Tavhid

Gönderen Konu: ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!  (Okunma sayısı 1015 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 654
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« : 26 Eylül 2018, 02:30 »
Bismillah. Arapça bilen kimselere çağrıda bulunuyor ve diyorum ki! Şayet şu adreste bulunan tartışmayı okuyup isabet eden tarafa taraf olmuyor ve bir kalpazanın kalpazanlıklarını seyredip dilsiz şeytan oluyorsanız yazık sizlere. Öğrendiğiniz dilin hesabını mutlaka bir gün vereceksiniz. Gelin biz hatalıysak arapça dil kaidelerine göre izah edin yok değilsek o zaman diğer tarafın hatasını yüzüne vurun. Bu kalpazan Alimlere kabul etmediği bir mezhebi uydurup yapıştırıyor hem de bunu kasten yapıyor. Sizce kasıtlı olarak Allah'ın dininden kimler oynar!??
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 145
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Ynt: ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« Yanıtla #1 : 26 Eylül 2018, 11:49 »
Bismillahirrahmanirrahim.

Batıla davet sitesi, söz konusu olan nakli tahrif ederek tercüme ettikleri hususunda kendilerine yöneltilen itirazlara karşı hala bir cevap vermedi. Sözde bu insanlar çok meşgul! oldukları için iki kelimelik bir tercüme olayını bir türlü tahkik edip sitelerinde açıklayamadılar. Ancak bunu açıklamak yerine yazabildikleri tek şey “ortada tahrif falan yoktur. Bunu Arapçayı biraz bilen, hatta okuduğunu anlayan bir kimse bile görür. Dolayısıyla yapılan tercüme doğrudur.” şeklinde bir yazı. Gerçi bunu yazmalarının ne önemi var anlamış değilim. Çünkü zaten bunu böyle iddia ettiklerini herkes biliyor. Yazacaklarsa bu cümledeki على (ala) harfi cerini neye göre hazfettiklerini, cümleyi neye göre akışından koparıp, kendi batıl iddialarını destekleyecek konuma sokabilmek için öncesi ile alakasız bir şekle soktuklarını açıklasınlar.

Ben, Alkeme’nin bahsettiği Arapçayı biraz bilen bir kimse olarak yapılan tercümeyi inceledim. Evet, olay bahsettiği gibidir, yani gerçekten çok az Arapça bilen birisi bile bu cümleyi tercüme edebilir. Ben ettim ve tercümenin yanlış olduğunu gördüm ve buradaki yanlış, tercümede yapılan ufak bir hatadan kaynaklanmıyor, aksine bilinçli bir şekilde nakli kendi batıl akidelerine uydurmak için yaptıkları bir tahriften kaynaklanıyor!

Söz konusu cümle şu şekilde geçiyor.
لَا هَذَا على الإستحلال
Bu cümlenin birebir tercümesi şu şekildedir: “Hayır, bu istihlal üzerinedir”

Arapça sözlük kullanan bir kimse bile bu ibareye kolayca çevirebilir. Çeviriyi yaparken birebir değil, mana yönüyle yaptık gibi bir itiraz yapsalar bile hocamızın da bahsettiği gibi naklin öncesi bu anlamı vermeye uygun değil. Sırf Türkçe olarak bile yaptıkları tercüme incelendiğinde konunun akışına uymayan bir “Hayır” ifadesi var. Burada alim “Hayır” derken neyi reddediyor! Hocamın yazdıklarını tekrar etmemek için çok fazla yazmıyorum. Dileyenler ilgili yazıdan buradaki mantık hatasını okuyabilirler.

Konu bu kadar açık ve açıklaması basitken hala boş vakitleri olmadıkları için yazamadıklarını söyleyerek yada kale almadıklarını yazarak konuyu geçiştirmeye çalışıyorlar. Doğru adamlar çok meşgul! Daha Arapçası olmayan Davetçinin tefsirini, Arapçadan çevirecekler!

Velhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimdışı Ahmed bin Hanbel

  • Newbie
  • *
  • İleti: 11
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
MÜSLÜMANLARIN ARAPÇA BİLMEDİKLERİNİ İDDİA EDENLERE
« Yanıtla #2 : 26 Eylül 2018, 17:13 »
Bismillah,
Elhamdulilah,
Vesselâtu alâ Râsulillah.


     Allah'ın selamı ve bereketi Tevhid davetini, Sahabe (r.anhum) ve onların yollarından giden Selef (r.aleyhim ecmain) gibi devam ettirerek yapan Muvahhidlerin üzerine olsun.

     Size de tekrar tekrar veyl olsun ey batıl davetçileri! Bilesiniz ki Hakk'ın ortada olduğu yerde Batıl'ın(ızın) hiç bir değeri yoktur, yok olmaya mahkumdur.

Bundan sonra;

     "Haram evliliklerin hükmü" meselesindeki saptırmalarınızın yanısıra; üstüne bir de -sanki sokak söyleşisi veya alâlede bir sohbet havası imiş gibi- Müslümanların hocalarını ve ilmini alaya alarak; konuyu basitleştirmeye çalışıyorsunuz ve böylece meseleyi asıl mecrasından saptırmaya çalışıyorsunuz.

Ben acizâne derim ki,

     Şahsen benim arapça hususunda bir alt yapım yok, herhangi bir arapça hocasına talebelikte yapmadım. Ancak ne var ki, bazı takiplerim ve kendi çapımda okur-yazarlığım neticesinde yapmış olduğum temel ders notlarımdan yola çıkarak sizlere cevap vermeye çalışacağım. Yani, benim gibi birisi dahi size cevap verebiliyorsa veya sizin -deccalimsi- yaptığınız tahrifatı fark edip; sitede hocamızın yaptığı açıklamalarındaki isabeti anlayabiliyorsa, artık varın gerisini siz ve takipçileriniz düşünün... Gerçi sizin gibi meseleyi asıl merasından saptırmakla ve insanları alaya almakta maharetli parmaklar, muhakkak buna da atacak bir taş bulabilirsiniz, Alahualem!

     Konuya dönecek olursa,
     Bunları yazarken, aynen dediğiniz ve bundan farklı bir şey yapmadan; "...Arapçayı azıcık bilen veya okuduğunu anlayan..." misali; elime temel arapça kitaplarımı aldım; yanına kalın bir cilt arapça sözlüğümü aldım ve eskiden karaladığım (beni az bilen seviyesine çıkaran) arapça notlarımı da aldım; yola çıktım.

     Öncelikle basit tercümeler ile "ilkokul" seviyesinde bir kaç örnek vermek istiyorum...:

Birinci örnek:


،ﻣﻦ أﻳﻦﻫﻢ؟ أﻛﻠﻫﻢ ﻣﻦ ﺑﻠﺪ واﺣﺪ

     "Onlar nereden (nereli)? Hepsi aynı şehirden mi?"

،ﻻ، ﻫﻢ ﻣﻦ ﺑﻠﺪ ﻣﺨﺘﻠﻔﺔ

     "Hayır. Onlar çeşitli (farklı farklı) şehirlerden."

İkinci örnek:


أﻫﯘﻻء أﻃﺒﺎء؟

     "Onlar doktor mu?"

،ﻻ، ﻫﻢ ﻣﺪرﺳﻮن

     "Hayır. Onlar öğretmendir."

Üçüncü örnek:

أﻫﺬا ﻛﺘﺎﺑﻚ ﻳﺎ ﻣﺤﻤﺪ؟

     "Bu senin kitabın mı ya Muhammed?"

،ﻻ، ﻫﺬا ﻛﺘﺎب ﺣﻤﺰۃ

     "Hayır. Bu kitap Hamza'nın."

...

     Şimdi ben bu örneklere baktığımda, evet okuması yazması olan herkesin de anlayacağı üzere; muhataba bir soru yöneltiliyor. Muhatap, "hayır" deyip, teklif edileni/sorulanı inkar ediyor ve cümleyi/konuyu kapatıyor. Ardından kendisi mevzuyu yeni şekli ile olayın aslına dikkat çekerek, yeni bir cümle ile iade ediyor.
     Bu arada şunu belirtmek isterim, ben, her ne kadar arapça konusunda acemi ve ilkokul derecesinde isem de; evet okur-yazarım ve hatta üniversite mezunuyum; ve hatta edebiyatım/dilbilgim de azımsanamayacak derecede iyidir! (Bu nimetinden dolayı Allah'a hamd olsun!) Yani ilkokul çocuğu değilim!

