Tavhid

Gönderen Konu: RABB TEALA’NIN SAK (BALDIR) SIFATI HAKKINDA  (Okunma sayısı 902 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
RABB TEALA’NIN SAK (BALDIR) SIFATI HAKKINDA
« : 08 Mart 2018, 02:44 »
بسم الله الرحمن الرحيم
الحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاة وَالسَّلامُ على مَنْ لا نبيَّ بَعْدَهُ، وَبَعْدُ

Bu yazımızda Allahu Teala’nın sıfatlarından birisi olan sak/baldır hakkında bilgi vereceğiz inşallah. Sak kelimesi Türkçe’de incik veya baldır denilen, dizden ayağa kadar uzanan bölgeye verilen isimdir. Allahu Teala’nın nasıl kendisine mahsus, diğer mahlukata benzemeyen eli, ayağı, parmağı, gözü varsa ve bunlar Kuran ve sünnette Allahu Teala’nın birer sıfatı olarak isbat ediliyorsa sak’ı yani baldırı da vardır. Bu, tıpkı ismi geçen diğerleri gibi Allah Subhanehu’nun zati-haberi sıfatlarındadır; temsile/benzetmeye gitmeksizin zahiri ve hakiki anlamı üzere kabul edilir, asla mecaz ve tevil adı altında tahrife gidilmez. Bu sıfatın dayandığı delillere gelecek olursak; Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

“O gün baldır açılır, onlar da secdeye çağırılır ama buna (secdeye) güç yetiremezler.” (Kalem: 42)

Ayette baldır, Allahu Teala’ya izafe edilmeden zikredilmiştir. Bu yüzden ayetin tefsiri hakkında –ilerde bahsedeceğimiz- bazı ihtilaflar meydana gelmiştir. Aşağıda zikredeceğimiz sahih hadisler ise baldırı Rabb Teala’ya açıkça nisbet ederek ayetteki kapalılığı kaldırmaktadır.

İmam Buhari, Sahih’inde Tefsir bölümünde bu ayetin tefsiriyle alakalı babta şu hadisi rivayet etmektedir:


حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «يَكْشِفُ رَبُّنَا عَنْ سَاقِهِ، فَيَسْجُدُ لَهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ وَمُؤْمِنَةٍ، فَيَبْقَى كُلُّ مَنْ كَانَ يَسْجُدُ فِي الدُّنْيَا رِيَاءً وَسُمْعَةً، فَيَذْهَبُ لِيَسْجُدَ، فَيَعُودُ ظَهْرُهُ طَبَقًا وَاحِدًا»

(…) Ebu Said (ra)’dan şöyle demiştir: Ben Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken işittim: Rabbimiz, baldırını açar. Bütün mümin erkek ve kadınlar ona secde ederler. Geriye dünyadayken Ona riya ve süm’a için (görsünler, duysunlar diye) secde edenler kalır. Secdeye giderler, lakin sırtları tek bir tabakaya dönüşür (böylece secde etmeye güç yetiremezler.) [Buhari, 4919]

Böylece kıyamet günü açılacak olan baldırın, Rabb Teala’nın baldırı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Buhari, Ebu Said hadisini Tevhid bölümünde (no: 7439) daha uzun bir şekilde nakletmektedir. Orada şu ifadeler de vardır:


يُنَادِي مُنَادٍ: لِيَذْهَبْ كُلُّ قَوْمٍ إِلَى مَا كَانُوا يَعْبُدُونَ، فَيَذْهَبُ أَصْحَابُ الصَّلِيبِ مَعَ صَلِيبِهِمْ، وَأَصْحَابُ الأَوْثَانِ مَعَ أَوْثَانِهِمْ، وَأَصْحَابُ كُلِّ آلِهَةٍ مَعَ آلِهَتِهِمْ، حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ، مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ، وَغُبَّرَاتٌ مِنْ أَهْلِ الكِتَابِ، ثُمَّ يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ تُعْرَضُ كَأَنَّهَا سَرَابٌ، فَيُقَالُ لِلْيَهُودِ: مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ؟ قَالُوا: كُنَّا نَعْبُدُ عُزَيْرَ ابْنَ اللَّهِ، فَيُقَالُ: كَذَبْتُمْ ، لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ، فَمَا تُرِيدُونَ؟ قَالُوا: نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا، فَيُقَالُ: اشْرَبُوا، فَيَتَسَاقَطُونَ فِي جَهَنَّمَ، ثُمَّ يُقَالُ لِلنَّصَارَى: مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ؟ فَيَقُولُونَ: كُنَّا نَعْبُدُ المَسِيحَ ابْنَ اللَّهِ، فَيُقَالُ: كَذَبْتُمْ، لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ، وَلاَ وَلَدٌ، فَمَا تُرِيدُونَ؟ فَيَقُولُونَ: نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا، فَيُقَالُ: اشْرَبُوا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي جَهَنَّمَ، حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ، فَيُقَالُ لَهُمْ: مَا يَحْبِسُكُمْ وَقَدْ ذَهَبَ النَّاسُ؟ فَيَقُولُونَ: فَارَقْنَاهُمْ، وَنَحْنُ أَحْوَجُ مِنَّا إِلَيْهِ اليَوْمَ، وَإِنَّا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي: لِيَلْحَقْ كُلُّ قَوْمٍ بِمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ، وَإِنَّمَا نَنْتَظِرُ رَبَّنَا، قَالَ: فَيَأْتِيهِمُ الجَبَّارُ فِي صُورَةٍ غَيْرِ صُورَتِهِ الَّتِي رَأَوْهُ فِيهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ، فَيَقُولُ: أَنَا رَبُّكُمْ، فَيَقُولُونَ: أَنْتَ رَبُّنَا، فَلاَ يُكَلِّمُهُ إِلَّا الأَنْبِيَاءُ، فَيَقُولُ: هَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ آيَةٌ تَعْرِفُونَهُ؟ فَيَقُولُونَ: السَّاقُ، فَيَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ، فَيَسْجُدُ لَهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ، وَيَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ لِلَّهِ رِيَاءً وَسُمْعَةً، فَيَذْهَبُ كَيْمَا يَسْجُدَ، فَيَعُودُ ظَهْرُهُ طَبَقًا وَاحِدًا

“Bir münadi: Her topluluk, kime ibadet ediyorduysa onun peşine gitsin! Diye seslenir. Sonra haça tapanlar haçlarıyla beraber; putlara tapanlar putlarıyla beraber ve her ilaha tapanlar o ilahlarıyla beraber giderler. Nihayet, iyi olsun kötü olsun Allah’a ibadet edenler ve bir de Kitap ehlinin kalıntıları kalır. Sonra cehennem getirilir ve bir serab gibi arzedilir. Yahudiler'e: Sizler kime tapardınız? diye sorulur. Onlar: Biz Allah'ın oğlu Uzeyr'e tapardık, derler. Bunun üzerine onlara: Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teâlâ hiçbir eş, hiçbir çocuk edinmiş değildir. Şimdi söyleyin, ne istiyorsunuz? denilir. O Yahudiler de: Bize su içirmeni istiyoruz, derler. Onlara: Haydi içiniz! Denilir  de onlar birbiri ardınca cehennemin içine dökülürler. Sonra Hrıstiyanlar'a hitaben: Sizler kime tapıyordunuz? diye sorulur. Onlar da: Biz Allah'ın oğlu Mesih'e tapardık, derler. Bunun üzerine onlara: Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teâlâ hiçbir eş, hiçbir çocuk edinmiş değildir. Şimdi söyleyin: Ne istiyorsunuz? denilir. Onlar da: Bize su içirmeni istiyoruz, derler. Onlara da: Haydi içiniz! denilir de birbiri ardınca cehennemin içine dökülürler. Nihayet iyi olsun, kötü olsun, Allah 'a ibâdet etmekte olanlar kalır. Onlara da: İnsanlar hep gittikleri hâlde sizleri habseden nedir? denilecek. Onlar: Biz şimdikinden ziyâde kendilerine muhtâc iken onlardan dünyâda ayrılmıştık. (Şimdi nasıl olur da onların arkasına takılırız?) Biz bir münâdînin: Her kavim vaktiyle ibâdet ettiği ne idiyse onun peşine gitsin! diye nida ettiğini işittik. Ondan dolayı bizler Rabb'imizi bekliyoruz! derler".

