Tavhid

Gönderen Konu: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ  (Okunma sayısı 2169 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ

İmam el-Lâlâkaî, Ehli Sünnet ve’l Cemaat’ın İtikâdı, 665-754

SAHABE, TÂBİÎN VE ONLARDAN SONRA GELEN SEÇKİN KULLARIN KERAMETLERİ

Sahabe ve Diğerlerinin Faziletleri

Mü’minlerin İmanının ve Şüphecilerin de Ziyanının Artması için Allah’ın Kitabından ve Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den, Sahabeden (radıyallâhu anhum), Tabiînden ve Onlardan Sonra Gelenlerden Velilerin Kerametleri ve Allah’ın Onlarda İzhar Ettiği Âyetleri Hakkındaki Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi


Allah’ın Kitabı’ndan

(Meryem’in Kerametleri)

Allah Teâlâ’nm Meryem (aleyhisselam) kıssasındaki şu âyeti: “Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek bulur ve “ey Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, o “Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir” dedi.” (Ali İmran: 37)

1-   İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan bu âyetin tefsiri hakkında şöyle dediği rivayet edilir: Zekeriya, kimsenin yanında meyve yokken Meryem’in yanında taze meyveyi gördü. Zekeriya şöyle derdi: “Ey Meryem, bu sana nereden geldi?, deyince, o “Bu, Allah katındandır, dedi.” (Ali İmran: 37)

2-   Yine İbn Abbas’tan şöyle dediği rivayet edilir: Zamanı olmadığı halde bir zembilde üzümler vardı.

3-   Said b. Cubeyr, Mücahid, Cabir b. Zeyd, İbrahim en-Nehai, Katade, Rebi’ b. Enes, Atiyye, Süddi ve Süfyan-ı Sevri’den şöyle dedikleri nakledilir: Yaz mevsiminde kış meyvesi ve kış mevsiminde de yaz meyvesi vardı.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #1 : 10 Temmuz 2018, 02:51 »
(İbrahim aleyhisselam’ın Hanımı Sara'nın Kerameti)

Allah Tebarake ve Teâlâ İbrahim Halil (aleyhisselam)'ın eşi Sara'nın kıssası hakkında şöyle der: “O sırada karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak’ı, İshak’ın arkasından da Yakub’u müjdeledik. Kadın, vay bana dedi. ‘Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şeydir’. Dediler ki: Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, İhsanı bol olandır.” (Hud: 71-73)

4-   Damra b. Habib'ten bu âyetin tefsiri hakkında şöyle dediği rivayet edilir: Elçiler Sara’yı İshak ile müjdelediğinde o yürüyor ve onlarla konuşuyordu. Bu sırada o hayızdan kesilmişti. Fakat İshak'a hamile kalmadan önce tekrar hayız görmüştür. İşte elçilerin kendisini İshak ile müjdeledikleri sıradaki sözü şöyleydi: Ben genç bir kız ve İbrahim de genç bir erkek iken hamile kalmadım da hem ben ve hem o yaşlandığı bir zamanda mı hamile kalacağım!?

Melekler, buna şaşırıyor musun ey Sara? Şüphesiz ki Allah siz ikinize bundan daha büyüğünü yapmıştır. Allah Teâlâ, rahmetini ve bereketlerini siz aile efradının üzerine kılmıştır. Şüphesiz O, övülmeye layık olan, ihsanı bol olandır.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #2 : 11 Temmuz 2018, 02:06 »
(Süleyman aleyhisselam'ın meclisinde bulunan ilim sahibi bir adamın Kerameti)

Yine Allah Tebareke ve Teâlâ şöyle buyuruyor: "Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. Derken Süleyman onu tahtı yanı başında görünce dedi ki: Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni Sınamak üzere Rabbimin lütfundandır. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük eden ise, bilsin ki, Rabbim hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Gani, çok kerem sahibi olandır." (Neml: 40)

5-   İbn Abbas'tan Allah Azze ve Celle'nin “Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse” âyetinin tefsiri hakkında şöyle dediği rivayet edilir: Bunu söyleyen Süleyman'ın katibi Asef'tir.

6-   Katade, Süddi ve Ebû Salih ise şöyle demişlerdir: O zat, insanlardan olup İsrail oğullarından Asef adında biridir.

7-   Yezid b. Ruman da şöyle der: Onlar Süleyman'ın o tahtın yanına gelmesini daha hızlı bir şekilde istediğini iddia ederler. Yezid devamla der ki bu kimse Asef b. Berhiya'dır. Bu zat doğru sözlü biri ve ismi Azam'ı biliyordu.

8-   Zuheyr b. Muhammed de şöyle der: O zat, insanlardan Zunnun adinda biri olup sahip olduğu ilmi Kitap'tandır.

9-   Mücahid, onun isminin Astum olduğunu söyler.

10-   İbn Luhey'a ise, onun Hıdır olduğunu söylemektedir.

11-   Zührî der ki: Yanında Kitap'tan ilmi olan kimse şöyle dua etti: Ey İlahımız ve her şeyin ilahi! Sen teksin, Sen'den başka ilah da yoktur. Bana onun tahtını getir. Hemen taht yani başında görülür.

12-   Mücahid'den de şöyle dediği rivayet edilir: Kendisiyle dua edildiğinde Allah'ın icabet ettiği ismi Azam, ‘Ya Ze'l Celali ve'l ikram: Ey Celal ve Kerem Sahibi olan' sözüdür.841

13-   Said b. Cubeyr, Allah Teâlâ'nın “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” sözü hakkında şöyle demiştir: Yanında Kitap'tan ilim bulunan zat konuştuğunda şöyle demişti: Ben Rabbimin Kitabı'na bakar sonra da “Gözünü açıp kapamadan” ben onu sana getiririm.

Said der ki: İşte bu Alim öyle bir söz söyledi ki taht yerin altına girdi. Süleyman kendisine bakınca taht yerden yanına çıktı. Sonra Süleyman'a 'gözünü kaldır’ der. O da onun tarafında döndüğünde tahtm yanında olduğunu görür.842

14-   Mücahid Allah Teâlâ'nın “Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse” sözünün tefsiri hakkında şunu rivayet eder: Yanında ilim bulunan adam der ki: Ben Rabbimin Kitabı'na bakar sonra da “Gözünü açıp kapamadan” ben onu sana getiririm. Mücahid, işte bu alim öyle bir söz söyler ki taht yerin altında bir tünele girer nihayetinde yanlarında yerin üstüne çıkar, demiştir.

“Gözünü açıp kapamadan” âyeti hakkında Mücahid der ki: Bakışlarını seninle Hire arası mesafe kadar uzatır. O, o gün Kinde’deydi.

15-   Malik b. Enes'ten şöyle dediği rivayet edilir: o melike Yemen'de Süleyman ise Şam’daydı. “Derken Süleyman onu tahtı yanı başında görünce dedi ki: Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edecegim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır.” Oraya gidişi bir ay ve oradan dönüşü de bir ay sürmektedir.

16-   Katade’den rivayet edilir ki o şöyle demiştir: Böylece cinler, insanların kendilerinden daha alim olduklarım bilmiş oldular.

17-   Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'den şöyle dedigi rivayet edilmiştir: O zat, Allah Azze ve Celle'nin isimlerinden biriyle dua etmiştir. Bir de bakar ki o kadının tahtı gözlerinin önünde taşınmaktadır. Süleyman, kendisine o kadar şey verildiği halde bu ismi bilmemektedir. Bu isim ondan gizli tutulmuştur.


Alıntı
Dipnotlar:
841- Taberî, Tefsir: 19/ 164; Suyuti, ed-Durru'l Mensur: 5/109.
842- Taberî, Tefsir: 19/164.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #3 : 12 Temmuz 2018, 01:32 »
Allah Teâlâ’nın “Ey Meryem, bu sana nereden geldi?, deyince, o "Bu Allah katındandır, dedi." (Ali İmran 37) sözünün tefsiri:

18-   Atiyye'nin İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)'dan rivayet ettiğine göre o “Ey Meryem, bu sana nereden geldi?, deyince, o “Bu, Allah katindandır, dedi.” (Ali İmran: 37) âyeti hakkında şunu der: Zekeriya, kimsenin yanında meyve yokken Meryem’in yanında taze meyveyi gördü. O, “Ey Meryem, bu sana nereden geldi?, deyince, o “Bu, Allah katndandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir, dedi. ” (Ali İmran: 37) demiştir.843

19-   Said b. Cubeyr’in İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre o “yanında bir yiyecek bulur.” (Ali İmran: 37) âyeti hakkında şöyle der: Zamanı olmadığı halde bir zembilde üzümler vardı.844

20-   İbrahim b. Muhacir, “yanında bir yiyecek bulur.” (Ali İmran 37) âyeti hakkında Mücahid'den şöyle dediğini nakleder: Yaz mevsiminde kış meyvesi ve kış mevsiminde de yaz meyvesi görür. Üzüm, nar ve benzeri meyveleri zikreder.845

21-   İkrime'den “yanında bir yiyecek bulur" âyeti hakkında, yaz mevsiminde kış meyvesi ve kış mevsiminde de yaz meyvesi görür, dediği nakledilir.

22-   Mücahid'den rivayet edilir ki o “yanında bir yiyecek bulur" hakkında; Zekeriya, zamanı olmadığı halde Meryem'in yanında üzüm görmüştür, der.

23-   Said b. Cubeyr’den nakledildiğine göre o “yanında bir yiyecek bulur" âyetindeki yiyeceğin üzüm olduğunu söyler.

24-   Katade'den rivayet edildiğine göre o, “Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek bulur.” (Ali İmran: 37) hakkında şöyle demiştir: Bize anlatıldığına göre, Meryem'e yaz mevsiminde kış meyvesi getirilir ve kış mevsiminde de yaz meyvesi getirilirdi. Bundan dolayı da Zekeriya şaşırmıştır.846


Alıntı
Dipnotlar:
843- Taberî, Tefsir: 3/247.
844- Taberî, Tefsir: 3/246.
845- Taberî, Tefsir: 3/245.
846- Taberî, Tefsir: 3/245.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #4 : 13 Temmuz 2018, 01:56 »
Allah Teâlâ’nın “Yanında kitaptan ilim olan bir kimse” (Neml: 40) sözünün Tefsiri

25- Atiyye’nin İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre o Allah Teâlâ’nın “Süleyman, ey ileri gelenler, onlar bana Müslümanlar olarak gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirebilir?, dedi. Cinlerden bir ifrit: Sen henüz makamından kalkmadan ben onu sana getirebilirim ve gerçekten ben buna karşı kesin olarak güvenilir bir güve sahibim dedi.” (Neml: 38-39) âyetleri hakkında der ki: Süleyman demiştir ki: Ben bundan daha acil bir şekilde istiyorum. “Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse der” O zat, insanlardan bir adamdır ve Kitap’tan bir ilme sahiptir. Sahip olduğu ilimde, kendisiyle dua edildiğinde icabet edilen Allah’ın en büyük ismi vardır. O zat, “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” der ve Süleyman yanında dururken o isimle dua eder. Hemen akabinde taht, Süleyman’ın huzuruna konuncaya dek taşınır. Allah bu ilmi var edendir.847

26- Ebû Salih’ten rivayet edilir o der ki; “Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse der” bunu söyleyen insanlardandır. “Sen henüz makamından kalkmadan ben onu sana getirebilirim” diyen cinlerdendir.

Süleyman, ben bundan daha acil olmasını istiyorum, der.

Yanında Kitap’tan ilim olan zat Süleyman’a gözlerini kaldır, der.

Süleyman da gözünü kaldırınca tahtı önünde görünceye dek bakışlarını ona çeviremedi.

27- Said b. Cubeyr “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” âyeti hakkında şöyle demiştir: Yanında Kitaptan ilim bulunan konuştuğu zaman taht yerin altına girer, Süleyman kendisine baktığında da önünde olduğunu görür. Bunun üzerine o, “Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır.” Der.

28- Mücahid, “Cinlerden bir ifrit: Sen henüz makamından kalkmadan ben onu sana getirebilirim.” (Neml: 40) âyetini oturduğun yerden, der. “Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse der” Kendisiyle dua edildiğinde Allah'ın icabet edeceği en büyük ismi, 'Ya ze'l Celali ve'l ikram: Ey Celal ve kerem sahibi' ismidir. “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" Bakışını nihayetinde zayıflamış bir halde kendisine dönünnceye kadar uzatır.

29- İbnu Ebi Bezze, yanında Kitaptan ilim bulunan kişinin Astum olduğunu iddia etmiştir.

30- İbn Abbas'tan rivayet edilir ki o, “Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse.” (Neml: 40) âyeti hakkında, bu zatin Süleyman'ın Katibi Asef olduğunu söyler.

31- Yezid b. Ruman'ın görüşü konunun başında da geçtiği gibidir.

