Tavhid

Gönderen Konu: Kulluğun İki Temeli Ekseninde Kalp ve Azaların İstikameti, İbn Kayyım Rha  (Okunma sayısı 1404 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

abdullah

  • Ziyaretçi
ALLAH’A KULLUĞUN İKİ YÖNÜ/TEMELİ EKSENİNDE KALP VE AZALARIN İSTİKAMETİ HAKKINDA İBN KAYYIM RHA’DEN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

Kaynak: Zikir ve Zikrin Faziletleri (El-Vabilu’s Sayyib min el-Kelimi’t Tayyib), s.22-27,  Polen Yay., İstanbul 2010)



İKİNCİ FASIL

Bütün arifler şu hususta ittifak etmişlerdir:

Tevfik (Allah’ın muvaffak kılması): Allah’ın seni, nefsine havale etmemesi, nefsinle baş başa bırakmamasıdır.

Allah’ın yalnız bırakması (Hizlan) ise: Allahu Teala’nın seni nefsine havale etmesi ve nefsinle baş başa bırakmasıdır.

Allahu Teala kimin hakkında hayır dilerse, ona Allah’ın önünde boyun eğme, günahlarından pişmanlık duyma, Allah’a sığınıp ihtiyacını O’na arz etme, nefsinin ayıplarını, cehaletini, zulmünü ve düşmanlığını görme ve Rabbinin fazlını, ihsanını, rahmetini, cömertliğini, keremini, zenginlik ve iyiliklerini müşahede edip, O’na hamd etme kapılarını açar.

Arif, bu iki kanatla Allah’a doğru yol almaktadır. Bu iki kanat olmaksızın arifin yol katetmesi imkansızdır. Bu iki kanattan birini kaybeden kimse, iki kanadından birini kaybeden kuş gibidir.

Şeyhu’l-İslam (Ebu İsmail el-Herevi) şöyle demektedir: “Arif olan kimse, Allah’ın minnet ve nimetlerini müşahede ederek, nefsinin ve amellerinin ayıplarını mütalaa ederek Allah’a doğru yol alır.”

İşte bu, Büreyde (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edilen sahih hadisin manasıdır. Rasulullah (sallAllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İstiğfarın efendisi (en yücesi) kulun şöyle demesidir: ‘Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim ahd ve va’d (söz) üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerime olan nimetini ve de günahlarımı kabul ve itiraf ediyorum. Beni bağışla. Şüphesiz günahları ancak Sen bağışlarsın.’ “ (Ebu Davud, 5070; İbni Mace, 3872)

İşte Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem): “Üzerime olan nimetini ve de günahlarımı kabul ve itiraf ediyorum” sözüyle Allah’ın nimetlerini ve minnetini müşahede ve nefisle amellerin ayıp ve kusurlarını mütalaa etmeyi bir arada zikretmiştir.

Allah’ın nimetlerini müşahede etmek, nimetleri verene hamd etmeyi, O’na şükretmeyi ve O’nu sevmeyi gerektirir. Nefiste ve amellerde bulunan kusur ve ayıpları mütalaa etmek ise, boyun bükmeyi, pişman olmayı, Allah’a olan ihtiyacını hissedip her an tevbe etmeyi ve nefsine iflas etmiş gözüyle bakmayı gerektirir.

Kulun kendisinden Allah’ın huzuruna gireceği en yakın kapı, iflas kapısıdır. Böylece kul kendi nefsi için bir üstünlük ve bir makam görmez. Herhangi bir sebebe bağlanarak Allah’ı bırakmaz. Nefsini bir minnet vesilesi kabul etmez. Katışıksız ihtiyaç ve salt iflas kapısından Allah’ın huzuruna girer. Bu husustaki hali, fakirlik ve miskinliğin kalbinin derinliklerine nüfuz ederek kalbini paramparça yaptığı, her taraftan kendisini pişmanlığın sardığı kimsenin haline benzer.

