Tavhid

Gönderen Konu: SELEF ALİMLERİNİN SIFATLARI TEVİL ETTİĞİNE DAİR İDDİALARA CEVAP!  (Okunma sayısı 1424 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
DİYANET İSLAM ANSİKLOPEDİSİ AHMED BİN HANBEL MADDESİNDEKİ BAZI İDDİALAR HAKKINDA

Bismillahirrahmanirrahim. İmam Ahmed bin Hanbel (rh.a)’ın Müsned’inin Türkçe tercümesinin baş tarafında İmam Ahmed’in biyografisine dair bazı bilgiler yer almaktadır. Bunlardan, bilhassa Diyanet İslam Ansiklopedisi Ahmed bin Hanbel maddesinden iktibas edilen bir kısım bu yazının konusunu teşkil edecektir inşallah. Bu maddenin İmam Ahmed’in itikadi görüşleriyle alakalı kısmı Yusuf Şevki Yavuz tarafından telif edilmiştir. –Allah affetsin- geçmişte, Marmara ilahiyat’ta talebelik yaptığım dönemlerde bir müddet derslerinde bulunduğum bu zat, sözkonusu maddede İmam Ahmed’e bir çok şey nisbet etmiştir. Zaman darlığından dolayı bunların hepsinin üzerinde tek tek durma imkanımız yoktur. Burada, sadece İmam Ahmed’in sıfatlar bahsine yaklaşımıyla alakalı bazı sözlerini ele almak istiyorum. İlgili yerde bu hususta şöyle demektedir:

“Bazı rivayetlerde yer alan iddiaların aksine (Tabakatü’l-Hanâbile, I, 56, 144; İbnü’l-Cevzî, s. 155) İbn Hanbel bir kısım haberî sıfatları te’vil etmiştir. Ona göre “istivâ”nın mânası Allah’ın arşın üstüne yükselmesi, “nüzûl” ise ilâhî rahmetinin inmesi demektir (Ebû Dâvûd, s. 262). Allah arşın üstünde olmakla birlikte üzerinde oturmuş veya ona temas etmiş değildir. Yedinci kat göğün üstünde bulunan arş ile Allah arasındaki münasebet bizim bilgi sınırlarımızı aşan bir durumdur (Ebû Nuaym, IX, 196).”

Görüldüğü üzere Şevki Yavuz, İmam Ahmed hakkında ve onun dışındaki diğer selef imamları hakkında bilinen, meşhur olan ve de selef akidesi muhalifi ve taraftarı olan herkes nezdinde de kabul edilen bir husus olan selefin sıfat nasslarını tevilden kaçındığı şeklindeki hakikati tekzib etmiş, lakin bunu reddederken kayda değer bir delile dayanmamıştır. Öncelikle selefin kaçındığı tevilin ne olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Tevil, Kuran ve Sünnette iki manada gelmiştir: Birincisi, tefsir ve açıklama. İkincisi ise bir şeyin neticesi, verilen bir haberin ortaya çıkması ve benzerleri. Tevilin üçüncü manası ise bir lafzı, delile dayanarak zahiri manasından çıkartmak ve fazla tercih edilmeyen diğer manaya hamletmektir. Günümüzde Tevil deyince akla gelen ilk mana bu olsa da Kitap, sünnet ve selefin ıstılahında, hatta Arap lügatinde tevilin böyle bir anlamı bilinmezken sonraki dönemlerde böyle bir ıstılah oluşmuştur. İşte Selefin reddettiği tevil de budur yani sıfat nasslarını, zahiri teşbih ifade ettiği gerekçesiyle zahiri manasından çıkartıp meşhur olmayan diğer manalarına hamletmek manasındaki tevildir. Bu ise zaten Kuranın zahirini küfür sayma mantığından hareketle oluşmuş batıl bir usuldür. Yoksa tefsir anlamındaki bir tevil selef nezdinde reddedilmiş değildir. Bilakis onlar Kuran’ın manalarına dair açıklamaları tevil olarak nitelendirirlerdi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in İbn Abbas hakkında dua ederken “Ona tevili öğret” demesi bu kabildendir. Allahu Teala da bu duayı kabul etmiş ve İbn Abbas (ra) tevil ehlinin yani tefsircilerin imamı olmuştur. Asıl konumuz bu olmadığı için sadece bu hatırlatmayı yapmakla iktifa ediyorum. Selefin tefsir anlamında değil de, teşbihe düşmemek maksadıyla lafzı zahiri manasından çıkartma anlamında bir tevile başvurduğu hiçbir şekilde isbat edilemez. Seleften bazı sıfat ayetlerinde bilinen mananın aksine bazı tefsirler nakledilmiştir. Mesela İbn Abbas (ra)’dan Kalem suresinde zikredilen “O gün baldır açılır” manasındaki ayeti  “dehşet, korku” olarak tefsir ettiğinin nakledilmesi gibi. Halbuki alimlerden bir çoğu ayetteki ‘sak’ ifadesini baldır olarak tefsir etmiş ve bunu Allahu Teala’ya nisbet etmişlerdir. Keza yine İbn Abbas’tan Ayet’ul Kursi olarak bilinen Bakara: 255. Ayetteki “kürsi”yi ilim olarak tefsir ettiği nakledilir. İbn Abbas’tan meşhur olan ise “Mevzi’ul kademeyn” yani Rabb Teala’nın ayaklarını koyduğu yer olarak tefsiridir. Buna daha bir çok misal verilebilir. Bu rivayetlerin sıhhat durumu bir kenara, bunların hepsi sahih kabul edilse dahi bunların hiç birinde –halefin yaptığı gibi- ayeti zahiri üzere kabul etmenin teşbihe yani Allahı kullara benzetmeye yol açacağı endişesiyle tevile ve mecaza hamletmek sözkonusu değildir. Bunu hiç kimse isbat edemez, bu tarihi vakaya da aykırıdır, zira sıfatların teviline dair tartışmalar sahabeden sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır. Selef alimlerinin bazı ayetleri dilde yaygın olan ve ayetin zahirinden ilk bakışta anlaşılan mananın dışında yorumlamaları, ayetin siyakından, Arap dilindeki bazı esaslardan ve benzeri şeylerden kaynaklanan tefsiri bir yaklaşımdır, akidevi hassasiyetlerle bir alakası yoktur.

