Tavhid

Gönderen Konu: İBN TEYMİYE İLE HANBELİLER ARASINDA AKİDE İHTİLAFI VAR MI?  (Okunma sayısı 1129 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı halid-bin-velid

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
s.a  bazı kimseler  ibni teymiyye  r.aley'in   Allah c.c   el,yüz gibi sıfatlarının   arapça dilindeki  gerçek manası nedir ise öyle anlaşılması gerektiğini söylemekte ve    ibni kudame,siczi,kadı ebu yala,zaguni gibi büyük hanbelli alimlerinin   ibni teymiyye r.a  akidesi gibi inanmadıklarını söylemektedirler  bunlar doğrumudur? bu konuda  bana yardımcı olabilirmisiniz

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
V.a. Bismillahirrahmanirrahim. Allahu Teala'nın sıfatlarının Arapça'daki hakiki ve zahiri manaları ile anlaşılması gerektiği hususu sadece İbn Teymiye'nin değil bütün bir selefin inancıdır. Bu konudaki açıklamalar daha önce "İsim ve Sıfat Tevhidi" başlıklı bölümdeki yazılarımızda ayrıntılı olarak yapılmıştı. Bu, aynı zamanda ismini zikrettiğiniz Hanbeli alimlerinin de inancını teşkil etmektedir. İbn Teymiye ile ismi geçen alimler arasında bu usul konusunda bir ayrılık yoktur. Sıfatların tafsilatında ihtilaf olabilir. Kendisi de Hanbeli fakihlerinden olan İbn'ul Cevzi, sıfatlar konusunda kendi mezhebine muhalefet edip hocası İbn Akil'in Mutezili fikirlerine tabi olmuş; bu ismi geçenlerden Ebu Ya'la, İbn'uz Zaguni ve başka Hanbeli alimlerini mücessime olmakla suçlayıp onlara reddiye yapmıştır. İbn Teymiye (rh.a) ise İbn'ul Cevzi'nin "Def'u Şubeh'it Teşbih" adlı kitabında dile getirdiği bu iddiaları reddetmiş ve bu alimleri müdafaa etmiştir. Eğer onlarla Esma ve Sıfat Tevhidi hususunda farklı düşünüyor olsaydı onlara destek olmazdı. Şeyhulislam (rh.a)'ın bu husustaki savunmasını şu adresten okuyabilirsiniz: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1961.0 Ebu Nasr es-Siczi ve İbn Kudame de aynı şekilde sıfatlar hususunda selefin inancını desteklemişler ve İbn Teymiye, kitaplarının birçok yerinde bu alimlerden alıntılar yapmıştır. Bununla beraber bu alimler de bazı cüz'i konularda -Allahu Teala'dan teması, organı vs'yi nefyetmek gibi selefin ne red ne de kabul amaçlı kullanmadığı bazı lafızları kullanmak gibi- hataya düşmüşlerdir. Keza Ebu Yala ve İbn'uz Zaguni de selefin dalmadığı bu tarz lafızları kullanıp, onların girmediği bazı mevzulara girmişlerdir. Lakin söylediğimiz gibi sıfatlar konusundaki usulleri genel manada selefin usulüdür. İbn Teymiye de bu imamlar da mücessime ve müşebbihe suçlamasından beridirler. Vallahu a'lem.

Çevrimdışı halid-bin-velid

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
منهج أهل السنة في الأسماء والصفات:
وإن أمرها كما جاءت، من غير تأويل، ولا تفسير، ولا تجسيم، ولا تشبيه، كما فعلت الصحابة والتابعون فهو الواجب عليه.{الإعتقاد ابو يعلي}

Ehli sünnnetin isim ve sıfatlarda menheci;
Ehli sünnet bu sıfatları  geldiği gibi tevil etmeden,tefsir etmeden,tecsim yapmadan,teşbih yapmadan  geçirirler.tıpkı sahabe ve tabinin yaptığı gibi, bu onların üzerine vaciptir.(itikadu ebu yala)

Bu nakilde geçen  sıfatları “tefsir yapmadan”ibaresini nasıl anlamamız gerekir?.

فهذا حد الفراش في الشاهد فأما الفراش المذكور في الخبر فلا نعقل معناه كغيره من الصفات) إبطال التأويلات ج1 ص149

Bu görmüş olduğumuz firaşın(yatak) haddidir.ancak  haberde zikredilen  firaş(yatak)’ın  manasını akledemiyoruz.diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi.(ibtalu tevilat c1.s.149)


Yine bu nakil de de  kadı ebu yala firaş(yatak) sıfatının manasını  diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi akletmiyoruz diyor burayıda nasıl anlamamız gerekir?

Bu iki nakil de kadı ebu yalanın söylemiş olduğu sözler  şeyhul islam ibni teymiyyenin akidesine muhalif mi?bunları açıklayabilimisiniz


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Sorunuzun cevabına geçmeden önce bir hususu belirtmek isteriz ki o da şudur: Bu tarz tevhide ve akideye dair meselelerde ölçü Kitap, Sünnet ve selef-i salihinin icma’sıdır. Akide hususunda ne seleften ne de haleften muayyen bir ferdin sözü bizim için hüccet teşkil etmeyeceği gibi Hanbelilerin veyahut da başka bir zümrenin kanaati de –icmaya delalet etmediği müddetçe- hüccet teşkil etmez. Keza usul’uddin konusunda İbn Teymiye’nin veyahut Ebu Ya’la’nın ve başka herhangi bir alimin sözü de tek başına hüccet değildir. Ancak bu alimler, sözlerine nass ve icmadan delil getiriyorlarsa o müstesna…Bunu böylece belirledikten sonra cevaba geçebiliriz. Öncelikle yaptığınız birinci naklin sahibi Kadı Ebu Ya’la (v. 458) değil onun oğlu olan Ebu’l Hasen Muhammed bin Ebi Ya’la’dır. (v. 526) Bu zat, kısaca İbn Ebi Ya’la olarak tanınır ve sözkonusu İ’tikad kitabını –kitabın girişinde de belirttiği üzere- ona akidesini ve mezhebini soran birisine kendi akidesini bildirmek üzere yazmıştır. Şu halde kitapta yazılan her meseleyi babasına mal etmek doğru olmaz. Tabi bunları usul açısından söylüyorum, yoksa kitaptaki bilgiler yanlıştır veyahut da Ebu Ya’la bunlara muhaliftir demek için değil. O yüzden oğlunun yazdığı bu kitap üzerinden Ebu Ya’la’nın akidesini belirlemek doğru bir iş olmaz. Buradaki konu, Ebu Ya’la’nın akidesi olduğundan dolayı esas itibariyle bu kitaptan yaptığınız alıntı konumuzun dışında kalmaktadır. Ama biz yine de yaptığınız nakille alakalı bazı hususlara değinmek istiyoruz.

Evvela, İbn ebi Ya’la (rh.a) da tıpkı babası gibi sıfatları zahiri manaları üzerine kabul eden birisi idi ve bundan dolayı da Eşarilere hasım olmuştur. Onun hakkında Zehebi (rh.a) şöyle demektedir:


صلباً في السُّنة

كثير الحط على الأشاعرة 


“Sünnet hususunda tavizsizdi, Eşarileri çokça tahkir ederdi.” (el-İber, 2/429)

Şimdi, “Sıfatları tefsir etmeden kabul etmek” ibaresi, sözkonusu alimin sıfatları zahiri ve hakiki manaları üzere kabul etmediğini veyahut da bu sıfatların içeriğini tamamen boşaltarak manasını Allaha havale eden tefviz akidesine sahip olduğunu göstermez. Buradan kasıd, Cehmiye ve Eşariler vb’nin yaptığı türden fasit teviller yapılmaz manasındadır. Zira İbn Ebi Ya’la (rh.a) sözkonusu ifadeden önce tefviz ehlinin kolay kolay kabul etmeyeceği haberi sıfatları; suret, göz, parmak vesaireyi isbat ettikten sonra şöyle demektedir:

وإن تأولها على مقتضى اللغة وعلى المجاز فهو جهمي. وإن أمرها كما جاءت، من غير تأويل، ولا تفسير، ولا تجسيم، ولا تشبيه، كما فعلت الصحابة والتابعون فهو الواجب عليه.

“Eğer bir kimse, bu sıfatları lügate ve mecaza göre tevil ederse o kimse Cehmi’dir. Eğer onları tıpkı sahabe ve tabiunun yaptıkları şekilde, tevil ve tefsir etmeden, tecsime ve teşbihe düşmeden geldikleri gibi kabul ederse, işte bu da onun üzerine vacib olan şeydir.”

Sözün akışı açıkça göstermektedir ki alimin kasdı, Cehmiye ve emsalinin yaptığı gibi bu sıfatların lügat manalarından kendilerine uygun olanları seçerek veya mecaza hamlederek tevile başvuran ve bu surette sıfatları iptal eden kimselerin kanaatlerini reddetmektir. Yoksa bunların Arap lügatindeki ilk anlaşılan zahir manalarını kabul edenler bu reddiyenin kapsamına girmez. Zaten alimin kendisine reddiyede bulunduğu Cehmiler, sıfatlar konusunda lugattaki hakiki, zahiri manaları esas almazlar bilakis mecazi manayı esas alırlar. O yüzden bu sözün muhatabı lügati bu şekilde istismar edenlerdir, yoksa zaten sıfatlar lügatteki hakiki manalarına göre tefsir edilirler. Ayrıca Ebu Ya’la’nın oğlu, tefsir etmeksizin ibaresini, tevil etmeksizin dedikten sonra zikretmektedir. Bu da onun bu ifadeden kasdının tevil ehlini reddetmek olduğunu göstermektedir. Bütün bunlar, İbn Ebi Ya’la’nın burdan kasdının tefvid olmadığını göstermekle beraber farz-ı muhal onun Mufavvida akidesinden olduğu bir an için kabul edilse bile bu, babasının da bu akidede olduğunu göstermez. Zira babası Kadı Ebu Ya’la şöyle demiştir:

دليل آخر عَلَى إبطال التأويل: أن الصحابة ومن بعدهم من التابعين حملوها عَلَى ظاهرها ولم يتعرضوا لتأويلها، ولا صرفها عن ظاهرها

“Te’vilin batıl olduğuna diğer bir delil de Sahabe ve ondan sonraki tabiin’in bunları (yani sıfat nasslarını) zahirleri üzerine hamletmesi ve teviline girişmemeleri ve de bunları zahiri manalarından başka bir yöne çekmemeleridir.” (İbtal’ut Te’vilat li Ahbar’is Sifat, 1/71)

Böylece Ebu Ya’la (v. 458) sıfatları zahiri manaları üzere almanın gerektiği hakkındaki selefin icmasını nakletmektedir ve onun akidesi de, sözkonusu kitabında takip ettiği usul de budur. Onun bu hususta İbn Teymiye (rh.a) ile aynı akidede olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu surette İbn Teymiye (rh.a)’ın sıfat nasslarını zahirleri üzere alarak daha önce misli görülmemiş bir bidat ihdas ettiği ve kendi mezhepdaşları olan Hanbelilere de muhalefet ettiği iddiasının boş olduğu da ortaya çıkmaktadır. Tefvid ehli bunun aksine sıfatların zahiri manaları üzere olmadığını ve manalarının Allaha havale edilmesi gerektiğini söylerler. Bu husustaki tafsilatlı açıklama için şu adrese müracaat edilebilir: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1393.0



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
İkinci nakle gelince; bu sözler Ebu Ya’la (rh.a)’a aittir ve o, bunları nakletmiş olduğu şu hadis ile alakalı olarak zikretmiştir:

وَذَكَرَ أَبُو بَكْرٍ الْخَلالُ فِي سُنَنِهِ، قَالَ: أنا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ مُحَمَّدٍ الْوَرَّاقُ، قَالَ: نا إِبْرَاهِيمُ بْنُ هَانِئٍ، قَالَ: نا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، وَقَالَ لَهُ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ: حَدَّثَهُمْ بِهِ فِي مَنْزِلِ عَمِّهِ، قَالَ: نا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ: أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلالٍ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ عُثْمَانَ حَدَّثَهُ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عَامِرٍ، عَنْ أُمِّ الطُّفَيْلِ، امْرَأَةِ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّهَا قَالَتْ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَذْكُرُ: " أَنَّهُ رَأَى رَبَّهُ فِي الْمَنَامِ فِي صُورَةِ شَابٍّ مُوفَّرٍ، رِجْلاهُ فِي خُضْرٍ، عَلَيْهِ نَعْلانِ مِنْ ذَهَبٍ، عَلَى وَجْهِهِ فَرَاشٌ مِنْ ذَهَبٍ "

Hallal, Sünen’inde zikrederek şöyle demiştir: (Hadisin Hallal’a kadar ulaşan senedini zikrettikten sonra) Ubeyy bin Ka’b’ın hanımı Ummu Tufeyl (radiyallahu anh) dedi ki: Ben, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i “Rabbini uykuda kusursuz bir genç suretinde, ayakları üzerinde altından bir sergi (veya yatak) olan bir yeşilliğin üzerinde, ayaklarında altından bir ayakkabı olduğu halde gördüğünü” anlatırken dinledim.”  (İbtal’ut Tevilat, 1/136)

Ebu Ya’la, az ilerisinde Mühenna’dan rivayetle İmam Ahmed’e bu hadis sorulduğunda yüzünün değiştiğini ve şöyle dediğini nakletmiştir:

هَذَا حديث منكر، وَقَالَ: لا نعرف هَذَا رجل مجهول يعني مروان

Bu, münker bir hadistir. Yine şöyle dedi: Biz bunu tanımıyoruz, meçhul birisidir. Bununla ravi Mervan’ı kasdetmiştir.

