Tavhid

Gönderen Konu: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 1103 defa)

Harun Tercan ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
SAHABELERİN (radıyallâhu anhum) FAZİLETLERİ HAKKINDA

İmam el-Lâlâkaî, Ehli Sünnet ve’l Cemaat’ın İtikâdı, 529-664

Sahabelerin Faziletlerini Bilmenin Sünnetten Olduğuna Dair Rivayetlerin Zikredilmesi

1952-   Asım’ın Şekik’ten rivayet ettiğine göre Abdullah şöyle demiştir: Ebû Bekir ve Ömer’i sevip faziletlerini bilmek sünnettendir.

1953-   Mesruk’un anlattığına göre Abdullah demiştir ki; Biz, Ebû Bekir ve Ömer’i yad etmenin sünnetten -ya da onları sevmenin- sünnetten olduğuna inanıyorduk.

Ravi Musa b. Umeyr rivayette şüphelenmiştir.

1954-   Velid b. Fadl der ki: bana Abdlaziz b. Cafer el-Lu’luî bildirdi: Hasana dedim ki, Ebû Bekir ve Ömer’i sevmek sünnet midir? Hasan, hayır aksine farzdır, dedi.

1955-   Mesruk’tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Bekir ve Ömer’in sevgisi ve onların faziletlerini bilmek sünnettendir.

1956-   Muhammed b. Bilal’in anlattığına göre Tâvûs şöyle der: Ebû Bekir ve Ömer'i sevmek ve onların faziletlerini bilmek sünnettendir.

1957-   Yunus b. Bukeyr rivayet ediyor: Ebû Cafer Muhammed b. Ali b. Hasan der ki: Her kim Ebû Bekir ve Ömer'in faziletini bilmezse, sünneti de bilmiyordur.

1958-   Malik b. Enes'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Selef, çocuklarına Kur'ân’dan bir sûreyi öğretir gibi Ebû Bekir ve Ömer’i sevmeyi öğretiyorlardı.

1959-   Ali b. Hasan b. Şakik der ki: Abdullah b. Mübarek’e cemaat hakkında sordum. O, Ebû Bekir ve Ömer’dir, dedi.

1960-   Ebû Zura er-Razi der ki, Kubeysa b. Ukbe’yi şöyle derken duydum: Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in bütün Ashâbını sevmek sünnettir.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #1 : 31 Ağustos 2018, 00:35 »
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den Sahabeyi Sevmeye, Onların İyiliklerini Zikretmeye, Onlara Rahmet Okumaya, Onlar için Bağışlanma Dilemeye ve Onların Kötülüklerini Zikretmekten Uzak Durmaya Teşvik Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

1961-   Abdullah b. Abdullah b. Cebr'in Enes (radiyallâhu anh)'dan rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: “Onları mü’minden başkası sevmez ve onlara münafıktan başkası kin beslemez.”682

1962-   Enes'ten rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle der: “İmanın alameti, Ensar’ı sevmektir. Nifakın alameti de Ensar’a kin beslemektir.”683

1963-   Zekvan’ın Ebû Said'den rivayet ettiği hadiste Peygamber şöyle demiştir: “Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir adam Ensar’dan nefret etmez.”684

1964-   Ata’nın Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet ettiği hadiste Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Şu dört kişinin sevgisi mü’minden başkasından bir arada bulunmaz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali.”685

1965-   Eyyub es-Sehtiyani der ki: Kim Ebû Bekir es-Sıddık’ı severse dini ikame etmiştir. Kim Ömer’i severse yolunu aydınlatmıştır. Kim de Osman’ı severse dinin nuruyla nurlanmıştır. Her kim de Ali’yi severse sağlam bir kulpa tutunmuştur. Kim de Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbı hakkında güzel söz söylerse nifaktan beri olmuştur.

1966-   Said b. Müseyyib’in Cabir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah Azze ve Celle Ashabımı peygamberler ve Rasûller hariç bütün âlemlere tercih etmiştir. Ashabımdan da benim için dört kişi seçmiştir. Bunlar; Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’dir. İşte bunlar Ashabımın en hayırlılarıdır. Ashâbımm hepsi hayırlıdır. Allah ümmetimi diğer ümmetlere tercih etmiştir.”686

1967-   Ebû Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebû Bekir ve Ömer’e şöyle dedi: “Allah’a yemin olsun ki ben ikinizi seviyorum. Allah’a yemin olsun ki ben ikinizi Allah’ın size olan sevgisiyle seviyorum. Allah’a yemin olsun ki melekler de sizi Allah’ın size olan sevgisiyle sevmektedirler. Allah, sizi seveni sevmektedir. Sizinle güzel ilişki kurana Allah da ilişki kuruyor, sizinle ilişkisini koparana Allah da ilişkisini koparmaktadır. Dünyanızda ve ahiretinizde size buğzedenlere Allah da buğzetmektedir.”

1968-   İbn Ömer’den rivayet edilir ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Ashâbımın kötülüklerini zikretmeyin ki onlar hakkında kalpleriniz ayrılmasın. Ashâbımın iyiliklerini zikredin ki onlar hakkında kalpleriniz birbirine karşı ülfet bulsun.”

1969-   Abdurrahman b. Zeyd el-Ammî’nin babasından aktardığına göre o şöyle der: Tâbiînden kırk kişiye yetiştim, hepsi de Rasûlullah’ın Ashâbından bize Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Her kim, Ashâbımın hepsini sever, hepsini kendisine dost edinirse ve onlar için mağfiret dilerse, Allah Azze ve Celle Kıyamet günü onu cennette Ashâbımla birlikte kılar.”

1970-   Şuayb b. Harb der ki: Malik b. Miğvel’e, bana vasiyette bulun, dedim. Malik, sana her iki şeyhi -Ebû Bekir ve Ömer’i- sevmeni vasiyet ediyorum. Ben, Malik’e bana tavsiyede bulun, dedim. Malik, sana her iki şeyhi -Ebû Bekir ve Ömer’i- sevmeni tavsiye ediyorum, dedi. Ben de dedim ki, muhakkak ki Allah bundan çok hayır vermiştir. O der ki, yani hor hakir adam(!), Allah’a yemin olsun ki ben, o tevhidle senin için umduğumu ikisini sevmenle de umuyorum.

1971-   Mücahid İbn Abbas’tan şöyle dediğini rivayet eder: Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashabına sövmeyin. Şüphesiz Allah Azze ve Celle, onların kendi aralarında savaşacaklarını bildiği halde onlar için mağfiret dilemeyi emretmiştir.

1972-   Yakub b. Sivak der ki: Rüyamda Bişr b. Haris’i gördüm. Ona, ey Ebû Nasr! Sen ölmemiş miydin?, dedim. Bişr, evet ölmüştüm, dedi. Ben, peki ne halde döndün? dedim. O, iki defa hayrı elde ettim, dedi. Sonra devamla, kim Ebû Bekir’in üzerine namaz kılarsa -ya da Ebû Bekir’e rahmet ederse-, sanki üç yüz rekât namaz kılmış gibidir.


Alıntı
Dipnotlar:

682- Buhârî, Menakıbu’l Ensar: bab: 4; Müslim, İman, hadis no: 129.

683- Buhârî, İman, bab: 10, Menakibu’l Ensar, bab: 4; Müslim, İman, hadis no: 127 ve 128.

684- Müslim, İman, hadis no: 129,130; Tirmizî, Menakıb, bab: 65; Ahmed, Müsned: 1/309. 2/419, 501, 527, 3/34, 45, 72, 93 ve 429.

685- Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad: 14/332.

686- İbn Asakir, Tarihu Dimeşk: 29/184.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #2 : 04 Eylül 2018, 02:59 »
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den Sahabe’ye Lanet Eden, Ya da Onların Değerini Düşüren, Ya da Onlara Dil Uzatan ve Onların Kusurlarını Araştıranlar Hakkında Varid Olan Tehditlerin Zikredilmesi

1973-   Abdurrahman b. Salim babasından, o da babasından rivayet eder ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Allah beni seçti ve benim için de Ashâbımı seçti. Benim için onların arasından vezirler, ensar ve evlilik yoluyla akrabalar belirledi. Kim onlara söverse Allah’ın, meleklerin, insanların ve hepsinin laneti onun üzerine olsun. Allah kıyamet günü ondan ne farz ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmeyecektir.”687

1974-   Abu Salih’in Ebû Said (radıyallâhu anh)’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şunu buyuruyor: “Ashâbıma sövmeyiniz. Nefsimi elinde bulundurana yemin olsun ki şayet sizden biriniz Uhud dağı misali altın infak etse onlardan birinin infak etmiş olduğu bir ölçeğe ya da yarısına denk gelmez.”688

1975-   Ebû Hureyre’den rivayet edilir ki o şöyle der: insanlar arasında vuku bulan bir olay Halid b. Velid ile Abdurrahman b. Avf’ın arasında vuku bulur. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Ashâbımı bana bırakın. Hiç şüphesiz sizden biri Uhud dağı kadar altın infak etse onlardan birinin infak ettiği bir ölçeğe veya yarışına ulaşamaz.”689

1976-   Abdullah b. Muğaffel (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ashabım hakkında Allah'tan korkunuz. Ashabım hakkında Allah’tan korkunuz. Benden sonra onları hedef alıp eleştirmeyiniz. Her kim onları severse, beni sevmiştir. Her kim onlara buğzederse bana da bıığzetmiş olur. Her kim de onlara eziyet ederse bana da eziyet etmiştir. Kim de bana eziyet ederse Allah’a eziyet etmiş demektir. Allah’a eziyet edeni ise Allah’ın yakalaması pek yakındır.”690

1977-   Ata b. Ebû Rebah’ın Abdullah b. Omer (radıyallâhu anhumâ)'dan rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Ashabıma söven kimseye Allah lanet etsin.”691

1978-   Urve’nin babasından, onun da Âişe'den rivayet ettiği eserde Âişe şöyle demiştir: “Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in Ashâbı için mağfiret dilemekle emrolunmuşlardı, ancak onlara sövdüler.”692

1979-   Nuseyr b. Zu’luk der ki, İbn Ömer’i şöyle derken duydum: “Muhammed (sallallâhu aleyhi ve seîem)'in Ashâbına sövmeyiniz. Hiç şüphesiz onlardan birinin bir ibadettik makamı sizden birinizin bütün ömrü boyunca yapmış olduğu amelden daha hayırlıdır.”

1980-   İbn Mes'ud (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir: “Kader söz konusu olduğu zaman dilinizi tutun. Ashabım mevzu bahis olduğu zaman dilinizi tutun.”693

1981-   Ebû Nadra'nın Ebû Said’den rivayet ettiğine göre o şöyle der: Ali, Talha ve Zubeyr zikredilir. Orada bulunan bir topluluk şöyle der: “Onlar, yapmış olduklarıyla geçip gittiler. Onlara fitneler isabet etmiştir, öyleyse işlerini Allah Azze ve Celle’ye havale edin.”

1982-   Mücahid İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan şöyle dediğini rivayet eder: “Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashabına sövmeyiniz. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle bize, onlar için bağışlanmalarını dilememizi emretmiştir. Oysa Allah onların birbirleriyle savaşacaklarını bilmektedir.”

1983-   Sa’d b. Ebi Vakkas’tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “İnsanlar üç menziledir. Bunlardan iki tanesi geçip gitti, geriye bir tanesi kaldı. Sizin sahip olacağınız en güzel makam bu geriye kalan üzerinde olmanızdır. Sonra Allah Teâlâ’nın şu âyetini okudu: “Ganimet malı, bir de o fakir muhacirleredir ki onlar yurtlarından ve mallarından çıkarıldılar; onlar Allah’ın lütfunu ve rızasını arzulamaktadırlar.” (Haşr: 8 )

İşte onlardan biri, Muhacirlerdir ki bu bir menziledir. Sonra şu âyeti okudu: “Kendilerinden önce o yurda -Medine’ye- yerleşip imanı gönüllerine yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç tasası duymazlar. Kendilerinde bir açıklık -ihtiyaç- olsa bile kardeşlerini kendilerine tercih ederler.” (Haşr: 9)

İşte onlardan İkincisi de Ensar’dır ve bu da bir menzile olup geçmiştir. Sonra da şu âyeti okudu: “Onlardan sonra gelenler ise, “Ey Rabbimizl” diye yalvarırlar, “Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olanlardan hiçbirine karşı kalplerimizde kine yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen şefkat sahibisin, çok rahmet edensin!”” (Haşr: 10)

İşte o ikisi geçti ve geriye de bu menzile kalmıştır. Öyleyse sizin sahip olabileceğiniz en güzel menzile bu geriye kalan üçüncü menzile ki onda şöyle buyruluyor: Onlar için mağfiret dilemenizdir.”

1984-   Meymun b. Mihran der ki, Abdullah b. Abbas (radıyallâhu anhumâ) bana şöyle demiştir: “Ey Meymun! Selefe sövme ki cennete esenlik içerisinde giresin.”

1985-   İbn Ebi Muleyke’nin Aişe (radıyallahu anhâ)’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle der: “Allah katında faiz, Müslüman bir kimsenin ırzını helal saymak anlamına gelir.” Sonra da Allah Teâlâ’nın “Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise...” (Ahzab: 58) âyetini okudu.
 
1986-   Rib’î b. Hiraş der ki: iffetli bir kadına zina iftirasında bulunmak altmış yıllık ameli yerle bir eder. Ebû Bekir’e sövmek de altmış yıllık ameli yerle bir eder.

1987-   İbn Ebi Hafsa der ki: Ebû Cafer Muhammed b. Ali’ye ve Cafer’e Ebû Bekir ve Ömer hakkında sordum. İkisi de şöyle cevap verdi: O ikisini sev ve dost edin, o ikisine düşman olanlardan beri ol. Çünkü ikisi de hidayet imamıdır. Yine Cafer şöyle demiştir: Ebû Bekir benim dedemdir. Adam dedesine söver mi!

1988-   Abdulmelik b. Humeyd el-Meymûnî der ki: Ahmed b. Hanbel’i şöyle derken duydum: Onlara ve bize ne oluyor, Allah’tan afiyet dilerim. Bana şöyle dedi: Ey Ebû’l Hasan! Eğer bir kimse Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbını kötü bir şekilde anlatıyorsa onun İslâm’ını itham et.


Alıntı
Dipnotlar:

687- Ebû Nuaym, Hilyetu’l Evliya: 2/11; İbn Ebi Asım, Sunne, s. 1000

688- Buhârî, Fedailu Ashâbi’n Nebiyy, bab: 5; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 221, 222; Ebû Davud, Sunne, bab: 10; Tirmizî, Menakıb, bab: 58; İbn Mâce, Mukaddime, bab: 11; Ahmed, Müsned: 3/11, 54 ve 6/6.

689- Geçen dipnota bakiniz.

690- Tirmizî, Menakıb, bab: 58, hadis no: 3862; Ahmedi Müsned: 4/87, 5/54 ve 57.