İmam Ahmed’e nisbet ettiği şeylere gelince; evvela Tabakat’ul Hanabile’de ve İbn’ul Cevzi’nin Menakib’ul İmam Ahmed kitabında onun tevili reddettiğine dair haberler nakledilmiştir ki bunlar zaten malumdur. Bu ikisini zaten İmam Ahmed’in tevili reddettiğine dair kaynak olarak göstermiştir. Diğer bahsettiği şeyleri yani istivayı ve nüzülü tevil etmesi, oturmayı ve teması Allahu Teala’dan nefyetmesi gibi hususları kaynak olarak verdiği Ebu Davud’un Mesail’inde ve Ebu Nuaym’ın Hilye’sinde bulamadım.  Kaynak olarak verdiği Mesail, sf 262’de Cehmiye’ye Reddiye bölümü bulunmaktadır. Hilye, 9/196’da ise İmam Ahmed’in yaşadığı mihne süreciyle alakalı rivayetler bulunmaktadır, hiç birisinde bu bahsettiği hususlara denk gelmedim. İstiva’yı yükseklik olarak tefsir ettiği sabit olsa bile bunda şaşılacak bir şey yoktur, bu zaten istivanın tefsiri olarak selefin bir çoğundan nakledilen bir kavildir. Bu –kelamcıların kullandığı ıstılahtaki- tevil de değildir, hatta bilakis istivayı zahiri üzere kabul etmek demektir. Bunda kelam ehline muvafık bir şey de yoktur, zira onlar istivanın bu türlü açıklamasını kabul etmezler, kabul etseler bile bunun zat ve mekan bakımından yücelik değil, sıfat bakımından yücelik manasında olduğunu söylerler. Oturmayı nefyettiği iddiasına gelince; ne İmam Ahmed’den ne de başka bir selef aliminden istiva’nın oturma olarak tefsirine karşı çıktığı ve culus veya kuud yani oturma sıfatlarını Allahu Teala’dan nefyettikleri sabit olmamıştır. Buna delalet eden bir tek kelime dahi varsa iddia eden kişi bunu getirmek zorundadır. Bilakis istiva hakkındaki yazımızda belirttiğimiz gibi İmam Ahmed (rh.a) Allahu Teala’ya oturma izafe eden atit/gıcırdama hadisi ve benzeri hadisleri nakletmiş ve de bu hadislere hayret edenlerin kınandığına dair selefin sözlerini nakletmiştir. Keza Allahu Teala’nın Arş’a temasını nefyettiği de ondan sabit olan bir şey değildir. Bu, Hanbeli fakihlerinden Abdulvahid et-Temimi’nin (v. 410) sened zikretmeksizin ona isnad ettiği bir şeydir ve Temimi’nin şahsi görüşünü ifade etmektedir, İmam Ahmed’le bir alakası yoktur. –Allah hidayet etsin- Y. Şevki Yavuz ilgili maddede Ahmed bin Hanbel’e isnad edilen bir çok görüşün ona aidiyetinin kuşkulu olduğunu belirttiği halde maalesef  Temimi’den sık sık nakil yaparak onun Ahmed’e izafe ettiği görüşleri İmam Ahmed’in kanaati olarak yansıtmaktadır. Bu konuları ve istiva hakkında Ahmed bin Hanbel ve diğer selef imamlarının yaptığı açıklamaları daha önce yeterince ele aldığımız için burada sadece işaret etmekle yetiniyoruz, dileyenler ilgili yazıya müracaat edebilirler: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1474.0

İmam Ahmed’in nüzülü yani Allahu Teala’nın her gece dünya semasına inmesini rahmet vesaire ile tevil etmesi, keza Allahu Teala’nın gelmesini emrinin gelmesi ile tefsir etmesine gelince; bu hususta Hallal, İmam Ahmed’in yeğeni Hanbel bin İshak kanalıyla şu rivayeti nakletmiştir:


أخبرني علي بن عيسى أن حنبلاً حدثهم أن أبا عبد الله قال احتجوا علي يومئذ فقالوا تجيء البقرة يوم القيامة وتجيء تبارك وقلت لهم إن هذا الثواب قال الله تعالى وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا  [الفجر 22] إنما تأتي قدرته إنما القرآن أمثال ومواعظ وكذا وكذا وأمر

