Tavhid

Gönderen Konu: SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI  (Okunma sayısı 1633 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1667
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI
« : 12.08.2018, 05:43 »
بسم الله الرحمن الرحيم
الحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاة وَالسَّلامُ على مَنْ لا نبيَّ بَعْدَهُ، وَبَعْدُ

Hanefi mezhebinin imamı olan Ebu Hanife Numan bin Sabit el-Kufi (v. 150), kendi yaşadığı dönemden başlayarak bugüne kadar tartışmaların ve ihtilafların odağında bulunan bir alim olmuştur. Bu çalışmamızda bizler de Allah Subhanehu’nun izni ve yardımıyla kendisiyle alakalı ifrat ve tefrit babından çokça söz söylenilen bir alim olan Ebu Hanife Numan bin Sabit (ra) hakkında selef imamlarının ve muhaddisler başta olmak üzere ilk dönem alimlerinin bakış açılarını tesbit etmeye çalışacağız. Bu çalışmada Ebu Hanife’yi cerh edip yeren kavilleri ve de tadil edip tezkiye eden kavilleri bir arada vermeye çalışacağız. Çünkü günümüzde Ebu Hanife hakkında yapılan çalışmalarda –çalışmayı yapan kişinin düşünce yapısına göre- ya sadece Ebu Hanife’yi öven görüşlere ya da yalnızca onu yeren nakillere yer verilmektedir. Veyahut da araştırma sahibinin fikrine muhalif olan her naklin zayıf ve uydurma addedildiği çalışmalar söz konusudur. Halbuki ilim talibine düşen şey, herhangi bir mevzuda lehte ve aleyhteki bütün görüşleri tarafsız bir şekilde toplayıp ondan sonra bir neticeye varmaktır. Bundan dolayı bizler bu makalede Ebu Hanife’yi öven ve yeren görüşleri bir araya getirip bunların sıhhat durumlarını ortaya koymaya ve de birbiriyle çelişkili gibi görünen bu rivayetlerin arasını cem etmeye gayret edeceğiz inşallah. Zira yeri geldiğinde aynı alimden dahi Ebu Hanife’yi yeren ve öven kaviller bir arada nakledilebilmektedir. Bu kavillerin bir kısmını alıp, diğerlerini bütünüyle görmezden gelmek veya zayıf saymak meseleyi çözmemektedir. Çünkü, aşağıda görüleceği üzere aynı imamdan cerh ve tadil yönündeki kavillerin ikisi de sahih yoldan nakledildiği vaki olmuştur. Şu halde yapılması gereken şey rivayetlerin arasını cem ve telif ederek işin hakikatine ulaşmaya çalışmaktır.

Bu zikrettiğimiz gayeyi tahakkuk ettirebilmek için burada öncelikle Ebu Hanife’yi tezkiye eden alimlerin görüşlerini zikretmek istiyoruz. Daha sonra da Ebu Hanife hakkında cerh ve tadil kavillerinin kendisinden beraberce nakledildiği alimlerin görüşlerini zikredeceğiz. Son olarak da Ebu Hanife’yi cerh edenlerin görüşlerini zikredip Allah’ın izniyle neticeye ulaşmaya çalışacağız. Bunu yaparken de selef alimleri ve mütekaddim alimlerin görüşlerine ağırlık vereceğiz, az da olsa müteahhirundan muhakkik selefi alimlerin görüşlerini de nakledeceğiz. Bu hassas konu hakkında Ehli sünnet harici Eşari vs görüşlere meyletmiş alimlerin sözlerini esas almayacağımız gibi senedsiz veya zayıf senedli olduğunu bildiğimiz nakilleri de –yeri geldiğinde bilgilendirme amaçlı zikretmenin dışında- delil olarak sunmayacağız. Bu hususta gayret bizden Tevfik Allah Azze ve Celle’dendir.

EBU HANİFE’Yİ TEZKİYE EDEN ALİMLER

Bu bölümde Ebu Hanife (rh.a)’ı tezkiye eden ve –tesbit edebildiğimiz kadarıyla- kendisinden bunun zıddına bir şey rivayet edilmemiş olan imamların kavillerini zikredeceğiz. Ancak bunun öncesinde bir hususa değinmek istiyoruz ki o da şudur: Günümüzde, bilhassa Ebu Hanife’yi yerme amaçlı yazılan birtakım makalelerde, sanki Ebu Hanife, ilimden hiçbir nasibi olmayan, dönemin selef imamlarıyla bir irtibatı ve dostluğu bulunmayan birisi; o devrin Cehmi, Mutezili, Mürcii vesair dalalet imamları gibi Ehli sünnetle hiçbir alakası olmayan, selefin ilim meclislerinde bulunmamış öyle hariçten bir şahsiyet gibi lanse edilmekte veya en azından Ebu Hanife’nin cerhine dair nakilleri okuyan kimselerde böyle bir izlenim uyanmaktadır. Hele son yıllarda, Ebu Hanife’yi –haşa- tamamen İslam dışı bir kafir olarak göstermeye cüret eden bir kısım cehele takımı dahi zuhur etmiştir. Halbuki, Ebu Hanife Müslümanlardan bir fertti, hatta selef imamlarıyla yakın irtibat halinde olan birisi idi. Birtakım hataları olsa da neticede Müslümanlar arasında yetişti ve İslam üzere vefat etti, cenazesi de Müslümanlar tarafından defnedildi. Bugün Ebu Hanife’yi küfür ve dalaletle itham eden birtakım çevreler, işin bu yönünü görmezlikten gelmektedirler. Yani, Ebu Hanife, onların iddia ettiği gibi küfrü açık olan (!) veya Cehm bin Safvan, Ca’d bin Dirhem, Gaylan ed-Dimeşki, Bişr el Merisi ve emsali gibi bidat ve dalaletin öncülüğünü yapan birisi ise alimiyle, yöneticisiyle neden selef onun karşısına –ilmi tenkidlerin dışında- dikilmedi, kafirse öldürülmesine, bidatçıysa etkisiz hale getirilmesine çalışmadı? Bilakis aşağıda görüleceği üzere ondan ilim aldılar, hadis rivayet ettiler, meclisinde bulundular, onu övdüler; eleştirilmesi gereken yerde de eleştirdiler. Bu, Ehli sünnetin herkese karşı gösterdiği adaletli tavrı Ebu Hanife’ye de göstermesinden ve de herkese hak ettiği şekilde muamele etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu vasat tutumu idrak edemeyen bazı kimseler bunu bir çelişki olarak algılamış ve de ya Ebu Hanife’yi tezkiye eden rivayetleri ya da cerh eden rivayetleri inkar veyahut da görmezden gelme cihetine gitmişlerdir. Halbuki bu iki türden rivayetler de vaki olmuştur. Hak ne mutlak cerh edenlerin, ne de mutlak tadil edenlerin yanındadır. Aşağıdaki nakillerden de anlaşılacağı üzere Ebu Hanife güvenilirdir, hadisine yalan karıştırmaz, lakin hadiste –bilhassa hıfz bakımından- çok güçlü değildir, zühd ve takva ehli birisidir, fıkıhta imamdır; bununla beraber fıkıhta rey ve istihsanı haddinden fazla kullanmıştır, birçok sahih hadisi çeşitli gerekçelerle terketmiştir, akidede ameller imandan değildir gibi Mürcie bidatlarına hatta bazı rivayetlere göre Kuran meselesi ve benzeri konularda Cehmiye bidatlarına bulaşmıştır.  Alimlerin onu tenkid sebebleri de bunlardır. Bu hususlar, konuyla alakalı nakiller okunduğu zaman daha açık ortaya çıkacaktır inşallah. Şimdi, asıl konuya geçmeden önce Ebu Hanife’nin döneminin ilmi camiası içindeki konumunu hatırlatacak bazı nakillerde bulunmak istiyorum.

Hatib el Bağdadi, Tarih’inde Ebu Hanife hakkında açtığı müstakil bölümde onun şeyhleri ve öğrencilerinden bazılarını zikretmiştir. Bu listenin dikkatli incelenmesini tavsiye ederim. Buradaki isimlerin çoğu İslam ehlinin meşhur imamlarıdır. Ayrıca bu listeyi zikreden Hatib’in Ebu Hanife’ye muhalif bir alim olduğu da unutulmamalıdır. O, Ebu Hanife’yle alakalı babın girişinde şöyle demektedir:


النعمان بن ثابت أبو حنيفة التيمي
إمام أصحاب الرأي، وفقيه أهل العراق.
رأى أنس بن مالك، وسمع عطاء بن أبي رباح، وأبا إسحاق السبيعي، ومحارب بن دثار، وحماد بن أبي سليمان، والهيثم بن حبيب الصراف، وقيس بن مسلم، ومحمد بن المنكدر، ونافعا مولى ابن عمر، وهشام بن عروة، ويزيد الفقير، وسماك بن حرب، وعلقمة بن مرثد، وعطية العوفي، وعبد العزيز بن رفيع، وعبد الكريم أبا أمية، وغيرهم.
روى عنه: أبو يحيى الحماني، وهشيم بن بشير، وعباد بن العوام، وعبد الله بن المبارك، ووكيع بن الجراح، ويزيد بن هارون، وعلي بن عاصم، ويحيى بن نصر بن حاجب، وأبو يوسف القاضي، ومحمد بن الحسن الشيباني، وعمرو بن محمد العنقزي، وهوذة بن خليفة، وأبو عبد الرحمن المقرئ، وعبد الرزاق بن همام في آخرين،
وهو من أهل الكوفة نقله أبو جعفر المنصور إلى بغداد، فأقام بها حتى مات، ودفن بالجانب الشرقي منها في مقبرة الخيزران، وقبره هناك ظاهر معروف.


“Nu’man bin Sabit Ebu Hanife et-Teymi: Re’y ashabının imamı, Irak ehlinin fakihi. Enes bin Malik (ra)’ı gördü. Ata bin ebi Rabah, Ebu İshak es-Sebii, Muharib bin Disar, Hammad bin Ebi Süleyman, Heysem bin Habib es-Sarraf, Kays bin Muslim, Muhammed bin el Munkedir, İbn Ömer’in azadlı kölesi Nafi’, Hişam bin Urve, Yezid el Fakir, Simak bin Harb, Alkame bin Mersed, Atiyye el Avfi, Abdulaziz bin Rafi, Abdulkerim ebu Umeyye ve başkalarından (hadis) işitmiştir.

Ebu Yahya el Hemmani, Huşeym bin Beşir, Abbad bin el Avvam, Abdullah bin el Mubarek, Veki bin el Cerrah, Yezid bin Harun, Ali bin Asım, Yahya bin Nasr el Hacib, Kadı Ebu Yusuf, Muhammed bin Hasen eş Şeybani, Amr bin Muhammed el Ankazi, Hevze bin Halife, Ebu Abdirrahman el Mukri, Abdurrezzak bin Hemmam ve başkaları da ondan (hadis) rivayet etmişlerdir.

O, Kufe ehlinden olup Ebu Cafer el Mansur onu Bağdad’a göndermiştir. O da ölene kadar orada kalmıştır. Şehrin doğu tarafındaki Hayzeran kabristanında defnedilmiştir. Kabri orada görünen bilinen bir yerdedir.” (Tarihu Bağdad, 15/445)

Görüldüğü üzere Ebu Hanife, dönemin meşhur imamlarına talebelik ve de hocalık yapmış birisidir. Hatib’in verdiği bilgiler Ebu Hanife’nin dönemin alimleriyle irtibatını göstermektedir. Birçoğu onu tenkid eden alimler dahi ondan rivayette bulunmuşlardır. Nesai ve Tirmizi’de onun hadisleri vardır. Vefat ettiğinde Müslümanların kabristanına gömülmüştür. Eğer, birilerinin iddia ettiği gibi kafir ve mürted olsaydı bunların hiç biri vuku bulmayacak ve asla Müslümanlar nezdinde bir saygınlığa sahip olmayacaktı. Hatib, Ebu Hanife’yle alakalı bölümün sonlarında ise onun vefatıyla alakalı şu rivayeti kaydetmektedir:


أَخْبَرَنَا الصيمري، قَالَ قرأنا عَلَى الحُسَيْن بن هَارُون الضَّبِّيّ، عن أَبِي العَبَّاس بن سَعِيد، قَالَ: أَخْبَرَنَا أَحْمَد بن حموك بن خنجة البخاري، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو عَبْد الله وَهُوَ مُحَمَّد بن أَحْمَد بن حفص البُخَارِي، قَالَ: قَالَ أَحْمَد بن عَبْد الله الأسلمي: حَدَّثَنَا الحَسَن بن يُوسُف الرجل الصالح، قَالَ: يوم مات أَبُو حنيفة صلي عَلَيْهِ ستُّ مرار، من كثرة الزحام، آخرهم صلى عَلَيْهِ ابنه حَمَّاد، وغسله الحَسَن بن عمارة ورجلٌ آخر.