691- Taberânî, Mu’cemu’1 Kebir: 12/332.

692- Müslim, Tefsir, hadis no: 15.

693- Taberânî, Mu’cemu’1 Kebir: 2/93; Heysemi, Mecmau’z Zevaid: 7/202, 223; Suyuti, ed- Durru'l Mensur: 3/35.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #3 : 09 Eylül 2018, 01:20 »
Selef-i Salihinin Sahabeye Lanet Edenlere Beddua etmesi ve Allah’ın Sahabeye Lanet Okuyanlara Bu Dünyada Ceza Vermesi ve Onlara Azap Göndermesi, Allah’ın Onlar için Ahirette Hazırladığı Azabın Daha Çok olması Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi:

1989-   Cabir b. Semure (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle der: Kûfe ehli Sa’d’ı Ömer (radıyallahu anh)’a şikâyet ederler. Kûfeliler o kadar ileri gitmişlerdi ki namazı güzel kıldıramadığını söylemişlerdi. Bunun üzerine Sa’d şöyle der: Bana gelince, ben onlara Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in kıldığı namazı kıldırır ve ondan hiçbir şeyi de eksiltmezdim. Öğle ve ikindi namazlarını kıldırdığım vakit ilk iki rekâtı uzatır ve son iki rekâtı da kısa tutardım. Ömer, bizim senin hakkmdaki zannımız da buydu ey Ebû İshak! dedi.

Ömer, buna binaen Kûfe’de hakkında araştırma yapması için birkaç kişiyi oraya gönderir. O kişiler, Kûfe’nin hangi mescidine girip Sa’d hakkında sorsalar, insanlar onun hakkında hayırdan başka bir şey söylemiyorlardı. Onu hayır ve iyilikle methediyorlardı. Bu böyle devam eder ta ki Abs oğullarının bir mescidine gelip te orada Sa’d’ı sorduklarında, Ebû Sa’de isminde biri şöyle der: Madem ki bize sordun, Sa’d meselelerde adaletli olmuyor, malları eşit taksim etmiyor ve seriyeyle beraber yürümüyor. Bunun üzerine Sa’d şöyle dedi: Ey Allah’ım! Eğer bu adam yalan söylüyorsa, onun gözlerini kör et, ömrünü uzun kıl ve fitnelerle karşı karşıya bırak.

Abdulmelik der ki: ben daha sonra onu gördüm, yollardaki kadınlara sataşıyor, kendisine nasıl oldun diye sorulduğunda, şöyle cevap verirdi: Fitneye düşmüş yaşlı bir adamım, bana Sa’d’ın bedduası isabet etti.694

1990-   Amir b. Sa'd anlatıyor: Bir gün Sa’d b. Ebi Vakkas kendisine ait olan arazisinden dönerken insanların bir adamın etrafında toplandığını görür. Bir de bakar ki o adam Talha, Zubeyr ve Ali’ye küfrediyor. Sa’d adamı bundan alıkoyar fakat adam sanki biraz daha azgınlaşır. Böylece Sa’d ona şöyle der: Yazıklar olsun sana, bu insanlara sövmekle ne arzuluyorsun ki onlar senden daha hayırlıdırlar. Yemin olsun ki ya bundan vazgeçersin, ya da sana beddua ederim. Adam ise şöyle der: Hah, sanki peygamberlerden biriyle beni korkutuyorsun.

Bunun üzerine Sa’d gidip bir eve girer. Abdest alıp mescide girdikten sonra da şöyle der: Ey Allah’ım! Bu kimse senin katında hayırlarla geçip giden insanlara sövmüştür. Eğer onun bu hayırlı insanlara sövmesi seni kızdırdıysa, bugün onunla bana bir âyet göster ki mü’minler için ibret olsun. Falanca oğullarının evinden bir Horasan devesi kaçarak çıkar. O adamın yanına varıncaya kadar deveyi hiçbir şey geri çeviremiyordu ki insanlar da onun yolundan çekiliyorlardı. Deve o adamı ayaklarının altma alır ve ölünceye kadar onu ezer.

Ravi der ki, ben Sa’d’ı gördüm, insanlar onun ardından gidiyorlardı ve şöyle diyorlardı: Allah duana icabet etti ey Ebû ishak! Allah duana icabet etti ey Ebû ishak!

1991-   Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl’den rivayet edilir: Erva bir arazi hakkında onu dava eder. Buna binaen Said şöyle der: Ben Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken duydum: “Her kim hakkı olmayan bir karış araziyi alırsa, kıyamet günü yerin yedi kat altından onun boynuna dolanacaktır.” Sonra da şöyle der: Ey Allah’ım! Eğer o kadın yalancıysa, onun gözlerini kör et, kabrini de evinde kıl.

Hadisin ravisi der ki; Ben daha sonra o kadını gördüm, kör olmuş duvarları yokluyor ve öyle diyordu: Said b. Zeyd'in bedduası bana isabet etti.

Bir keresinde bu kadın evinde dolaşırken evinin kuyusuna rast gelir ve içine düşer. O kuyu kadının kabri olmuştur.695

1992-   Muhammed b. Sirin anlatıyor: Ben Kâbe’yi tavaf ederken bir adamın şöyle dediğini duydum: Ey Allah'ım! Beni bağışla ki ben, senin beni bağışlayacağını ummuyorum. Ben, ey Allah'ın kulu! Senin gibi söyleyen kimseyi duymadım, dedim. Adam der ki; ben, Osman b. Affan (radıyallâhu anh)’a bir tokat atmaya muktedir olursam ona bir tokat atacağıma dair Allah’a ahit vermiştim. Osman öldürülüp evindeki bir döşeğin üzerine indirilir, insanlar onun namazını kılarken ben de girip onun namazını kılıyormuş gibi yaptım. Bir ara fırsatını bulduğumda yüzündeki örtüyü kaldırıp ona bir tokat attıktan sonra oradan uzaklaştım. Fakat sağ elim kurudu. Bir de baktım ki gerçekten eli siyah bir odun gibi kurumuştu.

1993-   Ammar b. Seyfe’d-Dabbi rivayet ediyor: Denizde olacak bir savaş nedeniyle çıktık. Başımızda Musa b. Ka’b vardı. Bizimle beraber gemide künyesi Ebû Himman olan bir adam vardı. Bu adam Ebû Bekir ve Ömer’e sövmeye başladı. Adamı bundan alıkoyduk ama adam sövmeye devam etti. Adamı azarladık fakat yine vazgeçmedi. Denizde bulunan bir adaya gelip yaklaştık. Sonra gemiden ayrılıp öğle namazı için abdest almak için ayrıldık. Yaban arılarının bu adama saldırdığı haberi bize geldi. Yaban arılan onun canına kastetmişti. Ben o adamı ittiğimde ölmüştü.

Halef b. Temim der ki, Necde b. Mübarek bana bu hadisi şu ziyadesiyle rivayet etti: Ebû’l Hubab’ı bunu anlatırken duydum, insanlar da buna şaşırıp şöyle dediler: O arılar bir emir üzere geldiler. Necde devamla der ki: Bir kavim yeri kazmak istedi ancak yer iyice sertleşip sarp oldu. Böylece onun için kabir kazamadık. Biz de onun cesedinin üzerine taşlar ve yapraklar attık.

İbn Meni’ ise şu ziyadeyi aktarır: Halef der ki; bir arkadaşımız bevlederken bir arı gelir onun organına konar fakat ona zarar vermez. Biz de o arının bir emir üzere geldiğini anladık.

1994-   Ömer b. Hakem amcasından şunu nakleder: Medan’a doğru yola çıktık. Yanımızda Ebû Bekir ve Ömer’e söven bir adam vardı. Bu adam bir ara hacet gidermek için yanımızdan uzaklaşır. Bu esnada yaban anları adama saldırır ve zekerini koparıncaya kadar onu bırakmadılar.

1995-   Ebû'l Hasib Bişr haber veriyor: Ben ticaretle uğraşan zengin bir adamdım. Kisra’nın Medain şehrinde meskûndum. Bu da Hubeyre Taununun çıktığı bir zamandaydı. Bana adı Eşref olan bir işçi geldi ve Medain’in bazı hanlarında ölü bir adamın bulunduğunu bildirdi. Ben de bineğimin üzerine o hanlara doğru yöneldim. Hana girdim ve ölen adamın yanına vardım. Karnı kerpiçle örtülmüştü. Yanında da arkadaşlarından bazıları bulunuyordu. Arkadaşları onun ibadetini ve faziletini anlatıyorlardı. Kefen satın alması için birini ve kabrini kazması için de bir kazıcıyı gönderdim. Ben de onun kabrine konmak üzere kerpiçler hazırladım. Cesedini yıkamak için su ısıtmak için çömeldik. Biz bu haldeyken o ölü adam aniden bir sıçradı, karnının üzerindeki kerpiçler kayıp düştü. Adam bu sıçrama esnasında da azap, helak ve cehennemle dua ediyordu.

İbn Meni’ tarikinde şöyle geçer: Arkadaşları onun bu halinden ürktü. Ben adama yaklaşıp pazusundan tutup sarstım. Sonra, adama ne gördün, sana ne oldu? dedim. Adam, Kûfe ehlinden bir şeyhe arkadaşlık yaptım, dedi.

Ebû’l Hasib devamla şöyle der: Adam şu hasletten birini zikredip dedi ki: Onlar, beni Ebû Bekir ve Ömer’e sövmek olan ve o ikisinden beri olmak olan dinlerine -ya da hevâlarına veyahut da görüşlerine (bu şek Ebû’l Hasib'ten kaynaklanmaktadır) girdirdiler. Ben de ona dedim ki, Allah'tan mağfiret dile ve bunu bir daha yapma. Adam, bu bana fayda vermez, dedi. Onların cehennemdeki giriş yerlerine götürüldüm ve bana orası gösterildi. Sonra da bana şöyle denildi: Arkadaşlarının yanına döneceksin ve onlara ne gördüğünü anlatacaksın. Daha sonra da eski haline döneceksin.

Ebû'l Hasib der ki; cümlesini bitirdi mi ya da eski haline mi döndü, bunu bilmiyorum. Böylece kefenin gelmesini bekledim. Kefeni aidim ancak sonra da kendi kendime; ne onu kefenlerim, ne onu yıkarım ve ne de onun namazım kılarım dedikten sonra oradan ayrılıp gittim. Sonraları o adamm kefenlenmesin, yıkanmasını ve namazının kılınmasını arkadaşlarının üstlendiği haberi bana ulaştı. Onlar bir kavme, arkadaşımızdan niye nefret ettiniz, demişler. Onlar da, o adamın bu hali şeytânın onu yakalaması olup, şeytânın diliyle konuştu, dediler.

Bu eserin metni açıkladığım yerler müstesna Yakub tarikine aittir.

1996-   Muhayya anlatıyor: Adamın biri Ebû Bekir ve Ömer'e sövüyordu. O adam bir seferde bizimle beraberdi. Adamı bundan alıkoyduk ama sövmeye devam etti. Biz de o adama bizden uzak dur, dedik. Bu sebeple de bu denileni yaptı. Biz dönmeye karar verdiğimizde kendimizi ayıpladık ve dedik ki; o adamı da beraberimize alıp dönsek. Derken yolda adamın kölesiyle karşılaştık, ona; git efendine söyle bizimle beraber dönsün, dedik. Köle, başıma çok büyük bir iş geldi, dedi. Adam iki kolunu çıkarıp bize gösterdi. Bir de ne görelim domuzun iki ayağına dönüşmüştü. Adam bize yöneldi. Bizimle beraber yola koyuldu. Öyle ki domuzları çok olan bir köye geldik. Adam, domuzları görünce domuz gibi bağırmaya başladı. Bineğinden aşağı atladı ve aniden domuza dönüp diğer domuzların arasına karıştı. Biz de onu tanıyamadık ve onun metaını ve kölesini alıp Kûfe’ye getirdik.

1997-   Ali b. Zeyd, Said b. Müseyyib’in kendisine şöyle dediğini rivayet eder: Çocuğuna emret bu adamın yüzüne baksin. Ben ona, senin anlatacağın bana yeterli, onun olayını anlatsana. Said der ki: Bu adam, Ali, Talha ve Zubeyr’e hakaret ettiğinden dolayı Allah onun yüzünü karaya çaldı. Ben onu bundan alıkoymama rağmen vazgeçmiyordu. Ben de bunun üzerine ona şöyle dedim: Ey Allah’ım! Biliyorsun ki onların hayırda öncülükleri ve payları vardır. Eğer o adamın söyledikleri seni kızdırdıysa, bana onda bir mucizeni göster ki insanlar için bir ibret olsun. Böylece Allah da onun yüzünü karaya çaldı.

1998-   Süfyan-ı Sevri der ki: Ben, alaca karanlıkta erkenden sabah namazına giden bir adamdım. Yine bir gün erkenden namaza doğru çıktım. Bizim de kuduz bir köpeği olan bir komşumuz vardı. Köpeğin yoldan uzaklaşması için bir kenarda oturup bekledim. Bunun üzerine köpek bana, ey Ebû Abdullah! Sen geç git. Ben, ancak Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret edenlere saldırmakla emrolundum, dedi.

1999-   İbn Ebi't Tayyib der ki, Mansur’un şehrinin camisinin üstüvanesini işaret ederek işte Cafer es-Sayiğ, bana o üstüvanenin yanında anlattı: Ebû Abdullah Ahmed b. Hanbel’in komşularının arasında bir adam vardı. Bu adam, günah işler ve çirkin fiillerde bulunan biriydi. İşte o adam, bir gün Ahmed b. Hanbel’in meclisine gelip ona selam verdi. Sanki Ahmed onun selamına tam karşılık vermedi ve ondan tiksindi. Adam ona, ey Ebû Abdullah, neden benden tiksiniyorsun? Şüphesiz ben, görmüş olduğum bir rüya sebebiyle benden görmeye alıştığın şeyleri terk ettim.

Ahmed, nasıl bir rüya gördün? dedi. Adam öne gelir ve şöyle der: Rüyamda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'i gördüm, sanki o yerden yüksek bir yere yükselmiş, aşağıda da birçok insan oturuyordu. Orada bulunanlar teker teker öne doğru gidiyor ve bize dua et diyorlardı. Nihayet kavim arasında benden başka kimse kalmamıştı. Ayağa kalkmak istedim fakat üzerinde bulunduğum halin çirkinliğinden hayâ ettiğim için kalkmadım. Rasûlullah bana, ey falanca kişi neden kalkıp da benden senin için dua etmemi istemiyorsun? dedi. Sanki ben şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü! Üzerinde bulunduğum durumun çirkinliğinden hayâ etmem beni bundan alıkoyuyor. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bana, eğer hayân buna mani oluyorsa kalk ve benden senin için dua etmemi iste. Çünkü sen Ashabımdan kimseye hakaret etmiyorsun. Böylece ben de kalktım ve Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de benim için duada bulundu. Sonra ben uykumdan uyandım ki Allah Teâlâ, daha önce yaptığım bütün çirkin fiilleri bana nefret ettirmişti. Bundan sonra da Ebû Abdullah bize şöyle dedi: Ey Cafer! Ey falanca kişi! Ey falanca kişi! Bunu insanlara anlatın ve ezberleyin. Çünkü bu fayda verir.