     Yani tercümenin buraya kadar olan kısmında, benim gibi biri için sizdeki tahrifat; hocamdaki mana verme Yani "hayır" dan sonra verilen cevabın, sorulan soruyu teyid/tasdik maksatlı değil; olayın aslını haber verme cinsindendir.
isabeti açıktır!

Sonra,

     Ardından
ﻋﻠﻰ harf-i cerri ile denilenler aynen hocamın dediği gibidir. Çünkü, basitinden, ﻋﻠﻰ harf-i cerri ile alakalı (arapça sözlüğü kurcalamasını bilen kimseler de bilir ki(!)) sözlüğe baktığımda; bu harf-i cerr ile alakalı tam 20 tane (kullanım yerine göre) değişik manası var. Gerçi, sadece bu harf-i cerr'in kelime karşılığı olan "üzerinde" tanımı bile söz konusu tercümede hocamın haklılığı için yeterli iken, bu 20 değişik manadan; bu cümle için iki tanesi daha uygun düşüyor.

     Mesela ilkinde, "musahabe için olup; '-ile, -rağmen, -beraber' anlamlarında kullanılır." diyor. Tercüme de bu açıklama esas alındığında, cümle; "Hayır. Bu, helalleştirme ile beraber olursa..."" anlamı kazanır. İkincisinde ise, "istidrak için olup;
ﻟﻜﻦ anlamında kullanılır." diyor. Tercüme de bu açıklama esas alındığında, cümle; "Hayır. Lâkin helalleştirme olursa..." anlamı kazanır. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabbime hamdolsun.

Şu halde,
     Burada aynen, hocamızın dediği gibi sizde tahrif; bizde isabet vardır. Bu, benim dahi gözlerimin önünde açık seçik ortadadır.

     Bizim imamlarımızdan biri şöyle demişti: "Müslümanların avamından bir kişi, kafirlerin alimlerine galip gelir/üstündür." Evet durum aynen onun dediği gibidir. Bu Allah Subhanehu'nun hikmetidir. O'nun ilminin her halükarda üstün olduğunun göstergesidir.

     Şimdi siz bırakın laf kalabalığını da tevbe edin! Görmez misiniz, Müslümanların garipliğinin yanı sıra Batıla hiç bir surette 'eyvallah' demiyor. Yahut, toplumun bunca batıllığının yanı sıra, kibir yaparak "cevap vermeye gerek yok" demiyor. Çünkü böyle meselelerde dahi olur ya, Allah subhanehu birilerinin gözlerinin açılmasına bu garipler vesilesi fırsat tanır. Çünkü Hak, her zaman Batılın karşısında ve üstüne balyoz misali iner de, Hak taraftarsız değildir.

     Âlemlerin Rabbi olan, uluv sıfatına her zaman sahip olan, arşa istiva eden, dilediği zaman dünya semasına inen Rabbime hamd olsun.

Son sözüm Rabbimin dediği gibi:

     "Ve de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur." (İsra: 81)



Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1023
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« Yanıtla #3 : 26 Eylül 2018, 17:36 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Ey Adavetul Hak'cılar! Ey Batıl Ehli!

Sizler cehaletinizi yine her zamanki gibi, sessizliğe bürünerek ardından alakasız açıklamalarda bulunarak daha sonra trübünlere oynayarak sonra oyalayarak ve yapılacak açıklamayı geciktirerek savmaya çalışıyorsunuz. İşin normal seyrinde sitenizi bir süre bakıma alarak kapatmanız da var... Sonunda da –ahmak, dalkavuk ve cahil tabilerinizden başka- hiç kimsenin mutmain olmayacağı, ne dediği anlaşılmadığı gibi kalplere şifa olacak bir özellik taşımayan sözde bir açıklama yaparak meseleyi kapatmaya çalışıyorsunuz.

Bütün bunları acziyetinizi bastırmak için yapıyor olmanız işi sizin açınızdan daha da kötü bir duruma getiriyor. Bağnazlığınızı, acziyetinizi, ilim sahibi olmadığınızı, yaptığınız hataları, tahrifleri alçak gönüllülükle itiraf edin, böyle yapın ki Allah da size hidayetin yollarını kolaylaştırsın.

Sitemiz tarafından tercüme edilerek yayınlanan kitaplardan "el-Umde" isimli eserde tercüme ve kontrolleri, "İntisar" ve "Muayyen Tekfir" kitaplarında da kontrolleri yaptık. Yıllardır İngilizce ve Arapça’dan tercüme yapıyoruz. Basılı kitaplar dışında da birçok kitap tercümesi ve sayısız risaleyi tercüme ettik, Allah'ın kolaylaştırması ve izni ile tercüme etmeye de devam ediyoruz. Bu açıklamaları asla ve katta böbürlenmek yahut iyiliklerimizi saymak için dile getirmiyoruz. Bizler Allah'ın yaratacağı her hayra muhtaç kimseleriz. Yapılan tahrifatı gözgöre göre inkar eden Batıl Ehli'ni ifşa amaçlı bildiriyoruz bunları.

Yukarıda metni ve tercümesi verilen naklin metninde batıl ehli tarafından tahrifat yapıldığına ve Arapça okuma yazması olan herkesin görebileceğine inanıyoruz. En basit Arapça kitaplarda dahi bulmanın mümkün olduğu ve Arapça’da çok yaygın bir kullanıma sahip olan ve “üzerindelik” ifade eden Harfi Cer
على hazfedilmiş/düşürülmüştür.

Tercüme incelendiğinde bu Harfi Cer’in metinde olduğu gibi yeralmasına karşın tercümede bilinçli/bilinçsiz atlanmış olduğu görülmektedir:


Alıntı yapılan: Adavet'ul Hak'cı Batıl Ehli
İmam Ahmed’in oğlu Ebi Fadl Salih’in rivayet ettiği Mesaili İmam Ahmed ‎kitabının c.3 s.131 de şöyle ‎geçmektedir:


مسائل الإمام أحمد رواية ابنه أبي الفضل صالح

 من تزوج امْرَأَة أَبِيه

1497 - قلت الَّذِي تزوج امْرَأَة أَبِيه أَو أمته يُسْتَتَاب

قَالَ لَا هَذَا على الإستحلال يقتل إِذا عرس‎

1497: Dedim ki: Babasının hanımı veya cariyesi ile evlenen tevbeye ‎çağrılır mı? Babam şöyle dedi: “Hayır. Bu o ‎ameli helalleştirmektir. Nikâh ‎yapıp zifaf girerse öldürülür.”‎ (‏Ebi Fadl Salih ibn Ahmed: Mesaili İmam ‎Ahmed c.3 s.131)‎

Daha önce Tevhid Ehli’nin sitemiz adına yaptığı açıklamada belirttiği gibi bu cümlenin doğru tercümesi şu şekildedir:

قَالَ لَا هَذَا على الإستحلال يقتل إِذا عرس‎

Hayır. Bu, helalleştirme üzerine sözkonusu olur. Nikâh ‎yapıp zifafa girerse öldürülür.”‎

*** Harfi Cer على "hâl bildirmek" için de kullanılır ki bu durumda mana şöyle olur:

قَالَ لَا هَذَا على الإستحلال يقتل إِذا عرس‎

Dedi ki: Hayır. Bu, helalleştirme hâlinde sözkonusu olur. Nikâh ‎yapıp zifafa girerse öldürülür.”

Şimdi sizlere
على Harfi Ceri’nin kullanımını ve konunun daha iyi anlaşılmasına yolaçacağını düşündüğümüz bir başka örnek veriyoruz. Allahu Te'ala şöyle buyurmaktadır:‎

فَلَعْنَةُ اللَّه عَلَى الْكَافِرِينَ
“Artık Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir. (el-Bakara 2/89);

لَعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir. (el-A’raf 7/44)

Batıl Ehli’nin tercüme metoduna uyan, onların bu sünnetine uyan bir kimsenin bu iki ayeti –onların tercümesini de örnek olması bakımından tekrar veriyoruz- şöyle tercüme etmesi gerekir:

Alıntı
“Hayır. Bu o ‎ameli helalleştirmektir.