“(İsnadı zikrettikten sonra) Ebu Hanife’nin öldüğü gün aşırı izdihamdan dolayı üzerine altı defa cenaze namazı kılındı. Sonuncusunu da oğlu Hammad kıldırdı. Hasen bin Umare ve başka birisi de onu yıkadı.” (Tarihu Bağdad, 15/573)

Görüldüğü üzere birilerinin kafir ve bidatçı olarak nitelediği Ebu Hanife, vefat ettiği İslam şehrinde kalabalık bir Müslüman topluluk tarafından uğurlanmıştır. Esasında bu hususlar açık olduğu halde günümüzde cahilce sözler çoğaldığından dolayı bunları hatırlatmak istedim. Bu girişten sonra Ebu Hanife’yi tezkiye eden selef alimlerinin sözleriyle devam edeceğiz inşallah.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1667
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI
« Yanıtla #1 : 14.08.2018, 05:31 »
Yukarda Hatib el Bağdadi’den naklen Ebu Hanife’nin hocalarının ve öğrencilerinin bir listesini neşrettik. Ebu Hanife’nin kimlerle ilim alışverişinde bulunduğu hususu –tıpkı diğer alimler hakkında olduğu gibi- ümmet nezdinde maruf olan bir şeydir ve bunların hepsi kitaplarda zapt altına alınmıştır. Bununla beraber Ebu Hanife’nin kimlerden ilim aldığını, hadis naklettiğini merak edenler rical ve tabakat kitaplarının yanı sıra onun “Müsned” adlı hadis kitabına müracaat edebilirler ve böylece Ebu Hanife’nin hıfzındaki hadisleri hangi yollarla Rasulullah sav’e ulaştırdığını gözleriyle görmüş olurlar. Onun öğrencilerini, ondan rivayet edenlerin kim olduğunu tesbit etmek isteyenler ise Ebu Hanife’den hadis nakleden imamların kitaplarına müracaat edip, hadislerin senedlerini incelemek suretiyle bunu yapabilirler. Bugün birileri Ebu Hanife’yi ümmet tarafından tamamen dışlanmış kafir, müşrik, bidatçı birisi gibi takdim etmeye çalışsalar da bu ümmetin hadis kitapları onun rivayetleriyle dolup taşmaktadır. Ben, sadece yüzeysel bir araştırmayla tesbit ettiğim ve de Ebu Hanife kanalıyla gelen rivayetleri kitaplarında zikreden alimlerin ve eserlerinin bir listesini aşağıda sunacağım inşallah. Öyle sanıyorum ki daha tafsilatlı bir araştırmada bu liste daha da kabaracaktır. Bu dahi Ebu Hanife’nin selef tarafından kendisinden hiçbir şekilde ilim alınmayacak bir kimse olarak görüldüğü iddiasını ortadan kaldırmaktadır. Bu listedeki alimlerin birçoğu aynı zamanda Ebu Hanife’yi tenkide tabi tutan kimseler olmasına rağmen, bu ondan gelen rivayetlere yer vermelerine engel olmamıştır. Şüphesiz ki onların nezdinde Ebu Hanife kafir, mülhid veyahut da en azından bidat ve dalalet öncüsü veya yalancılığı sabit olan biri olsa ister onunla ihticac etme babından, isterse de şahid ve mütabi babından yani takviye, ek bir delil amaçlı olsun asla ondan rivayet zikretmezler ve onu kitaplarına almazlardı.

Ebu Hanife’nin yer aldığı isnatlara yer veren alimler ve eserleri:

1-   Abdullah bin Mübarek (v. 181): ez-Zuhd ve’r Rakaik adlı eserinde
2-   İmam eş-Şafii (v. 204): el-Ümm’de ve Müsned’de
3-   Abdurrezzak (v. 211): “Musannef”inde
4-   Ebu Nuaym Fadl bin Dukeyn (v. 219): es-Salat adlı eserinde
5-   İbn Ebi Şeybe (v. 235): “Müsned”inde ve “Musannef”’inde
6-   Fakihi (v. 272): Ahbaru Mekke adlı eserinde
7-   Tirmizi (v. 279): el-İlel’ul Kebir ve el-İlel’us Sagir adlı eserlerinde
8-   İbn Ebi Asım (v. 287): el-Ahad ve’l Mesani ve es-Sunne adlı eserlerinde
9-   Nesai (v. 303)): es-Sunen’ul Kubra’da
10-   Ebu Ya’la el Mavsili (v. 307): “Müsned”inde
11-   İbn Cerir et Taberi (v. 310): Tehzib’ul Asar’da
12-   Ebu Avane (v. 316): el-Mustahrac ale’l Muslim adlı eserinde (yani Müslim’in rivayet ettiği hadisleri başka tariklerle naklettiği çalışmasında)
13-   İbn’ul A’rabi (v.346): Mu’cem’inde
14-   Ebu’l Kasım et-Taberani (v.360): Mu’cem’ul Kebir, Evsat ve Sagir’de
15-   İbn’us Sunni (v. 364): “Amel’ul Yevmi ve’l Leyle” adlı eserinde
16-   Ebu’ş Şeyh (v. 369): el-Azme’de
17-   İbn’ul Mukri (v. 381): Mu’cem’inde
18-   Ed-Darakutni (v. 385): Sünen’de, el-Mu’telif ve’l Muhtelif’de
19-   İbn Şahin (v. 385): “Nasih-Mensuh” adlı eserinde
20-   Hakim Nisaburi (v. 405): Ma’rifetu Ulum’il Hadis’te
21-   Ebu’l Kasım et-Temmam (v. 414): “Fevaid”de
22-   El-Lalekai (v.418): “Şerhu Usuli İtikadi Ehl’is Sunneti ve’l Cemaat” adlı eserinde
23-   Ebu Nuaym el İsfahani (v. 430): Hilye ve Tıbbun Nebevi adlı eserlerinde
24-   Ebu Ya’la el Halili (v. 446): el-İrşad’da
25-   Hatib el Bağdadi (v. 463): Tarihu Bağdad, el-Muttefek ve’l Mufterak ve diğer eserlerinde
26-   İbn Abdilberr (v. 463): Camiu’l Beyan’da
27-   Kıvam’us Sunne Asbahani (v. 535): “el-Hucce fi Beyan’il Mehicce” adlı eserinde
28-   Abdulgani el Makdisi (v. 600): “Ahbar’us Salat” adlı eserinde

Bunlar, kitaplarında Ebu Hanife’nin yer aldığı isnatlara yer veren alimlerden sadece bir kısmı ve en meşhur olanlarıdır. Bunlara dair tafsilat, ilerde inşallah bu alimlerin Ebu Hanife’yle alakalı görüşlerini naklederken gelecektir. Görüldüğü üzere Ebu Hanife, ümmet nezdinde meşhur hadis kitaplarına ravi olarak girmiş ve de alimlerden bir kısmı onun rivayetlerine itibar etmiştir. Bu ise hem Ebu Hanife’nin hadis ilmindeki mevkiini, hem de onun zannedildiği gibi büsbütün cerhedilen birisi olmadığını ortaya koymaktadır.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1667
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI
« Yanıtla #2 : 15.08.2018, 15:35 »
Bundan sonra Ebu Hanife’yi tezkiye eden bazı alimlerin sözleriyle devam edeceğiz inşallah. Bu babtaki rivayetler, buraya sığmayacak kadar çoktur ancak bunların bir kısmı zayıftır. Ben buraya mümkün mertebe zayıf olduğu imamlar nezdinde aşikar olan rivayetleri almamaya çalıştım. Okuyucuyu sıkmamak için bilhassa uzun isnadların tercümesine yer vermedim. İşin ehli olanlar nakillerin arapçasından senedler hakkında bilgi edinebilirler. Ayrıca kitaplarında Ebu Hanife’ye itibar ederek ondan rivayette bulunan bazı alimlerin isimlerini de zikrettim ki Ebu Hanife’nin imamlar nezdinde tamamen terkedilmiş birisi olduğu iddiasının batıllığı ortaya çıkmış olsun.

1-İbn Cureyc (v. 150): Ebu Hanife’yle aynı sene vefat eden bu meşhur imamın, onun hakkındaki bazı sözlerini İbn Abdilberr şu şekilde nakletmektedir:


نَا حَكَمُ بْنُ مُنْذِرٍ قَالَ نَا يُوسُفُ بْنُ أَحْمَدَ قَالَ نَا أَبُو الْيَسَعِ إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي الْجَعْدِ الْمِصِّيصِيُّ قَالَ نَا يُوسُفُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ مُسْلِمٍ قَالَ سَمِعْتُ حَجَّاجَ بْنَ مُحَمَّدٍ يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ جُرَيْجٍ يَقُولُ بَلَغَنِي عَنْ كُوفِيِّكُمْ هَذَا النُّعْمَانِ بْنِ ثَابِتٍ أَنَّهُ شَدِيدُ الْخَوْفِ للَّهِ أَوْ قَالَ خَائِفٌ للَّهِ

(İsnadı zikrettikten sonra) Sizin bu Kufeliniz Numan bin Sabit’in Allah’tan çok korkan veya Allah’tan korkan birisi olduğu ulaştı.”

وَنا حَكَمُ بْنُ مُنْذِرٍ قَالَ نَا أَبُو يَعْقُوبَ يُوسُفُ بْنُ أَحْمَدَ الصَّيْدَلانِيُّ بِمَكَّةَ نَا أَبُو الْعَبَّاسِ مُحَمَّد بن الْحسن الْفَارِضُ قَالَ نَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الصَّائِغُ قَالَ نَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ قَالَ كُنْتُ عِنْد ابْن جريج سنة خمس وَمِائَةٍ فَقِيلَ لَهُ مَاتَ أَبُو حَنِيفَةَ فَقَالَ رَحمَه الله قد ذهب مَعَه علم كثير

“(İsnadı zikrettikten sonra) Ravh bin Ubade dedi ki: Ben, 150 senesinde İbn Cureyc’in yanındaydım. Ona Ebu Hanife’nin öldüğü söylendi. Bunun üzerine dedi ki: Allah rahmet etsin. Onunla beraber birçok ilim de gitti.” (el-İntika, 134-135)

2-Mis’ar bin Kidam (v. 155):
Buhari’nin Edeb’ul Mufred’de, Muslim’in Sahih’inde ve diğer imamların da Sünen’lerinde kendisinden rivayette bulundukları bu sika imamın Ebu Hanife hakkındaki görüşünü Hatib, şu şekilde nakletmektedir:

أَخْبَرَنِي الصيمري، قال: قرأنا على الحسين بن هارون، عن أبي العباس بن سعيد، قَالَ: حَدَّثَنَا عبد الله بن أَحْمَد بن مسرور، قَالَ: حَدَّثَنَا علي بن مكنف، قَالَ: حَدَّثَنِي أبي، عن إبراهيم بن الزبرقان، قال: كنت يوما عند مسعر فمر بنا أَبُو حنيفة فسلم، ووقف عليه ثم مضى، فقال بعض القوم لمسعر: ما أكثر خصوم أبي حنيفة، فاستوى مسعرا منتصبا، ثم قال: إليك فما رأيته خاصم أحدا قط إلا فلج عليه.

“İbrahim bin ez-Zibirkan’dan şöyle demiştir: Bir gün, Mis’arın yanındaydı, Ebu Hanife yanımızdan geçti ve selam verdi. Onun önünde durdu sonra geçip gitti. Oradaki topluluktan bazıları Mis’ara dediler ki: Ebu Hanife’nin hasımları ne kadar da çokmuş, Mis’ar’ın karşısında öylece dikildi! Sonra Mis’ar dedi ki: Ben, onun düşman olduğu kimi gördüysem mutlaka felç geçirmiştir.”