İşte bu kimse, Rabbi Azze ve Celle’ye muhtaç olduğunu, gizli ve açık her zerresinde bu ihtiyacın tam manasıyla bulunduğunu ve bir an bile Rabbi Tebarake ve Teala’dan uzaklaşması halinde zarara uğrayıp helak olacağını bilmektedir. Bu kul, Allahu Teala’nın rahmetiyle O’na dönmesi ve O’nun kusurlarını affedip silmesi haricinde zarar ve helaktan kurtulamayacağını da iyice anlamıştır.

Kulluktan daha yakın ve daha çabuk Allah’a varan bir yol yoktur. Aynı şekilde, nefis adına bir şeyler iddia etmekten daha kalın bir perde de yoktur.

Kulluk, iki temel üzerine kurulmuştur. Kulluğun aslı bu iki temeldir:

Kamil bir sevgi.

Tam bir boyun eğiş.

(Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Rahimehullah da, Kalp Amelleri adlı eserinde Allah’a kulluğun bu iki temelinden ibn Kayyım rahimehullah’ın yukarıdaki açıklamalarına paralel bir biçimde şu şekilde bahseder: “İbadet, Allah sevgisinin tamamını ve en mükemmellini, O’na karşı hiçliğin ve alçalmanın zirvesini içeren bir isimdir. Allah’a karşı küçülmeden yoksun bir sevgi ve sevgiden yoksun alçalma, ibadet olmaz. İbadet, ancak her ikisini bir arada bulundurandır.” Kalp Amelleri/İbadetin Mahiyeti, s.47, İkinci baskı, Guraba Yay.)

İşte bu iki aslın kaynağı daha önce geçen iki esastır. Bu iki esas da şunlardır:

Allah’ın nimetlerini ve minnetini müşahede etmek. Bu muhabbetin kaynağıdır.

Nefis ve amellerin kusur ve ayıplarını mütalaa etmek. Tam bir boyun eğmenin kaynağı da bu esastır.

Şayet kul Allah’a doğru yol alırken bu iki esas üzere hareket ederse, düşmanı ona karşı hiçbir şekilde zafer kazanamaz. Meğer ki gafil olsun. Ancak Allah Azze ve Celle hemen onu gafletten kurtarır ve onun kusurlarını örtüp affeder.


ÜÇÜNCÜ FASIL

Bir önceki fasılda söylenen şeylerin doğru ve en güzel şekilde gerçekleşmesi için, kalp ve azaların istikamet üzere olmaları gerekir. Kalbin istikameti iki şeyle gerçekleşir:

Birincisi: Kalpte bulunan Allah sevgisi, diğer bütün sevgilerden önde olmalıdır. Allah sevgisiyle onların hepsinin önüne geçmesi gerekir. Dolayısıyla kulun, her zaman için Allah’ın sevgisinin gerektirdiği şeyleri yapması kaçınılmaz olur. Allah’ın sevgisini iddia etmek ne kadar kolaysa, bunu bilfiil ispat etmek de bir o kadar zordur. İmtihanla kişi ya yücelir ya alçalır.

İnsanın sevdiği ve arzuladığı şeyleri veya amirinin, büyüğünün, şeyhinin ve ailesinin sevip arzuladıkları şeyleri Allah’ın sevdiği ve istediği şeylerin önüne geçirmesi ne kadar da çok gerçekleşmektedir! İşte bu insanların kalplerinde Allah’ın muhabbeti, diğer şeylerin muhabbetinin önüne geçmemiş ve onlara hakim ve amir kılınmamıştır. Bu gibi insanlar hakkında Allah’ın sünneti, onların sevdiği şeyleri onlara acılaştırmak ve sevdikleri şeyleri tatmalarına fırsat vermemek şeklinde cereyan etmektedir. Bunlar, kendi hevalarını, yaratılmışlar arasından saygı duyup tazim ettikleri kimselerin hevalarını, sevdikleri ve sevgilerini her şeye takdim ettikleri (her şeyden daha öne aldıkları) mahbublarının hevalarını Allah’ın sevdiği ve razı olduğu şeylere ve Allahu Teala’nın sevgisine takdim etmelerinin cezası olarak istedikleri şeyleri ancak zorlukla ve sıkıntıyla elde edebilmektedirler.

