Tavhid

Gönderen Konu: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ  (Okunma sayısı 724 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ
« Yanıtla #1 : 25 Ağustos 2018, 01:43 »
RASÛLULLAH (sallallâhu aleyhi ve sellem)’İN NÜBÜVVETİ

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Bi’seti (Nübüvveti), Vahyin Başlaması, Faziletleri, Mucizeleri:

1202-   Şeddad Ebû Ammar anlattı, dedi ki: Vasile b. el-Aska’ anlattı, dediki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah’u Teâlâ, İsmailoğullarından Kinane’yi seçti. Kinaneoğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş'ten Hâşimoğullarını seçti. Hâşimoğullarından da beni seçti.”295

1203-   Abdullah b. Hâris’ten rivâyet edildiğine göre, dedi ki: Abbas b. Abdulmuttalib, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında (ileri-geri) konuşulduğunu duydu. Bunu Rasûlullah’a şikâyet etti. Rasûlullah buyurdu ki: “Ben kimim?” Diyor ki: dediler ki: Sen Allah’ın Rasûlüsün. Buyurdu ki: Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah mahlukatı yarattı, beni en hayırlıları arasında kıldı. Sonra kullarını iki fırkaya ayırdı. Beni en hayırlı fırkadan eyledi. Sonra onları kabilelere ayırdı, beni en hayırlı kabileden eyledi. Sonra kabileleri kollara ayırdı. Beni en hayırlı koldan eyledi. O yüzden ben zât olarak da en hayırlınız, ev (aile) olarak da en hayırlınızım.296

1204-   Âişe (radıyallâhu anhâ)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (sallAllâhu aleyhi ve sellem), Cebrail’in şöyle dediğini aktardı: Yeryüzünün doğusunu-batısını dolaştım. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den daha faziletli bir kişi görmedim. Hâşimoğullarından da hayırlı bir ata görmedim.297


Alıntı
Dipnotlar:

295- Müslim, Fedail 1, Tirmizî, Menakib 1, Müsned c.4 s.107
296- Tirmizî, Menakib 1
297- Heysemi Mecma’uz-Zevaid c.8 s.217, Taberani Evsat hd no: 6285
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ
« Yanıtla #2 : 30 Ağustos 2018, 00:42 »
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Nübüvveti ve O’nu Tanıtan Alâmetler:

1205-   Ebû Seleme’den rivâyet edildiğine göre Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e soruldu, “Nübüvvet ne zaman sana verildi?” Buyurdu ki: “Adem’in yaratılışı ile kendisine rûhun üfürülmesi arasında.”298

1206-   Lokman b. Âmir’in Ebû Ümame el-Bahili’den rivâyet ettiğine göre dediki: Denildi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Senin işin (nübüvvetin) başlangıcı neydi? Buyurdu ki: “İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi... Annem de kendisinden Şam’ın saraylarını aydınlatan bir nûrun çıktığını görmüştü.”299

1207-   Urve b. Zübeyr’in Ebû Zerr el-Gifari’den anlattığına göre şöyle dedi: Dedim ki: Ey Allah’ın Rasûlü! İlk olarak peygamber olduğunu ne zaman öğrendin ve emin oldun? Buyurdu ki: “Ey Ebû Zerr! Ben Mekke’nin vadisinde iken bana iki melek geldi. Biri arkadaşına dedi ki: Bu o mu? dedi ki: Ta kendisi. Dedi ki: Onu bir adamla tart. Beni bir adamla tarttılar, ağır bastım. Sonra dedi ki: On adamla tart. Beni on adamla tarttılar ağır bastım. Sonra dedi ki: Yüz adamla tart. Yüz adamla tarttılar ağır bastım. Sonra dedi ki: Bin adamla tart. Bin adamla tarttılar yine ağır bastım. Bu sefer terazinin kefesine yığmaya başladılar (hep ağır geliyordum). Bunun üzerine biri ötekine dedi ki: Eğer ümmetinin hepsiyle tartsan ağır gelecektir.

Sonra dedi ki: Karnını yar. O da karnımı yardı. Arkadaşına dedi ki: Kalbini çıkar. (Veya kalbini yar) Oradan Şeytanın karargâhını ve kan pıhtılarını çıkardı ve attı. Sonra biri ötekine şöyle dedi: Karnını kabı yıkadığın gibi yıka. Kalbini de elbiseyi yıkadığın gibi yıka. Sonra elindeki bıçağı attı, bembeyaz zümrüt gibiydi. Kalbime girdi.

Sonra biri dedi ki: Karnını dik. Dikmeye başladı. Mührü iki omuzumun arasına koydu. Yanımdan ayrılıp, gidene kadar, gözlerimle onları izledim.”
300


Alıntı
Dipnotlar:

298- Tirmizî Menakib 1 Şu lafızla varid olmuştur: Dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü! Nübüvvet sana ne zaman verildi? dedi ki: “Adem ruhla beden arasında iken.”

299- Müsned c.5 s.262

300- Heysemi Mecma’uz-Zevaid c.8 s.255,256 Ukayli ed-Duafa c.l s.185
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ
« Yanıtla #3 : 03 Eylül 2018, 04:11 »
VAHYİN BAŞLANGICI

Rasûlullah’a Vahyin Başlangıcı, Sıfatı Konusunda Vârid Olan Rivâyetler:

Rasûlullah’a peygamberlik kendisi 40 yaşındayken gelmiştir.

1208-   Ikrime’den rivayet edildiğine göre Abdullah b. Abbâs şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) kırk yaşında iken kendisine peygamberlik geldi. Bundan sonra on üç yıl boyunca Mekke’de kaldı. Sonra ona hicret etmesi emredildi. Hicretten sonra on yıl kaldı. Altmış üç yaşında da vefat etti.

1209-   Urve anlattı, dedi ki: Aişe dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e vahyin ilk başlangıcı sâdık rüyalarla olmuştu. Ne rüya görse sabah aydınlığı gibi gerçek çıkıyordu. Sonra ona yalnızlık sevdirildi. Hira mağarasına çıkıp ibâdet ediyordu (Buradaki ibâdet tefekkür mânâsındadır). Yanında azığını götürüyordu. Bitince tekrar Hatice'nin yanına iniyor tekrar azık alıp çıkıyordu. Nihayetinde o Hira mağarasındayken hak ona geldi. Melek ona gelip şöyle dedi: Oku! Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dedi ki: Ben okuma bilmem. Beni aldı ve sıktı, takatim kesildi. Sonra bıraktı ve “Oku!” dedi. Dedim ki: Ben okuma bilmem. Sonra ikinci defa beni tuttu takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı. “Oku!” dedi. Dedim ki: Ben okuma bilmem, üçüncü defa beni tuttu ve takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı. Şöyle dedi: Oku! Yaradan Rabbinin adıyla!... O insana bilmediğini öğretti.” âyetine kadar. Diyor ki: Rasûlullah bunları alıp kalbi titrer bir halde Hatice'nin yanına döndü. Ona şöyle dedi: Beni örtün, beni örtün, üzerini örttüler. Korkusu gidince dedi ki: Ey Hatice! Bana ne oldu? Sonra olanları anlattı. “Kendim İçin korktum” dedi. Hatice dedi ki: Hayır! Asla! Müjdeler olsun. Allah seni asla yalnız komaz. Sen akrabalarım gözetir, doğruyu söyler, zayıfı taşır, misafire ikram eder ve doğru yollarda yardımcı olursun.

Sonra Hatice onu alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abduluzza b. Kusay'ın yanına götürdü. Varaka câhiliye döneminde Hristiyan olmuştu, incil'i arapça yazmaya çalışıyordu. Artık ihtiyarlamış, gözlerini kaybetmiş biriydi.

Hatice ona dedi ki: Amcaoğlu! Bu yeğenini bir dinle. Varaka dedi ki: Yeğen! Neler gördün? Rasûlullah yaşadıklarım anlattı. Varaka dedi ki: Bu Musa'ya indirilen sır ile aynidir. Keşke kavmin seni buradan sürgün edecekleri zaman hayatta olsaydım. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dedi ki: Beni sürgün mü edecekler? Varaka dedi ki: Evet. Senin geldiğinle gelip düşmanlık görmeyen eziyet çekmeyen kimse olmamıştır. Eğer o güne yaşarsam elimden geldiğince sana yardımcı olurum.Çok geçmeden Varaka vefat etti. Vahiy de bir dönem gelmez oldu. Bize anlatılana göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok çok üzüldü. Bir çok defa uçurumlardan kendini atmak istedi. Dağın başına çıkıp kendini atmak istediği her defasında Cibril ona görünüyor ve şöyle diyordu: Ey Muhammed! Sen gerçekten Allah'ın Rasûlüsün. Bunun üzerine heyecanı duruluyor, sükûnet buluyordu, ve dönüyordu. Eğer vahiy bir daha ara verecek olursa yine ayni şeyleri yaşıyordu. Dağın zirvesine çıktığında Cibril ona görünüyor ve ayni şeyleri söylüyordu.301


1210-   Urve b. zubeyr'in mü'minlerin annesi Âişe (radıyallâhu anhâ'dan rivayet ettiğine göre şöyle dedi: Hâris b. Hişam Rasttlullah'a sordu. Ey Allah'ın Rasûlü! Sana vahiy nasıl geliyor? Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dedi ki: Bazen bana çan şakırdısı gibi gelir. Bu en ağır olanıdır. Benden ayrıldığında gelen vahyi ezberlemiş olurum. Dedi ki: Bazen de melek bana insan sûretinde gelir, benimle konuşur. Bu şekilde dediklerini ezberlerim. Âişe (radıyallâhu anhâ) dedi ki: Yemin olsun ki soğuk günlerde ona vahyin geldiğine şâhit oldum. Alnından boncuk boncuk ter boşalıyordu.302

1211-   Ebû Seleme anlattı, dedi ki: Câbir (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den dinledim. Vahyin ara verdiği dönemi anlatıyordu. Dedi ki: Ben yürürken gökten gelen bir ses işittim. Başımı kaldırdım baktım ki, Hira’da bana gelen melek. Yerle gök arasında bir tahtm üzerine oturmuş. Korkudan dizüstu çöktüm. Döndüm ve “üzerimi örtün! üzerimi örtün!” dedim. Bunun üzerine Allah’u Teâlâ: “Ey örtüsüne bürünüp yatan”… “Pislikleri terk et.” (Muddessir 1-5) âyetine kadar indirdi. Bundan maksat putlardı. Henüz namaz farz kılınmamıştı.303