"Bana Ali bin İsa haber verdi ve Hanbel’in kendilerine şöyle anlattığını söyledi: Ebu Abdillah  dedi ki: O gün (mihne günü) bana karşı delil getirip dediler ki: Bakara suresi de kıyamet günü gelir, Tebareke de gelir. Ben ise onlara dedim ki: Bundan kasıd sevaptır. Allahu Teala buyurdu ki: ‘Rabbin ve melekler saf saf gelirler.’ (Fecr: 22) Gelen şey ancak Onun kudretidir. Kur’an ise ancak misaller, öğütler, şunlar şunlar ve emirlerdir.” (Nakleden İbn Teymiyye, Beyanu Telbis’il Cehmiyye, 6/178-179)

İmam Ahmed’e nüzul ve gelmek gibi hareket ifade eden sıfatları tevil ettiği yönünde yakıştırılan şeylerin kaynağı işte bu rivayettir.  İbn Teymiye (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

“Sünnet ve Hadis'e bağlı bir topluluk, «nüzul hadisi» ile gelme, aşağı inme gibi, Rabbin lazımi (geçişsiz) fiillerine dair nassları te'vil etmiş ve bu konuda Malik ile Ahmed b. Hanbel'in bir görüşünü de nakletmişlerdir. Hatta Ebu'l-Hasen ez-Zağuni ve Ahmed b. Hanbel'in mezhebine mensup, başka müteahhir alimlerden, İbn Hanbel'den başka konuların hilafına bu mes'elenin te'viline dair iki rivayet zikrederler.

İbn Akil, bu sıfatın dışında te'vil konusuyla ilgili iki rivayeti zikreder ve bazen te'vilin vacib olduğunu ileri sürerken, bazen haram olduğunu, bazen de caiz olduğunu söyler.

Ona göre bazen te'vil «mutlak olarak haberi sıfatlar» içindir. O, bunları sıfat olarak isimlendirmez, «izafat» diye isimlendirir. Mutezile'den -Ebu'l-Hüseyin el-Basri' nin talebeleri Ebu Ali b.Velid ve Ebu'l-Kasım b- et-Tebban da bu konuda İbn Akil' e uyarlar. Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzi de bazı kitaplarında, mesela «Keffüt'-Teşbih bi Keffi't-Tenzih» isimli kitabında İbn Akil'e muvafakat ederken, bazılarında da ona muhalefet etmektedir.

Ahmed b. Hanbel'in mezhebine tabi olanların çoğu ise, ne bu sıfatlar, ne de başkalarının te'vili konusunda İbn Hanbel'den farklı bir görüşün olduğunu kabul etmezler.

Ebu Hamid el-Gazzali' nin, Hanbeli birinden naklettiği: İbn Hanbel, sadece şu üç şeyde: «Hacer-i Esved, Allah'ın yeryüzünde sağ elidir», «Kulların kalbleri, Rahman'ın parmaklarından iki parmak arasındadır», «Rahman'ın nefesini Yemen tarafından hissediyorum» hadislerinde tevile başvurmuştur, iddiasına gelince, bu, İbn Hanbel hakkında uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir. İbn Hanbel'e ulaşan bir senedle bunu rivayet eden olmadığı gibi, talebelerinden bunu nakleden kimse de yoktur. Gazzali' nin kendisinden naklettiği söz konusu Hanbeli kişi bilinen biri değildir. Ne bu konuda bir bilgisi ne de doğruluğu vardır.

İbn Hanbel'in Allah'ın gelmesi, inmesi ve benzeri şeylerin te'vilinde içtihadının muhtelif olup olmadığı konusunda da ashabı arasında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Çünkü (yeğeni) Hanbel ondan, «mihne» esnasında kendisine karşı Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in: «Bakara ve Al-i İmran, iki bulut veya iki tente gibi, ya da kanatları gerilmiş kuşlardan meydana gelen bir gölgelik gibi gelecekler» şeklinde, Kur'an'ın gelmesiyle ilgili hadisleri delil olarak getirip «ancak yaratılmış gelmekle vasıflanır» dediklerinde, İbn Hanbel'in - Sünnet imamlarından başkalarının da dediği gibi - bu hadisten maksat; Bakara ve Al-i İmran surelerinin sevaplarının gelmesidir, dediğini nakletmiştir. Nitekim kabirde ve kıyamette amellerin gelmesinden maksadın da amellerin sevapları olduğu söylenmiştir.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrıca: «Bakara ve Al-i İmran'ı okuyun. Çünkü onlar, kıyamet günü iki tente veya iki bulut gibi, ya da kanatları gerilmiş kuşlardan meydana gelen bir gölgelik gibi gelecekler ve onları okuyanları savunacaklar» buyurmuştur. Bu hadis, sahih bir hadistir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Bakara ve Al-i imran surelerinin okunmalarını emredip onların gelerek onları okuyanı savunduklarını zikrettiğine göre, bununla o okuyan kimsenin onları okuması olduğu anlaşılmaktadır ki bu, okuyucunun amelidir. Nitekim, tilavet demek olan amelinin geleceğini haber verdiği gibi, başka amellerin de geleceğini haber vermiştir.