2000-   Yusuf b. Hasan b. İbrahim el-Hayyat anlatıyor: Bizim komşularımız arasında salih bir şeyh vardı. Bizim evin doğu tarafında oturuyordu, daha sonra da batı tarafına taşındı. Şaşuneykir el-Hacib’in hizmetinde bulunuyordu. Bir aralar Ebû’l Hasan b. Bueveyh’e doğru evin doğu tarafında komutanlarından biri olan Deylemî bir adam vardı. O adamın adı Cebnetu Meşhur olup ordunun ileri gelenlerinden biriydi.

Orada bulunanlardan bir cemaat da bu hikâyeyi şöyle anlatıyor: O adam, malı, kahramanlığı ve güzelliği olan meşhur biriydi. Bir ara o, hac mevsiminde Bağdat’ta bulunurken, insanlar Mekke’ye doğru yola çıktılar. Derken Ali ed-Dakkak Meafiri diye maruf olan bir adam onun yanından geçti. -Yusuf der ki; bu kıssayı anlatıp şerh eden bu zattır. Çünkü bu kıssanın başından geçtiği ve bu kıssayla imtihan olunan oydu. Ben daha önceleri çok meşhur olduğundan dolayı bu kıssayı başkalarından duymuştum. Ancak ben onu şöyle derken duydum: Onun yanından geçtiğim esnada bana seslendi: Ey Ali! Bu sene mi hacca gidiyorsun? Ben de, uzun zamandan beridir istememe rağmen ancak şimdi müyesser oldu. Benim bu sözüme cevaben şöyle dedi: Hacc masraflarını ben sana vereceğim. Gerçek olduğuna inanmadığım halde ona, ver hadi, dedim. O da, ey genç! Osman es-Sayrafi’ye uğra, sana yirmi dinar tartıp versin. Bunun üzerine ben de onun kölesiyle beraber Osman es-Sayrafi’ye gittim. Osman, yirmi dinar tartıp bana verdi. Dinarı alıp onun yanına döndüm. Bana, işlerini düzene koy, yola çıkmaya karar verdiğin zaman bana görün ki sana bir vasiyette bulunacağım, dedi. Böylece onun yanından ayrıldım, hazırlığımı yaptım ve tekrar onun yanına gittim.

O adam bana şöyle dedi: İlk olarak; bu hac masraflarını sana hibe ettim. Zaten benim onlara da ihtiyacım yoktur. Fakat Muhammed’e götürmen üzere sana bir risale taşıtacağım. Ben, o da nedir? dedim.

O, ona de ki; seninle beraber burada bulunan iki arkadaşın Ebû Bekir ve Ömer’den beriyim. Bu risaleyi söyleyeceğime ve ona ulaştıracağıma dair bana talak üzerine yemin ettirdi.

Üzerime ağır bir yük indi. Onun yanından kederli ve mahzun bir halde çıktım. Haccımı yapıp Medine’ye girdim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in kabrini ziyaret ettim. Ancak bu risaleyi bildirip bildirmeyeceğim hususunda tereddüte düştüm. Sonra da eğer bu risaleyi ulaştırmazsam verdiğim talak yemini gerçekleşecek ve eşim boş olacak, eğer bildirirsem de Rasûlullah’a karşı yapacağım bu iş bana çok ağır gelecek. Bu söz hakkında Allah’a istiharede bulundum ve Falanca oğlu falan şöyle şöyle diyor dedim ve risaleyi olduğu gibi eda ettim. Böylece çok çetin bir şekilde tasalandım ve bir kenara çekildim. Derken gözlerim bana galip geldi ve uyudum. Rüyamda Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i gördüm, şöyle dedi: Bildirdiğin o risaleyi duydum. Sen de o adamın yanına döndüğün zaman ona şöyle de: Şüphesiz ki Allah’ın Rasûlü sana diyor ki; ey Allah’ın düşmanı! Bağdat’a gelişinin yirmi dokuzuncu gecesi olduğunda cehennem ateşi sana müjdedir.

Kalkıp yola koyuldum ve Bağdat’a döndüm. Doğu tarafından geçerken kendi kendime düşünüp dedim ki; Bu adam şerli bir adamdır. Onun mektubunu Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e ulaştırdım. Rasûlullah’m mektubunu ona ulaştırayım mı? Eğer bu mektubu ona ulaştırırsam mutlaka öldürülmemi emredecek ya da beni kendi eliyle öldürecektir. Bir müddet böyle kendi içimde gidip geldim. En sonunda dedim ki; bu hususta ölümüm olsa da Rasûlullah’m mektubunu ona tebliğ edeceğim. Onun mektubunu gizlemeyeceğim gibi emrine de muhalefet etmeyeceğim. Ailemin yanına girmeden önce onun huzuruna girdim. Aradan kısa süre geçmeden gözü bana ilişti ve bana, ey Dekkak! Mektubu ne yaptın? dedi. Ben de, onu Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e ilettim, fakat o da bana mektubunun cevabını yükledi.

O, nedir o söyle bakayım, dedi. Ben de rüyamı ona anlattım.

Bana bakıp şöyle dedi: Senin gibi birini öldürmek benim için çok kolaydır. Sövdü ve hakaret etti. Bu esnada elinde sallandığı kısa bir kargı vardı. O kargıyı yüzüme doğru salladı. Fakat söylediğin o güne kadar sana karışmayacağım. Orada bulunanlar da beni kınadı. Kölesine, beni ahırda hapsedip ayağıma bukağı takmasını söyledi.

Böylece hapsedildim ve bukağıya vuruldum. Ailem yanıma gelip ağladılar, bana ağıt yakıp ayıpladılar. Ben de onlara, olacak hükmedilmiştir, ecelden başka bir ölüm de yoktur, dedim. Günler geçmeye devam ettikçe insanlara beni yoklayıp içinde bulunduğum durumdan dolayı bana acıyorlardı. Nihayet yirmi yedi gün geçti. Yirmi sekizinci gece olduğunda o Deylemî bir merasim düzenler ve bu merasimde ordunun komutanlarının geneli hazır bulunur. Deylemî de onlarla beraber oturup içer. Gece yarısı olduğunda seyis gelip bana, ey Dekkak! Komutan çok ağır bir hummaya tutulur, evde bulunan bütün örtüleri üzerine örtmesine ve elbiseler de olmasına rağmen çok ağır bir şekilde titremektedir, der.

Yirmi sekizinci geceyi bu halde geçirir. Yirmi dokuzuncu gece olduğunda ise seyis gelip ey Dekkak! Komutan öldü, der ve benim bağlarımı çözer. Sabah olduğunda da her taraftan insanlar toplanır ve komutanlar da taziye meclisi için otururlar. Ben de hapisten çıkarıldım. İşte benim bu kıssam meşhur olduğundan insanlar rüyamı öğrenmek için bana gelirler, ben de onlara başımdan geçeni anlatırım. Böylece birçok topluluklar onların bu iğrenç mezheplerinden döndüler. Nihayetinde ben de serbest kaldım.


Alıntı
Dipnotlar:

694- Buhârî, Ebvabu’s Salat, bab: 14; Müslim, Salat, hadis no: 158.

695- Müslim, Musâkat, hadis no: 138.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #4 : 19 Eylül 2018, 02:07 »
Seleften Sahabeye Sövenlere Uyguladıkları Ukubetlerin ve Hadlerin Türleri Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

(Sahabeler’den Rivayet Edilenler)

Ömer (radıyallâhu anh)’dan rivayet edilir: Ömer, Ümmü Seleme’ye karşı çıkan birine otuz kırbaç vurmuştur.

Oğlu Ubeydullah Mikdad’a sövdüğü zaman onun dilini kesmeyi istediğinde Muhammed’in Ashabı (Allah hepsinden razı olsun) buna karşı çıkınca şöyle dedi: Beni rahat bırakın da oğlumun dilini keseyim. Böylece benden sonra hiçbir kimse Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbına karşı cüretkâr olmasın.

Abdurrahman b. Ebza’nın oğlu, babası Abdurrahman’a Ebû Bekir’e hakaret eden bir kimseye ne yaparsın? diye sorması üzerine şöyle der: Onun boynunu vururum. Peki, söven Ömer olsa da mı? der. Abdurrahman, Ömer olsa da boynunu vururum.

Ali (radıyallâhu anh)’a İbn Sevda’nın Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret ettiği ulaşınca, onu çağırtır ve bir kılıç isteyip onu öldürmek ister. Ona bunu yapmamasını söylerler. Bunun üzerine Ali ona, benim bulunduğum bir beldeye yerleşmeyeceksin, der ve onu Şam’a sürer.

Hureym b. Abdullah, Hanzala ve Adiy b. Hatem Kûfe’den Karkiysya’ya696 intikal ettiklerinde orada sahabeye hakaret edildiğini duyunca şöyle derler: Osman (radıyallâhu anh)’a hakaret edilen bir kasabada ikamet etmeyiz.


Alıntı
Dipnotlar:

696- Karkiysya, şu anki ismi Busayra. Latince ismi Circesium’dur. Suriye’de Habur Nehri’nin Fırat Nehri’ne döküldüğü yerde bulunan Deyruzzur’a bağlı küçük bir kasabadır. Geniş bilgi için bak. Mu’cemu’l Buldan 4/328. (Ç.n.)
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #5 : 19 Eylül 2018, 02:08 »
Tâbiîn’den Rivayet Edilenler

Ömer b. Abdulaziz’den rivayet edilir: Ömer b. Abdulaziz, Osman’a söven bir kimseye otuz kırbaç vurdu.

Abbas oğullarının muhtesibi olan Asım el-Ahval’den rivayet edilir ki o şöyle der: Ömer b. Abdulaziz, ayrı ayrı birkaç defada Osman’a hakaret edenlere yetmiş kırbaç vurmuştur.

Ömer b. Abdulaziz, Muaviye (radıyallâhu anh)’a hakaret edenlere kırbaç vururdu.

Ahmed b. Hanbel’den rivayet edildiğine göre şöyle derdi: Sahabeye hakaret eden bir kimseye dayak atılır. Zaten ben o kimsenin İslâm üzere olduğuna da inanmıyorum.

İbrahim en-Nehai’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bizden öncekiler, Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret etmenin büyük günahlardan olduğunu söylemişlerdir.

Ebû İshak es-Sebiî der ki: Ebû Bekir ve Ömer’e sövmek, Allah’ın hakkında “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden sakınırsanız.” (Nisa: 31) dediği büyük günahlardandır.

Zaide Mansur b. Mu’temir’e şöyle dedi: Oruç tuttuğum bir günde emirlere hakaret edebilir miyim? Mansur, hayır, dedi. Zaide’nin, peki Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret edenlere söveyim mi, demesi üzerine Mansur, evet, dedi.

Talha b. Musarrif’ten şöyle dediği rivayet edilir: Daha önceleri Haşim oğullarına buğzetmek nifaktandır, Ebû Bekir ve Ömer’e buğzetmek nifaktandır ve Ebû Bekir hakkında şüphe eden kimse Sünnet hakkında şüphe etmiş kimse gibidir, denilirdi.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #6 : 26 Eylül 2018, 02:38 »
Fukaha’dan Rivayet Edilenler

Malik b. Enes’in şöyle dediği rivayet edilir: Sahabeye söven bir kimsenin Müslümanlarla beraber fey’den hiçbir nasibi yoktur.

İsmail b. İshak’a Âişe (radıyallahu anhâ)’ya söven bir kimsenin hükmü sorulması üzere, öldürüleceğine dair fetva verir.

Taberîstanlı Zeyd ed-Dai’nin Taberîstan’a vali olan iki oğlu Hasan ve Muhammed Âişe’ye zina iftirası atan iki adamı öldürmüşlerdir.

2001-   Amra’nın Âişe (radıyallahu anhâ)’dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Benim özrüme dair âyetler indiği zaman Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere çıktı, bunu önemsedi ve Kur’ân okudu. Minberden indiği zaman iki adam ve bir kadın hakkında had uygulanmasını emretti. Onlara had vuruldu.697

2002-   Behiyy anlatıyor: Ubeydullah b. Ömer ile Mikdad arasında bir husumet meydana gelir. Ubeydullah’ın Mikdad’a hakaret etmesi üzerine Ömer (radıyallâhu anh) keskin bir bıçak getirin ki onun dilini koparayım, der. Böylece ondan sonra kimse Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbına karşı cüretkâr davranmasın. Hadisin metni Hanbel tarikine aittir.

2003-   Vail, Behiyy’den aktarır: Ubeydullah b. Ömer Mikdad b. Esved’e söver. Bunun üzerine Ömer, onun dilini kesmek isteyince Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbı buna karşı çıkar. Ömer de, beni bırakın da onun dilini koparayım ki benden sonra hiçbir kimse Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem )’in sahabesinden birine karşı kesinlikle cüretkâr olmasın.

2004-   Said Abdurrahman b. Ebza’dan rivayet eder: Ebû Zerr’e dedim ki, sana Ebû Bekir’e (Allah’ın selamı ona olsun) söven bir adamı getirsem, ona ne yaparsın? O, boynunu vururum, dedi. Abdurrahman, peki bu Ömer olsa da mı? O, onun da boynunu vururum, dedi.

2005-   Şebbak rivayet ediyor: Ali’ye, İbn Sevda’nın Ebû Bekir ve Ömer’in kadrini düşüren sözler tasarruf ettiği ulaştığında onu çağırtır ve bir de kılıç ister. Onu öldürmeyi istediğinde ona bunu yapmamasını söylerler. Bunun üzerine Ali, benim bulunduğum beldeye kesinlikle yerleşmeyeceksin der ve onu Medain’e sürgün eder.

2006-   İbrahim anlatıyor: Ali b. Ebû Talib (radıyallâhu anh)’a Abdullah b. Esved’in Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret ettiği ulaşır. Onu öldürmeye azmettiği zaman ona, siz ehli beyti sevmeye çağıran bir adamı mı öldüreceksin? denilir. O da, benim bulunduğum bir yurda kesinlikle yerleşmeyeceksin, der.

2007-   Muğire’den rivayet edilir: Cerir b. Abdullah, Hanzala ve Adiyy b. Hatem Kûfe’den Karkiysya’ya yönelirler ve Osman’a hakaret edilen bir beldede ikamet etmeyiz, derler.

2008-   Ebû Vail anlatıyor: Adamın biri Ümmü Seleme’nin sözüne karşı çıkar. Bunun üzerine Ömer ona iki yüz kırbaç vurulmasını emreder.