32- Katade der ki: “hanginiz onun tahtım bana getirebilir?” Cinlerden bir ifrit der ki: "Sen henüz makamından kalkmadan ben onu sana getirebilirim” Makamı: Hüküm vermede kullandığı meclisidir. Onlar onu getirinceye kadar hüküm vermeyi bırakmamıştır. Allah'ın Peygamberi Süleyman, ifritin teklifinin hızlı olmadığını kastetmiştir.

“Yanında Kitaptan ilim olan bir kimse der” Bu zat İsrail oğullarından biriydi. O kendisiyle dua edildiğinde icabet edilen Allah’ın ismini biliyordu. Bu zat şöyle der: “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.”

Bakışın gidip gelmesi şu şekildedir: Bir adamı bakışının ulaştığı son noktaya gönderip, bakışı geri dönmediği müddetçe gönderdiği elçi dönemez.

Bunun üzerine o zat, Allah'ın ismiyle dua eder ve akabinde de tahtın yanı başında olduğunu görünce şöyle der: “Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfündandır.” Katade der ki: Hayır, vallahi o bunu kibirlenmek, ya da şımarmak veyahut da azgınlık yapmak için yapmamıştır. Aksine o bunu, Allah'a şükür, zikir ve tevazu olsun diye yapmıştır.

33- Ali b. Salih'ten rivayet edildiğine göre o şunu anlatır: Adamm biri, Ey Allah'ım, ben Senden yanında Kitaptan ilim bulunan o zatın dua ettiği isimle istiyorum, der. Bunun üzerine adamın isteği icabet bulur.


Alıntı
Dipnotlar:
847- Taberî, Tefsir: 19/159.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2018, 18:43 »
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve seîem)’den Daha Önce Geçen Ümmetlerde Meydana Gelen Kerametler Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

(Mağarada ki Üç Arkadaşın Kerameti)

34-   İbn Ömer (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden önceki kavimlerden üç kişi beraber yolda yürürlerken onlar yağmura yakalandılar. Hemen dağdaki bir mağaraya girip sığındılar. Akabinde mağaranın ağzına dağdan büyük bir kaya düşüp girişi kapattı.

Bunun üzerine onlardan biri diğerlerine: Arkadaşlar, sizi buradan ancak doğruluk kurtarır. Öyleyse sizden her biriniz doğru söyleyerek Allah'ın da bildiği amelini vesile edinerek Allah'a dua etsin, dedi.

Onlardan biri şöyle der: Ey Allah'ım! Sen de biliyorsun ki, bir ölçek pirinç karşılığında tuttuğum bir işçim vardı. O adam Ücretini almadan çekip gitti. Ben de o pirinci ektim. Ekinden elde edilen mahsul ile de bir inek satın aldım.

Daha sonra o adam gelip ücretini istedi. Ben de git o İneği al götür, dedim.

Adam da, benim senden bir ölçek pirinç alacağım var, dedi.

Ben ona, git ve o İneği alıp götür. Çünkü ben o ineği senin bir ölçek pirincinle aldım, dedim. Bunun üzerine adam ineğini alıp gider.

Ey Allah'ım! Biliyorsun ki ben bunu Senin korkundan dolayı yaptım, öyleyse bizi bu sıkıntıdan kurtar. Bu dua üzerine kaya biraz aralanır.

Diğeri der ki: Ey Allah'ım! Sen de biliyorsun ki, benim yaşlı anne ve babam vardı. Ben, her gece onlara koyunlarımın sütünü getirirdim. Bir gece geç kaldığımdan dolayı ikisi de uyudu. Ailem ise, açlıktan bağırıp çağrışıyorlardı. Anne-babam süt içmeden onlara sütü içirmezdim. Onları uykularından uyandırmaktan da hoşlanmadığım gibi ben dönüp gittikten sonra onlar uyanıp kendilerinin içmeleri de hoşuma gitmezdi. İşte böyle şafak doğuncaya kadar onların yanında beklemeye devam ettim.

Ey Allah’ım! Eğer bunu Senin korkundan dolayı yaptığımı biliyorsan, bizi bu sıkıntıdan kurtar.

Bu dua üzerine de kaya biraz aralanır, nihayet göğe bakabildiler.

Üçüncüsü de şöyle der:

Ey Allah’ım! Biliyorsun ki benim amcamın bir kızı vardı. Ben insanlar arasında en çok onu severdim. Ben onunla olmak istedim fakat o yüz dinar vermedikçe benimle olmaya yanaşmadı. Bunun üzerine ben de o parayı bulmak için çalıştım ve nihayetinde dediği meblağı elde ettim. Onun yanına gelip parayı ona verdim. Böylece o da kendini bana teslim etti. Onun iki bacağının arasına oturduğum zaman bana, Allah’tan kork ve hakkını eda etmedikçe mührü bozma, dedi.

Bunu duyunca hemen kalktım ve yüz dinarı da ona hibe ettim.

Ey Allah’ım! Biliyorsun ki ben bunu Senin korkundan dolayı yapmıştım, bizi içinde bulunduğumuz bu sıkıntıdan kurtar.

Böylece Allah Teâlâ, onları içinde bulundukları o sıkıntıdan kurtardı, onlar da çıktılar.” 848

35-36-   Abdullah b. Ömer’den rivayet edilir ki o şöyle der: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken duydum: “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktı. Akşam vakti olunca geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve oraya girerler. Dağdan yuvarlanıp gelen bir kaya mağaranın ağzını üzerlerine tıkar.

Aralarında, bizi bu kayadan salih amellerimizi vesile kılarak Allah’a yapacağımız dualar kurtarabilir, dediler.

Onlardan biri şöyle dedi: Benim yaşlı anne-babam vardı. Ben akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı da onlar uyuyana kadar eve dönmedim. Ben onlar için sütü sağdım ve yanlarına geldiğimde ikisini de uyur halde buldum. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun görmediğim gibi onları uyandırmaya da kıyamadım. Ben süt kapları elimde şafak aydınlanıncaya kadar onların uyanmalarını bekledim. Uyandılar ve sütlerini de içtiler.

Ey Allah’ım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsun, yolumuzu tıkayan bu kayadan bizi kurtar.

Taş bir miktar açıldı ama çıkacakları kadar değildi.

İkinci şahıs şöyle dedi: Ey Allah’ım! Benim bir amcakızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan faydalanmak istedim ama bana yüz vermedi. Gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim, kabul etti. Arzumu elde edeceğim sırada o, hakkını eda etmeden mührü bozmanı sana helal görmüyorum, dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da ona bıraktım.

Ey Allah’ım, eğer bunları Senin rızan yapmışsam, bizi içinde bulunduğumuz bu sıkıntıdan kurtar.

Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı.

Rasûlullah der ki: Sonra üçüncü şöyle der: Ey Allah’ım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını işletip kâr ettirdim. Öyle ki, çok malı oldu. Derken bir zaman sonra çıkageldi ve ey Abdullah! Bana olan borcunu öde, dedi.

Ben de: Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler şenindir, dedim.

Adam: Ey Abdullah, benimle alay etme!, dedi.

Ben tekrar: Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Hepsini al götür, dedim. Bunun üzerine adam hepsini alıp götürdü.
Ey Allah’ım! Eğer bunu Senin rızan için yaptıysam, bizi içinde bulunduğumuz bu sıkıntıdan kurtar, dedi.
Böylece kaya açıldı, akabinde onlar da mağaradan çıkıp yollarına devam ettiler.” 849


Alıntı
Dipnotlar:
848- Buhârî, Buyu’, bab: 98, Ehadisu’l Enbiya, bab: 53, İcare, bab: 12; Müslim, Rikak, hadis no: 100.
849- Buhârî, İcare, bab: 12; Müslim, Daavat, hadis no: 101.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #6 : 17 Temmuz 2018, 02:09 »
(Bulutlardan Kürekle Suyu Bahçesine Çeviren Adamın Kerameti)

37-38-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir adam boş bir arazideyken falancanın bahçesini sula diye buluttan bir ses işitir. Hemen sonra bulut uzaklaşıp suyunu bir taşlığa boşaltır. Derken oradaki sel yollarından biri suyun hepsini akıtıyordu. Adam suyu takip eder, bir de bakar ki adamın biri elinde kürekle suyu bahçesine doğru çeviriyor.

Adam ona, ey Allah’ın kulu adın nedir?! diye sordu.

Adam, falanca, der. Bu isim buluttan duyduğu isimdi.

O adam ona, ey Allah’ın kulu, peki sen neden benim adımı sordun?! der.

Adam, ben sana şu suyu getiren buluttan bir ses işittim, şöyle diyordu: Senin ismini zikrederek falancanın bahçesini sula. Sen bu bahçede ne yapıyorsun?

Bahçe başındaki adam der ki: Madem bunu sordun, söyleyeyim öyleyse! Ben bu bahçeden çıkan mahsule bekçilik yapıyorum. Onun üçte birini sadaka olarak veriyorum, üçte birini ben ve ailem yiyoruz ve üçte birini de bahçeye iade ediyorum.” 850


Alıntı
Dipnotlar:
850- Müslim, Zühd, hadis no: 45; Ahmed, Müsned: 2/ 296.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #7 : 20 Temmuz 2018, 04:50 »
(Cureyc İsimli bir Abidin Kerameti)

39-40-   Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre o şöyle der:

Cureyc manastırında ibadet ediyordu. Bir gün annesi gelip ey Cureyc! Ben annen, bana cevap, der.

Ebû Rafi’ der ki, Ebû Hureyre şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) annesinin vasfını anlatmaya başladı. Annesi böyle söyleyip elini yüzünün üstüne kapadı. Ben annen, konuş benimle, demiştir. Onun namaz kıldığını görür.

Cureyc içinden, Ey Allah’ım namazım mı annem mi? diye geçirir. Akabinde de namazını tercih eder.

Annesi ikinci defa gelip der ki: Ey Cureyc! Ben senin annenim, konuş benimle, der ve yine namaz kıldığını görür.

Annesi der ki: Ey Allah’ım! Bu benim oğlum Cureyc’tir. Ben ona seslendiğim halde bana cevap vermedi. Ey Allah’ım! Fahişelerin yüzünü ona göstermeden onu öldürme.

Şayet fitneye düşmesi için ona beddua etseydi, mutlaka fitneye düşerdi.

Koyun çobanı olan biri o manastırda barınırdı. Köyden bir kadın çıkıp o çobanla ilişkiye girer. Böylece kadın hamile kalır ve bir çocuk doğurur.

O kadına, bu çocuk kimdendir, diye sorulur.

Kadın, bu manastırın sahibinin çocuğudur, der.

İnsanlar, ellerinde balta ve kürekleriyle oraya doğru yönelirler. Ona seslenirler fakat onun namaz kıldığını görürler. Cureyc onlarla konuşmaz. O insanlar da manastırını yıkmaya başlarlar. Cureyc bunu görünce onların yanına gider.

Ona, bu kadına sor, derler.

O, tebessüm ettikten sonra çocuğun başını mesh eder ve baban kim, diye sorar.

Çocuk, benim babam falanca koyun çobanıdır, der.

İnsanlar bunu duyduklarında, yıktığımız manastırını altından ve gümüşten inşa edelim, derler.

Cureyc de, hayır, fakat onu eskisi gibi topraktan inşa edin, der. Sonra manastırına çıkar. 851


Alıntı
Dipnotlar:
851- Buhârî, Mezalim, bab: 35, Ehadisu’l Enbiya, bab: 48; Müslim, el-Birr, hadis no: 7; Ahmed, Müsned: 2/307.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #8 : 22 Temmuz 2018, 03:13 »
(Sara (Aleyha’s Selam)’ın Kerameti)

41-   Muhammed b. Sirin’in Ebû Hureyre (radıyallâhuanh)’dan rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

“İbrahim (aleyhisselam) sadece üç defa yalan söylemiştir.

İki tanesi Allah Teâlâ’nın zatı içindir, birincisi ben hastayım sözü ve diğeri de bilakis onu büyükleri yaptı sözüdür.

Diğeri de Sara içindi. Bir gün o eşi Sara ile birlikte zorba bir adamın memleketine gelir. Sara insanların en güzeliydi. Bunun üzerine İbrahim ona der ki: Bu zorba adam senin eşim olduğunu öğrenirse seni benden alır. Eğer sana sorarsa, ona, senin benim kız kardeşim olduğunu söyle. Zaten sen, İslâm’da benim kız kardeşimsin. Çünkü bugün bu bölgede sen ve benim dışında Müslüman olduğunu bilmiyorum.

İbrahim beraberinde o memlekete girince o zorbanın bazı adamları Sara’yı görür. Adamı gelir ve zorba krala, senin memleketine öyle bir kadın geldi ki onun senden başkasının olmaması lazım. Böylece adamını Sara’ya gönderir ve onu getirtir. İbrahim (aleyhisselam) da namaza durdu.

Sara zorbanın yanına girdiğinde kendine sahip çıkamayan zorba, ona elini uzatır fakat eli çok şiddetli bir şekilde kasılır.

