Tavhid

Gönderen Konu: ŞİİLER’İN ALİ (RADİYALLÂHU ANH) HAKKINDAKİ İFTİRÂLARI!  (Okunma sayısı 1025 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Mukaddime

Bismillâh’ir Rahmân’ir Rahîm.

Hamd, tümüyle âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O Tekdir, ve ortağı yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür.

Ey Allâh’ım! Kulun ve Rasûl'ün Muhammed’e salât ve onun pâk Âilesine, asil Ashâbına, Hidâyet İmâmları olan Ebû Bekir, Ömer, Osmân ve Ali’ye, diğer tüm Sahâbelere, onlara güzellik ile tâbi’ olup onlara sövmeyenlere selâm olsun!

Bundan Sonra:

Şi’iler’in sapık olan inanç ve görüşlerine göre, Ebû Bekir, Ömer, ve Osman (Radiyallâhu Anhum) Ali (Radiyallâhu Anh)’a zulmetmiştir. Bu yazıda Şi’iler’in bu çirkin görüşlerinden bazılarını Lâlekâî (Rahimehullâh)’ın, “Şerhu Usûli İ’tikâdı Ehl’is Sunne ve’l Cemâ’a” isimli eserinin Türkçe tercümesinden derlediğimiz rivâyetler ile –Allah’ın izniyle- yerle bir edeceğiz. Tevfîk Allâh’tan!
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ali (Radıyallâhu Anh)’ın Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhu Anhumâ) Hakkındaki Yaptığı Övgüler

Ali (Radıyallâhu Anh)’ın Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhu Anhumâ)’ya Övgüleri

“2070-   Yahya b. Şeddad der ki, Ali (radıyallâhu anh)’ı şöyle derken duydum: En faziletlimiz Ebû Bekir’dir.” (Lalakâî 564)

“2072-   Nezzal b. Sebra anlatır: Ali (radıyallâhu anh)’ın mutlu ve mizahçı olduğu bir güne denk geldik. Ona dedik ki: Ey Mü’minlerin emiri! Bize özel arkadaşlarını anlat.

Ali, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in bütün Ashabı benim arkadaşımdır, dedi.

Onlar da, öyleyse bize Ebû Bekir es-Sıddık’ı anlat, dediler.

O şöyle cevap verir: O öyle bir zattır ki Allah Cibril’in ve Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in dilleriyle onu es-Sıddık diye isimlendirmiştir. O, namazda Rasûlullah’ın halifesiydi. Rasûlullah, ondan bizim dinimiz hususunda razı oldu. Biz de dünyamız hususunda ona razı olduk.” (Lâlekâî 565)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ali (Radiyallâhu Anh)’ın Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)’a Biat Edilmesini İstemesi

“2057-   Said b. Müseyyib’in şöyle dediği rivayet edilir: Ali b. Ebû Talib Ebû Bekir’e biat etmek için çıkmıştı, insanlar ve Ensâr kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunu duyan Ali, onların duyabileceği şekilde yüksek sesle nida edip der ki: Hangi biriniz Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in takdim ettiğini geri alabilir? Bununla Ebû Bekir’i kastediyordu. Ali, kimsenin daha önce yapmadığı bir konuşma yapmıştı.” (Lâlekâî, 561)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ali (Radiyallâhu Anh)’ın Ebû Bekir (Radiyallâhu Anh)’ın Ölümü Hakkında Söylediği Sözler

“2074-   Rasûlullah’ın arkadaşlarından olan Useyd b. Safvan (radıyallâhu anh) anlatıyor: Ebû Bekir vefat ettiği zaman insanlar Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in vefat ettiği günde olduğu gibi dehşete kapılmış ve Medine ağlama sesleriyle sarsılmıştı. Ali b. Ebi Talib ağlayarak ve “Allah’a aitiz ve yine O’na döneceğiz” diyerek ve bugün nübüvvet hilafetinin sonu geldi, diyerek Ebû Bekir’in içinde bulunduğu evin kapısına gelip durdu. Ali şöyle dedi: Allah sana rahmet etsin ey Ebû Bekir! Sen bu kavmin ilk Müslüman olanı, imanı en samimi olanı, en onurlu olanı, Allah’tan en çok korkanı, Rasûlullah’ı en iyi kuşatanı, İslâm uğruna beli en çok büküleni, arkadaşları için en güvenilir olanı, arkadaşlığı en güzel olanı, menkıbeleri en faziletli olanı, öncülüğü en büyük olanı, derecesi en yüksek olanı, Rasûlullah’a en yakın olanı, hidayeti, ahlâkı, vakarı ve fiili bakımından ona en çok benzeyeni, konumu en şerefli olanı, ona karşı en cömert olanı ve onun yanında en güvenilir olanıydın. İslâm, Rasûlü ve Müslümanlar için yaptıkların uğruna Allah seni hayırla mükâfatlandırsın.

İnsanların yalanladığı bir zamanda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i tasdik ettin. Allah Azze ve Celle, Muhammed’in sıdk ile getirdiği kitabında seni Sıddık diye adlandırmıştır. Ebû Bekir de bunu tasdik etmiştir. Rasûlullah yalnız kaldığında onu destekleyip teselli ettin. Diğerleri otururken sen onunla beraber ayağa kalktın. En sıkıntılı anda ikinin ikincisi olarak çok cömert bir şekilde ona arkadaşlık ettin. Ona arkadaş ve üzerine indirilen bir sükûnet oldun. Hicrette ve zorluk anlarında ondan ayrı kalmayıp yakınında durdun, insanlar dinden döndükleri zaman ümmetinde güzel bir şekilde ona haleflik yaptın. Hiçbir peygamberin halifesinin yapmadığı bir şekilde Allah’ın dinini ikame ettin. Arkadaşların zayıflık gösterdiğinde sen güçlü durdun, onlar boyun eğerken sen galip geldin ve onlar gevşeklik yaparken sen harekete geçtin. Onlar Ashâbıyken sen Rasûlün metoduna bağlı kaldın. Münafıklara rağmen, fasıkların aşağılamasına, münafıkların öfkesine ve hasetçilerin hoşlanmamasına karşılık sen tartışılmayacak şekilde gerçek bir halife oldun.