Dedi ki: "Meydanda kalan mü'minlere Cebbar olan Allah, onlara ilk defa gördükleri tanıdıkları suretten başka bir surette gelir de: Ben sizin Rabb'inizim! buyurur. Onlar da: Sen bizim Rabb'imizsin! derler. Artık O'nunla peygamberlerden başkası konuşamaz. Allah Teâlâ: Rabbinizi tanıyabilmek için aranızda bir alâmet var mıdır? diye soracak. Onlar: Evet, sâk'tır yani baldırdır demeleri üzerine Rabb Teâlâ, baldırını açar. Bunun üzerine her mü'min Allah'a secde eder. Ona riya ve süm’a için (görsünler, duysunlar diye) secde edenler kalır. Onlar da secde etmeye davranırlar, lakin sırtları tek bir tabakaya dönüşür (böylece secde etmeye güç yetiremezler.) "

Buhari’nin bu rivayeti baldırın bizzat kıyamet günü müminlerin Rabblerini tanıyacakları alamet olacağını ve baldır açılınca müminlerin Onun tanıyarak secdeye kapanacaklarını haber vermektedir.

İbn Batta ise bu Ebu Said hadisini şu lafızla rivayet etmiştir:

يَكْشِفُ رَبُّنَا عَنْ سَاقَيْهِ “Rabbimiz, iki baldırını açar.” (el-İbane, 7/343)

Aşağıda geleceği üzere bu, İbn Mes’ud’dan da nakledilmiştir. Bu ifade iki el, iki göz gibi Rabb Teala’nın iki baldırı olduğuna delalet eder.

Darimi ise Sünen’inde (no: 2845), Ebu Hureyre (ra)’dan şu lafızla nakleder:


أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْبَزَّازُ، عَنْ يُونُسَ بْنِ بُكَيْرٍ، قَالَ: أَخْبَرَنِي ابْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ: أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ يَسَارٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إِذَا جَمَعَ اللَّهُ الْعِبَادَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، نَادَى مُنَادٍ: لِيَلْحَقْ كُلُّ قَوْمٍ بِمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ، فَيَلْحَقُ كُلُّ قَوْمٍ بِمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ، وَيَبْقَى النَّاسُ عَلَى حَالِهِمْ، فَيَأْتِيهِمْ فَيَقُولُ: مَا بَالُ النَّاسِ ذَهَبُوا وَأَنْتُمْ هَا هُنَا؟ فَيَقُولُونَ: نَنْتَظِرُ إِلَهَنَا، فَيَقُولُ: هَلْ تَعْرِفُونَهُ؟ فَيَقُولُونَ: إِذَا تَعَرَّفَ إِلَيْنَا، عَرَفْنَاهُ، فَيَكْشِفُ لَهُمْ عَنْ سَاقِهِ فَيَقَعُونَ سُجُودًا فَذَلِكَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ} [القلم: 42] يَبْقَى كُلُّ مُنَافِقٍ فَلَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يَسْجُدَ، ثُمَّ يَقُودُهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ "

“(…) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken işittim: (Kıyamet günü) Allah, bütün kullarını bir alanda toplar. Bir münadi: Her topluluk, kime ibadet ediyorduysa onun peşine gitsin! Diye seslenir. Her topluluk, kime ibadet ediyor idiyse onun peşinden gider. Bazı insanlar, kendi hallerinde geride kalırlar. Birisi onlara gelir ve ‘Size ne oluyor ki insanlar gittiği halde siz buradasınız’ der. Onlar, derler ki: Biz, ilahımızı bekliyoruz. O kişi şöyle der: Siz Onu tanıyor musunuz? Onlar ise cevaben derler ki: Bize kendini tanıtırsa tanırız. Bunun üzerine  (Rabbleri) onlara baldırını açar, onlar da derhal secdeye kapanırlar. İşte bu, Allahu Teala’nın “O gün baldır açılır, onlar da secdeye çağırılır ama buna (secdeye) güç yetiremezler.” (Kalem: 42) kavlinde bahsettiği şeydir. Geriye bütün münafıklar kalır ve secdeye güç yetiremezler. Sonra onları cennete götürür.”

Darimi’nin rivayeti, bu nakledilen haberin bizzat ilgili ayetin tefsiri olduğunu göstermektedir. Böylece ayette kasdedilen baldırın Allahu Teala’nın baldırı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu, bizzat Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından ayete yapılan bir tefsirdir. Onun sözünden sonra başka bir tefsire ihtiyaç kalmamakta ve meseleyle alakalı ihtilafı –varsa- bitirmektedir. Bunlar haricinde diğer hadis kitaplarında da bu hadisler rivayet edilmektedir. Bunların hepsi sak yani baldırı Allahu Teala’ya izafe etmekte ve kıyamet günü açılacak olan baldırın Allah Subhanehu’nun baldırı olacağına delalet etmektedir. Böylece baldırın Allahu Teala’nın sıfatlarından birisi olduğu ortaya çıkmaktadır. İlgili ayet ve ayete Allah Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yapılan açıklama, başka bir şeye ihtiyaç bırakmasa da biz yine de meseleyi iyice teyid etmek için buna delalet eden selef ve haleften alimlere ait kavilleri de zikretmek istiyoruz.

Abdurrezzak, Tefsir’inde Kalem: 42. Ayetiyle alakalı bölümde İbn Mes’ud (ra)’dan isnadıyla şöyle dediğini rivayet etmiştir:


عَنِ الثَّوْرِيِّ , عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ , عَنْ أَبِي صَادِقٍ , عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ , فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] قَالَ: «عَنْ سَاقِهِ , يَعْنِي سَاقَهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى»

“(…) İbn Mes’ud’dan Allahu Teala’nın ‘O gün baldır açılır’ (Kalem: 42) kavli hakkında şöyle demiştir: Baldırını yani Allah Tebareke ve Teala’nın baldırı…”
İbn Mendeh ise yine isnadıyla ondan şöyle rivayet etmiştir:


أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْعَبَّاسِ بْنِ الْأَشْعَثِ الْغَزِّيُّ، بِغَزَّةَ، ثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَمَّادٍ الطَّهْرَانِيُّ، ثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَ الثَّوْرِيُّ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي الزَّعْرَاءِ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، فِي قَوْلِهِ جَلَّ وَعَزَّ {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] قَالَ: «عَنْ سَاقَيْهِ» قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ: «هَكَذَا فِي قِرَاءَةِ ابْنِ مَسْعُودٍ، وَيَكْشِفُ بِفَتْحِ الْيَاءِ وَكَسْرِ الشِّينِ»


“(…) İbn Mes’ud’dan Allahu Teala’nın ‘O gün baldır açılır’ (Kalem: 42) kavli hakkında şöyle demiştir: İki baldırını. Ebu Abdillah diyor ki: İbn Mes’ud’un kıraatinde ‘Yekşifu/açar’ şeklindedir.”  (er-Reddu ale’l Cehmiyye, sf 16)

Böylece İbn Mendeh, İbn Mes’ud’un sözkonusu ayete yaptığı tefsire uygun olarak ayeti ‘baldır açılır’ şeklinde değil, ‘baldırı açar’ şeklinde okuduğunu nakletmiş olmaktadır. Buna göre İbn Mes’ud, ayetteki baldır ifadesini de tıpkı hadislerdeki gibi Allah’a izafe etmiştir. İbn Mes’ud’dan baldırı isbat eden yukardaki hadislere benzer bir hadis, merfu olarak da rivayet edilmiştir. Orada şöyle demektedir:


حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ عَبَّادٍ النَّسَائِيُّ بَيَانٌ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ بْنِ سِنَانٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ، عَنِ الْمِنْهَالِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] " قَالَ: «يَكْشِفُ رَبُّنَا عَزَّ وَجَلَّ عَنْ سَاقِهِ، وَيُخَرُّ لَهُ سُجَّدًا» مُخْتَصَرٌ

Abdullah’tan o da Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den: ‘O gün baldır açılır’ (ayeti hakkında) şöyle buyurmuştur: Rabbimiz Azze ve Celle, baldırını açar ve ona secde edilir.’ (Darakutni, Ruyetullah, no: 176’da muhtasar olarak rivayet etmiştir.)