Zorba Sara’ya, Allah’a dua et de elimi salıversin ve ben de kesinlikle sana zarar vermeyeceğim.

Sara dua eder ve zorbanın da eli iyileşir. Adam tekrar aynısını yapar ve eli birinciden daha şiddetli bir şekilde kasılır.

Zorba Sara’ya, Allah’a dua et de elimi salıversin, ben de sana zarar vermeyeceğim, der.

Zorba, tekrar aynı şeyi yapar ve bu defa ilk ikisinden daha şiddetli bir şekilde kasılmayla eli kasılır.

Bu defa, Allah’tan iste elimi salıversin ve Allah’a yemin olsun ki sana kesinlikle zarar vermeyeceğim, der.

Sara’nın dua etmesi üzerine onun eli iyileşir. Sara’yı getiren adamını çağırır ve adamına; senin bana getirdiğin kadın bir şeytandır, o insan olamaz, der.

İbrahim Sara’yı görünce, ona vaziyetin nedir, diye sorar. Sara da, hayırdır, Allah zalimin elini benden uzaklaştırdı ve Hacer’i de bana hizmetçi olarak verdi.”

Ebû Hureyre der ki: İşte bu anneniz Hacer’dir, sema suyunun oğulları!852


Alıntı
Dipnotlar:
852- Buhârî, Ehadisu’l Enbiya, bab: 8, Nikâh, bab: 12; Müslim, Fedail, hadis no: 154; Ebû Davud, Talak, bab: 16; Tirmizî, Tefsir Sure 21, bab: 3; Ahmed, Müsned: 2/ 403.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #9 : 23 Temmuz 2018, 03:31 »
(Konuşan Hayvanlar)

42-   Ebû Seleme’nin Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir:

“İsrail oğullarından nakilde bulunmanızda bir sakınca yoktur.” Rasûlullah devamla der ki: “Bir ara adamın biri bir ineği sevk ederken, bitkin düşer ve ineğe biner. Bunun üzerine inek ona dönüp ben bunun için yaratılmadım. Yaratılmam sadece ekin sürmek içindir, der.”

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in etrafındakiler, subhanallah, subhanallah, derler.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de “Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna inandık” der. Oysa o ikisi mecliste değillerdi. Rasûlullah’ın etrafındakiler de, biz de Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in inandığına inandık, derler.

Rasûlullah yine der ki: “Adamın biri koyunlarını sürerken kurdun biri o sürüye saldırır bir koyunu kapıp götürür. Adam da kurdun peşine düşer. Kurt adama dönüp der ki: Yırtıcı hayvanların saldırdığı günde onu kim kurtaracak? Onun benden başka çobanı olmadığı bir günde?”

Etrafındakiler yine, subhanallah, subhanallah, derler. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de, “Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna inandık” der. O ikisi mecliste yoktu oysa.

Bunu duyan topluluk da, muhakkak ki biz de Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in inandığına inandık derler.853

Buhârî ve Müslim, hadisi Sa’d b. İbrahim Ebû’z Zinad’dan, o da Ebû Selem’den olarak rivayet ederler. Onların rivayet ettiği metinde “İsrail oğulları” yoktur.


Alıntı
Dipnotlar:
853- Buhârî, Ehadisu’l Enbiya, bab: 54; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 13; Tirmizî, Menakıb, bab: 16.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #10 : 24 Temmuz 2018, 02:37 »
(Allah’ın İsmi Ekber’ini bilen Bir Alim’in Kerameti)

43-   İsmail es-Süddi anlatıyor: İsrail oğulları arasında bir kral vardı. Onun zamanında da kendisine İsm-i Ekber verilen bir adam vardı. Kral o adamın peşine düşer fakat bunu öğrenen adam bir yere saklanır. Nihayet kral o adam için birçok insana işkence etmeye başlar.

O adamın yanına biri girip der ki; be adam, bu kral senin yüzünden bize işkence ediyor. Çık ta onun yanına git. Akabinde o adam çıkıp kralın huzuruna girer.

Kral adama, İsm-i Ekber’i bilen sen misin? Onu bana da öğret, der.

Adam, bana işte çalıştırılmamış bir öküz iste, der.

Hemen yanına kimsenin yaklaşamadığı tamamen kırmızı bir öküz getirilir.

İsm-i Ekberi bilen adam öküze doğru kalkıp yanaşır ve kulağına bir şeyler söylemesi üzerine öküz paramparça bir şekilde yere dökülür.

Sonra da dönüp krala der ki: İsrail oğullarına yaptıklarından vazgeçmezsen senin başına da bu öküze olan gelir.

Böylece kral İsrail oğullarından uzak durur.854


Alıntı
Dipnotlar:
854- Bu çok zayıf bir rivayettir. Ravilerinden Muhammed b. Humeyd er-Razi cumhurun zayıf kabul ettiği bir kimsedir. Bak. Tehzib: 9/127.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #11 : 26 Temmuz 2018, 02:12 »
(Allah’ın Sınadığı Alacalı, Kel ve Â'ma olan Üç Arkadaş)

44-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) anlatır, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken duymuştur:

“Beni İsrail’den üç kişi vardı: Biri alacalı, biri kel ve diğeri de â'ma. Allah bunları imtihan etmek ister ve bunun için de onlara bir melek gönderir.

Melek önce alacalıya gelir ve der ki: En çok neyi seversin?

Adam: Güzel bir renk, güzel bir ten, insanları benden tiksindiren halin gitmesini, der.

Melek adamı meshedince onun bu hali gidiverir ve ona güzel bir renk ile güzel bir ten verilir.

Melek ona tekrar, en çok hangi malı seversin?, diye sorar.

Adam, deveyi, der. -Ya da sığır demiştir. Ravi İbn Ebû Talha şüphe etmiştir. Ancak Alacalı ya da kelden birisi deve, diğeri de sığır demiştir.- Bunun üzerine adama on aylık hamile bir deve verilir.

Melek, Allah bunları sana mübarek kılsın! der.

Kelin yanına gelip ona, en çok istediğin şey nedir?, der.

Adam, güzel bir saç ve insanların tiksindiği şu halin benden gitmesi” der.

Melek, keli elleriyle mesh eder ve adama güzel bir saç verilir.

Melek tekrar ona, en çok hangi malı seversin?, diye sorar.

Adam, sığırı, der. Hemen kendisine hamile bir inek verilir. Melek adama, Allah bu sığırı sana mübarek kılsın, diye dua etti.

Daha sonra da â'ma’nın yanına geldi. Ona da, en çok istediğin şey nedir? diye sorar.

Adam, Allah’ın bana gözümü geri vermesini ve böylece insanları göreyim, der.

Buna binaen melek onu mesh eder ve akabinde Allah da gözlerini ona iade eder.

Melek ona da, en çok hangi malı seversin, diye sorar.

Adam, koyun, der. Derhal doğurgan bir koyun verilir.

Derken sığır ve deve yavruladılar ve koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi develeri, diğerinin bir vadi sığırları, ötekinin de bir vadi koyunları oldu.

Sonra melek, alacalıya onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak gelir ve ben fakir bir kimseyim, yola devam olanaklarım bitti tükendi. Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse yoktur. Sana şu güzel rengi, şu güzel teni ve şu malı veren Allah için bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim, dedi.

Adam, nice haklar var, dedi.

Melek de, sanki seni tanıyor gibiyim! Sen herkesin kendisinden tiksindiği alacalı değil miydin? Sonra iyileştin ve Allah sana bu malı verdi, dedi.

Adamsa, ben bu malı büyüklerimden miras olarak aldım, dedi.

Buna karşılık melek de, eğer yalancı isen Allah seni daha önce olduğun hale çevirsin, dedi.

Kelin yanına geldi. Buna da onun gibi kel birisi olarak geldi. Ona da öbürüne söylediklerini söyledi. O da önceki gibi onun isteğini reddetti.

Daha sonra âmâya onun önceki şeklinde ve heyetinde geldi. Buna da, ben miskin bir adamım, yolcuyum ve yola devam etme olanaklarım bitip tükendi.

Âmâ ona, ben de daha önceden âmâ idim. Allah bana gözümü iade etti ve fakirken beni zengin etti. İstediğini al! Allah’a yemin olsun ki, bugün Allah adına her ne alırsan, sana engel olmayacağım, dedi.

Melek de, malının hepsi senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Allah senden razı oldu, senden hiçbir şey istemiyorum ama diğer iki arkadaşına gazap etti, dedi.855


Alıntı
Dipnotlar:
855- Buhârî, Ehadisu’l Enbiya, bab: 51; Müslim, Zühd, hadis no: 10.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #12 : 28 Temmuz 2018, 01:01 »
(Beni İsra'il'den Borcuna Sadık kalan bir Adam)

45-46-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet edilir ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Beni İsrail’den bir adam Beni İsrail’in diğer bazısından kendisine bin dinar borç vermelerini ister.

Parayı verecek adam, buna şahitlik edecek şahitlerini getir, der.

Borç isteyen adam da, şahit olarak Allah yeter, karşılığını verir.

Adam, o zaman bana bir kefil getir, der.

O, kefil olarak Allah yeter, der.

Bunun üzerine borç veren adam, doğru söyledin der ve belirlenen bir vade ile ona bin dinarı verir.

Parayı alan zat, bunun akabinde deniz yolculuğuna çıktı ve işlerini gördü. Daha sonra da kendisine borç veren kişiye borcunu vermek üzere binebileceği bir gemi araştırır. Ancak bir gemi bulamaz. Derken bir odunu alıp içini oydu. Odunun içine bin dinarı ve arkadaşına yazmış olduğu mektubu koydu. Sonra da oyduğu yeri iyice tıkadı. Daha sonra da odunu denizin kenarına getirdi ve şöyle dedi: Ey Allah’ım! Sen de biliyorsun ki ben falanca kişiden bin dinar borç aldım. O benden kefil istedi, ben de kefil olarak Allah yeter, dedim. O arkadaş da buna razı oldu. Benden şahit istedi ve senin şahitliğine razı oldu. Muhakkak ki ben adamın parasını göndermek üzere binecek bir gemi aradım fakat bulamadım. Ben bunu Sana emanet ediyorum.

Odunu denize attı, nihayet denizin içine girince dönüp gitti. Hâlâ o bu halde kendisini beldesine götürecek bir gemi arıyordu.

Borç veren adam da malını getiren bir gemi olur umuduyla denizin kenarına çıkar. Bir de bakar ki içinde parasının olduğu odunu görür. Adam, ailesine yakacak olması için odunu alır. Odunu kırdığında içindeki parayı ve sayfayı görür.

Daha sonra kendisinden borç alan adam bin dinarı ona vermek üzere gelir ve Allah’a yemin olsun ki malını sana getirmek için gemi aramaya devam ettim fakat bu geldiğim geminin dışında bir gemi bulamadım, der.

Alacaklı ona, sen bana bir şey gönderdin mi, diye sorar.

Adam, bu geldiğim gemiden önce bir gemi bulamadığımı sana söylüyorum, diye karşılık verir.

Alacaklı der ki: Şüphesiz Allah, odun içinde gönderdiğin borcunu ulaştırdı. Bu sebeple de getirdiğin bu bin dinarını al ve mutlu bir şekilde dön git.”856

Buhârî bunu şahit olarak getirmiştir. Leys der ki: Cafer b. Rebia bunu bana anlattı.


Alıntı
Dipnotlar:
856- Buhârî, Kefalet, bab: 1; Ahmed, Müsned: 2/ 348.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #13 : 30 Temmuz 2018, 01:55 »
Allah Azze ve Celle’nin Velilerine Hürmet Edilmesi, Onlar Hayattayken Allah’ın Kendilerine Verdiği ve Ölümlerinden Sonra da Bildirdiği Kerametler Hakkında Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

47-   Ebû Seleme’nin Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet ettiği hadiste Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) demiştir ki:

“Sizden önce geçip giden ümmetler arasında Peygamber olmadığı halde kendisine ilham edilenler vardı. Eğer benim ümmetimden de biri böyleyse, o Ömer b. Hattab’tır.”857

48-   Ebû Seleme’nin Aişe (radıyallahu anhâ)’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetler içinde Peygamber olmadığı halde kendisine ilham olunanlar vardı. Eğer benim ümmetimde de varsa bu Ömer’dir.”858

49-   Ebû Hureyre’den rivayet edilir, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) demiştir ki:

“Şüphesiz ki Allah Tebareke ve Teâlâ şöyle buyuruyor: Her kim benim velime düşmanlık yaparsa ben de ona harp ilan ederim.”859

50-   Said b. Cubeyr’den şöyle dediği rivayet edilir: İsrail oğullarının krallarından birinin zamanında insanları kıtlık vurur. Kral, ya bize göğün suyunu salıverir ya da mutlaka ona eziyet ederiz, der.

O meclistekiler bunu duyunca derler ki: O gökte olduğu halde O’na eziyet etmeye nasıl güç yetirebilirsin veya O’nu öfkelendirebilirsin?