“Artık Allah'ın laneti kafirlerdir.”;

Allah'ın laneti zalimlerdir.

Haşa ve Kella!

مَا يَكُونُ لَنَا أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ
“Böyle bir şeyi ağzımıza almak bize yakışmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu çok büyük bir buhtan!” (en-Nur 24/16)

Görüldüğü üzere; Batıl Ehli tarafından işlenen bu cürüm mana yönünden ele alındığında bilinçli bir tahrifat girişimi gibi gözükmektedir zira cümlenin asıl manası Batıl Ehli’nin aleyhine olmasına karşın bu yeni icad edilen mana Batıl Ehli’nin ispatlamaya çalıştığı görüşe işaret etmektedir Vallahu Alem.

Yapılan tahrifatı gözler önünden kaçırmak ve bir kurtuluş yolu ararken yine her zamanki gibi iddialı açıklamalar yapıyorsunuz. İddialı olduğunuz gibi ispatlamakla da mükellefsiniz. Meseleyi karartmak için konuyu başka mecralara çekmeye çalışmayın. Konu belli, ispatı size düşer:

1- İmam Ahmed’den yapılan naklin tercümesinin doğru olup olmadığı;

2- İstihlal sözkonusu olmaksızın haram evlilik yapan Müslümanın hükmü.

Bizler tercümeyi gözden geçirdik ve bizim iddiamızın doğru olduğunu buna karşın Batıl Ehli'nin günler sonra gelen tercüme yanlış olmadığının iddia edildiği şu sözleri söylemekten ileri gidemediklerini de görüyoruz.

Alıntı yapılan: Adavet'ul Hak'cı Batıl Ehli
"ortada tahrif falan yoktur. Bunu Arapçayı biraz bilen, hatta okuduğunu anlayan bir kimse bile görür. Dolayısıyla yapılan tercüme doğrudur."

Bizim gördüğümüz gibi Allah da, hatta erişim imkanı olan herkes de Batıl Ehli'nin tutumunu görüyor. İnsanlar, ibret alın!.. Bizler bu işin takipçisi olarak; Batıl Ehli’nin bu cümlenin akibetine dair bir açıklama yapmadan; yapılan tercümenin doğru olduğunu ispat etmeden yahut da yapılan tercümenin şu şu sebeplerle yapılmış bir hata olduğunu ortaya koymadan, karakterlerini yansıtan şu gibi davranışlara başvurmamaya davet ediyoruz

-lafı çoğaltıp dolandırmak,

-konuyla alakalı nakiller arayıp bulmaya çalışıp bunları foruma taşımak,

-tercümenin akibeti ile alakalı olmayan mürtedin hükmü, mürtedin tevbeye davet edilmesi.... ile alakalı nakil yapmak...

Şimdi iddia makamını birkez daha ispata davet ediyoruz. Lafı uzatmayın ve atın elinizdekini, eteğinizdekini:


قَالَ أَلْقُوْاْ فَلَمَّا أَلْقَوْاْ سَحَرُواْ أَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاءوا بِسِحْرٍ عَظِيمٍ
“(Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.” (el-A’raf 7/116)

Sahirlere cevap gecikmedi:

وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَانقَلَبُواْ صَاغِرِينَ
“Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.” (el-A’raf 7/117-119)

Allah’tan, sizlerin de aynı Firavun’un Sarayı’nda gerçeği görünce koşulsuz teslimiyet göstererek iman eden sihirbazlar gibi iman edenlerden olmanızı temenni ediyorum:

وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
“Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. Dediler ki: Alemlerin Rabbine iman ettik, Musa'nın ve Harun'un Rabbine...” (el-A’raf 7/120-122)

Aksi takdirde helak olanlar için üzülmem... Hesap sorucu olarak Allah yeter.

Madem köşede bucakta nakil arıyor, ne bulursanız ona yapışıyorsunuz alın size birkaç nakil de ben vereyim.

İmam Ahmed (Rahimehullah)’ın görüşlerini açıklayan Hanbeli Mezhebi fukahası haram evlilik yapan kimsenin hükmü hususunda istihlal şartı ile alakalı olarak bazı açıklamalarda bulunmuşlardır. Hanbeli fakihlerinden Behuti (Rahimehulah) şöyle der:


وَخَبَرُ الْبَرَاءِ "يُقْتَلُ وَيُؤْخَذُ مَالُهُ إلَّا رَجُلًا يَرَاهُ مُبَاحًا" قَالَ أَبُو بَكْرٍ: مَحْمُولٌ عِنْدَ أَحْمَدَ عَلَى الْمُسْتَحِلِّ، وَأَنَّ غَيْرَ الْمُسْتَحِلِّ كَزَانٍ

“Bera (Radiyallahu Anh)’ın “Mübah gören şahıs müstesna, öldürülür ve malı elinden alınır!” (şeklindeki) haberi hususunda Ebubekir şöyle demektedir: İmam Ahmed (Rahimehullah)’ın nezdinde istihlal yapana hamledilir. İstihlal yapmayan(ın hükmü) ise zani (zina eden) gibidir.” (Behuti, Keşşaf’ul Kına, 6/94-95)

İbnu Muflih (Rahimehullah) ise İmam Ahmed’in çocukları Salih ve Abdullah’dan naklen şöyle der:


وَعِنْدَ أَبِي بَكْرٍ إنَّ خَبَرَ الْبَرَاءِ عِنْدَ الْإِمَامِ أَحْمَدَ عَلَى الْمُسْتَحِلِّ وَإِنَّ غَيْرَ الْمُسْتَحِلِّ كَزَانٍ, نَقَلَ صَالِحٌ وَعَبْدُ اللَّهِ أَنَّهُ عَلَى الْمُسْتَحِلِّ.

“Ebubekir’in nezdinde Bera (Radiyallahu Anh)’ın haberi, İmam Ahmed (Rahimehullah)’ın nezdinde istihlal yapanla alakalıdır. İstihlal yapmayan(ın hükmü) ise zani (zina eden) gibidir. Salih ve Abdullah istihlal yapanla alakalı bunu nakletmişlerdir.” (İbnu Muflih, el-Furu, 10/56)

İbnu Hazm şu sözleriyle haram evlilikte nikah akdi yapılıp, nikah kıyılıp kıyılmamasının etkisi ve miras mevzularına değinmektedir:


مَنْ وَطِئَ امْرَأَةَ أَبِيهِ بِعَقْدٍ سِمَاهُ نِكَاحًا - أَوْ بِغَيْرِ عَقْدٍ كَمَا جَاءَتْ أَلْفَاظُ الْحَدِيثِ الْمَذْكُورِ - فَقَتْلُهُ وَاجِبٌ وَلَا بُدَّ، وَتَخْمِيسُ مَالِهِ فَرْضٌ، وَيَكُونُ الْبَاقِي لِوَرَثَتِهِ -إنْ كَانَ لَمْ يَرْتَدَّ- أَوْ لِلْمُسْلِمِينَ، إنْ كَانَ ارْتَدَّ

“Babasının eşi ile –ister nikah akdi yapılarak (nikah kıyarak) olsun, ister nikah akdi yapmayarak (nikah kıymayarak) olsun- ilişkiye girenin -tıpkı zikredilen hadisin lafzında geldiği gibi- öldürülmesi vacibdir ve kaçınılmazdır. Malının beşte birini almak da farzır. Eğer irtidat etmediyse geriye kalanı varislerinindir yok eğer irtidat ettiyse malı Müslümanlarındır.” (İbnu Hazm, el-Muhalla, 12-204)

Ben de çağrıyı yineliyor ve diyorum ki:

Allah’ın laneti, bildiği halde hakkı gizleyen dilsiz Şeytanlar’ın üzerine olsun!..

Allah’ın laneti, imkanı olduğu halde Müslümanları yardımsız bırakanların üzerine olsun!..

Allah’ın laneti, yalanlarla Müslümanları aldatmaya çalışan yalancıların üzerine olsun!..

Vesselam!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Sırat-ı Mustakim

  • Newbie
  • *
  • İleti: 1
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
  • فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ
HAKÇILARIN TAHRİFİ HAKKINDA
« Yanıtla #4 : 26 Eylül 2018, 18:07 »

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah subhanehu ve teala, batıl davetçilerinin saptırmalarını deşifre ederek batıllarını ortaya çıkaran muvahhidlerden razı olsun. Onların ecirlerini kat kat versin, ayaklarını sabit kılsın, rahmetiyle cennetine yerleştirsin. Amin ecmain.