Meşhur Hanbeli alimlerinden Ebu İshak ibn Şaküla (v. 369)’dan nakledilen, sıfat inkarcılarından birisiyle yaptığı uzunca bir münazarada şu da geçmektedir:


ثُمَّ قَالَ لي: وهذا مثل روايتكم عن ابْن مسعود فِي قوله عز وجل يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ ساق إن اللَّه عز وجل يكشف عن ساقه يوم القيامة؟.
فقلت لَهُ هَذَا رواه ابْن مسعود عَنِ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -.
فأنكره عَنِ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - وَقَالَ: هَذَا من كلام ابْن مسعود وقد روي عن ابْن عباس أنه قَالَ: " الشدة ".
فقلت لَهُ: إنما نذكر ما جاء عن الصحابة إِذَا لم نجد عَنِ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -.
فقال لي: تحفظه عَنِ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -؟.
قُلْتُ: نعم

“Sonra bana dedi ki: Bu, tıpkı sizin, Allah Azze ve Celle’nin ‘O gün baldır açılır’ kavli hakkında İbn Mes’ud’dan naklettiğiniz ‘O, kıyamet günü baldırını açar’ sözü gibidir.
Ben (İbn Şaküla) ona dedim ki: İbn Mes’ud, bunu Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet etmiştir.
(Muhalif), bunun Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den geldiğini reddederek dedi ki: Bu, İbn Mes’ud’un sözüdür. İbn Abbas’tan ise buna ‘şiddet, sıkıntı’ dediği rivayet edilmiştir.
Bunun üzerine ona dedim ki: Biz, sahabeden gelen haberleri ancak Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen bir şey bulamadığımız zaman zikrederiz.
Dedi ki: Siz onu, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den hıfzettiniz mi?
Ben, evet, dedim.”

İbn Şaküla, ardından konuyla alakalı bir kısmını yukarda zikrettiğimiz merfu hadisleri sıralamaktadır. (Nakleden: İbn Ebi Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/133)

Şafii fakihlerinden, “İkinci Şafii” lakablı İmam İbn Surayc (v. 306) akide hakkındaki risalesinde Allahu Teala’nın isbat edilmesi gereken sıfatları arasında “sak” yani baldırı da saymıştır. (Cuz’un fihi Ecvibet’ul İmam Ebi’l Abbas İbn Surayc, Dar’ul Beşair’il İslamiyye, sf 62)

İbn Batta da (v. 387) yukarda geçtiği üzere, konuyla alakalı Ebu Said hadisini kitabında zikretmiştir. İbn Batta’nın bu hadisi zikrettiği bab başlığı şu şekildedir:


بَابٌ جَامِعٌ مِنْ أَحَادِيثِ الصِّفَاتِ رَوَاهَا الْأَئِمَّةُ، وَالشُّيُوخُ الثِّقَاتُ، الْإِيمَانُ بِهَا مِنْ تَمَامِ السُّنَّةِ، وَكَمَالِ الدِّيَانَةِ، لَا يُنْكِرُهَا إِلَّا جَهْمِيٌّ خَبِيثٌ


“İmamların ve güvenilir şeyhlerin rivayet etmiş olduğu sıfat hadislerinden derlenmiş bab. Bunlara iman etmek, sünnetin tamamından ve dinin kemalindendir. Bunları habis bir Cehmi’den başkası inkar etmez.” (el-İbane, 7/326)

Böylece bu hadis ve Şeyh’in aynı bab altında zikrettiği diğer hadislerin Allah’ın sıfatlarına delalet ettiğini ve bunların Allahu Teala hakkında isbatının Ehli sünnetin icma ettiği bir konu olduğunu ifade etmektedir. Öyle ki bunları, baldır sıfatını ve diğer sıfatları Cehmiyye’den başkası inkar etmemektedir.
Kadı Ebu Ya’la (v.458) “İbtal’ut Tevilat” adlı eserinde bu konuda müstakil bab açmış ve ismini şöyle koymuştur:

إثبات صفة الساق لربنا سُبْحَانَهُ “Rabbimiz –Subhanehu’nun- sak/baldır sıfatının isbatı”

Ardından konuyla alakalı yukarda zikrettiğimiz hadisler ve benzerlerini nakletmiştir. Hadisleri naklettikten sonra şöyle demiştir:


قوله: " يكشف عن ساقه " وهذا أيضا غير ممتنع إضافة الساق إليه وإثبات ذَلِكَ صفة لذاته، كما لم يمتنع إضافة اليد والوجه عَلَى وجه الصفة لا عَلَى وجه الأبعاض والأجزاء، كذلك فِي الساق ونظير هَذَا


“Baldırını açar, kavli. Burada da aynı şekilde baldırın bir sıfat olarak Allah’a izafesi ve bunun Onun zatına ait bir sıfat olarak isbatı imkansız bir şey değildir. Tıpkı el ve yüzün –bir kısım ve parça olarak değil- bir sıfat olarak izafesinin imkansız olmaması gibi. Baldır ve bunun benzeri şeylerde de durum böyledir.” (bkz. İbtal’ut Tevilat, 1/155-164)

Böylece baldırın Allah’a izafesinde Onun Rububiyetinin kemali açısından herhangi bir noksanlık sözkonusu olmayacağını ifade etmektedir. Bunun Rabb Teala’nın el, yüz ve ayak gibi sıfatlarından hiçbir farkı yoktur, inkarını gerektiren hiçbir akli ve nakli delil de bulunmamaktadır.

Alimlerden, konuyla alakalı görüşlerine vakıf olabildiklerimiz bunlardır. Bu sıfatı isbat edenlerden İbn Teymiye ve İbn’ul Kayyim’in ve de  diğer alimlerin İbn Abbas (ra)’tan nakledilen tefsir hakkındaki sözleri ise bir sonraki bölümde zikredilecektir inşallah. İşte, alimlerden naklettiğimiz bu sözler selef ve halef nezdinde baldırın Allahu Teala’nın sıfatları arasında kabul edildiğini göstermektedir. Tabi, bundan kasdımız hakiki manada Ehli Sünnet ve’l Cemaate tabi olanlardır. Yoksa kendisini Ehli sünnete nisbet edip de bu nassları olmadık tevillerle tevil eden, daha doğrusu tahrif eden kimselerin sözleri ise –kim olursa olsun- bizi ilgilendirmemektedir.