2009-   Haris b. Utbe rivayet ediyor: Ömer b. Abdulaziz’e Osman’a hakaret eden bir adam getirilir. Ömer ona, seni Osman’a sövmeye itene sebep nedir? der. Adam, ondan nefret ediyorum, der. Ömer de, bir adamdan nefret ettiğin için ona sövüyor musun? der. Sonra da ona otuz kırbaç vurulmasını emreder.

2010-   Asım el-Ahval’den rivayet edilir: Osman’a hakaret eden bir adam bana getirildi. Adama on kırbaç vurdum. Sonra tekrar aynı şeyi yaptı. Ona on kırbaç daha vurdum. O adam sövmeye devam ettiği sürece ben de ona kırbaç vurdum. Böylece tam yetmiş kırbaç oldu.

2011-   İbrahim b. Meysere rivayet ediyor: Ben, Muaviye’ye söven bir adama birkaç kırbaç vurması dışında Ömer b. Abdulaziz’in bir insana vurduğunu kesinlikle görmedim.

2012-   Abdullah b. Ahmed der ki: Babama, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashabından birine söven bir kimsenin hükmünü sordum. O, ona kırbaç vurulur dedi. Ben, had olarak mı, dedim. Fakat babam, had mı sözümü dikkate almadı ve şöyle dedi: Ona kırbaç vurulur, ancak ben onun İslâm üzere olduğuna inanmıyorum.

2013-   Muğire anlatıyor: Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret etmek büyük günahlardandır, denilirdi.

2014-   Ebû Ishak el-Hemedanî anlatıyor: Ebû Bekir ve Ömer’e sövmek, Allah’ın hakkında “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden sakınırsanız, sizin kötü amellerinizi örter ve sizi değerli bir makama yerleştiririz.” (Nisa: 31) dediği büyük günahlardandır.

2015-   Talha b. Musarrif anlatıyor: Haşim oğullarından nefret etmek nifaktandır, Ebû Bekir ve Ömer’den nefret etmek nifaktandır ve Ebû Bekir hakkında şüphe eden kimse sünnette şüphe eden kimse gibidir, denilirdi.

2016-   Mufaddal b. Muhelhil es-Sa’di anlatıyor: Mansur b. Mu’temir’e oruçlu iken sultana hakaret edebilir miyim? dedim. Mansur, hayır, diye cevap verdi. Ben, peki Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret eden birine hakaret edebilir miyim? dedim. O, evet dedi.

2017-   Zaide’den rivayet edildiğine göre o Mansur b. Mu’temir’e şöyle dedi: Oruç tuttuğum bir günde emirlere hakaret edebilir miyim? Mansur, hayır, dedi. Zaide’nin, peki Ebû Bekir ve Ömer’e hakaret edenlere saldırabilir miyim, demesi üzerine Mansur, evet, der.

2018-   Hüseyin b. Ali b. Ebû Talib’in oğlu der ki: Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’a hakaret eden bir kimseye tevbe etmesinin müyesser olacağına inanmıyorum.

2019-   Amr b. Kays der ki: Cafer b. Muhammed’i şöyle derken duydum: Allah Teâlâ, Ebû Bekir ve Ömer’den beri olduğunu söyleyen bir kimseden beridir.

2020-   Şa’bi’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Eğer Ali hakkında onların lehine yalan söyleyeceğim vaadi karşılığında bu evi altın ve gümüşle doldurmalarını isteseydim, mutlaka bunu yaparlardı. Şa’bi şöyle derdi: Eğer Şia bir tür kuş olsalardı, mutlaka akbaba olurlardı. Eğer onlar yerde yürüyen hayvanlardan biri olsalardı, mutlaka eşek olurlardı.

2021-   Mehdi anlatır: Hangi rafıziyi teftiş ettiysem mutlaka onun zındık olduğunu gördüm.

2022-   Ebû Muhammed el-Eşyeb İsmail b. İsmail’e şöyle der: Rakka’da Me’mun’a biri Fatıma’ya diğeri de Âişe’ye küfreden iki adam getirilir. Me’mun, Fatıma’ya küfreden adamın öldürülmesini emreder ve diğerini de serbest bırakır. Bunun üzerine İsmail şöyle der: O ikisinin de hükmü öldürülmekten başkası değildir. Çünkü Âişe’ye küfreden de Kur’ân’m hükmünü reddetmiştir.

2023-   Said’in Katade’den rivayet ettiğine göre o şöyle der: Osman’a söven kimse yoktur ki yoksul olmamış olsun.

2024-   Rişdin anlatır: Sanki rüyamda bana şöyle diyen bir adam gördüm: Belki de sen Ali’ye buğzediyorsun. Senin boynunu koparırım. Ben de, hayır, dedim.

2025-   Ecleh der ki: Ebû Bekir ve Ömer’e söven bir kimse yoktur ki ancak ya öldürüldüğünü ya da yoksul olarak öldüğünü duyduk.

2026-   Ma’n b. İsa der ki: Malik b. Enes’i şöyle derken işittim: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbına hakaret eden bir kimsenin fey'den nasibi yoktur. Allah Azze ve Celle der ki: “Ganimet malı, bir de fakir muhacirleredir ki onlar yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. Onlar Allah’ın geniş lütuf, bol ihsanını ve hoşnutluğunu arzuluyorlar.” (Haşr: 8 ) işte onlar Allah Rasûlü’nün Ashâbıdırlar. Onunla beraber hicret edenler onlardır.

Sonra Allah şöyle der: “Kendilerinden önce o yurda -Medine’ye- yerleşip imanı gönüllerine yerleştirenler ise,” (Haşr: 9) Bunlar da Ensar’dır. Sonra şöyle buyrmuştur: “Onlardan sonra gelenler ise, “Ey Rabbimiz!” diye yalvarırlar, “Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla!” (Haşr: 10) İşte fey’, bu üç sınıf içindir. Her kim Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashabına hakaret ederse bu üç sınıftan olmadığı gibi fey’den nasibi olamaz.

2027-   Talha b. Musarrif şöyle demiştir: Eğer ben abdestli olmasaydım, Şianın söylemiş olduğu bazı şeyleri sana bildirirdim.

2028-   Kadı Ebû’s-Saib Utbe b. Abdullah anlatıyor: Bir gün Taberîstan’da Hasan b. Zeyd ed-Daî’nin yanındaydım. Zeyd, yünden elbise giyer, iyiliği emreder ve kötülükten alıkoyardı. Bir de sahabenin küçük çocuklarına dağıtılmak üzere her sene yirmi bin dinarı Selam şehrine698 gönderirdi. Zeyd’in yanında Âişe’yi (radıyallahu anhâ) çirkin sözlerle zikreden bir adam vardı. Bu sebeple de Zeyd, kölesine, ey genç! Şunun boynunu vur, dedi. Orada bulunan aleviler de bu bizim grubumuzdandır. Zeyd de, Allah’a sığınırım, bu Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e dil uzatan bir adamdır.

Allah Azze ve Celle buyurmuştur ki: “Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara yaraşır. Bunlar, onların söylemekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.” (Nur: 26) Eğer Âişe habis biriyse o zaman Peygamber de habistir. İşte bundan dolayı o adam kâfirdir, öyleyse benim huzurumdayken onun boynunu vurun.

2029-   Hasan b. Zeyd’in kardeşi Muhammed b. Zeyd’den rivayet edilir: Onun yanına İrak ehlinden bir adam gelir ve huzurunda feryat figan ederken Âişe’yi kötü bir şekilde zikreder. Elindeki bir sırıkla ona doğru kalkıp gider ve o sırıkla beynine vurup onu öldürür. Ona, bu bizim grubumuzdan biridir ve bizim dostlarımızdandır, denilir. Bu adam, dedeme kurtan699  demiştir. Her kim de dedeme kurtan derse, öldürülmeyi hak etmiştir. İşte bunun için onu öldürdüm.


Alıntı
Dipnotlar:

697- Ebû Davud, hadis no: 4474; Tirmizî, hadis no: 3181; İbn Mâce, hadis no: 2567; Ahmed, Müsned: 6/35.

698- Şuan bu şehir Bağdat’tır. (Ç.n.)

699- Kurtan sözcüğü kitabın el yazma nüshasında böyle geçmektedir. Fakat muhakkik kelimenin manasının ne olduğunu bilmediğini el yazma nüshada böyle geçtiğini bildirmektedir.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #7 : 03 Ekim 2018, 02:04 »
Ebû Bekir es-Sıddık (radıyallâhu anh)’ın Fazileti Hakkında Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

2030-   Ebû Said el-Hudri (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere oturur ve şöyle der: “İnsanlar arasında dostluğunda ve malında bize en cömert davrananı Ebû Bekir’dir. Eğer ben bir dost edinmiş olsaydım, mutlaka Ebû Bekir’i dost edinirdim. Fakat İslâm kardeşliği vardır.”

Buhârî’nin rivayet ettiği metinde şöyle geçer: “Ancak İslâm kardeşliği müstesnadır, ancak İslâm kardeşliği müstesnadır. Ebû Bekir’in kapısı dışında Mescide açılan kapı kalmasın.”700

2031-   İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edilir ki; Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ölümünün gerçekleştiği hastalığı sebebiyle başına bir bez sarmış halde minbere çıkıp Allah’a hamdu senalarda bulunduktan sonra şöyle dedi: “İnsanlar arasında Ebû Bekir b. Ebû Kuhafe’nin dışında malı ve canıyla bana karşı daha cömert davrananı yoktur. Şayet ben insanlardan birini dost edinecek olsaydım Ebû Bekir'i dost edinirdim. Fakat İslâm kardeşliği daha üstündür. Mescitte Ebû Bekir'in kapısı dışındaki bütün kapıları kapatın.”701

2032-   Abdullah (radıyallâhu anh)’ın Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den rivayet ettiği hadiste şöyle geçer: Şayet ben yeryüzü ahalisinden birini dost edinecek olsaydım Ebû Bekir b. Ebû Kuhafe’yi dost edinirdim. Fakat sizin arkadaşınız Allah’ın dostudur.702

2033-   İbn Ebi Muleyke anlatıyor: İbn Zübeyr, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in “Şayet ben birini dost edinecek olsaydım, onu dost edinirdim” sözünü yazıp Basra ehline gönderir. Böylece dedenin baba olduğu hükmünü verir. Yani Ebû Bekir.703

Bu babda Cundeb ve Ka’b b. Malik’ten rivayetler bulunmaktadır.

2034-   Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ebû Bekir'in malının bana fayda verdiği gibi hiçbir mal bana fayda sağlamamıştır.” Bunun üzerine Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ağlar ve şöyle der: Ey Allah’ın Rasûlü! Ancak ben ve malım seniniz, der. İbn Hassan tarikinde “sadece seniniz” şeklindedir.704

2035-   Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)'dan rivayet edilir ki Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Her kim malından bir çift ya da iki çift Allah yolunda infak ederse, cennetin bekçileri onu çağırıp, ey Müslüman hadi gel bu iyiliğe koş, derler.” Ebû Bekir der ki: Ey Allah'ın Rasûlü! İşte bu helak olmayacak bir adamdır. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ebû Bekir'in malı hariç bana hiçbir mal fayda vermemiştir.”

Bunun üzerine Ebû Bekir ağlar ve şöyle der: Allah, senden başkasıyla bana fayda vermemiştir. Allah, senden başkasıyla bana fayda vermemiştir.705

2036-   Urve’nin Aişe (radıyallahu anhâ)’dan rivayet ettiğine göre der ki: Babamın cahiliyedeki malıyla iftihar ettim. Onun malı bir milyon deve yüküydü. Buna binaen Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Ey Âişe! İste benden. Hiç şüphesiz ben, senin için Ebû Zer’ gibiyim.”706

2037-   Ömer b. Abdullah b. Urve b. Zübeyr babasından naklediyor: Ebû Bekir’in malı bin deve yükü gümüşten çok daha fazla idi. Hiçbir Kureyşlinin malı kesinlikle hiçbir zaman onun malından daha fazla olmuş değildir. Sonra Ebû Bekir, bu malının hepsini Allah yolunda infak etti. Fuleyh der ki: Bana bildirildiğine göre, cahiliyedeki zenginliğin son sınırı bin deve yükü gümüş anlamındadır. Ensar arasında da, ilk sa’ ölçü birimiyle bin vesek altın külçesidir. Her vesek altmış sa’dır. Varoşlarda ise, deve yükü anlamındadır.

2038-   Humeyd b. Abdurrahman’ın Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Cennetin sekiz kapısı vardır. Kim namaz ehlinden ise o namaz kapısından çağrılır. Kim cihad ehlinden ise o da cihad kapısından çağrılır. Her kim oruç ehlinden ise Reyyan adındaki kapıdan çağrılır. Her kim de sadaka ehlinden ise o da sadaka kapısından çağrılır.” Ebû Bekir der ki: Bir kimsenin bu kapıların hepsinden çağrılmasında bir zaruret yoktur. Peki, bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse olacak mı? Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de cevaben, “Senin onlardan olmanı umuyorum.”707

2039-   Ebû Osman der ki: Bana Amr b. Âs (radıyallâhu anh) anlattı: O, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e gelip dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanlar arasında en çok kimi seviyorsun? Rasûlullah, Âişe’yi, dedi. Ben, erkeklerden kimi seviyorsun? dedim. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), babasını, dedi. Sonra kimi? dedim. O da, Ömer’i dedi.708

2040-   Amr b. Âs (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e dedim ki, sana insanların en sevimlisi kimdir? O, Âişe’dir, dedi. Amr, kadınları kastetmiyorum, erkeklerden kim sana en çok sevimlidir, dedim. O da, Ebû Bekir -ya da onun babasıdır- dedi.709

2041-   Ali (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle der: “Allah Ebû Bekir’e merhamet etsin, kızı eşimdir, beni hicret yurdu Medine’ye taşıdı ve Bilal’i de kendi malından azat etti.”710

2042-   Ebû Bekir es-Sıddık (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre şöyle der: Biz mağarada iken müşriklerin ayakları başucumuzdaydı. Ben, Ya Rasûlallah! Şayet onlardan biri eğilip ayaklarının yanına baksa ayaklarının altında bizi görürdü. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle dedi: “Ey Ebû Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkındaki zannın nedir?”711

2043-   İbn Ebi Muleyke anlatıyor: Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir (radıyallâhu anh) yola çıkıp Sevr dağındaki mağaraya ulaştıklarında, Ebû Bekir der ki: Sen olduğun gibi kal ki ben elimi oraya sokayım, orayı düzelteyim ve ayrıca herhangi bir hayvan varsa senden önce bana isabet etsin. Nafi’ der ki, bana ulaştığına göre mağarada bir tane delik vardı ve o delikten bir hayvan ya da herhangi bir şey çıkar da Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e zarar verir endişesiyle Ebû Bekir o deliği ayağıyla tıkadı.