Adı hak olan, ama gerçekte batıla davet eden kimselerin, haram evlilikler hususunda yapmış oldukları tahriflere verdiğiniz reddiyeyi okudum. Batıla sessiz kalmamak için arapçayı kısmen bilen birisi olarak ben de birkaç şey söylemek istiyorum. Bu kimseler söz konusu yazıda haram evlilik yapmanın küfür olduğunu iddia etmiş ve bu konuda alimlerden kendilerine destek olacak nakiller yapmaya çalışmışlardır. Alimlerin sözlerini tahkik etmeden, işlerine gelen nakilleri alarak, hatta alimlerin sözlerini açık bir şekilde tahrif ederek, kendi sapıklıklarına alimleri alet etmişlerdir. İmam Ahmed bin Hanbel’den (rh.a) yaptıkları nakilde bunun gibidir. Tevhid Ehli hocanın da dediği gibi gerek لا هذا على الاستحلال cümlesinde bulunan على harfi ceri, gerek de ifadenin akışı böyle bir tercümeyi mümkün kılmamaktadır. Eğer cümle: لا هذا الاستحلال şeklinde olsaydı doğru olabilirdi fakat arada على harfi ceri varken “Hayır, bu helalleştirmektir.” şeklinde nasıl tercüme edilebilir ki? Bunun bir tahrif olduğu açıktır. Az çok arapça bilen herkes naklin asıl metnine baktığında bunu anlar. Buna rağmen bu şahıslar nasıl olurda tercümede bir sıkıntı olmadığını söylerler gerçekten ilginç. Bu kimseler hakkı bile bile gizlerken ve yalanlar uydururken Allah’tan hiç mi korkmazlar, hiç mi haya etmezler?!

“Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.” (Nisa, 50)

“Size yazıklar olsun, Allah’a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir.” (Tâ-Hâ, 61)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« Yanıtla #5 : 26 Eylül 2018, 18:41 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

es-Selâmu alâ men İttebe’il Hudâ

Hamd, hakkı ve bâtılı birbirinden ayıran Allâh’u Te’âlâ’ya mahsustur. Allâh’u Te’âlâ şöyle buyurmaktadır:


وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا
“De ki: «Hak geldi, bâtıl yok oldu. Hiç şüphesiz bâtıl yok olucudur.»” (el-İsrâ 17/81)

Bundan sonra:

Ey Adavetul Hak ehli! Daha ne zamana kadar hak size gösterilmesine rağmen yalanlayacaksınız? Tahrîf ettiğiniz bu cümlenin İrâbını ele alacak ve -Allâh’ın izini ile- İ’râb’en Tahrîfinizin ne kadar büyük bir saçmalık olduğunu hep beraber göreceğiz İnşallâh.


Alıntı
قلت الَّذِي تزوج امْرَأَة أَبِيه أَو أمته يُسْتَتَاب
قَالَ لَا هَذَا على الإستحلال يقتل إِذا عرس‎
“Dedim ki: Babasının hanımı veya câriyesi ile evlenen Tevbeye ‎çağrılır mı?”
“Hayır. Bu, helâlleştirme üzerine sözkonusu olur. Nikâh ‎yapıp zifafa girerse öldürülür.”‎

“على”, Arapça’da sayısı 20 adet olan Harfi Cerler’den bir Harfi Cer’dir.

“على” kelimesi “استعلاء İsti’lâ (üstünlük)” manasına gelir ki bu “üzerindelik” hem,

“القَلَمُ عَلَى الكِتَابِ Kalem, kitabın üzerindedir.” manasını hem de

“عَلَيهِ دَينٌ Onun üzerinde bir borç vardır.” manasını kapsar.

Asıl cümlemize dönecek olursak:


Alıntı
قَالَ لاَ هَذَا على الإستحلال يقتل إِذا عرس‎
“Hayır. Bu, helâlleştirme üzerine sözkonusu olur. Nikâh ‎yapıp zifafa girerse öldürülür.”‎

Burada ki “üzerindelik”, bu “İstihlâl (Helâlleştirmek) üzerine sözkonusudur” manasına gelmektedir. Kısacası, buradaki “على” kelimesini tercümede atlamak mümkün değildir ve eğer atlanılırsa, manâ doğal olarak tamâmen değişir.

Eğer sizin yaptığınız gibi burada ki “
لاَLâ (Hayır)” kelimesini çevirip, “على” kelimesini atlayarak cümleyi çevirecek olursak, söz şöyle olurdu:

“Hayır. Bu İstihlâl’dir. Eğer Nikâh yapıp zifafa girerse öldürülür.”

Manâ böyleyse, neden o zaman İmâm Ahmed oğluna “Hayır” şeklinde cevap verdi? Bu gerçekten –daha önce Hocamızın açıkladığı gibi- çok mantıksız bir şeydir. Çünkü AdavetulHak’cı Batıl Ehli’nin görüşüne göre cümle şöyledir:

İmâm Ahmed’in oğlu ona “Babasının hanımı veya câriyesi ile evlenen Tevbeye ‎çağrılır mı?” diye sordu. İmâm Ahmed’de oğluna “Hayır. Bu İstihlâl’dir.” şeklinde cevap verdi.

Ey AdavetulHak’cılar! Ey Batıl Ehli! Sizden şimdi bu cümle hakkında açıklama istiyoruz. Hangi Nahiv kitabında “
على” kelimesinin önemli olmayıp tercümede atlanabileceği geçiyor? Eğer buna bir delîl bulabiliyorsanız getirin. “Eğer yapamazsanız –ki kesin olarak yapamayacaksınız- bu durumda kâfirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının.” (el-Bakara 2/24)

Ey AdavetulHak’cılar! Ey Batıl Ehli! Allâhu Te’âlâ’nın, “Siz (müslümanlar,) onların size inancaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allâh’ın sözünü işitiyor, (iyice algılayaıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı.” (Bakara 2/75) buyurduğu kimselerden olmayın! Câhil olan insanları peşinizden Cehenneme sürüklemeyin!

Bizler sizlere Ebû Bekir es-Sıddık (Radiyallâhu Anh)’ın riddet ehline teklif ettiğini söylüyoruz: “Ya helak edici bir savaş, ya da rezil edici bir teslîmiyet.”

Eğer savaşı seçerseniz, şunu bilin ki Âlimler kıtâl/cihâdı iki çeşit olarak zikretmişlerdir: 1. Bedenen (kılıç, mızrak vb.) 2. Kalem ile. Sizler ya hatalarınızı kabul edeceksiniz, ya da bizler bugün kalem vasıtasıyla sizinle ta ki Bâtıl tamamen ortadan kalkana kadar savaşacağız. Ey Adavetul Hak ehli! Allâhu Te’âlâ bizim sizlere hiçbir zaman yenilmeyeceğimizi vaad etmiştir:


قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ
“Onlarla çarpışınız. Allâh, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.” (Tevbe 9/14)

وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا
“Kafir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı. (Bu,) Allâh'ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allâh'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih 48/22-23)

Ey AdavetulHak Ehli! Yaptığınız bu tahrîfatların hesabını Allâh’a nasıl vereceksiniz? O’ndan hiç korkmaz mısınız? Siz de biliyorsunuz ki bu çeviriniz ve savunmalarınız hatadır. Bununla ancak câhil birkaç kişiyi, yandaşlarınızı kandırırsınız. Bunun sebebi de sizlerin Âlim olmayıp, aksine câhiller güruhu olmanızdandır. Tıpkı, Şeyhu’l İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh)’ın şu sözü gibi:

فَأَهْلُ الطَّبَقَةِ الْعُلْيَا يَعْلَمُونَ حَالَ أَهْلِ السُّفْلَى مِنْ غَيْرِ عَكْسٍ كَمَا أَنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ فِي الْجَنَّةِ يَنْزِلُ الْأَعْلَى إلَى الْأَسْفَلِ وَلَا يَصْعَدُ الْأَسْفَلُ إلَى الْأَعْلَى وَالْعَالِمُ يَعْرِفُ الْجَاهِلَ؛ لِأَنَّهُ كَانَ جَاهِلًا وَالْجَاهِلُ لَا يَعْرِفُ الْعَالِمَ لِأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ عَالِمًا
“Üst tabaka ehli, en alt tabaka ehlinin halini aksini gerektirmeden bilir. Tıpkı, Cennet ehlinin Cennet içinde en üst tabakadan en alt tabakaya inmesi ve alt tabakadakilerin üst tabakaya çıkamamaları gibi. Âlim, câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise Âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman Âlim olmadı.” (Mecmû’l Fetevâ 13/253)

Ey Adavetul Hak ehli! Allâhu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ عَلَى شَيْءٍ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنْسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ أُولَئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
“Allâh'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin ediyorlar. Allâh, onlara şiddetli bir azab hazırlamıştır. Doğrusu onların yaptıkları ne kötüdür. Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece Allâh'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azab vardır. Ne malları, ne çocukları onlara Allâh'a karşı hiç bir şeyle yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır. Onların tümünü Allâh'ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.  Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allâh'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.  Hiç şüphesiz Allâh'a ve Resûlü'ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar; işte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır. Allâh, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allâh, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.” (Mücâdele 58/14-21)

Allâh’tan korkun ve halinizi düzeltin! Sizlere Beyyinât geldikten sonra, Allâh’ın Muvahhid kullarını “Ahmaklar” (!) olarak isimlendirdiniz. Asıl Ahmaklar, Allâhu Te’âla’nın şu Âyette zikrettiği kişilerdir:

“«İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin» denildiğinde: «Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?» derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.” (Bakara 2/13)

Sizin hatalarınızı kabul edememe sebebi sizin kibir, gurur ve “Şeyh” (!) diye addettiğiniz şahısları kör taklit etmenizdendir! Allâh size hidâyet etsin, ama sizler hidâyeti ummadıkça, talep etmedikçe Allâh size asla hidâyete erdirmez! Böyle rezil oldukça da rezil olursunuz!


كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
“Onlardan öncekiler de yalanladı; böylece azab onlara hiç şuurunda olmadıkları bir yerden gelip-çattı. Artık Allâh, onlara dünya hayatında 'horluğu ve aşağılanmayı' taddırdı. Eğer bilmiş olsalardı, ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür.” (Zümer 39/25-26)

فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ
“Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle Îmân eder olmadılar. İşte Allâh, inkâr edenlerin kalplerini böyle damgalar.” (Araf 7/101)

Rasûl’ün davetine kulak verin: “Artık Allâh’dan korkun ve bana itâ’at edin. Gerçekten Allâh, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibâdet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.” (Âli İmrân 3/51)

Demişler ki “Yarım hoca dinden yarım doktor candan eder.” (Bu sözü Araplar da bilir...) Peki, Şeyhi; hem yarım hoca, hem de yarım doktor olanların hali nice olur?!.. Rezalet, utanç, horlanma ve aşağılanma... Vallâhu A’lem!

! وَآخِرُ دَعْوَانَا بِتَوْفِيقِ رَبِّنَا ... أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَحْدَهُ عَلَا
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimdışı HasbunAllah

  • Newbie
  • *
  • İleti: 2
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« Yanıtla #6 : 06 Ekim 2018, 20:20 »

Bismillah. Ve'l-Hamdulillah. Ve's-Salatu ve's-Selamu Al'a Rasulillah.

Geçen günlerde malum siteye, “Alkame” rumuzlu zatın yazılarına yapılan itirazlara cevap vermeye çabaladığı yazısına itirazen bir takım şeyler yazdım. Yazdıklarım, sorduklarım ağır gelmiş olacak ki, yazıyı astıktan sonra beş dakika bile geçmeden hemen sildiler. Oraya yazdıklarımı genişleterek buraya da yazıyorum. Umuyorum, bu yazdıklarım onları ilzam etme, batıllarını deşifre etme adına insanlara faydalı olacak ve bunları onlara karşı kullanacaklardır.

Benim yazımı çaktırmadan silmek kolay. Ama yarın, bu zikrettiklerimle karşılarına çıkanlardan kaçamayacak, şekilden şekle girecek, arz ve sema arasında debelenip, sinir krizleri geçireceklerdir. Batıl ve dalalet üzere oldukları yüzlerinden okunacaktır.

Şu tercüme meselesine değinmiştim. Benimde orta düzeyde Arapçam var. Bende Arap dili kaidelerine göre yanlış tercüme ettiğinizi söylüyorum. Sizin tercümeniz doğru değildir. Bozuk eksik bir tercümedir. Yukarıda Allah razı olsun bunun nasıl yanlış olduğunu Arapçayı az çok bilen herkes ortaya koymuştur. Yaptığınız tercümede “عَلَى” harfi cerini nasıl hazfettiğiniz ve bu surette yeni bir mana verdiğiniz ortadadır.

Siz ise bu itirazlara “Biz tahrif yapmadık, yanlış tercüme etmedik, tercümemiz doğru, asıl arapça bilmeyen, tahrif eden onlar” tarzından yaygara ve tantanalar ile cevap verip geçiştirmek ile yetindiniz. Sizin tercümenizin nasıl doğru olduğunu ortaya koymadınız, koyamazdınızda. Sizden bekleneni ve size yakışanı yaptınız. Yorumlama, yuvarlama, zorlama açıklamalar yapmak ile yetindiniz.

Söyleyin, oradaki  “عَلَى” harf-i cerini nasıl yediniz? Neden buna değinmediniz?

Bunu es geçip, yorumlama, yuvarlama ve zorlama ile yaptığınız açıklamalarınızın bir kısmına şu itirazları ve soruları sunmak istiyorum. Bir anlık bile olsa sizin tercümenizi doğru, size yapılan itirazların yanlış olduğunu kabul edelim. Bu meseleyi çözüyor mu? Usulünüzün doğru olduğunu ispat ediyor mu? Hayır, asla!

Şimdi diyorsunuz ki : “Kısacası ‎sizin iddia ettiğiniz gibi İmam Ahmed bu kişiye haram hükmü vermiş değil, aksine ‎adamın amelinin haramı helal kılmak olduğunu söylemiş ve bu kişinin mürted olduğuna ‎hükmetmiştir.”

Size göre de bize göre de; İmam Ahmed vb. alimler malum hadiste üvey annesiyle evlenen kişinin bunu helal saydığı için mürted olarak öldürüldüğünü söylemişlerdir. Ayrıldığımız nokta ise siz belli illet ve sebeplere bağlı olarak muayyen bir meseleye verilen muayyen hükmü, mutlak ve umum bir hüküm olarak algılıyorsunuz ve diyorsunuz ki "Mahremiyle evlenmek her zaman küfürdür". Bizler ise mutlak ve umum olarak diyoruz "Mahremler ile evlenmek haramdır. Ancak malum hadiste zikredilen adam gibi helal kılan kişi kafir olur" yani diğer bütün haramlar için ne diyorsak bu amel içinde aynısını diyoruz.

Gerek İmam Ahmed gerekse başka alimler (Rahimehumullahu Ecmain) hadiste zikredilen muayyen kişinin durumu ile mutlak ve umum bir şekilde kıyamete kadar mahremiyle evlenen kimselerin durumlarını ayrı değerlendirmişlerdir. Siz İmam Ahmed'in umum ve mutlak olarak "mahrem ile evlilik küfürdür" dediğini iddia ediyorsunuz. O halde İmam Ahmed’e nisbet edilen (Allah razı olsun yukarıda bunlar zikredilmişti, ben ön plana çıkarıyorum) şu görüşlere ne diyeceksiniz?


İbnu Muflih (Rahimehullah) ise İmam Ahmed’in çocukları Salih ve Abdullah’dan naklen şöyle der:

وَعِنْدَ أَبِي بَكْرٍ إنَّ خَبَرَ الْبَرَاءِ عِنْدَ الْإِمَامِ أَحْمَدَ عَلَى الْمُسْتَحِلِّ وَإِنَّ غَيْرَ الْمُسْتَحِلِّ كَزَانٍ, نَقَلَ صَالِحٌ وَعَبْدُ اللَّهِ أَنَّهُ عَلَى الْمُسْتَحِلِّ.