Başka yerde bu konuyu etraflıca inceledik: Allah ameli, kendi nefsiyle kaim bir cevher haline dönüştürür mü, yoksa arazlar cevherlere dönüşmez mi? sorusuna cevap vermeğe çalıştık. «Ölüm, aklı-karalı alaca bir koç suretinde getirilir»hadisi hakkında söylenecek söz de aynıdır.Burada maksat şu: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur'an'ın bu şekilde geleceğini haber verirken, bununla Kur'an okuyan kişinin ameli demek olan okuyuşundan haber vermektedir ki, bu da Kur'an okuyan kişinin sevabıdır. Bundan maksat, Allah'ın kendisiyle kaim olan konuştuğu kelamın iki bulut şekline girerek gelmesi değildir, Böylece bu, Cehmilerin iddia ettiklerine delil sayılamaz.

Ayrıca İmam Ahmed «mihne»esnasında Yüce Allah'ın: «Onlar, buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini bekliyorlar değil mi?» (Bakara: 210)  ayetiyle iddialarına karşı çıkmıştır. Hanbel'in naklettiğine göre bu ayette Allah'ın emrinin geleceğini söylediği nakledilmiştir. Oysa İbn Hanbel'in "mihne" esnasındaki tartışmasında böyle bir şey dediğini, söz konusu şahıstan başka kimse nakletmemistir. Bu, tartışmayı rivayet eden ne İbn Hanbel'in oğlu Abdullah, ne Salih b. Ahmed, ne Mervezi, ne başka biri böyle bir şey nakletmiştir. Bu sebeple de Hanbeli mezhebine bağlı alimler ihtilafa düşmüşlerdir.

Bir kısmı, bunun (İmam Ahmed’in yeğeni) Hanbel'in bir hatası olduğunu söylemiş, sonra da şöyle demişler: Hanbel'in bilinen bazı yanılmaları vardır ve bu da onlardandır. İshak b. Şakula'nın görüşü budur.

Bir kısmı da şöyle demiştir: Aksine İmam Ahmed bunu, ilzam etmek üzere söylemiştir. Diyordu ki: Allah kendi nefsi hakkında gelmeyi haber verdiğinde, bu, kendisinin mahluk olduğu anlamına gelmediğine, aksine sizler bunu, emrinin gelmesi şeklinde te'vil ettiğinize göre, Kur'an'ın gelmesiyle ilgili bu haberi de, Kur'an'ın kendisinin gelmesi değil, Kur'an'ın sevabının gelmesi şeklinde kabul edin. Çünkü burada te'vil daha gereklidir. Maksat; Kur'an okuyan kişinin kıraati ve amelinin sevabıdır.

Rab Teala, kendisinin gelişini haber verirken, bunu te'vil edip, emrinin gelmesi anlamına geldiğini söylediğinize göre, Kur'an'ın kıraatinin gelişini haber verirken bunu Kur'an kıraatinin gelmesi şeklinde te'vil etmeniz daha evla ve gereklidir.

Onları ilzam etmek üzere bunu söylediğine göre, onların görüşünde olması ve orada söylediğine bağlı olması gerekmez. Çünkü kulların amellerinin gelmesiyle ilgili benzeri pek çok hadis vardır ve bu hadiste maksat; Kur'an okuyucusunun ameli demek olan kıraatinin gelmesi olup kulların amelleri de, amellerinin sevabı da yaratılmıştır.

Bu sebepledir ki İmam Ahmed seleften başkaları, Kur'an'ın sevabının geleceğini söylemişlerdir. Sevab ise, Rabbin sıfat ve fiillerine değil, kulların ameline aittir.

İmam Ahmed'in ashabından üçüncü bir grup ise: «O zaman için Ahmed bunu söylemiş ve sonra da bu görüş kendisinden nakledilmiştir. Daha sonra İbn Akil, İbn Cevziye diğer te'vile başvuranlar bunu kendilerine dayanak edinmişlerdir» derler. Hatta  Ebu'l- Ferec b. Cevzi bunu tefsirinde zikreder ve bu sözle çelişen ne Ahmed'den, ne de selefin başka birinden bir söz nakleder.

Ama şu bir gerçektir ki, Ahmed'den tevatür yoluyla nakledilen şeyler bu rivayetin hilafınadır ve onun: Rab gelir, ya da iner denildiğinde, bunun Allah'ın emri demek olmadığı görüşünde olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta o, emridir diyenlerin görüşünü reddetmektedir.

Allah'ın nüzulü ve benzeri fiiller konusunda Ahmed 'in te'vile başvurduğunu söz konusu edenlerin iki görüşü vardır:

Bunlardan bir kısmı bunu “kasdetme” olarak te'vil eder. Bazılarının «sonra göğe istiva etti» sözünü kasdetme olarak te'vil etmeleri gibi. İbn Zağuni' nin zikrettiği budur.

Bir kısmı ise, bunu emrinin gelmesi ve inmesi şeklinde te'vil eder ki, Hanbel'den yapılan rivayette söz konusu edilen de budur.