1212-   Ammar b. Ebû Ammar'dan rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Abbâs şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke'de on beş sene ikamet etti. Yedi yıl ışığı görüp sesi işitiyordu, sekiz yıl da kendisine vahiy geliyordu. Medine'de de on yıl ikamet etti.304

1213-   Ebû Sahra Tarik b. Şeddad anlattı, dedi ki: Tarik el-Muharibi şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i Zü'l-mecaz panayırında iki defa gördüm. Üzerinde kırmızı bir cübbe vardı. Yüksek sesle şöyle nida ediyordu: “Ey insanlar! Lâ ilehe illellah deyin ki kurtuluşa eresiniz.” Arkasından bir adam onu takip ediyor taşlıyordu. Kanlar topuklarından süzülüyordu. Bu adam şöyle diyordu: Ey insanlar! Bunu dinlemeyin, çünkü yalancıdır. Dedim ki: Bu adam kimdir? dediler ki: Abdulmuttalib oğullarından bir genç (Rasûlullah için). Dedim ki: Peki peşinden gidip taşlayan kim? dediler ki: Amcası Abduluzza -Ebû Leheb-dir.305

1214-   Ebû’z-Zinâd anlattı, dedi ki: Bana Rebia b. Abbad anlattı. Şöyle dedi: Câhiliye döneminde Zü’l-mecaz panayırında Rasûlullah’ı gördüm. İnsanlar arasında dolaşıyor ve şöyle diyordu: “Ey İnsanlar! Lâ ilahe illallah deyin ki kurtulasınız.” Diyor ki: Defalarca bu sözü tekrar etti. İnsanlar da etrafında dolanmış, peşinden gidiyorlardı. O arada baktım ki güzel parlak yüzlü, saçlarını iki örgü yapmış bir adam şöyle diyordu: Bu dinini değiştirmiş bir yalancıdır. Sordum: Bu kimdir? dediler ki: Amcası Ebû Leheb.

Rebia bana şöyle dedi: Ben o zamanlar çocuktum, ailemin suyunu taşıyordum.”306

1215-   Said b. Hâlid el-Kârizi’den rivayet edildiğine göre Rebia b. Abbad şöyle dedi: Ukaz’da Ebû Leheb’i gördüm. Rasûlullah’ın peşinden gidiyordu. Diyordu ki: Ey insanlar! Bu adam firavundur. Sakın sizi atalarınızın dininden çevirmesin. İnsanlar onun etrafında toplanıyor o da peşinden gidiyordu. Biz de çocuktuk arkasından gidiyorduk. Şu an onu görüyor gibiyim. Yakışıklı insanların en beyazı en güzeliydi.307

1216-   Abdullah b. Şakik’ten rivayet edildiğine göre Âişe (radıyallâhu anhâ) şöyle dedi: Rasûlullah (sallailâhu aleyhi ve sellem) (ilk dönemler) biraz dikkatli davranıyor (tebliği gizli yürütüyor)du. “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah’ın risaletini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur.” (Maide67) âyeti nazil olunca Rasûlullah (sallailâhu aleyhi ve sellem) başını çadırından çıkarıp şöyle dedi: “Ey insanlar! Allah -azze ve celle- beni insanlara karşı korudu.”308

1217-   Amr b. Meymun’dan rivayet edildiğine göre Abdullah b. Mes’ud (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Bir gün Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kabe’nin yanında namaz kılıyordu. Bu esnada Ebû Cehil -Allah’ın laneti üzerine olsun, ben de Kureyşliyim ama böyle diyorum- kalktı. Bir deve kesilmiş Mekke’nin kenar mahallelerinden birine atılmıştı. O devenin işkembesini alıp Rasûlullah’ın üzerine koydu. Fatıma (radıyallâhu anhâ) gelip üzerinden kaldırdı. Namazı bitirince -Rasûlullah da üçlemeyi severdi- şöyle dedi: Allah’ım! Kureyş’i sana havale ediyorum! Allah’ım! Kureyş’i sana havale ediyorum! -üç defa söyledi.- Allah’ım! Ebû Cehil b. Hişam’ı Utbe b. Rebia’yı, Şeybe b. Rebia’yı, Velid b. Utbe’yi, Umeyye b. Halef’i, Ukbe b. Ebî Muayt’ı, sana havale ediyorum, kahr eyle! Abdullah diyor ki: Allah’a yemin olsun ki, Bedir çukurlarında hepsini maktul olarak gördüm.”309

1218-   Ebû Zübeyr Muhammed b. Müslim’den rivayet edildiğine göre dedi ki: Câbir b. Abdullah anlattı, şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) on yıl boyunca, hac mevsimlerinde Micenne, Ukaz panayırlarında ve Mina’daki konaklama yerlerinde hacıları dolaştı durdu: “Rabbimin mesajını tebliğ etmem için kim beni yurdunda barındırır, yardımcı olursa ona cennet vardır.”

Ancak onu barındıracak, yardım edecek kimseyi bulamıyordu. Öyle ki bazen birilerine Mısır’dan Yemen’den arkadaşı gelince akrabaları veya kavmi gelip şöyle diyorlardı: “Kureyş’in gencine karşı dikkatli ol. Seni fitneye düşürmesin. O aralarında dolaşıp onları Allah’a dâvet ederken parmaklarıyla ona işaret ediyorlardı. Nihayetinde Allah, Yesrib’ten bizi ona gönderdi. Bizden biri geldiğinde iman ediyor, ailesinin yanma dönünce de onlar da onun gibi müslüman oluyorlardı. Öyle ki artık Yesrib’te her ailede İslâm’ını açıkça ilan eden müslümanlardan bir grup vardı.

Sonra Allah bizi gönderdi, istişare ettik. Bizden yetmiş kişi toplandı. Dedik ki: Daha ne zamana kadar Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i Mekke’nin dağlarında, korku içinde dolaşırken bırakacağız. Hac dönemindeki yolculuğumuzda yanına gittik. Akabe’de buluşmak üzere sözleştik.

Birer, ikişer geldik. Nihayetinde hepimiz huzurunda toplandık. Dedik ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi esaslar üzerine sana bey’at edelim? Buyurdu ki: “Hoşunuza giden-gitmeyen meselelerde dinlemek ve itaat etmek, varlıkta darlıkta infat etmek, emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker’i îfâ etmek, Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan hakkı söylemek. Size Yesrib’e geldiğimde bana yardımcı olmak, kendinizi, eşlerinizi ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi korumak... üzere beyat edin. Yaparsanız bunların mukabilinde size Cennet vardır.”

Kalktık beyat etmeye, bu esnada -mevcutların ben hariç en küçüğü olan- Esad b. Zürare elini tutup şöyle dedi: Yavaş olun ey Yesrib’liler! Bizim ona gelmek üzere bineklerimizi sürmemiz, onun Allah’ın Rasûlü olduğunu bilmemizden başka amacı yoktur. Bugün onu buradan çıkarır (diyarımıza götürürsek) bunun sonucu; bütün araplarm sizi düşman görmesi, önde gelenlerinizin öldürülmesi, kılıçların sizi ısırması demektir. Bu durumda sizler ya kılıçların biçmesine, önderlerinizin öldürülmesine ve bütün arapların düşmanlarına karşı sabrederseniz. Böyle yapacaksanız onu alın, mükâfaatmız da Allah’a aittir. Veya kendiniz için korkuyorsanız bırakın. Bu Allah katında sizin için daha mazur görülür.

Dediler ki: Es'ad! Çek elini. Allah'a yemin olsun ki bu bey’atı bırakmayız, bozulmasını istemeyiz. Kalktık tek tek bey'at ettik. Hepimize şartını koşuyor, mukabilinde cenneti vaad ediyordu.310

1219-   Urve b. zubeyr anlattı, dedi ki: Âişe (radıyallâhu anhâ) şöyle dedi: Ben kendimi bildim bilesi ana-babam İslâm dinine mensuptu. Gün geçmiyordu ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabah-akşam bize uğramasın. Müslümanlar imtihana maruz kalınca Ebû Bekir, Habeşistan'a hicret etmek üzere yola çıktı. Berk'ul-ğimad denilen yere varınca Kâre'nin efendisi İbnu'd-Dağinne ile karşılaştı. İbnu'd-Daginne dedi ki: Nereye gidiyorsun ey Ebû Bekir? Ebû Bekir dedi ki: Kavmim beni çıkardı. Ben de yeryüzünde dolaşıp Rabbime İbâdet etmek istiyorum.

İbrıu'd-Dağinne dedi ki: Senin gibi biri -ey Ebû Bekir- çıkmaz, çıkarılmaz. Sen yoksula verir, akrabayı gözetir, zayıfı taşır, misafire ikram eder, doğru yollarda yardımcı olan bir zâtsın. Ben seni himayeme alıyorum. Dön kendi beldende Rabbine İbâdet et.

Ibnu'd-Dağinne yoluna devam etti, Ebû Bekir de döndü. Ibnu'd-Dağinne Kureyş kâfirlerini bir bir dolaşıp şöyle dedi: Ebû Bekir, çıkmaz çıkarılamaz. Siz yoksula yardım eden, akrabalarım gözeten, zayıfı taşıyan, misafire ikramda bulunan, hak yollarda yardımcı olan birini mi kovuyorsunuz?

Bunun üzerine Kureyşliler İbnu’d-Dağinne'nin himayesini kabul edip Ebû Bekir'e eman verdiler. İbnu'd-Dağinne'ye dediler ki: Ebû Bekir'e söyle kendi evinde Rabbine İbâdet etsin. Evinin avlusunda dilediği kadar namaz kılsın.