Bu hadisi Taberani, el-Mu’cem’ul Kebir, 25/143’de rivayet etmiştir. Darakutni ise “Ru’yetullah” adlı eserinde (no: 286) tahric etmiş ve ardından Ebu Zur’a er-Razi’den isnaddaki bütün ricalin tanınmış kimseler olduğunu nakletmiştir. Beyheki ise el-Esma ve’s Sifat’ta (no: 942) rivayet etmiş ve ardından şöyle demiştir:


وَهَذَا شَبِيهٌ بِمَا رُوِيَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا وَهُوَ حِكَايَةٌ عَنْ رُؤْيَا رَآهَا فِي الْمَنَامِ. قَالَ أَهْلُ النَّظَرِ: رُؤْيَا النَّوْمِ قَدْ يَكُونُ وَهُمًا يَجْعَلُهُ اللَّهُ تَعَالَى دَلَالَةً لِلرَّائِي عَلَى أَمَرٍ سَالِفٍ أَوْ آنِفٍ عَلَى طَرِيقِ التَّعْبِيرِ

“Bu, İbn Abbas (ra)’dan rivayet edilen hadisin bir benzeridir ve Onun (sallallahu aleyhi ve sellem) uykuda gördüğü bir rüyadan haber vermektedir. Nazar ehli şöyle demiştir: Uykuda görülen rüya, Allahu Teala’nın onu gören kimseye yaşanmış veyahut da yaşanacak olan bir hadiseye dair tabir cihetinden vehmettirdiği bir şey olabilir.”

Osman bin Said ed-Darimi de bu rivayetleri zikrederek bu türden hadisleri şiddetle inkar etmiş, bununla beraber şu açıklamayı da yapmıştır:

وَإِنَّمَا هَذِهِ الرُّؤْيَةُ كَانَتْ فِي الْمَنَامِ، وَفِي الْمَنَام يُمكن رُؤْيَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى كُلِّ حَال وَفِي كل صُورَة.

“Bu, ancak uykuda görülen bir rüyadır. Uykuda Allahu Teala’nın her hal ve her surette görülmesi mümkündür.” (er-Reddu ale’l Merisi, 2/738)

Ardından bunun, ilim ehlinin bu hadise yaptığı açıklama olduğunu zikretmiştir. Şeyhulislam İbn Teymiye de Darimi’nin bu sözlerini onaylayarak nakletmiş ve kendisi de bu hadiste zikredilenlerin rüya olduğunu ifade etmiş ve de bunu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allahu Teala’yı baş gözüyle görmediğine delil olarak getirmiştir. Tafsilatı Beyanu Telbis’il Cehmiye adlı eserinin 7. Cildinde uzun bir şekilde yer almaktadır.

Yani bu, neticede bir rüyadır. Rüya ise –vahiy eseri olduğunun kesin olarak bilinmesi müstesna- şeri delil teşkil etmez. Rüyada görülen şeylerden yola çıkılarak Allahu Teala’ya bir sıfat nisbet edilemez. Alimlerden bir çoğu “rüyamda Allah’ı gördüm” gibi ifadelere cevaz vermişler ve buna dair selef ve haleften bir çok rüya nakletmişlerdir. Bununla beraber rüyada görülen şeklin kesinlikle Rabb Teala’nın kendisi olmadığı bilinmelidir. Kadı İyaz (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

ولم يختلف العلماء فى جواز صحة رؤية الله فى المنام، وإذا رئى على صفة لا تليق بجلاله من صفات الأجسام للتحقيق أن ذات  المرئى غير ذات الله

“Alimler, Allahu Teala’nın rüyada görülmesinin sıhhatine cevaz verme hususunda ihtilaf etmemişlerdir. O, celaline layık olmayan bir biçimde cisimlerin sıfatlarından bir sıfatla görüldüğü takdirde hakikatte bu görülen şey Allah’ın zatından başka bir şeydir.” (İkmal’ul Mu’lim, 7/220)

Kadı Ebu Ya’la da gerek Ummu Tufeyl hadisinin gerekse buna benzeyen İbn Abbas hadisinin rüya olduğunu kabul etmiştir. (age, 1/143) Ancak buna rağmen peygamberlerin rüyalarının vahiy eseri ve sadık rüyalar olması hasebiyle bu rüyalarda geçen bütün sıfatların Allah’a nisbet edileceğini ileri sürmüştür. Yukarda da beyan ettiğimiz veçhile böyle bir zorunluluk sözkonusu değildir. Bununla beraber hadisten anlaşılan mana, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allahu Teala’yı bir firaş yani yatak, sergi gibi bir şeyin üzerinde gördüğüdür. Bu hadisi bir sıfat hadisi olarak değerlendirsek bile yatağın Allaha ait bir sıfat olarak değerlendirilmesi muhaldir. Çünkü Allahu Teala nasıl Arşın üzerindeyse, bazı hadislerde Kürsi’nin üzerinde oturmakla vasfediliyorsa burada da serginin üzerinde olmakla vasfedilmektedir. Yani buradan yola çıkarak Allah Subhanehu’ya bir sıfat nisbet edilecekse ancak “yatağın üzerinde olmak” sıfatı nisbet edilebilir. Tıpkı “Arşın üzerinde olmak” sıfatı nisbet edildiği gibi. Yoksa Onun “yatak veya sergi” diye bir sıfatı yoktur, “Arş” veya “Kürsi” diye bir sıfatı olmadığı gibi. Arş ve Kürsi mahluk olduğu gibi “Firaş” yani yatak veya sergi de mahluktur. Mahluk olan bir şeyin de Allah’ın sıfatı olması sözkonusu değildir. Zaten Allah'ın sıfatı olan bir şey asla Ondan ayrı düşünülemez ve ayrılmaz. Ben, Kadı Ebu Ya’la’nın ifadelerini incelediğimde yatağı Allah’ın bir sıfatı olarak değerlendirdiğine dair açık bir sözüne raslamadım. Bu hadiste zikredilen şeylerin Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ait sıfatlar olduğunu ileri sürenleri reddetmektedir. Yani bazıları hadisi tevil ederek “Ben Rabbimi gördüm, o sırada da ben bir genç suretinde yatağın üzerinde idim ilh..” şeklinde hadisi tevil etmektedirler ki bu gerçekten zorlama bir yorumdur. Hadiste bahsedilen vasıflar Allaha aittir. Lakin Allaha ait olan vasıf, yatak değildir, yatağın üzerinde bulunmaktır! İnsan, bilhassa Rabbi hakkında konuşurken ne konuştuğuna dikkat etmelidir. Ben, Allahu Teala’nın yatak, ayakkabı veya hadisin bazı rivayetlerinde bahsedilen yeşil elbise gibi sıfatları olduğunu söyleyen kim vardır bilmiyorum. Dediğimiz gibi Kadı Ebu Ya’la’nın da bilhassa yatak gibi Ondan ayrı olduğu belli olan bir şeyi Ona ait bir sıfat olarak kabul etmesi makul görülmemektedir. O yüzden onun yatak hakkındaki sözlerini sıfatlar bahsi hakkında söylenmiş bir söz olarak kabul etmek de zordur. Lakin, Allah’ın sıfatlarının gerçek mahiyetini bilmediğimiz gibi Arş ve Kürsi de –mahluk olmalarına rağmen- gerçek mahiyetlerini bilmiyoruz, aynı şekilde bu yatağın mahiyetini de bilmiyoruz. El-Kadi, böyle bir mana kasdetmiş olabilir. Velev ki bir an için onun yatağı Allahın bir sıfatı olarak kabul ettiği farzedilse bile bu zikrettiğiniz sözünden onun tefvid ehli olduğu manası çıkmaz. Zira şöyle demektedir:

فأما الفراش فقال أَبُو بكر عبد العزيز:
نا أَحْمَد، قَالَ: سألت ثعلب عن قوله: " فراش من ذهب "، قَالَ: الفراش ما تطاير من كل شيء رقيق فهو فراش فهذا حد الفراش فِي الشاهد، فأما الفراش المذكور فِي الخبر فلا نعقل معناه كغيره من الصفات


“Firaş”a gelince, Ebubekr Abdulaziz dedi ki: Ahmed bize haber vererek dedi ki: Ben, Sa’leb’e “Altından bir firaş” kavlinin manasını sorduğumda şöyle dedi: Firaş, serilen her ince serginin adıdır. İşte bu dilde firaşın tanımıdır. Haberde bahsedilen firaşa gelince, tıpkı diğer sıfatlarda olduğu gibi bunun da manasını akledemeyiz.” (İbtal’ut Tevilat, 1/149)

El-Kadı benzer bir sözü Allahu Teala’nın işitme ve görme sıfatları hakkında da sarfetmektedir:


بل نثبت ذلك كما أثبتنا الوجه واليدين والسمع والبصر وإن لم نعقل معناه

“…Bilakis biz, bunu isbat ederiz; tıpkı yüz, iki el, işitme ve görme sıfatlarını –manasını akledemediğimiz halde- isbat ettiğimiz gibi…” (Age 1/ 218)

Halbuki kendisi başka yerde bu işitme ve görmenin manasını açıklamaktadır:

وإنما المراد تحقيق السمع والبصر الذي في إثباته المقصود أن الله عز وجل يرى المرئيات برؤيته ويسمع المسموعات بسمعه

“…Burada maksad, işitme ve görme sıfatlarının tahkikidir ki bunları isbat etmekteki maksad şudur: Allah Azze ve Celle görülen şeyleri görme sıfatı ile görür, işitilen şeyleri de işitme sıfatıyla işitir…” (Age 2/ 338)

Eğer onun işitme ve görme sıfatlarının manası akledilemez derken kasdı, bunların manası hiçbir şekilde bilinmez demek olsaydı, bu sıfatların manasını izah etmeye çalışmazdı. Onun bu eserinde sıfatlarla alakalı kullandığı “manası akledilemez” sözünden murad, keyfiyetinin bilinmeyeceğidir yoksa tefvid ehlinin iddia ettiği gibi bunların dildeki anlamları da bilinemez demek değildir. Kaldı ki tevfizciler dahi işitme ve görme gibi sıfatları tevfiz etmezler, bilakis bunların manalarını izah ederler. Onlar sadece el, yüz, göz vb “zahiri teşbih ifade eden” diye vasfettikleri haberi sıfatları tefviz eder yani manasını Allaha havale ederler. Mufavvida’nın dahi yapmadığı bu işi Ebu Ya’la’ya nisbet etmek batıldır. Ebu Ya’la’nın manası akledilemez dediği halde işitme ve görme sıfatlarını tefviz etmediği böylece sabit olduğuna göre bunun dışındaki sıfatlar hakkında kullandığı “manası akledilemez” ifadesinin tefviz manasına gelmediği, bilakis keyfiyeti anlaşılamaz manasında olduğu böylece ortaya çıkmış olmaktadır.

Görüldüğü üzere Kadı Ebu Ya’la’nın sıfatlar konusunda genel bir usul olarak tefvid inancını benimsediği iddiası batıldır. Bununla beraber o, bir çok itikadi meselede olduğu gibi sıfatlar bahsinde de Cehmiye’den etkilenmiş, sıfatların bir çoğunu kabul ettiği halde bazılarında tefviz veya tevile yakın sözler yahut da selefin kullanmadığı birtakım ıstılahlar kullanmıştır. Bu hususta Şeyhulislam İbn Teymiye (rh.a) şöyle demektedir:


ونوع ثالث سمعوا الأحاديث والآثار وعظموا مذهب السلف وشاركوا المتكلمين الجهمية في بعض أصولهم الباقية ولم يكن لهم من الخبرة بالقرآن والحديث والآثار ما لأئمة السنة والحديث لا من جهة المعرفة والتمييز بين صحيحها وضعيفها ولا من جهة الفهم لمعانيها وقد ظنوا صحة بعض الأصول العقلية للنفاة الجهمية ورأوا ما بينهما من التعارض
وهذا حال أبي بكر بن فورك والقاضي أبي يعلى وابن عقيل وأمثالهم ولهذا كان هؤلاء تارة يختارون طريقة أهل التأويل، كما فعله ابن فورك وأمثاله في الكلام على مشكل الآثار.
وتارة يفوضون معانيها، ويقولون: تجري على ظواهرها، كما فعله القاضي أبو يعلى وأمثاله في ذلك.
وتارة يختلف اجتهادهم، فيرجحون هذا تارة وهذا تارة، كحال ابن عقيل وأمثاله.
وهؤلاء قد يدخلون في الأحاديث المشكلة ما هو كذب موضوع، ولا يعرفون أنه موضوع، وما له لفظ يدفع الإشكال، مثل أن يكون رؤيا منام، فيظنونه كان في اليقظة ليلة المعراج.

“Üçüncü türden olan kimseler ise hadisleri ve eserleri işitmişler, selefin mezhebini tazim etmişler, bununla beraber geri kalan bazı hususlarda Cehmiye kelamcılarına ortak olmuşlardır. Bunların Kur’an hakkında ve de hadis ve sünnet imamlarına ait hadis ve eserler hakkında ne bilgi bakımından ve sahihini zayıfından ayırd etme bakımından; ne de manalarını kavrama bakımından bir uzmanlıkları yoktur. Onlar, sıfat inkarcısı Cehmiye’ye ait bazı akli esasları doğru zannetmişler ve bu ikisi (yani akli esaslar ve nakiller) arasında çelişki olduğunu düşünmüşlerdir. Ebubekr bin Furek, Kadı Ebu Ya’la, İbn Akil ve benzerlerinin durumu bu şekildedir.

Bundan dolayı bunlar, bazen tevil ehlinin yolunu tercih ederler, nitekim İbn Furek ve benzerleri müşkil rivayetler hususunda konuşurken böyle hareket etmişlerdir.

Bazen de bunların manasını tefviz edip buna rağmen ‘bunlar zahirleri üzere kabul edilir’ derler. Nitekim Kadı Ebu Ya’la ve benzerleri de böyle yapmıştır.
Bazen de içtihadları değişir, bazen bunu bazen ötekini tercih ederler. Nitekim İbn Akil ve benzerlerinin hali de böyledir.