Bundan sonraki bölümde inşallah İbn Abbas ve başkalarından nakledilen ve ayette geçen baldır ifadesini zorluk, sıkıntı olarak tefsir eden sözlerin izahı gelecektir. Zira bazı kimseler, yukardaki açık hadisleri hiçe sayarak İbn Abbas’tan nakledilen bu sözlere sarılıp baldır sıfatını inkar etmektedirler. Bazıları da bunu selefin sıfatları tevil ettiğine dair delil getirmeye çalışmaktadır. Bunlar, Ali İmran: 7. Ayette haber verilen ve muhkemleri bırakarak müteşabihlere tabi olan, kalplerinde eğrilik bulunan kimselerdir. Yine bunlar, şu ayet-i kerimede tarif edilen cinsten kimselerdir:


سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَإِنْ يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا وَإِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَإِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ


“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalan saymaları ve onlardan gafil olmalarından ileri gelir.” (Araf: 146)

Onlar, hak olan akideye açıkça delalet eden nassları ya görmezlikten gelirler ya da sırf inkar etmiş olmamak için yapıldığı belli olan birbirinden fasit tevillerle tevil ederler. Fakat böyle, kendilerine uygun zannettikleri, kendi akidelerine çok uzak şekillerde de olsa işaret ettiklerini düşündükleri bir şey gördükleri zaman ise onunla mutlu olurlar, onu gündeme getirip dururlar. Aşağıda İbn Abbas rivayetinin izahı yapıldığı zaman bu tiplerin samimiyetsizliği biraz daha aleni bir şekilde anlaşılacaktır inşallah.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1637
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: RABB TEALA’NIN SAK (BALDIR) SIFATI HAKKINDA
« Yanıtla #1 : 09 Mart 2018, 05:43 »
Es-Selamu Aleykum. Bir soru sormak istiyorum: Ibn Hatim Ikrime’den rivayet ediyor,ibni Abbasa radiyallahu anhu’ya Es-Sak manasini bulunan Ayette: "Baldırların açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği gün..."(Kalem, 68/42) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle demis:Eger Kur’an’dan bir seyi anlamdiginiz zaman Araplarin siirlerinde aciklamayi arayin.Hic mi bu sairin sozunu isitmediniz:”Savas siddetligine(Es-Sak) ulasmistir.” Ve ibni Abbas dedi:”  hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi"(Tefsir ibn Ebi Hatim:10/3366)
Bunu Bosnak dilinden tercume ettim,sizde bu rivayetin orjinal Arapcasi veya Turkce tercumesi bulunuyormu?Yani sorunun maksadi,ibni Abbas’a boyle bir soru sorulmus mudur?Ibni Abbas bu Ayete boyle bir Te’wil yapmis midir?Burada ibni Abbasa Allahin Sak-indan mi soruluyor yoksa Kiyametin Sual gununun Sak-Meydanindan mi soruluyor?
In sa Allah sorumu anlamisinizdir,ilk firsatta cevap verirsiniz in sa Allah,Allah zamaniniza bereket nasib eder in sa Allah.Amin.Selamu Aleykum
Not:Bosnaklar Maturidi ve Es’Ari akidesini savunup Selefu Saliha saldirip belki bu rivayeti cimbizlamislar-susleyip puslemislerdir diye dusundum ve sizlerden bir aciklamanizi istedim.


İbn Abbas ve başkalarına nisbet edilen sak/baldır sıfatıyla alakalı açıklamalar hakkında:

Ve aleykum. İmam Taberi, ‘O gün baldır açılır’ mealindeki Kalem: 42. Ayetinin tefsirinde şöyle demiştir:

قَالَ جَمَاعَةٌ مِنَ الصَّحَابَةِ وَالتَّابِعِينَ مِنْ أَهْلِ التَّأْوِيلِ: يَبْدُو عَنْ أَمْرٍ شَدِيدٍ.


“Sahabe ve tabiinden olup tevil (tefsir) ehlinden olan bir cemaat (bu ayet hakkında) ‘şiddetli bir iş baş gösterir’ demiştir.”

Ardından konuyla alakalı rivayetleri sıralamaktadır. Bunlardan en çok dikkat çekenleri burada nakledeceğiz inşallah.


حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْمُحَارِبِيُّ، قَالَ: ثنا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] قَالَ: هُوَ يَوْمُ حَرْبٍ وَشِدَّةٍ

“(…) İkrime’den o da İbn Abbas’tan ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında şöyle demiştir: O, savaş ve zorluk günüdür.”

حَدَّثَنَا ابْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ: ثنا مِهْرَانُ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] قَالَ: عَنْ أَمْرٍ عَظِيمٍ كَقَوْلِ الشَّاعِرِ:
[البحر الرجز]
وَقَامَتِ الْحَرْبُ بِنَا عَلَى سَاقِ


(…)İbn Abbas’tan ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında şöyle demiştir: Çok azametli, büyük bir iş (açılır, başlar). Tıpkı şairin şu sözünde olduğu gibi:
‘Savaş, bize sak (yani zorluk) üzere geldi’

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ: ثني أَبِي، قَالَ: ثني عَمِّي، قَالَ: ثنا أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَوْلُهُ: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] يَقُولُ: حِينَ يُكْشَفُ الْأَمْرُ، وَتَبْدُو الْأَعْمَالُ، وَكَشْفُهُ: دُخُولُ الْآخِرَةِ وَكَشْفُ الْأَمْرِ عَنْهُ

(…)İbn Abbas’tan ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında şöyle demiştir: Emir ortaya çıkıp ameller açığa çıktığında. Baldırın keşfi, açılması: Ahiret hayatına girilmesi ve onun hakkındaki emrin açığa çıkmasıdır.”

حَدَّثَنِي عَلِيٌّ، قَالَ: ثنا أَبُو صَالِحٍ، قَالَ: ثنا مُعَاوِيَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَوْلُهُ: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] هُوَ الْأَمْرُ الشَّدِيدُ الْمُفْظِعُ مِنَ الْهَوْلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“(…)İbn Abbas’tan ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında şöyle demiştir: O, kıyamet günü dehşetle korkutan şiddetli bir iştir.”


حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْمُحَارِبِيُّ وَابْنُ حُمَيْدٍ، قَالَا: ثنا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَوْلُهُ: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] قَالَ: شِدَّةُ الْأَمْرِ وَجِدِّهِ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: هِيَ أَشَدُّ سَاعَةٍ فِي يَوْمِ الْقِيَامَةِ

“(…) İbn Cureyc’ten o da Mücahid’den: ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında şöyle demiştir: İşin zorluğu ve ciddiyeti ortaya çıkar. İbn Abbas diyor ki: O, kıyamet günündeki en zorlu saattir ”

Böylece sözkonusu ayet hakkında sahabeden iki görüş nakledilmiş olmaktadır.

Birincisi İbn Mes’ud’un görüşü ki o, yukarda naklettiğimiz gibi ayeti, ilgili hadise uygun olarak yani Rabb Teala, baldırını açar şeklinde tefsir etmiştir.
İkincisi ise İbn Abbas’ın görüşü ki o da ayetteki baldırın açılmasını sıkıntı ve zorluğun başlaması olarak tefsir etmiştir.

Bu iki sahabe dışında, sahabeden herhangi birisinin konuyla alakalı bir açıklamasına vakıf değiliz. Ancak tabiinden İbn Abbas’ın kavline muvafık şeyler nakledilmiştir. Nitekim İmam Taberi, İbn Abbas’ın ardından Katade, Said bin Cübeyr ve Dahhak’tan benzerlerini nakletmektedir. Ondan sonra da buna delalet eden bazı merfu hadisleri sıralamaktadır.

Yukardaki hadislerin benzeri olan bu rivayetlerden İbn Mes’ud rivayetinde şöyle denilmektedir:


هَلْ تَعْرِفُونَ رَبَّكُمْ؟ فَيَقُولُونَ: سُبْحَانَهُ إِذَا اعْتَرَفَ إِلَيْنَا عَرَفْنَاهُ، قَالَ: فَعِنْدَ ذَلِكَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ، فَلَا يَبْقَى مُؤْمِنٌ إِلَّا خَرَّ لِلَّهِ سَاجِدًا

“(…) Siz, Rabbinizi tanıyor musunuz? Onlar derler ki: O, her tür noksanlıktan münezzehtir. Bize kendini tanıtırsa Onu tanırız. İşte o anda baldır açılır. Allah’a secde etmeyen hiçbir mümin kalmaz.”