3-İsrail bin Yunus (v. 160 veya sonrası): Es-Saymeri, Kütübü Sitte ravilerinden olan bu zatın Ebu Hanife hakkında şöyle dediğini aktarmıştır:

أخبرنَا عمر بن إِبْرَاهِيم قَالَ ثَنَا مكرم قَالَ ثَنَا أَحْمد قَالَ ثَنَا أَبُو غَسَّان قَالَ سَمِعت أسرائيل يَقُول نعم الرجل النُّعْمَان مَا كَانَ أحفظه لكل حَدِيث فِيهِ فقه وَأَشد فحصه عَنهُ وأعلمه بِمَا فِيهِ من الْفِقْه وَكَانَ قد ضبط عَن حَمَّاد فَأحْسن الضَّبْط عَنهُ فَأكْرمه الْخُلَفَاء والأمراء والوزراء وَكَانَ إِذا ناظره رجل فِي شَيْء من الْفِقْه همته نَفسه وَلَقَد كَانَ مسعر يَقُول من جعل أَبَا حنيفَة إِمَامًا فِيمَا بَينه وَبَين الله رَجَوْت ان لَا يخَاف وَلَا يكون فرط فِي الِاحْتِيَاط لنَفسِهِ
(İsnadı zikrettikten sonra) Nu’man, ne iyi adamdır. İçinde fıkıh barındıran hadisleri ne de iyi hıfzeder. O, bu konuları en sağlam şekilde araştıran ve onların içindeki fıkhı en iyi bilen kişidir. O, Hammad’dan (ilim) zabtetti, ondan ne de güzel zabtetti! Halifeler, emirler, vezirler ona ikramda bulundular. Onunla birisi fıkhi bir meselede münazara ettiği zaman buna ehemmiyet verirdi. Mis’ar şöyle derdi: Kim Ebu Hanife’yi kendisi ile Allah arasına koyarsa umarım ki artık korkmaz ve nefsine karşı ihtiyatlı hareket etme hususunda şaşırmaz. (Ahbaru Ebi Hanife, sf 23 ayrıca Hatib, Tarihu Bağdad, 15/464)

4-Zuheyr bin Muaviye (v. 173): Sahihayn dahil olmak üzere Kütüb-ü Sitte ravilerinden olan bu zatın Ebu Hanife hakkındaki kavlini İbn Abdilberr şu şekilde nakletmektedir:


قَالَ أَبُو يَعْقُوبَ نَا أَبُو جَعْفَرٍ الْعُقَيْلِيُّ قَالَ نَا أَبُو شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ قَالَ نَا قَالَ كُنَّا عِنْدَ زُهَيْرِ بْنِ مُعَاوِيَةَ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ لَهُ زُهَيْرٌ مِنْ أَيْنَ جِئْتَ فَقَالَ مِنْ عِنْدِ أَبِي حَنِيفَةَ فَقَالَ زُهَيْرٌ إِنَّ ذَهَابَكَ إِلَى أَبِي حَنِيفَةَ يَوْمًا وَاحِدًا أَنْفَعُ لَكَ مِنْ مَجِيئِكَ إِلَيَّ شَهْرًا

“Ebu Yakub bize anlattı ve dedi ki: Bize Ebu Cafer el Ukayli anlattı ve dedi ki: Bize Ebu Şuayb el Harrani anlattı ve dedi ki: Biz, Zuheyr bin Muaviye’nin yanındaydık. Ona bir adam geldi. Zuheyr ona dedi ki: Nerden geliyorsun? O adam, Ebu Hanife’nin yanından geliyorum dedi. Bunun üzerine Zuheyr şöyle dedi: Ebu Hanife’nin yanına bir gün gitmen, senin için benim yanıma bir ay gelmenden daha hayırlıdır.” (el İntika, sf 134)

5-Abdurrezzak (v. 211): “Musannef” adlı eserin sahibi meşhur muhaddis, kitabında Ebu Hanife’den bir çok rivayette bulunmuş ve onun görüşlerine yer vermiş, yer yer de kendisinin de sözkonusu hususlarda Ebu Hanife’yle aynı düşündüğünü ifade etmiştir.

6-Abdullah bin Davud el Hureybi (v. 213): Hatib el Bağdadi, Kütübü sitte ravilerinden olan bu sika zatın, Ebu Hanife hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:


أَخْبَرَنَا الجوهري، قَالَ: أَخْبَرَنَا مُحَمَّد بن عمران المرزباني، قَالَ: حَدَّثَنَا عبد الواحد بن مُحَمَّد الخصيبي، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو مسلم الكجي إبراهيم بن عبد الله، قال: حَدَّثَنِي مُحَمَّد بن سعيد أَبُو عبد الله الكاتب، قال: سمعت عبد الله بن داود الخريبي، يقول: يجب على أهل الإسلام أن يدعوا الله لأبي حنيفة في صلاتهم، قال: وذكر حفظه عليهم السنن والفقه

“(İsnadı zikrettikten sonra)  İslam ehlinin, namazlarında Ebu Hanife için dua etmeleri gerekir. O, Ebu Hanife'nin sünnetleri ve fıkhı muhafazasını zikretti.” (Tarihu Bağdad, 15/472)

Ayrıca onun, Ebu Hanife’nin küfürden tevbe ettirilmesi kıssasını yalanladığı hususu da nakledilmiştir. (İbn Abdilberr, el-İntika, sf 150) Bu husus, ilerde sözkonusu rivayetlerle alakalı bahiste inşallah gelecektir. El-Hureybi’den Ebu Hanife’nin faziletine dair başka haberler de vardır, lakin bu zikrettiklerimiz misal olarak kafi gelir.

7-Mekki bin İbrahim (v. 215): Buhari, Muslim ve diğer muhaddislerin kendisinden rivayette bulundukları; Mizzi’nin Tehzib’ul Kemal’de bildirdiğine göre Ahmed, Nesai ve Darakutni gibi imamların sika olarak nitelendirdiği bu zatın şöyle dediği rivayet olunmuştur:


وقال النخعي: حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيل بن مُحَمَّد الفارسي، قال: سمعت مكي بن إبراهيم ذكر أبا حنيفة، فقال: كان أعلم أهل زمانه

“Nehai dedi ki: Bize İsmail bin Muhammed el Farisi anlattı ve dedi ki: Ben, Mekki bin İbrahim’i Ebu Hanife’yi yad edip şöyle derken işittim: O, kendi zamanının en alimiydi.” (Tarihu Bağdad, 15/473)

Hatib, aynı eserin başka bir yerinde Abdullah bin Mübarek’in ve Mekki bin İbrahim’in Ebu Hanife’nin verası hakkında şöyle dediklerini nakletmektedir:


وَقَالَ النخعي: حَدَّثَنَا سُلَيْمَان بن الربيع، قَالَ: حَدَّثَنَا حبان بن موسى، قَالَ: سَمِعْتُ عَبْد الله بن المبارك، يَقُولُ: قدمت الكوفة فسألت عن أورع أهلها، فقالوا: أَبُو حنيفة.
وَقَالَ سُلَيْمَان: سَمِعْتُ مكي بن إِبْرَاهِيم، يَقُولُ: جالست الكوفيين، فما  رَأَيْت منهم أورع من أَبِي حنيفة.


“Nehai dedi ki: Bize Süleyman bin Rebi anlattı ve dedi ki: Bize Habban bin Musa anlattı ve dedi ki: Ben Abdullah bin Mübarek’i şöyle derken işittim: Ben Kufe’ye geldiğimde oranın en vera sahibi kişisini sordum, Ebu Hanife’dir dediler. Süleyman dedi ki: Ben, Mekki bin İbrahim’i şöyle derken işittim: Ben, Kufe’lilerle oturup kalktım. Onların arasında Ebu Hanife kadar vera sahibi birini görmedim.” (Tarihu Bağdad, 15/490)

8-Fakihi (v. 272):
Ahbaru Mekke adlı eserinde Ebu Hanife’den nakilde bulunmuştur. (no: 1590)

9-Ebu Davud es-Sicistani (v.275): İbn Abdilberr, Sünen sahibi meşhur muhaddisin Ebu Hanife hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ قَالَ: ثنا ابْنُ رَحْمُونَ قَالَ: سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ بَكْرِ بْنِ دَاسَةَ يَقُولُ: سَمِعْتُ أَبَا دَاوُدَ سُلَيْمَانَ بْنَ الْأَشْعَثِ السِّجِسْتَانِيَّ يَقُولُ: «رَحِمَ اللَّهُ مَالِكًا كَانَ إِمَامًا، رَحِمَ اللَّهُ الشَّافِعِيَّ كَانَ إِمَامًا، رَحِمَ اللَّهُ أَبَا حَنِيفَةَ كَانَ إِمَامًا»
(İsnadı zikrettikten sonra) Allah, Malik’e rahmet etsin o imamdı; Allah Şafii’ye rahmet etsin, o imamdı; Allah Ebu Hanife’ye rahmet etsin, o imamdı.” (Cami’ul Beyan, no: 2196; el-İntika, sf 32)

Seleften meşhur imamların, Ebu Hanife hakkındaki senaları bu şekildedir. Bundan sonra, müteahhirundan olup Ebu Hanife’den nakilde bulunan, onu tezkiye eden Ehli sünnete mensup bazı alimlerin sözleriyle devam edeceğiz inşallah.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1667
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI
« Yanıtla #3 : 15.08.2018, 23:29 »
10-İbn Ebi Asım (v. 287): es-Sunne adlı meşhur eserin sahibi olan bu imam, kitaplarında Ebu Hanife kanalıyla nakledilen rivayetlere yer vermektedir. Bu, onun Ebu Hanife’yi en azından hadisleri rivayet edilebilecek birisi olarak gördüğüne delalet eder. Misal olarak el-Ahad ve’l Mesani adlı eserinde 3008 no’lu rivayet ve es-Sunne adlı eserinde 173 no’lu rivayet gösterilebilir.

11-Ebu Ya’la el Mavsili (v. 307): “Müsned” adlı meşhur eserinde İbn Mesud’dan Ebu Hanife kanalıyla gelen hadislere yer vermiştir. (no: 5086 ve 5268) Bu da onun rivayetlerini makbul addettiğini göstermektedir.

12- İbn Cerir et-Taberi (v. 310):
Tehzib’ul Asar ve İhtilaf’ul Fukaha adlı eserlerinde Ebu Hanife kanalıyla gelen rivayetlere yer vermiş ve de onu ve ashabını fakihler zümresinden sayarak onların görüşlerini alimlerin ihtilafları meyanında zikretmiştir.

13- Ebu Avane (v. 316): Müslim’in Sahih’i üzerine yaptığı “Müstahrec” yani Müslim’in rivayet ettiği hadisleri başka tariklerle naklettiği çalışmasıyla tanınan bu imam, kitabında Ebu Hanife’den rivayette bulunmuştur. (no: 6503) Bu da onun nezdinde Ebu Hanife’nin metruk (terkedilmiş) bir ravi olmadığını göstermektedir.

14- İbn Munzir (v. 319): el-İşraf ve el-Evsat gibi alimlerin görüşlerini ve ihtilaflarını zikrettiği eserlerinde Ebu Hanife ve ashabını da ihtilafı muteber olan alimler cümlesinden kabul ederek görüşlerini zikretmiştir.

15-Ebu’l Kasım et-Taberani (v.360): Meşhur muhaddis; Kebir, Evsat ve Sagir adlı eserlerinin muhtelif yerlerinde Ebu Hanife kanalıyla nakledilen rivayetlere yer vermiştir. Bu da onun nezdinde Ebu Hanife’nin metruk (terkedilmiş) bir ravi olmadığını göstermektedir.