Ebû Bekir de evinde namaz kılmaya, Kur’ân okumaya başladı. Bu sefer Kureyş’in kadınları, gençleri orada toplanmaya başladılar. Kıraati hoşlarına gidiyor, onu izliyorlardı. Ebû Bekir çabuk ağlayan biriydi. Kur’ân okurken gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Bu durum Kureyş eşrafını tedirgin etti. Ibnu’d-Dağinne’ye haber gönderdiler, adam geldi. Dediler ki: Biz Ebû Bekir’e evinde Rabbine ibâdet etmek üzere eman verdik. Ancak o bunu ihlal etti. Evinin avlusuna mescit inşâ etmiş, açıktan namaz kılıyor, Kur’ân okuyor. Biz kadınlarımızı, çocuklarımızı fitneye düşürmesinden korkuyoruz. Eğer evinde Rabbine ibâdet etmekle yetinecekse yapsın. Kabul etmezse, illa açıkça yapmakta diretirse o zaman ondan himayeni geri al. Biz senin himayeni bozmak istemedik. Ama Ebû Bekir’in de bu işi alenen yapmasını kabul edemeyiz.

Âişe (radıyallâhu anhâ) diyor ki: İbnu’d-Dağinne Ebû Bekir’e gelip şöyle dedi: Ey Ebû Bekir! Sana himayemi verdiğim şartı biliyorsun. Ya onunla yetinirsin veya bana himayemi iade edersin. Çünkü ben arapların verdiğim bir himayemin ihlal edildiğini konuşmasını-duyulmasını istemem. Bunun üzerine Ebû Bekir şöyle dedi: Ben sana himayeni iade ediyorum. Allah ve Rasûlü'nün himayesi bana yeter. Rasûlullah o zaman henüz Mekke’deydi.311

1220-   Şüreyk b. Abdullah b. Ebû Nimr anlattı, şöyle dedi: Enes b. Mâlik’ten dinledim. Bize Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in mescid-i haramdan başlayan İsra olayını anlattı. (Diyor ki), Rasûlullah’a daha vahiy gelmemişti. Mescid-i haramda uyurken yanına üç kişi geldi. İlki dedi ki: Bu o mu? Ortadaki (liderleri) dedi ki: Bu en hayırlıları. Sondaki dedi ki: En hayırlı olanı alın. İlki buydu.

Başka bir gece gelinceye kadar bir daha onları görmedi. Haber vermeden geldiler. Onu sırtlayıp zemzem kuyusunun başına götürdüler. Cibril onunla ilgilendi. Cibril onun göğsünü gırtlağa kadar yardı. İçini açtı. İçini pırıl pırıl yapıncaya kadar zemzem suyuyla yıkadı. Sonra içinde altın kap bulunan altın bir tabak getirdi. İçi iman ve hikmetle doluydu. Göğsünü, boşluğunu bunlarla doldurdu. Tekrar kapattı.

Sonra onu alıp dünya semasına doğru yükseldi. Kapılardan birini çalınca sema ehli seslendiler: Kim o? dedi ki: Cibril. Dediler ki: Yanında kim var? dedi ki: Muhammed. Dediler ki: Peygamber oldu mu? dedi ki: Evet. Dediler ki: Merhabalar! Hoş geldin. Sema ehli sevindiler. Sema ehli yeryüzündekiler hakkında olanları Allah onlara bildirmeden bilemezler. Dünya semasında Âdem’le karşılaştı. Cibril dedi ki: Bu baban Âdem, selam ver. Selam verdi. Âdem selamını aldı ve şöyle dedi: Oğlum hoş geldin. Sen ne hayırlı bir evlatsın.

Dünya semasında iki nehirle karşılaştılar, dolup taşıyorlardı. (Rasûlullah) dedi ki: Bu nehirler nedir ey Cibril! Dedi ki: Bunlar Nil ve Fırat nehirlerinin kaynaklarıdır.

Sonra semaya doğru yol aldılar. Yolda inci ve zebercedden yapılmış bir saray bulunan başka bir nehir gördüler. Kokladı, toprağı misk gibi kokuyordu. Dedi ki: Ey Cibril! Bu nehir nedir? dedi ki: Bu Allah’ın senin için sakladığı Kevser ırmağıdır.

Sonra ikinci semaya çıktılar. Melekler birinci semadakilerin söylediklerinin aynısını söylediler. Yanında kim var? dedi ki: Muhammed. Dediler ki: Gönderildi mi? dedi ki: Evet. Dediler ki: Merhabalar, hoş gelmiş.

Sonra üçüncü semaya çıktılar. Birinci ve ikinci semada söylenenlerin aynısını söylediler.

Sonra dördüncü semaya çıktılar. Aynısını söylediler. Sonra beşinci semaya çıktılar. Aynısını söylediler. Sonra altıncı semaya çıktılar. Aynısını söylediler. Her semada ayrı peygamberler vardı. Enes isimlerini verdi. Onlardan aklımda kalan, ikinci semada İdris, dördüncüde Harun, beşincide biri var ismini unuttum. Altıncıda İbrahim, yedincide Musa -o da Allah’ın kendisiyle kelamı lütfuyla- Musa şöyle dedi: Ben üzerime kimsenin çıkarılacağını beklemiyordum. Sonra onu, sadece Allah’ın bildiği makamlara yükseltti. Nihayetinde onunla Sidretü’l-münteha’ya vardı.

Cabbar olan Rabbu’l-İzze (olan Allah) yaklaştı, iki yayın yakınlığı veya daha yakınına geldi.

Ona ümmetine farz olmak üzere bir gün ve gecede elli vakit namazı vahyetti. Sonra indi Musa’ya varınca onu tuttu. Dedi ki: Ey Muhammed! Rabbin sana ne emretti. Dedi ki: Ümmetime elli vakit namazı emretti. Dedi ki: Ümmetin bunun altından kalkamaz. Dön hem senin hem onların yükümlülüğünü hafifletsin.

Rasûlullah, bu konuda istişare etmek üzere Cibril’e döndü. Cibril: “istiyorsan olabilir” dedi.

Cibril onu alıp tekrar Cebbar -azze ve celle-nin katına yükseltti. Dedi ki: Yâ Rabbi! Yükümüzü hafiflet. Çünkü ümmetimin buna gücü yetmez. Allah, ona namazı kaldırdı.

Sonra tekrar Musa’ya gitti. Musa yine onu tuttu. Her defasında Musa onu Rabbine geri gönderiyordu. Nihayet beş vakite indi. Beşincide Musa yine onu tutup şöyle dedi: Ey Muhammedi Allah’a yemin olsun ki ben İsra- iloğullarıyla bu beşinden daha azı için uğraştım. Zayi edip terkettiler. Senin ümmetin bedenen, kalben, göz ve kulak olarak daha zayıftırlar. Rabbin biraz daha hafifletsin.

Her birinde istişare etmek üzere Cibril’e bakıyor, Cibril de olabilir diyerek onu tekrar yukarı çıkarıyordu. Beşincide tekrar çıkarınca dedi ki: Rabbiml Benim ümmetim beden, kalp, göz, kulak olarak daha zayıflar. Hafifletsen!

Allah’u Teâlâ buyurdu ki: Hayır böyle belirledim, belirledikten sonra nezdimde söz değişmez. Levh-i Mahfuz’da yazılı odluğu gibi senin vecibendir. Her iyiliğe karşılık da sana on katı sevap vardır. Namaz Levh-i Mahfuz'da ellidir, bu da beştir.

Musa’ya uğrayınca dedi ki: Ne yaptın? dedi ki: Hafifletti. Her iyiliğe karşılık bize on katı sevap ihsan etti.

Musa dedi ki: Allah’a yemin olsun ki ben İsrailoğullarıyla uğraştım. Hem de daha azı için. Ancak onlar terkettiler. Dön hafifletsin. Dedi ki: Hayır! Allah’a yemin olsun ki o kadar döndüm ki artık Rabbimden haya ediyorum. Dedi ki: Allah’ın adıyla in o zaman.”312

1221-   Mürre’den rivayet edildiğine göre Abdullah b. Mes’ud şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) İsra gecesi Sidretü’l-münteha’ya kadar çıktı. O altıncı semadadır. Yeryüzünden çıkanlar orada son bulur. Yukarıdan inenler de orada durur. “O zaman Sidre’yi bürüyen bürümüştü.” (Necm 16) Dedi ki: Altından bir örtü. Dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) e beş vakit namaz, Bakara sûresinin sonu verildi. Ümmetinden Allah’a hiçbir şekilde şirk koşmayanların bağışlandığı bildirildi. Büyük günahların ne olduğu anlatıldı.”313

1222-   Ebû’l-Aliye’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Peygamberimizin amcasının oğlu -yani İbn Abbâs- bana anlattı, dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İsra’ya çıktığım gece Musa b. İmran’ı gördüm. Uzun boylu esmer biriydi. Sanki Şenua kabilesinin erkeklerinden. Meryem oğlu İsa’yı da gördüm. Orta boylu, yüzü kırmızıya çalar beyazlıkta, düz saçlıydı. Cehennem bekçisi Mâlik’i de gördüm.” Allah’ın kendisine gösterdiği âyetler arasında bunlar da vardı.314

1223-   Ebû’l-Aliye’den rivâyet edildiğine göre şöyle dedi: Peygamberinizin amcasının oğlu -yani İbn Abbâs- anlattı, dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: İsra’ya çıktığım gece Musa b. İmran’ı gördüm, esmer, uzun boylu, saçları dalgalı biriydi. Sanki Şenua kabilesinin erkeklerinden Meryem oğlu Isa’yı da gördüm. Orta boylu, yüzü kırmızıya çalar beyazlıkta saçları düzdü. Cehennem bekçisi Mâlik’i de gördüm. Deccal’i de. Allah’ın kendisine gösterdiği âyetler arasında: “Onunla karşılaşacağında bir şüphen olmasın.” (Secde 23) Yani Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) İsra gecesi Musa ile karşılaşmıştır. “Biz O’nu İsrailoğullartna hidâyet (rehberi) kıldık.” (İsra 2) Dedi ki: Allah onu İsrailoğullarına rehber kıldı.

1224-   Mücâhid’den rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Abbâs (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben Musa’yı, İsa’yı ve İbrahim’i gördüm. İsa kızılımsı, saçları dalgalı, yapılı biriydi. Musa ise Şenue kabilesi erkeklerinden biri gibi esmer iri yapılı, düz saçlıydı. İbrahim ise arkadaşınıza bakın.” Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendini kastediyordu.315

1225-   Urve’den rivâyet edildiğine göre Aişe (radıyallâhu anhâ) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mescid-i Aksa’ya İsra edilince, sabah gördüklerini anlatmaya başladı. Ona iman edip tasdik edenlerden bir kısmı irtidat ettiler ve dinlerinde fitneye düştüler. Müşriklerden bazıları haberi hemen Ebû Bekir’e ulaştırdılar. Dediler ki: Arkadaşın için ne dersin? Bu gece Beytu’l- Makdis’e götürüldüğünü iddia ediyor. Dedi ki: Bunu dedi mi? dediler ki: Evet. Dedi ki: Eğer demişse kesinlikle doğru söylemiştir. Dediler ki: Sen onun bir gecede sabah olmadan Beytu’l-Makdis’e gidip döndüğüne inanıyor musun? dedi ki: Evet. Ben bundan daha uzak olan bir konuda ona inanıyorum.

