صلى الله عليه وسلم كان يقول : " اللهم رب جبرائيل، وميكائيل، وإسرافيل، فاطر السموات والأرض، عالم الغيب والشهادة أنت تحكم بين عبادك فيما كانوا فيه يختلفون اهدني لما اختلف فيه من الحق بإذنك، إنك تهدي من تشاء إلى صراط مستقيم " فعليك بالإلحاح بهذا الدعاء، بين يدي من يجيب المضطر إذا دعاه، وبالذي هدى إبراهيم لمخالفة الناس كلهم، وقل : يا معلم إبراهيم علمني .
(ص43) وإن صعب عليك مخالفة الناس، ففكر في قول الله تعالى : ( ثم جعلناك على شريعة من الأمر فاتبعها ولا تتبع أهواء الذين لا يعلمون، إنهم لن يغنوا عنك من الله شيئاً ) [الجاثية :18-19] (وإن تطع أكثر من في الأرض يضلوك عن سبيل الله ) [الأنعام :116]وتأمل قوله في الصحيح : " بدأ الإسلام غريباً، وسيعود غريباً كما بدأ" وقوله صلى الله عليه وسلم : " إن الله لا يقبض العلم " إلى آخره وقوله :" عليكم بسنتي، وسنة الخلفاء الراشدين المهديين من بعدي " وقوله:"وإياكم ومحدثات الأمور، فان كل بدعة ضلالة


"Sürekli olarak Allah’a –özellikle de Dualar’ın kabul edildiği; gecenin son bölümü, namazın sonu ve Ezan'dan sonra- Dua edin ve Allah’a karşı alçakgönüllü olun. Nasslar’da (Kur’an ve Sünnet’de) geçen Dualar ile Dua etmelisiniz özelliklede Sahih’de geçen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ettiği şu Dua: ”Ey Cibril’in, Mikail’in ve İsrafil’in Rabbi olan Allah’ım, gökleri ve yeri yaratan, gizliyi ve görüneni bilen, ihtilafa düştüklerinde kullarının arasında hüküm veren Sen’sin, beni izninle haktan ihtilaf edildiğinde dosdoğru yola ilet, muhakkak ki Sen dilediğini doğruya  iletensin.” Bu Dua’yı etmekte –zorluk anında seslendiğinde, seslenene İcabet eden’in ve İbrahim (aleyhi selam)’a Hidayet eden ve onu bütün insanlara muhalefet ettirenin (Allah’ın) katında- ısrarcı olun. Ve deyin ki: "Ya (ey) İbrahim’in Muallim’i (olan Allah'ım) bana da öğret!" Eğer insanlara muhalefet etmekte zorluk görüyorsanız, Allah’ın sözü üzerinde düşünün: "Sonra seni de bu emirden bir Şeri’at üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin Heva (istek ve tutku)larına uyma. Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiç bir şeyi senden savamazlar." (el-Casiye 45/18-19); "Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler." (el-En’am 6/116) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sahih’de bulunan şu sözleri üzerinde düşünün: "İslam garib olarak başladı ve garibliğe dönecektir." ve (Rasulullah) sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözü: "Şüphesiz Allah, (...) ilmi çekip-almayacaktır..." (Hadis’in) sonuna kadar ve şu sözü: "Benim Sünnet’ime ve benden sonra gelecek olan Raşid Halifeler’imin Sünnet’ine yapışın!.." ve: "Sonradan ortaya çıkan herşeyden sakının zira her Bid’at Dalalet’tir..." (ed-Durer es-Seniyye 1/42-43)

و إن تبين لكم: أن هذا هو الحق , الذي لا ريب فيه؛ و أن الواجب , إشاعته في الناس , و تعليمه النساء , و الرجال؛ فرحم الله: من أدى الواجب عليه , و تاب إلى الله , و أقر على نفسه؛ فإن التائب عن الذنب , كمن لا ذنب له؛ و عسى الله: أن يهدينا و إياكم , و إخواننا , لما يجب و يرضى , و السلام

"Eğer sizlere daha anlaşılır olduysa (bilin ki), bu; kendisinde şüphe bulunmayan kakikattir ve (bunu) insanlar arasında yaymak, erkeklere ve kadınlara öğretmek Vacib’dir. Bundan sonra, Allah görevini yerine getirene, Allah’a tevbe eden ve durumunu O’na açana -ki bir günahından tevbe edenin durumu hiç günahı olmayan gibidir- rahmet etsin!.. Allah bizleri, sizleri ve Allah’ın sevip razı olduğu kardeşlerimizi Hidayet’e yöneltsin ve’s-selam!.." (ed-Durer es-Seniyye 2/43)

Böylelikle çalışmanın sonuna gelmiş olduk. Rabbani bir Alim olan Müceddid Şeyh’ul İslam Muhammed ibni Abd’il Vehhab (rahimehullah)'a, onun yolunu takib eden Necd Uleması'na ve Tevhid Daveti'ne karşı atılan iftiralara gücümüz nisbetinde cevap vermeye çalıştık. "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin!.."  (el-Bakara 2/127)

Hamd, alemlerin Rabbi olan; en güzel İsim ve Sıfatlar’ın sahibi Aziz ve Celil olan, Allah'adır. Salat ve Selam kulları arasından seçip şanını yücelttiği, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'edir. Ali’ne, Zevceleri’ne, Ashabı’na ve Kıyamet'e kadar onun yoluna İttiba edecek olan Müslümanlar’a selam olsun!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1730
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillah. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rha.)'ın Adem (as)'ı peygamber olarak kabul etmediği iftirasına verilen cevabı şu adresten okuyabilirsiniz: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=3.0

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

“Şeyh’ul İslâm Muhammed bin Abd’il Vehhâb (Rahimehullâh)'a ve Da'vetine Atılan İftirâların Reddi” isimli çalışmayı indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız:



Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2162 Gösterim
Son İleti 13.08.2015, 00:50
Gönderen: Uhey
3 Yanıt
3572 Gösterim
Son İleti 23.02.2017, 07:16
Gönderen: Uhey
6 Yanıt
1889 Gösterim
Son İleti 11.06.2018, 10:06
Gönderen: Tullab'ul Ilm
0 Yanıt
1710 Gösterim
Son İleti 15.06.2018, 09:41
Gönderen: Tullab'ul Ilm
0 Yanıt
871 Gösterim
Son İleti 31.08.2018, 21:21
Gönderen: Teymullah