Bunlar bazen de uydurma olduğunu bilmeksizin yalan ve uydurma olan veyahut da işkali çözecek bir lafız ihtiva eden hadislere dalarlar. Mesela uykuda görülen bir rüya olması gibi. Onlar ise bunun Miraç gecesi uyanıkken gerçekleşen bir şey olduğunu zannederler.” (Der’ut Tearuz, 7/34-35)

Şeyh (rh.a) böylece Kadı Ebu Ya’la’nın yukarda zikrettiğimiz hadisten sıfat manası çıkarmasının tamamen bir yanılgıdan ibaret olduğunu ifade etmektedir. Çünkü sözkonusu hadis gerçek hayatta olan değil, rüyada olan bir şeyden bahsetmektedir. Ayrıca el-Kadi’nin sıfatları zahiri üzere kabul etmekle beraber bazı durumlarda tefvize başvurduğuna da işaret etmektedir. O, böylece çelişkiye düşmektedir. Bununla beraber Ebu Ya’la’nın akidesinde aslolan şey tefviz değil, sıfatları zahiri üzere icra etmektir. Çünkü selefin ve de onun bağlı olduğu Hanbelilerin usulü bu şekildedir. El-Kadi bunu esas edinmiş, lakin bazı yerlerde tefviz ve tevile başvurarak çelişkiye düşmüştür. O ve diğerlerinin yaşadığı bu çelişkiler ise selefin mezhebi konusundaki yetersiz bilgiden yahut da kelamcıların görüşlerinden etkilenmekten kaynaklanmaktadır. Ebu Ya’la’nın bazı konularda tefvize başvurmasından yola çıkarak Hanbelilerin genelinin böyle düşündüğünü ileri sürmek ise zaten aslı olmayan bir iddia olur. Ebu Ya’la’nın sözleri ancak kendisini bağlar, başkasını değil… İbn Teymiye’den önceki Hanbeli alimlerinin kitapları ve görüşleri ortadadır. Hiç kimse onların tefviz akidesi hususunda ittifak ettiklerini isbat edemez. Velev ki bu isbat edilse bile bu ancak onların selefe muhalefet ederek düştükleri bir hatadan ibaret olur Vallahu a’lem.


Çevrimdışı halid-bin-velid

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
s.a sorularıma verdiğiniz cevapları cem etmeye çalıştım da 

ilk soruma verdiğiniz cevapta şöyle demiştiniz

"Allahu Teala'nın sıfatlarının Arapça'daki hakiki ve zahiri manaları ile anlaşılması gerektiği hususu sadece İbn Teymiye'nin değil bütün bir selefin inancıdır. Bu konudaki açıklamalar daha önce "İsim ve Sıfat Tevhidi" başlıklı bölümdeki yazılarımızda ayrıntılı olarak yapılmıştı. Bu, aynı zamanda ismini zikrettiğiniz Hanbeli alimlerinin de inancını teşkil etmektedir. İbn Teymiye ile ismi geçen alimler arasında bu usul konusunda bir ayrılık yoktur. Sıfatların tafsilatında ihtilaf olabilir.

………… Keza Ebu Yala ve İbn'uz Zaguni de selefin dalmadığı bu tarz lafızları kullanıp, onların girmediği bazı mevzulara girmişlerdir. Lakin söylediğimiz gibi sıfatlar konusundaki usulleri genel manada selefin usulüdür. "


İlk soruma verdiğiniz cevaptan sormak istediğim yerle alakalı alıntılar yaptım. Bu cevabınızda kadı ebu yala ile ibni teymiyye arasında  sıfatların usulü konusunda bir ayrılılk olmadığını kadı ebu yalanın usulunun de genel olarak selefin usulü olduğunu anladım. Daha sonraki cevabınızda  kadı ebu yala hakkında gerek ibni teymiyye r.a  yaptığınız nakil olsun gerekse ondan sonraki sizin yaptığınız açıklamalar olsun  yukarıdaki cevabınızla cem edemedim.

Şöyle ibni teymiyye .r.a  kadı ebu yala  hakkında yaptığınız nakilde şöyle diyordu;

“Üçüncü türden olan kimseler ise hadisleri ve eserleri işitmişler, selefin mezhebini tazim etmişler, bununla beraber geri kalan bazı hususlarda Cehmiye kelamcılarına ortak olmuşlardır. Bunların Kur’an hakkında ve de hadis ve sünnet imamlarına ait hadis ve eserler hakkında ne bilgi bakımından ve sahihini zayıfından ayırd etme bakımından; ne de manalarını kavrama bakımından bir uzmanlıkları yoktur. Onlar, sıfat inkarcısı Cehmiye’ye ait bazı akli esasları doğru zannetmişler ve bu ikisi (yani akli esaslar ve nakiller) arasında çelişki olduğunu düşünmüşlerdir. Ebubekr bin Furek, Kadı Ebu Ya’la, İbn Akil ve benzerlerinin durumu bu şekildedir.

Bundan dolayı bunlar, bazen tevil ehlinin yolunu tercih ederler, nitekim İbn Furek ve benzerleri müşkil rivayetler hususunda konuşurken böyle hareket etmişlerdir.

Bazen de bunların manasını tefviz edip buna rağmen ‘bunlar zahirleri üzere kabul edilir’ derler. Nitekim Kadı Ebu Ya’la ve benzerleri de böyle yapmıştır.
Bazen de içtihadları değişir, bazen bunu bazen ötekini tercih ederler. Nitekim İbn Akil ve benzerlerinin hali de böyledir."


bu nakilde  ibni teymiyye r.a  kadı ebu yalanın bazen nas sıfatlarını tevil ettiğini bazende onların manasını tafvid ettiğini söylemekte. Ayrıca sizde daha sonraki açıklamanızda  kadı ebu yala hakkında şöyle demişssiniz…..

"Ayrıca el-Kadi’nin sıfatları zahiri üzere kabul etmekle beraber bazı durumlarda tefvize başvurduğuna da işaret etmektedir. O, böylece çelişkiye düşmektedir. Bununla beraber Ebu Ya’la’nın akidesinde aslolan şey tefviz değil, sıfatları zahiri üzere icra etmektir. Çünkü selefin ve de onun bağlı olduğu Hanbelilerin usulü bu şekildedir. El-Kadi bunu esas edinmiş, lakin bazı yerlerde tefviz ve tevile başvurarak çelişkiye düşmüştür. O ve diğerlerinin yaşadığı bu çelişkiler ise selefin mezhebi konusundaki yetersiz bilgiden yahut da kelamcıların görüşlerinden etkilenmekten kaynaklanmaktadır. Ebu Ya’la’nın bazı konularda tefvize başvurmasından yola çıkarak Hanbelilerin genelinin böyle düşündüğünü ileri sürmek ise zaten aslı olmayan bir iddia olur. Ebu Ya’la’nın sözleri ancak kendisini bağlar, başkasını değil… İbn Teymiye’den önceki Hanbeli alimlerinin kitapları ve görüşleri ortadadır. Hiç kimse onların tefviz akidesi hususunda ittifak ettiklerini isbat edemez. Velev ki bu isbat edilse bile bu ancak onların selefe muhalefet ederek düştükleri bir hatadan ibaret olur Vallahu a’lem.


Cem yapamadığım yer şurası  kadı ebu yala Allah c.c yed,ayak,yüz,gülmek,sevinç,istiva, gibi sıfatlarını ispat etmekte yalnız bunların manasının akledilmeyeceğiniz söylemekte -tabi sözlerinde uzvu teması  Allah c.c nefy etmektedir- bu konuyu sormuyorum ama bu ispat ettikleri sıfatların manası akledilmez diyor. bunlarla alakalı nakiller  ibtalu tevilat kitabında geçmektedir.

بل نثبت ذَلِكَ صفة، كما أثبتنا صفة الوجه واليدين والسمع والبصر، وإن لم نعقل معناه،

bilakis biz ferihi(sevinç)’i Allah c.c sıfat olarak ispat ediyoruz diğer ispat ettiğimiz yüz,el,işitmek ve görmek gibi bunların manasını akletmesek bile….(ibtalu tevilat)

…….لأنا لا نثبت مجيء انتقال، بل نثبت مجيئا غير معقول كما أثبتنا ذاتا ونفسا ووجها ويد

…….çünkü biz  Allah c.c ya intikal olan  meci (gelmek)ispat etmiyoruz bilakis akledilmeyen bir  gelmek ispat ediyoruz tıpkı ispat ettiğimiz  zat,nefis,yüz,ve el gibi(ibtalu tevilat)

لأنا لا نثبت قدما وفخذا جارحة ولا أبعاضا، بل نثبت ذَلِكَ صفة كما أثبتنا الذات والوجه واليدين، ولا نثبت أخذا بقدمه عَلَى وجه المماسة، كما أثبتنا خلقه لآدم بيده لا عَلَى وجه المماسة والملاقاة، بل لا نعقل معناه، ولا نثبت أيضا أماما وخلفا عَلَى وجه الحد والجهة بل نثبت ذَلِكَ صفة غير محدودة، كما قَالُوا فِي الاستواء عَلَى العرش معناه العلة عليه، ومعلوم أن العلو غير السفل ولم يوجب ذَلِكَ وصفه بالجهة وإن كان العلو جهة فِي الشاهد، وإن لم يكن هَذَا معقولا فِي الشاهد ونظير هَذَا الحديث قوله، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فِي الرحم يأخذ بحقو الرحمن قد أخذ أَحْمَد بظاهره من غير قول بمماسة ولا جهة
…..çünkü biz uzuv olan parçalardan müteşekkil olan bir ayak ve uyluk ispat etmiyoruz.bilakis tıpkı  zatı,yüzü,eli sıfat olarak ispat ettiğimiz gibi bunlarıda sıfat olarak ispat ediyoruz.aynı şekilde ayağını tutmasını da temas olarak ispat etmiyoruz. Tıpkı Allah c.c adem a.s eliyle yaratmasını temas ve karşılamak olarak ispat etmediğimiz gibi aynı zamanda bunun manasınıda akletmiyoruz.

Önü,arkayı,sınır ve cihet anlamında da ispat etmiyoruz bilakis bunları sınır koymadan sıfat olarak ispat ediyoruz.tıpkı arşa istiva etmesinde söylediğimiz gibi onun manası uluvdur.ve bilinen bir şeydirki uluv aşağısı  değildir.bu onun cihette olmasını gerektirmez.gürünen uluv cihet olsa bile bu hadise benzeyen nebi s.a.s  şu sözüdür.rahim(akrabalık)rahmanın böğrüne yapışır.ahmed bu hadisin zahirini aldı temas ve cihet olmadan. (İbtalu tevilat)

ibni teymiyye r.a  ise bu el,ayak,yüz,gülmek,vb gibi sıfatların manasının akledilebileğini söylemektedir.ve bunların manasının bilinmekte olduğunu arap dilindeki gerçek manası olduğunu söylemektedir.ve sizin nakletmiş olduğunu nakilde de kadı ebu yalanın sıfatları bazen tevil bazende tafvid yaptığını söylemektedir. 

Yani kadı ebu yala nas sıfatlarının manası akledilmez diyor. kitabında bir  çok yerde  ibni teymiyye ise  nas sıfatlarının manası akledilir  diyor.durum böyle iken nasıl oldurda kadı ebu yala ile ibni teymiyye sıfatlar konusunda genel olarak aynı usulü takip ettikleri söylenebilir. Siz ilk cevabınzıda şöyle demiştiniz  …….

"Bu, aynı zamanda ismini zikrettiğiniz Hanbeli alimlerinin de inancını teşkil etmektedir. İbn Teymiye ile ismi geçen alimler arasında bu usul konusunda bir ayrılık yoktur. Sıfatların tafsilatında ihtilaf olabilir………… Keza Ebu Yala ve İbn'uz Zaguni de selefin dalmadığı bu tarz lafızları kullanıp, onların girmediği bazı mevzulara girmişlerdir. Lakin söylediğimiz gibi sıfatlar konusundaki usulleri genel manada selefin usulüdür.

Kadı ebu yalanın nas sıfatlarına yaklaşmadaki usulü ibni teymiyye r.a tamamen zıt değil mi?  Sorularıma vermiş olduğunuz cevapları cem edebilirmisiniz?cevaplarda bir zıtlık yok mu?



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Evvela size tavsiyemiz yazdıklarımızı iyi okumanız ve muhatabınızı anlamaya çalışmanız olacaktır. Biz hiçbir zaman Kadı Ebu Ya’la’nın sıfatlar konusunda tam manasıyla selefe uygun ve dolayısıyla İbn Teymiye’ye de tam mutabık olduğunu söylemedik. Onun hiçbir zaman tefviz yapmadığını da söylemedik. Bizim söylediğimiz şey onun sıfatları zahiri manası üzere kabul ettiği ve bu anlamda selefin usulüne sahip olduğudur. Bunu da bizzat el-Kadi’nin kendisinden naklettiğimiz şu ibareyle destekledik.