2044-   Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: Allah’a yemin olsun ki Ebû Bekir’in bir gecesi ve bir günü Ömer’den daha hayırlıdır. Sana bu geceyi ve günü anlatayım mı? Gecesine gelince, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gece Mekke ahalisinden kaçtığı zaman, Ebû Bekir (radıyallâhu anh) onu takip etti. Bazen önünde yürüyor, bazen de ardında yürüyordu. Bazen sağında ve bazen de solunda yürüyordu. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona şöyle der: Bu da nedir ey Ebû Bekir? Senin bu yaptığını anlayamıyorum. Ebû Bekir cevaben der ki: Ya Rasûlallah! Önden gözetleyebileceklerini hatırladığımda önden, peşine düşeceklerini hatırladığımda da ardından yürüyorum. Bir sağına bir de soluna geçmem ise, emin olamadığım içindir.

Ömer şöyle devam ediyor: O gece Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ayakları yarılıp çatlayıncaya kadar yürüdü. Ebû Bekir onun ayaklarının yarılıp çatladığını gördüğünde, Peygamberi sırtına alıp taşır. Mağaraya varıncaya kadar taşır ve oraya vardıklarında onu indirir. Sonra da, seni hak ile gönderene yemin olsun ki ben oraya girinceye kadar sen girmeyeceksin. Eğer orda bir şey varsa senden önce bana isabet eder. Ebû Bekir mağaraya girer ve orada bir şey görmediğinde de Rasûlullah’ı taşır ve oraya girdirir.

Mağarada içinde yılanların bulunduğu bir delik vardır. Ebû Bekir, oradan bir şey çıkıp Rasûlullah’a eziyet etmesinden korktuğu için ayağını deliğin ağzına tıkar. Delikte bulunan yılanlar ayağını ısırır. Bunun üzerine Ebû Bekir’in gözyaşları akar. Bu esnada Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle diyordu: “Ey Ebû Bekir! Üzülme Allah bizimledir.” Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Ebû Bekir’e sükûnet ve huzur indirir. İşte bu onun gecesidir. Gününe gelince...

2045-   Enes b. Malik (radıyallâhu anh) anlatıyor: O Mağara gecesi olduğu zaman Ebû Bekir der ki, ey Allah’ın Rasûlü! Bana izin ver de senden önce gireyim. Eğer bir yılan ya da endişelenecek herhangi bir şey varsa senden önce bana isabet etsin. Böylece Rasûlullah ona izin verir, o da mağaraya girer ve orayı eliyle yoklar. Eli bir deliğe temas ettiğinde elbisesinden bir parça koparır ve deliği o parçayla tıkardı. Bütün elbisesini delikleri tıkayıp geriye bir delik kalınca onu da topuğuyla tıkadı ve sonra da gir ey Allah’ın Rasûlü dedi. Sabah hava aydınlanınca Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) der ki: “Ey Ebû Bekir, elbiseni ne yaptın?” Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ona yaptığını anlattığı zaman Peygamber iki elini kaldırır ve şöyle dua eder: “Ey Allah’ım! Ebû Bekir’i cennette benim derecemde benimle beraber kıl! Allah ona, “Duana icabet ettim” diye vahyeder.

2046-   Zührî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hassan’a şöyle demiştir: “Ebû Bekir hakkında şiir söyledin mi?” Hassan, evet, dedi. Peygamber, “Söyle ben seni dinliyorum” der. Hassan şu şiirini okur:

O iki kişi mağaradayken, o ikincisiydi

Düşmanları onları arıyorken dağa çıkarlar

O Rasûlullah’ı seviyordu, bilirler onlar

Mahlûkat içinde Rasûlullah’a denk yoktu.

Ravi der ki; Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) azı dişleri görününceye kadar tebessüm etti ve “Doğru söyledin ey Hassan” dedi.

2047-   Eselem der ki: Ömer (radıyallâhu anh)’ı şöyle derken duydum: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize sadaka vermemizi emretti. Benim yanımda da yeterince mal vardı. Ben kendi kendime dedim ki, eğer bir gün Ebû Bekir’i geçeceksem, onu bugün geçeceğim. Böylece malımın yarısını getirdim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), “ailen için ne bıraktın?” dedi. Ben, bunun kadarını aileme bıraktım, dedim. Ebû Bekir ise bütün malını getirdi. Rasûlullah ona da, “Ey Ebû Bekir! Ailen için geride ne bıraktın?” diye sordu. O, onlara Allah ve Rasûlünü bıraktım. Ben de, seni kesinlikle geçemeyeceğim, dedim.712

2048-   Hasan anlatıyor: Ömer Rasûlullah’a bir sadaka getirir onu ilan ederek şöyle der: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu benim sana sadakamdır. Ömer dönüp gittikten sonra Ebû Bekir bir sadaka getirip gizleyerek ‘Ey Allah’ın Rasûlü, bu sadakadır ve benim için Allah katında olan vardır’ dedikten sonra dönüp gider. Rasûlullah da, “İkinizin sadakasının fazileti, sözlerinizin birbirine fazileti gibidir.”713

2049-   Ammar b. Yasir’den rivayet edildiğine göre o der ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bana şunu dedi: “Ey Ammar! Az önce Cibril bana geldi. Ona, Ömer b. Hattab’ın gökteki faziletlerini anlat, dedim. O da, ey Muhammed! Eğer sana Ömer’in gökteki faziletlerini anlatsaydım Nuh’un kavmi arasında geçirmiş olduğu dokuz yüz elli sene boyunca sürerdi ve Ömer’in faziletleri bitmezdi. Hiç şüphesiz Ömer, Ebû Bekir’in iyiliklerinden biridir.”714

2050-   Nafi’in İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şayet Ebû Bekir’in imanı bu ümmetin imanının karşılığına konsaydı Ebû Bekir’in imanı ağır gelirdi.”715

2051-   Ata’nın Ebû Derda (radıyallâhu anh)’dan rivayet ettiğine göre o der ki: Rasûlullah beni Ebû Bekir’in önünde yürürken görmesi üzerine şöyle dedi: “Ey Ebû Derda, dünya ve ahirette senden daha hayırlı olan birinin önünde mi yürüyorsun?! Peygamberler ve rasûllerden sonra güneş Ebû Bekir’den daha faziletli birinin üzerine ne doğmuştur ve ne de batmıştır.”716

2052-   Cabir (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) der ki: “Allah Teâlâ, insanlara umum olarak tecelli edecektir. Ebû Bekir’e ise özel tecelli edecektir.”717

2053-   İbn Ömer (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edilir: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Her kim büyüklük taslayarak elbisesini ardından sürüklerse, Allah Teâlâ kıyamet günü ona bakmayacaktır.” Bunun üzerine Ebû Bekir: Ey Allah’ın Rasûlü! Benim elbisemin eteğinin bir tarafı da yerde sürünüyor ancak ben bunu öyle giymeye alışmışım, dedi. Rasûlullah ise, “Ey Ebû Bekir! Sen büyüklük taslamak isteyenlerden değilsin” dedi.718


Alıntı
Dipnotlar:

700- Buhârî, Menakıbu’l Ensar, bab: 45; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 2; Tirmizî, Menakıb, bab: 15.

701- Geçen dipnota bakınız.

702- Bu hadis birçok tarik ve isnadla rivayet edilmiştir. Buhârî, Salat, bab: 80, Menakıbu’l Ensar, bab: 45; Fedailu’s Sahabe, bab: 3, 5, Feraid, bab: 9; Müslim, Mesacid, hadis no: 28, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 2-7; Tirmizî, Menakıb, bab: 14, 15, 16; İbn Mâce, Mukaddime, bab: 11; Dârimî, Feraid, bab: 11; Ahmed, Müsned: 1/270, 359, 3/18, 478, 4/4, 5 ve 212.

703- Nesâî, Sunenu’l Kubra: 6/246.

704- İbn Mâce, Mukaddime, bab: 11; Ahmed, Müsned: 2/253 ve 366.

705- Geçen dipnota bakınız.

706- Nesâî, Sunenu’l Kubra, hadis no: 9139.

707- Buhârî, Fedailu Ashâbi’n Nebiy, bab: 5; Müslim, Zekât, hadis no: 85, Siyam, hadis no: 166.

708- Buhârî, Fedailu Ashâbi’n Nebiy, bab: 5; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 8.

709- Tirmizî, hadis no: 3886.

710- Tirmizî, hadis no: 3714.

711- Buhârî, Fedailu’s Sahabe, bab: 2, Tefiru Sureti 9, bab: 9; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 1; Ahmed, Müsned: 1/4.

712- Ebû Davud, Zekât, bab: 40, hadis no: 1678; Tirmizî, Menakıb, bab: 16, hadis no: 3675; Dârimî, Zekât, bab: 26, hadis no: 1660.

713- Ebû Nuaym, Hilyetu’l Evliya: 1/32.

714- İbn Adiyy, el-Kâmil fi’d Duafa: 7/79.

715- İbn Adiyy, el-Kâmil fi’d Duafa: 5/259.

716- Ebû Nuaym, Hilyetu’l Evliya: 3/325.

717- İbn Adiyy, el-Kâmil fi’d Duafa: 5/216.

718- Buhârî, Fedailu’s Sahabe, bab: 5; Ebû Davud, Libas, bab: 25.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #8 : 09 Ekim 2018, 02:17 »
Ebû Bekir’e Biat Etmek, Hilafetin Tertibi ve Biatin Keyfiyeti Hakkında Rivayet Edilenlerin Zikredilmesi

2054-   “İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ) şöyle demiştir:

Ben, Ömer’in hilafeti zamanında Abdurrahman b. Avf (radıyallâhu anh)’a Kur’ân okutuyordum. Ömer’in yaptığı son haccında biz Mina’dayken Abdurrahman b. Avf akşam vakti evime geldi. Abdurrahman, şayet bugün Mü’minlerin emirini ve ona gelen şu adamı göreydin muhakkak hayret ederdin. Mü’minlerin emirinin yanına bir adam geldi ve şöyle dedi: Ben falancayı duydum şöyle diyordu: Şayet Mü’minlerin emiri ölseydi muhakkak ben falanca kişiye biat ederdim.

Bu söz üzerine Ömer şöyle der: Ben bu akşam insanların arasında ayağa kalkıp bir hutbe yapacağım da Müslümanların emirliğini gasp etmek isteyen bu topluluktan insanları sakındıracağım.

Abdurrahman dedi ki: Ben de Ömer’e: Ey Mü’minlerin emiri! Şüphesiz hac mevsimi insanların ayak takımını ve şerri yaymada süratli olanlarını bir araya toplar. Senin bulunduğun yere bu kimseler sana yakın bir yerde olmakla diğer insanlara galebe ederler. Ben senin bu konuda bir konuşma yapıp da bu konuşmayı her bir uçurucunun senden alıp etrafa uçurmasından, onu belleyememeleri ve manasını anlamamalarından ve o konuşmayı yakışmayacak bir takım yerlere koymalarından endişe ederim. Onun için sen yavaş ol da Medine’ye dönünceye kadar sabret. Çünkü orası hicret ve sünnet yurdudur. Sadece Muhacirlere ve Ensar’a hitap edersin. Böylece söylemek istediğin şeyleri o topluluğa sağlam olarak söylersin, onlar da senin konuşmanı iyi belleyip anlarlar ve onu uygun yerlerine koyarlar” dedim.

Ömer, ‘Dikkat et! Vallahi Allah dilerse Medine’ye varıp ayağa kalkarak yapacağım ilk hutbemde bu meseleyi muhakkak konuşacağım’ dedi.

İbn Abbas der ki: Medine’ye geldiğinde Abdurrahman b. Avf’ın bana demesi üzerine güneş ortadan meylettiği zaman mescide gidişte acele davrandım. Fakat ben Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl’in daha erken geldiğini ve minberin köşesinin yanında oturmuş olarak buldum ve böylece ben de onun kenarına oturdum. Benim dizim onun dizine dokunuyordu. Zeval vakti girince Ömer yanımıza çıkıp geldi. Ben onun gelmekte olduğunu görünce Said’e: Mü’minlerin emiri bugün öyle mühim bir konuşma yapacak ki, daha önce böyle bir konuşma yapmamıştı, dedim.

Said b. Zeyd öfkelendi ve şöyle dedi: Ömer’in şimdiye kadar bundan önce söylemediği hangi konuşmayı yapacak?

Ömer minber üzerine oturup müezzin de ezanı okuyup sükût ettiği zaman ayağa kalktı. Allah’a hamd ve layık olduğu yüce sıfatlarla övdükten sonra şöyle söyledi:

Ben sizlere, Allah’ın benim konuşmamı takdir etmiş olduğu bir konuşma yapacağım: Bilmiyorum, belki bu konuşmam, benim ecelimin mukaddimesidir. Her kim bu konuşmamı kavrayıp anlar ve onu ezberlerse bineğinin ulaştırdığı her yerde bunu söyleyip yaysın. Anlayıp kavramayacağından endişe eden kimseye gelince, ben hiçbir kimseye benim üzerime yalan söylemesini helal etmiyorum.

Şüphesiz ki, Allah, Muhammed’i hakk peygamber olarak gönderdi ve ona kitap indirdi. Allah’ın indirdiği şeyler arasında Recm âyeti de vardır. Bunun içindir ki, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de recmetti ve ondan sonra biz de recmettik. Ben insanlara zaman uzayıp da bir sözcünün: “Biz Allah’ın kitabında recm âyetini bulmuyoruz” demesinden ve böylece de Allah’ın indirmiş olduğu bir farizayı terk etmeleri sûretiyle insanların sapıklığa düşmelerinden endişe ediyorum. Dikkat edin! Recm, Allah’ın Kitabında sabit bir haktır. Bu, evlenip de zina eden, zinası da kanıt ile yahut gebelikle ile veyahut da itiraf ile sabit olan kimselere uygulanır.

Sonra bizler Allah’ın kitabından okumakta olduğumuz şeyler içinde: “Babalarınızdan yüz çevirmeyiniz! Şu muhakkaktır ki, sizin babalarınızdan yüz çevirmeniz, sizin küfrünüz, nankörlüğünüzdür!” sözleri de vardı.

Sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şunu da buyurmuştur: “Sizler beni, Meryem oğlu İsa’nın batıl üzere aşırı övülmesi gibi mübalağalı ve aşırı şekilde övmeyiniz. Sizler bana “Allah’ın kulu ve Rasûlü” deyiniz!”

Sonra bana ulaştı ki, içinizden bir sözcü çıkıp şöyle diyormuş: “Mü’minlerin emiri ölürse, ben filan kimseye biat ederim. Sakın hiçbir kimse onun; Ebû Bekir’e yapılan biat ancak istişaresiz, birden bire olmuş ve tamamlanmıştır, demesine aldanmasın. Hakikaten o iş böyle çabuk olmuştur. Lâkin Allah, o işin şerrinden ümmeti korumuştur. İçinizden hiçbir kimse kendisine süratle gidilmekte develerin boyunlarının kopmasında Ebû Bekir gibi olamaz. Çünkü Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat ettiği zaman o bizim en hayırlımızdı. Ali, Zubeyr ve onların beraberinde olanlar Fatıma’nın evinde kalarak bizden geride kaldılar. Aynı şekilde ensar’ın hepsi de Beni Saide’nin gölgeliğinde kalarak bizden geride kalmışlardı. Muhacirler de Ebû Bekir’in huzurunda toplandılar.