16-İbn’us Sunni (v. 364): “Amel’ul Yevmi ve’l Leyle” adlı eserinde Ebu Hanife kanalıyla gelen hadis rivayet etmiştir. (no: 554)

17-Ebu’ş Şeyh (v. 369): Meşhur muhaddis, el-Azme adlı eserinde Ebu Hanife kanalıyla gelen hadis rivayet etmiştir. (4/1220-1221)

18-Ebu’l Kasım et-Temmam (v. 414): “Fevaid” adlı meşhur eserinde Ebu Hanife kanalıyla gelen hadislere yer vermiştir. (no: 663 ve 771)

19-İbn Abdilberr (v. 463):
Maliki fakihlerinden olan meşhur hafız Ebu Ömer (rh.a) üç imamın; Malik, Şafii ve Ebu Hanife’nin faziletlerini anlattığı el-İntika adlı eserinde Ebu Hanife’nin faziletleriyle alakalı birçok rivayeti isnadıyla nakletmiştir. Cami’ul Beyan adlı eserinde de onunla alakalı lehte ve aleyhte çeşitli görüşlere yer vermiştir ve Ebu Hanife hakkındaki tenkidlerin bir kısmını geçerli saymakla beraber bir çoğunun da haksız olduğunu ifade etmiştir. Türkçe’de de bulunan bu eserin bilhassa Allah’ın dini hakkında rey ile konuşmanın hükmü ve ardından gelen Alimlerin birbirleri hakkında söyledikleri sözlerin ve yaptıkları tenkidlerin hükmü başlıklı bölümlerde (59 ve 60. Bablar) bu hususta ayrıntılı bilgi mevcuttur. İbn Abdilberr’in sözlerine ilerde daha ayrıntılı yer vereceğiz inşallah. Şimdilik sadece şu sözünü nakletmekle yetiniyoruz:


الَّذِينَ رَوَوْا عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ وَوَثَّقُوهُ وَأَثْنَوْا عَلَيْهِ أَكْثَرَ مِنَ الَّذِينَ تَكَلَّمُوا فِيهِ، وَالَّذِينَ تَكَلَّمُوا فِيهِ مِنْ أَهْلِ الْحَدِيثِ، أَكْثَرُ مَا عَابُوا عَلَيْهِ الْإِغْرَاقَ فِي الرَّأْيِ وَالْقِيَاسِ وَالْإِرْجَاءَ وَكَانَ يُقَالُ: يُسْتَدَلُّ عَلَى نَبَاهَةِ الرَّجُلِ مِنَ الْمَاضِينَ بِتَبَايُنِ النَّاسِ فِيهِ قَالُوا: أَلَا تَرَى إِلَى عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ عَلَيْهِ السَّلَامُ، أَنَّهُ قَدْ هَلَكَ فِيهِ فَتَيَانِ مُحِبٌّ مُفْرِطٌ وَمُبْغِضٌ مُفَرِّطٌ

“Ebu Hanife’den rivayet edenler, onu sika (güvenilir) addedenler ve onu övenler onun hakkında olumsuz konuşanlardan daha çoktur. Hadis ehlinden onun hakkında konuşanların onu kınadıkları hususlar daha ziyade reye ve kıyasa çokça dalması ve de irca görüşüne sahip olmasıdır. Öteden beri şöyle denilir: Geçmiş insanlardan birisinin üstünlüğüne, insanların onun hakkında ihtilaf etmeleri delil gösterilir. Dediler ki: Ali bin ebi Talib aleyhisselam’ı görmez misin? Onun hakkında iki kesim helak olmuştur: Sevgide aşırı gidenler ve nefrette aşırı gidenler…” (Cami’ul Beyan, 2/1082; Türkçesinde sf 439)

Şeyh (rh.a) ilgili yerde Ebu Hanife’nin kınandığı bu hususların tafsilatlı açıklamasını yapmaktadır, bunlar ilerde gelecektir inşallah.

20-El-Herevi (v. 481): Hanbeli fakih ve muhaddislerinden olan bu zat, İbn Teymiye’nin Hameviyye adlı risalesinde naklettiğine göre el-Faruk adlı eserinde Ebu Hanife’nin Allah’ın semada olduğunu inkar edenleri tekfir ettiği sözünü aktarmıştır. (Bkz. Fetava, 5/49)

21-Kıvam’us Sunne Asbahani (v. 535): Selef akidesini müdafaa ettiği “el-Hucce fi Beyan’il Mehicce” adlı eserinde Ebu Hanife kanalıyla gelen birçok rivayete yer vermiştir.

22-Abdulgani el Makdisi (v. 600): Hanbeli fakihlerinden olan bu zat, “Ahbar’us Salat” adlı eserinde Ebu Hanife kanalıyla gelen hadis nakletmiştir. (no: 53)

23-İbn Kudame el Makdisi (v. 620): Meşhur Hanbeli fakihi, el-Uluvv adlı eserinde ( sf 170) Ebu Hanife’nin Allahu Teala’nın semada oluşuyla alakalı görüşünü nakletmiştir. Zaten el-Muğni başta olmak üzere onun eserleri Ebu Hanife ve ashabından nakillerle dolup taşmaktadır.

24-İbni Teymiyye (v. 728): Muhakkik selefi alimlerin en büyüklerinden birisi olan Şeyhulislam (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:


وَمَنْ ظَنَّ بِأَبِي حَنِيفَةَ أَوْ غَيْرِهِ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ أَنَّهُمْ يَتَعَمَّدُونَ مُخَالَفَةَ الْحَدِيثِ الصَّحِيحِ لِقِيَاسِ أَوْ غَيْرِهِ فَقَدْ أَخْطَأَ عَلَيْهِمْ وَتَكَلَّمَ إمَّا بِظَنِّ وَإِمَّا بِهَوَى فَهَذَا أَبُو حَنِيفَةَ يَعْمَلُ بِحَدِيثِ التوضي بِالنَّبِيذِ فِي السَّفَرِ مُخَالَفَةً لِلْقِيَاسِ وَبِحَدِيثِ الْقَهْقَهَةِ فِي الصَّلَاةِ مَعَ مُخَالَفَتِهِ لِلْقِيَاسِ؛ لِاعْتِقَادِهِ صِحَّتَهُمَا وَإِنْ كَانَ أَئِمَّةُ الْحَدِيثِ لَمْ يُصَحِّحُوهُمَا. وَقَدْ بَيَّنَّا هَذَا فِي رِسَالَةِ " رَفْعِ الْمَلَامِ عَنْ الْأَئِمَّةِ الْأَعْلَامِ " وَبَيَّنَّا أَنَّ أَحَدًا مِنْ أَئِمَّةِ الْإِسْلَامِ لَا يُخَالِفُ حَدِيثًا صَحِيحًا بِغَيْرِ عُذْرٍ بَلْ لَهُمْ نَحْوٌ مِنْ عِشْرِينَ عُذْرًا

"Kim, Ebû Hanife'nin veya Müslümanların diğer imamlarından birinin, kıyas veya başka bir nedenle bile bile hadise muhalefet ettiğini düşünürse onlar hakkında yanılgıya düşmüş ve onlar hakkında zanla ya da keyfî görüşüne dayanarak konuşmuş demektir. Zira Ebû Hanîfe, kıyasa muhalefet ederek sefer halinde nebiz (bir içecek çeşidi) ile abdest alma hadisiyle amel etmiştir. Yine kıyasa aykırı olmasına rağmen namazda kahkaha ile gülmenin abdesti bozduğuna dair hadisle amel etmiştir. Çünkü her ne kadar hadis imamları bunları sahih kabul etmeseler de o, bu hadislerin sıhhatine inanmıştır. Biz bu konuyu ‘Ref’ul Melam an Eimmet’il A’lam’ (Meşhur imamlardan kınamanın kaldırılması) adlı risalede açıkladık. Yine İslam imamlarından herhangi bir tanesinin sahih bir hadise mazeretsiz olarak muhalefet etmeyeceğini, bilakis onların bu hususta yirmiye yakın özrü olduğunu da açıkladık.”
(Mecmûu'l-Fetavâ, 20/304.)

Bahsedilen Ref’ul Melam risalesi Türkçe’de de mevcuttur ve orada Ebu Hanife başta olmak üzere imamların hadislere muhalefet sebeblerini ayrıntılı olarak izah etmektedir. Şeyhulislam İbn Teymiye’nin eserlerinde Ebu Hanife’ye dil uzattığına dair herhangi bir şey bilmiyoruz. Onun talebeleri olan İbn Kayyim, Zehebi, İbn Kesir, Mizzi ve diğerleri de aynı yolu takip etmişler ve Ebu Hanife’yi tenkid etmek şöyle dursun ilgili yerlerde onu hep senayla anmışlardır.

25-Muhammed bin Abdilvehhab (v. 1206): Son asırlarda tevhid ve sünnet davetinin imamlığını yürütmüş olan bu alimin de tavrı farklı değildir. Ne onun ne de talebelerinin, torunlarının eserlerinde Ebu Hanife’nin yerildiğine dair bir şeye vakıf değiliz. Bilakis o, şöyle demiştir:

نحن مقدلون الكتاب والسنة وصالح سلف الأمة، وما عليه الاعتماد من أقوال الأئمة الأربعة أبي حنيفة النعمان بن ثابت، ومالك بن أنس، ومحمد بن إدريس، وأحمد بن حنبل رحمهم الله

"Bizler Kitab'ı, Sünnet'i ve ümmetin Salih Selefini ve de Dört İmam’ın; Ebu Hanife en-Nu’man bin Sabit, Malik bin Enes, Muhammed bin İdris (eş-Şafii) ve Ahmed bin Hanbel’in (Allah onlara rahmet etsin) görüşlerinden muteber olanlarını taklid ederiz." (Ed-Durer’us Seniyye, 1/97)

Yine şöyle der:


وأخبرك أني، ولله الحمد، متبع ولست بمبتدع؛ عقيدتي وديني الذي أدين الله به: مذهب أهل السنة والجماعة، الذي عليه أئمة المسلمين، مثل الأئمة الأربعة وأتباعهم إلى يوم القيامة.

"Size haber veriyorum ki ben -Allah'a Hamd olsun!- Muttabi'yim (tabi olan) ve Mubtedi (Bi'datçı) değilim; benim -kendisiyle Allah'a ibadet ettiğim- Akidem (inancım) ve Dinim, Ehli Sünnet ve'l-Cemaat'in yoludur ki bu yol Dört (Mezheb) İmamı'nın ve Kıyamet Günü'ne kadar onlara tabi olanlar gibi Müslümanlar'ın İmamları'nın yoludur.” (Ed-Durer’us Seniyye, 1/64)

İşte bu sayılanlar, selef imamlarından ve de sonraki devirlerde selefe tabi olan imamlardan olup Ebu Hanife’yi tezkiye eden, onu alimlerden ve imamlardan kabul eden, onun rivayetlerini ve görüşlerini muteber kabul eden ve kendilerinden bunun aksi bir şey –bildiğimiz kadarıyla- rivayet edilmemiş olan alimlerden sadece bir kısmıdır. Esasında burada bizim yaptığımız şey malumun ilamı kabilinden olup İslam ümmetinin divanları olan hadis, fıkıh ve diğer ilim dallarındaki eserlere müracaat eden herkes hatta öyle olmasa da biraz olsun ilmin kokusu üzerine bulaşmış olan her fert, Ebu Hanife ve ashabının alimler arasındaki konumunu takdir eder. Ama maalesef cehaletin yaygınlığından ötürü böyle gökteki güneşi tarif etme mecburiyeti hasıl olmuştur. Bundan sonraki bölümde Ebu Hanife’ye dair hem lehte ve hem de aleyhte görüşler kendilerinden nakledilen alimlerin sözlerini zikrederek konuya devam edeceğiz inşallah.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1667
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI
« Yanıtla #4 : 05.01.2019, 04:41 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Bundan yaklaşık birkaç ay önce, Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş adlı batıl davetçisi, yukardaki Ebu Hanife (ra) hakkındaki yazımıza karşılık bir sözde reddiye hazırlayarak sitesinde yayınlamıştır. Bazı meşguliyetlerden ötürü cevap veremediğim bu sözde reddiyeye cevaben bazı hususları Allah Subhanehu’nun tevfikiyle beyan etmek istiyorum. Şimdi bu şahıs diyor ki:

"Ebu Hanife’yi Savunan Haricî Tekfircilerin Öne Sürdükleri Rivayetlerin Durumu

Uyuz olup kaşınan Sırtlan taifesi ve kuduz olup hırlayan şirk davetçisi Haricîler, içi hava, dışı hevâ dolu yazılarıyla Hadis Ehline sağdan soldan saldırılarına devam ediyorlar.”


“Uslub-u beyan aynıyla insan” diye bir tabir vardır ki kişinin uslubunun şahsiyetini ele verdiğini ifade eder. Etrafta davetçi diye gezen, hatta son zamanlarda “şeyh”, “muhaddis” gibi kimin nasıl verdiği belli olmayan ünvanlar kullanmaya başlayan bu kişi de yukardaki “edebi” (!) ifadeleriyle kendi kişiliğini ele vermektedir. Aklı sıra tahkir edecek ama onu bile beceremeyen birisinden de ancak bu beklenirdi. Bir kimse gerçekten tahkir edilmeyi hak ediyorsa, bunun yapılmasına bir mani yoktur; lakin bunu bile yaparken kulağı tırmalamayacak latif ve nüktedan bir uslup kullanılması gerekir. Zira bizler –hadiste geçtiği üzere- öldürürken bile güzel şekilde öldürmekle emrolunmuş bir ümmetiz. Ama bu ümmetten olmayan birtakım zındıkanın bu hikmetten anlamamasında şaşılacak bir şey yoktur. Sırtlan dediği Antep’teki Ubeydullah Arslan olsa gerek, şirk davetçisi Hariciler dediği de biziz. “şirk davetçisi” lafı güya bizim alimleri rabb edinmeye davet etmemizden, hakikatte ise bu Ebu Muaz türünden Kuran ve sünneti hevasına göre tefsir eden cehennem davetçilerini reddedip, selefin fehmine tabi olmaya çağırmamızdan; Harici lafı da güya tekfirci olmamızdan, hakikatte ise şirk ehlini tekfir etmemizden ve de "İslam mahkemesi olmayan diyarda Müslümanım diyen hiç kimse tekfir edilemez" diyerek 1450 senelik İslam tarihinde daha önce duyulmamış bir bidat ihdas eden Ebu Muaz gibilerinin sapıklığını ifşa etmemizden kaynaklanmaktadır. Şirk davetçisinin kim olduğu bellidir. Kuranı kendi reyiyle tefsir etme bakımından ve daha başka birçok açıdan Haricilere kimin daha yakın olduğu da bellidir. Bunun dışında biz bu şahsın Arslan vs kendi dindaşlarıyla Ebu Hanife hakkında neyi nasıl müzakere ettiğini bilmiyoruz ve bizi de ilgilendirmemektedir, bizi ancak bizim yazdıklarımız ilgilendirir. Bizim yazdıklarımızı birileri bizim kasdetmediğimiz farklı istikametlerde kullandıysa bundan da razı değiliz. Ayrıca bu şahıs, Ankara’nın arka mahallelerinde rastlanacak türden bir girişle başladığı yazısına hak ettiği türden bir cevap almaktan da gocunmaması gerekir. Ardından şöyle devam ediyor:

“Hazmetmekte en çok zorlandıkları unsurlardan birisi Ebu Hanife’nin, Selef imamları tarafından bid’atçilik ve hadiste zayıflık ile itham edilmiş olmasıdır. Ebu Hanife Hakkında Sahih Gerçekler adlı çalışmamda bu konuda selef imamlarından gelen sahih nakilleri aktarmış bulunuyorum.”