دليل آخر عَلَى إبطال التأويل: أن الصحابة ومن بعدهم من التابعين حملوها عَلَى ظاهرها ولم يتعرضوا لتأويلها، ولا صرفها عن ظاهرها

“Te’vilin batıl olduğuna diğer bir delil de Sahabe ve ondan sonraki tabiin’in bunları (yani sıfat nasslarını) zahirleri üzerine hamletmesi ve teviline girişmemeleri ve de bunları zahiri manalarından başka bir yöne çekmemeleridir.” (İbtal’ut Te’vilat li Ahbar’is Sifat, 1/71)

Yukarda da belirttiğimiz gibi bu, hiçbir orijinal tefvizcinin kabul etmeyeceği bir şeydir. Eğer Ebu Yala tefviz akidesine sahip olsaydı İbn’ul Cevzi yukarda adresini verdiğimiz yazıda görüleceği üzere onu mücessime olmakla suçlamazdı. Nitekim o, hiçbir Mufavvida’nın kabul etmediği sıfatları kabul etmiş, hatta yukardaki rüya meselesinde görüleceği üzere Ehli sünnetin çoğu tarafından sıfat nassı olarak kabul edilmeyen nassları bile sıfat manasında yorumlamıştır. Bu anlamda onun tevilci veya tefvizci olması bir yana sıfatları isbatta aşırı gittiği bile söylenebilir. Öyle zannediyoruz ki onun bazı yerlerde tevile veya tefvize dalması belki kasıtlı olmayan şeylerdi ve belki kendisine sorsanız sıfatları zahiri üzere almayla çelişkili görmediği yorumlardı. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İşte bütün bunlardan dolayı biz dedik ki: “Bununla beraber Ebu Ya’la’nın akidesinde aslolan şey tefviz değil, sıfatları zahiri üzere icra etmektir.” Dikkat edin “aslolan” diyoruz. Şunu bilmenizi istiyoruz ki biz –diğer yazılarda olduğu gibi- bu yazımızda da cümleleri özel seçtik. Burada “aslolan” ifadesini kullanmamızın amacı, bu genel sözün istisnaları olması hasebiyledir. Eğer biz böyle değil de Ebu Ya’la hiçbir şekilde tefviz akidesi üzere değildir, o isim ve sıfat bahsinde tamamen selef gibi ve İbn Teymiye gibi düşünüyor deseydik, burada bizi çelişkiyle itham etmenizin bir anlamı olurdu. Keza ilk yazımızda da “………… Keza Ebu Yala ve İbn'uz Zaguni de selefin dalmadığı bu tarz lafızları kullanıp, onların girmediği bazı mevzulara girmişlerdir. Lakin söylediğimiz gibi sıfatlar konusundaki usulleri genel manada selefin usulüdür.” Demişiz ve yine “genel manada” ifadesini kullanmışız. İşte bütün bunlardan dolayı bize çelişki isnad etme hususunda acele etmişsiniz. Yoksa gerçekten bir çelişkimiz varsa, bir alime hatta sıradan bir Müslümana, yerine göre bir kafire dahi söylemediği bir şeyi izafe ettiysek bundan rücü ederiz bunda bir sıkıntı sözkonusu değildir.

Aynı şekilde bazı sıfatlar konusunda kullandığı “manası akledilemez” ifadesinden dolayı Ebu Ya’la’ya tevfiz fikrini isnad etmekte ısrar etmeniz de bizi şaşırtmıştır. Bunu da bizim yazımızı dikkatli okumadığınıza bağlamak istiyoruz. Çünkü biz bunun tefviz manasında olmasının şart olmadığını yine el-Kadi’nin bunu görme ve işitme sıfatları hakkında kullanmasından hareketle şöyle açıklamıştık.

“El-Kadı benzer bir sözü Allahu Teala’nın işitme ve görme sıfatları hakkında da sarfetmektedir:

بل نثبت ذلك كما أثبتنا الوجه واليدين والسمع والبصر وإن لم نعقل معناه

“…Bilakis biz, bunu isbat ederiz; tıpkı yüz, iki el, işitme ve görme sıfatlarını –manasını akledemediğimiz halde- isbat ettiğimiz gibi…” (Age 1/ 218)

Halbuki kendisi başka yerde bu işitme ve görmenin manasını açıklamaktadır:

وإنما المراد تحقيق السمع والبصر الذي في إثباته المقصود أن الله عز وجل يرى المرئيات برؤيته ويسمع المسموعات بسمعه

“…Burada maksad, işitme ve görme sıfatlarının tahkikidir ki bunları isbat etmekteki maksad şudur: Allah Azze ve Celle görülen şeyleri görme sıfatı ile görür, işitilen şeyleri de işitme sıfatıyla işitir…” (Age 2/ 338)

Eğer onun işitme ve görme sıfatlarının manası akledilemez derken kasdı, bunların manası hiçbir şekilde bilinmez demek olsaydı, bu sıfatların manasını izah etmeye çalışmazdı. Onun bu eserinde sıfatlarla alakalı kullandığı “manası akledilemez” sözünden murad, keyfiyetinin bilinmeyeceğidir yoksa tefvid ehlinin iddia ettiği gibi bunların dildeki anlamları da bilinemez demek değildir. Kaldı ki tevfizciler dahi işitme ve görme gibi sıfatları tevfiz etmezler, bilakis bunların manalarını izah ederler. Onlar sadece el, yüz, göz vb “zahiri teşbih ifade eden” diye vasfettikleri haberi sıfatları tefviz eder yani manasını Allaha havale ederler. Mufavvida’nın dahi yapmadığı bu işi Ebu Ya’la’ya nisbet etmek batıldır. Ebu Ya’la’nın manası akledilemez dediği halde işitme ve görme sıfatlarını tefviz etmediği böylece sabit olduğuna göre bunun dışındaki sıfatlar hakkında kullandığı “manası akledilemez” ifadesinin tefviz manasına gelmediği, bilakis keyfiyeti anlaşılamaz manasında olduğu böylece ortaya çıkmış olmaktadır.”

Siz ise buna cevap vermek yerine aynı iddiayı tekrar edip sadece misallerini çoğaltmaktan öteye gitmemişsiniz. Hatta sizin verdiğiniz misallerde de işitme ve görme sıfatlarından bahsetmektedir. Zira verdiğiniz misalde diyor ki:

بل نثبت ذَلِكَ صفة، كما أثبتنا صفة الوجه واليدين والسمع والبصر، وإن لم نعقل معناه،

bilakis biz ferihi(sevinç)’i Allah c.c sıfat olarak ispat ediyoruz diğer ispat ettiğimiz yüz,el,işitmek ve görmek gibi bunların manasını akletmesek bile….(ibtalu tevilat)

Şimdi size göre Ebu Ya’la işitme ve görmeyi tevfiz mi ediyor yani sem’ ve basar kelimelerinden ne kasdedildiğini bilemeyiz, bunların keyfiyetini değil bizzat manasını Allaha havale ederiz mi diyor?! Ki eğer böyle diyorsa Allaha işitme ve görme diye bir vasıf nisbet etmemesi gerekir çünkü bunları tefviz eden birisi bunların manası bilinemez diyeceği için sadece bu kelimeleri kabul edip içeriği ile alakalı konuşmaması gerekir. Halbuki o, sem ve basarın içeriği hakkında da konuşmuştur, yukarda geçti. Şu halde manası akledilemezden kasıd tefvizdir denilemez. Ebu Ya’la’nın ya da bir başkasının tefviz akidesinde olduğunu isbat etmek istiyorsanız bunu daha açık ifadelerden yola çıkarak isbatlamanız gerekir, sadece manası akledilemez demesi bunu isbat için yeterli olmaz. Eğer bunda ısrarcıysanız ya tefvizin ne olduğunu bilmiyorsunuz ya da başka türlü tanımlıyorsunuz demektir. Evet, Şeyh (rh.a) bu sıfatlarla alakalı konuşurken teması, ciheti, organı vs’yi nefyederek selefin dalmadığı mevzulara dalmış ve belki farkına varmadan sıfatı nefyetmeye yol açacak kelamlar sarfetmiştir. Ancak bu, onun Mufavvida olduğunu göstermez.

Tarihte Mufavvida’nın ne olduğu ve nasıl itikad ettiği bellidir. Tefviz inancı esas itibariyle Cüveyni ve Gazali gibi Eşari kelamcıların sistemleştirip selefe izafe ettikleri bir inançtır. Onların tanımladığı tefviz inancı kesinlikle sıfatları zahiri manalarından soyutlamayı içermektedir. Sıfatları zahiri üzere kabul eden hiç kimse halis Mufavvida değildir. Onlardan etkilendiyse ancak şu konuda Mufavvida’dan etkilenmiştir denilir o kadar. Onun dışında Mufavvida Eşariliğin ve de Maturidiliğin içinde olan bir şeydir, bu iki fırkanın haricinde ancak kısmen tefviz inancından etkilenenler olabilir. Maalesef son yıllarda geçmişteki alimlere rasgele tefviz inancını nisbet etme modası baş göstermiştir. Bunu genelde Eşari ve Maturidiler yapmaktadır, bununla da amaçları karaltılarını çoğaltmak ve sayılarını kalabalık göstermektir. Selefi geçinen ilim talebelerinden de alimlere tefviz inancı nisbet etme hususunda diğerleriyle yarışanlar az değildir. Mufavvida’nın bunu yapmadaki amacı az çok bellidir de selefi geçinenler böyle yaparak hangi akla hizmet etmektedir, bunu anlamak mümkün değildir. Halbuki alimler hakkında ve genel olarak Müslümanlar hakkında asl olan hüsnü zan etmektir. Hele ki söz konusu olan eserlerinde tefviz inancına muhalif bir çok ifade yer alan alimlerse bu batıl tefviz inancını onlara nisbet etmeden önce durup düşünmek gerekir. Ben, yukarda da zikrettiğim gibi bu piyasada dolaşan kabarık tefvizci alimler listesinin birçoğuna itibar etmiyorum ve de Eşari ve Maturidiler dışında tefviz akidesine sahip pek fazla kimse olduğunu da düşünmüyorum. Bu tür şeylerin, bazen kasıtlı olarak yapılan bazen de tefvizin hakikatini bilmemekten kaynaklanan abartılı sözler olduğunu düşünüyorum.

Bizim bu hususta söyleyeceklerimiz bunlardır. Sizin bu konu üzerinde neden bu kadar durduğunuzu bilmiyorum. Neticede Ebu Yala’nın veya bir başkasının tefvizci olması hak namına hiçbir şeyi isbat veya reddetmede bir ölçü teşkil etmez. Burada eğer tefvizin kendisinin hak olup olmadığını konuşacaksak bunu konuşalım. Siz eğer bu münazaraya devam etmek istiyorsanız akidenizi ortaya koyun, tefviz konusunda veya münazara edeceğiniz konu ne ise o konuda düşüncenizi açıkça ifade edin ve ondan sonra usulüne uygun bir şekilde münazara edelim. Bizim bu konuda çelişkili konuşup konuşmadığımız da çok önemli bir konu değildir. Velev ki çelişkili konuşmuş olalım, bunun asıl meseleye ne gibi bir etkisi vardır? Onun da ötesinde asıl mesele nedir? Bu konuyu gündeme getirme amacınız nedir? Başka bir amaç yoksa, mesele sadece bizim çelişkilerimizi ortaya çıkarmaksa deriz ki herkes önce kendi çelişkilerini izah etsin ondan sonra başkasının çelişkisine –varsa- odaklansın. Siz Ebu Ya’la’nın oğluna ait kitabı babasına nisbet ettiniz, o kitaptan da tefvizle alakası olmayan bir ibareyi tefvize hamlettiniz, keza Allaha yatak sıfatı izafe etmek gibi batıllığı meydanda olan bir söz söyleyip bunu Ebu Ya’la’ya izafe ettiniz vs bu çelişkileriniz hala cevapsız olarak duruyor. Ben, bana izafe ettiğiniz çelişkilerin cevabını verdim, eğer bu konu üzerinde konuşmaya devam edeceksek siz de bu çelişkileri izah edin veya yanlış yaptığınızı kabul ediyorsanız bunu söyleyin ondan sonra illa böyle muayyen meseleleri konuşmaya devam edeceksek edelim. Ama dediğim gibi ben bunlardan ziyade bizzat asıl gelmek istediğiniz akidevi mesele ne ise onun üzerinde müzakere etmeyi daha çok tercih ederim vesselam.

Çevrimdışı halid-bin-velid

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Öncelikle  şunu belirtmek isterim. Ben hiçbir zaman   sizin kadı ebu yalanın tam  manasıyla ibni teymiyye ye mutabık  olduğunu söylediğinizi söylemedim.
Söylediğimi şey sizin  ilk cevabınızda genel anlamda kadı ebu yala ile ibni teymiyyenin usulunun aynı olduğunu söylemenizdir. Ve daha sonra dedimki bana verdiğiniz ikinci cevabınızda gerek ibni teymiyyeden yaptığınız nakil olsun gerek sizin sözleriniz olsun  kadı ebu yalanın tafvid yaptığını söylediniz. Bu cevaplarınız bir birine zıt değilmi diye sormuştum zaten yukarıdaki yazdıklarımı okuyan bir kimse böyle sorduğumu anlar.

Daha sonra yazmış olduğunuz şeylere gelince;

Diyorsnuz ki; Bizim söylediğimiz şey onun sıfatları zahiri manası üzere kabul ettiği ve bu anlamda selefin usulüne sahip olduğudur. Bunu da bizzat el-Kadi’nin kendisinden naklettiğimiz şu ibareyle destekledik.

دليل آخر عَلَى إبطال التأويل: أن الصحابة ومن بعدهم من التابعين حملوها عَلَى ظاهرها ولم يتعرضوا لتأويلها، ولا صرفها عن ظاهرها

“Te’vilin batıl olduğuna diğer bir delil de Sahabe ve ondan sonraki tabiin’in bunları (yani sıfat nasslarını) zahirleri üzerine hamletmesi ve teviline girişmemeleri ve de bunları zahiri manalarından başka bir yöne çekmemeleridir.” (İbtal’ut Te’vilat li Ahbar’is Sifat, 1/71)

Cevap;kadı ebu  yalanın, sıfat nasları zahirleri üzerine hamledilir sözü asla onun bu naslar  arap dilindeki zahiri manaları üzerine anlaşılır manasında değildir. çünkü kadı ebu yala bu  kitabında bir çok yerde arapça dilindeki gerçek manayı Allah c.c dan nefy  eden sözler söylemiştir.  kadı ebu yalanın bu sözden kastettiği mana  bu  haberlerde geçen lafızları tevil etmeyip  sadece  Allah (celle celaluhu)’ın bir sıfatı  olduğunu  kabul etmek   bu lafızları zahirleri üzerine hamletmek demektir.  Ve bu  söylemiş olduğum manayı kadı ebu yalanın şu sözü desteklemektedir.