“Ebubekir’in nezdinde Bera (Radiyallahu Anh)’ın haberi, İmam Ahmed (Rahimehullah)’ın nezdinde istihlal yapanla alakalıdır. İstihlal yapmayan(ın hükmü) ise zani (zina eden) gibidir. Salih ve Abdullah istihlal yapanla alakalı bunu nakletmişlerdir.” (İbnu Muflih, el-Furu, 10/56)

Nakilde tek bir kapalılık ve başka bir yöne çekilebilecek bir ihtimal yoktur. Tabi Allah’tan korkmayan, kuldan utanmayan, hiçbir şeri ölçüsü olmayan, heva ve hevesine uyan kimse için her yol açıktır!

Burada açıkça İmam Ahmed Bera hadisinde zikri geçen olayın hükmünü “İstihlal/helal kılmaya” bağlamış ve böyle bir olayı istihlal yapmadan/helal kılmadan gerçekleştiren kimsenin zani eden gibi olduğunu söylemiştir. Yani bu ameli gerçekleştiren kimsenin günahkar fasık olacağı durumu haber vermiştir. Bu gayet nettir...

Şimdi cevaplamanız gereken daha doğrusu cevaplamakta aciz kalacağınız sorular şunlar:

Madem üvey anne, kız kardeş, teyze vb. gibi mahrem birisiyle evlenmek, Allah’ın ayetlerinden birini inkar etmek gibi kati bir küfürse ve bunu yapan kişi sorgusuz sualsiz direk mürted oluyorsa, nasıl olurda İmam Ahmed mahremiyle evlenen birisinin hükmünü helal kılmasına bağlayabilir?
 
Madem mahrem ile evlenmek Allah’ın ayetlerinden bir ayeti inkar etmek gibi kati bir küfürse ve bunu yapan kişi sorgusuz sualsiz direk mürted oluyorsa nasıl olurda İmam Ahmed mahremiyle evlenen kişi için “helal kılmıyorsa” diye ikinci bir durumdan bahsedebilir?

Nasıl olurda İmam Ahmed helal kılmadan mahremiyle evlenen kimsenin hükmünü, zinakar ile aynı kategoride değerlendirebilir?


Şunu da tekrar tekrar belirtmek istiyorum: Bera hadisinde geçen adamın hükmü hakkında gerek İmam Ahmed gerek başka alimler; onun bu haramı helal kıldığı için mürted olarak öldürüldüğünü söylemektedir. Bu adamın durumu ayrı bir şey, genel olarak mahremiyle evlenen kimsenin durumu ayrı bir şeydir. Yukarıda zikredilen ve bu minvalde yöneltilen sorular, genel olarak mahremiyle evlenen kimsenin hükmüyle alakalıdır. Sizin anlamadığınız, meseleleri bir birine karıştırıp, bulandırdığınız nokta da burasıdır.

Sizler İmam Ahmed'in mutlak ve umum olarak "mahremiyle evlenen herkes kafirdir" dediğini kendi mezhebinden ispat etmeniz lazım ki, bu nakiller sizin iddianızın daha doğrusu alime attığınız iftiranızın aksinedir. 

Şimdi İmam Ahmed'in sizin iddia ettiğiniz gibi bir görüşe sahip olmadığı ortada olduğu halde İmam Ahmed bu görüşü sebebiyle kafir olmuş mudur? Hakeza bu görüşü ona nisbet eden İmam Behuti, İbn Muflih gibi alimler ve bu mezhebinde ona uyanlar kafir olmuşmudur?

Mahremler ile evlenmenin küfür olduğunda icma bulunduğunu söylüyorsunuz. Allah'tan korkun, kullardan utanın! Sizin bu sözünüz hiç bir alime ait olmayan, satılsa beş para etmeyen bir sözdür. Hani icma varsa neden İbn Muflih, İmam Behuti vb. alimler bu icmayı dile getirmiyor?

Madem mahremler ile evlenmek Allah'ın ayetini inkar etmek gibi kati bir küfürse, üzerinde durulması öncelikli ve önemli bir mesele olması gerekiyorsa, neden alimler bunu net bir biçimde açıklamıyorlar?


Ayrıca üzerinde durmak ve size sormak istediğim İbn Hazm Rh.a’dan nakledilen şu nakildir:

مَنْ وَطِئَ امْرَأَةَ أَبِيهِ بِعَقْدٍ سِمَاهُ نِكَاحًا - أَوْ بِغَيْرِ عَقْدٍ كَمَا جَاءَتْ أَلْفَاظُ الْحَدِيثِ الْمَذْكُورِ - فَقَتْلُهُ وَاجِبٌ وَلَا بُدَّ، وَتَخْمِيسُ مَالِهِ فَرْضٌ، وَيَكُونُ الْبَاقِي لِوَرَثَتِهِ -إنْ كَانَ لَمْ يَرْتَدَّ- أَوْ لِلْمُسْلِمِينَ، إنْ كَانَ ارْتَدَّ

“Babasının eşi ile –ister nikah akdi yapılarak (nikah kıyarak) olsun, ister nikah akdi yapmayarak (nikah kıymayarak) olsun- ilişkiye girenin -tıpkı zikredilen hadisin lafzında geldiği gibi- öldürülmesi vacibdir ve kaçınılmazdır. Malının beşte birini almak da farzır. Eğer irtidat etmediyse geriye kalanı varislerinindir yok eğer irtidat ettiyse malı Müslümanlarındır.” (İbnu Hazm, el-Muhalla, 12-204)

Nakil, açıklanmaya, izah edilmeye muhtaç duyulamayacak kadar açıktır. Burada da tekrar sizlere şu soruları yöneltmek istiyorum:

Sizin; “mahremi olan kimseler ile evlenmek küfürdür” görüşünüze istidlal ederek kullandığınız, dört elle sarıldığınız malum hadis üzerine İbn Hazm nasıl olurda, böyle bir amel için “irtidat ettiyse, etmediyse” diye bir taksim yapabilir?

Mahremiyle evlenen kimsenin madem delaleti kati, subuti kati bir şekilde kafirse, mahremiyle nikah kıyar kıymaz kişi mürted oluyorsa nasıl olurda İbn Hazm bu ameli yapan kimseler için “irtidat etmediyse” diye bir kayıt getirebilir?

Bu gün sizler “Mahremiyle evlenen kimse ancak helal kılarsa kafir olur, helal kılmadan yaparsa günahkar olur” dediği için bu sitede yazan değerli Müslümanlar gibi kimseleri tekfir ediyorsunuz. Peki aynısını söyleyen İbn Hazm’ı da tekfir ediyor musunuz?


Son olarak diyorsunuz ki, güya İmam Ahmed bu amele küfür diyor (yukarıdaki nakiller bunun böyle olmadığını ortaya koyuyor) oğlu da babasına “Bu adam tevbeye davet edilir mi, yoksa direk öldürülür mü?” kastıyla soruyor.

Birincisi: İmam Ahmed’in mahrem ile evlenmeye küfür demediği gerek yukarıda gerek başka yerlerde zikredilen nakiller ışığında açıkça ortadadır. Sizin böyle bir şeyi iddia etmeniz için ilk önce bunu isbat etmeniz lazım ki, aksine bir çok delilin açıkça ortada olduğu bir durumda bunu asla yapamazsınız.

İkincisi: Hadi diyelim İmam burada küfür bir ameli işleyen kimsenin tevbeye davet edilip edilmeyeceğini konuşuyor. Şeriatte genel olan kaideye göre küfre giren herkes tevbeye davet edilir. Lakin bazı küfür çeşitlerinde tevbeye davet edilmediği veya edilip edilmeyeceğinde ihtilaf olduğu vaki’dir. Allah ve rasülüne sövmek, sihir yapmak gibi… Bu meselenin de böyle bir şey olduğunu söylemeniz için harici karine ve nakil getirmeniz gerekir ki siz sadece kendi yorumunuzu getiriyorsunuz.

Yeri gelmişken "Alkame" senin cevaplansada cevaplanmasa da hiç bir şey elde edemeyeceğin şu basit ve pasif sorulara da kısaca cevap vermek istiyorum:


Demişsin ki “Soruyorum size: Bir kimse üvey annesi ile evlenmeyi helal ‎sayarsa tevbeye ‎davet edilir mi?”