Onlar başarısızlığa uğramışken sen ümmeti ayağa kaldırdın. Onların dili tutulduğunda sen konuştun. Yerlerinde çakılıp kaldıklarında sen Allah’ın nuruyla yoluna devam ettin. Böylece peşinden gelerek hidayet buldular. Sen insanların sesi en alçak, gücü en yüksek, konuşması en az, mantığı en doğru, sessizliği en uzun ve sözü en belagatli olanıydın. Yine sen, görüşü en büyük, kalbi en cesur, yakinî imanı en kuvvetli, ameli en güzel ve işleri en iyi bileniydin.

Allah’a yemin olsun ki sen, insanlar ayrıldıkları zamanda dinin efendisiydin. Yine sonunda onlar dine yöneldiler. Mü’minlere merhametli bir baba olduğun için senin ailen oldular. Onların taşımaktan zayıf kaldıkları ağırlıkları yüklendin. Onların yitirdiklerini sen korudun. Böylece onların ihmal ettiklerini sen gözettin. Onlar kendilerini salıverdiklerinde sen kollarını sıvadın.

Paniğe kapıldıkları zamanda da izzetli durdun. Onlar ürktüklerinde sen sabredip onların isteklerini gerçekleştirdin. Ummadıkları şekilde isteklerini senin sayende elde ettiler.

Yine sen, kâfirlere karşı dökülüveren ve tutuşan bir azap oldun ve mü’minlere de yağmur ve bereket oldun. Vallahi yeterince güzelliğinle yaratıldın, fıtratındakiyle kurtulup faziletleriyle gittin. Öncelikli amellerinden payını aldın. Hüccetin mağlup edilmez ve kalbin sapmazdı. Basiretin zayıflamadı, korkak olmadığı gibi ihanet te etmedin. Sen, fırtınaların sarsamadığı ve patlamaların yerinden sökemediği bir dağ gibiydin. Sen, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in dediği gibi insanlar arasında kendisine karşı en cömerdiydin. Dediği gibi bedeni zayıf ama Allah’ın dini hususunda da güçlüydün. Mütevazı bir kişiliğe sahip Allah katında üstün, yeryüzünde değerli ve mü’minler nezdinde de büyük bir kimseydin. Hiçbir kimsenin seni karalaması ve gözün ucuyla bakması olamayacağı gibi sana karşı tamahkâr olması da düşünülemez. Kimseye karşı gevşeklik göstermezsin. Sen hakkını alıncaya kadar zayıf ve zelil olan sana göre güçlü ve izzetlidir. Kendisinden hakkı alıncaya kadar da güçlü ve onurlu da senin yanında zelildir. Yakın da uzak da bu hususta eşittir. Beyanatın, hak, sıdk ve yumuşaklıktır. Sözün de hüküm ve son noktayı koymaktır. İşinde yumuşak huyluluk ve kararlılık gösterirsin. Reyin de ilim ve azimettir. Sen, hak yol tutulmuş, zor kolaylaşmış ve ateşler söndürülmüş bir şekilde ayrılıp gittin. Din seninle mutedil oldu ve iman güç buldu. Kâfirler istemese de Allah’ın dini üstün geldi. İslâm ve Müslümanlar sebat ettiler. Allah’a yemin olsun ki çok önde ilerleyip gittin ve senden sonrakileri de çok yordun. Açık bir şekilde hayrı kuşatıp elde ettin. Senin için çok ağladılar. Kaybın gökyüzünde çok büyüdü, ölümünün musibetiyle mahlûkat yıkıldı. Biz Allah’a aitiz ve biz O’na döneceğiz. Allah’ın verdiği bu hükme razı olduk. Emrini O’na teslim ettik. Allah’a yemin olsun ki Müslümanlara Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den sonra senin gibisi isabet etmeyecektir. Dine izzet ve sığınak, mü’minlere izzet, sükûnet ve ünsiyet ve münafıklara da sert ve öfke oldun. Nihayetinde Allah seni Peygamberine kattı. Senin mükâfatından bizi mahrum etmesin. Senden sonra bizi saptırmasın. Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve biz O’nun olacağız.”


Ali b. Ebi Talib sözünü bitirinceye kadar insanlar sustu. Daha sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbı ağlayıp şöyle dediler: Doğru söyledin ey Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in damadı!” (Lâlekâî 567-569)
   
“2075-   Ebû’l Hasan Abdulbaki b. Kani’ bayramların birinde şunu anlattı: Ebû Tahir el-Alevi’yle bir araya geldim, şöyle dedi: Useyd b. Safvan’ın rivayet etmiş olduğu Ebû Bekir (radıyallâhu anh) vefat ettiği zaman Ali b. Ebi Talib’in konuşmasını içeren hadisi aktarmanı istiyorum. O, tamam, der.

Daha sonra evime gittiğimde kendi kendime düşünüp dedim ki; alevi bir adam ve Ebû Bekir’in fazileti söz konusudur, ona güvenemem. Ya da buna benzer bir şey dedim.

O der ki; Samarra’nın hadis ve şeri ilimler imamı Ebû’l Fadl b. Abdussemi’ el-Haşimi’yle arkadaşlık yaptım. Ben onunla beraber olduğum zamanlardan bir gün seher vakti kapımı çaldı. Ona kapıyı açtım, içeri girdi ve bana şöyle dedi: Neler yaptın?

Ben, bir iş, ya da hoşlanılmayan bir şey yapmadım, der.

O, ben rüyamda sanki ben ve sen büyük mescide girdik. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) de revakta iki avlunun arasında oturuyor, etrafında da arkadaşları vardı. Ben Peygamber’e selam verdim, selamıma karşılık verdi. Ama sen selam verince sana karşılık vermedi.