Kral da cevaben, yeryüzündeki dostlarını öldürürüm, böylece bu da O’na eziyet olur.

Böylece Allah onlara yağmuru gönderir.

51-   Hasan b. Rebi’ der ki: Missise’de Abdullah b. Mübarek’in Ali b. Hasan’ın menkıbelerini anlattığını duydum. O esnada bir adam ona bir hadisi sorar.

Bunun üzerine o, şimdi bunu bırak, Muhammed b. Nadr el-Harisi salihlerin zikri edildiği meclise rahmet iner, derdi.

Alıntı
Dipnotlar:
857- Buhârî, Fedailu’s Sahabe, bab: 6, Ehadisu’l Enbiya, bab: 54.
858- Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 23.
859- Buhârî, Rikak, bab: 38.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #14 : 03 Ağustos 2018, 03:15 »
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Zamanında Sahabeden Useyd b. Hudayr ve Abbad b. Bişr’den Zuhur Eden Kerametlerin Zikredilmesi

52-53-   Sabit’in Enes b. Malik (radıyallâhu anh)’dan rivayet ettiğine göre o şunu anlatır: Usayd b. Hudayr ve Abbad b. Bişr çok karanlık bir gecede Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in yanındaydılar. Onun yanından çıktıklarinda birinin asası ışık saçar. Böylece ikisi o asanın ışığında yürürler. Birbirlerinden ayrıldıklarında ise diğerinin de asası ışık saçar.860

Hadisin metni Behz tarikine ait olup Müslim'in şartına binaen sahihtir. Buhârî de onu şahid olarak getirmiştir.

54-   Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Useyd b. Hudayr el-Ensarî ve Ensar'dan biri Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in yanında bir hacetlerini konuşuyorlardı. Nihayet geceden bir müddet geçti. O gece de zifiri karanlık bir geceydi. Sonra ikisi de Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)in yanından çıkıp gittiler. Her birinin elinde de küçük birer baston vardı. Birinin asası yolu aydınlattı böylece ikisi de asanın yaydığı ışıkta yürüdüler. Nihayet ikisinin yolu ayrıldığında diğerinin asası da ışık yaydı, ikisi de asalarının yaymış olduğu ışıkta yürüyerek ailelerinin yanına vardılar.861

55-   Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Çok karanlık bir gecede iki adam Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in yanından çıkıp gittiler. Derken aralarından bir nur zuhur eder ta ki birbirlerinden ayrıldıklarında nur da onlarla beraber ayrılır.862

56-57-   Ebû İshak'ın Bera'dan rivayet ettiği eserde şöyle geçer: Adamın biri Kehf sûresini okudu. Evinde de bir hayvan vardı. Hayvanin ürkmeye başlaması üzerine adam hayvana bakar. Bir bulutun hayvani kapladığını görür. Bu olayı Peygamber (sallallâhu aleyhi ve selem)’e haber verince şöyle der: “Oku ey falanca! O bulut, Kur’ân için inen bir sükûnettir.”863

58-   Ebû Said el-Hudri Useyd b. Hudayr’dan aktarır: Useyd insanlar arasında Kur'ân’ı en güzel okuyanlardandır. O anlatıyor: Bir gece evimde Bakara Sûresini okudum. Evimde bağlı bir at vardı. Hemen yakınında da oğlum Yahya uyuyordu. At bir defa şahlanır, ben de oğlum Yahya’yı ezmesinden endişelendiğim için kalkıp yanına gittim. Derken at sakinleşir.

Sonra tekrar okuduğumda hayvan yine şahlanır. Ben de oğlum için endişelendiğimden kalkıp yanına giderim.

Sonra yine okuduğumda hayvan yine şahlanır. Başımı kaldırıp baktığımda içinde kandillerin bulunduğu bir gölgenin gökten bize yöneldiğini gördüm. Beni ürküttü ve sakinleşti.

Sabahladığımda, erkenden Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yanına geldim ve olanları ona anlattım.

Rasûlullah da, “Oku ey Ebû Yahya!” dedi.

Ben de, okudum ama at şahlandı, ben de oğlum Yahya’ya zarar verir endişesiyle kalkıp yanına gittim.

Rasûlullah, “Oku ey İbnu Hudayr!” dedi.

Ben de dedim ki: Okudum ey Allah’ın Rasûlü, başımı kaldırdığımda içinde kandillerin olduğu bir gölgeyi görünce ürktüm.

Bunun üzerine o şöyle der: “Onlar meleklerdir, sesini dinlemek için yaklaşmışlardır. Şayet sabah oluncaya kadar okusaydın insanlar sabahleyin onlara bakarlardı.”864


Alıntı
Dipnotlar:
860- Ahmed, Müsned: 3/190 ve 272.
861- Ahmed, Müsned: 3/138.
862- Buhârî, Menakıbu'l Ensar, bab: 13.
863- Buhârî, Menakıb, bab: 25, Fedailu'l Kur'ân, bab: 11; Müslim, Musafirin, hadis no: 240, 241; Tirmizî, Sevabu'l Kur’ân, bab: 6; Ahmed, Müsned: 4/281, 284, 293 ve 298.
864- Buhârî, Fedailu’l Kur’ân, bab: 15; Müslim, Musafirin, hadis no: 242; Ahmed, Müsned: 3/81.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE'NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #15 : 05 Ağustos 2018, 02:23 »
(Sahablerden Asım b. Sabit ve Hubeyb (Radiyallahu anhumâ)’nın Kerâmetleri)

59-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet edilir, o der ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gözcü birliği gönderir. Başlarına da Asım b. Sabit’i emir tayin eder. Bu zat, Asım b. Ömer’in dedesidir. Bunlar giderler ve nihayet Usfan ve Mekke arasında bir yere vardıklarında Huzeyl’in kabilesinden olan Lihyan Oğullarına bunların geldiği anlatılır. Bunun üzerine hepsi iyi atıcı olan yüze yakın adamı bu birliğin peşine düşer. İzlerini takip edenler onların konakladığı eve gelip orada birliğin yanlarına açık olarak aldıkları Medine hurmasının kalıntılarını bulurlar ve işte bu Yesrib hurmasıdır derler. Böylece izlerini sürmeye devam ederler. Birliğin komutanı Asım b. Sabit ve arkadaşları onları görünce yüksek bir araziye sığınırlar. Derken o takipçi birlik de gelip onları kuşatırlar ve aşağı gelirseniz sizden hiçbir kimseyi öldürmeyeceğimize dair size ahit ve söz veriyoruz, derler.

Bunun üzerine Asım, Bana gelince, ben kesinlikle bir kâfirin zimmetine girmem ve Allah’ım haberimizi Rasûlü’ne bildir! der.

Böylece savaşırlar ve oklarla onlara saldırırlar. Asımla beraber yedi kişiyi şehit ederler. Diğer üç kişi de aşağı iner. Geriye Hubeyb, Zeyd ve başka bir adam daha kalır. Onlara da ahit ve sözler verirler. Ancak kâfirler onları ele geçirdiklerinde hemen yaylarının kirişlerini çözdüler ve bu kirişlerle de onları bağladılar.

O ikisiyle beraber olan üçüncü kişi, işte bu birinci ihanettir, der ve onu beraberlerinde götürmelerine karşı çıkar. Onlar da onu sürüklemek isterler fakat yine gitmeye yanaşmaz ve böylece onun boynunu vururlar.

Akabinde o takipçi birliği, Hubeyb ve Zeyd b. Desinne’yi beraberlerinde alıp götürürler. Nihayet bu iki kişiyi Mekke’de satarlar. Hubeyb’i, Bedir savaşında öldürdüğü Haris b. Nevfel’in oğulları satın aldı. Hubeyb bir müddet onların yanında esir olarak kaldı. Ta ki onlar onu öldürmeye karar verdiklerinde traş olması için Haris’in kızlarından birinden bir ustura ödünç ister. O kadın da usturayı verir.

Kadın der ki, ben farkında değilken çocuk onun yanına girdi. Hubeyb erkek çocuğumu alıp uyluğunun üzerinde kucağına oturtmuş, ben çok korktum. Ustura ise elinde duruyordu.

Hubeyb bu korkumu yüzümden anladı ve çocuğu öldüreceğimden mi korkuyorsun? Ben bunu yapmam Allah’ın izniyle, dedi.

Kadın dedi ki, Hubeyb’ten daha hayırlı hiçbir esîr görmedim. Allah’a yemin ederim ki ben onu, demir bağlarla bağlanmış olduğu ve o zaman Mekke’de bu meyveden hiç bulunmadığı hâlde elinde bir üzüm salkımı tutup yediğini gördüm. Şüphesiz bu, Allah’ın ona rızık olarak verdiği bir rızıktır.

Daha sonra onlar Hubeyb’i öldürmek için Harem bölgesinin dışına çıkardıkları zaman Hubeyb onlara, beni serbest bırakın da iki rekât namaz kılayım, dedi. Onlar kendisini serbest bıraktılar ve o da iki rekât namaz kıldı.

Namazdan sonra eğer ben de ölüm korkusu olduğu zannınız olmasaydı, mutlaka namazımı uzatırdım.

Daha sonra da ey Allah’ım, onlardan kimseyi bırakma, hepsini helak et, diye beddua etti ve şu şiiri okudu:

Müslüman olarak öldürülürmüşsem, Allah için

Düşeceğim yerin arzın hangi yanı olmasına aldırmam

Bu öldürülmem Allah’ın zâtı uğrundadır, dilerse O

Kesilip parçalanmış organlara bereketler yağdırır!

Bundan sonra Ukbe b. Haris kalkıp onu öldürdü. Kureyş de kendisini tanımaları için cesedinden bir parça getirmek üzere Asım’a birini gönderir. Asım da Bedir savaşında onların büyüklerinden birini öldürmüştü. Bunun üzerine Allah Teâlâ Kureyş’in elçilerinden onu koruması için bal arılarından oluşan bir gölgeyi onun cesedine gönderir. Böylece onlar hiçbir şey alamadılar.865

60-   Enes (radıyallâhu anh) der ki, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbı şöyle dediler: Ey Allah’ın Rasûlü, biz senin yanında olduğumuzda, kendimizde sevdiğimiz hasletleri görürüz. Fakat ehlimizin yanına dönüp onların arasına karıştığımızda nefislerimizden nefret ederiz. Bunu duyan Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle der: “Şayet siz benim yanımda ve yalnızken olduğunuz hal üzere kalmaya devam etseydiniz, mutlaka melekler sizinle tokalaşırlardı ve öyle ki açıkça sizi kanatlarıyla gölgelerlerdi.”

Abdurrezzak der ki, o ya da bir başkası der ki: “her saat.”866


Alıntı
Dipnotlar:
865- Buhârî, Cihad, bab: 170, Megazi, bab: 10; Tevhid, bab: 14; Ebû Davud, Cihad, bab: 105 ve Ahmed, Müsned: 2/310.
866- Ahmed, Müsned: 3/175.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #16 : 06 Ağustos 2018, 03:30 »
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den Sonra Gelecek Allah’ın Veli Kullarının Sıfatları, Sahabesinden ve Tâbiînden Sıfatını Anlattıkları Hakkındaki Rivayetlerin Zikredilmesii

(Uveys el-Karani (Radiyallahu anh)’ın Kerâmetleri)

Onlar arasında Üveys el-Karani (Veysel Karani) vardır.

61-   Zurare b. Evfa’nın Useyr b. Câbir’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiş: Ömer b. Hattâb kendisine Yemenlilerden takviye kuvvetler geldiği zaman onlara, Uveys b. Âmir aranızda mı, diye sorardı. Nihayet Uveys’e rastladı. Ona, sen Uveys b. Âmir misin? diye sordu.

O, evet, cevabını verdi.

Ömer, Murad kabilesinden sonra Karen’den mi? dedi.

Uveys, evet, dedi.

Senin, kendisine iyilikle baktığın bir anan var mı? diye sordu.

O, evet, dedi.

Sende alaca illeti vardı. Bir dirhem kadar yer müstesna ondan iyileştin değil mi? dedi.

Uveys de, evet, diye cevap verdi.

Ömer, ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i “size Uveys b. Âmir Yemenlilerin takviye birliği ile gelecektir. Kendisi Murad’lıdır, sonra da Karen’dendir. Onda alaca hastalığı vardı. O, bir dirhem kadar yer müstesna bu hastalıktan iyileşmişti. Onun kendisine iyilikle muamele ettiği bir validesi vardır. Şayet Allah’a yemin ederse mutlaka onun yemininin doğru olduğunu ortaya koyar. Senin için istiğfar etmesine imkân bulursan bunu yap” buyurduğunu işittim. İşte bundan dolayı benim için istiğfar ediver.

İbnu’l Kasım şu ziyadeyi nakleder: Ömer ona, nereye gitmek istiyorsun? diye sordu. Uveys, Kûfe’ye, dedi.