Mesela Aliyyu’l-Kari Rahimehullah’ın şu sözü sana cevap teşkil eder:

“Kesin ve mütevater delillerle farz oluşu ve haram oluşu sabit olmuş hükümleri inkâr eden kimse önce tevbeye davet edilir. Eğer tevbe ederse ne güzel. Tevbe etmezse kâfir ve mürted olarak öldürülür.” (Fıkh’ul-Ekber Şerhi)

Buna benzer nakiller çoktur. Alimler kişiyi küfre sokan şeyleri zikrederken “her kim bir haramı helal sayarsa, helalı haram kılarsa” diye başlarlar ve sonunda tevbeye davet edilmesini, aksi takdirde öldürülmesi gerektiğini söylerler. Sende araştır bulursun. Hatta kendi sitende bile buna benzer nakiller vardır.

Demişsin ki “İmam Ahmed neden bu kişinin tevbeye çağrılmayacağını ‎söylemiştir?”

Bu iddianız yalnız siz ve sizin gibilerin gördüğü bir ütopyadır.
İmam Ahmed mahremiyle evlenen kimsenin tevbeye çağrılıp, çağrılmamasını bu ameli helal kılmasına bağlamıştır. Helal kılarsa çağrılacağını, helal kılmazsa zinakar gibi olacağını söylemiştir.

Ayrıca sizin “Oğlu İmam Ahmed’e bu kişi tevbeye davet edilir mi edilmez mi, bunu soruyor” iddianız bu açılardan da boşa çıkmaktadır.

Demişsin ki “Yine ‎İmam Ahmed bu kişi hakkında neden nikâh yapıp zifafa ‎girerse öldürülür ‎demiştir?‎"

İmam Ahmed’in mahremi ile evlenip, zifafa giren bir kimsenin öldürüleceğini söylemesi bu ameli küfür görmesini gerektirmez. Bunu bu ameli işleyen kimsenin had cezasını olarak kabul etmesi kaçınılmazdır. Bunun böyle olmasının önünde inadınızdan başka hangi engel var? Yukarıda ve başka yerlerde yapılan bu nakiller bu durumu destekler. Siz ise işin bu yönüne hiç girmek istemiyorsunuz, aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsunuz.

Son olarak İmam Ebu Hanife’nin bu görüşü hakkında siz ne diyordunuz? Bunlara cevap vermediniz!?

İmâm Şafiî, Mâlik ve Ebu Hanife ise, böyle birinin cezasının zina cezası olduğunu söylemişlerdir. Sonra Ebu Hanife: "Eğer bir akitle cinsî ilişkide bulunmuşsa, ta'zir cezası uygulanır, had cezası verilmez." demiştir ki, bizzat Hz. Peygamber'in (s.a.) hükmü ve uygulaması daha doğru ve uyulmaya daha lâyıktır.” (Zad’ul Mead, 5/13-14)

Ebu Hanife mahremiyle nikah kıyan kimse için nasıl olurda öldürülmez, tazir cezası uygulanır diyor?

Mürtede tazir cezası uygulanmayacağına göre, İmam Ebu Hanife size göre kafir mi?

Aynı şekilde bunu nakleden İbn Kayyım da kafir mi?

Çevrimdışı Leys b. Sad

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« Yanıtla #7 : 06 Ekim 2018, 23:47 »
Bismillahirrahmanirrahim


Davetulbatıl yöneticisi “Alkame” isimli şahıs güya kendilerine yöneltilen İmam Ahmed’in sözlerini tahrif ettiklerine dair iddiaya cevap niteliğinde bir takım şeyler karalamış. Ne yazık ki verdiği cevaplar laf kalabalığı yapmak ve asıl meseleyi yani yapılan tahrifatı gizlemekten öteye geçmemiştir. Kendini o kadar yorup, muhalifine bir takım yakıştırmalar yapmana gerek yoktu. Yapacağın tek şey arapça dil kaidelerine uygun olarak sana yöneltilen iddiaya cevap vermekti. Yani bahsi geçen cümleyi hangi dil kaidelerine dayanarak o şekilde tercüme ettiğini söylemekti.

Sayfalarca yazı yazmana 5-10 gün hangi zırvaları yazacağını düşünmene gerek yok. Arapça biliyorsan metnin tahlilini dil kaideleri ışığında ortaya koy, eğer ki yok ben temel seviyesinde bile arapça bilmiyorum, başkasından kopyala yapıştır yaptım diyorsan, o zaman bu metni tercüme edenin daha doğrusu tahrif edenin yakasına yapış. Bahse konu olan metnin Arapçasını tekrar asıyorum.


1497 - قلت الَّذِي تزوج امْرَأَة أَبِيه أَو أمته يُسْتَتَاب
قَالَ لَا هَذَا على الإستحلال يقتل إِذا عرس

Şimdi ise bu metne davetulbatıl sitesinin yaptığı tercümeyi asıyorum.

1497: Dedim ki: Babasının hanımı veya cariyesi ile evlenen tevbeye ‎çağrılır mı? Babam şöyle dedi: “Hayır. Bu o ‎ameli helalleştirmektir. Nikâh ‎yapıp zifaf girerse öldürülür.”

Şimdi tekrar soruyoruz. Laf kalabalığı yapmadan, “Onlar arapça bilmiyor, onlar anlamazlar, onlar cahil” vs gibi zırvaları bir kenara bırakıp hangi arapça dil kaidesini esas alarak bu tercümeyi yaptığını açıkla. Bu cümledeki على harfi cerrini hangi kurala göre hafzettin? Bu cümlenin neresinden -Hayır. Bu o ameli helalleştirmektir.” İfadesini çıkarttın. Ayrıca yaptığınız tercümeye daha doğrusu tahrifata göre لَا kelimesi bu cümlede size göre ne anlama gelmektedir? Bütün bunları geçtim, bu cümlenin Türkçeye çevrilmiş hali bile tepeden tırnağa karmaşıklık içermektedir. Yani bu uydurduğunuz cümlenin Türkçe olarak bile bir manası yoktur.

Bu metnin tercümesini kelime kelime tekrar yapıp, yaptığınız tahrifatı iyice açığa çıkartacağız.


لَا- Hayır
هَذَا- Bu (Yani istitabe-tevbeye çağırma)
على الإستحلال- Helalleştirme üzerinedir veya Helalleştirme üzerine söz konusu olur.

Toparlayacak olursak bu cümlenin tercümesi “Hayır. Bu (yani istitabe) helalleştirme üzerinedir.” şeklindedir. Davetulbatılın tercümesinin doğru olabilmesi için bu cümlede على harfi cerrinin olmaması gerekirdi. O zaman da gündeme cümle içerisinde geçen “La” kelimesinin ne anlam ifade ettiği gelmektedir.

İşin özeti laf kalabalığını, kalabalıklara oynamayı bırak! Şu cümleyi arapça dil kaidelerine göre nasıl tercüme ettiğinizi anlat. Şayet aranızda temel seviyesi dahi Arapçası olup bu cümleyi izah edecek birisi yoksa –ki vardır- o zaman gidip piyasadan bir tane mütercim bulunda biraz aklı başlında açıklamalarla gelin, zırvalarla değil!

Ayrıca -konudan bağımsız olarak- sitenize asılan yazıları hemen silmeyin! Bırakın da insanlar, sizi savunmaya çalışıp, alkış tutan insanların nasıl alimlere dil uzattığını görsün. Öyle ki haram evlilik konusu bunların sitesinde gündeme geldiği vakit, davetulbatıl destekçisi bir tane hadsiz, kendini bilmez mahremi ile evlilik konusunda İmam Tahavi’nin, İmam Ebu Hanife ve Sevri’den yaptığı bir nakli görür görmez, ne yapacağını şaşırmış vaziyette “bu nakil uydurmadır, bırakın herhangi bir alimi sokakta ki çocuk bile böyle söylemez” şeklinde akla mantığa sığmayacak bir cehalet örneği sergilemiştir. Yani İmam Tahavi’nin eserlerini okuyanlar böyle bir uydurmayı tespit edemediler, 2018 yılında demokrat ve laik bir ülkede yaşayan bir tane kendini bilmez kalkıp bu naklin uydurma olduğunu tespit edebildi. Kaldı ki bu naklin bir benzeri de Zadu’l Mead isimli eserde geçmektedir. Bu elemanın sergilediği cehalet numunesi niye silindi onuda bilmiyorum belki de davetulbatıl yöneticileri kendi inançlarına muhalif nakil görünce çaktırmadan hemen silmek zorunda kalmışta olabilirler.