Bunun üzerine ben de dedim ki; O itham edilmeyecek bir kimsedir. Rasûlullah da bana, evet o dediğin gibi fakat o uyudu, dedi. Abdulbaki der ki; böylece ben de yanımdaki ve Ebû Tahir’in yapmış olduğu rivayeti ona bildirdim. O da bana, bunu ihraç et ve başkalarına naklet, dedi. İşte bu hadisin metni ve manasıdır.” (Lâlekâî 570)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ali (Radiyallâhu Anh)’ın Ömer (Radiyallâhu Anh)’ın Ölümü Hakkında Söylediği Sözler

“2071- İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildğine göre şöyle demektedir: Ömer yatağına konduğu zaman bazı insanlarla beraber Ömer’e rahmet diliyorduk. Arkamdan bir adam gelir elini omuzuma koyup Ömer’e rahmet okuyarak şöyle dedi: Ben, ameliyle Allah’ın karşısına çıkmayı sevdiğim kimse yoktur ki mutlaka onun ameli bana sevimli gelmiştir. Ben, Allah’ın seni iki arkadaşınla beraber kılacağını umuyorum. Çünkü çoğu zaman Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken duyuyordum: Ben, Ebû Bekir ve Ömer şöyle idik... Ben, Ebû Bekir ve Ömer şöyle yaptık... İşte bu sebeple ben de Allah’ın seni o ikisiyle beraber kılacağına inanıyorum. Bir de baktım ki bunu söyleyen Ali b. Ebû Talib’dir.724” (Lâlekâî 565)

Alıntı
Dipnotlar:

724- Buhârî, Fedailu’s Sahabe, bab: 6; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 14; İbn Mâce, Mukaddime, bab: 11; Ahmed, Müsned: 1/112.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ali (Radiyallâhu Anh)’ın Ebû Bekir ve Ömer (Radiyallâhu Anhuma)’ya Sövenlere Tavrı

“2073-   Suveyd b. Gafle anlatıyor: Şia’dan bir grubun yanından geçiyordum. Ebû Bekir ve Ömer’e dil uzatıp hakaret ediyorlardı. Ali b. Ebi Talib’in huzuruna girdim ve dedim ki: Ey Mü’minlerin emiri! Senin arkadaşlarından bir grubun yanından geçiyordum. Onlar Ebû Bekir ve Ömer’i hak etmedikleri şeylerle anıyorlardı. Şayet sen de onlara karşı kötü bir zan gizlemeseydin onlar böyle bir şeye cüret edemezlerdi.

Ali der ki: Onlar hakkında kötü zan beslemekten Allah’a sığınırım. Biz ancak geçenler hariç başka bir şeyi seçmiş değiliz. Güzel zanda bulunanlar müstesna Allah, onlar hakkında kötü zanda bulunanlara lanet etsin! Ebû Bekir ve Ömer Rasûlullah’ın iki kardeşi, onun iki arkadaşı ve iki veziridirler. Allah’ın rahmeti ikisinin üzerine olsun.

Sonra gözlerinden yaşlar aktığı halde ağlayarak oturduğu yerden kalktı. İki eliyle sakalını kabzetmiş bir halde mescide girip minbere çıktı. Elleriyle sakalını tutmuş ve sakalındaki beyazlara bakıp durur bir halde oturup insanların toplanmasını bekledi.

Sonra ayağa kalkıp kuvvetli ve veciz bir hutbe için kelime-i şehadet getirip şöyle dedi: Bazı insanlara ne oluyor ki Kureyş’in iki efendisi ve Müslümanların iki babası hakkında ileri geri konuşuyorlar. Ben onların bu söylediklerinden uzak ve beriyim. Ayrıca bu söylediklerinden dolayı da onları cezalandıracağım. Dikkat edin! Taneyi yarana ve insanı yaratana yemin olsun ki Ebû Bekir ve Ömer’i muttaki mü’minden başkası sevmez ve o ikisine de facir pislikten başkası da buğzetmez. O ikisi Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e doğruluk ve vefa üzerine arkadaşlık yapmışlardır. O ikisi iyiliği emretmişler, kötülüğü yasaklamışlar, kusurları affetmişler ve hak edeni de cezalandırmışlardır. Ebû Bekir ve Ömer, yaptıkları hususlarda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in görüşünün dışına çıkmamışlardır. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ikisinin görüşünü aldığı gibi kimsenin görüşünü almamıştır. Yine o ikisini sevdiği gibi kimseyi sevmemiştir. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu dünyadan göçtüğünde o ikisinden razıydı. Aynı şekilde o ikisi bu dünyadan göçtüklerinde de mü’minler onlardan razıydılar.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu Müslümanlara namaz kıldırması üzere sorumlu olarak atamıştır. O da Rasûlullah hayattayken Müslümanlara dokuz gün namaz kıldırmıştır. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat edip Allah’ın yanındakini tercih ettiğinde mü’minler onu bu konuda sorumlu tayin etmişler ve zekâtı da ona havale etmişlerdir. Çünkü namaz ve zekât beraberdir. Sonra da zorlanmaksızın isteyerek ona biatlerini verdiler. Ben de Abdulmuttalib oğullarından bunu ona yakıştıranların ilkiyim. Fakat o bundan hoşlanmadı ve başkasının bu sorumluluğu almasını istedi.

Allah’a yemin olsun ki o geride kalanların en hayırlısı, en merhamet edeni, en şefkatli olanı, verası en güçlü olanı ve yaş ve İslâm bakımından en önde gideniydi.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu şefkati ve rahmeti açısından Mikail’e ve affedici ve vakarlı olması yönünden İbrahim’e benzetmiştir. O da Rasûlullah’ın sireti üzere hareket etmiştir. Nihayetinde bu hal üzere vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun.


Ondan sonra emirliği Ömer üstlenmiş ve bu hususta da Müslümanlarla istişare etmiştir. Onlardan kimisi buna razı oldu, kimileri de hoşlanmamıştır. Ben de razı olanlardan biriyim. Ömer, kendisinden hoşlanmayanlar ondan razı olmadan bu dünyadan ayrılmamıştı. Hilafeti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ve arkadaşının metodu üzere ikame etmişti. O, yavrunun annesinin izinden gittiği gibi o ikisinin izinden gitti. Allah’a yemin olsun ki o, zayıflara karşı ince ruhlu ve şefkatli, mü’minlerin yardımcısı ve zalimlere karşı mazlumların yardımcısıydı. Allah’ın hükmü hususunda hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezdi. Allah onun diline hakkı yerleştirmiş ve doğruluğu da onun halinin bir parçası kılmıştı. Öyle ki biz, bir meleğin onun diliyle konuştuğunu zannediyorduk. Allah Teâlâ, onun Müslüman olmasıyla İslâm’ı kuvvetlendirmiş, hicretini din için bir payanda kılmış, münafıkların kalplerine ona karşı bir korku atmış ve mü’minlerin kalplerine de onun sevgisini yerleştirmiştir.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) düşmanlara karşı sert ve katı olması yönüyle onu Cibril’e ve kâfirlere karşı öfkeli ve hanif olması yönüyle de Nuh’a benzetmiştir. Onun yanında Allah’a itaatte zarar gören, Allah’a isyanda mesrur olandan tercihe daha şayandır.
Peki, söyleyin sizin yanınızda o ikisi gibi kim vardır?! Allah’ın rahmeti ikisinin üzerine olsun. Allah, bize o ikisinin yolunda gitmeyi nasip etsin. Çünkü ancak onların yolundan gidilerek ve ikisini severek derecelerine ulaşılabilir. Her kim beni seviyorsa o ikisini de sevsin, o ikisini sevmeyen de bana buğzetmiştir. Zaten ben de ondan beriyim. Şayet ben onlar hakkında böyle bir nasihati daha önce yapmış olsaydım, onlar hakkında ileri geri konuşanları mutlaka çok ağır bir şekilde cezalandırırdım. Fakat uyarmadan önce cezalandırmam yakışık kalmaz. Dikkat edin! Bugünden sonra bana böyle bir şeyle gelen kişiye iftira cezası vardır. Dikkat edin! Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlıları Ebû Bekir ve Ömer’dir. Sonra Allah, hayrın her nerde olduğunu en iyi bilendir. Allah beni ve sizi bağışlasın.”
(Lâlekâî 565-567)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ali (Radiyallâhu Anhu)’nun Ailesinin Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhu Anhumâ) Hakkındaki Sözleri