İmam Ahmed'in ashabından ve başkalarından oluşan üçüncü bir grup -Ebu'l-Hasen el-Eş'ari'ye uyan Kadı Ebu Ya'la ve benzerleri- fiilin, yapılan işin kendisi (mef'ul) olduğu ve Allah'ın ihtiyari bir fiili bizatihi yapmadığı görüşündeler. Derler ki: Nüzul, istiva ve benzeri şeyler, Rabbin, yaratılmışların kendisinde yaptığı şeylerdir. Ebu'l-Hasen el-Eş'ari ve başkalarından nakledilen budur. Derler ki: istiva, Allah'ın Arş'ın kendisinde yaptığı bir fiil olup bununla Arş, istiva olunan olur. Ebu'l-Hasen b.ez-Zağuni'nin görüşü de budur.

Bunlar, bu görüşleriyle selefe muvafakat ettiklerini iddia ederler. Oysa durum böyle değildir. Biz bu hususu başka yerde etraflıca anlattık.

Bu görüş İmam Malik'ten de katibi olan Habib bin ebi Habib kanalıyla nakledilmiştir. Ancak alimler bunu rivayet eden zatın, yaptığı nakillerde yalancı olduğunu ittifakla söylerler. Hiç kimse onun Malik' ten yaptığı nakilleri kabul etmez. Bu konuda başka rivayetler de vardır, İbn Abdilberr, bu rivayetleri zikretmektedir. Ne var ki, bu rivayetlerin senedinde de meçhul kişiler vardır.” (Şerhu Hadis’in Nüzul, sf 55-58)

Görüldüğü üzere İmam Ahmed’in nüzül, gelmek vs sıfatları tevil ettiğine dair iddiaların kaynağı yeğeni Hanbel bin İshak’tan nakledilen ve Mihne esnasında gerçekleşen bir olaydır. Buna göre İmam Ahmed, kıyamet günü Rabbin gelmesini emrinin gelmesi olarak tevil etmiştir. Bu rivayet, gerek bizzat Hanbel’den aşağıda nakledeceğimiz bu tarz tevilleri reddettiğine dair habere, gerekse konuyla alakalı Ahmed’den gelen diğer rivayetlere zıttır, sahih olmaması veya İshak bin Şakula gibi bazı alimlerin dediği gibi Hanbel’in bir vehmi olması kuvvetle muhtemeldir. İbn Receb el Hanbeli, Tefsirinde bu rivayeti zikrettikten sonra Hallal ve arkadaşlarının Hanbel’in teferrüd ettiği, tek başına rivayet ettiği haberleri sabit görmediğini nakletmiştir. (2/574) Rivayetin sahih olduğu bile farzedilse bunun, Mutezile mensuplarını ilzam etmek için söylenmiş bir söz olması da muhtemeldir. Yoksa, bu bizzat İmam Ahmed’in kendi mezhebiyle çelişki arzeden bir görüş olur ki onun gibi muhakkik bir alimin böyle bir çelişkiye düşmesine pek ihtimal verilmez.

İbn Teymiye’nin ve diğer alimlerin açıklamalarından anlaşılacağı üzere Hanbel’den nakledilen sözkonusu haberin sıhhati şüphelidir. Buna rağmen sonraki dönemlerdeki bazı Hanbeli alimleri İmam Ahmed’in bu kanaatte olduğunu veya en azından ondan nakledilen iki görüşten birisinin bu olduğunu zannetmişlerdir. Halbuki İmam Ahmed’in nüzulle alakalı bu tarz tevilleri inkar ettiği yine Hanbel kanalıyla gelen başka bir rivayette ondan sabit olmuştur. İbn Batta’nın isnadıyla naklettiğine göre yeğeni Hanbel bin İshak şöyle demiştir:


وَأَخْبَرَنِي أَبُو صَالِحٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ عِيسَى بْنِ الْوَلِيدِ قَالَ: ثنا أَبُو عَلِيٍّ حَنْبَلُ بْنُ إِسْحَاقَ قَالَ: قُلْتُ لِأَبِي عَبْدِ اللَّهِ: يَنْزِلُ اللَّهُ تَعَالَى إِلَى سَمَاءِ الدُّنْيَا؟ قَالَ: «نَعَمْ» قُلْتُ: نُزُولُهُ بِعِلْمِهِ أَمْ بِمَاذَا؟  قَالَ: فَقَالَ لِي: «اسْكُتْ عَنْ هَذَا» وَغَضِبَ غَضَبًا شَدِيدًا، وَقَالَ: «مَا لَكَ وَلِهَذَا؟ أَمْضِ الْحَدِيثَ كَمَا رُوِيَ بِلَا كَيْفٍ»


(…) Ebu Abdillah’a dedim ki: Allah Teala, dünya semasına iner mi? ‘Evet’ dedi. Dedim ki: İnmesi ilmiyle midir ne iledir? Bunun üzerine şöyle dedi: ‘Bu konuda sus!’ Çok şiddetli bir şekilde öfkelendi ve şöyle dedi: Bundan sana ne? Hadisi rivayet edildiği gibi keyfiyetsiz olarak geç!’ (el-İbanet’ul Kubra, 7/242)