Sana hayırla muamele etmesi için oranın valisine mektup yazayım mı? dedi.

Uveys, umursanmayan insanların arasında olmam bana daha sevimlidir, cevabını verdi.

Useyr demiş ki: Ertesi yıl gelince Kûfe’nin eşrafından bir adam hac etti.

Ömer ona, Uveys’i ne halde bıraktın? diye sordu.

O zât, ben onu evi perişan ve metaı az bir halde bıraktım, dedi.

Ömer, ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu duydum: “Size Uveys b. Âmir Yemenlilerin takviye birliği ile gelecektir. Kendisi Murad’lıdır, sonra da Karen’dendir. Onda alaca hastalığı vardı. O, bir dirhem kadar yer müstesna bu hastalıktan iyileşmişti. Onun kendisine iyilikle muamele ettiği bir validesi vardır. Şayet Allah’a yemin ederse mutlaka onun yemininin doğru olduğunu ortaya koyar. Senin için istiğfar etmesine imkân bulursan bunu yap.”

O zât Kûfe’ye geldiğinde Uveys’e gelerek, benim için istiğfar dile, dedi. Uveys de ona, hayırlı bir yolculuktan yeni gelen sensin, bunun için sen benim için istiğfar et, dedi. Uveys, Ömer’le karşılaştın mı? dedi. O zât, evet, cevabını verdi. Bunun üzerine onun için istiğfar etti, insanlar onun farkına vardılar. Buna müteakip oradan ayrılıp gitti.

Müslim, Bendar ve Muhammed b. Musenna’dan rivayet etmiştir.

62-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir: “Benim ümmetimden bir adam, Mudar kabilesinden daha çok kimseye şefaat edecektir.”

İkinci kez bunu tekrarlaması üzerine Ebû Bekir, ey Allah’ın Rasûlü! Temim de Mudar’dandır, der.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Benim ümmetimden bir adam, Temim oğullarından ve Mudar’dan daha çok kimseye şefaat edecektir. O kişi, Uveys el-Karani’dir.” der.867

63-   Hasan’dan nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber olmayan bir adamın şefaatiyle Rebia ve Mudar’dan daha çok kimse cehennem ateşinden çıkacaktır.

Ebû Ravh der ki, Fudayl b. Hişam’m Hasan’dan aktardığına göre o zat Uveys’tir.868

64-   Abdurrahman b. Ebû Leyla’dan şöyle dediği rivayet edilir: Sıffin günü bir münadi, Uveys el-Karani aranızda mıdır, diye nida eder.

Evet, diye cevap verilir. O münadi de der ki, ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim: “Tâbiîn'in en hayırlılarından biri Uveys el-Karani’dir.” Daha sonra bu adam onların arasına katılır.869

65-   İbn Ebû Leyla’dan şöyle dediği rivayet edilir: Sıffin günü bir münadi, Uveys el-Karani aranızda mıdır, diye nida eder.

Onlar, evet, derler.

Bunun üzerine o münadi bineğine vurur ve onların arasına katıldıktan sonra şöyle der: Ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i “Tâbiînin en hayırlılarından biri de Uveys el-Karani’dir.” buyururken işittim der.870

66-   Ebû Nadra Useyr b. Cabir’den naklediyor: Kûfe’de bize hadis dersi veren bir muhaddis vardı. Hadis dersi bitince talebeler dağılır ama bir grup kalırdı. İçlerinde biri vardı ki, öyle güzel sözler söylerdi ki, onun sözlerini hiç başka kimselerden duymamıştım. Onu sevmiştim. Fakat bir süre sonra onu kaybettim. Arkadaşlarıma, şu bizimle meclis arkadaşlığı yapan şöyle şöyle sıfattaki adamı tanıyor musunuz? dedim.

İçlerinden biri, evet onu tanıyorum. O Üveys el-Karanî’dir, dedi.

Ben “Onun evini biliyor musun?” dedim.

Evet, dedi.

Ben de onunla beraber gidip evinin kapısını çaldım. Kapıya çıktı. Ben, ey kardeşcik seni bizden alıkoyan ne? diye sordum.

O da, çıplaklık, dedi.

Arkadaşlarımız onu alaya alıp incitiyorlardı.

Ben ona bir elbise verip al da bu elbiseyi giy, dedim.

Uveys de bana, yapma bunu, çünkü onlar o elbiseyi üzerimde gördüklerinde beni yine incitirler, diye kabul etmek istemedi ama ben ısrarımı sürdürünce onu giydi.

Sonra adamların bulunduğu yere çıktı. Adamlar hemen ona, bu elbiseyle kim kanacak diyorsunuz, diye alaya başladılar.

O da gelip elbiseyi geri verdi ve gördün mü?, dedi.

Useyr der ki: Ben o meclisteki adamların yanına varıp onlara bu adamdan ne istiyorsunuz? Onu incittiniz. Adam kâh giyecek elbise bulabiliyor, kâh çıplak kalıyor, diyerek onları dilimle iyice azarladım.

Daha sonra Küfe halkından bir grubun Ömer’e heyet olarak gitmesi kararlaştırılmıştı. Uveys’i alaya alanlardan biri de o delegelerle beraber Ömer’in huzuruna gitti.

Ömer onlara, içinizde Karanlılardan bir kimse var mı? deyince bu adam geldi.

Ömer dedi ki: Şüphesiz ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yemen’den adı Uveys olan bir adam size gelecek. Yemen’de geride anasının dışında hiçbir şey bırakmayacaktır. Kendisinde alaca ten hastalığı vardır. Allah Azze ve Celle’ye dua edince bir dinar ya da bir dirhem dışında ondan onu giderdi. Sizden kim ona rastlarsa, ona size istiğfar etmesini isteyin.

Ömer der ki, bir gün bu vasıfta bir adam bize geldi de ben, sen nereden geldin? dedim.

Yemen’den, dedi.

Ben, adın ne?, deyince, o Uveys dedi.

Ben, Yemen’de kimi bıraktın? deyince annemi dedi.

Peki, senin Allah’tan şifasını isteyip, O'nun iyileştirdiği bir alaca ten hastalığın var mıydı?, diye sordum.

O da evet, dedi.

Ben, benim için istiğfar ediver, deyince o, benim gibi bir adam senin gibi birine istiğfar edebilir mi ey Mü’minlerin emiri, dedi.

Sonra Uveys, Ömer’e istiğfar etti.

Ömer der ki, ben ona sen benim kardeşimsin, benden ayrılma, dediysem de o bir süre sonra gizlenip bana görünmedi. Sonra duydum ki Kûfe’ye size gelmiş.

Uveys ile alay eden o adam, ey Mü’minlerin emiri! Bu dediğin zat bizde yok ve biz böyle birini de tanımıyoruz, dedi.

Ömer de, siz de o şöyle şöyle bir adam diyerek onu biraz daha düşük mertebeyle tarif edince o adam, ey Mü’minlerin emiri! Bizde Uveys denen biri var, biz onunla alay ediyorduk, dedi.

Ömer de, çabuk ona ulaş, ulaşacağını sanmam ya!, dedi.

Adam da derhal oradan yola çıkarak Kûfe’ye geldi, evine ve ailesine uğramadan doğruca gidip Uveys’in huzuruna girdi.

Onun bu tavrını gören Uveys, bu senin alışageldiğin muamelen değildi, ne oldu da böyle oldun, dedi.

Adam da, ben Ömer’i senin hakkında şöyle şöyle derken duydum, benim için de istiğfar ediver ya Uveys!, dedi.

Uveys de ona, bundan sonra beni alaya almaman ve bir de Ömer’den hakkımda duyduklarını kimseye anlatmayacağına dair söz vermen şartıyla bunu yaparım, dedi.

O da kabul edince, ona istiğfar ediverdi.

Useyr der ki: Çok geçmeden onun durumu Kûfe’de her yere yayıldı. Ben bir kere yanına girdim ve ey kardeş! Biz farkına varmadığımız halde sende şaşacak bir çok haller zuhur etmiş, dedim.

Uveys de, bunda insanlar arasında benim onlara ulaştırabileceğim bir şey yok. Her kul ancak kendi amelinin karşılığını alır, dedi.

Sonra bir daha göze görünmeden gitti.871

67-   Herim b. Heyyan el-Abdi anlatıyor: Kûfe’ye geldim. Tek derdim Uveys el-Karani’yi arayıp bulmaktı. Nihayet onu Fırat Nehrinin kenarında abdest alıp elbiselerini yıkarken buldum. Tıpkı işittiğim sıfatlara sahip olan biri olarak buldum. Selâm verdim. Selâmımı aldı ve bana baktı. Ben onunla tokalaşmak istedim, ama o elini vermedi.

Ey Uveys! Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Allah seni bağışlasın, nasılsın, dedim. Halinin zayıf ve ona olan sevgim ve merhametimden dolayı beni bir ağlama tuttu.

O da ağladı ve ey Heyyan’m oğlu Herim! Allah sana rahmet etsin ve seni bağışlasın, sen nasılsın, seni bana kim ulaştırdı, dedi.

Ben, Allah, dedim. O da, La ilahe illallah, Rabbimiz noksanlıktan münezzehtir ve O’nun vaadi mutlaka gerçekleşecektir, dedi.

Benim ve babamın ismini nereden bildin, Allah’a yemin olsun ki seni bundan önce kesinlikle görmemiştim, dedim. O, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan bildirdi. Ruhum ruhunu tanıdı, çünkü ayrı ayrı diyarlarda olsalar da ve konumları ayrı olsa da mü’minlerin ruhları birbirlerine aşinadır.

Ben, bana Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den bir hadis anlat ki onu ezberleyeyim, dedim.

O, ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e yetişemediğim gibi onunla arkadaşlığım da olmadı. Fakat onu gören adamları gördüm. Sizden birinize ulaştığı gibi bana da onun hadisi ulaşmıştır. Fakat muhaddis, kadı ya da müftü falan olmak istemiyorum. Çünkü benim meşguliyetim nefsimledir, dedi.

Ey Herim b. Heyyan, dedi. Ben de, ey kardeşim bana Allah Azze ve Celle’nin kitabından âyetler oku, senden dinleyeyim. Ben seni Allah için çok seviyorum. Benim için dua et ve bana ezberleyebileceğim bir vasiyette bulun, dedim.

Ayağa kalktı, elimden tutup Fırat nehrinin sahiline doğru gittikten sonra dedi ki: Kovulmuş şeytandan Semi’ Alim olan Allah’a sığınırım dedikten sonra hıçkırarak ağladı. Sonra devamla şöyle dedi: Rabbim der ki: -O’nun sözü en hak söz, en doğru söz ve en güzel sözdür- “Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini abes olsun diye yaratmadık. Biz bunları ancak hak ile yarattık.” ta ki “Allah’ın rahmet ettikleri müstesnadır. Çünkü Aziz Rahim olan O’dur O.” (Duhan: 38-42) Sonra yine hıçkırarak ağladı ve sustu.

Ona baktım, bayıldığını zannediyordum. Sonra dönüp dedi ki: Ey Heyyan’ın oğlu Herim! Baban öldü, ya da ölmek üzeredir. Bu Hayyan öldü, ya cennete gidecektir ya da cehenneme! Âdem öldü, Havva öldü ey İbnu Heyyan! Nuh, İbrahim, Musa, Rahman’ın Rasûlü Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), Müslümanların halifesi Ebû Bekir ve kardeşim, arkadaşım ve seçkin dostum Ömer de öldüler. Sonra, vah, vah Ömer’im! dedi.

Ben, Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun, Ömer daha ölmedi, dedim.

O da, aksine Rabbim, Ömer’in acı haberini bana bildirmiştir. Sonra ben de sen de öleceğiz.

Peygamber’e salat getirip birtakım duaları yaptıktan sonra şöyle dedi: Benim sana vasiyetim ey Heyyan’m oğlu Herim! Allah Azze ve Celle’nin Kitab’ında gösterilen ve Salihlerin tuttuğu yola sımsıkı sarıl. Ölümü hatırlamaktan bir an bile gafil olma sakın! Döndüğün zaman da kavmini uyar ve onlara nasihatte bulun. Ümmetin cemaatinden sakın ayrılma, aksi halde sen farkına varmadan dininden ayrılmış olursun böylece cehenneme girersin kıyamet gününde ey Herim b. Heyyan!

Sonra şöyle dedi: Ey Allah’ım! Bu, beni Senin için sevdiğini ve Senin için beni ziyaret ettiğini iddia ediyor! Ey Allah’ım, onun yüzünü bana cennette tanıt ve selam yurdunda da onu yanıma ziyaretçi olarak girdir. Dünya durduğu müddetçe ve o her nerede olursa onu koru! Onu yitiğine kavuştur, dünyadan az bir nasibe onu razı et! Dünyadan ona verdiğini kolaylaştır ve onu nasip edeceğin amellere karşılık şükredenlerden ve mükâfatını da en hayırlı mükâfat kıl!