على ما روي عن أحمد وغيره من أئمة أصحاب الحديث أنهم قالوا في هذه الأخبار : أمروها كما جاءت ، فحملوها على ظاهرها : في أنها صفات لله تعالى

ahmet ve başka hadis imamlarından rivayet edildiğine göre onlar bu haberler hakkında şöyle diyorlardı; "bu haberleri geldiği gibi geçirin." onlar bu haberleri Allahın sıfatları olduğu konusunda zahirleri üzere hamlettiler.

İşte bu nakilde de görüldüğü gibi   kadı ebu yala bu lafızları zahiri üzerine hamletmenin manasının,  bu lafızların Allah c.c nun sıfatları  olduğunu kabul etmek olduğunu söylüyor. bu lafızlar Allah c.c izafe edilmiştir.bunları tevil etmeyip  sadece  Allah c.c bir sıfatı olarak  kabul etmek bunları zahiri üzere hamletmek demektir. Yani kadı ebu yalaya göre  bir kişi bu haberlerde geçen lafızları tevil etmeden,bir uzuv,parça ,  olduğuna inanmadan, sadece  Allah c.c bir sıfatı olduğunu söylerse  işte o kimse bu haberleri zahiri üzerine hamletmiş demektir.   ve daha öncede naklettiğim  gibi kadı ebu yala   bunları sıfat olarak ispat ettikten sonra bunların manası akledillmez diyor. 

Hatta aynı kitabında  bu sıfatları  sadece haberde geldiği için  isim olarak ispat ettiğini manasını ispat etmediğini söylemektedir.

لأننا نثبت ذلك تسمية ، كما جاء الخبر ، لا نعقل معناها ، كما أثبتنا ذاتا ونفسا )) ص 146 .

Çünkü biz bunları(nas sıfatlarını) isim olarak ispat ediyoruz.haberde geldiği gibi, onların manasınıda  akletmiyoruz.zatı ve nefsi ispat ettiğimiz gibi(s.146)

Durum böyle iken, kadı ebu yalanın bu sıfatlar  zahirleri üzerine hamledilir sözüne  arapça dilindeki zahiri manası üzerine anlaşılır manasını vermek kadı ebu yalanın söylemediği ve inanmadığı bir şey ona nispet etmektir.

Ve kadı ebu yalanın manası akledilmez sözüne keyfiyyeti sözüne keyfiyetinin bilinmeyeceği manasını vermenizde şaşılacak bir durum doğrusu. Çünkü kadı abu yala bir çok yerde açık lafızlarla manası akledilmez diyor keyfiyyeti akledilmez demiyor.
 yine, kadı ebu yala aynı kitabında da  şöyle demektedir.

وقسم هو متشابه ، لا يعلم تأويله إلا الله ، ولا يوقف على معناه بلغة العرب ، بدليل قوله تعالى {وما يعلم تأويله إلا الله} وقوله {والراسخون في العلم يقولون آمنا به} فالواو هنا للاستئناف ، وليست عاطفة .
كذلك أخبار الرسول صلى الله عليه وسلم جارية هذا المجرى ، ومنـزلة على هذا التنـزيل ، منها البين المستقل في بيانه بنفسه ، ومنها ما لا يوقف على معناه بلغة العرب )) ص59 .
ي

Diğer bir kısım ise muteşabihtir. Muteşabihin manasını ise Allah c.c dan başkası bilmez.ve bu (muteşabiler )'in arapça dilindeki manaları  üzerinde durulmaz. Bunun delili Allah c.c nun şu ayetidir.(onun tevilini ondan başkası  bilemez)  ve şu sözü. ( ve  ilimde derinleşenler  ona iman ettik derler.) bu söz deki (vav) isti’naf  içindir. Atıf için değildir.
Aynı şekilde  resulullah s.a.s den    gelen haberlerde bu mecrada, ve bu menzilede indirilmiştir. Onlardan bazıları   açıktır. ve kendileri  beyanında  tek bir manaya delalet etmektedir.. Bazılarının     ise arapça dilindeki  manası üzerinde durulmaz.(s.59)

İşte bu nakildende anlaşılacağı üzere kadı ebu yala nas sıfatlarını muteşabih olan ayetlerden saymakta ve onların manasının Allah c.c dan başkasının bilmeyeceğini söylemektedir. Ve bunların arapça dilindeki manası üzerinde durulmaması gerektiğini söylemektedir.
Durum böyle iken kadı ebu yalanın bu sıfatlara Arapca dilindeki  manasını verdiğini söylemek onun inanmadığı bir şeyi ona nispet etmek değilmidir.

Kaldıki ibni teymiyye r.a kadı ebu yalanın tafvid yaptğını söylemektedir.

 İbni teymiyye neden kadı ebu yalanın tafvid yaptığını söylüyor?kadı ebu yalanın hangi sözlerinden dolayı  onun tafvid yaptığını söylüyor ve bu sözlerden nasıl tafvid  yaptığı çıkıyor  açıklayabilirmisiniz?

Aynı şekilde sizde kadı ebu yalanın bazı yerlerde  tafvid yaptığını söylemektesiniz  hangi sözlerinden dolayı onun bazı yerlerde tafvid yaptığını söylüyorsunuz   o sözlerini aktarıp bunlardan tafvidin nasıl yaptığını açıklayabilirmsiniz?

Kadı ebu yalanın mufavvide  olduğuna dair bu kadar net sözler varken nasıl onun akidesinde aslolan şey tafvid değildir denilebilir?

Ayrıca kadı ebu yalanın bu kitabında üzerinde durduğu şey haberde gelen  sıfatlarının tevil edilmeyeceği ve bunların sıfat olarak ispat edileceğidir.ve bunları sıfat olarak ispat ederken  arapça dilindeki manası da anlaşılmasın diye uzvu,teması,parçayı Allah.c.c dan nefy etmektedir . Ve bu sıfatlar içinde manası akledilmez demektedir.tabi zikrettiği haberi sıfatlar içinde işitme ve görme sıfatınıda zikretmesi, bu haberi sıfatların  işitme ve görme sıfatları gibi  Allah (cc)’ın bir sıfat olarak anlaşılması noktasındandır.yoksa bu haberi sıfatların manasınında tıpkı işitme ve görme sıfatları gibi arapçada manaları üzerine anlaşılması gerektiği değildir.

Çünkü naslarda gelen el,ayak,yüz arapça dilindeki manaları üzerlerine sıfat olmazlar.sıfat manevi olan bir şeydir.bir manadır.oysa el,yüz,ayakın dile göre uzuvdur,parçadır maddi olan şeylerdir.ama işitme ve görmek öyle değildir. bunlar dile görede sıfat olurlar. örneğin filan kişi işitendir,görendirdir diye bilirsin ama filan kişi eldir,ayaktır,yüzdür diyemezsin çünkü bu lafızlar dile göre sıfat olamazlar.dile göre bunlar bir parçadır, uzuvdur.

İşte kadı ebu yalada  haberi sıfatları tıpkı işitme ve görme gibi Allah c.c bir sıfatı olarak ispat ettiğini söylemek için bu sıfatları zikretmiştir.yani diyorki ben el,ayakı uzuv olarak değil sıfat olarak ispat ediyorum  aynı işitme ve görme gibi  ve bunu kadı ebu yalanın şu sözü desteklemektedir.

، لأنا لا نثبت قدما جارحة ولا أبعاضا ، بل نثبت ذلك قدما صفة ، كما أثبتنا يدين ووجها وسمعا وبصرا وذاتا ، وجميع ذلك صفات ،

Çünkü biz uzuv olan, parça olan ayak ispat etmiyoruz,bilakis sıfat olan ayak ispat ediyoruz. Tıpkı diğer ispat ettiğimiz iki el,vech,işitme,görme,zat gibi bunların  hepsi sıfattır.(s.196)

 Sonuç olarak diyorumki  kadı ebu yala mufavvide olan bir alimdir.ve onun haberi sıfatlar  konusunda söylemiş olduğu şeyler ibni teymiyye r.a taban tabana zıttır siz nasıl oldurda genel manada  onun ibni teymiyye ile aynı usulü takip ettiğini söyleyebilirsiniz?kadı ebu yalanın bu kadar açık sözü varken.
kadı ebu yala (r.a ) haberi sıfatları ispat ile ibni teymiyye (radiyallahu anh) ispatı aynı değildir.ve bu her ikisinde sözlerini okuyan bir kimse bunu açık olarak görür. Durum böyle iken kadın ebu yalada genel manada  ibni teymiyye gibi haberi sıfatları ispat ediyor demek doğru değildir.çünkü kadı ebu yala  haberi sıfatları  sıfat olarak ispat ettikten sonra bunların arapça dilinde olan manasını ispat etmiyor.hatta bu manada anlaşılmaması için uzuv,parça,temas olmadan sıfat olarak ispat ettiğini ve bu sıfatlarında manasının aklın almaycağını söylüyor.ibni teymiyye r.a ise hem bu haberi sıfatları sıfat olarak ispat ediyor hemde arapça dilindeki gerçek manasınıda ispat ediyor. Durum böyle iken nasıl genel manda ikise aynı usulü takib ediyor denilebilir?kaldıki ibni teymiyye r.a kendisi bile kadı ebu yala r.a tafvid yaptığını söylüyor.

Yine ebu yalanın tafvid akidesine sahip olmadığına dair delil olarak  söylemiş olduğunuz  ibnul cevzinin onu mucessime olarak suçlamasıda şaşılacak bir delil doğrusu çünkü ibni cevzinin kadı ebu yalayı mucessime olmakla itham etmesi  onun mucessime olduğuna delil olmaycağı gibi onun mufavvide olmadığında delil olmaz. her alimin sözünü kendi kitabında kendi kastettiği manaya göre anlamak gerekir.
Ayrıca demiş olduğunuz sıfatları zahirleri üzerine geçirmek sözü  hiçbir tafvid aliminin kabul etmeyeceği bir sözdür.ibaresini doğru görmüyorum. Çünkü mufavvide olan alimlerden bu sözü söyleyenler vardır.ve bunlar bu sözü tafvid akidesine göre hangi manada kullandıklarını da açıklamaktadır. Tıpkı yukarıda kadı ebu yalanın bu sözü kullanıpta hangi manayı kastettiğini açıklaması gibi..

Bana yöneltmiş olduğunuz çelişkilere gelince;

Kadı ebu yaladan  diye söylediğim naklin onun oğlunun nakli çıkması doğrudur.bunu ben notlarımdan aktardım orda ebu yala diye yazmışım yapmış olduğum naklin altında itikadu ebu yala yazdığından dolayı böyle bir şey olabilir.

Ancak nakil yaparken böyle bir  hataya  çelişki mi denir?çelişki birbirine zıt olan iki şey söylemek değilmidir?

İkinci çelişki olarak gördüğünüz şeye gelince;

Ben asla Allah c.c yatak sıfatı  olduğunu söylemedim ve böyle bir sıfatıda kabul etmiyorum  hatta kadı ebu yalanın ispatta aşırı gittiğinide söyleyebilirm benim söylemiş olduğum şey  kadı ebu yalanın fıraş sıfatının manasını diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi akletmiyoruz   sözün nasıl anlaşılması gerektiğini sordum.kadı ebu yalanın şu naklinden dolayı;

 فأما الفراش المذكور في الخبر فلا نعقل معناه كغيره من الصفات) إبطال التأويلات ج1 ص149

Haberde zikredilen firaşa gelince  bunun manasınıda diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi akletmiyoruz (ibtalu tevilat c1 s149)

Böyle bir soru sormamın neresi çelişki oluyor onuda anlamış değilim?


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillah. halid-bin-velid isimli üye! Yukardaki sözlerimizi iyi oku: “Siz eğer bu münazaraya devam etmek istiyorsanız akidenizi ortaya koyun, tefviz konusunda veya münazara edeceğiniz konu ne ise o konuda düşüncenizi açıkça ifade edin ve ondan sonra usulüne uygun bir şekilde münazara edelim.” Sen ise bu şarta uymamışsın, akideni açıklamamışsın ve hala muayyen mesele üzerinde kelamlara devam etmişsin. Tefvizi savunuyorsan bunu açıkça yaz, savunmuyorsan bu Ebu Yala meselesinden neyi isbatlamaya çalıştığını söyle, ayrıca sen daha önce bu siteye başka isimle yazdın mı, ilk defa mı yazıyorsun onu da açıkla ondan sonra münazaraya devam edelim aksi takdirde edemeyiz vesselam.

Çevrimdışı halid-bin-velid

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Öncelikle şunu belirteyim ben bu meselede ispat ettmeye çalıştığım şey kadı ebu yalanın  muffavvide  olan bir hanbelli alimi olduğu ve ibni teymiyye ye   haberi sıfatlar konusunda tamamen zıt olduğudur.ve bunu kadı ebu yalanın kendi kitabından yaptığım nakillerle ispat ettim.
Ve sizin sorularıma verdiğiniz cevablarında birbiriyle çelişkili olduğunu idda ediyorum  ve bunuda ispat etmeye hazırım
Siz eğer çelişkili cevab verdiğinizi kabul ediyorsanız bunu açıkça söyleyin yok eğer çelişki yok diyorsanız yazdıklarıma ilmi bir şekilde  cevab verin?