Görüldüğü üzere İmam Ahmed, nüzül ve sair sıfatların tevil edilmesi bir yana, bu hususta soru sorulmasını dahi şiddetli şekilde nehyetmiştir. Esasında bu konularda konuşmak, sıfatların keyfiyeti hakkında konuşmaktır ve selef imamlarının bunu şiddetle nehyettikleri de sabittir. Bizler, seleften hiç kimse tevil yoluna başvurmamıştır derken bunu mezhebi bir taassupla değil, gerçekten vakıa böyle olduğu için söylemekteyiz. Farz-ı muhal, seleften herhangi birinin sıfatları tevil ettiği sabit olmuş olsa dahi, bu sözkonusu alimin bir hatası olarak kabul edilir ve itibar edilmez. Zira bu tevil yolu, Kitap, sünnet ve selefin icması nezdinde yerilmiş olan bir tahrif yoludur. Yani Ahmed bin Hanbel’in bunları söylediği farzedilse bile İmam Ahmed’den önce bu hususta icma mün’akid olup bağlanmıştır, dolayısıyla Ahmed’in kavli icmaya muhalif bir kavil olur. Lakin, Ahmed ve diğer imamlar böyle bir şeyden uzaktırlar.

Böylece anlaşılmaktadır ki Y.Ş. Yavuz’un sıfatların tevilini İmam Ahmed’e izafe etmesi isabetli değildir, tahkik edilmeden söylenmiş bir sözdür. Her ne kadar bu tarz iddialar bazı alimlerin kitaplarında yer alsa da her kitapta zikredilen her şey doğru olacak diye bir kaide yoktur. İslam ümmeti isnad ümmetidir ve sahibine sahih bir isnad yoluyla ulaştırılmayan her söz –nerede geçerse geçsin- töhmet altındadır. Objektif ve akademik bir çalışma olarak takdim edilen İslam ansiklopedisinde bu tarz –en iyi ihtimalle- tartışmalı olan rivayetlerin kesin bir bilgi gibi lanse edilmesi ilmilik iddiasına gölge düşürmüştür. Kelam sahasında çalışan Y.Ş. Yavuz’un İmam Ahmed hakkında ortaya atılan ve de esas itibariyle onun genel yapısına ve anlayışına ters düşen rivayetleri kabul edivermesi ve makalesini bu temelsiz rivayetler üzerine şekillendirmesi de aynı şekilde akademik çalışma usulüne uygun bir iş olmamıştır. Vallahu a’lem. Velhamdulillahi Rabbil alemin.


Ammar

  • Ziyaretçi
Mekan hakkinda seleften hatta sahabeden delil vardir

وقد قال أميرُ المؤمنينَ عَلِيٌّ رضي الله عنه : "إنَّ اللهَ تعالى خلَق العرْشَ إظهاراً لِقُدْرتهِ لَا مكاناً لذاتِه" وقال أيضاً : قد كان ولا مكانَ وهو الآنَ على ما كان

Mü'minlerin emiri Ali (r. anh) şöyle demiştir: "Doğrusu yüce Allah, arşı kudretini ortaya koymak üzere yaratmıştır. Kendi Zâtı için bir mekân olarak değil." Yine şöyle demiştir: "O, herhangi bir mekân yok iken de vardı. O, şimdi de daha önce de var olduğu gibi vardır." (Abdulkahir el-Bağdadi: el-Fark Beyne'l Firak s. 261)

Yine selef tevil etmedi diyorsun taberi zariat 47 tefsirinde mucahid el i kuvet diye tevil ettigi soluyor

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
SELEFİN “EL”İ KUDRET VE KUVVET OLARAK TEVİL ETTİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Bismillahirrahmanirrahim. Mekanla alakalı sorunuz ilgili yerde cevaplanmıştır. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=87.msg4416#msg4416 Tevil meselesine gelecek olursak; size öncelikle yukarda İmam Ahmed’in sıfatları tevil ettiği iddiasıyla alakalı yazıda zikrettiğimiz tevil kavramıyla alakalı açıklamaları hatırlatmak isteriz. Siz tevil deyince ne anlıyorsunuz? Eğer tevil deyince “nassın zahirini almak, teşbih ve temsile, Allahı kullara benzetmeye yol açar gerekçesiyle nassı zahiri manasından farklı yorumlamak” diye anlıyorsanız selefin sıfat ayetlerini bu amaçla tevil ettiğine dair delil ve nakil nerede? Bir tane selef aliminden, “şu ayeti zahiri manasıyla alırsak teşbihe düşeriz, o yüzden bunu tevil etmemiz, mecaza vs hamletmemiz gerekir” manasında bir tane harf nakledebilir misiniz? Seleften nakledilen sıfat ayetleri hakkında ilk akla gelen mananın dışında yapılan bütün tefsirler, yukarda da belirttiğimiz gibi Arapça lugatine veya ayetin siyakına dayanarak söylenmiş sözlerdir, bu husustaki ihtilaflar tefsir ihtilafından öteye geçmez. Bu konuda hangi misali getirirseniz getirin, bu söylediğimiz şeyin dışına çıkmaz. Hele ki Zariyat: 47. Ayetle alakalı yapılan tefsirleri –bildiğimiz anlamda- tevilmiş gibi lanse etmek, bu husustaki iddialar arasında en çürük, en temelsiz olanlarından bir tanesidir. Zira sözkonusu ayeti, selef olsun halef olsun, tevil ehlinden olsun isbat ehlinden olsun bütün alimler “kuvvet” vs anlamlarda açıklamışlardır. Selefi alimlerden bu ayeti Allah’ın sıfatı olan elle açıklayan kimse bilmiyoruz. Şimdi sözkonusu ayeti kerimede Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