Biz bu şahsa- öyle bir kapasitesi varsa- öncelikle muhatabını anlamasını tavsiye ediyoruz. Yukardaki yazıyı inceleyen hikmet sahibi –ama gerçekten hikmet sahibi!- herkes bu yazının amacının, herhangi bir tarafgirliğe yer vermeden, tamamen ilmi kaidelere uygun bir şekilde selef alimleri nezdinde Ebu Hanife’nin konumunun ne olduğunu objektif ve tarafsız bir şekilde ortaya çıkarmayı hedefleyen bir çalışma olduğunu teslim eder. Nitekim yazının girişinde bu maksadımızı açıkça ifade ederek şöyle demişiz:

“Hanefi mezhebinin imamı olan Ebu Hanife Numan bin Sabit el-Kufi (v. 150), kendi yaşadığı dönemden başlayarak bugüne kadar tartışmaların ve ihtilafların odağında bulunan bir alim olmuştur. Bu çalışmamızda bizler de Allah Subhanehu’nun izni ve yardımıyla kendisiyle alakalı ifrat ve tefrit babından çokça söz söylenilen bir alim olan Ebu Hanife Numan bin Sabit (ra) hakkında selef imamlarının ve muhaddisler başta olmak üzere ilk dönem alimlerinin bakış açılarını tesbit etmeye çalışacağız. Bu çalışmada Ebu Hanife’yi cerh edip yeren kavilleri ve de tadil edip tezkiye eden kavilleri bir arada vermeye çalışacağız. Çünkü günümüzde Ebu Hanife hakkında yapılan çalışmalarda –çalışmayı yapan kişinin düşünce yapısına göre- ya sadece Ebu Hanife’yi öven görüşlere ya da yalnızca onu yeren nakillere yer verilmektedir. Veyahut da araştırma sahibinin fikrine muhalif olan her naklin zayıf ve uydurma addedildiği çalışmalar söz konusudur. Halbuki ilim talibine düşen şey, herhangi bir mevzuda lehte ve aleyhteki bütün görüşleri tarafsız bir şekilde toplayıp ondan sonra bir neticeye varmaktır. Bundan dolayı bizler bu makalede Ebu Hanife’yi öven ve yeren görüşleri bir araya getirip bunların sıhhat durumlarını ortaya koymaya ve de birbiriyle çelişkili gibi görünen bu rivayetlerin arasını cem etmeye gayret edeceğiz inşallah. Zira yeri geldiğinde aynı alimden dahi Ebu Hanife’yi yeren ve öven kaviller bir arada nakledilebilmektedir. Bu kavillerin bir kısmını alıp, diğerlerini bütünüyle görmezden gelmek veya zayıf saymak meseleyi çözmemektedir. Çünkü, aşağıda görüleceği üzere aynı imamdan cerh ve tadil yönündeki kavillerin ikisi de sahih yoldan nakledildiği vaki olmuştur. Şu halde yapılması gereken şey rivayetlerin arasını cem ve telif ederek işin hakikatine ulaşmaya çalışmaktır.

Bu zikrettiğimiz gayeyi tahakkuk ettirebilmek için burada öncelikle Ebu Hanife’yi tezkiye eden alimlerin görüşlerini zikretmek istiyoruz. Daha sonra da Ebu Hanife hakkında cerh ve tadil kavillerinin kendisinden beraberce nakledildiği alimlerin görüşlerini zikredeceğiz. Son olarak da Ebu Hanife’yi cerh edenlerin görüşlerini zikredip Allah’ın izniyle neticeye ulaşmaya çalışacağız. Bunu yaparken de selef alimleri ve mütekaddim alimlerin görüşlerine ağırlık vereceğiz, az da olsa müteahhirundan muhakkik selefi alimlerin görüşlerini de nakledeceğiz. Bu hassas konu hakkında Ehli sünnet harici Eşari vs görüşlere meyletmiş alimlerin sözlerini esas almayacağımız gibi senedsiz veya zayıf senedli olduğunu bildiğimiz nakilleri de –yeri geldiğinde bilgilendirme amaçlı zikretmenin dışında- delil olarak sunmayacağız. Bu hususta gayret bizden Tevfik Allah Azze ve Celle’dendir.”

Görüldüğü üzere selef alimlerinin Ebu Hanife aleyhindeki görüşlerinden rahatsız değiliz, bilakis Ebu Hanife’ye yönelik bu tenkidler bizim de mezhebimizi oluşturmaktadır. Aynı şekilde onların Ebu Hanife’yi tezkiye eden sözlerinden de rahatsız değiliz ve biz de aynı kanaatteyiz. Bunu bir çelişki olarak da görmüyoruz, bilakis yazının girişinde de belirttiğimiz gibi gayemiz zaten bu çelişki gibi görünen sözlerin arasını cem etmektir. Bundan dolayı sözlerimizin devamında şöyle demişiz:

“…aşağıda görüleceği üzere ondan ilim aldılar, hadis rivayet ettiler, meclisinde bulundular, onu övdüler; eleştirilmesi gereken yerde de eleştirdiler. Bu, Ehli sünnetin herkese karşı gösterdiği adaletli tavrı Ebu Hanife’ye de göstermesinden ve de herkese hak ettiği şekilde muamele etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu vasat tutumu idrak edemeyen bazı kimseler bunu bir çelişki olarak algılamış ve de ya Ebu Hanife’yi tezkiye eden rivayetleri ya da cerh eden rivayetleri inkar veyahut da görmezden gelme cihetine gitmişlerdir. Halbuki bu iki türden rivayetler de vaki olmuştur. Hak ne mutlak cerh edenlerin, ne de mutlak tadil edenlerin yanındadır. Aşağıdaki nakillerden de anlaşılacağı üzere Ebu Hanife güvenilirdir, hadisine yalan karıştırmaz, lakin hadiste –bilhassa hıfz bakımından- çok güçlü değildir, zühd ve takva ehli birisidir, fıkıhta imamdır; bununla beraber fıkıhta rey ve istihsanı haddinden fazla kullanmıştır, birçok sahih hadisi çeşitli gerekçelerle terketmiştir, akidede ameller imandan değildir gibi Mürcie bidatlarına hatta bazı rivayetlere göre Kuran meselesi ve benzeri konularda Cehmiye bidatlarına bulaşmıştır.  Alimlerin onu tenkid sebebleri de bunlardır.”

İşte yazımızın gayesini bu sözlerle özetlemişiz. Yani Ebu Muaz’ın iddia ettiği gibi “Ebu Hanife’nin, Selef imamları tarafından bid’atçilik ve hadiste zayıflık ile itham edilmiş olması”nı hazmedememe gibi bir durumumuz sözkonusu değildir. Biz Ebu Hanife’nin sahip olduğu birtakım irca vs konulardaki bidatların da hadis hususundaki za’fının da farkındayız. Maalesef çeşitli nedenlerden ötürü yazımız tamamlanmamıştır. Eğer tamamlayabilseydik Ebu Hanife’nin cerh sebebleri arasında yer alan bu hususlara dair alimlerin görüşlerini de nakledecektik ki zaten yazının girişinde bunu taahhüd etmişiz. Şimdi bu Ebu Muaz denen şahıs, Ebu Hanife’yle alakalı yaptığı bir çalışmaya atıf yapıyor ki o, bu çalışmayı gördüğüm kadarıyla büyük oranda Yemen’li Mukbil b. Hadi el Vadii’nin “Neşr’us Sahife” adlı kitabından derlemiştir. Mukbil, bu kitapta tam da bizim tenkid ettiğimiz tarzda tamamen Ebu Hanife aleyhindeki rivayetleri derlemiş ve lehindeki rivayetlere sahih olmadığı gerekçesiyle yer vermemiştir. Biz bu yöntemi de tenkid ediyoruz, keza tamamen Ebu Hanife’yi tezkiye eden nakillere yer veren ve diğerlerini görmezden gelen çalışmaları da doğru bulmuyoruz. Bizim yapmaya çalıştığımız şey mutlak cerh ve mutlak tadilin dışında işin hakikatini bulmaya çalışmaktır, daha gayemizi anlamaktan aciz olan kimselerin taassubla yaptığı tenkidleri de ciddiye almadığımızı bu vesileyle beyan ediyoruz.

Bu şahıs devamla diyor ki:

“Bâtıl ehlinin âdetinde olduğu gibi, Ebu Hanife’yi cerh eden, yerden yere vuran imamlara dil uzatmaya cesaret edemediklerinden, şahsıma saldırmayı tek çare görüyorlar. Bu durum da uyuzların uyuzluğunu, kuduzların kuduzluğunu artırıyor, yırtınıyorlar.”

Bu şahsın yaptığı şey demagojinin ötesine geçmemektedir. Biz Ebu Hanife hakkında yapılan cerhlerin çoğunun isabetli olduğu kanaatindeyiz. Ebu Hanife hakkında Yahudi, zındık, müşrik vb birtakım cerhler de yapılmıştır ki bunların isabetsizliğini zaten Ebu Muaz da risalesinde belirtmiş. Şu halde Ebu Hanife’yi cerh eden imamlara dil uzatmamamız buna cesaret edememekten değil, bilakis bu imamlara hak vermemizden kaynaklanmaktadır! Yukarda da işaret ettiğimiz gibi maalesef bugün insanlar, herhangi bir kimse hakkında yerin dibine sokmak ve göklere çıkarmak tavırları dışında vasat ve adilane bir değerlendirme yapılmasını anlamlandıramıyorlar ve de bu değerlendirmenin sahibini mutlaka iki taraftan birine yamamaya çalışıyorlar. Günümüzde adalet çerçevesinde meseleleri ele almak pek rastlanan bir tutum olmadığı için haliyle insanların bizi mutlaka ifrat ve tefrit taraflarından birisine mal etmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Şimdi belki birileri de burada zikredilen Ebu Hanife aleyhindeki bazı hususlara kafayı takarak bizi Ebu Hanife’ye dil uzatmakla itham edebilir. Bizim hedefimiz vasat ve mutedil bir şekilde hakikati tesbit etmek olduğu için bu tarz ithamların hiç birini kale almıyoruz. Ebu Muaz’ın şahsıma saldırıyorlar vs sözünden kimi kasdettiğini bilmiyoruz. Biz başka konularda ona tenkidlerimizi daha önce yöneltmişiz. Ebu Hanife konusuyla alakalı onun şahsına yönelik dediğimiz tek şey, Ebu Muaz’ın yazısından nakil yaparak bize pazarlamaya çalışan çakalın birine madem ondan aldın, sen git Ebu Muaz gelsin demekten ibarettir. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1801.msg5262#msg5262

Bu şahıs devamla diyor ki:

“Lakin hakkı göremiyorlar ve görmek istemiyorlar. Öylesine sarhoş bir haldedirler ki, dünyanın küre şeklinde olduğunu iddia edecek kadar ahmak, sigaranın haram olduğunu iddia edecek kadar cahildirler.”