Sabah akşam kendisine gökten haber (vahiy) geldiğine iman ediyorum, işte bundan dolayı Ebû Bekir’e “Sıddîk” lakabı verildi.

Âişe (radıyallâhu anhâ) diyor ki: Sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) (nübüvvetinin başında) gizli gizli davette bulundu. Putları terketti. Gençlerden, zayıf tabakadan insanlar dâvetine icabet ettiler. Öyle ki ona iman edenlerin tasdik edenlerin sayısı çoğaldı.

Kureyş kâfirleri de dediklerine bir şey demiyorlardı. Meclislerinden geçtiğinde şöyle diyorlardı: Abdulmuttalib oğullarının genci -ona işaret ederek- gökte olanlarla konuştuğunu iddia ediyor.

Bu tavır üzere devam ettiler. Ancak Rasûlullah onların putlarını ve ibâdet ettikleri şeyleri tenkid edip, ölen atalarının kâfir olduklarını dile getirince Rasûlullah’a karşı durup düşmanlık yapmaya başladılar.

İman zâhir olup insanlar onu konuşmaya başlayınca müşriklerden bir bölümü kabilelerinden iman edenlere saldırdılar. Hapsediyorlar, işkence ediyorlardı. Onları dinlerinden geri çevirmek istiyorlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) mü’minlere şöyle dedi: “Yeryüzünde dağılın.” Eliyle Habeşistan’a işaret ederek “Şu tarafa gidin.” O zamanlar Rasûlullah’ın hicret edilmesini en çok sevdiği yer orasıydı. Çok sayıda insan hicret etti. Kimi tek başına, kimi de ailesiyle beraber.

1226-   Urve b. Zübeyr’den rivâyet edildiğine göre Âişe (radıyallâhu anhâ) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hicret diyarınız bana gösterildi. İki dağ arasında verimli, hurmalık bir yer. İki tane taşlık arazisi de var.”

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hicrete izin verince insanlar Medine’ye hicret etmeye başladı. Habeşistan’a hicret etmiş olanlardan bazıları da Medine’ye geçti. Ebû Bekir de Medine’ye hicret için hazırlandı. Ancak Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona şöyle dedi: “Biraz bekle, ben de bana izin verilmesini ümit ediyorum.” Ebû Bekir: Anam-babam feda olsun, bekliyor musun? dedi ki: Evet. Bunun üzerine Ebû Bekir, Rasûlullah’a arkadaşlık için hicretini erteledi. Yolculuk için sahip olduğu iki deveyi hazırladı. 4 ay boyunca onlara Semure ağacının yapraklarını yediriyordu. (Urve diyor ki) Âişe (radıyallâhu anhâ) şöyle dedi: Bir gün tam öğle ortası evimizde otururken biri Ebû Bekir’e: Rasûlullah, başını örtmüş size doğru geliyor” dedi. Daha önce gelmediği bir saatti bu. Ebû Bekir dedi ki: Anam-babam ona feda olsun bu Saatte geldiğine göre önemli bir şey var. Âişe dedi ki: Rasûlullah geldi, girmek için izin istedi. İzin verildi, girdi. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) içeri girince Ebû Bekir’e: “Yanındakileri dışarı çıkar” dedi. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) dedi ki: Bunlar senin ailendir, ey Allah’ın Rasûlü. Rasûlullah dedi ki: “Çıkmama izin verildi.” Ebû Bekir dedi ki: Beraber gidelim ey Allah’ın Rasûlü. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): Evet dedi. Ebû Bekir dedi ki: Şu ik binekten birini al. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dedi ki: Parasıyla.

Âişe diyor ki: İki bineği de en iyi şekilde hazırladık. Diyor ki: Azık hazırlayıp çuvala koyduk. Ebû Bekir’in kızı Esma, kuşağını ikiye bölüp biriyle çuvalın ağzını bağladı. Bundan dolayı ona: Zâtu’n-Nitakayn deniliyordu.

Ardından Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sevr denilen dağdaki mağaraya gitti. Orada üç gece bekledi.316

1227-   Urve b. Zübeyr’den rivayet edildiğine göre Âişe (radıyallâhu anhâ) şöyle dedi: Sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sevr denilen dağdaki bir mağaraya gitti, orada üç gece kaldı. Yanlarında o zamanlar henüz delikanlı olan Ebû Bekir’in oğlu Abdullah kalıyordu. Akıllı uyanık bir gençti. Seher vakti onlardan ayrılıp Mekke’de sabahlıyordu. Sanki Mekke’de gecelemiş gibi yapıyordu. Onlara tuzak olarak hazırlanan tüm haberleri alıyor, gece karanlık çökünce de onlara ulaştırıyordu.

Ebû Bekir’in âzâtlısı Âmir b. Füheyre de koyun sürüsünü akşama kadar onların etrafında otlatıyordu. Oradayken geceliyorlar, sabah erken vakitte Amir koyunlarını kaldırınca kalkıyorlardı. O üç gece boyunca aynısını yaptı.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir, Di’l oğullarının Adiyoğlu kolundan yol-iz bilmede uzman olan bir adam tuttular. El-As b. Vail’in ailesiyle alâkalı yalan yere yemin etmişti. O zamanlar Kureyş kâfirlerinin dini üzereydi. Ona eman verdiler ve bineklerini teslim ettiler. Üç gün sonra Sevr mağarasında buluşmak üzere sözleştiler. Üçüncü gecenin sabahında bineklerle beraber yanlarına geldi. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebû Bekir, Âmir b. Füheyre Di’l kabilesinden olan yol göstericiyle beraber yola çıktılar. Onları sahil yolundan götürdü.

1228-   Hizam b. Hişam’ın, babası Hişam b. Hubeyş’ten rivâyet ettiğine göre -Rasûlullah’ın sahabesi olan- dedesi Hubeyş (şöyle dedi): Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke’den Medine’ye hicret için çıktığında beraberinde Ebû Bekir, Ebû Bekir’in âzâtlısı Âmir b. Füheyre ve yol rehberi Leys’li Abdullah b. Ureykıt vardı.

Yolda Ümmü Ma’bed’in çadırlarına uğradılar. Ümmü Ma’bed iffetli, güçlü, dirayetli bir kadındı. Çadırının önünde oturur, yoldan geçenlere su ve yiyecek ikram ederdi. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) çadırın önünde bulunan bir koyun gördü. Dedi ki: Ey Ummü Ma’bed! Bu koyun niye burada? dedi ki: Hastalık onu sürüden geri bıraktı. Dedi ki: Sütü var mı? dedi ki: Vermeyecek kadar hasta. Dedi ki: Sağmama izin verir misin? dedi ki: Kurban olayım. Sağ, eğer süt bulursan.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) koyunu getirtti, eliyle memelerini sildi. Besmele getirdi, koyun için dua etti. Hayvancağız ayaklarını açtı ve sütü akmaya başladı. Oradakileri doyuracak bir kap istedi. Hızlı hızlı sağdı. Kabın ağzı köpürdü. Sonra Ümmü Ma’bed’e içmesi için verdi. Doyuncaya kadar içti. Sonra arkadaşlarına verdi, onlar da doyuncaya kadar içtiler. Son olarak kendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) içti. Sonra dinlendiler, sonra tekrar sağdı. Kabı doldurdu. Onu orada bıraktılar. Sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ondan beyat aldı ve yola devam ettiler.

Çok geçmeden kocası Ebû Ma’bed geldi. Önünde zayıf keçileri var onları getiriyordu. O kadar zayıflardı ki ilikleri kurumuş gibiydi. Ebû Ma’bed sütü görünce şaşırdı ve şöyle dedi: Ümmü Ma’bed! Bu sütü nereden buldun. Koyunlardan süt veren yok. Evde de yavrulamış bir koyun bulunmuyor.

Dedi ki: Hayır! Allah’a yemin olsun ki, bize mübarek bir adam uğradı. Hâli ahvali şöyleydi. Dedi ki: Ey Ümmü Ma’bed! Bana onu anlatsana. Dedi ki: Öyle bir adamdı ki, parlak yüzlü, güzel ahlâklı (veya yaratılışı güzel), güzel yüzlüydü. Karnı büyük değildi. Çirkin görünecek kadar da zayıf değildi. Endamı, şekli şemali, siması çok hoştu, gözleri yaratılıştan sürmeli, kaşları uca doğru inceliyordu. Sesi vakarlı, boynu belirgindi. Uzaktan bakınca insanların en kâmili, en dikkat çekeni, yakından bakınca en üstünü (boylusu). Tatlı dilli, sözleri noktayı koyan cinsten. Kararında konuşur. Sözleri bir teşbihin taneleri gibi peşpeşe aheste aheste akıyordu. Orta boylu. Ne göze batacak kadar uzun ne de küçük görülecek kadar kısaydı. Yanında bulunan üç kişinin en güzeli, en boylu poslusuydu.

Etrafında onu saran arkadaşları vardı. Konuştuğunda dinliyorlar, emrettiğinde hemen yerine getiriyorlardı. Ne asık suratlı ne de cıvıktı.

Ebû Ma’bed dedi ki: Allah’a yemin olsun ki Mekke’de yaptıkları konuşulan Kureyş’li budur. Ben de ona arkadaş olmak istiyordum. Yol bulursam mutlaka yapacağım.

Daha sonraları Mekke’de nereden geldiği belli olmayan ve şu şiiri haykıran bir ses duyuldu:

İnsanların rabbi Allah mükafatını en hayırlı şekilde versin Ümmü Mab'ed’in çardağında dinlenen iki yol arkadaşını Onlar orada konakladılar da hidayet getirdiler,

Muhammed’in arkadaşı olan kimse kurtuluşa erdi,

Ey Kusay oğulları! Allah, sizleri öyle güzel işlerden öyle bir önderlikten mahrum etti ki

Yaptıklarınız yüzünden... Asla bunların yerini dolduracak bir şey yoktur

Ka’b oğulları kızlarının ulaştığı makamdan dolayı sevinsinler

Onun konağı mü’minleri gözetler durur

Bacınız Ümmü Mab'ed’e, koyununu ve süt kabını sorun.