 Benden    münazaraya devam etmek  için akidemi    yazmamı söylüyorsunuz sizinle akidemi yazıp münazara etmeye hazırım lakin  benimde yazdıklarım anında yayınlanacak eğer bu şartı kabul ediyorsanız bende akidemi yazayım münazara edeceğimiz konuyu belirleyelim. Tabi bundan önce son yazdıklarımıda asıp cevap verin.
Ayrıca sitenize başka bir isimle yazmış değilim.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Yukarda söylediğimiz bütün şartlara riayet edecekseniz münazaraya devam ederiz. Şartlara uymasanız da Ebu Ya’la hakkında son yazdığınız –yayınlamadığımız- şeylere cevabımızı verip konuyu kapatacağız. Uyduğunuz takdirde de Ebu Ya’la meselesi hakkında son söyleyeceğiniz şeyler varsa onları müzakere ederiz ve bu meseleyi neden gündeme getirdiğinizi belirtip o asıl meseleye geçeriz. Onun dışında da müzakere etmek istediğiniz usule dair başka meseleler varsa onları da müzakere ederiz inşallah. Söylediğimiz gibi biz daha çok dinin aslıyla ve akideyle alakalı şeyler üzerinde durmak isteriz. Kadı Ebu Ya’la’nın akidesi veya başka muayyen bir alimin görüşleri hakkında tez hazırlama gibi ne niyetimiz ne de vaktimiz var. Daha öncelikli mevzular varken bunlarla uğraşamayız. Bunu vakti olanlar veya akademik kariyer yapmak isteyenler yapsın. Yapacağı başka çalışmalar için ar-ge yapmak isteyenler de bunu başka yerlerde denesinler, biz asıl hedeflerimizden vazgeçip bunlarla zaman harcayamayız. ”benimde yazdıklarım anında yayınlanacak” demişsin. Biz bu sitede prensip olarak bizim akidemize veya menhecimize göre batıl içerikli olan ya da ilmi açıdan doğruyu yansıtmadığını düşündüğümüz yazıları cevapsız olarak sitede barındırmayız, bu şekilde batılın yayılmasına aracı olmayız. İnancımıza ters olan böyle bir şeyi bizden talep etmeyin. Yeri gelir başka birtakım meşguliyetlerden ötürü cevabımız gecikebilir, günlerce cevapsız şekilde muhalif yazıların sitede durması doğru olmaz. Yazı yayınladığınızda cevabıyla birlikte zaten yayınlanacaktır. Son olarak şunu da belirtelim, yayınlayacağınız yazılarda şahsi görüşlerinizi değil alimlerin sözlerini getirin, biz de buna riayet etmeye çalışıyoruz Allahın izniyle. Yani konuşacağımız konu hangisi ise; mesela Kadı Ebu Ya’la ise onun bidatçi veya halis mufavvida olduğunu, bütün sıfatları tatil ettiğini hangi alim söylemiş, bunu ortaya koymanız gerekir. Yoksa sizin de bizim de şahsi görüşlerimize burada kimsenin ihtiyacı yoktur. Kim ne getiriyorsa bunu ümmete dayandırmak zorundadır. Eğer bu şartları kabul ediyorsanız münazaraya kaldığımız yerden devam ederiz inşallah vesselam.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillah. halid-bin-velid isimli üye! Yukarda yazdıklarımıza henüz bir cevap vermiş değilsin. Ya davana sahip çık, şartlarına uyarak münazaraya devam et veyahut da en son yazdığın bazı şeylere cevap vererek konuyu kilitlemek durumunda kalacağız, kısa sürede cevabını bekliyoruz vesselam...

 

Çevrimdışı halid-bin-velid

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Aslında, yazdıklarınıza cevap verdim ama tekrardan söyliyeyim. öncelikle kendim koymuş olduğum bir şarta uymamazlık yapmış değilim. “Davana sahip çık” demişsiniz.davam, kadın ebu yalanın mufavvide olduğu idi ve bunu kendi  kitabında yaptığım nakillerle ispatladım ve sizin bu konuda vermiş olduğunuz cevaplarında birbiriyle çelişkili olduğunu söyledim  ve siz hala bu çelişkinize cevap vermiş değilsiniz aksine şöyle dediniz;  Bizim bu konuda çelişkili konuşup konuşmadığımız da çok önemli bir konu değildir. Velev ki çelişkili konuşmuş olalım, bunun asıl meseleye ne gibi bir etkisi vardır?   

Bende kadı ebu yalanın akidesinin asıl meseleye bir etkisinin olduğunu söylemiş değilim.ancak şu anda  konuştuğumuz mesele kadı ebu yalanın akidesi nedir? Asıl meseleyi konuşmuş olsaydım kadı ebu yalanın akidesinin ne olduğunu konuşmuş olmazdım.


 Sizinle münazara etmeye hazır olduğumu söylemiştim.lakin söylemiş olduğum “benimde söylediklerim anında yayınlanacak” şartı kabul edemeyeceğinizi söylemiştiniz.bu şartı kabul etmediğinizden dolayı bende akidemi yazmadım.
Ancak,  konuşmuş olduğumuz kadı ebu yala meselesinde akidemi yazmanın meseleye ne gibi bir etkisi varki, bundan dolayı  günlerdir  yazmış olduğum  yazıyı asıp cevap vermiş değilsiniz.?konuştuğumuz mesele benim akidem mi yoksa kadı ebu yalanın akidesi mi?   

Tekrardan söylüyorum eğer benimde yazdıklarımı anında yayınlayacaksanız  akidemi yazıp münazara edeceğimiz konuyu belirleyelim.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Evvela bir kimsenin akidesini beyan etmesi için illa forumdaki bir münazaraya katılmış olması şart değildir. Bilmiyorum siz kendinizi Ehli sünnete mi nisbet ediyorsunuz Şia'ya mı? Rafıziyseniz akidenizi gizleyip takiyye yapmanız normal de Sünni olduğunuzu iddia ediyorsanız bu takiyyecilik neyin nesi oluyor? Yapacağınız şey çok basit. İnsan akidesi için yaşar. Size sorduğumuz şey hangi akide için yaşıyorsunuz bundan ibarettir. Yani Eşari mi Maturidi mi yoksa bunları reddeden selef akidesine mi sahipsiniz? Haberi sıfatlar konusundaki akideniz nedir tefviz mi tevil mi yoksa selef gibi tenzihle beraber isbatı mı savunuyorsunuz? Kaldı ki bu konuyu da sağlıklı müzakere etmek için tarafların şeffaf olması gerekir. Çünkü ben bilsem ki siz tefvizi savunuyorsunuz, Ebu Yala ve diğer meselelere vereceğimiz cevap da ona göre zenginlik kazanabilir. Şu an ise sadece tarihte yaşamış muayyen bir şahsın akidesi üzerinde neye yaradığı belli olmayan bir tartışma yürütüyoruz. Ebu Yala mufavvida ya da değil, mücerred olarak bu meselenin bu siteyi takip eden yüzlerce kişiye ne gibi bir katkısı var? Madem tek derdinizin bu olduğunu söylüyorsunuz Ebu Yala'yı gündeme getirmekteki amacınızın ne olduğunu söyleyin ki herkes bilsin. Ama yok söylediğiniz gibi tek davanız Ebu Yala'nın mufavvida olduğunu isbat etmekse o zaman size tavsiyemiz kendinize daha büyük davalar edinin! Cevabınızı bekliyoruz vesselam.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0

Bismillahirrahmanirrahim.

Yukardaki yazının sahibi olan halid-bin-velid isimli üye, münazara şartlarına uymamış ve rafiziler gibi takiyye yaparak akidesini gizlemeye devam etmiştir. O yüzden biz de bu kişiyle olan yazışmamızı sonlandırıyoruz. Sadece daha önce taahhüt ettiğimiz üzere bu şahsın daha önce bize cevaben yazdığı yazıya cevabımızı vereceğiz ve ardından konuyu kilitleyeceğiz. Bu cevapla birlikte bu konu da böylece kapanmış olacaktır. Bu şahıs başka konularda yazmak isterse daha önce söylediğimiz gibi akidesini açıklar, kendisini tanıtır, meşrebini mezhebini ortaya koyar ondan sonra şartlar çerçevesinde münazara edebilir.

Şimdi cevabi yazısında diyor ki:


Alıntı

“Öncelikle  şunu belirtmek isterim. Ben hiçbir zaman   sizin kadı ebu yalanın tam  manasıyla ibni teymiyye ye mutabık  olduğunu söylediğinizi söylemedim.
Söylediğimi şey sizin  ilk cevabınızda genel anlamda kadı ebu yala ile ibni teymiyyenin usulunun aynı olduğunu söylemenizdir. Ve daha sonra dedimki bana verdiğiniz ikinci cevabınızda gerek ibni teymiyyeden yaptığınız nakil olsun gerek sizin sözleriniz olsun  kadı ebu yalanın tafvid yaptığını söylediniz. Bu cevaplarınız bir birine zıt değilmi diye sormuştum zaten yukarıdaki yazdıklarımı okuyan bir kimse böyle sorduğumu anlar.

Daha sonra yazmış olduğunuz şeylere gelince;

Diyorsnuz ki; Bizim söylediğimiz şey onun sıfatları zahiri manası üzere kabul ettiği ve bu anlamda selefin usulüne sahip olduğudur. Bunu da bizzat el-Kadi’nin kendisinden naklettiğimiz şu ibareyle destekledik.
دليل آخر عَلَى إبطال التأويل: أن الصحابة ومن بعدهم من التابعين حملوها عَلَى ظاهرها ولم يتعرضوا لتأويلها، ولا صرفها عن ظاهرها
“Te’vilin batıl olduğuna diğer bir delil de Sahabe ve ondan sonraki tabiin’in bunları (yani sıfat nasslarını) zahirleri üzerine hamletmesi ve teviline girişmemeleri ve de bunları zahiri manalarından başka bir yöne çekmemeleridir.” (İbtal’ut Te’vilat li Ahbar’is Sifat, 1/71)


Cevap;kadı ebu  yalanın, sıfat nasları zahirleri üzerine hamledilir sözü asla onun bu naslar  arap dilindeki zahiri manaları üzerine anlaşılır manasında değildir. çünkü kadı ebu yala bu  kitabında bir çok yerde arapça dilindeki gerçek manayı Allah c.c dan nefy  eden sözler söylemiştir.  kadı ebu yalanın bu sözden kastettiği mana  bu  haberlerde geçen lafızları tevil etmeyip  sadece  Allah (celle celaluhu)’ın bir sıfatı  olduğunu  kabul etmek   bu lafızları zahirleri üzerine hamletmek demektir.  Ve bu  söylemiş olduğum manayı kadı ebu yalanın şu sözü desteklemektedir.


على ما روي عن أحمد وغيره من أئمة أصحاب الحديث أنهم قالوا في هذه الأخبار : أمروها كما جاءت ، فحملوها على ظاهرها : في أنها صفات لله تعالى

ahmet ve başka hadis imamlarından rivayet edildiğine göre onlar bu haberler hakkında şöyle diyorlardı; "bu haberleri geldiği gibi geçirin." onlar bu haberleri Allahın sıfatları olduğu konusunda zahirleri üzere hamlettiler.

İşte bu nakilde de görüldüğü gibi   kadı ebu yala bu lafızları zahiri üzerine hamletmenin manasının,  bu lafızların Allah c.c nun sıfatları  olduğunu kabul etmek olduğunu söylüyor. bu lafızlar Allah c.c izafe edilmiştir. bunları tevil etmeyip  sadece  Allah c.c bir sıfatı olarak  kabul etmek bunları zahiri üzere hamletmek demektir. Yani kadı ebu yalaya göre  bir kişi bu haberlerde geçen lafızları tevil etmeden,bir uzuv,parça ,  olduğuna inanmadan, sadece  Allah c.c bir sıfatı olduğunu söylerse  işte o kimse bu haberleri zahiri üzerine hamletmiş demektir.   ve daha öncede naklettiğim  gibi kadı ebu yala   bunları sıfat olarak ispat ettikten sonra bunların manası akledillmez diyor.”



Cevabımız:
Sen Arapçayı nerde öğrendin, fıkıh usulünü kimden okudun veya okudun mu bilmiyoruz!  Diyorsun ki: “kadı ebu  yalanın, sıfat nasları zahirleri üzerine hamledilir sözü asla onun bu naslar  arap dilindeki zahiri manaları üzerine anlaşılır manasında değildir.” Zahir’in lügatte ve usulde ne anlama geldiği bellidir. Zahirden kasıd, bir kelime söylenildiği zaman akla ilk gelen manadır. Sözkonusu kelime Türkçe ise Türkçe’de akla ilk gelen manası o kelimenin zahiridir, yok Arapça ise Arapça’daki ilk manası zahiri olmaktadır. Kuran ve sünnet Arapça olduğuna göre ayet ve hadislerde geçen ifadelerin zahiri de Arapça’da akla gelen ilk mana olmaktadır! Şu halde Kadı Ebu Ya’la veya başka birisi “sıfatlar zahiri manaları üzere anlaşılır” derken Arapça’daki zahiri manayı kasdetmeyecekler de neyi kasdedecekler, Sanskritçeyi mi, Farsçayı mı? Böyle bir anlayış olabilir mi? Arap dilinden bağımsız bir zahir var mı? O zaman zahirin tanımı ne? Ben bu mesele ehli nezdinde malum olduğu için buraya işaret ederek bunun ne kadar cahilce bir kelam olduğunu vurgulamak istedim. Tafsilatını merak edenler, fıkıh usulü ve lügat kitaplarına müracaat edip zahirin ne olduğunu öğrensinler…

Tarihte sıfatların zahiri mi esas alınacak, yoksa tevil mi edilecek tartışmasının safları bellidir. Sıfatları kabul eden İsbat ehli zahiri kabul edilecek derken, kabul etmeyen tatil ve nefy ehli ise tevil edilecek demişlerdir. Sonra isbat ehli kendi arasında ikiye ayrılmıştır.

Bir grup Allah’ın sıfatlarını Onu noksanlıklardan tenzih ederek isbat etmişler ve bu zahiri mananın insanların sıfatları gibi değil, keyfiyeti bilinmeyen ve Allah’ın şanına layık olan bir mana olduğunu söylemişlerdir. İşte bunlar ehli sünnet vel cemaattir.