Allah Subhanehu geri çevrilmeyecek ve reddedilmeyecek bir şekilde takdir etmiştir ki, O’ndan başka bir şeyi (O’nun rızası olmadan) seven bir kimsenin, sevdiği şeyden dolayı sıkıntıya düşmesi ve zorluk çekmesi kaçınılmazdır. Allah’tan başkasından korkan kimseye, korktuğu şey/kimse musallat kılınır. O’ndan gayrisiyle meşgul olan kimseye, meşgul olduğu şey felaket getirir. O’ndan başkasını O’na tercih eden kimseye, tercih ettiği şey bereketli olmaz. O’nu kızdırarak başkasını razı edene, razı ettiği şeyi Allah ona muhakkak kızdırır.

İkincisi: Kalbin kendisiyle istikamet kazandığı ikinci şey ise; Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmek, onları tazim etmektir. Bunu sağlayan şey ise, emreden ve nehyeden/yasak koyan Zatı tazim edip yüceltmektir. Zira Allahu Teala, kendisini tazim edip yüceltmeyen ve kendisinin emir ve yasaklarını tazim edip, riayet etmeyen kimseleri kötülemektedir. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: “Size ne oluyor ki Allah’a bir vakar (ululuk, büyüklük) yakıştıramıyorsunuz?” (Nuh, 13) Bu ayetin tefsiri hakkında şöyle denilmiştir: Size ne oluyor ki Allah’ı tazim ederek, O’ndan korkmuyorsunuz?”

Allah’ın emir ve yasaklarına tazim etmek hususunda Şeyhu’l-İslam (İsmail el-Herevi)’ın söylediği ne güzeldir: “Emir ve nehiylere tazim etmek; kuru ruhsatlarda onlara karşı koymamak, aşırı zorlaştırmalara onları maruz bırakmamak ve boyun eğip itaat etmeyi zayıflatacak illetlere onları yorumlamamaktır.”

Bu sözün ifade ettiği anlam şudur: Hak (Azze ve Celle)’yi tazim etme mertebelerinin ilki, O’nun emir ve yasaklarına tazim etmektir. Zira mü’min, Allah’ın Rasulullah (sallAllahu aleyhi vesellem) ile birlikte bütün insanlara gönderdiği mesajlar yoluyla ancak Rabbini tanıyabilir. Bunun da gereği Allah’ın emir ve yasaklarına boyun eğip itaat etmektir. İşte bu, ancak Allah’ın emirlerine tazim edip onlara uymakla gerçekleşebilir.

Böylece mü’minin Allahu Teala’nın emir ve yasaklarına tazim etmesi, emir ve yasakların sahibine tazim ettiğini göstermektedir. İşte kulun, iman ve tasdik ile akide sıhhati ve büyük nifaktan beri olmakla kendilerine şahitlik edilen iyilerden olması bu tazimi oranında olur. Çünkü insan, bazen insanların gözüne girmek, onlar arasında makam sahibi olmak için Allah’ın emirlerini yerine getirir. Aynı şekilde insanların gözünden düşmemek ve Allahu Teala’nın yasaklarının işlenmesine binaen koyduğu hadler gibi dünyevi cezalardan sakınmak için nehiylerden uzak durabilir. İşte böyle birinin, emirleri yerine getirmesi ve yasaklardan kaçınması, emir ve nehiyleri, emreden ve nehyeden Zatı tazim etmesinden kaynaklanıyor değildir.






 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
5187 Gösterim
Son İleti 18.08.2018, 04:38
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1348 Gösterim
Son İleti 03.08.2017, 20:14
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
1072 Gösterim
Son İleti 31.05.2018, 06:03
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
1510 Gösterim
Son İleti 17.09.2018, 11:07
Gönderen: abdullah
0 Yanıt
1919 Gösterim
Son İleti 25.09.2018, 02:08
Gönderen: Ahmed bin Hanbel