Ali b. Hüseyin (Radiyallâhu Anh)’ın Sözleri

“2077- İbn Ebi Hazim babasının şöyle dediğini aktarıyor: Ali b. Hüseyin’e, Ebû Bekir ve Ömer (radıyallâhu anhumâ)’nın Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yanındaki konumunun nasıl olduğu, sorulur. O cevaben şöyle der: “Bugün sahip oldukları konumu gibidir. Zaten o ikisi şuan onun yatak arkadaşıdırlar.”” (Lâlekâî 570)





“2018- Hüseyin b. Ali b. Ebû Talib’in oğlu der ki: “Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’a hakaret eden bir kimseye tevbe etmesinin müyesser olacağına inanmıyorum.”” (Lâlekâî, 546)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Muhammed b. Ali b. Hüseyin (Radiyallâhu Anh)’ın Sözleri

“2079- Kesir en-Neva anlatıyor: Ebû Cafer Muhammed b. Ali’ye dedim ki; Allah beni sana feda kılsın! Söyler misin bana, Ebû Bekir ve Ömer hakkınızı alarak size zulmetti mi?

Muhammed b. Ali şöyle cevap verdi: Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indirene yemin olsun ki hayır! O ikisi hiçbir şekilde hakkımızı alarak bize zulmetmediler.

Ben, Allah beni sana feda kılsın, peki o ikisini seveyim mi? dedim.

“O, yazıklar olsun sana! O ikisini sev ve dost edin! Allah, Muğire ve Beyana lanet etsin! İkisi biz ehl-i beyt hakkında yalan sözler uydurdular.”” (Lâlekâî 571)

“2080- Cabir anlatır: Ebû Cafer Muhammed b. Ali’ye dedim ki; Allah beni sana feda kılsın! Hiç, sizden bir kimse Ebû Bekir ve Ömer’den beri olmuş mudur? İbnu’l Esbahani rivayetinde; Ebû Bekir ve Ömer’e söven var mıdır, şeklindedir.

Muhammed b. Ali şöyle demiştir: “Hayır! Sonra devamla, o ikisini sev, onlara mağfiret dile ve onları dost edin, diye ekledi.”” (Lâlekâî 571)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Cafer b. Muhammed (Radiyallâhu Anh)’ın Sözleri

“2081- Hafs anlatıyor: Cafer b. Muhammed’i şöyle derken duydum: Ebû Bekir’in şefaatine karşılık bu sütun gibi altın verilmesi beni mutlu etmez. Mescidin sütunlarından birini kastediyor.” (Lâlekâî 571)

“2082- Cafer b. Muhammed der ki: Ebû Bekir atamdır. Bir kimse atasına sövebilir mi? Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şefaatine nail olamayayım, eğer o ikisini dost edinmezsem ve onlara düşmanlık yapanlardan beri olmazsam!” (Lâlekâî 571)

“2083- Salim b. Ebû Hafsa’dan şöyle dediği rivayet ediliyor: Hastalığında Cafer b. Muhammed’in yanında girdim beni görünce şöyle dedi: Ey Allah’ım! Ben Ebû Bekir ve Ömer’i seviyorum ve ikisini dost ediniyorum. Ey Allah’ım! Eğer benden bunun aksi bir şey sadır olursa, kıyamet günü Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şefaatine nail olmayayım.” (Lâlekâî 572)

“2084- Cafer b. Ğiyas der ki; Cafer b. Muhammed’i şöyle derken duydum: Ali’nin şefaatinden ne umuyorsam, Ebû Bekir’den aynısını umuyorum. O benim iki sefer doğmama sebep olmuştur.

Ravi der ki, ben derim ki; onun bu sözünün manası şudur: Ebû Bekir onun iki kere dedesi olmaktadır. Cafer b. Muhammed’in annesi, Kasım b. Muhammed b. Ebû Bekir es-Sıddık’ın kızı Ümmü Ferve’dir. Ümmü Ferve, Cafer b. Muhammed’in babası Muhammed b. Ali b. Hüseyin’in eşidir. Ummü Ferve’nin annesi de Abdurrahman b. Ebû Bekir es-Sıddık’ın kızı Esma’dır. Böylece Ebû Bekir iki taraftan da dedesi olmaktadır.” (Lâlekâî 572)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Abdullah b. Hüseyin b. Hasan (Radiyallâhu Anh)’ın Sözleri

“2087- Ebû Halid el-Ahmer anlatıyor: Abdullah b. Hüseyin’e Ebû Bekir ve Ömer hakkında sorulunca şöyle cevap verilir: Allah o ikisine rahmet etsin. O ikisine rahmet okumayanlara Allah rahmet etmesin.” (Lâlekâî 572)

“2088- Leys b. Ebû Suleym’den şöyle dediği rivayet edilir: Kûfe’deki ilk şia taifesine yetiştim. Onlar, hiçbir kimseyi Ebû Bekir ve Ömer’den üstün tutmuyorlardı.” (Lâlekâî 572)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ehli Beyt’ten Başkalarının Ebû Bekir ve Ömer Hakkındaki Sözleri

Âişe (Radiyallâhu Anhâ)’nın Sözleri

“2089-  Hişam’ın mevlası Muhammed b. Kasım şunu anlatır: Âişe (radıyallahu anhâ)’ya birtakım kimselerin Ebû Bekir hakkında çirkin konuştukları ulaşınca, onlardan bir grubu çağırması üzere birini gönderir. Perdelerini sarkıtıp yaklaşır, Allah’a hamd eder ve O’na senada bulunur. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e salat ve selam getirdikten sonra kulakları çarparcasına onları azarlar. Devamla şöyle der: O benim babam, o nasıl bir baba, bilir misiniz? Allah’a yemin olsun ki hiçbir kimse onun gibi yüce dağlar kadar ve uzun uzadıya vermemiştir. Heyhat! Zanlar yalan çıkmıştır! Siz tekzip ettiğiniz zaman o muvafakat etmişti. Siz zayıf düşüp bitkin kaldığınızda o güzünü hedefe diken asil atlar gibi ileri doğru koşmuştur.