Bu şahsın yazılarını okuyan birisi eğer süzme cahilse zanneder ki tarih boyu dünyanın küre şeklinde olduğunu söyleyen, keza sigaraya haram diyen bizden başka hiç kimse yok! Halbuki bu şahıs, alimlerin kahir ekseriyetinin dünyayı küre şeklinde kabul ettiğini, keza sigaraya birçoklarının haram dediğini biliyor ve konuyla alakalı kitaplarında da bunu itiraf ediyor! Nitekim Ebu Muaz dünyanın düz olduğunu isbat etmek amacıyla yazdığı sözkonusu kitabının girişinde “Dünyanın küre şeklinde olduğu görüşünü Müslümanların âlimlerinin büyük bir çoğunluğu eskiden beri dile getirmişler, bir azınlık ise Kur’ân’ın zahiri ile bu görüşe karşı çıkmışlardır.” Demektedir. Hatta çoğunluğun ötesinde Ebul Huseyin ibn’ul-Münadi ve İbn Teymiye gibi alimler dünyanın yuvarlak olduğu hususunda ümmetin ittifakını naklediyorlar. Meselenin tafsilatı için şu adrese müracaat edilebilir:

http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=24.0

Demek ki neymiş, bu şarlatan bizim şahsımıza değil bizzat İslam ümmetine ahmak diyormuş! Keza bizim şahsımıza değil sigara haramdır diyen bütün alimlere –başta Muhammed bin Abdulvehhab ve talebeleri olmak üzere- cahil diyormuş! Biz de bu sapığa diyoruz ki lafı dolandıracağına mert ol ve de ki “Evet ben küre ve sigara konusunda benimle aynı düşünmeyen bütün alimlere cahil ve ahmak diyorum” Sanki bizi eleştiriyormuş ayağı yaparak meseleyi kamufle etme, hadi görelim seni! Ayrıca burada bu kadar laf salatası yapacağın yerde bu bahsettiğin konular ve diğer bazı meseleler hakkında sana yaptığımız reddiyeler var, ilmin yetiyorsa onları çürüt çürütebiliyorsan yoksa herkes birilerine dil uzatır, lakap takar bu kolaydır ama zor olan kısmı bu performansı ilim meydanında göstermektir. Yerini bulamayacaksan sana yardımcı olalım, hakkındaki reddiyeler burada ve hala cevap bekliyor:

http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1634.0

“Sürekli dillerine doladıkları “Hâkimiyet tevhidi” söylemlerine rağmen, buna muhalefet ederek; kıyas, re’y ve zayıf hadislerle ile hükmedilmesini ve âlimleri taklid etmeyi savunurak, başkalarını suçladıkları şirk ve küfrün ta içine batıyorlar!”

Bunlar da bu sapığın ve benzerlerinin tamamen yüzeysel ve sığ bir bakış açısıyla diline doladığı birtakım şeylerdir. Evet, günümüzde kıyas, icma, cumhur gibi İslami kavramları kullanarak bunları cumhuriyete, demokrasiye, laikliğe delil getirmeye çalışan demokrat, modernist birtakım sözde İslamcılar mevcuttur; lakin bütün bunların sözü edilen batıl rejim ve ideolojilerle bir alakası olmadığı işin ehli tarafından teslim edilecek açık birer hakikatir. Çünkü alimlerin kullandığı bütün bu usuller ancak Kitap ve sünnete yani şeriata dayalı olmak zorundadır, şeriata muhalif, onun hükümlerini iptal eden bir kıyas vb bir şeyi hiçbir alim kabul etmez. Zikredilen “hakimiyet tevhidine” muhalif ideolojiler ise asla şeriatı esas almazlar! Ama görüldüğü kadarıyla bir kısım modernistlerin icma, kıyas vs demokrasiyi gerektirir şeklindeki şüphelerinin aynısı bu neo-zahiri klik mensuplarında da mevcuttur. Birinci grup bu şüpheye dayanarak demokrasiyi kabul ederken, neo-zahiriler ise demokrasiye yol açmış olmamak için kıyası icmayı reddediyorlar! Tabi bütün bunların zihniyetine göre tarih boyu selefinden halefine bütün İslam ümmeti kıyası, içtihadı kabul ederek aslında hakimiyet tevhidini ihlal etmiş, laik demokratik anlayışa prim vermiş olmaktadır! Bu tepkisellik bütün sapık fırkaların ortak özelliğidir. Nasıl ki tarihte Müşebbihe fırkası ortaya çıkıp Allahın sıfatları hakkındaki nassların bu sıfatların mahlukattaki sıfatlar gibi olması gerektirdiğini iddia etmişler, Muattıla da onlara tepki olarak ortaya çıkmış, lakin aynı usulü savunmuş, yani sıfat naslarının zahirinin teşbihi gerektirdiğini kabul etmiş ancak Müşebbihe’den farklı olarak bu nassları tevil etmişler ve sıfatları da iptal etmişlerdir. İşte demokrasiye yol açar iddiasıyla kıyası, reyi, içtihadı, taklidi, icmayı kökten reddeden gulat zahiri ekolün yaptığı da bu sapık fırkalardan çok farklı değildir. Demek ki er-Risale kitabında kıyasla alakalı müstakil bölüm açan Şafii (ra) başta olmak üzere Malik, Ahmed bin Hanbel ve kıyası delil olarak kabul eden bütün selef imamları sana göre Allaha hükmünde ortak koşan kişiler oluyor öyle mi? Bu şahsa düşen burada da aynı şekilde yiğitçe ortaya çıkıp bize yönelttiği şirk ithamının aynısını bu imamlara da yöneltmesidir.  Bize sataşmak kolay, halbuki sen de biliyorsun ki biz bu selef imamlarına tabi olmaktan başka bu konularda yeni hiçbir şey söylememişiz. Kıyasın dinde delil oluşu bizzat icma ile sabittir, biz kıyas hakkındaki yazımızda bunu ortaya koyduk, buna Rafiziler ve Mutezile’den başka ve de onları taklid eden Zahirilerden başka kimsenin muhalefet etmediğini de isbat ettik. Ebu Muaz ilmi yetiyorsa zevzekliği bıraksın da bunlara bir satırlık olsun açıklama getirsin, bekliyoruz. Keza taklid konusunda da Mutezilenin bazı fırkalarından başka taklidi reddeden kimse olmadığını naklettik, bunlara da cevap versin. Yukarda verdiğimiz adresten ilgili yazıların linklerine ulaşılabilir. Hele zayıf hadislerle alakalı gevelediği bir laf var ki tam bir fecaattir. Çünkü İmam Ahmed (ra)’ın zayıf hadisi kıyasa tercih ettiği en mübtedi bir ilim talebesinin bildiği bir meseledir. Keza Malik ve Şafii (ra), bazı şartlarla Mürsel hadislerle amel etmişlerdir ilh. Ama bu sapığa göre zayıf hadisle amel etmek, reyle amel etme mesabesinde oluyor ve de şirk oluyor! Bu zındığa denecek daha çok söz var da burada kesiyoruz, dediğimiz gibi ona düşen kendisi aleyhindeki nakilleri çürütmektir, boş boş konuşmak değildir…

“Ebu Hanife hakkında politik sözler söyleyen; İbn Abdilberr, İbn Teymiyye, İbn Abdilvehhab gibi müteahhirun âlimleri ve muasırlardan İbn Fevzan, Zeyd el-Medhalî, Abdulmuhsin el-Abbad gibi ilim ehlini kör taassupla taklid eden kimseler, “Ebu Hanife’yi övenler, kötüleyenlerden daha çoktur, onlardan neden hiç bahsetmiyorsun?” diye imâ ediyorlar.

Ebu Hanife’yi öven rivayet bulunsa dahi, mufesser cerh, ta’dilden önceliklidir kaidesi gereği yine Ebu Hanife’nin cerh edilmesi ağır basardı. Zira Ebu Hanife’yi cerh edenlerin gerekçeleri gayet mufesserdir. Ebu Hanife’yi ta’dil edenler ise, her ne kadar çoğunun isnadı çürük olsa da, cerhi bertaraf edemeyecek özelliktedir.”


Yukarda da söylediğimiz gibi bu şahıs bu sözlerle kimi ve neyi kasdediyor bilmiyoruz. Bahsettiği “İbn Fevzan, Zeyd el-Medhalî, Abdulmuhsin el-Abbad” gibi muasırlardan beriyiz. Ama şu da var ki ne bunları, hatta ne de “İbn Abdilberr, İbn Teymiyye, İbn Abdilvehhab” gibi Rabbani alimleri kör taassubla taklid ediyor değiliz. Ayrıca bizim buradaki amacımız Ebu Hanife’nin hadis noktasında zayıf olup olmadığının değerlendirmesi değildir. Bu, o sahanın mütehassıslarının işidir. O yüzden Ebu Hanife'nin -rivayet ettiği hadislerin hüccet olup olmaması açısından- cerh ve tadiliyle ilgilenmiyoruz; bundan dolayı bu şahsın yazdıklarının konumuzla bir alakası yoktur. Bizim buradaki gayemiz, yukardaki yazımızın girişinde de belirttiğimiz üzere Ebu Hanife’nin “ilimden hiçbir nasibi olmayan, dönemin selef imamlarıyla bir irtibatı ve dostluğu bulunmayan birisi; o devrin Cehmi, Mutezili, Mürcii vesair dalalet imamları gibi Ehli sünnetle hiçbir alakası olmayan, selefin ilim meclislerinde bulunmamış öyle hariçten bir şahsiyet” olduğunu iddia eden, onu “küfrü açık olan (!) veya Cehm bin Safvan, Ca’d bin Dirhem, Gaylan ed-Dimeşki, Bişr el Merisi ve emsali gibi bidat ve dalaletin öncülüğünü yapan birisi” gibi lanse eden zihniyet mensuplarına reddiyede bulunmaktır. Yoksa gayemiz Ebu Hanife’nin bütünüyle hatasız, bidatlardan ve şazz görüşlerden tamamıyla uzak bir kimse olduğunu isbat etmek olmadığı gibi onun hadis sahasında aynı Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel ayarında, onlara denk bir otorite olduğunu ispatlamak da değildir. Hadislerinin makbul olup olmadığı konusu hiç değildir. Ehli sünnetin imamlarından addedilen nice alimler vardır ki hadisleri hüccet olarak kabul edilmemiştir. Mesela Buhari'nin şeyhi Nuaym bin Hammad (rh.a) gibi. Bu alimin ilminde, takvasında, akidesinde bir şüphe olmadığı halde ne Buhari, ne de başkaları ondan hadis almamışlardır. Buna gerekçe olarak hadis rivayetinde titiz davranmamasını göstermişlerdir. Yani Ebu Hanife'nin veya başka birinin hadislerinin alınmaması, tek başına sözkonusu kişinin ilmine, takvasına, şahsiyetine gölge düşürmez. Kimden hadis alınıp kimden alınmayacağı konusu, bütün bunlardan bağımsız teknik mevzulardır. Bununla beraber Ebu Hanife'nin hadisleri bütünüyle reddedilen, kamil anlamda metruk birisi olmadığı bellidir; yalancı olmadığı, bilakis zühd ve salah ehlinden olduğu da açıktır. Bunun delili de yukarda zikrettiğimiz şekilde ümmetin kitaplarının Ebu Hanife’den yapılan rivayetlerle dolu olmasıdır. Ebu Muaz denen şahıs ne hikmetse işin bu yönüne hiç temas etmemiştir. Aşağıda geleceği üzere sadece Ebu Hanife’yi tezkiye eden bazı rivayetlerin zayıflığını isbat etmekle uğraşarak avamın nazarına bunları vermiş ve asıl meseleyi gözden kaçırmaya çalışmıştır. Halbuki ben onları sadece ek bir bilgi kabilinden zikrettim. O tarz tezkiye edici rivayetlerin hepsinin zayıf olduğu bile isbat edilse yine hiçbir şey değişmez, çünkü İslam ümmetinin divanlarının Ebu Hanife’den yapılan nakillerle dolup taşması hakikati ortadadır. Siz hiç ümmetin kitaplarında kınama ve yerme dışında “Cehm bin Safvan, Ca’d bin Dirhem, Gaylan ed-Dimeşki, Bişr el Merisi ve emsali”nden rivayet ve görüş nakledildiğini gördünüz mü? Ümmetin Ebu Hanife’ye muamelesi böyle mi olmuş? Hadi her şeyi inkar ettiniz; Ebu Hanife’nin rivayetlerini –onu tenkid de ettikleri halde- kitaplarına derceden Nesai, Tirmizi,  İmam Şafii ve daha nicelerini nasıl izah edeceksiniz, üstelik bunları zayıf vs diye inkar da edemezsiniz! Sizce bu imamlar “kafir” “mülhid” “sapık” birisinin rivayetleriyle mi kitaplarını doldurdular! Neden Ebu Hanife’yi cerh eden rivayetleri görüyorsunuz da rivayetten de öte bizzat fiili olarak onun tezkiyesi anlamına gelen bu durumu görmezden geliyorsunuz, yoksa bilmiyor musunuz? Ya da at gözlüğü takmış üstadlarınız size bunları öğretmedi mi? Kısacası bizim Ebu Hanife’nin tezkiyesi yönünde naklettiğimiz rivayetlerin zayıf olup olmaması mevzumuzun aslını çok fazla etkileyen bir şey değildir. Ama biz yine de bu rivayetlerin sıhhat durumu hakkında etraflı olarak duracağız inşallah.

