Tavhid

Gönderen Konu: Deccalin Dini Demokrasi'nin İç Yüzü  (Okunma sayısı 2496 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Deccalin Dini Demokrasi'nin İç Yüzü
« : 25.06.2015, 15:33 »
Bismillahirrahmanirrahim.

Günümüzde en çok gündeme gelen,daha doğrusu bazı mahfiller tarafından gündeme getirilmeye çalışılan konulardan biri şüphesiz İslam-demokrasi ilişkisidir. Konu çeşitli basın yayın kuruluşlarında,akademik ortamlarda,ilahiyat çevrelerinde “İslam ve demokrasi çatışır mı yoksa uyuşur mu”sorusu etrafında tartışılmakta ve her ne hikmetse de her zaman sonuç aynı olmaktadır: İslam ve demokrasi birbiriyle çelişmez!Peki bu,gerçekten böyle midir? İşte bu ve benzeri yazılarda bu soruya cevap bulmaya çalışacağız inşaallah.Ve meseleye önyargılardan, kültür emperyalizminin yönlendirmelerinden uzak olarak bakan herkesin tespit edebileceği gibi İslam ve demokrasinin birbiriyle çelişen hatta çatışan iki ayrı sistem, iki ayrı din olduğunu gözler önüne sereceğiz.

Öncelikle şunu tespit etmek lazımdır ki bu meseleyi gündeme getiren çevrelerin amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Yani amaç tarafsız bir araştırma yapıp hakikate ulaşmak değildir. Bilakis gaye cevabı kafalarında önceden belli olan bir soruyu gündeme getirip kamuoyunu istedikleri doğrultuda yönlendirmektir. Peki kimdir bu çevreler? Bu çevreler yeni dünya düzenini inşa etmeye çalışan yahudi-mason mahfillerinden başkası değildir. Hedefleri bütün dünyaya demokrasiyi yayarak ideolojik ve dini merkezli totaliter yönetimleri yıkmak; böylece her ülkede serbestçe faaliyet gösterecekleri, fikirlerini serbestçe yayacakları bir ortam hazırlamaktır. Böylece planlamış oldukları Deccal krallığının kuruluşu kolaylaşacaktır. Basın yayın organlarında geçen her demokrasi kavramının üstünü çizip yerine “ yahudilerin,masonların ve bunların yönetimindeki amerikan ve batı emperyalizminin hegemonyasını kabul eden sistem”yazın,okuduğunuz ifadede hiçbir anlam kayması olmayacaktır. Kısacası “ortadoğuya demokrasi getirmek istiyoruz”vb ifadelerde geçen demokrasi kavramı bir koddan ,şifreden ibarettir. Bunu yapmadan önce elbette bunun ideolojik altyapısını da hazırlamışlardır.Bu ideolojik altyapı ise doğu blokunun çöküşünden sonra 90’lı yıllardan itibaren dünyaya yayılmaya başlayan post-modernist düşüncedir.Bütün özgürlükçü düşüncelerin altyapısında yer alan bu anlayışa göre mutlak,kesin gerçeklik diye bir şey yoktur.Hiçbir kişi ve grup hakikatin kendi tekelinde olduğunu iddia edemez.Buna elbette dinler de dahildir.Bu felsefenin doğal sonucu düşünce ve ifade özgürlüğüdür.Çünkü her düşünce aynı oranda doğru olduğuna göre hepsi saygıdeğerdir,o yüzden hepsine konuşma hakkı tanıyıp hepsini dinlemek lazımdır.Her düşüncede alınacak doğru yönler vardır.Sanırız dinler arası diyalog,uzlaşma ve hoşgörü çağrıları da bu felsefeden ilhamını almaktadır. Bunun da ötesinde post-modernist düşüncenin temsilcilerinin masonik çevrelerle temas halinde olduğunu gözönünde bulundurursak bunun arkasında masonik/batini düşüncelerin bulunduğunu rahatlıkla görebiliriz.Masonluğun en temel düşüncesi de hiç şüphesiz vahdet -i vücut (varlık birliği) düşüncesidir. Tasavvufun da savunduğu bu akideye göre her insan Allahtan bir parçadır dolayısıyla her insanın fikri ve inancı Allah kelamı gibi değer taşır ve tapınılan herşey Allahın bir yansıması olduğu için bütün din mensupları Allaha tapmış sayılır. Bunun doğal sonucu dinlerin birliği düşüncesidir.Günümüzde topluma empoze edilen dinlerin kardeşliği inancını İbni arabi, Mevlana gibi mutasavvıflar asırlar önce ifade etmişlerdir