Ben Ebû Bekir’e: Ey Ebû Bekir! Bizi şu ensar kardeşlerimizin yanına götür” dedim. Akabinde bizler onlara ulaşmak isteyerek yola koyulup gittik. Onlara yaklaştığımız zaman, bizleri onlardan Bedir’de hazır bulunan iki salih adam karşıladı ve: Ey muhacirler topluluğu! Sizler nereye gitmek istiyorsunuz? dediler.

Biz de onlara: Şu ensar kardeşlerimizin yanına gitmek istiyoruz” dedik.

Onlar da bize: Geri dönün ve işinizi kendi aranızda hükme bağlayınız, dediler.

Ben de onlara: Vallahi bizler muhakkak onların yanına gideceğiz, dedim. Böylece nihâyet Saide oğullarının meşveret ettikleri gölgelikte Ensar cemaatinin yanına vardık. Bir de baktık ki, onların arasında bir örtüye bürünüp sarınmış bir adam var.

Ben: Bu kimdir? dedim.

Onlar. Bu Sa’d İbn Ubade’dir, dediler.

Ben: Onun nesi var?” dedim.

Onlar: Ağrısı var, dediler.

Derken, onların hatibi Allah’a hamd edip O’na layık olduğu yüce sıfatlarıyla sena etti. Bundan sonra “sadede gelince...” diyerek şöyle devam etti: Bizler Ensar’ız ve İslâm’ın büyük ordusuyuz. Siz Muhacirler cemaati ise Mekke’deki kavminizden bize gelen bir azınlıksınız. Durum böyle iken şimdi bu azınlık bizi aslımızdan koparmak ve bizleri emirlik işinin dışına çıkarmak istiyorlar, dedi.

Ömer şöyle dedi: Ben daha evvel Ebû Bekir’in önünde takdim edip konuşmak istediğim bir konuşma hazırlamıştım. Ben Ebû Bekir’e arız olan hiddetinin bir kısmını ondan savuşturmaya uğraşıyordum. Zaten o öfkeli olduğu zamanda bile benden daha vakur ve daha ağır başlı idi. Ben konuşmak istediğim zaman, Ebû Bekir bana: Yavaş ol! dedi.

Ben Ebû Bekir’e karşı gelmek istemedim. Ebû Bekir kendisi konuşmaya başladı. Allah’a hamd edip sena etti. Sonra Allah’a yemin olsun ki Ebû Bekir benim hoşuma gidip te hazırladığım konuşmamı terk etmedi onu söyledi ve hatta onu daha güzel ve açık bir şekilde ifade etti.

Sonra mevzu bahis meseleye gelince deyip şöyle devam etti: Ey Ensar topluluğu! Kendinizde bulunduğunu söylediğiniz her hayra sizler ehilsiniz. Fakat şu halifelik işi Kureyş’ten olan şu mahalle ehlinden başkasına asla tanınmayacaktır. Onlar, nesep ve yurt bakımlarından Arapların ortası, yani en adaletlisi ve en üstünüdür. Ben sizler için şu iki adamdan birine biat etmenize razı olmuşumdur. Bu ikisinden istediğinize biat ediniz, dedi. Sonra da benim ve Ebû Ubeyde b. Cerrah’ın elini tuttu. Ömer der ki; Ben onun söylediklerinden bundan başkasını kerih görmedim. Vallahi benim öne geçirilip de boynumun vurulmasını yani bir günahtan dolayı benim boynumun öne geçirilip de vurulmaya yaklaştırılması, bana içlerinde Ebû Bekir’in mevcut bulunduğu bir kavme emirlik yapmamdan daha sevimlidir.

Ebû Bekir sözünü bitirdiği esnada Ensar’dan biri kalkıp şöyle dedi: Bizler, emirliğin istifade edilecek köküyüz. Yine biz, meyveleri düşmesin diye yapraklar ve dallarla bağlanmış yüklü hurma salkımlarıyız. Bir emir bizden, bir emir de sizden olsun ey Kureyş topluluğu! Aksi halde aramızda savaş peyda olur.

Ma’mer’in Katade’den naklettiğine göre Ömer dedi ki: Bir kında iki kılıç birden olmaz. Fakat emirler bizden vezirler de sizden olur.

Bunun üzerine karışık sözler çoğaldı ve sesler yükseldi, hatta ben bir ihtilaf çıkmasından korktum da hemen: Ey Ebû Bekir! Uzat elini de sana biat edeyim, dedim. O da elini uzattı. Ben de ona biat ettim. Benden sonra muhacirler ona biat etti ve sonra da Ensar da Ebû Bekir’e biat ettiler. Biz böylece Sa’d b. Ubade’ye karşı çabuk davranıp galebe sağlamış olduk.

Nihayet onlardan bir sözcü: Sizler Sa’d b. Ubade’yi öldürdünüz, dedi.

Ömer der ki: Bu sözcüye karşı ben de dedim ki: Allah Sa’d b. Ubade’yi öldürsün. Bizler o zaman Allah’a yemin ederim ki, kendisinde hazır bulunup meşgul olduğumuz bu işimizden, Ebû Bekir’e biat edilmesi işinden daha kuvvetli hiçbir iş ve meşguliyet bulmadık. Bizler Ensar topluluğundan ayrılıp da topluca bir biat olmamasından, bizden sonra onların kendilerinden bir adama biat etmelerinden korktuk. Bu taktirde ya bizler razı olmamamıza rağmen onlarla biat verecektik yahut da onlara muhalefet edecektik. Böylece de büyük bir fesat olacaktı. Artık bir kimse sakın hiçbir kimseyi şöyle diyerek aldatmasın; Ebû Bekir’e yapılan biat ancak istişaresiz, birden bire olmuş ve tamamlanmıştır. Hakikaten o iş böyle çabuk olmuştur. Lâkin Allah, o işin şerrinden ümmeti korumuştur. İçinizden hiçbir kimse kendisine süratle gidilmekte develerin boyunlarının kopmasında Ebû Bekir gibi olamaz. Artık bundan böyle Müslümanların istişaresi ve rızaları olmaksızın her kim bir adama biat edecek olursa ikisinin de öldürülecekleri korkusundan, biat olunmayacaktır.

Zührî der ki, bana Urve bildirdi: Ensar’dan onları karşılayan o iki adam Uveymir b. Saide ve Ma’n b. Adiyy’dir. ‘Bizler, emirliğin istifade edilecek köküyüz. Yine biz, meyveleri düşmesin diye yapraklar ve dallarla bağlanmış yüklü hurma salkımlarıyız.’ diyen adam ise Habbab b. Munzir’dir.719

2055-   Urve’nin Âişe’den bildirdiğine göre o şöyle der: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde Ebû Bekir Sunh denen yerdeydi. Ömer ayağa kalkar ve vallahi Rasûlullah ölmedi der. Ömer devamla şöyle der: Benim kalbimde bundan başkası vuku bulmuyor. Allah Teâlâ onu mutlaka diriltecek ve o bazı kimselerin ellerini ve ayaklarını kesecektir.

O böyle derken Ebû Bekir gelir ve Rasûlullah’ın yüzünü açıp öper. Sonra da der ki; Anam-babam sana feda olsun. Sen hayatta iken de ölürken de ne güzelsin! Hayır, nefsimi elinde bulundurana yemin olsun ki kesinlikle Allah sana iki ölüm tattırmayacaktır. Sonra ayağa kalkıp şöyle der: Ey yemin eden kişi, yavaş ol! Ebû Bekir'in konuşmaya başlaması üzerine Ömer oturdu.

Ebû Bekir Allah’a hamd edip sena ettikten sonra devam eder konuşmasına: Dikkat edin! Her kim Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ibadet ediyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim de Allah’a ibadet ediyorsa bilsin ki Allah hayy’dır ve ölmez. Allah Teâlâ der ki: “Sen de öleceksin onlar da öleceklerdir.” (Zumer: 30) şöyle demiştir: “Muhammed de ancak bir rasûldür. Ondan önce nice peygamberler gelip geçti. Eğer O ölür ya da öldürülürse, topuklarınız üzerine gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönecek olursa, Allah’a elbette hiçbir şeyle zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Ali İmran: 144)

Bunun üzerine insanlar sessizce ağlamaya başladılar. Bu sırada Ensar da Saide oğullarının gölgeliğinde Sa’d b. Ubade’nin yanında toplanmış şöyle diyorlardı: Bizden bir emir olsun, sizden de bir emir olsun. Bu sebeple de Ebû Bekir, Ömer ve Ebû Ubeyde onların yanına giderler. Ömer konuşmak isteyince Ebû Bekir onu susturur. Ömer şöyle derdi: Vallahi benim böyle isteğim yoktu ancak benim hoşuma gidip da hazırladığım bir konuşmayı Ebû Bekir’in onlara bildirmemesinden endişelendim. Daha sonra Ebû Bekir insanları etkileyecek bir şekilde konuştu. O konuşmasında şöyle demişti: Bizler emirler, sizler ise vezirlersiniz.

Derken Habbab b. Munzir, Allah’a yemin olsun ki bunu kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Fakat bizden bir emir ve sizden bir emir olur.

Ebû Bekir de cevaben, hayır, fakat emirler bizden vezirler de sizden olur. Onlar Araplar arasında yurdu en vasat olanı, soyları da en şerefli olanlarıdır. Ya Ömer’e biat edin ya da Ebû Ubeyde’ye!

Bunun üzerine Ömer de der ki; aksine sana biat edeceğiz sana! Sen bizim efendimizsin, en hayırlımızsın ve aramızda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in en çok sevdiği kimsesin!

Ömer, Ebû Bekir’in elini tutar, ona biat edince insanlar da biat ederler.

Orada bulunanlardan biri, Sa’d b. Ubade’yi öldürdünüz. Ömer de, Allah onu öldürsün, dedi.

Hadisin metni Yakub tarikine aittir. Hadisi Buharı İsmail tarikiyle rivayet eder.

2056-   Suffa ehlinden biri olan Salim b. Ubeyd (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre şunu anlatır: O ölüm hastalığı esnasında Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bayılır, bir müddet sonra uyanır ve der ki: “Namaz vakti geldi mi?” Sahabeler, evet derler.

Rasûlullah da, “Bilal’e emredin de ezan okusun ve Ebû Bekir’e söyleyin insanlara namaz kıldırsın” der.

Sonra yine bir müddet baygınlık geçirdikten sonra uyanır ve şu yukarıda geçen ibarenin benzerini söyler. Bunun üzerine Âişe (radıyallahu anhâ) da şöyle der: Ebû Bekir yufka yürekli bir adamdır. Peygamber de der ki: “Sizler Yusuf’un kıssasındaki kadınlar gibisiniz. Bilal’e söyleyin de ezan okusun ve Ebû Bekir’e de insanlara namaz kıldırmasını söyleyin.”

Derken namaza durulur ve Rasûlullah da “Namaz kılındı mı?” diye sorar.

Sahabeler, evet, derler. Peygamber de, ‘Bana bir insan çağırın da ona yaslanayım.’ Bunu gören, Berire ve beraberinde bir başkası daha geldi. Peygamber de ikisine dayanarak yürüdü. Nihayet insanlara namaz kıldıran Ebû Bekir’in yanına geldiler. Peygamberin yanına oturduğunu gören Ebû Bekir gerilemek isteyince Peygamber onu bundan alıkoyar. Böylece namazı bitirir.

Allah’ın Peygamberi (sallallâhu aleyhi ve şellem) vefat ettiğinde Ömer şöyle demişti: Eğer bir kimse onun ölümü hakkında konuşursa bu kılıcımla onun boynunu vururum. Sonra da Ebû Bekir’in bileğinden tuttu. Ebû Bekir yürüyüp gitti ve peygamberin bedenin bulunduğu yere girdi. Onu görenler kenara çekilerek yol açtılar. Allah’ın peygamberine (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaklaştı ve üzerine eğildi. Öyle ki nerdeyse yüzü Peygamberin mübarek yüzüne temas edecekti. Sonunda onun öldüğünü anladı ve “Sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zumer: 30) âyetini okudu.

Sahabeler, ey Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in arkadaşı! Allah’ın Peygamberi öldü mü? dediler. O, evet dedi.

Böylece insanlar, onun söylediği gibi olduğunu bildiler ve şöyle dediler: Ey Rasûlullah’ın arkadaşı! Peygamber’in namazını kılacak mısın? Ebû Bekir, evet, der.

İnsanlar, ey Rasûlullah’ın arkadaşı nasıl namazını kılacağını bize açıklar mısın? derler.

Ebû Bekir, bir topluluk gelip namazı kılar, akabinde de diğer topluluk gelip namazı kılarlar, der.

Onlar, ey Allah’ın Rasûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşı Rasûlullah defnedilecek mi? Ebû Bekir, evet der.

İnsanlar, peki nereye defnedilecek? dediler. O da şöyle der: Allah’ın onun ruhunu kabzettiği yere defnedilecektir. Çünkü onun ruhu, temiz bir yerde kabzedilmiştir. İnsanlar da bunun Ebû Bekir’in dediği gibi olduğunu gördüler.

Sonra da arkadaşınız yanınızdadır demiştir. Ebû Bekir çıkar ve muhacirler toplanıp kendi aralarında ağlamaya başlarlar ve idareyi konuşurlar. Bu esnada haydi kardeşlerimiz ensar’a gidelim, çünkü onların da bu meselede hakları vardır.

Muhacirler onlara gelirler, ensar da şöyle der: Bizden bir emir olsun, sizden de bir emir olsun.

Bunun üzerine Ömer Ebû Bekir’in elinden tutar ve şöyle der: Tek bir kında iki kılıç anlaşabilir mi? Ya da böyle bir şey elverilişli olur mu? Sonra Ebû Bekir’in elinden tutarak konuşmaya devam eder ve der ki: Bu üç kişi için kim vardı ki o arkadaşına diyordu, arakadaşı kimdi? O ikisi mağaradaydı, kimdi o ikisi? Üzülme, Allah bizimle, kimle beraberdi? Sonra da elini uzatıp ona biat etti ve şöyle dedi: Ona biat edin. Bunun üzerine de insanlar en güzel bir şekilde biat ettiler.720

2057-   Said b. Müseyyib’in şöyle dediği rivayet edilir: Ali b. Ebû Talib Ebû Bekir’e biat etmek için çıkmıştı, insanlar ve Ensar kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunu duyan Ali, onların duyabileceği şekilde yüksek sesle nida edip der ki: Hangi biriniz Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in takdim ettiğini geri alabilir? Bununla Ebû Bekir’i kastediyordu. Ali, kimsenin daha önce yapmadığı bir konuşma yapmıştı.