Şimdi Ebu Muaz denen şahıs şöyle demektedir:

“Tevhid iddiasında bulunan şirk ehlinden bazıları, Ebu Hanife hakkında seleften şu âlimlerin övgüde bulunduğunu, bunları aktarırken sahih olmayanları zikretmeyeceklerini iddia ederek naklediyorlar:”

Evvela şahsın bu sözlerinde bir çarpıtma sözkonusudur. Biz, sahih olmayanları zikretmeyeceğiz demedik. Bilakis dikkatli bir ifade kullanarak dedik ki: “Bundan sonra Ebu Hanife’yi tezkiye eden bazı alimlerin sözleriyle devam edeceğiz inşallah. Bu babtaki rivayetler, buraya sığmayacak kadar çoktur ancak bunların bir kısmı zayıftır. Ben buraya mümkün mertebe zayıf olduğu imamlar nezdinde aşikar olan rivayetleri almamaya çalıştım.” Dikkat edilirse buraya aldığım rivayetlerin hepsi sahihtir, yani hadis imamlarının sahih dediği türden olan; “adil ve zabıt ravilerden, muttasıl bir senedle şuzuz ve illetten salim olarak” nakledilen haberlerdir manasında bir ifade kullanmadım. Bu rivayetlerin arasında sahih ve hasen derecesinde olanlar olabileceği gibi bu derecelere ulaşmasa da şiddetli zaaf içermeyen haberler de sözkonusu olabilir. Mesela meçhul ravilerden gelen haberler gibi. Çünkü ehlince malum olduğu üzere seneddeki bir ravi hakkında cehalet bulunması rivayetin merdud olduğunu kesin olarak göstermez. Zira, ravi belki tanınmış birisidir lakin ismi veya künyesi farklı zikredildiği için meçhul zannedilmiş olabilir ya da gerçekten meçhuldür, ancak hakikatte adil birisi olabilir vesaire. O yüzden meçhul raviden gelen bir haber, asla yalancı bir raviden gelen haberle eşit tutulup çöpe atılamaz. Bilakis başka kaynaklardan araştırılması gerekir. Keza senedinde kopukluk olan haber de böyledir. Araştırma yoluyla arada atlanan ravi bulunabilir ilh... Alimler, eserlerinde yalancı ravilerden gelen haberler dışında bu türden -diğerlerine nisbeten hafif- zaaf unsurları taşıyan hadisleri şahid, takviye vb amaçlarla zikretmişlerdir, bunun çokça misali vardır. Ebu Muaz gördüğüm kadarıyla reddiyesini büyük oranda senedde falan meçhul ravi var vs tarzı şeylere dayandırmıştır. Bunlar ise sözkonusu haberlerin batıl olduğunu isbatlamaya yetmez. Unutulmamalıdır ki ben bunları alelade yerlerden değil, imamların kitaplarından naklettim. Bu imamlar kasıtlı olarak batıl ve münker haberleri nakledecek değildir. Naklettikleri yerlerde de bilgi amaçlı nakletmişler ve bunu da belirtmişlerdir. Mesela Ahmed b. es-Salt el-Himmani’den nakledilen Ebu Hanife’nin tezkiyesine dair haberler gibi. Hatib el Bağdadi (rh.a) bunları zikretmiş lakin bu şahsın zayıf olduğunu da belirtmiştir. Biz de bu tarz zayıflığı aşikar olan haberleri almadık, bunları da alsak Ebu Hanife’yi tezkiye edenlerin listesi kabarırdı ama yapmadık. Bizler muhaddis değiliz, haliyle bir rivayeti görür görmez sahihliğini zayıflığını tesbit edecek durumda da değiliz. Bununla beraber buraya aldığım rivayetleri ve ravilerini imkan nisbetinde araştırdım ve de alimlerden bu rivayetlerin inkarına dair bir nakil görmediğim için buraya dercettim. Hakkında tenkid olanları ise buraya almadım. Elbette ki gözden kaçan veya ulaşamadığım bilgiler sözkonusu olabilir, bundan dolayı birileri çıkıp rivayetlerin zayıf olduğunu da ortaya koyabilirler. Ama tekrardan belirtiyim ki bu rivayetlerin zayıflığı bizim Ebu Hanife hakkındaki sözlerimizi ortadan kaldırmaz, çünkü biz bunları zaten ümmet nezdinde kabul görmüş bir alim hakkında takviye ve şahid babından zikretmişiz. Bununla beraber Ebu Muaz’ın bu rivayetlerin tenkidi babında söylediği şeyler de itirazdan hali değildir, bunun tafsilatı aşağıda gelecektir inşallah.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1667
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SELEF İMAMLARININ EBU HANİFE’YE BAKIŞI
« Yanıtla #5 : 08.01.2019, 01:27 »
Ebu Muaz isimli şahıs, bizim zikrettiğimiz Ebu Hanife lehindeki rivayetlerin değerlendirmesini (!) şu şekilde yapmaktadır:

“1-İbn Cureyc (v. 150): Ebu Hanife’yle aynı sene vefat eden bu meşhur imamın, onun hakkındaki bazı sözlerini İbn Abdilberr şu şekilde nakletmektedir:
نَا حَكَمُ بْنُ مُنْذِرٍ قَالَ نَا يُوسُفُ بْنُ أَحْمَدَ قَالَ نَا أَبُو الْيَسَعِ إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي الْجَعْدِ الْمِصِّيصِيُّ قَالَ نَا يُوسُفُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ مُسْلِمٍ قَالَ سَمِعْتُ حَجَّاجَ بْنَ مُحَمَّدٍ يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ جُرَيْجٍ يَقُولُ بَلَغَنِي عَنْ كُوفِيِّكُمْ هَذَا النُّعْمَانِ بْنِ ثَابِتٍ أَنَّهُ شَدِيدُ الْخَوْفِ للَّهِ أَوْ قَالَ خَائِفٌ للَّهِ
 (İsnadı zikrettikten sonra) Sizin bu Kufeliniz Numan bin Sabit’in Allah’tan çok korkan veya Allah’tan korkan birisi olduğu ulaştı.”

Cevap: Bunun isnadı meçhuller zincidir. Bunun isnadında Hakem b. Munzir, Yusuf b. Ahmed es-Saydalanî ve Ebu’l-Yesa İsmail b. Ebi’l-Ca’d mestur kimselerdir. Haccac b. Muhammed el-Masisî ömrünün sonlarında ihtilata uğramıştır.”


Şimdi burada meçhulden kasdın ne olduğunun açıklanması gerekir. Ebu Muaz, bu zatların, hiç tanınmayan mechul’ul ayn olduğunu mu iddia ediyor; yoksa adalet ve zabt gibi durumları bilinmeyen mechul’ul hal ya mestur’ul hal olduğunu mu ileri sürüyor? Eğer bu kimselerin hakkında hiçbir bilgi olmadığını kasdediyorsa bu açık bir cehalettir ve asıl cehalet budur. Hakem bin Münzir’e gelince; onun en azından İbn Abdilberr nezdinde meçhul olmadığı bellidir. Zira rivayeti ondan tahdis etmiştir. Onu tanıdığı belli olduğu gibi, güvenilir addetmese ondan rivayet almayacağı da söylenebilir. İbn Hazm da ondan rivayette bulunmuştur. Hakem’in babası Münzir bin Said Endülüs’te kadılık yapan meşhur birisidir. İbn Hazm, Münzir’le alakalı bir kıssayı وَلَقَد حَدثنِي حكم بن مُنْذر بن سعيد Bana Hakem bin Münzir Said tahdis etti diyerek nakletmektedir. (el-Fisal, 5/8) İbn Hazm meşhur Tavk’ul Hamame (Güvercin Gerdanlığı) adlı eserinde (sf 157) Hakem’den övgüyle bahsetmekle beraber onun ve kardeşinin Mutezile’nin üstadlarından, abidlerinden ve kelamcılarından olduğunu, babası Münzir’in de Mutezile taraftarı olduğunu zikretmektedir.

Kasım bin Kutlubuga el Hanefi (v.879) الثقات ممن لم يقع في الكتب الستة yani “Kütüb-ü Sitte’de yer almamış  sika raviler” adlı eserinde (no: 3148) Hakem bin Münzir’den (v. 420) bahsetmektedir. Bu kitaba onu alması onu da sika olarak gördüğünü göstermektedir. Hakkında şu bilgileri vermektedir:


روى عن: أبيه، وأبي علي البغدادي، وجماعة.روى عنه ابن عبد البر.

“Babasından, Ebu Ali el Bağdadi’den ve bir topluluktan rivayet etmiştir. Ondan İbn Abdilberr rivayette bulunmuştur.”

Ardından onunla alakalı İbn Beşkeval’den bazı övgüler nakletmektedir.

İbn Beşkeval (v. 578) ise Endülüs’te yetişen imamlarla alakalı eserinde ondan bahsetmekte ve bunlara ek olarak onun Mekke’ye giderek Ebu Yakub ibn Dahil’den ilim aldığını aktarmaktadır ki bundan kasıd Ebu Muaz’ın meçhul dediği ikinci kişi Yusuf bin Ahmed es-Saydalani’dir! Onunla alakalı bilgi az ilerde verilecektir inşallah…İbn Beşkeval, ardından onun ilmi ve zekasından övgüyle bahsetmektedir. (es-Sila fi Tarihi Eimmet’il Endelüs, sf 146)
Hakem bin Münzir’in durumu budur. Görüldüğü gibi mechul’ul ayn yani hiç tanınmayan, kim olduğu bilinmeyen birisi değildir. Bilakis meşhur birisidir. Keza mestur’ul hal yani dini ve ilmi şahsiyeti bilinmeyen birisi de değildir. Sika raviler arasında addedilmiştir. İtikad yönünden Mutezile olduğu söylenmiştir. Ancak ehli nezdinde malum olduğu üzere bir ravinin bidat sahibi olması, o bidatı dinden çıkmaya sebeb olmadıkça veya kendisini bidatı uğrunda yalan söylemeye itmedikçe tek başına bir cerh sebebi değildir. Bundan dolayıdır ki hadis kitapları, Buhari ve Müslim başta olmak üzere bidatçı ravilerden gelen rivayetlerle doludur. Bundan dolayı alimler Hakem bin Münzir gibilerden rivayette bulunmuşlardır.

Şeyhi olan İbn’ud Dahil es Saydalani’ye gelince; Zehebi, Siyer’inin bir yerinde (12/497) ondan “Mekke’nin muhaddisi” olarak bahsedip 388 tarihinde vefat edenler arasında ismini saymakta; “Tarih’ul İslam” adlı eserinde ise (8/643) onun hakkında şu bilgileri vermektedir:

يوسف بْن أحْمَد بْن يوسف بْن الدخيل، أَبُو يعقوب الصَّيْدلاني الْمَكِّيّ [المتوفى: 388 هـ]
راوي كتاب " الضعفاء " لأبي جَعْفَر العقيلي، عَنْهُ.تُوُفِّي بمكّة
.

“Yusuf bin Ahmed bin Yusuf bin ed-Dahil, Ebu Ya’kub es-Saydalani el-Mekki (vefatı 388): Ebu Ca’fer el Ukayli’nin “ed-Duafa” adlı kitabını ondan rivayet etmiştir.”