Mücessime ve müşebbihe denilen fırkalar ise tenzihsiz isbat yoluna gitmişler ve sıfatların zahiri manasını almanın, mahlukat hakkında akla gelen zahiri mana üzere olacağını iddia etmişlerdir.

Tatil ehli ise bu noktada müşebbiheyle aynı kanaati paylaşmış ve sıfatların zahirini kabul etmenin mahlukattaki anlamlarını kabul etmek olacağı hususunda onlarla ittifak etmişlerdir. Böylece sıfatların zahiri manası üzere olmayacağı hususunda görüş birliğine varmışlardır ki buna icmali tevil adı verilir. Bundan sonra kendi aralarında ikiye ayrılmışlardır.

Bir grup icmali tevilin yanı sıra tafsili tevili savunur ve bundan dolayı sıfatları tevil eder.

Diğer bir grup ise icmali tevilde kalmış ve sıfatların zahiri manası üzere olmadığını, ancak gerçek manalarını ise ancak Allahu Teala’nın bileceğini söyleyerek tefviz akidesini savunmuşlardır.

Eşari alimlerinden İbrahim Beycuri, selef ve halefin mezheplerinin “zahiri teşbih vehmi uyandıran”! dediği türden sıfat nasslarını zahiri üzere almamak noktasında ittifak ettiklerini, –ki buna icmali (genel) tevil adını veriyor-  ardından selefin bu naslardan kasdedilen muradı Allaha havale ettiğini, halefin ise açıklama cihetine gittiğini ve saire iddia ediyor. (Tuhfet’ul Murid Şerhu Cevheret’it Tevhid, Beycuri, sf 104)

Görüldüğü gibi sıfatları zahiri manası üzere alan bir tefviz inancı yoktur, bilakis her tefvizci aynı zamanda tevilcidir. Çünkü tefviz ehli icmali tevil yaparak sıfatların zahiri anlamlarını inkar etmişlerdir. Tevil ise zahiri manayı almanın zıddıdır. Bunlar başlangıç seviyesindeki bir usul öğrencisinin dahi bileceği ıstılahlardır.

Kadı Ebu Ya’la sıfatlar hakkında genel olarak bu fırkalardan ehli sünnete yani tenzih ile beraber isbat ehline yakındır. Bununla beraber bazı sözleri tatil ehline bazıları da aşırı isbatçılara yakındır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in rüyasında gördüğü bazı hususları Allahu teala’ya nisbet etmesi isbatta aşırılıktır, bununla beraber sırf buradan hareketle onun mücessime olduğunu ileri sürmek batıl olduğu gibi sıfatlardan bazılarını tevil ve tefviz etti diye onun halis tatil ehlinden olduğunu ve her konuda onlara muvafakat ettiğini söylemek de doğru olmaz. Doğrusu onun çoğu konuda selefe tabi olduğu halde bazı konularda ifrat ve tefrite kaçtığını söylemektir.

Ondan naklettiğin şeyler ancak bizim sözümüzü isbat eder, çünkü söylediğimiz gibi sıfatları zahiri manası üzere alan hiç kimse halis mufavvida olmaz. Lakin siz seleften gelen “Sıfat nasslarını geldiği gibi okuyun geçin” şeklindeki haberleri tefviz manasına yorumladığınız için haliyle bunu söyleyen herkesi tefvizci görmeniz normaldir. Zaten sizin gibiler sadece Ebu Ya’la’ya değil bütün bir selefe bunu nisbet ediyor! Halbuki geldikleri gibi kabul edin sözü tam tersi sıfatların geldikleri şekilde yani hakiki zahiri manaları üzere olduğunu kabul etmek demektir, bu ise tefviz akidesine zıttır. Hala ikna olmayan varsa gitsin ilim tahsil etsin, bu kavramların ne anlama geldiğini iyice öğrensin ondan sonra konuşsun.

Ebu Ya’la’nın temas, organ gibi şeyleri nefyetmesi ise onun mufavvida olduğunu göstermez çünkü muvaffida olmayan isbat ehli Sünnilerden Allaha organ nisbet eden kimse yoktur. Bununla beraber onlar, seleften bunun isbatına ve nefyine dair bir şey gelmediği için organı kabul etmedikleri gibi red de etmezler. Ebu Ya’la’nın hatası bu bidat lafzı kullanmasıdır. Temasa gelince; yine mufavvida olmayan isbat ehlinden birçoğu teması mutlak anlamda kabul etmez. Onlar ancak hakkında delil gelen konuda teması kabul ederler. İstiva gibi temas yoluyla gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda delil olmayan hususlarda ise teması ne red ederler ne kabul ederler. Bu konu daha önce istiva hakkındaki yazıda ayrıntılı işlendiği için burada tafsilatına girmiyorum. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1474.msg4414#msg4414 Ebu Yalanın buradaki hatası ise teması mutlak olarak nefyetmesidir. Ancak bu tek başına onu Mufavvida ilan etmeye yetmez, çünkü bu sözde tefvize dair bir şey yoktur, organı nefyetmesi de böyledir. Sözkonusu yazıda görüleceği üzere Mufavvida olmadığı halde teması nefyeden bir çok alim vardır. Temas, organ vs şeylerin nefyini tefvize delile göstermek ancak Ehli sünnetin sıfatlar konusundaki mezhebini anlamayan kimselerin işidir. Çünkü onlar, sıfatları Arapçadaki hakiki manaları üzere kabul etmenin teşbihi ve temsili gerektirdiğini zannederler, mesela el ve ayak gibi sıfatları hakiki anlamda kabul etmenin organ nisbet etmek olacağını düşünürler, birisi çıkıp organı reddedince bu kimsenin artık hakiki manayı kabul etmediğini düşünürler. İşte sizin de organın nefyinden tefviz anlamı çıkarmanız sıfatlar konusundaki bu çarpık bakış açısından kaynaklanmaktadır. Halbuki yukarda söylediğimiz gibi seleften ve selefilerden Allahu Teala’ya organ nisbet eden kimse zaten çıkmamıştır ki organı reddetmekle kişi selefin dışına çıkmış sayılsın! Böyle birine ancak bu bidat ıstılahı kullanma deriz o kadar, yoksa sırf bununla kişi halis bidatçi olmaz…

Alıntı

“Hatta aynı kitabında  bu sıfatları  sadece haberde geldiği için  isim olarak ispat ettiğini manasını ispat etmediğini söylemektedir.
لأننا نثبت ذلك تسمية ، كما جاء الخبر ، لا نعقل معناها ، كما أثبتنا ذاتا ونفسا )) ص 146 .

Çünkü biz bunları(nas sıfatlarını) isim olarak ispat ediyoruz.haberde geldiği gibi, onların manasınıda  akletmiyoruz.zatı ve nefsi ispat ettiğimiz gibi(s.146)

Durum böyle iken, kadı ebu yalanın bu sıfatlar  zahirleri üzerine hamledilir sözüne  arapça dilindeki zahiri manası üzerine anlaşılır manasını vermek kadı ebu yalanın söylemediği ve inanmadığı bir şey ona nispet etmektir.

Ve kadı ebu yalanın manası akledilmez sözüne keyfiyyeti sözüne keyfiyetinin bilinmeyeceği manasını vermenizde şaşılacak bir durum doğrusu. Çünkü kadı abu yala bir çok yerde açık lafızlarla manası akledilmez diyor keyfiyyeti akledilmez demiyor.”

Manası akledilemez sözüne yeterince açıklama yaptığımızı düşünüyoruz. Daha önce zikrettiğimiz gibi Kadı Ebu Ya’la işitme ve görme sıfatlarının da manası akledilemez demiştir ki bununla tefvizi kasdetmediği aşikardır. Hal böyle olunca bu söz en azından ihtimalli bir söz haline dönüşmüş olmaktadır. İhtimal olan yerde istidlal batıl olur. İlim talebesi olduğunu iddia eden birisi –böyle bir iddian varsa- artık bu tarz ihtimalli meselelere yaklaşmaz, davasını daha açık karinelerden isbat etmeye çalışır. Sen ise aşağıda görüleceği üzere işitme ve görme meselesini sadece geçiştirmişsin, kayda değer bir cevap vermemişsin. Buna rağmen bu konuda ısrarcı olman ya art niyeti ya da en iyi ihtimal cehaleti gösterir.

Ebu Ya’la’dan yapmış olduğun nakil ise yukarda zikrettiğimiz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allahu Teala’yı rüyasında görmesiyle alakalı haber hakkındadır. Orada Allahu Teala’yı kıvırcık saçlı ilh… bir genç suretinde gördüğünü haber vermektedir. Ebu Yala’yı bu rüyayı sıfat nassı olarak kabul edip baştan bir vehme düşmüş, daha sonra bu hatasını toparlayabilmek için bu tür tekellüflü açıklamalara girişmiştir. Bu sözler tefviz manasına gelebilir de gelmeyebilir de. Günümüzdeki bazı araştırmalarda Ebu Yala’nın bu türden isbatta aşırı gittiği sıfatlar hususunda bilhassa tefvize başvurduğu söylenmektedir. Lakin böyle yaptıysa bile, bu sözkonusu habere has bir tutumdur. Buradan yola çıkarak bütün sıfatları tefviz ettiği iddia edilemez, bunun için ek bir delil gerekir.


Alıntı

“yine, kadı ebu yala aynı kitabında da  şöyle demektedir.


وقسم هو متشابه ، لا يعلم تأويله إلا الله ، ولا يوقف على معناه بلغة العرب ، بدليل قوله تعالى {وما يعلم تأويله إلا الله} وقوله {والراسخون في العلم يقولون آمنا به} فالواو هنا للاستئناف ، وليست عاطفة .
كذلك أخبار الرسول صلى الله عليه وسلم جارية هذا المجرى ، ومنـزلة على هذا التنـزيل ، منها البين المستقل في بيانه بنفسه ، ومنها ما لا يوقف على معناه بلغة العرب )) ص59 .
ي

Diğer bir kısım ise muteşabihtir. Muteşabihin manasını ise Allah c.c dan başkası bilmez.ve bu (muteşabiler )'in arapça dilindeki manaları  üzerinde durulmaz. Bunun delili Allah c.c nun şu ayetidir.(onun tevilini ondan başkası  bilemez)  ve şu sözü. ( ve  ilimde derinleşenler  ona iman ettik derler.) bu söz deki (vav) isti’naf  içindir. Atıf için değildir.
Aynı şekilde  resulullah s.a.s den    gelen haberlerde bu mecrada, ve bu menzilede indirilmiştir. Onlardan bazıları   açıktır. ve kendileri  beyanında  tek bir manaya delalet etmektedir.. Bazılarının     ise arapça dilindeki  manası üzerinde durulmaz.(s.59)

İşte bu nakildende anlaşılacağı üzere kadı ebu yala nas sıfatlarını muteşabih olan ayetlerden saymakta ve onların manasının Allah c.c dan başkasının bilmeyeceğini söylemektedir. Ve bunların arapça dilindeki manası üzerinde durulmaması gerektiğini söylemektedir.
Durum böyle iken kadı ebu yalanın bu sıfatlara Arapca dilindeki  manasını verdiğini söylemek onun inanmadığı bir şeyi ona nispet etmek değilmidir.”

Herhangi bir alimin hatta sıradan bir insanın sözünü değerlendirirken sözün hangi siyakta sarfedildiğine bakmak gerekir. Bu hem dinin, hem insafın ve aklın gereği olan bir şeydir. Şimdi Kadı Ebu Ya’la sözkonusu kavlini sıfatları tevil edenlere reddiyede bulunurken sarfetmiştir. Zira onun öncesinde tevili savunan bazı kimselerin “O gün sak’tan açılır” (Kalem: 42) ayetinde geçen sak ifadesini İbn Abbas’ın “şiddet ve sıkıntı” olarak açıklamasını kendilerine dayanak edindiklerini sözkonusu etmiş ve şöyle demiştir:

وَأَمَّا مَا رُوِيَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ فِي تَأْوِيلِ السَّاقِ فَقَدْ خَالَفَهُ ابْنُ مَسْعُودٍ وَحَمَلَ السَّاقَ عَلَى أَنَّهُ صِفَةٌ، وَيُمْكِنُ أَنْ يُحْمَلَ قَوْلُ ابْنِ عَبَّاسٍ عَلَى أَنَّ حَدَّ السَّاقِ فِي اللُّغَةِ: الشِّدَّةُ، فَحَكَى قَوْلَ أَهْلِ اللُّغَةِ فِي ذَلِكَ، لا أَنَّهُ قَصَدَ حِدَّةً فِي الشَّرْعِ

“Sak’ın açıklaması hakkında İbn Abbas’tan rivayet edilenlere gelince, İbn Mesud ona muhalefet etmiş ve sak’ı yani baldırı sıfat olarak kabul etmiştir. İbn Abbas’ın kavlinin ‘sak’ın lügatteki tarifi şiddettir, manasında bunu söylemiş olması mümkündür. Yani o, lügat ehlinin bu husustaki görüşünü hikaye etmiştir. Bunun şeriattaki tanımının bu olduğunu kasdetmemiştir.”

Kitabın 58. Sayfasında bunu söyledikten sonra senin naklettiğin sözleri söylemektedir. O aynı “İbtal’ut Tevilat” adlı eserinde bu konuda müstakil bab açmış ve ismini şöyle koymuştur:

إثبات صفة الساق لربنا سُبْحَانَهُ “Rabbimiz –Subhanehu’nun- sak/baldır sıfatının isbatı”

Ardından konuyla alakalı yukarda zikrettiğimiz hadisler ve benzerlerini nakletmiştir. Hadisleri naklettikten sonra şöyle demiştir:

قوله: " يكشف عن ساقه " وهذا أيضا غير ممتنع إضافة الساق إليه وإثبات ذَلِكَ صفة لذاته، كما لم يمتنع إضافة اليد والوجه عَلَى وجه الصفة لا عَلَى وجه الأبعاض والأجزاء، كذلك فِي الساق ونظير هَذَا

“Baldırını açar, kavli. Burada da aynı şekilde baldırın bir sıfat olarak Allah’a izafesi ve bunun Onun zatına ait bir sıfat olarak isbatı imkansız bir şey değildir. Tıpkı el ve yüzün –bir kısım ve parça olarak değil- bir sıfat olarak izafesinin imkansız olmaması gibi. Baldır ve bunun benzeri şeylerde de durum böyledir.”