Koyuna sorsanız, o bile şahitlik edecektir.

Rasûlullah, ondan kısır bir koyun getirmesini istedi.

Koyunun memeleri, berrak kaymaklı süt verdi.

Sonra yoluna koyulup gitti, koyunu orada sağıcısına bıraktı Koyun da her gidiş gelişinde ona süt veriyordu.

Ona arkadaşlık etmek için gayret sarfeden Ebû Bekir’in mutluluğu kutlu olsun! Zaten Allah’ın Mesud ettiği Mesud olur.

Ruyani’nin rivayetinde dedi ki: Bize Mükerrem anlattı: Ümmü Mab'ed’in adı Atike binti Halid b. Halif’dir.

Rasûlullah’n şairi Hassan b. Sabit de bu şiiri duyunca ona karşılık şu şiiri söyledi:

Peygamberleri aralarından çıkıp giden kavim kayba uğradı.

Geceleyin gidip sabahleyin yanlarına vardığı kavim de sevindi.

Akılsız bir kavmi terk edip gitti.

Bir kavme yepyeni bir nurla konuk oldu.

Kendilerine gelen her hidayeti, körü körüne beyinsizlik yapıp karşı çıkanlar ile hidayet üzere olan kimseler bir olur mu?

Onunla, Yesrib halkına en büyük saadeti getiren hidayet kervanları geldi.

İnsanların görmediklerini gören bir peygamberdir o. Bulunduğu her yerde Allah’ın kitabını okur.

Günün birinde gayba dair bir haber verse, gününde veya ertesi günün kuşluk vaktinde dediği çıkar.

Ona arkadaşlık etmek için gayret sarf eden Ebû Bekir’in mutluluğu kutlu olsun!

Zaten Allah’ın Mesud ettiği Mesud olur.

Ka’b oğulları kızlarının ulaştığı makamdan dolayı sevinsinler.

Onun konağı mü’minleri gözetler durur.


Alıntı
Dipnotlar:

301- Buhârî Bed'ul Vahiy 3,7, Tabir 1, Tefsir 96/1,3, Müslim iman 252, 255, Müsned C.6 s.223, 233

302- Buhârî Bed'ul-vahiy 2, Bed'ul-halk 6, Müslim Fedail 87, Tirmizî Menakib 7, Nesâî iftitah 37, Muvatta Kur'ân 7, Müsned C.6 s.158, 163, 257

303- Buhârî Tefsir 74/4, 5, Müslim Fedail 255, 256, Tirmizî Tefsir 74/1, Müsned C.3 s.325, 377

304- Müslim Fedail 123

305- Müsned c.3 S.492, c. 4 s.63, 341, C.5 s.371, 376, Beyhaki Sünen c.l s.76 Hâkim Müstedrek C.2 S.668 Darekutni Sünen c.3 s.44

306- Müsned c. 4 s.341 Hâkim Müstedrek c.l s.61

307- Müsned c.3 s.492

308- Tirmizî Tefsir 5/4

309- Buhârî Cizye 21, Vudu’ 69, Menakib’ul-ensar 29 Müslim Cihad 107,108 Müsned c.l s.393, 417

310- Müsned C.3 s.322, 340 C.5 S.325

311- Buhârî Kefalet 4,Mezalim 22

312- Buhârî Tevhid 37, Müslim iman 262,264,265

313- Müslim İman 279, Tirmizî Tefsir 53/1, Nesâî Salat 1, Müsned c.l s.387,422

314- Buhârî Bed’ul-halk 7, Müslim İman 266,267, Müsned c.2 s.437

315- Buhârî Ahdisûl-enbiya 48

316- Buhârî Kefalet 4, Müsned c.6 s.198
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ
« Yanıtla #4 : 08 Eylül 2018, 04:08 »
RASÛLULLAH (sallallâhu aleyhi ve sellem)’İN HUSUSİYETLERİ

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e Allah’u Teâlâ’nın İhsan Edip (Diğer Peygamberlere Vermediği) Faziletler Konusunda Vârid Olan Rivâyetler:

Bunlardan biri: Kendisine Cevamiu’l-Kelim ile konuşma ihsan edilmiştir. Cevamiu’l-Kelim Kur’ân’dır. Ayrıca; daha önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine gönderilirken, kendisi bütün insanlara gönderilmiştir. Düşmanlarına karşı, bir aylık mesafeden adını duyma neticesinde yaşadıkları korku ile zafer ihsan edilmiştir. Peygamberler onunla son bulmuştur, ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Ümmeti hakkında kendisine şefaat etme yetkisi verilmiştir. Allah katındaki değerinin bir nişanesi olarak yeryüzü hâzinelerinin anahtarları kendisine verilmiş, ancak kabul etmeyip âhiret yurdunu tercih etmiştir. Adı Ahmed kılınmış, böylece nübüvvet ve işlerinin mânâsı isminde toplanmıştır. Bu şekilde her şeyi, söz ve fiilleri övgüye layık, kabule şâyân kılınmıştır. Daha önce hiçbir peygambere helal kılınmayan ganimetler ona helal kılınmıştır.

Yeryüzü kendisine ve ümmetine mescit kılınmıştır. Önceki peygamberler ve ümmetler ancak kiliselerinde havralarında namaz kılabiliyorlardı. Ümmetinin saf tutması meleklerin saf tutmasıyla aynı yapılmıştır.

Toprak da, su bulunmadığı zaman kendisine ve ümmetine temizleyici (abdest alınabilecek) kılınmıştır.


1092-   Yezîd el-Fakir anlattı, dedi ki: Câbir b. Abdullah’ın bize anlattığına göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bana beş haslet verildi ki benden önce kimseye verilmedi. Bir aylık mesafeden saldığım korkuyla zafer kazandım. Yeryüzü bana hem mescit hem temizleyici kılındı. Ümmetimden birine namaz nerede denk gelirse orada namaz kılsın. Daha önce hiç kimseye helal kılınmayan ganimetler bana helal kılındı. Bana şefaat hakkı verildi. Daha önce peygamber hassaten kavmine gönderilirdi, bense bütün insanlığa gönderildim.”317

1229-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Altı şeyle diğer peygamberlere üstün kılındım. Bana Cevamiu’l-Kelim (özlü konuşma) özelliği verildi. Korku salmakla zafer kazandım. Ganimetler bana helal kılındı. Yeryüzü bana hem mescit hem de temizleyici kılındı. Bütün insanlara peygamber olarak gönderildim. Peygamberler de benimle hitama erdi.” Hadisin râvilerinden Abdulaziz şu ziyâdeyle rivayet etmiştir: “Benimle diğer peygamberlerin misali şuna benzer. Bir adam bir saray inşâ etti. Her tarafını güzelce süsledi. Ancak bir kerpiç yeri hariç orayı boş bıraktı. İnsanlar sarayı gezince binasını çok beğendiler. Dediler ki: Bu ne kadar da güzel bir saray olurdu şu kerpiç yeri de dolsa! işte o kerpiç benim.”318

1230-   Velid b. Rebah’ın Ebû Hureyre’den rivâyet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Altı hasletle üstün kılındım, -Bunu iftihar için söylemiyorum- benden önce kimseye verilmedi. Geçmiş gelecek bütün günahlarım bağışlandı. Ümmetim en hayırlı ümmet kılındı. Ganimetler bana helal kılındı. Benden önce kimseye helal kılınmış değildi. Yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. Bana Kevser ırmağı verildi. Korku salmakla zafer kazandım. Nefsim elinde olan (Allah’a) yemin olsun ki sizin arkadaşınız”

(Peygamberiniz) kıyamet günü hamd (sancağının) sahibidir -iftihar için söylemiyorum- Âdem ve Âdem’den sonra gelenler o sancağın altındadır.

1231-   Rib’iy’den rivâyet edildiğine göre Huzeyfe (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanlara üç hasletle üstün kılındık. Yeryüzünün hepsi bize mescittir. Toprağı da temizleyicidir. Saflarımız meleklerin safları gibi kılındı. Bakara sûresinin son iki âyeti bana verildi. Arşın altındaki bir hazineden. Benden önce kimseye verilmedi, benden sonra kimseye de verilmeyecektir.”319

1232-   Muhammed b. Ali’den rivâyet edildiğine göre Ali b. Ebû Tâlib’in şöyle dediğini işitmiştir: Rasûlullah (sallallâhu aleyh؛ ve sellem) şöyle buyurdu: “Peygamberlerden hiçbirine verilmeyen şeyler bana verildi.” Dedi ki: Bunlar nedir ey Allah’ın Rasûlü! Buyurdu ki: “Korku salmakla zafer kazandım. Yeryüzünün anahtarları bana verildi. Ahmed ismini aldım. Yeryüzü benim için temizleyici kılındı. Ümmetim ümmetlerin hayırlısı kılındı.”320

1233-   Ebû Câfer (Muhammed el-Bakır) babası (Ali Zeynelabidin)’den rivâyet ettiğine göre, Ali b. Ebî Tâlib (dedi ki): Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bana beş haslet verildi ki, benden önce hiçbir peygambere verilmedi. Beyaz, siyah, kızıl herkese peygamber olarak gönderildim. Yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. Korku salmakla zafer kazandım. Ganimetler bana helal kılındı. Benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştı. Bana Cevamiu’l-Kelim özelliği verildi. Yani Kur’ân verildi.”