“Göğü de bir kuvvetle bina ettik ve onu genişleten de biziz.” (Zariyat: 47)

İmam Taberi, tefsirinde İbn Abbas, Mücahid, Katade ve başkalarından bu ayette geçen أَيْدٍ kelimesini kuvvet olarak tefsir ettiklerini nakletmekte ve de bu hususta farklı bir görüşe yer vermemektedir. İbn Kesir ve Begavi gibi selefin açıklamalarının esas alındığı tefsirlerde de aynı şekilde ayet, farklı görüşlere yer vermeksizin bu şekilde açıklanmıştır. Aynı açıklamayı İbn Teymiyye (rh.a) da benimsemiştir. (Tedmuriyye, sf 25) Şeyhulislam, bu hususta Ebu’l Hasen el-Eşari’nin az ilerde zikredeceğimiz açıklamalarını da onaylayarak nakletmiştir.  (Beyanu Telbis’il Cehmiyye, 3/342 ve devamı) Esasında söylediğimiz gibi bu hususta alimler arasında herhangi bir kayda değer bir ihtilafın varlığını bilmiyoruz. Biz, bu konuyla alakalı günümüz Eşarilerinin kendisini nispet ettikleri üstadları olan Ebu’l Hasen el-Eşari’nin (rh.a) sözlerini nakletmek istiyoruz. El-Eşari (v. 324) bazı hususlarda muhalefetleri olsa da sıfatlar bahsinde büyük oranda Ehli sünnetin görüşlerini benimsemektedir. Günümüz Eşarileri ise onun bu husustaki yolunu terk ederek halis Cehmiyye akidesini benimsemişlerdir. O, el-İbane adlı –Türkçede de mevcut olan- eserinde Allahu Teala’nın el sıfatını reddedenlere verdiği cevapta şöyle demektedir:


وقد اعتل معتل بقول الله تعالى: (والسماء بنيناها بأيد) من الآية (47 /51) قالوا: الأيد القوة، فوجب أن يكون معنى قوله تعالى: (بيدي) بقدرتي، قيل لهم: هذا التأويل فاسد من وجوه:
أحدها: أن الأيد ليس جمع لليد؛ لأن جمع يد أيدي، وجمع اليد التي هي نعمة أيادي، وإنما قال تعالى: (لما خلقت بيدي) من الآية (75 /38) ، فبطل بذلك أن يكون معنى قوله: (بيدي) معنى قوله: (بنيناها بأيد) . وأيضا فلو كان أراد القوة لكان معنى ذلك بقدرتي، وهذا ناقض لقول مخالفنا، وكاسر لمذهبهم؛ لأنهم لا يثبتون قدرة واحدة، فكيف يثبتون قدرتين.

“(Bidat ehlinden) birileri, (el sıfatını inkar etmelerini) ‘Göğü de bir kuvvet ve kudretle yarattık’ (Zariyat: 47) ayetiyle temellendirdiler. Dediler ki: (Ayette geçen) el-eyd kuvvet demektir. Şu halde Allahu Teala’nın (Sa’d: 75. Ayette geçen) ‘iki elimle…’ kavlinin manası ‘kudretimle’ şeklinde olması gerekir. Onlara denir ki: Bu tevil bir çok açıdan fasittir.

Birincisi: (Zariyat suresinde geçen) el-eyd, el manasındaki ‘yed’ kelimesinin çoğulu değildir. Zira yed’in çoğulu ‘eydi’ şeklinde gelir. Nimet anlamındaki yed’in çoğulu ise ‘eyadi’ şeklinde gelir. Allahu Teala ise  لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ ‘iki elimle yarattığıma’ (Sa’d: 75) buyurmaktadır. Böylece ‘iki elimle’ buyruğunun ‘Göğü bir kuvvetle bina ettik’ kavliyle aynı manaya geldiği iddiası batıl olmaktadır. Ayrıca burada kuvvet murad edilmiş olsaydı ayetin manası ‘iki kudretimle’ şeklinde olacaktı. Bu ise muhalifimizin görüşüne zıttır ve onun mezhebini yerle bir etmektedir. Zira onlar Allah hakkında bir kudret bile isbat etmezken, iki kudret nasıl isbat edeceklerdir?”

Görüldüğü üzere selefin, Zariyat: 47. Ayetteki “eyd” kelimesini kuvvet olarak tefsir etmesi, lafzı zahiri anlamından çıkarıp tevil etmek değil bilakis zahiri anlamı üzere almaktır. Zira bu kelime آد (kuvvetlendi) kelimesinin masdarıdır. Desteklemek, kuvvetlendirmek manalarındaki Te’yid kelimesi de buradan gelir. Bütün bunların bildiğimiz elle doğrudan bir alakası yoktur. ‘İki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan nedir ey İblis?’ mealindeki Sa’d: 75. Ayette ise hakiki el kasdedilmiştir. Ayrıca Eşari’nin konunun devamında belirttiği gibi bu ayetteki ele kudret anlamı yüklemek, ayeti ‘iki kudretim’ diye manalandırmayı gerektirir ki bunun saçmalığı ortadadır. Halis Cehmiye ise kudreti hiç bir şekilde Allah’ın sıfatı olarak kabul etmezler ve ayeti kudret olarak tefsir edip kendileriyle tenakuza düşerler. Ebu’l Hasen el-Eş’ari, bu yöndeki açıklamalarına devam ederek şöyle demektedir:


وأيضا فلو كان الله تعالى عنى بقوله: (لما خلقت بيدي) القدرة لم يكن لآدم صلى الله عليه وسلم على إبليس مزية في ذلك، والله تعالى أراد أن يرى فضل آدم صلى الله عليه وسلم عليه؛ إذ خلقه بيديه دونه، ولو كان خالقا لإبليس بيده كما خلق آدم صلى الله عليه وسلم بيده لم يكن لتفضيله عليه بذلك وجه، وكان إبليس يقول محتجا على ربه: فقد خلقتني بيديك كما خلقت آدم صلى الله عليه وسلم بهما، فلما أراد الله تعالى تفضيله عليه بذلك، وقال الله تعالى موبخا له على استكباره على آدم صلى الله عليه وسلم أن يسجد له: (ما منعك أن تسجد لما خلقت بيدي أستكبرت؟) (75 /38) ، دل على أنه ليس معنى الآية القدرة؛ إذ كان الله تعالى خلق الأشياء جميعا بقدرته، وإنما أراد إثبات يدين، ولم يشارك إبليس آدم صلى الله عليه وسلم في أن خلق بهما.


“Allahu Teala, ‘iki elimle yarattığıma’ kavliyle kudreti kasdetmiş olsaydı, Adem (as)’ın bu hususta İblis’e karşı bir üstünlüğü kalmazdı. Allahu Teala, başkasını değil onu eliyle yaratarak İblis’e karşı Adem’in üstünlüğünü göstermek istemiştir. Eğer İblis’i de Adem’i (sallallahu aleyhi ve sellem) yarattığı gibi eliyle yaratmış olsaydı onu bu açıdan İblis’e üstün kılmasının bir açıklaması olmazdı. O takdirde İblis de Rabbine karşı delil getirerek derdi ki: Tıpkı Adem (sallallahu aleyhi ve sellem)’i elinle yarattığın gibi beni de iki elinle yarattın. İşte Allahu Teala Adem’i bu yönden ona üstün kılmak isteyip  Adem (sallallahu aleyhi ve sellem)’e secde etme hususunda kibirlenmesine karşılık İki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan nedir ey İblis?’ buyurmuştur. İşte bu, ayetin manasının kudret olmadığını göstermektedir. Zira Allahu Teala, her şeyi kudretiyle yaratmıştır. Burada ise ancak iki eli isbat etmek istemiş ve iki elle yaratma hususunda İblis’i Adem (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ortak kılmamıştır.” (el-İbane an Usul’id Diyane, sf 130-132)

Eşari’nin bu faslın bir öncesinde zikrettiği bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:


إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ خَلَقَ ثَلَاثَةَ أَشْيَاءَ بِيَدِهِ: خَلَقَ آدَمَ بِيَدِهِ، وَكَتَبَ التَّوْرَاةَ بِيَدِهِ، وَغَرَسَ الْفِرْدَوْسَ بِيَدِهِ

Allah Azze ve Celle üç şeyi eliyle yaratmıştır: Ademi eliyle yaratmıştır, Tevratı eliyle yazmıştır ve Firdevs cennetini eliyle dikmiştir. (Beyheki, el-Esma ve’s Sifat, 2/125’te mürsel olarak rivayet etmiştir. Hadisin muhtelif lafız ve senedleri mevcuttur.)

Böylece Adem (as) ve diğer bahsi geçen şeyleri Allahu Teala’nın bizzat eliyle yarattığı anlaşılmaktadır. Eşari’nin de işaret ettiği gibi, eğer elden kasıd kudret olsaydı bu sayılan şeyleri ayrıca zikretmenin bir anlamı kalmazdı. Bu surette Allahu teala’nın kudret veya nimet haricinde kendisine has iki elinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Zariyat ayetindeki kuvvetin ise bütün bunlarla bir ilgisi yoktur. Sözkonusu ayette yed’ten yani el’den bahsedildiğini ise ancak Arapçayı bilmeyen birisi ortaya atabilir. Kısacası Zariyat ayetinde elden bahsedilmemektedir, şu halde bu ayetin selef tarafından kuvvet diye tefsir edilmesini, selef eli kuvvet diye tevil ettiler şeklinde yorumlamanın hiçbir dayanağı yoktur ve bu, iddia sahibinin cehaletini tescillemekten başka hiçbir işe de yaramaz. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillah. İbn Abbas (ra) ve seleften bir cemaatin Allahu Teala'nın sak/baldır sıfatını şiddet, zorluk şeklinde tevil ettikleri yönündeki iddiaların reddi için şu adrese müracaat edebilirsiniz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1509.0

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
9 Yanıt
4687 Gösterim
Son İleti 15 Nisan 2018, 04:00
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1106 Gösterim
Son İleti 24 Temmuz 2017, 23:23
Gönderen: AbdulAzim
0 Yanıt
726 Gösterim
Son İleti 22 Mayıs 2018, 05:01
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
727 Gösterim
Son İleti 27 Mayıs 2018, 15:12
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
265 Gösterim
Son İleti 16 Ekim 2018, 03:21
Gönderen: Tevhid Ehli