Kureyş’in genci olarak yetişti. Olgunluk yaşına ulaştığında da onların sığınağı olmuştu. Kureyş’in sıkıntılarının sıkıntılarını giderirdi. Sürgün edilene yardım ederdi. Bozukluğu ıslah eder öyle ki kalplere yerleşir. Sonra da dinine sımsıkı sarılırdı. Allah uğruna cesareti bitmez tükenmezdi. Nihayetinde evinin avlusuna bir mescit edinir ki batıl için çalışanların öldürdüklerini diriltmeye çalıştı. O -Allah ona rahmet etsin çok ağlar, eli-kolu bağlı ve dertli tasalı biriydi. Mekke’nin kadınları ve çocukları ona saldırır ve onunla alay ederlerdi. “Gerçekte, Allah onlarla alay eder de azgınlıklarında onlara mühlet verir. Bu yüzden de onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.” (Bakara: 15) Kureyş’in adamlarına bu iş ağır geldi. Katı kalpli birine yakınlaştı. Oklarını ona doğrulttular ve onu hedef edindiler. Ucu köreltilmemiş bir tane kılıç ve onun için ayrılmamış bir mızrak kalmadı. Nihayet din her tarafa yayıldı, bereketlenip yeryüzüne iyice yerleşti ve her kesimden insanlar fevc fevc topluluklar ve parça parça halde dine girdiler. Allah Teâlâ, peygamberi için kendi katindakini seçti.

Allah Teâlâ, Peygamberinin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ruhunu kabzettiğinde şeytan çadırını kurup uzattı ve tuzaklarını kurdu. Onlara karşı hepsi bir araya geldi. Bazılar heveslerinin gerçekleşeceğini zannetti. Fakat an, onların umduklarının anı değildi. Ebû Bekir es-Sıddık onların arasındayken bu nasıl olabilir ki! Hazırlanıp maiyetindekileri toplar. İslâm’ın müjdecisini gurbet üzere geri çevirir, dağınıklığı henüz dürülüydü... Eğriliği kültürle düzeltti. Bunun üzerine nifakın adımları darmadağın oldu ve din üstün geldi ve nifak ortadan kalktı. Hak ehlinde kalınca, başları yerinde kaldı ve bedenlerdeki kanları korudu. Ebû Bekir’in ölümü gelip çattı. Fakat açılan gedik benzeriyle, siret ve adaleti hususunda kardeşiyle kapandı. İşte bu kimse Hattab’ın oğludur. Onu rahminde taşıyan ve emziren anneye helal olsun! Eşsiz bir çocuk getirmişti. Kafirleri ve şirki darmadağın etti, barksız bıraktı. Yeryüzü yarılıp içinde ne varsa ortaya çıkardı ve yediklerini kustu. Pisliğini tükürdü. Açılan yeri onarıp ve pisliği uzaklaştırdı. Ona karşı durup engelledi. Daha sonra da orada fey’i dağıttı ve aldığı gibi de vedalaştı. Şimdi bana gösterin, ne ile ağıt yakıyorsunuz? Babamın hangi iki gününde intikam almaya çalışıyorsunuz? Sizin aranızda adaletle hükmettiği zaman bulunduğu günle mi, ya da sizi düşündüğü günde göçtüğü günle mi?
Rabbimden kendim ve sizin için bağışlanma diliyorum.

2090- Ebû Abdurrahman el-Ezdi anlatıyor: Cemel vakası son bulduğu zaman Âişe (radıyallahu anhâ) ayağa kalkar ve konuşur. Şunları söyler: Ey insanlar! Benim sizin üzerinizde annelik hürmetim ve nasihat etme hakkım vardır. Ben, Rabbine asi olandan başkasını kastetmiyorum. Allah’ın Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) benim yanımda sabaha yakın bir vakitte vefat etmiştir. Cennetteki eşlerinden biri de benim. Rabbim beni onun için saklamıştır. Beni ona has kılmıştır. Münafığınızla mü’mininizi benimle ayırmıştır. Benimle size kolaylık verildi. Babam Müslümanların dördünün dördüncüsü ve ilk Sıddık ismiyle adlandırılanıydı. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat ettiği zaman ondan razıydı. Sonra dinin gücü sarsıldı da o her iki tarafından tuttu ve onu sıkıca bağladı. Nifakı yerle bir edip tepeledi ve riddetin kaynağını kuruttu. Yahudilerin örtüp gizlediklerini söndürdü. Siz ise gözleriniz yerinde fırlamış gibi sabahı bekliyordunuz ve çığlığı da duyuyordunuz. Fesadı def edip boşlukları bağladı. Derinlerden su çıkararak susamışları dindirmek için çalıştı. Allah’a yemin olsun ki o nifakın boynunu ayağının altında ezmişken vefat etti. Müşriklere karşı İslâm’a yardım için uyanık ve cahillerden yüz çevirmiş bir halde savaş ateşini yakıp tutuşturdu.” (Lâlekâî 572-574)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Abdullah b. Cafer (Radiyallâhu Anh)’ın Sözleri

“2076- Abdullah b. Cafer’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Ebû Bekir, en hayırlı halife olarak bizim sorumlumuz oldu. O bize karşı çok merhametli ve çok şefkatliydi.”” (Lâlekâî 570)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Zeyd b. Ali (Radiyallâhu Anh)’ın Sözleri

“2085- Hişam b. Yezid’in Zeyd b. Ali’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Ebû Bekir es-Sıddık şükredenlerin imamıdır. ”Sonra şu âyeti okudu: “Allah şükredenleri mükâfatlandıracakttr.” (Âli İmran: 144)