Liberal (özgürlükçü) demokrasinin temelinde böyle bir felsefi zemin olduğu içindir ki belli bir ideolojiye  veya dine dayalı olarak oluşturulan sistemler günümüzde demokrasiye direnmektedirler. Görüldüğü gibi demokrasiyle çatışan tek sistem İslam değildir. Kurtuluşun kendi tekelinde olduğunu olduğunu iddia eden her din ve ideoloji karşısında demokrasiyi bulur. İslamla özgürlükçü demokrasinin birarada bulunabileceğini ileri sürenler öncelikle İslamın tek hak din olduğu inancından vazgeçmek durumundadırlar ki bunun da küfür olduğu ortadadır. Bu tip düşüncelerin İslama karşı olduğunu açıkça ifade eden gruplar tarafından dile getirilmesini anlamak bir parça mümkündür. Fakat garip olan şey kendilerini İslama nispet eden kimselerin de demokratik zihniyeti savunmalarıdır. Hatta geçmişte Abant platformu (buna Abant konsili demek daha doğru olur) vb ortamlarda Ali Bulaç, Mehmet Aydın gibi İslamcı entellerin de katkısıyla hazırlanan bildirgelerde “kainatın egemenliği Allaha aittir, milli egemenlik ise millete aittir” türü müşrik mantığını yansıtan demagojilerle demokratik düşünce meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. İşte bizim bu yazılarda hedefimiz günümüzde insanlara İslama alternatif bir din olarak sunulan demokrasiyi teşhir etmektir. Particilik vb demokratik çalışma metodlarının deşifre edilebilmesi için de öncelikle bu metodların temelini teşkil eden demokratik mantığın çürütülmesi icab etmektedir. Vallahu'l Mustean.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: Deccalin Dini Demokrasi'nin İç Yüzü
« Yanıtla #1 : 25.06.2015, 15:39 »
Demokrasi Dini-İnanç Ve İbadetleri:

Beşeriyet için bir sistem sunması açısından demokrasiye baktığımız takdirde,bu siyasal sistemin de dinlerden bir din olduğu anlaşılır. Çünkü siyasal bir tez ya da sistem olarak demokrasi,belki de bütün düzenlerin temel tartışma konusu, temel meselesi olan egemenlik ya da hakimiyet meselesi hakkında kendine has yorumlarıyla konuyu gündeme getirmektedir. Demokrasi de esas itibariyle diğer düzenler ya da dinler gibi “egemenlik”sorununu daha açık ifadesiyle “egemenliğin kime ait olduğu sorununu” ortaya atar ve bu konuda kendine has bir yorum getirir. Özellikle siyasal egemenliğin kime ait olduğu sorununu gündeme getirmek suretiyle demokrasi,kendince meseleyi temel noktasından yakaladığını kabul eder. Siyasal egemenliğin kime ait olduğu sorununu çözdükten sonra,siyasal ve sosyal içerikli diğer bütün problemleri bu esasa göre çözümleyebileceğini kabul eder. Siyasal egemenlik sorununu çözdükten sonra,bu temel mantığına ve yaklaşımına göre ya da bundan hareketle,diğer meselelerini çözmeye çalışır. Böylelikle ilk anda yalnızca siyasal bir tez görünümüyle ortaya çıkan düzenin çerçevesi,gittikçe dolar ve artık yalnız siyasal görünümlü bir sistem olmaktan kurtulur,beşer hayatının bütün alanlarına el atan bütünlük kazanmış bir düzen ya da “din”kimliğini kazanır. Öyle ki her din gibi demokrasinin de kendine göre ibadetleri, ritüelleri,ayinleri, ibadet yerleri,i nanç sistemi, hayat felsefesi ve kendine has davranış kuralları vardır.Tabi ki bütün bu ibadetlerin kendisine arzedildiği bir ilahı da vardır demokrasinin...

Demokrasi dininin ilahı halktır,halk iradesidir.En üstün otorite yani hakimiyetin kayıtsız şartsız millete nispet edilmesi bunu gösterir.Halk adına teşri/şeriat(kanun) koyma yetkisini milletvekilleri kullanır.İslamda nasıl ki insan Allahın halifesidir,Allah hikmeti gereği yeryüzünde ilahi kanunları uygulama yetkisini insanoğluna vermiştir;aynı bunun gibi-teşbihte hata olmasın- demokrasi dininin tanrısı olan halk da seçtiği vekiller/halifeler aracılığıyla yasamada bulunur.Ancak İslamda halifenin yetkisi nasslarla sınırlıyken demokraside halkın egemenlik hakkı bütünüyle meclise devredilmiştir.Dolayısıyla milletvekilleri de büyük ilah olan halk iradesinin yanında adeta küçük birer ilahçık olarak helal-haram kılma yetkisini ellerinde bulundururlar.Bu açıdan parlamento tam bir panteon(ilahlar arenası) mahiyeti arzetmektedir.Bunun eski şirk dinlerinden tek farkı baş ilah olarak Zeus yerine daha soyut bir kavram olan halk iradesinin benimsenmiş olmasıdır.Fakat parlamento bir ilahlar meclisi hüviyetinin yanısıra küçük tağutların büyük tağuta yani milli egemenliğe karşı kulluk görevini icra ettiği bir mabed(tapınak)niteliği de taşır.Bu dediğimiz şeyin gizli bir tarafı yoktur.O kadar ki TC’nin sabık firavunlarından birisi-Süleyman Demirel- “parlamento demokrasinin en büyük mabedidir”ifadesini kullanabilmiştir.