1234-   Mücâhid’in Ebû Zerden rivâyet ettiğine göre Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bana beş haslet verildi ki benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir. Yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. -Veya şöyle dedi: Bana temiz olan her yeryüzü parçası temizleyici ve mescit kılındı- Bir aylık mesafeden korku salmakla düşmanıma karşı zafer kazandım. Siyah kızıl herkese peygamber olarak gönderildim. Ümmetim ganimeti yiyebildi. Benden önce hiçbir ümmet yememiştir. Bana şefaat hakkı verildi. Şefaat de Allah’a şirk koşmadan vefat edenleri kuşatacaktır.”321

1235-   Abdullah b. Amr b. el-As’tan rivâyet edildiğine göre (dedi ki): Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Tebük gazvesinin olduğu yıl (yani gazve esnasında) gece kalkıp namaz kıldı. Arkasında onu korumak Uzere ashâbından bir grup toplandı. Namazı kılıp onlara dönünce şöyle dedi: “Bu gece bana beş haslet verildi ki benden önce kimseye verilmedi. Bana gelince ben, bütün insanlara peygamber olarak gönderildim. Benden önce olan ise sadece kavmine peygamber olurdu. Benimle düşman arasında bir aylık mesafe olsa bile onlara korku salmakla zafer kazandım. Bana karşı korku dolular. Ganimetlerin hepsi bana helal kılındı. Benden önce gelenlere yemesi haramdı. Bu yüzden yakıyorlardı. Yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. Namaz vakti beni nerede yakalarsa toprakla mesheder (teyemmüm alır, tabi ki bu, suyun bulunmamasına bağlıdır) namazımı kılarım. Benden önce gelenler ancak kiliselerinde havralarında namaz kılabiliyorlardı. Beşincisi de öyle bir şey ki? Bana denildi ki: iste, zira her peygamberin gerçekleşmesi muhakkak olan bir isteği vardır. Ben de isteğimi kıyâmet gününe sizin ve Lâ ilahe illallah diyen herkes İçin tehir ettim.”322

Bu konuda ayrıca Ebû Musa, Ebû Said el-Hudri, Ebû Umame, Enes b. Mâlik, Avf b. Mâlik, Ibn Abbâs ve Ibn Ömer'den hadisler gelmiştir.

1236-   Abdullah b. Ferruh'un Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivâyet ettiğine göre dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben kıyâmet günü Ademoğullarının efendisiyim. Üzerinden yeryüzünün ilk açılacağı (kişi de) benim, ilk şefaat eden, ilk şefaat ettirilen de benim.”323

1237-   Ebû Nadra’dan rivâyet edildiğine göre Ebû Said el-Hudri (radıyallâhu anh) dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben kıyâmet günü Âdemoğullarmın efendisiyim. -iftihar İçin söylemiyorum- Kıyâmet günü üzerinden yeryüzünün ilk yarılacağı kişi benim, ilk şefaat eden, ilk şefaat ettirilen (şefaati kabul edilen) de benim, -iftihar için söylemiyorum- Kıyâmet günü hamd sancağı da benim elimdedir, -iftihar İçin söylemiyorum-.”324

1238-   Bişr b. Şiaf'dan rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Selam dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kıyâmet günü Ademoğullarının efendisi benim, -İftihar için demiyorum- Üzerinden yerin yarılacagı ilk (kişi) benim, ilk şefaat eden, şefaat ettirilen benim. Hamd sancağı elimdedir. Altmda Adem ve sonra gelenler durmaktadır.”


Alıntı
Dipnotlar:

317- Buhârî Teyemmüm 1, Salat 56, Hums 8, Müslim Mesacid 3,5, Tirmizî Siyer 5, Dârimî Salat 111, Siyer 29, Müsned c.l s.351, c.2 s.412, c.3 s.304, c.4 s.416, c.5 s.145,148

318- Müslim Mesacid 5

319- Müslim Mesacid 4, Müsned c.5 s.383

320- Müsned c.l s.98,158 Beyhaki Sünen c.l s.213 Heysemi Mecme’uz-zevaid c.l s.260

321- Tarih’ul-kebir c.5 s.455 Ebû Nuaym Hilyet’ül-Evliya c.3 s.278

322- Müsned C.2 S.222

323- Müslim Fedail 3

324- Müslim Fedail 3, Ebû Davud Sünnet 13, Tirmizî Menakib 1, ibn Mâce Zühd 37, Dârlmî Mukaddime 8, Müsned c.2 s.540
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ
« Yanıtla #5 : 18 Eylül 2018, 01:41 »
RASÛLULLAH (sallallâhu aleyhi ve sellem)’İN MUCİZELERİ

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sâdık olduğuna, delalet eden, nübüvvetini ispat eden ve onunla alâkalı şüpheleri kökünden silen mucizeleri ve harikulade olayları konusunda vârid olan rivâyetler:

1239-   Abdullah b. Abbâs (radıyallâhu anh) dedi ki: Ebû Süfyan bana anlattı, -ağzından kulağına konuştuk- dedi ki: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile anlaşmalı olduğumuz müddet içerisinde Şam’a gitmiştim. Ben oradayken Rasûlullah’ın Heraklius’a gönderdiği mektup geldi. Dihye el-Kelbi getirmişti. Mektubu Busra valisine, Busra valisi de Heraklius’a vermişti.

Bunun üzerine Heraklius dedi ki: Burada peygamber olduğunu iddia eden bu adamın kavminden kimse var mı? dediler ki: Evet. Beni bir grup Kureyş’liyle beraber çağırdılar. Heraklius’un yanına girdik, bizi karşısına oturttu. Dedi ki: Aranızda peygamber olduğunu söyleyen bu adama soy olarak en yakınınız kimdir?

Ebû Süfyan diyor ki: Dedim ki: Benim. Beni önlerinde arkadaşlarımı da arkamda oturttular. Sonra tercümanını çağırdı. Şöyle dedi: Onlara de ki, ben kendisine peygamber olduğunu söyleyen bu adamı soracağım. Eğer yalan söylerse, onu yalanlayın.

Ebû Süfyan diyor ki: Allah’a yemin olsun ki, adım yalan söylediye çıkmayacak olsaydı yalan söylerdim.

Tercümanına dedi ki: Ona sor bu adamın soyu nasıldır? diyor ki: Dedim ki: İyi bir nesebi vardır.

Dedi ki: Ataları arasında kral olan kimse var mıydı? diyor ki: Dedim ki: Hayır.

Dedi ki: Bu sözleri söylemeden önce onu yalanla itham ettiğiniz oldu mu? diyor ki: Dedim ki: Hayır.

Dedi ki: Ona kim tâbi oluyor. İleri gelenler mi, mustaz’af olanlar mı? dedim ki: Hayır mustaz’af olanlar.

Dedi ki: Artıyorlar mı eksiliyorlar mı? dedim ki: Hayır, sürekli artıyorlar.

Dedi ki: Peki hiç onlardan biri bu dine girdikten sonra dinine karşı bir öfkeden dolayı irtidat ettiği oluyor mu? diyor ki: Dedim ki: Hayır.

Dedi ki: Onunla savaştınız mı? diyor ki: Dedim ki: Evet. Dedi ki: Peki onunla savaşınız nasıl neticelendi? diyor ki: Dedim ki: Savaş aramızda gidip geliyor. Bir o, bir biz galip geliyoruz. Dedi ki: Hiç aldattığı, (kalleşlik yaptığı) oldu mu? diyor ki: Dedim ki: Hayır. Şu an kendisiyle de bir sulh halindeyiz. Artık ne yapacağını bilmiyoruz. (Ebû Süfyan) dedi ki: Allah’a yemin olsun ki onun hakkında etme imkânı bulduğum tek olumsuz kelime buydu.

Dedi ki: Peki bu sözü ondan önce söyleyen oldu mu? diyor ki: Dedim ki: Hayır. Ebû Süfyan dedi ki: Sonra tercümanına şöyle dedi. Ona dedi ki: Sana onun soyunu sordum, soylu biri olduğunu söyledin. Peygamberler böyledir, kavimlerinin soylu ailelerinden seçilirler. Ataları içinde kral olan var mıydı diye sordum. Hayır diye cevap verdin. Ben de dedim ki: Eğer ataları arasında kral olan biri olsaydı, atalarının hükümdarlığını isteyen bir adamdır derdim.

Sana etbaını sordum, ileri gelenler mi mustaz’aflar mı? dedin ki: Hayır mustaz’ aflar. Peygamberlerin tabileri de onlardır. Sana, “Bu sözü söylemeden önce onu yalanla itham edip etmediğinizi sordum. Dedin ki: Hayır. Bildim ki, o insanlara yalan söylemediği halde kalkıp Allah’a yalan isnad edecek değildir.

Şunu da sordum: Onlardan biri bu dine iman ettikten sonra dine karşı bir öfkeden dolayı irtidat ettiği oldu mu? Hayır, dedin. Nitekim iman böyledir. Aydınlığı kalplere karışınca...

Şunu da sordum: Artıyorlar mı eksiliyorlar mı? dedin ki: Artıyorlar. İman böyledir, nihayet kemale erer.

Onunla savaştınız mı? diye sordum. Onunla savaştığınızı, savaşın aranızda gidip geldiğini, bir onun bir sizin galip geldiğinizi söyledin. Peygamberler böyledir, imtihan olurlar ki nihai âkıbet (zafer) onların olur. “Aldattığı oldu mu?” diye sordum. Hayır dedin. Peygamberler böyledir, asla kalleşlik etmezler.

Kendisinden önce aranızda bu sözü söyleyen oldu mu? diye sordum. Hayır dedin. Dedim ki: Eğer kendisinden önce bunu dile getiren olsaydı, kendisinden önce söyleyen bir söze uymaya çalışan bir adamdır, derdim. Sonra (Heraklius) şöyle dedi: Size neleri emrediyor?

Dedim ki: Namazı, zekâtı, akrabayı gözetmeyi ve iffetli olmayı emrediyor.

Sonra (Hereklius) şöyle dedi: Eğer dediklerin gerçekten doğruysa o, bir peygamberdir. Ben çıkacağını bekliyordum, ancak sizden çıkacağını zannetmiyordum. Ona ulaşabileceğimi bilsem onunla buluşmak isterdim. Yanında olsam ayaklarını yıkardım. Hükümdarlığı şu an ayak bastığım yerlere de ulaşacaktır.

Ebû Süfyan dedi ki: Sonra Rasûlullah’m gönderdiği mektubu istetti. Şöyle yazıyordu:

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’ın Rasûlü Muhammed’den Bizans hükümdarı Heraklius’a... Selam hidâyete tâbi olanlara.