2058-   Abdullah b. Ka’b b. Malik’in anlattığına göre İbn Abbas şunu bildirir: Ali b. Ebû Talib, ölümüne sebep olan rahatsızlığında olan Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in huzurundan çıktı. Onu gören insanlar şöyle derler: Ey Ebû’l Hasan! Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) nasıl oldu? Ali, Allah’a hamd olsun iyi oldu, diye cevap verir ve Abbas b. Abdulmuttalib’in elini tutup devamla şöyle der: Görmez misin? Vallahi üç gün sonra asanın kulu olacaksın. Vallahi ben, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in bu hastalığından dolayı vefat edeceğini zannediyorum. Şüphesiz ben, Abdulmuttalib oğullarının yüzlerinde ölümü tanırım. Rasûlullah’a git de ona idarenin kimde olacağını sor. Eğer bizde ise bunu bilelim. Yok eğer bizden başkasında ise ona bunu bizde olmasını vasiyet etmesini söylersin.

Ali de şöyle der: Allah’a yemin olsun ki eğer onu Rasûlullah’tan isteriz de bize vermezse, insanlar onu bize hiçbir zaman vermezler. Vallahi bunu Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den istemem.721

2059-   İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre şunu aktarır: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in vefatı yaklaştığı zaman evde aralarında Ömer’in de bulunduğu birkaç kişi varken şöyle dedi: “Bundan sonra sapmayasınız diye bir vasiyet yazdırmam için bana bir şeyler getirin.”

Buna binaen Ömer şöyle der: Rasûlullah'ın hastalığı ağırlaşmıştır. Sizin yanınızda Kur’ân vardır. Bize Allah’ın kitabi yeter. Bu söz üzerine insanlar ihtilafa ve husumete başladılar. Onlardan kimisi, ona üzerine yazacağı bir şey yaklaştırın ki Rasûlullah sizin için vasiyetini yazdırsın. Kimileri de Ömer'in dediğini dediler.

İnsanlar yaygarayı ve ihtilafı arttırmaları üzerine Rasûlullah, “Hadi kalkın gidin” der.

Ravilerden biri olan Ubeydullah der ki: İbn Abbas şöyle derdi: O ne büyük bir musibettir ki onlar, ihtilafları ve yaygaralarıyla Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yazdırmak istediği vasiyete mani oldular.722

2060-   Ebû Seleme'nin Âişe'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Bekir çıkıp şöyle dedi: Kimin Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yanında herhangi bir alacağı varsa bize gelsin.

Ömer de der ki: Herhangi bir kimsenin ondan alacağı varsa bunu karşılamak önce Allah’a sonra sana düşer.

2061-   Talha b Musarrif der ki, Abdullah b. Ebû Evfa’ya sordum: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasiyette bulundu mu?

Abdullah, hayır dedi. Talha, peki Müslümanlara nasıl vasiyeti emretti?

Abdullah, Allah’ın kitabini vasiyet etti, dedi.

Huzeyl b. Şurahbil der ki: Ebû Bekir, Rasûlullah’ın vasiyetinin sorumluluğunu almıştı. Rasûlullah’ın ahdini bulduğunda onu yerine getirmek için buna bağlanmak Ebû Bekir’in hoşuna giderdi. Hadisi, Buhârî ve Müslim tahriç etmiştir.

2062-   İbn Şihab anlatır: Ebû Bekir'in faziletlerinden biri de bir an bile nankörlük etmemiştir.

2063-   Mübarek b. Fudale anlatıyor: Hasan’ın, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ebû Bekir’i halife bıraktığına dair yemin ettiğini duydum. Muaviye b. Kurra’nın, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ebû Bekir’i halife bıraktığına dair yemin ettiğini duydum.

2064-   Mesruk anlatıyor: Âişe der ki: Ebû Bekir, ölümüne sebep olan hastalığı esnasında şöyle demişti: Malıma bakın da emirliğe geldiğim günden itibaren artan bir şey varsa benden sonra halife olacak kişiye gönderin.

Âişe der ki: Ebû Bekir öldüğü zaman onun malına baktık ki bir çocuklarını taşıyan güçlü bir kölesi ve bir de sularını getiren bir hayvanı vardı. Bunları Ömer’e gönderdik. Bunu gören Ömer ağladı ve şöyle dedi: Allah’ın rahmeti Ebû Bekir’in üzerine olsun. Hiç şüphesiz kendisinden sonra gelenleri çok sıkıntıya sokmuştur.723

2065-   Ömer b. Hattab demiştir ki: Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir’dir. Bundan farklı bir şey söyleyen iftira etmiştir. Ona da iftira edenin cezası vardır.

2066-   İbn Ebi Muleyke anlatıyor: Âişe (radıyallahu anhâ) der ki: Babamın ölümü yaklaştığında beni çağırıp dedi ki: Ey Kızcağızım! Hayber mallarından sana vermiştim de sen de almamıştın, şimdi onu bana geri vermeni istiyorum.

Âişe, Allah seni bağışlasın ey babacığım! Allah’a yemin olsun ki şayet Hayber’in hepsi altın da olsa mutlaka sana geri veririm, der.

Ebû Bekir, ‘o Allah’ın kitabına göre olacaktır ey kızcağızım! Ben, Kureyş’in en iyi taciri ve malı en çok olandım. Ne zaman ki emirlik beni bundan alıkoydu ki zaten benim de çok malım vardı. -Ravilerden biri, rivayeti kendisinden rivayet ettiği Davud’un birkaç şey de daha zikrettiğini ancak onu ezberlemediğini söylemiştir. Sonra Ebû Bekir, Katavan abasını, ipi ve köleyi ölürsem hemen Hattab’ın oğluna götür ey kızcağızım! İşte bu elbiselerimle beni kefenleyin.’ demiştir.

Âişe der ki; bunun üzerine ağladım ve ey babacığım bizim bundan fazlasına gücümüz yeter, dedim.

Ebû Bekir de, Allah seni bağışlasın, bu hayırda öncülükten başkası değil mi ki!?

Âişe devamla şöyle anlatır: Ebû Bekir öldüğü zaman dediklerini Hattab’ın oğluna gönderdim. Onları gören Ömer de şöyle dedi: Allah sana merhamet etsin! O, arkasında kimseye söyleyecek söz bırakmamıştır.

2067-   Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’dan şunu anlattığı rivayet edilir: Ebû Bekir, rüyasında üzerinde şal elbise ve göğsünün üzerinde de iki tulum sırımı olduğunu görmüştür. Bunu Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e anlatır. Rasûlullah şöyle der: O şal elbise senin için çocuklarından daha hayırlıdır. İki sırım da iki sene emirliğe ya da iki sene insanların emrini üstleneceksin.

2068-   Said b. Müseyyib anlatıyor: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat ettiği zaman Mekke tek bir sesle sarsıldı. Öyle ki Ebû Kuhafe bunu işitir ve bu da nedir, der.

Yanındakiler, Rasûlullah vefat etti, derler. Ebû Kuhafe, insanlar ondan sonra ne yaptı, der.

Onlar, oğlunu sorumlu olarak atadılar, derler. O, peki Abduşems oğulları ve Muğire oğulları buna razı oldular mı, diye sorar. Onlar, evet derler.

Ebû Kuhafe de şöyle der: Allah’ın verdiğine mani olacak yoktur. O’nun mani olduğunu da verecek yoktur. Oğlu vefat ettiği zaman Mekke ölümüyle sarsılır. O, bu nedir, diye sorar. İnsanlar, oğlun vefat etmiştir, derler. O, büyük bir haberdir, der.

2069-   Osman b. Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer b. Hattab anlatır: Ebû Bekir’in ölümü yaklaştığı zaman Osman b. Affan’ı çağırır ve ona şu vasiyetini yazdırır: İş bu Ebû Bekir b. Ebû Kuhafe’nin ayrılmak üzere olduğu dünya hayatının son demlerindeki ve girmek üzere olduğu Ahiret hayatının ilk zamanlarındaki vasiyetidir. -Nihayet kâfir iman eder ve facir de tevbe eder.- Ben, Ömer b. Hattab’ı ardımdan halife olarak atadım. Eğer adil olursa ki bu benim onun hakkındaki görüşüm ve zannımdır. Yok, eğer zulmeder ve değişirse, ben bununla ancak hakkı irade ettim fakat ben gaybı da bilemem. Bu hususta muvaffak olmam ancak Allah katındandır. Sonra şu âyeti okudu: “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (Şuara: 227)


Alıntı
Dipnotlar:

719- Buhârî, Hudud, bab: 31; Müslim, Hudud, hadis no: 15; Ahmed, Müsned: 1/ 56.

720- İbn Mâce, hadis no: 438; Beyhaki, Sunenu’l Kubra: 4/30 ve 8/145.

721-  Buhârî, Megazi, bab: 85, İsti’zan, bab: 29; Ahmed, Müsned: 1/263 ve 325.

722- Buhârî, İlm, bab: 39, Megazi, bab: 85, Merda, bab: 17, l'tisam, bab: 26; Müslim, Vasiyyet, hadis no: 22; Ahmed, Müsned: 1/325 ve 336.

723- Beyhaki, Sunenu’l Kubra: 6/353.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #9 : 19 Ekim 2018, 01:27 »
Ehl-i Beytin Ebû Bekir ve Ömer Hakkındaki Sözleri

2070-   Yahya b. Şeddad der ki, Ali (radıyallâhu anh)’ı şöyle derken duydum: En faziletlimiz Ebû Bekir’dir.

2071-   İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demektedir: Ömer yatağına konduğu zaman bazı insanlarla beraber Ömer’e rahmet diliyorduk. Arkamdan bir adam gelir elini omuzuma koyup Ömer’e rahmet okuyarak şöyle dedi: Ben, ameliyle Allah’ın karşısına çıkmayı sevdiğim kimse yoktur ki mutlaka onun ameli bana sevimli gelmiştir. Ben, Allah’ın seni iki arkadaşınla beraber kılacağını umuyorum. Çünkü çoğu zaman Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken duyuyordum: Ben, Ebû Bekir ve Ömer şöyle idik... Ben, Ebû Bekir ve Ömer şöyle yaptık... İşte bu sebeple ben de Allah’ın seni o ikisiyle beraber kılacağına inanıyorum. Bir de baktım ki bunu söyleyen Ali b. Ebû Talib’dir.724

2072-   Nezzal b. Sebra anlatır: Ali (radıyallâhu anh)’ın mutlu ve mizahçı olduğu bir güne denk geldik. Ona dedik ki: Ey Mü’minlerin emiri! Bize özel arkadaşlarını anlat.

Ali, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in bütün Ashabı benim arkadaşımdır, dedi.

Onlar da, öyleyse bize Ebû Bekir es-Sıddık’ı anlat, dediler.

O şöyle cevap verir: O öyle bir zattır ki Allah Cibril’in ve Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in dilleriyle onu es-Sıddık diye isimlendirmiştir. O, namazda Rasûlullah’ın halifesiydi. Rasûlullah, ondan bizim dinimiz hususunda razı oldu. Biz de dünyamız hususunda ona razı olduk.

2073-   Suveyd b. Gafle anlatıyor: Şia’dan bir grubun yanından geçiyordum. Ebû Bekir ve Ömer’e dil uzatıp hakaret ediyorlardı. Ali b. Ebi Talib’in huzuruna girdim ve dedim ki: Ey Mü’minlerin emiri! Senin arkadaşlarından bir grubun yanından geçiyordum. Onlar Ebû Bekir ve Ömer’i hak etmedikleri şeylerle anıyorlardı. Şayet sen de onlara karşı kötü bir zan gizlemeseydin onlar böyle bir şeye cüret edemezlerdi.

Ali der ki: Onlar hakkında kötü zan beslemekten Allah’a sığınırım. Biz ancak geçenler hariç başka bir şeyi seçmiş değiliz. Güzel zanda bulunanlar müstesna Allah, onlar hakkında kötü zanda bulunanlara lanet etsin! Ebû Bekir ve Ömer Rasûlullah’ın iki kardeşi, onun iki arkadaşı ve iki veziridirler. Allah’ın rahmeti ikisinin üzerine olsun.

Sonra gözlerinden yaşlar aktığı halde ağlayarak oturduğu yerden kalktı. İki eliyle sakalını kabzetmiş bir halde mescide girip minbere çıktı. Elleriyle sakalını tutmuş ve sakalındaki beyazlara bakıp durur bir halde oturup insanların toplanmasını bekledi.

Sonra ayağa kalkıp kuvvetli ve veciz bir hutbe için kelime-i şehadet getirip şöyle dedi: Bazı insanlara ne oluyor ki Kureyş’in iki efendisi ve Müslümanların iki babası hakkında ileri geri konuşuyorlar. Ben onların bu söylediklerinden uzak ve beriyim. Ayrıca bu söylediklerinden dolayı da onları cezalandıracağım. Dikkat edin! Taneyi yarana ve insanı yaratana yemin olsun ki Ebû Bekir ve Ömer’i muttaki mü’minden başkası sevmez ve o ikisine de facir pislikten başkası da buğzetmez. O ikisi Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e doğruluk ve vefa üzerine arkadaşlık yapmışlardır. O ikisi iyiliği emretmişler, kötülüğü yasaklamışlar, kusurları affetmişler ve hak edeni de cezalandırmışlardır. Ebû Bekir ve Ömer, yaptıkları hususlarda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in görüşünün dışına çıkmamışlardır. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ikisinin görüşünü aldığı gibi kimsenin görüşünü almamıştır. Yine o ikisini sevdiği gibi kimseyi sevmemiştir. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu dünyadan göçtüğünde o ikisinden razıydı. Aynı şekilde o ikisi bu dünyadan göçtüklerinde de mü’minler onlardan razıydılar.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu Müslümanlara namaz kıldırması üzere sorumlu olarak atamıştır. O da Rasûlullah hayattayken Müslümanlara dokuz gün namaz kıldırmıştır. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat edip Allah’ın yanındakini tercih ettiğinde mü’minler onu bu konuda sorumlu tayin etmişler ve zekâtı da ona havale etmişlerdir. Çünkü namaz ve zekât beraberdir. Sonra da zorlanmaksızın isteyerek ona biatlerini verdiler. Ben de Abdulmuttalib oğullarından bunu ona yakıştıranların ilkiyim. Fakat o bundan hoşlanmadı ve başkasının bu sorumluluğu almasını istedi.

Allah’a yemin olsun ki o geride kalanların en hayırlısı, en merhamet edeni, en şefkatli olanı, verası en güçlü olanı ve yaş ve İslâm bakımından en önde gideniydi.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu şefkati ve rahmeti açısından Mikail’e ve affedici ve vakarlı olması yönünden İbrahim’e benzetmiştir. O da Rasûlullah’ın sireti üzere hareket etmiştir. Nihayetinde bu hal üzere vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun.