Daha sonra, Allah sana rahmet etsin bugünden sonra seni görmeyeceğim. Zira ben şöhreti sevmem. Yalnızlık benim için daha sevimlidir. Çünkü ben, bu dünyada insanlarla beraber olduğum müddetçe çok kederli ve çok dertliyimdir. Sakın beni arayıp sorma! Bil ki sen benim kalbimdesin. Beni görmesen de beni hatırla ve benim için dua et. Çünkü ben de seni hatırlayacağım ve sana dua edeceğim, dedi.

Şimdi sen buradan git ki ben de şûradan yol alayım.

Onunla beraber bir saat daha yürümek istedim fakat kabul etmedi. Böylece ben ve o ağlarken ondan ayrıldım.

Arkasından baktım nihayet bir yola girdi. Onu ne kadar arayıp sorduysam, bana ondan haber verecek hiçbir kimseyi bulamadım. Allah ona rahmet etsin. Her Cuma geldiğinde onu rüyamda görüyorum.872


Alıntı
Dipnotlar:

867- Benzerini Ahmed, Müsned: 4/212 ve 5/257.

868- Hâkim, Müstedrek: 3/405.

869- Ebû Nuaym, Hilyetu’l Evliya: 2/86.

870- Ahmed, Müsned: 3/480.

871- Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 223

872- Hâkim, Müstedrek: 3/406; Ebû Nuaym, Hilyetu’l Evliya: 2/86.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #17 : 24 Ağustos 2018, 00:34 »
Sahabeden Allah Azze ve Celle’nin Kendilerine Olan İkramları ve Onlardan Zuhur Eden Kerametleri Hakkındaki Rivayetlerin Zikredilmesi

(Ebû Bekir es-Sıddık (Radiyallahu anh)’ın Kerâmetleri)

Onlar arasında Ebû Bekir es-Sıddık’tan rivayet edilenler vardır:

68-   Urve b. Zubeyr’in Âişe (radıyallahu anhâ)’dan rivayet ettiğine göre o şöyle der: Babası ona yirmi yük mal vermişti. Ölümü yaklaşınca oturur, şehadet getirip Allah Teâlâ’ya hamd ve sena ettikten sonra der ki:

Bundan sonra, ey kızcağızım! Benden sonra zenginliği en çok sende görmek isterim ve yine benden sonra bana en ağır gelecek fakirlik senin fakirliğindir. Ben daha önce malımdan sana yirmi yük mal vermiştim. İsterim ki sen onu parçalayıp nasibini alasın. Diğeri de varis malıdır. Mirasçılar da iki erkek kardeşin ile iki kız kardeşindir.

Ben de, bu iki erkek kardeşimi biliyorum da peki kız kardeşim kimdir? diye sordum.

O, Harice’nin karnındaki kızdır, çünkü ben onun kız olduğunu zannediyorum, diye cevap verdi.

Ben de dedim ki: Şu kadar mesafede olsa da onu mutlaka veririm.

69-   Âişe’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Bekir es-Sıddık (radıyallâhu anh) malından ona yirmi yük mal vermişti. Ölümü yaklaştığı zaman Âişe’ye der ki: Ey kızcağızım! Benden sonra zenginliği en çok sende görmek isterim ve yine benden sonra bana en ağır gelecek fakirlik senin fakirliğindir. Ben sana yirmi yük mal vermiştim. Şayet sen onu parçalayıp nasibini alsaydın o senin olurdu. Ancak o bugün miras olarak kalan bir maldır. Varisler de iki erkek kardeşin ile iki de kız kardeşindir. Öyleyse o malı Allah’ın kitabına göre aranızda taksim edin.

Âişe der ki, ey babacığım! Şu kadar mesafede olsa onu veririm. Ancak kızkardeşlerimden biri Esma’dır, peki diğeri kimdir?

Ebû Bekir de, o Harice’nin karnındaki kızdır, çünkü ben onun kız olduğunu zannediyorum, dedi.

Müellif der ki: Bu kadın Ebû Bekir’in eşi Habibe binti Harice b. Zeyd’dir, Züheyr oğullarından Haris b. Hazrec’in oğullarındandır.

Ebû Bekir (radıyallâhu anh) vefat ettiği zaman bu hanım hamileydi. Ebû Bekir’in vefatından sonra Ümmü Külsüm adında bir kız doğurdu. Bu kızla Talha b. Ubeydullah (radıyallâhu anh) evlendi. Allah Teâlâ, Ebû Bekir’i söylediği zannında tasdik etmiştir. Bu çocuğun cinsiyetinin erkek değil de kız olacağını haber vermesini de onun için bir keramet kılmıştır.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #18 : 28 Ağustos 2018, 02:31 »
Mü’minlerin emiri Ebû Hafs Ömer b. Hattab (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

70-   Ali (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle der: Biz, sükûnetin Ömer’in dilinde zuhur ettiğini konuşurduk.873

71-   Abdullah b. Ömer (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ömer’in bir şey hakkında bunun şöyle olacağını zannediyorum dediği hiçbir şey yoktur ki mutlaka onun zannı gibi olurdu.874

72-   Kays b. Haccac kendisine anlatandan rivayet eder, o şöyle demiştir: Mısır fethedildiğinde Bu’ne/Haziran ayının (Acemlerin en meşhur aylarındandır) başında Mısır ahalisi Amr b. As’ın yanına gelip derler ki: Ey Amr! Bizim Nil için yapageldiğimiz bir adet vardır. Onu yapmadıkça Nil coşmaz.

Amr, nedir o? diye sorar.

Onlar, bu ayın on ikinci gecesi geldiğinde biz bir bakire kızı bulup anne-babasını razı eder, onu en güzel elbiselerle süsler ve en güzel bir hale büründüğünde onu Nile’ atarız, derler.

Bunu duyan Amr ayağa kalkıp der ki, bu İslâm’da olacak bir şey değildir. Zaten Islâm kendinden önceki böyle kötü adetleri yıkmıştır.

Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları geçtiği halde Nil’in suyu ne azaldı ve ne de çoğaldı. Nihayet onlar da oradan göç ettiler. Bunu gören Amr, Ömer b. Hattab’a bir mektup yazıp gönderir. Ömer de ona yazdığı cevabında, sen yaptığınla hakka isabet etmişsin. Hiç şüphesiz İslâm, önceki kötü adetleri yıkmıştır. Ben sana, bu mektubumun içinde bir de pusula gönderdim. Onu Nil’e at.

Ömer’in mektubu Amr’a geldiğinde, pusulayı alır ve açıp okur. Bakar ki onda şu yazılıydı: Allah’ın kulu Mü’minlerin emiri Ömer’den Mısır’ın Nil’ine! Bundan sonra, eğer sen kendiliğinden kabarıp coşuyorsan, o zaman akma! Eğer bir ve Kahhar olan Allah seni coşturan ise, öyleyse biz de bir ve Kahhar olan Allah’tan seni coşturmasını istiyoruz.

Amr, pusulayı Nil’e atar. O pusulayı nehre attığında Cumartesi günüydü. Allah tek bir gecede Nil’i on altı zira coşturmuştur. Böylece Allah Teâlâ, o kötü âdeti o günden itibaren bitirdi.

73-   İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre o şunu anlatır: Bir gün Ömer Medine’de hutbe verirken aniden ‘Ey Sariye b. Zenim dağa çık! Kurdu otlatan zulmetmiştir, der.

Ona, sen Sariye’yi zikrediyorsun ama Irak’tadır, denilir.

Bunun üzerine insanlar da Ali’ye derler ki, Ömeri duymaz mısın ki o hutbe verirken ey Sariye, demiştir.

O da onlara cevaben, yazıklar olsun size, Ömer’i rahat bırakın, o bir şeye girdiğinde mutlaka ondan çıkacaktır, der.

Aradan uzun bir zaman geçmeden Sariye gelip şöyle der: Ömer’in sesini duymam üzere dağa çıktım.

74-   Havvat b. Cubeyr anlatıyor: Ömer zamanında insanlara çok şiddetli bir kıtlık isabet eder. Bunun üzerine insanları bir alana çıkartıp onlara iki rekât namaz kıldırır. Elbisenin içini dışına çevirir ve sağı sola ve solu da sağa katlar. Sonra da ellerini uzatır şöyle dua eder: Ey Allah’ım! Senden bağışlanma diliyoruz ve bize yağmur yağdırmanı istiyoruz. Yağmur yağıncaya kadar yerinden ayrılmadı.
Onlar o kıtlıktan kurtulduktan sonra bedevilerden bir grup insan Ömer’in yanına gelirler ve ey Mü’minlerin emiri! Biz şu gün çöllerimizdeyken bulutların bizi gölgelediğini gördük. Bulutlardan şu sesi duyduk: Yardım sana geldi ey Ebû Hafs, yardım sana geldi ey Ebû Hafs!


Alıntı
Dipnotlar:

873- Ahmed, Müsned: 1/106.

874- Buhârî, Menakıbu’l Ensar, bab: 35.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #19 : 02 Eylül 2018, 01:20 »
Mü’minlerin emiri Osman b. Affan (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkındaki Rivayetlerin Zikredilmesi

75-   Süleyman b. Yesar der ki: Cehcah el-Gifari Osman’ın üzerine dayandığı asasını alır ve dizinde kırar. Dizinde öldürücü bir yara peyda olur.

76-   Bekr b. Eyyub b. Ebû Kılabe der ki: Şam’dan birkaç arkadaşımla birlikteydim. Bir adamın, yazıklar olsun o ateşe, dediğin duydum. Hemen kalkıp adamın yanına gittiğimde yerde yüzüstü yatan elleri bileklerinden ve ayaklarının da belinden aşağısı kopuk, gözleri kör bir adamı gördüm.

Adama, ey Allah’ın kulu sana ne oldu?! diye sordum.

Adam, Osman muhasara altında kaldığı gün ona yaklaştığımda karısı dışarı çıktı ben de hemen gidip ona bir tokat attım, der.

Bu sırada da Osman bana baktı ve dedi ki: Allah iki elini, iki ayağını senden alsın, seni kör yapsın ve seni cehenneme atsın, diye beddua etti.

Derken beni çok şiddetli bir titreme aldı, onun bedduasından kurtulmak için kaçtım. Beni gördüğün bu yerime ulaştığımda bir gece bana biri gelip bana bunları yaptı. Böylece Allah, ateş hariç Osman’ın duasına icabet etmiştir. Ebû Kılabe der ki, Ayağımla onun başını ezmeye niyetlendim ama sonra vazgeçip ona helak olasın dedim.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #20 : 06 Eylül 2018, 02:22 »
Mü’minlerin emiri Ali b. Ebû Talib (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

77-   Hasan b. Ali’nin rivayet ettiğine göre Ali b. Ebû Talib şöyle der: Bu gece rüyamda bana gösterildiğine göre dedim ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Ümmetinden hiçbir zahmet ve husumet görmedim.

Rasûlullah, onlara beddua et, der. Ben de şöyle dua ettim: Ey Allah’ım! bana onlardan daha hayırlısını ve onlara da benden daha şerlisini ver. Dışarı çıktığında adamın biri ona vurur.

78-   Ebû Ömer anlatır: Adamın biri Ali’ye bir hadis anlatması üzerine Ali ona, senin bana yalan söylediğini zannediyorum, der. Adam da, ben bunu yapmadım, der. Ali, eğer yalan söylemişsen sana beddua edeyim mi, diye sorar. Adam, evet, diye karşılık verir. Ali de beddua eder. Onlar o haldeyken adamın gözleri kör olur.

79-   Ebû Mekîn anlatır: Ben ve dayım Ebû Umeyye Murad mahallesinde bulunan bir evin yanından geçerken bana, bu evi görüyor musun? diye sordu. Evet, dedim.

Dayım anlatmaya başladı: Ali (radıyallâhu anh) bu evin yanından geçerken üzerine bir parça düşer ve başını yarar. O da evin tamamlanmaması için Allah’a dua eder. Bundan sonra üzerine bir tane bile kerpiç konmadı. Sen yanından geçtiğinde onu diğer evlere benzetemezdin.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #21 : 17 Eylül 2018, 02:11 »
Ebû İshak Sa’d b. Ebû Vakkas (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkındaki Rivayetlerin Zikredilmesi

80-81-   Kays’ın Sa’d’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sa’d için şöyle dua etmiştir: “Allah’ım, Sa’d sana dua ettiği zaman duasına icabet et.”875

82-   Kays b. Ebû Hazim’in rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhive sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım, Sa’d sana dua ettiği zaman duasına icabet et.”876

83-   Sa’d b. Ebû Vakkas (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Uhud günü Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sağında ve solunda daha önce ve daha sonra görmediğim beyazlı iki adam gördüm.877

84-   Musab rivayet eder: Sa’d Kûfe’de kendilerine hutbe verdikten sonra şöyle demiştir: Ey Kûfe ehli size karşı nasıl bir emir oldum?! Orda bulunan bir adam kalkar ve şöyle der: Ben senin tebaanda adaletli olmadığını, ganimeti eşit dağıtmadığını ve gazvelerde savaşmadığını gördüm.