Yine Abdullah’tan gelen başka bir rivayette şöyle denilmektedir:


فَيُكْشَفُ عَمَّا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يُكْشَفَ

“Allah’ın açılmasını dilediği şey açılır.”

Daha sonra Ebu Said hadisini, -yukarda Rabbin baldırını açtığı şeklinde değil- bu naklettiklerine benzer şekilde yani ayetteki gibi ‘baldır açılır’ vb şekillerde nakletmektedir.

Ardından, İkrime’den isnadıyla şunları nakletmektedir:


حَدَّثَنَا ابْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ: ثنا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، فِي قَوْلِهِ: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] قَالَ: هُوَ يَوْمُ كَرْبٍ وَشِدَّةٍ  وَذُكِرَ عَنِ ابْنٍ عَبَّاسٍ أَنَّهُ كَانَ يَقْرَأُ ذَلِكَ: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] بِمَعْنَى تُكْشَفُ الْقِيَامَةُ عَنْ شِدَّةٍ شَدِيدَةٍ، وَالْعَرَبُ تَقُولُ: كُشِفَ هَذَا الْأَمْرُ عَنْ سَاقٍ: إِذَا صَارَ إِلَى شِدَّةٍ؛ وَمِنْهُ قَوْلُ الشَّاعِرِ:
[البحر الكامل]
كَشَفَتْ لَهُمْ عَنْ سَاقِهَا ... وَبَدَا مِنَ الشَّرِّ الصُّرَاحُ


“(…) İkrime’den ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında şöyle demiştir: O, sıkıntı ve zorluk günüdür. İbn Abbas’tan ‘O gün baldır açılır’ ayetini ‘Kıyamet, şiddetli bir sıkıntı ile ortaya çıkar’ manasında okuduğu nakledilmiştir. Araplar işler sarpa sardığı zaman şöyle derler: Bu işin baldırı açıldı. Şairin şu sözü de bu minvaldedir:
Onlar için baldırını açtı,
Ve açık bir kötülük ortaya çıktı.”

Taberi, ayetin bu kısmıyla alakalı açıklamalarını burada noktalamaktadır. İbn Cerir et-Taberi’nin (rh.a) ayetle alakalı seleften nakledilen bu yorumu benimsediği yani sak’ı zorluk ve sıkıntı olarak tefsir etmeye meylettiği açıkça görülmektedir.

İbn Ebi Hatim (rh.a) da konuyla alakalı benzer rivayetleri zikretmekte ve tıpkı Taberi’nin yaptığı gibi konuyla alakalı –birinci bölümde zikretmiş olduğumuz- muhalifi rivayetlere yer vermemektedir.

Abdurrezzak ise yukarda bahsettiğimiz üzere iki türden rivayete de Tefsirinde yer vermiştir. Yani hem İbn Mes’ud’un kavlini hem de ona muhalif olan İbn Abbas’ın kavlini nakletmektedir. Müsned yani isnad yoluyla tefsirde bulunan müfessirlerin konuya yaklaşımları bu şekildedir.

Ehli sünnetten olup sonraki dönemde yaşayan diğer bazı alimler de ayeti korku ve şiddetle tefsir etmişlerdir. Mesela İbn Kuteybe (v.276) şöyle demektedir:


فمن الاستعارة في كتاب الله قوله عز وجل: يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ ساقٍ [القلم: 42] أي عن شدّة من الأمر، كذلك قال قتادة «4» . وقال ابراهيم «5» : عن أمر عظيم.

“Allah Azze ve Celle’nin kitabındaki şu kavli de istiare kabilindendir: ‘O gün baldır açılır’ Yani işin zorluğu (başlar). Katade de böyle demiştir. İbrahim (en-Nehai) ise şöyle demiştir: Büyük bir iş (başlar).” (Tevilu Müşkil’il Kur’an, sf 89)

Begavi de İbn Kuteybe’nin ve diğer selef ulemasının açıklamalarını benimseyerek nakletmektedir. Bununla beraber Rabb Teala’nın baldırını açacağını zikreden rivayetleri de nakletmiştir.

İbn Kesir ise ayeti şöyle tefsir etmektedir:


يَعْنِي: يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَا يَكُونُ فِيهِ مِنَ الْأَهْوَالِ وَالزَّلَازِلِ وَالْبَلَاءِ وَالِامْتِحَانِ وَالْأُمُورِ الْعِظَامِ


“Yani, kıyamet günü ve onda meydana gelecek korku, sarsıntı, bela, imtihan ve diğer büyük olaylar…”

Böylece, onun da ayeti bu şekilde zorluk olarak tefsir etmeye meylettiği anlaşılmaktadır. Bununla beraber o, hem Buhari’deki hadisi hem de İbn Abbas’tan gelen rivayetleri beraberce zikretmiştir. O da Begavi gibi bu iki rivayet tarzı arasında bir tezat görmüyor olabilir. Nitekim –Allah affetsin- Kurtubi, bütün bunları nakledip sak/baldır sıfatının aslını da inkar ettikten sonra bu iki rivayeti şu şekilde cem etmeye çalışmıştır:


وَمَعْنَاهُ أَنْ يَكْشِفَ عَنِ الْعَظِيمِ مِنْ أَمْرِهِ. وَقِيلَ: يَكْشِفُ عَنْ نُورِهِ عَزَّ وَجَلَّ

(Rabbin baldırını açmasının) manası, Onun büyük işlerinden birini açığa çıkarmasıdır. Bunun Azze ve Celle’nin nurunu açığa çıkarması olduğu da söylenmiştir.”

Bu tevilin isabetsizliği ve hadisin zahirine muhalefeti ortadadır. Aşağıda geleceği üzere seleften yapılan bu nakillerle rivayet edilen hadisleri birleştirmeye çalışmak da beyhude bir gayrettir. Eğer, bu hadisler olmasaydı ayeti İbn Abbas’tan nakledilen şekilde tefsir etmek mümkün olabilirdi. Lakin bu hadisler, ayeti açık bir şekilde tefsir etmektedir ve başka türden bir açıklamaya imkan bırakmamaktadır. Vallahu a’lem.

İbn Abbas rivayetinin sıhhatine gelince; İbn Hacer, Feth’ul Bari’de (13/428) bu rivayetlerin bir kısmına hasen, bir kısmına sahih hükmü vermektedir. Bunun haricinde de alimlerden bu hadislerin sıhhati hakkında lehte veya aleyhte konuşan birisine raslayamadım. Muasırlardan –Allah hidayet etsin- Selim el Hilali, bu rivayetlerin hepsinin zayıf olduğunu kendince isbatlayan bir risale yazmıştır. Bununla beraber bu görüşe katılan alimlerin yanı sıra muhalif olan alimlerin de –İbn Teymiye, İbn’ul Kayyim ve başkaları gibi- baldır sıfatı hakkında ihtilafın varlığını kabul etmeleri, bu rivayetin varlığını esas alarak ona reddiyede bulunmaları rivayetin bir aslı olduğuna işaret etmektedir.