Her din gibi demokrasinin de kendine has ibadet şekilleri vardır.Demokrasideki en önemli ayin kuşkusuz seçimlerdir ve seçim tarzı şeylerdir(referandum,halkoylaması vs)Çünkü halk iradesi özellikle günümüzde uygulanan temsili demokrasilerde ancak seçimler yoluyla tezahür eder.Halkın bir meydanda toplanıp kanun yaptığı doğrudan demokrasi ise eski Yunanda vs de uygulanmış olup şu an uygulanma imkanı yoktur.O yüzden seçimlere iştirak eden,sandık başına giden herkes,kendisine yani halka atfedilen ilahlık iddiasını tasdik etmiş olur.Çünkü halkın ilahlık iddiasını uygulayabileceği tek yer sandık başlarıdır.Demokrasi insanların aynı anda hem ilah hem de kul olabildiği garip bir dindir.Çünkü sandık başına gidip oy kullanan insanlar hem kendilerine atfedilen ilahlık yetkisini kullandıkları gibi aynı zamanda soyut bir kavram olan halk iradesine kulluklarını arzediyorlar.Kısacası ilahlar rejimi demokrasi dininin bir pazar ayini statüsünde olan seçimlere iştirak halkın egemenliğini kullanma aracıdır.Dolayısıyla ister belediye seçimi ister parlamento seçimi mahiyeti ne olursa olsun sandık başına gitmek milli egemenlik düşüncesini tasdik manasına gelir ki bunun şirk olduğu açıktır.

Siyasal partiler beşeri sistemin anayasasında da belirtildiği gibi “demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.”Bunun tersini de söyleyebiliriz yani demokrasi siyasal partilerin vazgeçilmez unsurudur.Çünkü siyasi partiler demokratik sistemden ve demokratik zihniyetten kaynaklanan kurumlardır.Dolayısıyla demokratik sistem içersinde faaliyet gösteren partilerin aslında demokrasiye inanmadıklarını ifade etmelerinin de herhangi bir manası yoktur-günümüzde bunu bile söyleyen kalmamıştır,bu da tabii ayrı bir konu-Çünkü siyasal partiler demokratik sistemin mezhepleri konumundadırlar.İslamda Hanefi,Şafii gibi mezhepler nasıl ki usulde Allahın hakimiyetini kabul etmekle beraber füru’da değişik kanaatleri savunuyorlarsa demokratik sistemdeki bütün partiler de sistemin temel ilkelerini kabul etmekle beraber ancak ayrıntılarda farklı görüşleri dile getirebilirler.Bundan dolayı demokratik sistem içerisinde parti ismi taşıyan teşkilatlar oluşturmak isterse seçimlere katılmasın veya sadece paravan kuruluş niteliği taşıyan tabela partisi olsun kesinlikle caiz değildir.Hatta bazı islamcı grupların yaptığı gibi parti ismi taşıyan yapılanmalar oluşturmak-oluşan yapı yasal zeminde faaliyet göstermese bile-doğru değildir.(Hizb’ut tahrir el-islami/islami özgürlük partisi örneğinde olduğu gibi) Çünkü küfür zihniyetinden kaynaklanan isimleri kullanmak kafirlere benzeme kapsamına girer. Vallahu a'lem.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: Deccalin Dini Demokrasi'nin İç Yüzü
« Yanıtla #2 : 01.08.2016, 23:39 »
.

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: Deccalin Dini Demokrasi'nin İç Yüzü
« Yanıtla #3 : 30.03.2019, 01:43 »
.
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2014 Gösterim
Son İleti 02.08.2016, 20:08
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1553 Gösterim
Son İleti 09.03.2017, 22:53
Gönderen: Leys b. Sad
5 Yanıt
2897 Gösterim
Son İleti 21.10.2017, 20:21
Gönderen: İbn Teymiyye
7 Yanıt
1204 Gösterim
Son İleti 22.06.2019, 01:23
Gönderen: İbn Teymiyye