Seni İslâm’ın dâvetiyle dâvet ediyorum. Müslüman ol ki selamete eresin. Allah mükâfaatını iki kere versin. Eğer yüz çevirirsen erisilerin (yoksulların, çiftçilerin, bütün tâbilerinin) vebali senin boynunadır. Ey ehli Kitab; “Bizimle sizin aranızda eşit (hak) olan bir söze gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp bir kısmımız diğerini rabbler edinmesinler. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, şüphesiz bir müslümanlartz. ” (Al-i İmran 64)


Mektubu okumayı bitirince ortamda sesler yükseldi, gürültüler kopmaya başladı. Hemen çıkarıldık.

Çıktığımızda arkadaşlarıma dedim ki: İşte şimdi Ebû Kebşe’nin oğlunun işi oturdu. Baksanıza sarışınların hükümdarı ondan korkuyor. O günden sonra Rasûlullah’ın davasının kesinlikle gâlip geleceğine inanıyordum. Nihayetinde Allah bana İslâm’ı nasip etti.”325


Alıntı
Dipnotlar:

325- Buhârî Bed’ul-vahiy 6, Cihad 102, Tefsir. Müslim Cihad 74, Müsned c.l s.262
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: RASÛLULLAH (SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)’İN NÜBÜVVETİ
« Yanıtla #6 : 24 Eylül 2018, 02:04 »
AYIN YARILMASI

(Bu konuda Vârid Olan Rivâyetler)

Abdullah b. Mes’ud (radıyallâhu anh)’ın Rivâyeti:

1240-   Ebû Ma’mer’den rivâyet edildiğine göre İbn Mes’ud şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde ay iki parçaya ayrıldı. Rasûlullah buyurdu ki: “Şâhit olun!”326

1241-   Ebû Ma’mer’den rivâyet edildiğine göre Ibn Mes’ud şöyle dedi: Rasûlullah döneminde ay yarıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da dağın arkasında kaldı. Rasûlullah da şöyle buyurdu: “Şâhit olun!”

1242-   Ebû’d-Duha’nın Mesruk’tan rivâyet ettiğine göre Abdullah b. Mes’ud şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde ay yarıldı. Onlar (müşrikler) dediler ki: Ebû Kebşe’nin oğlu sizi büyüledi. Safer’de olanlar geldiğinde onlara sorun. Eğer onlar da sizin gördüğünüzü gördülerse o zaman doğru söyledi. Yoksa bu, Ebû Kebşe’nin size yaptığı bir büyüden ibarettir. Yolcular gelince sordular, dediler ki: Evet. Biz de gördük, ay yarıldı.”327


Enes b. Mâlik (radıyallâhu anh)’ın Rivâyeti:

1243-   Katade’den rivâyet edildiğine göre Enes b. Mâlik şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde ay yarıldı.

1244-   Said’in Katade’den rivâyet ettiğine göre, Enes b. Mâlik onlara anlattı (şöyle dedi): Mekke’liler Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Onlara ayın yarılmasını gösterdi.328


Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anhumâ)’nın Rivâyeti:

1245-   Şu’be’nin A’meş’den, A’meş’in Mücâhid’den rivâyet ettiğine göre, Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anhumâ), Allah’u Teâlâ’nın “Kıyâmet yaklaştı, ay yarıldı.” (Kamer 1) buyruğu hakkında şöyle dedi: Bu olay Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde olmuştu. İki eşit parçaya ayrılmıştı. Bir parçası dağın bu tarafında (önünde) bir parçası da dağın arkasında. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Allah’ım, şâhit ol!”329

Ebû Davud’un rivâyet ettiği lafız: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde ay ik bölüme ayrıldı.


Abdullah b. Abbâs (radıyallâhu anh)’ın Rivâyeti:

1246-   Ubeydullah b. Abdullah’ın (babası) Abdullah b. Abbâs’tan rivâyet ettiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde muhakkak ki ay yarıldı. Râvilerden Yahya b. Osman b. Sâlih şöyle bir ziyâde ile rivâyet etmiştir: Ayın bir parçası Kâbe’nin üzerinde bir parçası Ebû Kubeys dağının üzerinde durdu.330

Cübeyr b. Mut’im (radıyallâhu anh)’ın Rivayeti:

1247-   Cübeyr b. Muhammed b. Cübeyr’in babası (Muhammed) yoluyla dedesi Cübeyr b. Mut’im’den rivâyet ettiğine göre, “Allah’ın “Ay yarıldı” (Kamer 1) buyruğu ile ilgili şöyle dedi: Biz Mekke’deyken yarılmıştı.331

Alıntı
Dipnotlar:

326- Buhârî Menakib 27, Menakib’ul-ensar 36, Tefsir 54/1 Müslim Münafikin 43,47,48, Müsned c.l s.377,413,447 c.3 s.275,278, c.4 s.82

327- Buhârî muallak olarak rivayet etmiştir. Bkz. Menakib’ul-ensar 36

328- Buhârî Tefsir 54/1, Menakib 27, Müslim Münafikin 46, Müsned c.3 s.207,220

329- Müslim Münafikin 44,45 Tirmizî Tefsir 54/1 Müsned c.l s.447

330- Buhârî Menakib 27, Müslim Münafikin 48

331- Tirmizî Tefsir 54/1
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
HURMA KÜTÜĞÜNÜN İNLEMESİ

(Bu konuda Vârid Olan Rivâyetler)

Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anhumâ)’nın Rivâyeti

1248-   Ebû Hafs b. el-Ala diyor ki: Nafi’in Abdullah b. Ömer’den şunu anlattığını işittim. (İbn Ömer dedi ki): Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hurma kütüğüne (direğine) yaslanarak hutbe verirdi. Kendisine  minber yapılınca, onun üzerinde hutbe vermeye başladı. Bu sefer kütük inlemeye başladı, Rasûlullah da üzerini meshetti332

1249-   İbn Ebî Revvad’ın Nafi’den rivâyet ettiğine göre Abdullah b. Ömer şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) biraz kilo alıp, ağırlaşınca Temim ed-Dâri şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Seni taşıyacak, yaslanabileceğin bir minber yapsam ne dersin? Bunun üzerine iki basamaklı bir minber yaptı. O zaman mescidin direkleri de tavan ahşapları da hurma kütüğünden yapılmıştı.”333


Abdullah b. Abbâs (radıyallâhu anh)’ın Rivâyet:

1250-   Ammar b. Ebî Ammar’dan rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Abbâs şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minber yaptırmadan önce bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe veriyordu. Minber yapılınca, onun üzerine çıkmaya başladı. Bunun üzerine kütük inlemeye başladı. Bu sefer Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu kucakladı, kütük sâkinleşti. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kucaklamasaydım kıyamete kadar inlerdi.””334

Enes b. Mâlik (radıyallâhu anh)’ın Rivayeti:

1251-   Ishak b. Abdullah b. Ebû Talha anlattı, dedi ki: Bana Enes b. Mâlik anlattı: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) cuma günü ayakta mescitte dikili olan bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe veriyordu. Rum’lu bir adam geldi ve şöyle dedi: Sana öyle bir şey yapalım ki oturabilesin, (ama) ayakta duruyor gibi görünesin. Bunun üzerine iki basamaklı üçüncüde oturacağı bir minber yaptı. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere oturunca kütük dananın böğürdüğü gibi böğürmeye başladı. Sesinden mescit titredi. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den ayrıldığına üzülüyordu. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minberden inip, onu kucakladı, hâlâ inliyordu. Kucaklayınca sustu. Ardından şöyle buyurdu: Nefsim elinde olana yemin olsun ki, eğer onu ku- caklamasaydım kıyâmete kadar bu halde kalırdı.” Rasûlullah’tan ayrılmanın üzüntüsüydü. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) emir verdi, defnedildi.335

1252-   Hasan anlattı, dedi ki: Enes (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) cuma günü sırtını ahşap bir direğe yaslayarak hutbe veriyordu. İnsanların sayısı artınca dedi ki: Bana bir minber yapın. Dedi ki: Ona iki basamaklı bir minber yaptılar. Diyor ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere çıkıp hutbe vermeye başlayınca, ahşap direk Rasûlullah’tan ayrılmadan dolayı inlemeye başladı. Enes diyor ki -ben de mescitteydim- Ahşabın üzgün insan gibi inlediğini işittim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) inip onu kucaklayıncaya kadar inlemeye devam etti.

Hasan el-Basri bu hadisi anlattığında ağlar ve şöyle derdi: Ey Allah’ın kulları! Bir ahşap bile Allah katındaki makamından dolayı Rasûlullah’a özlemden inliyor. Siz O’nu özlemeye daha çok muhtaçsınız.”


Ubey b. Ka’b (radıyallâhu anh)’ın Rivayeti:

1253-   Tufeyl b. Ubey’in (babası) Ubey b. Ka’b’dan rivâyet ettiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mescit henüz ahşapken bir kütüğe doğru namaz kılıyor, ona yaslanarak hutbe veriyordu. Ashabından bir adam O’na şöyle dedi: Sana bir kürsü yapalım mı, cuma günü üzerine çıkarsın, böylece bütün insanlar seni görür, sesini işitirler? dedi ki: Peki, olur.

Bunun üzerine üç basamaklı bir minber yaptılar. Minber yapılıp Rasûlullah'ın dediği gibi onun yerine yerleştirildi. Rasûlullah minbere çıkmak istediğinde kütüğün yanından geçti. Rasûlullah geçince kütük inlemeye başladı ve ikiye yarılıp yere düştü. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döndü ve sakinleşsin diye eliyle okşadı. Sonra tekrar yerine döndü. Rasûlullah namaz kıldığında her ikisini önüne alıyordu.

Mescit yıkılıp genişletilince o kütüğü Ubey b. Ka'b aldı. Çürüyüp toz haline gelinceye kadar onun yanında kaldı.336


Ebû Said el-Hudri (radıyallâhu anh)'in Rivâyeti:

1254-   Ebu'l-Veddak’ten rivâyet edildiğine göre Ebû Said el-Hudri şöyle dedi: "Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe veriyordu. Rumlu biri gelip şöyle dedi: üzerinde hutbe vereceğin bir minber yaptırayım mi? İşte bu gördüğünüz minberi yaptı.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hutbe vermek için minbere çıkınca, kütük devenin yavrusu için inlediği gibi inlemeye başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) indi ve onu kucakladı. Kütük sakinleşti. Diyor ki: Emir verdi, yeri kazılıp oraya gömüldü.337


Câbir b. Abdullah (radıyallâhu anh)’in Rivâyeti

1255-   Said b. el-Müseyyeb'in cabir b. Abdullah'tan rivâyet ettiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minber yaptırmadan önce bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe verirdi. Minber yapıp üzerine çıkınca kütük inlemeye başladı. Biz bile iniltisini duyduk. Bunun üzerine Rasûlullah gelip elini üzerine koydu, bu şekilde sakinleşti.