Bu rivayetin açıklamasına gelince; yukarda Ebu İshak ibn Şaküla (rh.a)’dan da naklettiğimiz gibi, sahabe kavillerine ancak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den açık bir nass olmadığı takdirde müracaat edilebilir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen haberlerde ise kıyamet günü açılacak olan baldırın Rabb Teala’nın baldırı olduğu açıkça beyan edilmiştir. Selef alimlerinin bir kısmının ayeti, sözkonusu hadiste zikredilenden başka türlü açıklaması ise bu hadisi işitmemiş olmalarından kaynaklanabilir. Zira kıyamet günü yaşanacak olan olaylardan uzunca bahseden sözkonusu hadisin birçok farklı rivayeti sözkonusudur. Bazılarında baldırdan hiç basedilmemekte, bazılarında ise tıpkı ayetteki gibi Allah’a nisbet etmeksizin sadece baldırın açılacağından bahsetmektedir. Rivayetlerin ancak bir kısmında açıkça Allahu Teala’nın baldırını açacağı ifade edilmiştir. İşte bu lafzı içeren haberlerin alimlerden bir kısmına hiç ulaşmaması veyahut da sahih gördükleri bir yolla ulaşmamış olması mümkündür. Bu hadisler sahih yollarla sabit olup, hadis divanlarında yer aldıktan sonra artık kimsenin bunlara muhalefeti caiz olmaz. Bundan sonra seleften gelen kavilleri bahane edip Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen hadisleri terk eden herkes şu ayet-i kerimede zikredilen tehdidle muhatap olur:


فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ


“Onun emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden yahut azabın isabet etmesinden sakınsınlar!” (Nur: 63)

Şu bilinmelidir ki, yukarda naklettiğimiz hadis ile baldırın açılmasını şiddet ve sıkıntı olarak tefsir edenlerin kanaati asla birbirleriyle uzlaştırılabilecek şeyler değildir. Kadı Ebu Ya’la el-Hanbeli (rh.a), bu hususta şunları zikretmektedir (Parantez içi açıklamalar bize aittir):


فإن قيل: المراد بذكر الساق هاهنا شدة الأمر، قَالَ الشاعر: وقامت الحرب عَلَى ساق وقال ابن عباس فِي قوله: " يوم يكشف عن ساق " أي عن شدة الأمر

وَقَالَ الحسن فِي قوله: {وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ} أي التفت ساق الدنيا بساق الآخرة قيل: هَذَا غلط لوجوه أحدها: أنه قَالَ: " فيتمثل لهم الرب وقد كشف عن ساقه " والشدائد لا تسمى ربا والثاني: أنهم التمسوه ليتبعوه فينجوا من الأهوال والشدائد التي وقع فيها من كان يعبد غيره، وإذا كان كذلك لم يجز أن يلتمسوه عَلَى صفة تلحقهم فيها الشدة والأهوال الثالث: أنه قَالَ: " فيخرون سجدا " والسجود لا يكون للشدائد، وهذا جواب أَبِي بكر رأيته فِي تعاليق أَبِي إسحاق عنه.


“Eğer denilirse ki: Burada zikredilen sak’tan kasıd işin zorluğudur. Şair de şöyle demiştir: Savaş sak ile (zorlukla) başladı. İbn Abbas ise şöyle demiştir: ‘O gün sak/baldır açılır’ yani işin zorluğu (ortaya çıkar). El-Hasen (Basri) ise ‘(Ölüm geldiğinde) bacaklar birbirine dolaşır’ (Kıyame: 29) ayeti hakkında dünya sak’ı (zorluğu) ahiret sak’ına(zorluğuna) karışır, demiştir.

(Buna cevaben denilir ki) Bu, birçok açıdan yanlıştır.

Birincisi: (Hadiste) buyurmuştur ki: ‘Rabb, onlara temessül eder, görünür ve baldırını açar’ Zorluk ve sıkıntılar ise ‘Rabb’ olarak adlandırılamaz.

(Yani kıyamet günü açılacak olan baldır, Allahu Teala’nın baldırı değil de zorluk ve sıkıntıların baldırı olsaydı, bu hadiste sıkıntılara ‘Rabb ismi verilmiş olması gerekirdi. Bu ise caiz değildir.)

İkincisi: Onlar, Allah’tan başkasına ibadet edenlerin başına gelen korku ve sıkıntılardan kurtulabilmek için Ondan talepte bulunup Ona tabi olmuşlardı. Hal böyleyken kendilerine sıkıntı ve korku getirecek bir şekilde Ondan talepte bulunmaları caiz olmaz.

(Zira müminler, Allah’ı tanıyacakları alametin sak yani baldır olduğunu söyleyeceklerdir. Bundan kasdın zorluk ve sıkıntı olması mümkün değildir. Çünkü kıyametin dehşetinden kurtulmak isteyenlerin tekrar sıkıntı talep etmeleri anlamsız bir şeydir.)

Üçüncüsü: (Hadiste) ‘Onlar secdeye kapanırlar’ buyurmaktadır. Zorluk ve sıkıntılara ise secde edilmez.

İşte bu, Ebu İshak’ın ondan naklettiği talikler arasında gördüğüm Ebubekr’e ait cevaptır.”

El-Kadi, devamla şöyle demektedir:


الرابع: إن جاز تأويل هَذَا عَلَى الشدة جاز تأويل قوله: " ترون ربكم " عَلَى رؤية أفعاله وكراماته، وقد امتنع مثبتو الصفات من ذَلِكَ، والذي روي عن ابن عباس والحسن، فالكلام عليه من وجهين: أحدهما أنه يحتمل أن يكون هَذَا التفسير منهما عَلَى مقتضى اللغة، وأن الساق فِي اللغة هو الشدة، ولم يقصدا بذلك تفسيره فِي صفات الله تَعَالَى فِي موجب الشرع والثاني: أنه يعارض ما قاله قول عبد الله بن مسعود


Dördüncüsü: Eğer, bunun zorluk olarak tevil edilmesi caiz olursa, o zaman ‘Rabbinizi göreceksiniz’ buyruğunun da ‘Onun fiillerini ve üstünlüğünü göreceksiniz’ şeklinde tevil edilmesi caiz olurdu. Sıfatları isbat edenler ise bundan imtina etmiştir.

İbn Abbas ve el-Hasen’den rivayet edilenler hakkındaki söz(ümüz) ise iki vecihten olacaktır:

Birincisi: Onların bu tefsirinin ‘sak ifadesi lugatte şiddet, sıkıntı manasına gelir ‘şeklinde lugat yönünden bir açıklama olma ihtimali vardır. Onlar, bununla Allah’ın sıfatları hakkında şeriat gereğince bir tefsir yapmayı kasdetmemişlerdir.

(Yani sonraki sıfat inkarcılarının yaptığı gibi Allah’ın sak sıfatını zorluk olarak tevil etme amacıyla bu açıklamayı yapmamışlardır. Bir ihtimal, sak’ın lugat manasını açıklama sadedinde bunu zikretmişlerdir.)

İkincisi: Bu görüş, Abdullah bin Mes’ud’un kavline muhaliftir.”

Ardından İbn Mes’ud’un yukarda nakletmiş olduğumuz Allah Subhanehu’nun kendi baldırını açacağına dair kavlini muhtelif yollarla nakletmektedir. (İbtal’ut Tevilat, 1/159 ve devamı)

Böylece İbn Abbas ve başkalarından nakledilen bu görüşün sahih hadise muhalif hatalı bir kanaat olduğu ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar sak’ın, şiddet olarak tefsir edilmesinin Arap dilinde dayandığı bir vechi olsa bile, hadislerde buradaki sak’ın Allahu Teala’ya ait bir sıfat olduğu açıkça ifade edildiğinden dolayı artık bu lugavi manayı almak caiz olmaz. Bu meselede açıkça görüldüğü üzere İbn Mes’ud, hadistekine uygun olarak baldırı Allahu Teala’ya izafe ederken, diğerleri ise baldırı şiddet ve zorluk olarak açıklamaktadır. Yani mesele, selef arasında ihtilaflıdır. Bizler, ancak selefin icma ettiği konularda onlara tabi olmakla mükellefiz. İhtilaf ettikleri konularda ise eğer konuyla alakalı başka bir delil yoksa bir kimse onlardan dilediğine tabi olabilir. Lakin, konuyla alakalı açık hadis geldiğinden dolayı artık bu ihtilafın hükmü kalmamıştır ve hiç kimseye de sahih hadise muhalif bir kanaate –velev ki seleften de rivayet edilse- tabi olma ruhsatı verilmemiştir.