2086- Zeyd b. Ali’den şöyle dediği aktarılmaktadır: “Ebû Bekir ve Ömer’den beri olmak, Ali’den beri olmaktır.”” (Lâlekâî 572)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Allâh’ın Ebû Bekir ve Ömer (Radiyallâhu anhuma)’ya Sövenlere Verdiği Cezâlar:

“1993- Ammar b. Seyfe’d-Dabbi rivayet ediyor: Denizde olacak bir savaş nedeniyle çıktık. Başımızda Musa b. Ka’b vardı. Bizimle beraber gemide künyesi Ebû Himman olan bir adam vardı. Bu adam Ebû Bekir ve Ömer’e sövmeye başladı. Adamı bundan alıkoyduk ama adam sövmeye devam etti. Adamı azarladık fakat yine vazgeçmedi. Denizde bulunan bir adaya gelip yaklaştık. Sonra gemiden ayrılıp öğle namazı için abdest almak için ayrıldık. Yaban arılarının bu adama saldırdığı haberi bize geldi. Yaban arılan onun canına kastetmişti. Ben o adamı ittiğimde ölmüştü.

Halef b. Temim der ki, Necde b. Mübarek bana bu hadisi şu ziyadesiyle rivayet etti: Ebû’l Hubab’ı bunu anlatırken duydum, insanlar da buna şaşırıp şöyle dediler: O arılar bir emir üzere geldiler. Necde devamla der ki: Bir kavim yeri kazmak istedi ancak yer iyice sertleşip sarp oldu. Böylece onun için kabir kazamadık. Biz de onun cesedinin üzerine taşlar ve yapraklar attık.

İbn Meni’ ise şu ziyadeyi aktarır: Halef der ki; bir arkadaşımız bevlederken bir arı gelir onun organına konar fakat ona zarar vermez. Biz de o arının bir emir üzere geldiğini anladık.” (Lâlekâî 537)

“1994- Ömer b. Hakem amcasından şunu nakleder: Medan’a doğru yola çıktık. Yanımızda Ebû Bekir ve Ömer’e söven bir adam vardı. Bu adam bir ara hacet gidermek için yanımızdan uzaklaşır. Bu esnada yaban anları adama saldırır ve zekerini koparıncaya kadar onu bırakmadılar.” (Lâlekâî 537)

“1995- Ebû'l Hasib Bişr haber veriyor: Ben ticaretle uğraşan zengin bir adamdım. Kisra’nın Medain şehrinde meskûndum. Bu da Hubeyre Taununun çıktığı bir zamandaydı. Bana adı Eşref olan bir işçi geldi ve Medain’in bazı hanlarında ölü bir adamın bulunduğunu bildirdi. Ben de bineğimin üzerine o hanlara doğru yöneldim. Hana girdim ve ölen adamın yanına vardım. Karnı kerpiçle örtülmüştü. Yanında da arkadaşlarından bazıları bulunuyordu. Arkadaşları onun ibadetini ve faziletini anlatıyorlardı. Kefen satın alması için birini ve kabrini kazması için de bir kazıcıyı gönderdim. Ben de onun kabrine konmak üzere kerpiçler hazırladım. Cesedini yıkamak için su ısıtmak için çömeldik. Biz bu haldeyken o ölü adam aniden bir sıçradı, karnının üzerindeki kerpiçler kayıp düştü. Adam bu sıçrama esnasında da azap, helak ve cehennemle dua ediyordu.

İbn Meni’ tarikinde şöyle geçer: Arkadaşları onun bu halinden ürktü. Ben adama yaklaşıp pazusundan tutup sarstım. Sonra, adama ne gördün, sana ne oldu? dedim. Adam, Kûfe ehlinden bir şeyhe arkadaşlık yaptım, dedi.

Ebû’l Hasib devamla şöyle der: Adam şu hasletten birini zikredip dedi ki: Onlar, beni Ebû Bekir ve Ömer’e sövmek olan ve o ikisinden beri olmak olan dinlerine -ya da hevâlarına veyahut da görüşlerine (bu şek Ebû’l Hasib'ten kaynaklanmaktadır) girdirdiler. Ben de ona dedim ki, Allah'tan mağfiret dile ve bunu bir daha yapma. Adam, bu bana fayda vermez, dedi. Onların cehennemdeki giriş yerlerine götürüldüm ve bana orası gösterildi. Sonra da bana şöyle denildi: Arkadaşlarının yanına döneceksin ve onlara ne gördüğünü anlatacaksın. Daha sonra da eski haline döneceksin.

Ebû'l Hasib der ki; cümlesini bitirdi mi ya da eski haline mi döndü, bunu bilmiyorum.
Böylece kefenin gelmesini bekledim. Kefeni aidim ancak sonra da kendi kendime; ne onu kefenlerim, ne onu yıkarım ve ne de onun namazım kılarım dedikten sonra oradan ayrılıp gittim. Sonraları o adamm kefenlenmesin, yıkanmasını ve namazının kılınmasını arkadaşlarının üstlendiği haberi bana ulaştı. Onlar bir kavme, arkadaşımızdan niye nefret ettiniz, demişler. Onlar da, o adamın bu hali şeytânın onu yakalaması olup, şeytânın diliyle konuştu, dediler.

Bu eserin metni açıkladığım yerler müstesna Yakub tarikine aittir.” (Lâlekâî 537-538)

“1996- Muhayya anlatıyor: Adamın biri Ebû Bekir ve Ömer'e sövüyordu. O adam bir seferde bizimle beraberdi. Adamı bundan alıkoyduk ama sövmeye devam etti. Biz de o adama bizden uzak dur, dedik. Bu sebeple de bu denileni yaptı. Biz dönmeye karar verdiğimizde kendimizi ayıpladık ve dedik ki; o adamı da beraberimize alıp dönsek. Derken yolda adamın kölesiyle karşılaştık, ona; git efendine söyle bizimle beraber dönsün, dedik. Köle, başıma çok büyük bir iş geldi, dedi. Adam iki kolunu çıkarıp bize gösterdi. Bir de ne görelim domuzun iki ayağına dönüşmüştü. Adam bize yöneldi. Bizimle beraber yola koyuldu. Öyle ki domuzları çok olan bir köye geldik. Adam, domuzları görünce domuz gibi bağırmaya başladı. Bineğinden aşağı atladı ve aniden domuza dönüp diğer domuzların arasına karıştı. Biz de onu tanıyamadık ve onun metaını ve kölesini alıp Kûfe’ye getirdik.” (Lâlekâî 538-539)