Bunun üzerine Sa’d der ki: Ey Allah’ım! Eğer bu adam yalancıysa onun gözünü kör et, onu tez elden fakir kıl, ömrünü uzun kıl ve onu fitnelerle karşı karşıya getir.

Ravi der ki: O adam, kör olmadan ölmedi. Duvarların dibinde barınıyordu, insanlardan dileniyordu ve yalancı Muhtar’ın fitnesiyle müptela oldu ve o fitne savaşında öldürüldü.

Ona, nasılsın, denildiğinde şöyle derdi: Sa’d’ın duasının kendisine iliştiği fakir bir körüm.

85-   Ebû Lebibe anlatır: Sa’d şöyle dua etti: Ey Rabbim! Benim küçük çocuklarım var, onlar büluğa erinceye kadar ölümümü ertele. Bunun üzerine yirmi sene ölümü ertelendi.

86-   İbn Ömer (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre o şunu anlatır: Ömer b. Hattab Kadisiye’de olan Sa’d b. Ebû Vakkas’a yazdığı mektubunda Irak’ın Hilvan şehrinin varoşlarına saldırı düzenlemesi için Nadle b. Muaviye el-Ensari’yi göndermesini yazar.

Buna binaen Sa’d da Nadle’yi üç yüz kişilik bir süvari birliğiyle Hilvan’a gönderir. Onlar şehrin varoşlarına saldırıp birçok ganimet ve köle ele geçirirler. Aldıkları ganimet ve köleleri alıp yola çıkarlar. Yoldayken ikindi vaktinin sonuna erişirler ve nerdeyse güneş batacaktır. Nadle ganimet ve köleleri dağın yamacına doğru sevk edip orda barındırır. Sonra kalkıp ezan okur.

Allah’u Ekber, Allah’u Ekber dediğinde dağdan bir ses, tekbir getirdin ey Nadle, icabet eder.

Eşhedu en la ilahe illallah dediğinde de, bu ihlas sözcüğü (kelime-i tevhidedir ey Nadle, der.

Eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah dediğinde ise o ses, işte bu İsa b. Meryem’in bize müjde verdiği dindir. O ümmetin başındayken kıyamet kopacaktır, dedi.

Hayye ala’s salah, dediğinde, namaza gidene ve onu sürekli kılana müjdeler olsun, der.

Hayye ala’l felah dediği zaman, Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’ e icabet eden kurtuluş bulmuştur ve ümmetin bekası da budur, der o ses.

Allah’u Ekber, Allah’u Ekber dediğinde bu defa ihlası saflaştırdın ey Nadle, Allah bedenini cehennem ateşine haram kılsın, der.

Ezanı bitirdiğinde biz o sese doğru, Allah sana merhamet etsin sen de kimsin, bir melek misin ya da bu dağın sakinlerinden olan bir cin mi veyahut da Allah’ın kullarından biri misin? Sesini duyduk, bari sûretini de göster, bizler Allah yolunda yola çıkmış Ömer b. Hattab’ın grubuyuz, dedik.

Bunun üzerine dağ en tepeden yarılır ve başı ve sakalı beyaz üzerinde eski püskü yünden elbise olan çıkıp bize selam verdi. Biz de, selamına karşılık verip Allah sana merhamet etsin sen de kimsin? dedik.

Adam: Ben Zureyb b. Bersemle’yim. Salih kul İsa b. Meryem’in vasisiyim. O, beni bu dağa yerleştirdi ve gökten inip domuzu öldüreceği, haçı kıracağı ve Hristiyanların işlediklerinden beri olduğunu bildireceği güne kadar hayatta kalmam için dua etti. Ben Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellemj’e yetişemedim, bari Ömer’e benden selam söyleyin ve ona deyin ki: Ey Ömer, doğru ve mutedil ol, kıyamet yaklaşmıştır ve size bildireceğim bu hasletleri ona da anlatın. Bu dediklerim Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ümmetinde zuhur ederse kaçın!

Adamlar adamlarla, kadınlar da kadınlarla yetindiğinde, mensup olmadıklarına intisap ettiklerinde, velilerinden başkasına kendilerini nispet ettiklerinde, büyükleri küçüklerine merhamet etmediğinde, küçükleri de büyüklerini saymadıklarında, iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak terk edilip de iyilik emredilmediği ve kötülük de yasaklanmadığında, âlimleri ilmi para kazanmak için öğrendiğinde, yağmuru kıtlık ve çocukları kin olduğunda, minareleri uzattıklarında, Mushafları gümüşle kapladıklarında, mescitleri süslediklerinde, aralarında rüşvet yaygınlaştığında, yüksek yüksek binaları inşa ettiklerinde, dünya karşılığında dini sattıklarında, kan dökmeyi hafife aldıklarında, sıla-i rahim kesildiğinde, hüküm satıldığında, iftihar edilerek faiz yendiğinde, zenginlik izzet olduğunda, adamlar evlerinden çıkıp kendilerinde daha hayırlı olanların onlara hürmet için ayağa kalktıklarında ve kadınlar eyerlere bindiklerinde, kaçın..

Sonra gözden kayboldu. Nadle bunu Sa’d’e bir mektup yazarak bildirdi, o da Ömer’e (Allah ona rahmet etsin) bir mektupla bildirdi. Ömer de onun mektubuna karşılık bir mektup yazarak şöyle der: Baban hakkı için senden istiyorum! Sen ve beraberindeki Muhacir ve Ensar ile o dağa gidin ve onunla karşılaşırsanız benden selam söyleyin. Çünkü Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İsa’nın vasilerinden bazıları İrak’m yanındaki o dağda konaklamıştır.” Bunun üzerine Sa’d, Muhacir ve Ensar’dan dört bin kişiyle birlikte yola çıktılar. Nihayet kırk günde o dağa vardılar. Her namaz vaktinde orada ezan okudular fakat hiçbir cevap alamadılar.

87-   Muğire’nin babasından rivayet ettiğine göre o şunu anlatır: Ailemizin bazı efradı Sa’d’ın ailesinin yanındaydı. O der ki, çocuk boyunda bir kadın gördük. Biz, bu kadın kim? diye sorduk. Sa’d’m kızı dediler. Bir gün Sa’d’ın abdest alacağı suya elini daldırdı. Sa’d da ona bakıp Allah boyunu kısaltsın, dedi. Bundan sonra da boyu uzamadı.

88-   Abdurrahman b. Avf’ın kölesi Mina anlatır: Kadının biri abdest aldığı zaman Sa’d’a bakardı. Sa’d ona bunu yapmamasını söylediği halde bir gün yine bunu yaptı. O da ona çirkin olasın diye beddua etti. Kadının yüzü başının arkasına geçerek ters döndü.


Alıntı
Dipnotlar:

875- Tirmizî, hadis no: 3751.

876- Geçen dipnota bakınız.

877- Buhârî, Libas, bab: 24, Megazi, bab: 18; Müslim, Fedail, hadis no: 47; Tirmizî, Edeb, bab: 76.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #22 : 21 Eylül 2018, 03:49 »
Said b. Zeyd (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

89-   Amr b. Muhammed babası Said b. Zeyd’den rivayet eder: Erva kendisiyle bir arazi hakkında tartışır. Bunun üzerine der ki, ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken duydum: “Bir kimse, hakkı olmayan bir karış araziyi alırsa, kıyamet günü yerin yedinci katına kadar boynuna geçirilir.”

Sonra da şöyle der: Ey Allah’ım, eğer o kadın yalancı ise, gözlerini kör et ve kabrini de evinde kıl!

Ravi der ki: O kadını gözleri kör olduğu halde duvar diplerinde ‘bana Said b. Zeyd’in duası değdi” derken gördüm.

Bir ara evinde yürürken, evinin bahçesindeki kuyuya düştü ve böylece o kuyu kabri oldu.878


Alıntı
Dipnotlar:

878- Müslim, Musakat, hadis no: 138.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #23 : 21 Eylül 2018, 03:49 »
Abdullah b. Mes’ud (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

90-91- Alkame rivayet ediyor: Abdullah bir defasında yere batma duydu ve şöyle dedi: Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashabı olan bizler, bu âyetleri rahmet sayarken sizler korku sayıyorsunuz.

Bir keresinde bizler Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikteyken yanımızda yiyecek yoktu. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘Yanında suyunun fazlası bulunandan fazlalığı isteyin.” buyurdu. Ona biraz su getirilince O suyu bir kaba boşaltıp elini onun üzerine koydu. Böylece parmaklarının arasından su akmaya başladı. Sonra da “Haydi bu temiz bereketli suya gelin, bereket Allah’tandır” dedi. Biz de o sudan içtik.

Abdullah, yenen yiyeceğin tesbih getirdiğini duyardık, derdi.879


Alıntı
Dipnotlar:

879- Buhârî, Menakıb, bab: 25; Dârimî, Mukaddime, bab: 5; Ahmed, Müsned: 1/460.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #24 : 30 Eylül 2018, 00:53 »
Abbas b. Abdulmuttalib (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

92-93- Enes (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle der: Ömer b. Hattab, kıtlık geldiği zaman Abbas b. Abdulmuttalib ile yağmur duası yapar ve şöyle derdi: Ey Allah’ım, bize kıtlık geldiği zaman Peygamberimizle sana vesilede bulunurduk da sen bize yağmur yağdırırdın. Şimdi de sana Peygamberimizin amcasıyla vesilede bulunuyoruz, bize yağmur ver! Bunun üzerine onlara yağmur yağardı.880

94-   İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Kıtlık senesi geldiğinde Ömer b. Hattab insanlarla yağmur duasına çıkar, Abbas b. Abdulmuttalib’in elinden tuttuktan sonra derdi ki: Ey Allah’ım! Biz Peygamberin amcasıyla sana vesilede bulunuyoruz. Az zaman geçmeden Allah Azze ve Celle nahiyelere yağmur yağdırırdı.

Ömer hutbe verip şöyle dedi: Ey insanlar! Dikkat edin ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) babasına verdiği değeri amcası Abbas’a da veriyordu. Ona tazim ve hürmet gösterir, taksimatta ona iyilik yapar ve gıyabında da unutmazdı onu.

Ebû Muhammed der ki: Gıyabında onu unutmazdı ibaresinden maksat tedavi kıssasıdır.881

95-   İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Kıtlık senesinde Ömer b. Hattab yağmur duasına çıkıp şöyle dedi: Bunlar, senin kulların, kadın kullarının evlatlarıdır. Seni arzulayarak Peygamberinin amcasını vesile edinerek sana geldiler. Bize, kulları kapsayan ve beldeleri canlandıran faydalı bir yağmur yağdır. Ey Allah’ım! Biz senden Peygamberinin (sallallâhu aleyhi ve sellem) amcasıyla yağmur istiyoruz. Onun ağarmış saç ve sakalıyla senden şefaat istiyoruz. Abbas b. Utbe b. Ebû Leheb şu şiiri söylerdi:

Allah amcamla Hicaz ve ehline yağmur verdi

Ömer, onun ağarmış saçıyla yağmur istedi

Kıtlıkta Abbas ile O’na yönelip yalvardı

Onlar bu haldeyken yağmur geldi

Rasûlullah bizdendir, aramızda mirası

Bundan daha büyük iftihar kaynağı var mıdır?

Değerli Şeyh Hafız Ebû’l Kasım der ki: Hamza b. Kasım. Abdulaziz el-Haşimi anlatır: Hamza, Bağdat’ta yağmur duasına çıkmış, ağarmış sakalını tutarak şöyle demiştir: Ey Allah’ım! Ben, Ömer’in ağarmış saçı ve sakalıyla senden yağmur istediği zatın torunlarındanım, onlara yağmur yağdı. Ey Allah’ım, bize de yağmur yağdır! O, bu duasını o kadar tekrarladı ve bu vesile ile tevessülde bulundu ki nihayet üzerlerine yağmur yağdı.


Alıntı
Dipnotlar:

880- Buhârî, Fedailu Ashâbi’n Nebi, bab: 11.

881- Hâkim, Müstedrek: 3/ 334.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #25 : 05 Ekim 2018, 01:46 »
Ebû Abdullah Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (radıyallâhu anhumâ)’nın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

96-   Eslem anlatır: Hüseyin’in savaştığı gün onun safında olan biri bana anlattı. Adamın biri aceleyle gelip hanginiz Hüseyin diye sordu. Aramızda ona ilk cevap veren Hüseyin oldu.

O, Hüseyin benim, ne istiyorsun ey Allah’ın kulu? diye cevap verir.

Adam, ey Allah’ın düşmanı! Sana cehennem müjdeler olsun, dedi. Hüseyin de ona, yazıklar olsun sana, bunu bana mı diyorsun? dedi.