Ondan sonra emirliği Ömer üstlenmiş ve bu hususta da Müslümanlarla istişare etmiştir. Onlardan kimisi buna razı oldu, kimileri de hoşlanmamıştır. Ben de razı olanlardan biriyim. Ömer, kendisinden hoşlanmayanlar ondan razı olmadan bu dünyadan ayrılmamıştı. Hilafeti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ve arkadaşının metodu üzere ikame etmişti. O, yavrunun annesinin izinden gittiği gibi o ikisinin izinden gitti. Allah’a yemin olsun ki o, zayıflara karşı ince ruhlu ve şefkatli, mü’minlerin yardımcısı ve zalimlere karşı mazlumların yardımcısıydı. Allah’ın hükmü hususunda hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezdi. Allah onun diline hakkı yerleştirmiş ve doğruluğu da onun halinin bir parçası kılmıştı. Öyle ki biz, bir meleğin onun diliyle konuştuğunu zannediyorduk. Allah Teâlâ, onun Müslüman olmasıyla İslâm’ı kuvvetlendirmiş, hicretini din için bir payanda kılmış, münafıkların kalplerine ona karşı bir korku atmış ve mü’minlerin kalplerine de onun sevgisini yerleştirmiştir.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) düşmanlara karşı sert ve katı olması yönüyle onu Cibril’e ve kâfirlere karşı öfkeli ve hanif olması yönüyle de Nuh’a benzetmiştir. Onun yanında Allah’a itaatte zarar gören, Allah’a isyanda mesrur olandan tercihe daha şayandır. Peki, söyleyin sizin yanınızda o ikisi gibi kim vardır?! Allah’ın rahmeti ikisinin üzerine olsun. Allah, bize o ikisinin yolunda gitmeyi nasip etsin. Çünkü ancak onların yolundan gidilerek ve ikisini severek derecelerine ulaşılabilir. Her kim beni seviyorsa o ikisini de sevsin, o ikisini sevmeyen de bana buğzetmiştir. Zaten ben de ondan beriyim. Şayet ben onlar hakkında böyle bir nasihati daha önce yapmış olsaydım, onlar hakkında ileri geri konuşanları mutlaka çok ağır bir şekilde cezalandırırdım. Fakat uyarmadan önce cezalandırmam yakışık kalmaz. Dikkat edin! Bugünden sonra bana böyle bir şeyle gelen kişiye iftira cezası vardır. Dikkat edin! Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlıları Ebû Bekir ve Ömer’dir. Sonra Allah, hayrın her nerde olduğunu en iyi bilendir. Allah beni ve sizi bağışlasın.

2074-   Rasûlullah’ın arkadaşlarından olan Useyd b. Safvan (radıyallâhu anh) anlatıyor: Ebû Bekir vefat ettiği zaman insanlar Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in vefat ettiği günde olduğu gibi dehşete kapılmış ve Medine ağlama sesleriyle sarsılmıştı. Ali b. Ebi Talib ağlayarak ve “Allah’a aitiz ve yine O’na döneceğiz” diyerek ve bugün nübüvvet hilafetinin sonu geldi, diyerek Ebû Bekir’in içinde bulunduğu evin kapısına gelip durdu. Ali şöyle dedi: Allah sana rahmet etsin ey Ebû Bekir! Sen bu kavmin ilk Müslüman olanı, imanı en samimi olanı, en onurlu olanı, Allah’tan en çok korkanı, Rasûlullah’ı en iyi kuşatanı, İslâm uğruna beli en çok büküleni, arkadaşları için en güvenilir olanı, arkadaşlığı en güzel olanı, menkıbeleri en faziletli olanı, öncülüğü en büyük olanı, derecesi en yüksek olanı, Rasûlullah’a en yakın olanı, hidayeti, ahlâkı, vakarı ve fiili bakımından ona en çok benzeyeni, konumu en şerefli olanı, ona karşı en cömert olanı ve onun yanında en güvenilir olanıydın. İslâm, Rasûlü ve Müslümanlar için yaptıkların uğruna Allah seni hayırla mükâfatlandırsın.

İnsanların yalanladığı bir zamanda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i tasdik ettin. Allah Azze ve Celle, Muhammed’in sıdk ile getirdiği kitabında seni Sıddık diye adlandırmıştır. Ebû Bekir de bunu tasdik etmiştir. Rasûlullah yalnız kaldığında onu destekleyip teselli ettin. Diğerleri otururken sen onunla beraber ayağa kalktın. En sıkıntılı anda ikinin ikincisi olarak çok cömert bir şekilde ona arkadaşlık ettin. Ona arkadaş ve üzerine indirilen bir sükûnet oldun. Hicrette ve zorluk anlarında ondan ayrı kalmayıp yakınında durdun, insanlar dinden döndükleri zaman ümmetinde güzel bir şekilde ona haleflik yaptın. Hiçbir peygamberin halifesinin yapmadığı bir şekilde Allah’ın dinini ikame ettin. Arkadaşların zayıflık gösterdiğinde sen güçlü durdun, onlar boyun eğerken sen galip geldin ve onlar gevşeklik yaparken sen harekete geçtin. Onlar Ashâbıyken sen Rasûlün metoduna bağlı kaldın. Münafıklara rağmen, fasıkların aşağılamasına, münafıkların öfkesine ve hasetçilerin hoşlanmamasına karşılık sen tartışılmayacak şekilde gerçek bir halife oldun.

Onlar başarısızlığa uğramışken sen ümmeti ayağa kaldırdın. Onların dili tutulduğunda sen konuştun. Yerlerinde çakılıp kaldıklarında sen Allah’ın nuruyla yoluna devam ettin. Böylece peşinden gelerek hidayet buldular. Sen insanların sesi en alçak, gücü en yüksek, konuşması en az, mantığı en doğru, sessizliği en uzun ve sözü en belagatli olanıydın. Yine sen, görüşü en büyük, kalbi en cesur, yakinî imanı en kuvvetli, ameli en güzel ve işleri en iyi bileniydin.

Allah’a yemin olsun ki sen, insanlar ayrıldıkları zamanda dinin efendisiydin. Yine sonunda onlar dine yöneldiler. Mü’minlere merhametli bir baba olduğun için senin ailen oldular. Onların taşımaktan zayıf kaldıkları ağırlıkları yüklendin. Onların yitirdiklerini sen korudun. Böylece onların ihmal ettiklerini sen gözettin. Onlar kendilerini salıverdiklerinde sen kollarını sıvadın.

Paniğe kapıldıkları zamanda da izzetli durdun. Onlar ürktüklerinde sen sabredip onların isteklerini gerçekleştirdin. Ummadıkları şekilde isteklerini senin sayende elde ettiler.

Yine sen, kâfirlere karşı dökülüveren ve tutuşan bir azap oldun ve mü’minlere de yağmur ve bereket oldun. Vallahi yeterince güzelliğinle yaratıldın, fıtratındakiyle kurtulup faziletleriyle gittin. Öncelikli amellerinden payını aldın. Hüccetin mağlup edilmez ve kalbin sapmazdı. Basiretin zayıflamadı, korkak olmadığı gibi ihanet te etmedin. Sen, fırtınaların sarsamadığı ve patlamaların yerinden sökemediği bir dağ gibiydin. Sen, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in dediği gibi insanlar arasında kendisine karşı en cömerdiydin. Dediği gibi bedeni zayıf ama Allah’ın dini hususunda da güçlüydün. Mütevazı bir kişiliğe sahip Allah katında üstün, yeryüzünde değerli ve mü’minler nezdinde de büyük bir kimseydin. Hiçbir kimsenin seni karalaması ve gözün ucuyla bakması olamayacağı gibi sana karşı tamahkâr olması da düşünülemez. Kimseye karşı gevşeklik göstermezsin. Sen hakkını alıncaya kadar zayıf ve zelil olan sana göre güçlü ve izzetlidir. Kendisinden hakkı alıncaya kadar da güçlü ve onurlu da senin yanında zelildir. Yakın da uzak da bu hususta eşittir. Beyanatın, hak, sıdk ve yumuşaklıktır. Sözün de hüküm ve son noktayı koymaktır. İşinde yumuşak huyluluk ve kararlılık gösterirsin. Reyin de ilim ve azimettir. Sen, hak yol tutulmuş, zor kolaylaşmış ve ateşler söndürülmüş bir şekilde ayrılıp gittin. Din seninle mutedil oldu ve iman güç buldu. Kâfirler istemese de Allah’ın dini üstün geldi. İslâm ve Müslümanlar sebat ettiler. Allah’a yemin olsun ki çok önde ilerleyip gittin ve senden sonrakileri de çok yordun. Açık bir şekilde hayrı kuşatıp elde ettin. Senin için çok ağladılar. Kaybın gökyüzünde çok büyüdü, ölümünün musibetiyle mahlûkat yıkıldı. Biz Allah’a aitiz ve biz O’na döneceğiz. Allah’ın verdiği bu hükme razı olduk. Emrini O’na teslim ettik. Allah’a yemin olsun ki Müslümanlara Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den sonra senin gibisi isabet etmeyecektir. Dine izzet ve sığınak, mü’minlere izzet, sükûnet ve ünsiyet ve münafıklara da sert ve öfke oldun. Nihayetinde Allah seni Peygamberine kattı. Senin mükâfatından bizi mahrum etmesin. Senden sonra bizi saptırmasın. Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve biz O’nun olacağız.”

Ali b. Ebi Talib sözünü bitirinceye kadar insanlar sustu. Daha sonra Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Ashâbı ağlayıp şöyle dediler: Doğru söyledin ey Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in damadı!

2075-   Ebû’l Hasan Abdulbaki b. Kani’ bayramların birinde şunu anlattı: Ebû Tahir el-Alevi’yle bir araya geldim, şöyle dedi: Useyd b. Safvan’ın rivayet etmiş olduğu Ebû Bekir (radıyallâhu anh) vefat ettiği zaman Ali b. Ebi Talib’in konuşmasını içeren hadisi aktarmanı istiyorum. O, tamam, der.

Daha sonra evime gittiğimde kendi kendime düşünüp dedim ki; alevi bir adam ve Ebû Bekir’in fazileti söz konusudur, ona güvenemem. Ya da buna benzer bir şey dedim.

O der ki; Samarra’nın hadis ve şeri ilimler imamı Ebû’l Fadl b. Abdussemi’ el-Haşimi’yle arkadaşlık yaptım. Ben onunla beraber olduğum zamanlardan bir gün seher vakti kapımı çaldı. Ona kapıyı açtım, içeri girdi ve bana şöyle dedi: Neler yaptın?

Ben, bir iş, ya da hoşlanılmayan bir şey yapmadım, der.

O, ben rüyamda sanki ben ve sen büyük mescide girdik. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) de revakta iki avlunun arasında oturuyor, etrafında da arkadaşları vardı. Ben Peygamber’e selam verdim, selamıma karşılık verdi. Ama sen selam verince sana karşılık vermedi.

Bunun üzerine ben de dedim ki; O itham edilmeyecek bir kimsedir. Rasûlullah da bana, evet o dediğin gibi fakat o uyudu, dedi. Abdulbaki der ki; böylece ben de yanımdaki ve Ebû Tahir’in yapmış olduğu rivayeti ona bildirdim. O da bana, bunu ihraç et ve başkalarına naklet, dedi. İşte bu hadisin metni ve manasıdır.


Alıntı
Dipnotlar:

724- Buhârî, Fedailu’s Sahabe, bab: 6; Müslim, Fedailu’s Sahabe, hadis no: 14; İbn Mâce, Mukaddime, bab: 11; Ahmed, Müsned: 1/112.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #10 : 24 Kasım 2018, 01:30 »
Abdullah b. Cafer’in Sözü


2076-   Abdullah b. Cafer’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Bekir, en hayırlı halife olarak bizim sorumlumuz oldu. O bize karşı çok merhametli ve çok şefkatliydi.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #11 : 24 Kasım 2018, 01:35 »
Ali b. Hüseyin’in Sözü

2077-   İbn Ebi Hazim babasının şöyle dediğini aktarıyor: Ali b. Hüseyin’e, Ebû Bekir ve Ömer (radıyallâhu anhumâ)’nın Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yanındaki konumunun nasıl olduğu, sorulur. O cevaben şöyle der: Bugün sahip oldukları konumu gibidir. Zaten o ikisi şuan onun yatak arkadaşıdırlar.

2078-   Yahya el-Ateki anlatıyor: Harun Reşit Malik’e der ki: Ebû Bekir ve Ömer (radıyallâhu anhumâ)’nın Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in yanındaki konumu nasıldı? Malik der ki; ölümünden sonra kabirlerinin onun kabrine yakınlığı gibiydi.

Harun, derdime derman oldun ey Malik! demiştir.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 137
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: SAHABELERİN (RADIYALLÂHU ANHUM) FAZİLETLERİ HAKKINDA
« Yanıtla #12 : 12 Aralık 2018, 02:52 »
Muhammed b. Ali b. Hüseyin’in Sözü

2079-   Kesir en-Neva anlatıyor: Ebû Cafer Muhammed b. Ali’ye dedim ki; Allah beni sana feda kılsın! Söyler misin bana, Ebû Bekir ve Ömer hakkınızı alarak size zulmetti mi?

Muhammed b. Ali şöyle cevap verdi: Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indirene yemin olsun ki hayır! O ikisi hiçbir şekilde hakkımızı alarak bize zulmetmediler.

Ben, Allah beni sana feda kılsın, peki o ikisini seveyim mi? dedim.

O, yazıklar olsun sana! O ikisini sev ve dost edin! Allah, Muğire ve Beyana lanet etsin! İkisi biz ehl-i beyt hakkında yalan sözler uydurdular.

2080-   Cabir anlatır: Ebû Cafer Muhammed b. Ali’ye dedim ki; Allah beni sana feda kılsın! Hiç, sizden bir kimse Ebû Bekir ve Ömer’den beri olmuş mudur? İbnu’l Esbahani rivayetinde; Ebû Bekir ve Ömer’e söven var mıdır, şeklindedir.

Muhammed b. Ali şöyle demiştir: Hayır! Sonra devamla, o ikisini sev, onlara mağfiret dile ve onları dost edin, diye ekledi.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1621 Gösterim
Son İleti 11 Aralık 2015, 23:23
Gönderen: Tavhid.org
1 Yanıt
1455 Gösterim
Son İleti 08 Aralık 2015, 22:44
Gönderen: Tavhid.org
1 Yanıt
1732 Gösterim
Son İleti 08 Aralık 2015, 22:43
Gönderen: Tavhid.org
1 Yanıt
3512 Gösterim
Son İleti 17 Eylül 2018, 16:10
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
181 Gösterim
Son İleti 20 Kasım 2018, 14:07
Gönderen: Yahya Selefy