Görüldüğü gibi İbn’ud Dahil es-Saydalani, meçhul olmak bir yana; Ebu Hanife aleyhindeki nakillerin en büyük kaynaklarından olan Ukayli’nin ed-Duafa’sını bizzat ondan rivayet etmiştir! Ama ne tuhaftır ki Ebu Hanife aleyhindeki rivayetleri Ukayli’nin kitabından büyük bir iştahla nakleden muhaddisimiz (!); -Allah ikisine de rahmet etsin- Ukayli’nin öğrencisi ve kitabının da ravisi olan İbn’ud Dahil’i meçhul raviler kategorisine sokup üstüne buna dayanarak onun isminin geçtiği bütün rivayetleri zayıf ilan etmektedir! Şimdi buna göre Ukayli’nin kitabına veya en azından İbn’ud Dahil’den gelen rivayetlerine de mi şüpheyle bakacağız? Ukayli’nin kitabını Şamile’den ordan burdan değil de hiç değilse pdf nüshasından incelemiş olanlar Yusuf bin Ahmed es-Saydalani’nin sözkonusu eseri Ukayli’den nakleden raviler arasında yer aldığını göreceklerdir. Nitekim Duafa’nın “Dar’ul Kutub’il İlmiyye” tarafından 1404 tarihinde neşredilen nüshasında kitabın semaatı yani kitabı işitip rivayet eden ravilerle alakalı bahiste Saydalani’nin ismi geçmektedir. Ukayli’nin kitabının ravisi olması hasebiyle İbn’ul Cevzi’nin Mevzuat, el-İlel’ul Mutenahiye adlı eserleri gibi zayıf ve mevzu hadislerle alakalı birçok kitapta ve de İbn Asakir’in Tarihu Dimeşk adlı eserinde ve başka rivayet kitaplarında onun ismine raslamak mümkündür.

Es-Saydalani, Ukayli’nin öğrencisi olsa da Ebu Hanife hakkında şeyhi gibi düşünmemiş ve Zehebi’nin de ilgili yerde işaret ettiği üzere Ebu Hanife’nin sireti hakkında kitap telif etmiştir. –Allah layıkıyla muamele etsin- Kevseri’nin verdiği bilgiye göre o, bu kitabını hocası Ukayli’ye reddiye olarak yazmış ve kitapta Ebu Hanife’yi tezkiye eden 67 tane alimin görüşüne yer vermiştir. (Te’nib’ul Hatib, sf 67-68) İsmail Hakkı Ünal –sağ ise Allah hidayet etsin- “Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı” adlı kitabında (sf 222) bu husustan bahsetmektedir. Kendisinden nakilde bulunduğumuz İbn Abdilberr’in el-İntika’da Ebu Hanife hakkında naklettiği rivayetlerin de birçoğunun kaynağı bu zattır.

Görüldüğü üzere es-Saydalani, Ebu Muaz’ın iddia ettiği gibi meçhul değil bilakis meşhur birisidir. Meçhul olmak veya cerh edilmek bir yana, alimler bazı kimselerin cerh ve tadili konusunda onun görüşlerini nakletmişlerdir. Mesela Hatib el Bağdadi, Abdurrahman Ebu’l Kasım el Esedi isimli zat hakkında bahsederken onun hakkında İbn’ud Dahil’in şöyle dediğini nakletmiştir:

وقَالَ أَبُو يعقوب بْن الدخيل بمكة: لما بلغني قدومه تركت أشغال الموسم وسَمِعْتُ التفسير منه، ثم لم يحمدوا أمره.

“Ebu Yakub bin Dahil Mekke’de dedi ki: Bana onun geldiği haberi ulaşınca hac mevsimi(nin gerekleri) ile uğraşmayı bıraktım ve ondan tefsir dinledim. Sonra onun durumunu pek övmediler…” (Tarihu Bagdad, 11/591; ayrıca İbn Hacer, Lisan’ul Mizan, 3/412)

Özetle İbn’ud Dahil es-Saydalani de şahıs olarak meçhul birisi değildir. Adalet ve zabt yönünden ise hakkında net bir ifade gelmese de görüldüğü üzere alimler onu hadiste imam olarak kabul etmiş, hatta cerh tadil konusunda görüşlerine müracaat etmişler, ondan rivayette bulunmuşlardır, aleyhinde de gördüğümüz kadarıyla konuşan olmamıştır. Bu da bu zatın en azından imamlar nezdinde merdud birisi olmadığını göstermektedir.

Meçhul dediği Ebu’l-Yesa İsmail b. Ebi’l-Ca’d el Masisi hakkında İbn’ul Adim (v. 660) “Bugyet’ut Taleb fi Tarihi Haleb” adlı eserinde (4/1821) şu bilgiyi vermektedir:

اسماعيل بن محمد المصيصي:
أبو اليسع بن أبي الجعد، حدث بمكة عن يوسف بن سعيد بن مسلم المصيصي وعباس البيروتي.
روى عنه: أحمد بن إبراهيم بن أحمد المكي، وأبو يعقوب يوسف بن أحمد الصيداني


“İsmail bin Muhammed el Masisi: Ebu’l Yesa’ bin ebi’l Ca’d. Mekke’de Yusuf bin Said bin Müslim el Masisi ve Abbas el Beyruti’den hadis nakletti. Ondan da İbrahim bin Ahmed el Mekki ve Ebu Yakub Yusuf bin Ahmed es-Saydani (yani Ebu Hanife menkıbelerinin ravisi es-Saydalani) rivayette bulundu.”

Görüldüğü üzere İsmail el-Masisi, mechul’ul ayn birisi değildir, hadis ricali arasında tanınmaktadır. Lakin adalet ve zabt gibi durumları hakkında ben de şahsi araştırmamda bir bilgiye ulaşamadım. Bu bakımdan mestur’ul hal olabilir.

Rivayeti İbn Cureyc’ten nakleden Haccac b. Muhammed el-A’ver el-Masisî’ye gelince; bu zat Sahihayn dahil Kütübü Sitte’de rivayetleri olan birisidir. Eğer bunun rivayetleri ihtilat yani hafızasında karışıklık olduğu gerekçesiyle atılacaksa Buhari ve Müslim başta olmak üzere sahih kaynaklardan epey bir hadisin çıkarılması gerekecektir! Bu zatın ihtilata uğraması ancak ömrünün sonundadır ve de Zehebi’nin de işaret ettiği gibi zarar verecek derecede değildir. (bkz. Siyeru Alam’in Nubela, 9/449)

وَنا حَكَمُ بْنُ مُنْذِرٍ قَالَ نَا أَبُو يَعْقُوبَ يُوسُفُ بْنُ أَحْمَدَ الصَّيْدَلانِيُّ بِمَكَّةَ نَا أَبُو الْعَبَّاسِ مُحَمَّد بن الْحسن الْفَارِضُ قَالَ نَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الصَّائِغُ قَالَ نَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ قَالَ كُنْتُ عِنْد ابْن جريج سنة خمس وَمِائَةٍ فَقِيلَ لَهُ مَاتَ أَبُو حَنِيفَةَ فَقَالَ رَحمَه الله قد ذهب مَعَه علم كثير
 “(İsnadı zikrettikten sonra) Ravh bin Ubade dedi ki: Ben, 150 senesinde İbn Cureyc’in yanındaydım. Ona Ebu Hanife’nin öldüğü söylendi. Bunun üzerine dedi ki: Allah rahmet etsin. Onunla beraber birçok ilim de gitti.” (el-İntika, 134-135)
Cevap: İsnadında meçhuller vardır. Hakem b. Munzir, Yusuf b. Ahmed es-Saydalani, Ebu’l-Abbas Muhammed b. el-Hasen el-Fariz halleri meçhul/mestur kimselerdir."


İkinci rivayetin senedinde yer alan Ebu’l-Abbas Muhammed b. el-Hasen el-Fariz’e gelince; onun hakkında ben de bir bilgiye raslayamadım. Yani meçhul birisi olabilir. Lakin işaret ettiğimiz gibi bu tip şeylere menakib bahsiyle alakalı rivayetlerin değerlendirmesinde çok fazla önem verilmez.
 
Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki; haram-helal mevzularına ve akaid konularına dair hadisler haricindeki tefsir, megazi, menakib, fezail gibi konulardaki hadislerin isnadlarını bu kadar sıkı incelemeye tabi tutmak ve de zayıf rivayetlerin çok fazla zarar vermeyeceği bu tarz sahalardaki rivayetlere aynı ahkam hadisleri gibi muamele etmek selef imamlarının ahlakından değildir. Bunlar, halefin ve birtakım muasırların takıntılarıdır. Öyle ki günümüzde dini Ebu Davud’un, Tirmizi’nin, İmam Ahmed’in zayıf hadislerinden kurtarmak (!) amacıyla cilt cilt kitaplar yazılmış, bilhassa Elbani vb tipler tarafından Tirmizi’nin sahihleri, Ebu Davud’un zayıfları gibi külliyatlar oluşturulmuştur. Velakin bir tane akıllı da çıkıp bu insanlara sözkonusu hadisleri rivayet edenlerin ümmetin güzide imamları olduğunu ve bu kitapların ümmet nezdinde kendisiyle amel edilegelen eserler olduğunu hatırlatmayı akledememiştir! Selef alimlerinin bazen bir görüşü kuvvetlendirmek, şahit getirmek amacıyla veya dediğimiz gibi zarar vermeyecek konularda münker ve batıl olmayan, lakin birtakım zaaf unsurları taşıyan rivayetleri nakletmeleri günümüzdeki birtakım takıntılı tiplerin hücumuna uğramış ve sahih hadisleri zayıfından ayırma gayesiyle İslam divanlarını tekrar baştan ele alarak hummalı bir faaliyete girişmişlerdir. Halbuki İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir:

"Bir hadis helal veya haram gibi bir hüküm bildiriyorsa, onun isnadını iyice incelerdik. Teşvik ve sakındırma / tergîb ve terhîb hakkındaki hadislerin isnadlarında ise müsamahalı davranırdık."


Bu sözün açıklaması için şu adrese müracaat edebilirsiniz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=2063.0
Bu açıklamaları İbn Teymiye (rh.a)’ın Fetevasının Hadis ile alakalı bölümünün tercümesinden naklettik. Bu kitabın tercümesi de İbn Teymiye Külliyatı-9 adı altında S. Erdoğmuş tarafından yapılmıştır!

Görüldüğü üzere İmam Ahmed, bizzat Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e isnad edilen hadislerden, yeni bir hüküm getirmeyen tergib ve terhib babındaki rivayetleri incelemede çok fazla işi sıkı tutmamaktan ve birtakım zaaflar taşıyan bu tarz rivayetleri nakletmenin cevazından bahsederken, Ebu Muaz denen zat bu konular hakkında da değil Ebu Hanife gibi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir asır sonra dünyaya gelmiş olan bir zat hakkında üstelik Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dışında masum olmayan birtakım alimlerden yapılan rivayetleri sanki ahkama dair hadislerin senedlerini inceler gibi incelemeye tabi tutmuş ve şu ravi meçhul, ötekisinin hafızasında problem var gibi şiddetli olmayan bir takım zaafları nazara vererek avama bu rivayetlerin yok hükmünde olduğu mesajını vermeye çalışmıştır. Halbuki amellerin faziletleri babında bu türden merfu (Allah rasülüne isnad edilen) hadisleri bile nakletmekte bir beis yoksa, bir alimin fazileti hakkındaki böyle zaaf bulunan rivayetleri –uydurma olmadığı müddetçe- nakletmede bir sakınca olmasa gerektir! Yani Ebu Hanife hakkındaki bu rivayetleri nakletmenin sakıncalı olduğunu İbn Abdilberr, Hatib Bağdadi ve diğerleri akledememiş lakin selefe söven Şii/Zeydi bir muhitten çıkıp sonradan güya selefe intisab eden Yemenli Mukbil ve onu taklid eden Ankaralı Yücel asırlar sonra durumun vahametini tesbit edip bu alimlerin ümmetin başına sardığı (!) sözkonusu rivayetleri ayıklama vazifesini üstlenmişler öyle mi? Bu şahıs, Ebu Hanife hakkında gerçekten yalan ve asılsız olan haberleri ifşa edecekse bu elbette yapılması gereken bir şeydir. Fakat gördüğümüz kadarıyla bu yazıda yaptığı şey çoğunlukla yalanla itham edilmemiş ravilerin birtakım kusurlarını, ya da seneddeki inkita/kopukluk, meçhul raviler vesaire gibi menakib babında affedilebilecek türden zaafları dile getirmekten ibarettir. Daha zayıf haberle uydurma haberin arasını fark edemeyen ve zayıf denilince mevzu haber diye anlayan avamın önüne isnadda şu var bu var diye ortaya atıp milletin kafasını karıştırmanın, insanları yanlış yönlendirmenin ise bir alemi yoktur.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1994 Gösterim
Son İleti 05.08.2015, 17:08
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1783 Gösterim
Son İleti 26.06.2017, 17:42
Gönderen: Uhey
27 Yanıt
4253 Gösterim
Son İleti 01.01.2018, 16:41
Gönderen: Tevhid Ehli
11 Yanıt
1876 Gösterim
Son İleti 13.08.2018, 04:36
Gönderen: Tevhid Ehli
6 Yanıt
1088 Gösterim
Son İleti 11.10.2018, 20:37
Gönderen: İbn Teymiyye