İşin bu noktasında  bazı kimseler, seleften bazılarının bu ayete yaptıkları açıklamaya dayanarak selef alimlerinin de sıfat nasslarını tevil ettiğini, dolayısıyla sıfatları tevil etmenin bidat olmadığını ileri sürmektedirler. Buna cevap verebilmek için öncelikle selefin bu ayet hakkında ihtilaf etmesinin sebebini kavramak gerekir. Şeyhulislam İbn Teymiye (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:


مَسْأَلَة نقل عَن ابْن عَبَّاس رَضِي الله عَنْهُمَا فِي قَوْله تَعَالَى {يَوْم يكْشف عَن سَاق} أَنه قَالَ عَن شدَّة
وَثَبت فِي الصَّحِيحَيْنِ من حَدِيث أبي سعيد رَضِي الله عَنهُ فِي حَدِيثه الطَّوِيل الَّذِي فِيهِ تجلي الله تَعَالَى لعبادة يَوْم الْقِيَامَة وَأَنه يحتجب ثمَّ يتجلى قَالَ فَيكْشف عَن سَاقه فينطرون إِلَيْهِ
وَالَّذِي فِي الْقُرْآن سَاق لَيست مُضَافَة فَلهَذَا وَقع النزاع هَل هُوَ من الصِّفَات أم لَا
قَالَ شيخ الْإِسْلَام رَحْمَة الله عَلَيْهِ وَلَا أعلم خلافًا عَن الصَّحَابَة فِي شَيْءمِمَّا يعد من الصِّفَات الْمَذْكُورَة فِي الْقُرْآن إِلَّا هَذِه الْآيَة لعدم الْإِضَافَة وَالَّذِي يَجْعَلهَا من الصِّفَات يَقُول فِيهَا كَقَوْلِه فِي قَوْله تَعَالَى {لما خلقت بيَدي} وَقَوله تَعَالَى {وَيبقى وَجه رَبك} وَنَحْو ذَلِك فَإِنَّهُ مَعَ الصِّفَات تثبت وَيجب تَنْزِيه الرب تَعَالَى عَن التَّمْثِيل لِأَنَّهُ لَيْسَ كمثله شَيْء وَهُوَ السَّمِيع الْبَصِير


“Mesele: İbn Abbas (ra)’dan ‘O gün baldır açılır’ ayeti hakkında ‘şiddet/sıkıntı’ dediği nakledilir. Sahihayn’da sabit olan Ebu Said (ra)’ın uzunca hadisinde ki onda şöyle geçmektedir: Allah, kıyamet günü kullarına tecelli eder. Önce gizlenir, sonra tecelli eder. (Hadiste) şöyle buyurmaktadır: O, baldırını açar, onlar da Ona bakarlar. Kur’an’da geçen ise (Allah’a) izafe edilmeyen bir baldırdır. İşte bundan dolayı onun sıfatlar arasında yer alıp almadığı hususunda ihtilaf vaki olmuştur.

Şeyhulislam (rh.a) der ki: Ben, bu ayetten başka, Kur’an’da zikredilen sıfatlar arasında sayılıp da sahabeden nakledilen bir ihtilaf bilmiyorum. Zira bu ayette (baldır sıfatı) Allah’a izafe edilmemiştir.  Bunu sıfatlar arasında addedenler ise Allahu Teala’nın ‘İki elimle yarattığıma’ (Sad: 75) ve ‘Rabbinin yüzü baki kalır’ (Rahman: 27) kavli ve benzerleri hakkında ne diyorlarsa onu derler. Buna göre bu (yani baldır), diğer sıfatlarla beraber isbat edilir ve Rabb Teala’nın temsilden/benzetmeden tenzih edilmesi gerekir. Zira ‘Onun misli/benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.’ (Şura: 11) ” (Muhtasar’ul Fetava’l Mısriyye, sf 201-202)

Görüldüğü üzere ihtilafın kaynağı bizatihi ayetin lafzından kaynaklanmaktadır. Zira ayette baldırın, Allah’ın bir sıfatı olduğu açık değildir. Buhari ve başkalarının naklettiği diğer hadis olmasaydı biz Allahu Teala’nın baldır diye bir sıfatı olduğunu tek başına bu ayetten çıkartamayacaktık. Şu halde bu ayetin tefsiri hakkındaki ihtilaf, öncelikle bunun bir sıfat ayeti olup olmadığı hakkındaki ihtilaftan kaynaklanmaktadır. Eğer burada baldır, açıkça Allah’a izafe edilmiş olsaydı tıpkı el ve yüzün Allah’a nisbeti hususunda selef arasında bir ihtilaf olmadığı gibi bunda da ihtilaf olmazdı. Keza selef nasıl ki el ve yüzü tevil etmemişler ve zahiri üzere kabul etmişlerse, bunu da öylece kabul edeceklerdi. Zira daha önce İbn Abdilberr ve başkalarından naklettiğimiz üzere sıfat ayetlerinin zahiri üzere olduğu ve de sıfat nasslarında tevile ve mecaza gidilmeyeceği hususunda selef imamları ittifak etmiştir. Eğer ayetteki baldırın Allah’ın sıfatı olduğu ortaya çıksaydı asla bunu dildeki başka manalara yorma cihetine gitmeyeceklerdi. Çünkü Allah’ın sıfatlarının keyfiyeti meçhuldür ve sıfatları tevil etmeye kalkışmak, keyfiyet hakkındaki konuşmanın bir şeklidir. Selef ise böyle bir düşünceden uzaktır. Sıfat ayetleri dışındaki mecaz ve tevile gelince; Ehli sünnet arasında bu, ihtilaf edilen bir konudur. Bazıları sıfat nassları dışında mecazı kabul etmişlerdir. İbn Teymiye ve İbn’ul Kayyim (rh.a) ise mecazın dilde de dinde de sözkonusu olmayacağını söylemişler ve seleften bunun aksinin rivayet edilmediğini belirtmişlerdir. Allahu a’lem doğrusu da budur. Yani mecaz adı verilen şeyin, bir kelimeyi dilde kararlaştırılmış şeklinin dışında kullanmanın dilde de dinde de bir aslı yoktur. Bütün lafızlar zahiri üzeredir. Ancak bazen bir lafız, birtakım delillerden ötürü dilde yaygın olan şeklinin dışındaki bir manada kullanılabilir. Lakin bu sonuçta delillere dayalı olduğundan dolayı artık sözkonusu lafzın zahiri, ilk akla gelen anlamı bu olur. Mesela bir insanla alakalı aslan parçası ifadesi kullanıldığında ormanda yaşayan malum hayvanın kasdedilmediği çeşitli karinelerle belli olduğundan dolayı bu ifadenin zahiri kahraman, güçlü kuvvetli kişi demektir. Mecazcılar ise bunun mecazi anlam olduğunu söyler. İşte burada İbn Abbas ve başkalarının sak/baldır ifadesini şiddet ve sıkıntı olarak tefsir etmeleri, her ne kadar baldırın bilinen anlamına zıt olsa da bunu gerek ayetin siyakından, ayette kıyamet saatinden bahsedilmesinden gerekse de sak/baldır kelimesinin Arapça’da bu tarz bir kullanımının olmasından istinbat etmişlerdir. Bize göre onlar ayeti tevil etmemişler, bilakis ayetin zahiri manasını böyle görmüşlerdir. Sıfat nassları dışında tevil ve mecazı mümkün görenler nezdinde ise ayeti tevil etmişlerdir, mecazi manasını almışlardır. Lakin onlar, bu ayeti sıfat nasslarından görmedikleri için bu hususta mazurdurlar. Onların hiç birisinden sıfat nassı olduğu belli olan bir hususta böyle bir tevile gittikleri nakledilemez. Kaldı ki bu imamlar, günümüz tatil ehlinin yaptığı gibi bu ayeti zahiri üzere alırsak teşbih ve temsile düşeriz, o yüzden ayeti tevil etmemiz gerekir gibi bir mantıkla bunu yapmamışlardır. Bilakis ayetin akışının ve Arap lügatinin bunu gerektirdiğine inandıklarından dolayı böyle bir açıklamaya gitmişlerdir. Dikkat edilirse selef alimlerinin dışında haleften olup sıfatları kabul eden isbat ehlinden olduğu bilinen, hatta bundan dolayı bazı kimseler tarafından Mücessime olmakla suçlanan İbn Kuteybe, İbn Ebi Hatim, İbn Cerir et-Taberi gibi imamlar dahi bu açıklamayı tercih etmektedir. Halbuki bu alimlerin bu baldır meselesi dışındaki diğer sıfat nassları hakkındaki yaklaşımları bellidir. Eğer burada mevzu Cehmiye’nin yaptığı gibi teşbih kaygısıyla ayeti tevil etmek olsaydı, aynı usulü diğer nasslara da tatbik etmeleri gerekirdi. İşte bu dahi buradaki mevzunun tamamen bir tefsir ihtilafından ibaret olduğunu, sıfatları tevil etme hususundaki bir ihtilaf olmadığını göstermektedir. İşte böylece, selefin sıfat nasslarını tevil ettiğine veya en azından bu konuda ihtilaf ettiklerine dair iddiaların geçersiz olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. İbn Teymiye’nin de işaret ettiği gibi sahabe ve tabiinden bundan başka da sıfatlar hakkında bir ihtilaf nakledilemez. Bunun ise onların söylediği şeye delalet etmediği ortadadır.