Bahsettiğim nakil ise şudur:


فِيمَن تزوج ذَات محرم مِنْهُ ووطئ

قَالَ أَبُو حنيفَة وَالثَّوْري لَا يحد وَإِن علم عزّر

“Kendisine Mahrem olan (Nikah Düşmeyen) Birisiyle Evlenen ve Onunla İlişkiye Giren Kimse Hakkında

Ebu Hanife ve Sevri dedi ki: Böyle birine had uygulanmaz, bilerek yaptıysa tazir edilir. (Tahavi, Muhtasar’u İhtilaf’il Ulema, 3/297)

Zadu’l Mead isimli eserde geçen kısım ise şudur:


وَقَدْ نَصَّ أحمد فِي رِوَايَةِ إسماعيل بن سعيد، فِي رَجُلٍ تَزَوَّجَ امْرَأَةَ أَبِيهِ أَوْ بِذَاتِ مَحْرَمٍ، فَقَالَ: يُقْتَلُ، وَيَدْخُلُ مَالُهُ فِي بَيْتِ الْمَالِ.
وَهَذَا الْقَوْلُ هُوَ الصَّحِيحُ، وَهُوَ مُقْتَضَى حُكْمِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.
وَقَالَ الشَّافِعِيُّ ومالك وأبو حنيفة: حَدُّهُ حَدُّ الزَّانِي، ثُمَّ قَالَ أبو حنيفة: إِنْ وَطِئَهَا بِعِقْدٍ، عُزِّرَ، وَلَا حَدَّ عَلَيْهِ، وَحُكْمُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَضَاؤُهُ أَحَقُّ وَأَوْلَى.

“İmam Ahmed, İsmail b. Saîd rivayetinde söz edilen, babasının karısıyla ya da mahremi olan birisiyle evlenen bir kimse hakkında; onun öldürüleceğini ve malının da beytülmâl'e konulacağını ifade etmiştir. Sahih olan bu görüştür. Bu Hz. Peygamber'in (s.a.) verdiği hükmün de gereğidir. İmâm Şafiî, Mâlik ve Ebu Hanife ise, böyle birinin cezasının zina cezası olduğunu söylemişlerdir. Sonra Ebu Hanife: "Eğer bir akitle cinsî ilişkide bulunmuşsa, ta'zir cezası uygulanır, had cezası verilmez." demiştir ki, bizzat Hz. Peygamber'in (s.a.) hükmü ve uygulaması daha doğru ve uyulmaya daha lâyıktır.” (Zad’ul Mead, 5/13-14)

Görüleceği üzere hiçbir kimse meseleye bu davetulbatılın yaklaştığı şekilde “Kişinin kendisine haram olan birisiyle cima etmesi haramdır, ancak nikah kıyarak cima ederse bu haramı helal saymaktır ve dolayısıyla küfürdür. Yani daha anlaşılır bir şekilde haram olan cima fiilini, nikah akdi yaparak helal hale getirmiş ve küfür işlemiştir.” şeklinde yaklaşmamıştır.

Burada nakil yapmadan özetlemek gerekirse üvey anne hadisinde bahsi geçen kimsenin kafir olduğunu bizde söylüyoruz, alimlerin çoğunlu da böyle söylemektedir. Alimlerden hiç birisi sizin dediğiniz gibi bu hadisten yola çıkarak mahremi ile evlenen herkesin sırf nikah akdi yaparak cimada bulundu diye haramı helal kıldığı için kafir olduğunu söylemediği gibi buna dair bir delilde yoktur. Üvey anne hadisinden bağımsız olarak mahremi ile evlenip cima eden kimse hakkında yukarıda zikrettiğimiz nakillerde görüldüğü üzere İmam Ebu Hanife mahremiyle nikah kıyıp, cima eden kimseye had uygulanmayacağını, bilerek yaptıysa tazir edileceğini söylemiştir.  Başka görüşlere göre ise bu fiili işleyene zina haddi uygulanacağı söylenmiştir. Bazı alimler ise bahsi geçen fiili işleyen kimsenin öldürülüp, malının alınması cezasını uygun görmüşlerdir. Kısacası bu mesele davetulbatıl ehlinin uydurmuş olduğu meselelerden sadece bir tanesidir. Tek başına İmam Ebu Hanife’den yapılan nakil bile meseleye kimsenin bu bid’atçilerin yaklaştığı gibi yaklaşmadığını göstermeye yeter. Bu kısa özetten sonra “Alkame” isimli yöneticinin bu nakilleri hasır altı edip, sitesinden hemen silmesi acziyetinden dolayı verecek cevabı olmayan insanların yapacağı bir şeydir. Yapılan nakiller kendi itikatlerine uymuyor diye hasır altı etmeleri hem Allah’ın dinine, hem de ilme ihanettir. Burada bu nakillere karşı yerine getirmeniz gereken 4 temel mesele var.

Birincisi: Sitenizin üyeleri olup sizi desteklemeye çalışan bir takım cahil sürüsünün dediği “Bu nakiller uydurmadır, bırak alimi çocuk bile bunu söylemez” gibi ne ilmi ne de ahlaki olmayan açıklamar yapıp İmam Ebu Hanife’ye dil uzatacak ve İmam Tahavi ve İbnu’l Kayyım’ın kitaplarının uydurmalarla dolu olduğunu söyleyeceksiniz. Bu söylediklerim haram evlilik yapan kimseye zina haddinin uygulanacağını söyleyen alimler hakkında da geçerlidir. Lakin onlara değinmeye gerek yoktur çünkü bu bahsettiğimiz nakiller sizin uydurma teorileriniz için yeter de artar bile!

İkincisi: Sizin mahremi ile evlilik konusunda ki inancınız tam tersi olup, hiç bir kapalılığı olmayan apaçık anlaşılır olan nakillere bir açıklama getireceksiniz ki bunu yapamayacağınız için boşuna kendinizi yormayın.

Üçüncüsü: Başta İmam Ebu Hanife, Sevri ve İbni Hazm olmak üzere sayamayacağımız alimleri ve o alimlerin görüşlerini kitaplarına alan bütün alimleri –Haşa- tekfir edeceksiniz.

Dördüncüsü: Siteniz de açıkça ilan edip, biz bu konuda hata ettik diyecek ve daha fazla Allah’ın dinine ihanet etmeyeceksiniz. Ayrıca din adına uydurduğunuz ne kadar görüş, söylediğiniz ne kadar yalan varsa onları da açıklayacaksınız.

İlmi gizlemek hakkında ise Allah subhanehu ve teala Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:


وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مٖيثَاقَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهٖ ثَمَنًا قَلٖيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

Allah kitap verilenlerden, “kitabı insanlara muhakkak açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz” diye söz almıştı da, onlar, kitabı arkalarına atıp umursamamışlar, az bir bedele karşılık değişmişlerdi, alış verişleri ne kötüdür. (Al-i İmran 187)


اِنَّ الَّذٖينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهٖ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُولٰـئِكَ مَا يَاْكُلُونَ فٖى بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّٖيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

Allah’ın indirdiği kitaptan, bir şeyi gizleyip, onu az bir pahaya satanlar, işte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla konuşmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır. (Bakara 174)







Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 654
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: ARAPÇA BİLEN KİMSELERE ÇAĞRIM!
« Yanıtla #8 : 09 Ekim 2018, 02:46 »
Bismillah. "Alkame" denen deccalin yukarda kendisine yöneltilen sorulara cevab vereceğini yada verebileceğini sanmıyorum. O Allah'ın (celle celaluhu) dinine ihanet eden bir zındık olduğu açıkta diğerleri neden sessiz? Yokmu içinizde bu adamın elinden bütün yetkileri alıp kapı dışarı edecek kimse?
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1878 Gösterim
Son İleti 15 Mart 2016, 20:00
Gönderen: İslam davetcisi
0 Yanıt
768 Gösterim
Son İleti 10 Ağustos 2018, 05:06
Gönderen: İbn Teymiyye