Adam, evet, dedi. O, peki, niçin, diye sorar ve Rahmet eden bir Rabb ve itaat edilen Peygamber’in şefaati varken dedi ve sonra; Ey Allah’ım, eğer bu kulun yalancı ise onu cehenneme sürükle ve bugün onu arkadaşlarına ibret kıl! diye beddua etti.

Savaş başladığında adam atını dörtnala koşturunca at sıçrayıp onu üzerinden attı. Fakat ayakları üzengide kaldı. At, o adam parçalanıncaya kadar ayaklarıyla ona vurdu. Adamın kalıntılarının yerde sürüklendiğini gördüm.

Ravi der ki: Allah’a yemin olsun ki biz onun duasının bu derece hızlı icabet bulmasına şaşırmadık. Fakat adam öldürülünceye kadar durmamıza şaşırdık. Sanki kalplerimiz demir kesilmişti.882

97-   Abdulmelik b. Umeyr anlatıyor: Yanımızda bizimle beraber meclisimizde güzel koku sürünen bir adam vardı. Fakat adamdan katran kokusu yayılıyordu.

Adam, benden bir koku mu alıyorsunuz, dedi.

Evet, dediler.

Adam, ben size bunun nedenini anlatacağım: Hüseyin b. Ali ve arkadaşlarını yağmalayanlar arasında ben de vardım. Bir gün rüyamda insanların haşredildiklerini ve susayarak kabirlerinden çıktıklarını gördüm.

Bir de baktım ki adamın biri oturmuş önünde havuz var. İnsanlara o havuzdan su veriyordu. Baktım ki o Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ordadır. Ona, ey Allah’ın Rasûlü! Bana da su ver, dedim. Rasûlullah o adama ona da su ver, dedi. Adam, ya Rasûlallah, o Hüseyin’i yağmalayanlardan biridir, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah da “Hüseyin’i yağmalayan bu adamı alın ve ona katran içirin” dedi.

İşte böylece bu katran kokusu benden yayılmaktadır.

98-   Ebû Reca der ki: Bu evin ehline hakaret etmeyin. Çünkü onunla komşuluk hukukumuz var. Hüseyin öldürüldüğü zaman bu kaba adam, öldürüldü, der. Bunun üzerine Allah onun gözüne iki yıldız atar ve gözlerini kör eder.883


Alıntı
Dipnotlar:

882- Heysemi, Mecmeuz Zevaid: 9/193.

883- Heysemi, Mecmeuz Zevaid: 9/1936.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #26 : 11 Ekim 2018, 01:00 »
Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zubeyr ve Kardeşi Musab (radıyallâhu anhum)’un Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

99-   Şa’bi anlatır: Muhakkak ki şaşılası bir şey gördüm. Ben, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zubeyr, Musab b. Zubeyr ve Abdulmelik b. Mervan Kâbe’nin avlusundaydık. Oradakiler sözlerini bitirdikten sonra dediler ki, hadi herkes kalksın ve Rüknül Yemani’ye tutunup Allah’tan istekte bulunsun. Çünkü mutlaka isteği kendisine verilecektir.

Kalk ey Abdullah b. Zubeyr! Çünkü sen Hicretten sonra ilk doğansın. Abdullah kalktı ve rüknü tuttuktan sonra şöyle dedi: Ey Allah’ım, sen Azimsin ve her azamet sahibinin umudusun. Yüzün hürmetine, arşın hürmetine ve Peygamberinin (sallallâhu aleyhi ve sellem) hürmetine senden istiyorum! Bana Hicaz’ın velayetini vermedikçe ve halifelik bana teslim edilmedikçe canımı alma! Sonra gelip oturdu.

Onlar, ey Musab b. Zubeyr, hadi kalk! dediler. O da kalkıp rüknü tuttuktan sonra şöyle der: Ey Allah’ım, sen her şeyin Rabbisin ve her şeyin varışı sanadır! Her şeyin üstünde olan kudretinle senden istiyorum, beni Irak valisi yapmadıkça ve Hüseyin’in kızı Sekine’yle beni evlendirmedikçe canımı alma! O da gelip oturdu.

Kalk, ey Abdulmelik b. Mervan! dediler. O da kalkıp rüknü tutar ve der ki: Ey yedi göğün ve yedi yerin, bitlerin bulunduğu arzın rabbi Allah’ım! Emrine itaat eden kullarının istedikleriyle senden istiyorum! Yüzünün hürmetiyle senden istiyorum! Bütün mahlûkatın üzerindeki hakkınla ve evini tavaf edenlerin hakkıyla senden istiyorum! Doğusuyla ve batısıyla yeryüzünün velayetini bana vermedikçe ve benimle bu hususta tartışanın başını almadıkça canımı alma! O da gelip oturdu.

Sonra, kalk ey Abdullah b. Ömer! dediler. O da kalkıp Rüknül Yemani’yi tutup şöyle dua eder: Ey Allah’ım! Sen Rahmansın, Rahimsin! Gazabını geçen rahmetinle senden istiyorum! Bütün mahlûkatmın üstünde olan kudretinle senden istiyorum! Dünyada bana cenneti hak kılmadıkça canımı alma! Şa’bi der ki: Onlardan her biri duasının karşılığını aldığını görmeden benin gözlerim kör olmadı.

Not: Lalekai ve başkalarının rivayet etmiş oldukları bu haber aslı olmayan mevzu yani uydurma bir rivayettir. İbn Hacer, haberin ravilerinden İsmail bin Eban el Amiri hakkında "Metruk yani terk edilmiştir, uydurmacılıkla itham edilmiştir, demiştir. (Takrib'ut Tehzib, 1/ 105) Yine Buhari'nin onun hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: O, metruk yani terkedilmiştir; Ahmed onu terk etmiştir. (Tehzib'ut Tehzib, 1/ 237) İbn Ebi Hatim ise şöyle demiştir: Hadisi terk edilmiş birisidir ve kezzab yani çok yalancıdır. (el-Cerh ve't Ta'dil, 2/ 160) İbn Teymiye (rh.a) da şöyle demektedir: Bunu, Sufyan'dan nakleden İsmail bin Eban kezzabtır, Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir: Ben ondan hadis yazdım, sonra uydurma hadisler nakletmeye başlayınca onu terkettik. İlh...(Fetava, 1/262 ve devamı)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #27 : 30 Ekim 2018, 01:35 »
Ebû Süleyman Halid b. Velid el-Mahzumi (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

100-   Kays b. Ebû Hazim der ki: Halid b. Velid (radıyallâhu anh)’ı Hire’de gördüm. Kendisine zehir getirildiğini, o bu nedir dediğinde, kendisine zehir olduğunu söylediler. O da bismillah diyerek zehri içmiştir.

101-   Hayseme anlatır: Halid b. Velid’e beraberinde bir tulum şarap olan bir adam getirilir. Halid, ey Allah’ım! Bunu bal yap der, hemen bal oluverir.

102-   Sa’saa anlatır: Halid b. Velid’in karargâhında içki yaygınlaşır. Bir gün o orduyu teftiş ederken, arkadaşları aralarından birini bir tulum içki satın alması için gönderirler. Adam onu kucağında taşırken Halid’le karşılaşır. Halid ona, eliyle dur der ve bu da nedir? diye sorar. Adam, sirke, diye cevap verir. Allah onu sirke yapsın, der Halid. Adam arkadaşlarının yanına gitti. Tulumu açtıklarında çok kaliteli bir sirkeye döndüğünü görürler.

103-   Hayseme anlatıyor: Halid b. Velid, bir tulum içkinin yanından geçerken, oradakilere bu nedir? diye sorar.

Onlar, sirkedir, derler.

Bunun üzerine Halid de, Allah onu sirke yapsın, diye dua eder.

Adamlar tuluma baktıklarında içindekinin sirke olduğunu görürler. Oysa o içkiydi.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #28 : 08 Kasım 2018, 01:37 »
Ebû’l Munzir Ubeyy b. Ka’b (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

104-   Said b. Cubeyr’in İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet ettiğine göre der ki: Ömer b. Hattab (radıyallâhu anh) demiştir ki: Hadi beraber kavmimizin bulunduğu yere gidelim.

Ömer’le beraber çıktılar, ben ve Ubeyy Ka’b ise insanların en arka tarafındaydık. Bir bulut harekete geçince Ubeyy şöyle der: Ey Allah’ım! Onun eziyetini bizden uzaklaştır. Biz daha sonra topluluğa yetiştiğimizde ıslandıklarını gördük.

Bunun üzerine Ömer, bize isabet eden size isabet etmemiştir, der.

Biz de, Ebû’l Munzir Allah Azze ve Celle’ye o yağmuru bizden uzaklaştırması için dua etti, dedik.

Ömer de, bizim için de dua etseydiniz ya!
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #29 : 21 Kasım 2018, 00:18 »
Ebû Derda Uveymir b. Enes ve Selman’ı Farisi (radıyallâhuanhumâ)’nın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

105-   Hayseme anlatır: Ebû Derda tenceresini onarıyordu. Bir ara tencere ağzı üzeri yere düşünce subhanallah demeye başladı.

Bunu duyan Ebû Derda, ey Selman gel de babanın benzerini duymadığı şeyi duy, dedi.

Selman gelince ses kesilir. Ebû Derda da olanı Selman’a anlattı.

Bunun üzerine Selman da, eğer sen subhanallah demeseydin Allah’ın büyük âyetlerinden birini ya görürdün ya da duyardın, dedi.*

106-   Ebû’l Buhteri de bunun benzerini rivayet etmiştir.

107-   Gaylan el-Fizari Ebû Kuteyle’nin şöyle dediğini rivayet eder: Âlimlerin ferasetinden sakının, çünkü bu Allah’ın onların gözlerine ve kalplerine yerleştirdiği bir haktır. Ebû Derda bir gün fitneyi anlattı. Sukun’dan bir adam da kılıçlarımız nerede, dedi.

Ebû Derda, korkarım ki eğer onları getirirsen gözlerini kör eder ve dişlerini de kırar.

O Sukunlu adam Sıffin gününde hazır bulunmuştur. İşte o gün gözü kör olmuş ve dişleri de kırılmıştır. O adam, Allah Ebû Derda’yı bağışlasın, oysa bana tek bir nasihat yeterdi. Bir de Ömer (radıyallâhu anh)’ın Gudayf b. Haris hakkındaki ‘Gudayf ne güzel gençtir, hayır için süvari olmuştur’ sözü de yeterliydi bana.

108-   Müslim b. Gıbta anlatır: Selman ölmek üzere olan bir arkadaşının huzuruna girer ve der ki: Ey ölüm meleği, kardeşime karşı şefkatli ol! Evin bir köşesinden biri, ben her mü’mine karşı şefkatliyim, diye cevap verir.

*Alıntı yapılan Türkçe tercümede "sen subhanallah demeseydin" şeklinde çevrilmiştir ancak doğrusu "tencere subhanallah dememiş olsaydı" şeklinde olacaktır. لَوْ لَمْ تُسَبِّحْ ifadesi iki manaya da müsait olduğu için böyle bir hatalı tercüme ortaya çıkmıştır. Lakin ifadenin siyakı tesbih getirenin tencere olduğunu göstermektedir. Bu haberin başka rivayetlerinde "bu doğru olmasaydı Allah’ın büyük âyetlerinden birini ya görürdün ya da duyardın" şeklinde geçmektedir. Allahu a'lem Ebu Derda'ya bu söylediğin şey yalan olsaydı, tencere gerçekten subhanallah dememiş olsaydı başına Allah tarafından bir musibet gelirdi demek istemiş ve bu surette onu tasdik etmiştir.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAH AZZE VE CELLE’NİN VELİLERİNİN KERAMETLERİ
« Yanıtla #30 : 01 Aralık 2018, 01:28 »
Ebû Nuceyd İmran b. Husayn (radıyallâhu anh)’ın Kerametleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

109-   Mutarrif b. Abdullah der ki: İmran b. Husayn bana şöyle dedi: Şüphesiz ki ben, sana fayda vermesini umduğum bir söz söyleyeceğim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hacc ve Umre’yi aynı anda yaptı, ölünceye kadar bunu yasaklamadı ve Kur’ân’da bunu yasakladığını belirten bir âyet de inmedi.

Yemin olsun ki melekler bana selam verirlerdi. Ben kendimi dağlamayla tedaviye başladığım zaman selam vermediler. Ama ne zaman ki dağlamayı bıraktım tekrar bana selam vermeye başladılar.884


Alıntı
Dipnotlar:

884- Müslim, Hacc, hadis no: 167.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1382 Gösterim
Son İleti 09 Haziran 2015, 17:14
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
2083 Gösterim
Son İleti 11 Haziran 2015, 01:08
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1650 Gösterim
Son İleti 11 Haziran 2015, 00:41
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1198 Gösterim
Son İleti 11 Kasım 2015, 11:57
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1455 Gösterim
Son İleti 03 Ağustos 2016, 15:09
Gönderen: İbn Teymiyye