Alıntı
Dipnotlar:

332- Buhârî Menakib 25,26, Tirmizî Cuma 10 Menakib 6, Nesâî Cuma 17, İbn Mâce İkame 199, Dârimî Mukaddime 6, Salat 202, Müsned c. 1 s.249,267,363 C.3 s.295,300,306,324, C.5 s.337,339

333- Buhârî Menakib 25, Ebû Davud Salat 12

334- İbn Mâce İkame 199, Dârimî Mukaddime 6

335- İbn Mâce İkame 199, Dârimî Mukaddime 6, Müsned C.2 s.209, C.5 s.137,138

336- İbn Mâce İkame 199, Dârimî Mukaddime 6, Müsned C.5 s.137,138,139

337- Dârimî Mukaddime 6
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
RASÛLULLAH (sallallâhu aleyhi ve sellem)’İN PARMAKLARI ARASINDAN SUYUN FIŞKIRMASI

1256-   Alkame’den rivâyet edildiğine göre, Abdullah b. Mes’ud (radıyallâhu anh) şöyle dedi: Biz mucizeleri bereket kabul ederdik, siz ise onları tehdit olarak görüyorsunuz. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem.’le beraber seferdeydik. Su bulunamıyordu. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Kalmış bir su varsa bulun getirin. İçinde çok az su kalmış bir kap getirildi. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini kabın içine koydu sonra şöyle dedi: “Haydin mübarek temizleyici (suya), bereket Allah’tandır.”338

Yemin olsun ki ben suyun Rasûlullah’ın parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Nihayet hepimiz suya kandık.

1257-   Gerçekten de (Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından) yenilen yemeğin teşbihlerini işitiyorduk.339

1258-   Katade’nin Enes b. Mâlik’ten rivâyet ettiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e parmaklarını batıracak kadar içinde su bulunan bir kap getirildi. (Elini kaba koyunca) Bir taraftan insanlar abdest almaya başladılar, su da parmaklarının arasından fışkırıyordu.

Dedi ki: Enes’e dedik ki: Kaç kişiydiniz, dedi ki: Üç yüze yakın.340

1259-   Sâlim b. Ebû’l-Ca’d’dan rivâyet edildiğine göre Câbir b. Abdullah (radıyallâhu anh) şöyle dedi: “ Bir defasında susuzluk çektik. Gittik Rasûlullah’a sızlandık. İçinde su bulunan bir kap getirtti. Elini içine koydu, abdest aldık (kanıncaya kadar) içtik. Buyurdu ki: Allah’ın adıyla, alın bakalım. Dedi ki: Kaç kişiydiniz? (Câbir) dedi ki: Yüz bin kişi olsaydık bize yeterdi. O gün bin Beş yüz  kişiydik.341

1260-   İshak b. Abdullah b. Ebî Talha’dan rivâyet edildiğine göre (dedi ki): Enes b. Mâlik’ten dinledim, şöyle diyordu: Ebû Talha, Ümmü Süleym’e şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sesini işittim, kısık çıkıyordu. Aç olduğunu anladım. Yiyecek bir şeyin var mı? dedi ki: Evet. Bunun üzerine bir kaç tane arpa ekmeği çıkardı, bir örtü alıp ekmekleri sardı. Örtünün bir bölümüyle elbiselerimizi kuşak gibi sardı. Beni Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e gönderdi. Diyor ki: Ona gittim. Baktım ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) mescitte etrafında insanlar toplanmış. Ben başlarında dikildim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bana şöyle dedi: Seni Ebû Talha mı yolladı? diyor ki: Dedim ki: Evet. Dedi ki: Yemek mi var? diyor ki: Dedim ki: Evet. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) etrafındakilere “Haydi kalkın” dedi. Diyor ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) yola çıktı, ben de önlerinde yürüyordum. Ebû Talha’ya geldiğimizde durumu anlattım. Ebû Talha dedi ki: Ey Ümmü Süleym! Rasûlullah beraberinde insanları getirmiş geliyor. Ancak onlara yetecek yemeğimiz yok. Dedi ki: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. Diyor ki: Ebû Talha çıkıp Rasûlullah’ı karşıladı. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’le Ebû Talha beraber girdiler. Rasûlullah dedi ki: Ey Ümmü Süleym! Olanı getir bakalım! Ümmü Süleym o ekmekleri getirdi. Diyor ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) söyledi. Ümmü Süleym dilimleyip (parçalayıp) ıslattı. Ardından Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir müddet dua etti. Sonra dedi ki: On kişiyi çağır. Çağırdı, yediler, doyup çıktılar. Sonra “On kişi daha çağır” dedi. Onlar da geldi, doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Sonra on kişiye daha... Oradakilerin hepsi doyuncaya kadar yediler. Yetmiş veya seksen kişiydiler.342


Alıntı
Dipnotlar:

338- Buhârî Menakib 25, Cuma 26, Nesâî Cuma 17, İbn Mâce İkame 199, Dârimî Mukaddime 6, Salat 202, Müsned c.3 306

339- Buhârî Menakib 25

340- Buhârî Menakib 25 Müslim Fedail 7

341- Buhârî Menakib 25, Dârimî Mukaddime 5, Müsned c.3 s.329,353,365

342- Buhârî Menakib 25 Müslim Eşribe 142
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
RASÛLULLAH (sallallâhu aleyhi ve sellem)’İN ELİNDE ÇAKIL TAŞLARININ TESBİHAT GETİRMESİ

1261-   Zührî’nin Süveyd b. Yezîd es-Sülemi’den rivayet ettiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in mescidine uğradım. Baktım ki Ebû Zer var, selam verip yanına oturdum. Osman’dan bahsetti, şöyle dedi -üç defa tekrar ederek-: Onun hakkında kesinlikle hayırdan başka bir şey söylemem. Çünkü Rasûlullah’tan bir olaya şahit oldum. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yalnız kaldığı pek bilinmeyen bir olay. Yanımdan geçti, ben de peşinden gittim. (Adını söylediği) Bir yere varıp oturdu. Dedi ki: Ey Ebû Zer! Ne diye geldin? dedim ki: Allah ve Rasûlü... O esnada Ebû Bekir geldi, selam verip Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sağ tarafında oturdu. Ömer de geldi selam verdi, o da Ebû Bekir’in sağına oturdu. Osman da geldi selam verip Ömer’in sağına oturdu. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) eline yedi tane çakıl taşı aldı. Tesbih getirmeye başladılar. Öyle ki arı vızıltısı gibi seslerini işittim. Sonra yere bıraktı sustular. Sonra tekrar alıp Ebû Bekir’in eline bıraktı. Yine tesbih etmeye başladılar. Arı vızıltısı gibi sesleri geliyordu. Sonra bıraktı, sustular. Tekrar alıp bu sefer Ömer’in eline bıraktı. Tesbih etmeye başladılar. Arı vızıltısı gibi ses geliyordu. Sonra bıraktı sustular. Sonra tekrar alıp Osman’ın eline bıraktı. Yine tesbih ettiler. Yine arı vızıltısı gibi çıkan seslerini bbm, sonra bıraktı, sustular.343



1262-   Ebû Zibyan’dan rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Abbâs şöyle dedi: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e Âmiroğullarından bir adam geldi. Dedi ki: Omuzlarının arasında bulunan şu mührü göstersene. Eğer bir hastalıksa (yara ise) tedavi edeyim. Çünkü ben arapların doktoruyum. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona şöyle dedi: Sana bir mucize göstereyim (mi)? dedi ki: Evet. Dedi ki: Şu dalı çağır. Dedi ki: Hurma ağacının dalına baktı, çağırdı. Zıplayarak geldi, önünde durdu. Sonra dedi ki: Ona dön de, dal yerine döndü. Adam dedi ki: Ey Amiroğulları! Ben bugün gördüğüm sihirden daha büyüğünü görmedim.344

1263-   Zirr’den rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Mes’ud şöyle dedi: Ben genç bir delikanlı idim. Ukbe b. Ebî Muayt’ın koyun sürüsünü otlatıyordum. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’le Ebû Bekir yanıma geldiler. Diyor ki: Dedi ki: Genç adam, süt var mı? diyor ki, dedim ki: Evet, ancak ben emanetçiyim. Dedi ki: O zaman bana çiftleşmemiş (sütü olmayan) bir koyun getir. Diyor ki, ben de genç bir kuzu getirdim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu tuttu, memelerini meshetmeye ve dua etmeye başladı. Koyun süt vermeye başladı. Diyor ki: Ebû Bekir bir kap getirdi, içine sağdı. Sonra Ebû Bekir'e şöyle dedi: İç, Ebû Bekir içti, sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) içti. Diyor ki: Sonra Rasûlullah hayvanın memesine çekil dedi. Eski haline çekildi. Diyor ki: Sonra Rasûlullah’ın yanına gidip şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü! Bana bu kelamdan -veya Kur’ân’dan- bir şeyler öğret. Dedi ki: Başıma meshetti ve şöyle dedi: “Sen, öğretilen bir gençsin.” Ondan yetmiş sûre öğrendim. Kimse bunlar hakkında benimle tartışmamıştır.”345


Alıntı
Dipnotlar:

343- Ebû Nuaym Delail’un-nübüvve c.l s.47 Heysemi Mecma’uz-zevaid c.8 s.299

344- Müsned c.l s.223

345- Müsned c.l s.379,462 Taberânî el-Kebir c.9 s.78,79 Ebû Nuaym Hilye c.l s.125
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1753 Gösterim
Son İleti 06 Haziran 2018, 23:06
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1376 Gösterim
Son İleti 28 Temmuz 2015, 01:09
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
1438 Gösterim
Son İleti 22 Ağustos 2016, 22:19
Gönderen: İslam davetcisi
0 Yanıt
2409 Gösterim
Son İleti 26 Mart 2016, 01:09
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
1949 Gösterim
Son İleti 18 Ağustos 2016, 10:31
Gönderen: İslam davetcisi