Bu konuyla alakalı sözlerimizi, İbn’ul Kayyim (rh.a)’ın konuyla alakalı açıklamalarını naklederek bitirmek istiyoruz. Şeyh (rh.a) Kur’an’ın zahirini terk ederek tevile gidilmesini gerektiğini savunanlara reddiyesinde şöyle demektedir:


مِنْ أَيْنَ فِي ظَاهِرِ الْقُرْآنِ أَنَّ لِلَّهِ سَاقًا وَلَيْسَ مَعَكَ إِلَّا قَوْلُهُ تَعَالَى: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] وَالصَّحَابَةُ مُتَنَازِعُونَ فِي تَفْسِيرِ الْآيَةِ عَلَى الْمُرَادِ بِهَا: أَنَّ الرَّبَّ تَعَالَى يَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ، وَلَا يُحْفَظُ عَنِ الصَّحَابَةِ وَالتَّابِعِينَ نِزَاعٌ فِيمَا يُذْكَرُ أَنَّهُ مِنَ الصِّفَاتِ أَمْ لَا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ، وَلَيْسَ فِي ظَاهِرِ الْقُرْآنِ مَا يَدُلُّ عَلَى أَنَّ ذَلِكَ صِفَةٌ لِلَّهِ تَعَالَى لِأَنَّهُ سُبْحَانَهُ لَمْ يُضِفِ السَّاقَ إِلَيْهِ وَإِنَّمَا ذَكَرَهُ مُجَرَّدًا عَنِ الْإِضَافَةِ مُنَكَّرًا، وَالَّذِينَ أَثْبَتُوا ذَلِكَ صِفَةً كَالْيَدَيْنِ لَمْ يَأْخُذُوا ذَلِكَ مِنْ ظَاهِرِ الْقُرْآنِ، إِنَّمَا أَثْبَتُوهُ بِحَدِيثِ أَبَى سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ الْمُتَّفَقِ عَلَى صِحَّتِهِ، وَهُوَ حَدِيثُ الشَّفَاعَةِ الطَّوِيلُ، وَفِيهِ: " «فَيَكْشِفُ الرَّبُّ عَنْ سَاقِهِ» . . . " الْحَدِيثَ. وَمَنْ حَمَلَ الْآيَةَ عَلَى ذَلِكَ قَالَ: قَوْلُهُ تَعَالَى: {يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ} [القلم: 42] مُطَابِقًا لِقَوْلِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " «يَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ» " وَتَنْكِيرُهُ لِلتَّعْظِيمِ وَالتَّفْخِيمِ كَأَنَّهُ قَالَ: يَكْشِفُ عَنْ سَاقٍ عَظِيمَةٍ، قَالُوا: وَحَمْلُ الْآيَةِ عَلَى الشِّدَّةِ لَا يَصِحُّ بِوَجْهٍ، فَإِنَّ لُغَةَ الْقَوْمِ أَنْ يُقَالَ: كَشَفَ الشِّدَّةَ عَنِ الْقَوْمِ لَا كَشَفَ عَنْهَا، كَقَوْلِهِ تَعَالَى: {فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ} [الزخرف: 50] فَالْعَذَابُ هُوَ الْمَكْشُوفُ لَا الْمَكْشُوفُ عَنْهُ

“Kur’an’ın zahirinde Allahu Teala’nın baldırı olduğu hususu nerededir? Senin yanında buna dair ‘O gün baldır açılır’ ayetinden başka bir şey yoktur. Sahabe de bu ayetin tefsiri hakkında, bundan Rabb Teala’nın baldırını açmasının kasdedilip kasdedilmediği hususunda ihtilaf halindedir. Sıfatlar kapsamına girip girmediği hakkında konuşulan meselelerde bundan başka sahabeden nakledilmiş bir ihtilaf yoktur. Kur’an’ın zahirinde bunun Allahu teala’nın sıfatı olduğuna delalet eden bir şey de yoktur. Zira Allah Subhanehu, baldırı kendisine izafe etmemiştir. Onu, izafe etmeksizin nekre/belirsiz olarak zikretmiştir. Bunu, tıpkı iki el gibi bir sıfat olarak kabul edenler bunu Kur’an’ın zahirinden almamışlardır. Onlar bunu, sıhhati hakkında ittifak edilmiş olan Ebu Said hadisinden yola çıkarak isbat etmişlerdir. O, uzun şefaat hadisidir. Onda, ‘Rabb, baldırını açar, denilmektedir.’ Ayeti buna hamledenler diyorlar ki: ‘O gün baldır açılır’ (Kalem: 42) kavli, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ‘Baldırını açar’ kavline mutabıktır. Ayette baldırın nekre/belirsiz gelmesi tazim ve şereflendirme amaçlıdır. Sanki şöyle demiş gibidir: ‘Azametli bir baldırı açar’ Yine onlar derler ki: Ayetin, şiddete/sıkıntıya hamledilmesi hiçbir şekilde sahih değildir. Zira kavmin (Arapların) lügatinde şöyle denilmesi esastır: ‘sıkıntıyı o kavimden keşfetti/giderdi’ yoksa ‘sıkıntıyı açtı’ denilmez. Allahu Teala’nın şu kavlinde olduğu gibi: ‘Onlardan azabı keşfettiğimizde/giderdiğimizde’ Burada azab keşfedilen/giderilen şeydir, yoksa bizzat kendisi açılan manasında keşfedilen değildir. İlh…” (Muhtasar’us Savaik, sf 37)

Böylece ayetin, şiddet ve sıkıntıya yorulmasının dil açısından da uygun olmadığını söylemektedir. Zira keşf/açma tabiri daha çok sıkıntıyı giderme manasında kullanılır, sıkıntıları başlatma manasında kullanılmaz. Allah en doğrusunu bilendir. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabb’il alemin.

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 656
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: RABB TEALA’NIN SAK (BALDIR) SIFATI HAKKINDA
« Yanıtla #2 : 12 Kasım 2018, 03:42 »
.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
3236 Gösterim
Son İleti 07 Mayıs 2016, 00:46
Gönderen: Tevhid Ehli
17 Yanıt
4082 Gösterim
Son İleti 25 Nisan 2018, 01:31
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
491 Gösterim
Son İleti 04 Mayıs 2018, 16:08
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
477 Gösterim
Son İleti 20 Temmuz 2018, 00:56
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
919 Gösterim
Son İleti 26 Temmuz 2018, 03:06
Gönderen: Tevhid Ehli