“1997- Ali b. Zeyd, Said b. Müseyyib’in kendisine şöyle dediğini rivayet eder: Çocuğuna emret bu adamın yüzüne baksin. Ben ona, senin anlatacağın bana yeterli, onun olayını anlatsana. Said der ki: Bu adam, Ali, Talha ve Zubeyr’e hakaret ettiğinden dolayı Allah onun yüzünü karaya çaldı. Ben onu bundan alıkoymama rağmen vazgeçmiyordu. Ben de bunun üzerine ona şöyle dedim: Ey Allah’ım! Biliyorsun ki onların hayırda öncülükleri ve payları vardır. Eğer o adamın söyledikleri seni kızdırdıysa, bana onda bir mucizeni göster ki insanlar için bir ibret olsun. Böylece Allah da onun yüzünü karaya çaldı.” (Lâlekâî 539)

“1998- Süfyan-ı Sevri der ki: Ben, alaca karanlıkta erkenden sabah namazına giden bir adamdım. Yine bir gün erkenden namaza doğru çıktım. Bizim de kuduz bir köpeği olan bir komşumuz vardı. Köpeğin yoldan uzaklaşması için bir kenarda oturup bekledim. Bunun üzerine köpek bana, ey Ebû Abdullah! Sen geç git. Ben, ancak Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret edenlere saldırmakla emrolundum, dedi.” (Lâlekâî 539)

“2000- Yusuf b. Hasan b. İbrahim el-Hayyat anlatıyor: Bizim komşularımız arasında salih bir şeyh vardı. Bizim evin doğu tarafında oturuyordu, daha sonra da batı tarafına taşındı. Şaşuneykir el-Hacib’in hizmetinde bulunuyordu. Bir aralar Ebû’l Hasan b. Bueveyh’e doğru evin doğu tarafında komutanlarından biri olan Deylemî bir adam vardı. O adamın adı Cebnetu Meşhur olup ordunun ileri gelenlerinden biriydi.

Orada bulunanlardan bir cemaat da bu hikâyeyi şöyle anlatıyor: O adam, malı, kahramanlığı ve güzelliği olan meşhur biriydi. Bir ara o, hac mevsiminde Bağdat’ta bulunurken, insanlar Mekke’ye doğru yola çıktılar. Derken Ali ed-Dakkak Meafiri diye maruf olan bir adam onun yanından geçti. -Yusuf der ki; bu kıssayı anlatıp şerh eden bu zattır. Çünkü bu kıssanın başından geçtiği ve bu kıssayla imtihan olunan oydu. Ben daha önceleri çok meşhur olduğundan dolayı bu kıssayı başkalarından duymuştum. Ancak ben onu şöyle derken duydum: Onun yanından geçtiğim esnada bana seslendi: Ey Ali! Bu sene mi hacca gidiyorsun? Ben de, uzun zamandan beridir istememe rağmen ancak şimdi müyesser oldu. Benim bu sözüme cevaben şöyle dedi: Hacc masraflarını ben sana vereceğim. Gerçek olduğuna inanmadığım halde ona, ver hadi, dedim. O da, ey genç! Osman es-Sayrafi’ye uğra, sana yirmi dinar tartıp versin. Bunun üzerine ben de onun kölesiyle beraber Osman es-Sayrafi’ye gittim. Osman, yirmi dinar tartıp bana verdi. Dinarı alıp onun yanına döndüm. Bana, işlerini düzene koy, yola çıkmaya karar verdiğin zaman bana görün ki sana bir vasiyette bulunacağım, dedi. Böylece onun yanından ayrıldım, hazırlığımı yaptım ve tekrar onun yanına gittim.

O adam bana şöyle dedi: İlk olarak; bu hac masraflarını sana hibe ettim. Zaten benim onlara da ihtiyacım yoktur. Fakat Muhammed’e götürmen üzere sana bir risale taşıtacağım. Ben, o da nedir? dedim.

O, ona de ki; seninle beraber burada bulunan iki arkadaşın Ebû Bekir ve Ömer’den beriyim. Bu risaleyi söyleyeceğime ve ona ulaştıracağıma dair bana talak üzerine yemin ettirdi.

Üzerime ağır bir yük indi. Onun yanından kederli ve mahzun bir halde çıktım. Haccımı yapıp Medine’ye girdim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in kabrini ziyaret ettim. Ancak bu risaleyi bildirip bildirmeyeceğim hususunda tereddüte düştüm. Sonra da eğer bu risaleyi ulaştırmazsam verdiğim talak yemini gerçekleşecek ve eşim boş olacak, eğer bildirirsem de Rasûlullah’a karşı yapacağım bu iş bana çok ağır gelecek. Bu söz hakkında Allah’a istiharede bulundum ve Falanca oğlu falan şöyle şöyle diyor dedim ve risaleyi olduğu gibi eda ettim. Böylece çok çetin bir şekilde tasalandım ve bir kenara çekildim. Derken gözlerim bana galip geldi ve uyudum. Rüyamda Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i gördüm, şöyle dedi: Bildirdiğin o risaleyi duydum. Sen de o adamın yanına döndüğün zaman ona şöyle de: Şüphesiz ki Allah’ın Rasûlü sana diyor ki; ey Allah’ın düşmanı! Bağdat’a gelişinin yirmi dokuzuncu gecesi olduğunda cehennem ateşi sana müjdedir.

Kalkıp yola koyuldum ve Bağdat’a döndüm. Doğu tarafından geçerken kendi kendime düşünüp dedim ki; Bu adam şerli bir adamdır. Onun mektubunu Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e ulaştırdım. Rasûlullah’m mektubunu ona ulaştırayım mı? Eğer bu mektubu ona ulaştırırsam mutlaka öldürülmemi emredecek ya da beni kendi eliyle öldürecektir. Bir müddet böyle kendi içimde gidip geldim. En sonunda dedim ki; bu hususta ölümüm olsa da Rasûlullah’ın mektubunu ona tebliğ edeceğim. Onun mektubunu gizlemeyeceğim gibi emrine de muhalefet etmeyeceğim. Ailemin yanına girmeden önce onun huzuruna girdim. Aradan kısa süre geçmeden gözü bana ilişti ve bana, ey Dekkak! Mektubu ne yaptın? dedi. Ben de, onu Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e ilettim, fakat o da bana mektubunun cevabını yükledi.

O, nedir o söyle bakayım, dedi. Ben de rüyamı ona anlattım.

Bana bakıp şöyle dedi: Senin gibi birini öldürmek benim için çok kolaydır. Sövdü ve hakaret etti. Bu esnada elinde sallandığı kısa bir kargı vardı. O kargıyı yüzüme doğru salladı. Fakat söylediğin o güne kadar sana karışmayacağım. Orada bulunanlar da beni kınadı. Kölesine, beni ahırda hapsedip ayağıma bukağı takmasını söyledi.

Böylece hapsedildim ve bukağıya vuruldum. Ailem yanıma gelip ağladılar, bana ağıt yakıp ayıpladılar. Ben de onlara, olacak hükmedilmiştir, ecelden başka bir ölüm de yoktur, dedim. Günler geçmeye devam ettikçe insanlara beni yoklayıp içinde bulunduğum durumdan dolayı bana acıyorlardı. Nihayet yirmi yedi gün geçti. Yirmi sekizinci gece olduğunda o Deylemî bir merasim düzenler ve bu merasimde ordunun komutanlarının geneli hazır bulunur. Deylemî de onlarla beraber oturup içer. Gece yarısı olduğunda seyis gelip bana, ey Dekkak! Komutan çok ağır bir hummaya tutulur, evde bulunan bütün örtüleri üzerine örtmesine ve elbiseler de olmasına rağmen çok ağır bir şekilde titremektedir, der.

Yirmi sekizinci geceyi bu halde geçirir. Yirmi dokuzuncu gece olduğunda ise seyis gelip ey Dekkak! Komutan öldü, der ve benim bağlarımı çözer. Sabah olduğunda da her taraftan insanlar toplanır ve komutanlar da taziye meclisi için otururlar. Ben de hapisten çıkarıldım. İşte benim bu kıssam meşhur olduğundan insanlar rüyamı öğrenmek için bana gelirler, ben de onlara başımdan geçeni anlatırım. Böylece birçok topluluklar onların bu iğrenç mezheplerinden döndüler. Nihayetinde ben de serbest kaldım.” (Lâlekâî 540-542)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Sonuç

Allâh’ın izini ile -sizin de gördüğünüz gibi- bu bâtıl inançların bir kısmını yok ettik. Böylece, insanları küfre düşüren bir mesele ve insanların bu mesele hakkında ki şübhelerini def ettik.

Ey Şii! Bundan sonra senin için Allâh katında bir hüccet vardır. Size hücceti ikame ettik,  sizi uyardık, ikaz ettik ve siz de okudunuz, nasihati alıp almamak sizin elinizde. Ey Şii sakın Zeyd bin Ali (Radiyallâhu Anhu)’nun şu sözlerini unutmayasınız,  “Ebû Bekir ve Ömer’den beri olmak, Ali’den beri olmaktır.” (Lâlekâî 572). Eğer söylediğin bu çirkin şeylerden tevbe etmezseniz, Allâh’ın azâbının yukarıda bahsi geçen insanlara geldiği gibi size de gelmesini bekleyin!..

Böylelikle anlaşılıyor ki, Ali (Radiyallâhu Anhu)’ya zulüm yapıldığı vesaire iddialar bazı zındıklar tarafından ortaya atılmış yalanlardır. Ve, bu sözler, Leys b. Ebû Suleym’den rivayet edildiği gibi sonradan gelen bazı Şii olduğunu iddia eden zındıklar tarafından ortaya atılmıştır.

İmam Ahmed bin Hanbel (Rahimehullâh) şöyle dedi: “Eğer bir kimse Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbını kötü bir şekilde anlatıyorsa onun İslâm’ını itham et.” (Lâlekâî, 535). Yine İmam Ahmed  (Rahimehullâh) şöyle dedi, “Sahabeye hakaret eden bir kimseye dayak atılır. Zaten ben o kimsenin İslâm üzere olduğuna da inanmıyorum.” (Lâlekâî, 543).

Talha bin Musarrif (Rahimehullâh) şöyle dedi: “Daha önceleri şöyle denilirdi: Haşim oğullarına buğzetmek nifaktandır, Ebû Bekir ve Ömer’e buğzetmek nifaktandır ve Ebû Bekir hakkında şüphe eden kimse Sünnet hakkında şüphe etmiş kimse gibidir.” (Lâlekâî, 544).

İmam Malik (Rahimehullâh) hakkında şöyle rivayet edilmişdir: “Harun Reşid Malik’e der ki: Ebû Bekir ve Ömer (radıyallâhu anhumâ)’nın Rasûlullah (sallailâhu aleyhi ve sellem)’in yanındaki konumu nasıldı? Malik der ki; ölümünden sonra kabirlerinin onun kabrine yakınlığı gibiydi. Harun, derdime derman oldun ey Malik! demiştir.” (Lâlekâî, 571)

Ey Allâh’ım, Ebû Bekir ve Ömer’e buğz edene buğz et! Ey Allâh’ım, onlara lanet edenlere lanet et! Ve ey Allâh’ım, Ebû Bekir ve Ömer’e rahmet okumayanlara rahmet etme!


Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den Sahabe’ye Lanet Eden, Ya da Onların Değerini Düşüren, Ya da Onlara Dil Uzatan ve Onların Kusurlarını Araştıranlar Hakkında Varid Olan Tehditlerin Zikredilmesi
 
Selef-i Salihinin Sahabeye Lanet Edenlere Beddua etmesi ve Allah’ın Sahabeye Lanet Okuyanlara Bu Dünyada Ceza Vermesi ve Onlara Azap Göndermesi, Allah’ın Onlar için Ahirette Hazırladığı Azabın Daha Çok olması Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

Seleften Sahabeye Sövenlere Uyguladıkları Ukubetlerin ve Hadlerin Türleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!

آخره والحمد لله رب العالمين، وصلى الله على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه وسلم تسليما كثيرا إلى يوم الدين
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2490 Gösterim
Son İleti 05 Ağustos 2015, 03:54
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1693 Gösterim
Son İleti 02 Mayıs 2016, 03:09
Gönderen: İbn Teymiyye
2 Yanıt
1920 Gösterim
Son İleti 01 Temmuz 2016, 22:43
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
2347 Gösterim
Son İleti 15 Temmuz 2016, 04:21
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1974 Gösterim
Son İleti 12 Nisan 2017, 01:33
Gönderen: Tevhid Ehli