Burada da aynı şekilde sak’ın şiddet olarak tevil edilmesine karşı çıkmıştır. (bkz. İbtal’ut Tevilat, 1/155-164)

(Meselenin tafsiilatı için bkz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1509.0)

Görüldüğü gibi o, baldırı sıfat olarak kabul etmiş ve bunun şiddet olarak tevil edilmesini reddetmiştir. Müteşabihlerle alakalı sözünü de bu siyakta zikretmiştir. Dolayısıyla Ebu Ya’la’nın Arap dilindeki manası üzerinde durulmaz sözünden kasdı bu tarz şeylerdir ki buna Eşariler ve benzerleri daha çok tevessül etmektedir. Onlar, sıfat naslarının Arap dilindeki zahir anlamlarını bırakırlar ve şazz olan birtakım anlamlarına sarılırlar. Baldırı şiddet olarak, istivayı istila olarak açıklamak gibi. El-Kadi de bu sıfatların müteşabihattan olduğunu, dolayısıyla bunlara sıfat dışında birtakım manalar vermenin batıl olduğunu izah etmektedir. Şunu da belirtelim ki Kadı Ebu Ya’la “Muteşabihin manasını ise Allah c.c dan başkası bilmez” diye bir şey dememiştir. Bunu eksik çevirmişsiniz. Çünkü orijinal ifadede لا يعلم تأويله إلا الله Onun tevilini Allahtan başka kimse bilmez demektedir. Tevil kelimesi mana kelimesi ile eş anlamlı değildir. Müteşabihin tefsirini, hakikatini Allahtan başka kimse bilmez demek istemiştir. Kısacası Ebu Ya’lanın bu sözü de en azından ihtimallidir, sırf bu sözden dolayı onun tefvizci olduğunu iddia etmek doğru olmaz.

Alıntı

“Kaldıki ibni teymiyye r.a kadı ebu yalanın tafvid yaptğını söylemektedir.
 İbni teymiyye neden kadı ebu yalanın tafvid yaptığını söylüyor?kadı ebu yalanın hangi sözlerinden dolayı  onun tafvid yaptığını söylüyor ve bu sözlerden nasıl tafvid  yaptığı çıkıyor  açıklayabilirmisiniz?

Aynı şekilde sizde kadı ebu yalanın bazı yerlerde  tafvid yaptığını söylemektesiniz  hangi sözlerinden dolayı onun bazı yerlerde tafvid yaptığını söylüyorsunuz   o sözlerini aktarıp bunlardan tafvidin nasıl yaptığını açıklayabilirmsiniz?

Kadı ebu yalanın mufavvide  olduğuna dair bu kadar net sözler varken nasıl onun akidesinde aslolan şey tafvid değildir denilebilir?”


Kadı Ebu Ya’la’nın kitabında tefvize yakın bazı sözleri vardır. Mesela Allahu Teala’nın istiva, nüzül gibi bazı fiili sıfatlarını zati sıfat olarak kabul etmiş ve dolayısıyla sıfatı tatil etmiştir.
 
Misal olarak diyor ki (sf 58):



وَأَمَّا قَوْلُ الأَوْزَاعِيِّ: يَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ فَلا يَجُوزُ أَنْ يُحْمَلَ هَذَا مِنْ قَوْلِهِ عَلَى أَنَّهُ قَصَدَ بِذَلِكَ أَنَّ النُّزُولَ مِنْ صِفَاتِ الْفِعْل ِ

“Evzai’nin (nüzulü/inmeyi zikrettikten sonra) söylediği: Allah dilediğini yapar, sözüne gelince; onun bu sözünü nüzulü fiili sıfatlar arasında gördüğü şeklinde yorumlamak caiz değildir…”

Başka yerde de nüzülun intikal yani bir yerden bir yere gitmek manasına gelmediğini söylemek suretiyle içini boşaltmaktadır. (sf 129-130) Nüzülu fiil olarak görmemesi onu iptal etmesiyle eş anlamlıdır. Nüzülun teviline de karşı çıktığına göre geriye sadece manası bilinmeyen bir sıfat olarak kabul edilmesi kalmaktadır. Keza Rabb Teala’nın cehenneme ayağını koymasının intikal ve temas olmaksızın mutlak manada kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. (sf 196)


Alıntı
“Ayrıca kadı ebu yalanın bu kitabında üzerinde durduğu şey haberde gelen  sıfatlarının tevil edilmeyeceği ve bunların sıfat olarak ispat edileceğidir.ve bunları sıfat olarak ispat ederken  arapça dilindeki manası da anlaşılmasın diye uzvu,teması,parçayı Allah.c.c dan nefy etmektedir . Ve bu sıfatlar içinde manası akledilmez demektedir.tabi zikrettiği haberi sıfatlar içinde işitme ve görme sıfatınıda zikretmesi, bu haberi sıfatların  işitme ve görme sıfatları gibi  Allah (cc)’ın bir sıfat olarak anlaşılması noktasındandır.yoksa bu haberi sıfatların manasınında tıpkı işitme ve görme sıfatları gibi arapçada manaları üzerine anlaşılması gerektiği değildir.

Çünkü naslarda gelen el,ayak,yüz arapça dilindeki manaları üzerlerine sıfat olmazlar.sıfat manevi olan bir şeydir.bir manadır.oysa el,yüz,ayakın dile göre uzuvdur,parçadır maddi olan şeylerdir.ama işitme ve görmek öyle değildir. bunlar dile görede sıfat olurlar. örneğin filan kişi işitendir,görendirdir diye bilirsin ama filan kişi eldir,ayaktır,yüzdür diyemezsin çünkü bu lafızlar dile göre sıfat olamazlar.dile göre bunlar bir parçadır, uzuvdur.

İşte kadı ebu yalada  haberi sıfatları tıpkı işitme ve görme gibi Allah c.c bir sıfatı olarak ispat ettiğini söylemek için bu sıfatları zikretmiştir.yani diyorki ben el,ayakı uzuv olarak değil sıfat olarak ispat ediyorum  aynı işitme ve görme gibi  ve bunu kadı ebu yalanın şu sözü desteklemektedir.

، لأنا لا نثبت قدما جارحة ولا أبعاضا ، بل نثبت ذلك قدما صفة ، كما أثبتنا يدين ووجها وسمعا وبصرا وذاتا ، وجميع ذلك صفات ،
Çünkü biz uzuv olan, parça olan ayak ispat etmiyoruz,bilakis sıfat olan ayak ispat ediyoruz. Tıpkı diğer ispat ettiğimiz iki el,vech,işitme,görme,zat gibi bunların  hepsi sıfattır.(s.196)”

Yukarda da söylediğimiz gibi işitme ve görme sıfatları ve de diğer haberi sıfatların hepsi hakkında “manası akledilemez” ifadesini kullanması, söz konusu ifadeyi müşterek bir ifade haline getirmektedir. Dolayısıyla artık bu ifade ihtimalli bir ifadedir. Çünkü Ebu Ya’la’nın işitme ve görme sıfatlarının manası hiç bilinmez demesi mümkün değildir. Şu yaptığınız açıklamalar da bu hususu aydınlatmamaktadır. Ebu Yala haberi sıfatları da manevi sıfatları da sıfat olarak kabul ediyor, lakin bunların hakiki manasının akledilemeyeceğini söylemektedir ki bundan keyfiyetin bilinmeyeceğini kasdettiği aşikardır, ne açıklama yaparsan yap bunu örtemez. Organ vs şeyler hakkında da yukarda bilgi vermiştik. Zaten aklı başında fırkalardan hiç birisi Allah hakkında organ diye bir şey kabul etmemektedir. El, yüz, göz gibi şeyleri Allah hakkında isbat edenler zaten bunu sıfat olarak kabul etmektedir. “Çünkü naslarda gelen el,ayak,yüz arapça dilindeki manaları üzerlerine sıfat olmazlar.sıfat manevi olan bir şeydir.bir manadır.oysa el,yüz,ayakın dile göre uzuvdur,parçadır maddi olan şeylerdir.ama işitme ve görmek öyle değildir. bunlar dile görede sıfat olurlar. örneğin filan kişi işitendir,görendirdir diye bilirsin ama filan kişi eldir,ayaktır,yüzdür diyemezsin çünkü bu lafızlar dile göre sıfat olamazlar.dile göre bunlar bir parçadır, uzuvdur.” Bu yaklaşımın çarpıklığını yukarda yeterince izah ettik. Biz el yüz ayak gibi şeyleri mahlukattaki hakiki anlamlarına göre değil Allah hakkında geçerli olan hakiki anlamlarına göre alırız. –La teşbih- nasıl ki masanın ayağı dediğimizde aklımıza insan ayağı veya bir organ gelmiyorsa, Allahu Teala hakkında ayak dediğimizde bunların akla gelmesi ancak o aklın sağlıklı çalışmadığına delalet eder. Bu yüzden bu yapılan açıklamaların hepsi gereksizdir.


Alıntı
“Sonuç olarak diyorumki  kadı ebu yala mufavvide olan bir alimdir.ve onun haberi sıfatlar  konusunda söylemiş olduğu şeyler ibni teymiyye r.a taban tabana zıttır siz nasıl oldurda genel manada  onun ibni teymiyye ile aynı usulü takip ettiğini söyleyebilirsiniz?kadı ebu yalanın bu kadar açık sözü varken.
kadı ebu yala (r.a ) haberi sıfatları ispat ile ibni teymiyye (radiyallahu anh) ispatı aynı değildir.ve bu her ikisinde sözlerini okuyan bir kimse bunu açık olarak görür. Durum böyle iken kadın ebu yalada genel manada  ibni teymiyye gibi haberi sıfatları ispat ediyor demek doğru değildir.çünkü kadı ebu yala  haberi sıfatları  sıfat olarak ispat ettikten sonra bunların arapça dilinde olan manasını ispat etmiyor.hatta bu manada anlaşılmaması için uzuv,parça,temas olmadan sıfat olarak ispat ettiğini ve bu sıfatlarında manasının aklın almaycağını söylüyor.ibni teymiyye r.a ise hem bu haberi sıfatları sıfat olarak ispat ediyor hemde arapça dilindeki gerçek manasınıda ispat ediyor. Durum böyle iken nasıl genel manda ikise aynı usulü takib ediyor denilebilir?kaldıki ibni teymiyye r.a kendisi bile kadı ebu yala r.a tafvid yaptığını söylüyor.”

İşte bütün bunlar önyargılı yaklaşım tarzından kaynaklanmaktadır. Sıfatları zahiri üzere kabul eden herkes zaten Arapçadaki hakiki manasını kabul etmiş sayılır. Ebu Yalanın sonradan buna tefviz veya tevili eklemesi onun bir tenakuzudur. İbn Teymiye, başka bir yerde onun hakkında şöyle demektedir:


[/size]ومنهم من يقول: بل تجري علي ظاهرها، وتحمل علي ظاهرها، ومع هذا فلا يعلم تأويلها إلا الله، فيتناقضون حيث أثبتوا لها تأويلاً يخالف ظاهرها، وقالوا ـ مع هذا ـ إنها تحمل علي ظاهرها، وهذا ما أنكره ابن عقيل على شيخة القاضي أبي يعلى في كتاب ذم التأويل.

“Onlardan bazıları da şöyle der: Sıfatlar, zahirleri üzere icra edilir ve zahirlerine hamledilirler. Bununla beraber onun tevilini Allahtan başka kimse bilmez derler. Böylece onların zahirlerine muhalif bir tevillerinin olabileceğini söyleyerek tenakuza, çelişkiye düşmüşlerdir. Onlar aynı zamanda zahirlerine hamledileceğini söylerler. İşte bu, İbn Akil’in hocası Kadı Ebu Yala’yı “Zemm’ut Tevil” kitabı hakkında yerdiği husustur.” (Der’u Tearuz, 1/16)

Görüldüğü üzere Ebu Ya’la sadece tefvize değil, tevile de başvurmuştur. Bununla beraber sıfatlar zahiri üzeredir diyerek çelişkiye düşmüştür. Ayrıca İbn Teymiye'nin ona tefviz nisbet etmesi, onun genel usulünün böyle olmasını gerektirmez. İbn Teymiye de zaten böyle bir şeyden bahsetmemiştir.

İbn Teymiyenin hiçbir kitabından Allah hakkında uzuv ve parça isbat ettiğini hatta hakkında delil olan bazı hususlar haricinde mutlak anlamda temas isbat ettiğini ispatlayamazsınız. İbn Teymiyenin Allahın sıfatlarını mahlukatın sıfatları gibi kabul ettiği iddiası, muhaliflerinin onun sıfatların zahiri manasını kabul etme yönündeki sözlerinden yola çıkarak ona nisbet ettikleri bir şeydir. Bu ise bir kimseyi mezhebinin lazımından hatta öyle olduğu varsayılan şeylerden yola çıkarak yargılamak demektir ki bu adaletsizliğin ta kendisidir.


Alıntı
“Yine ebu yalanın tafvid akidesine sahip olmadığına dair delil olarak  söylemiş olduğunuz  ibnul cevzinin onu mucessime olarak suçlamasıda şaşılacak bir delil doğrusu çünkü ibni cevzinin kadı ebu yalayı mucessime olmakla itham etmesi  onun mucessime olduğuna delil olmaycağı gibi onun mufavvide olmadığında delil olmaz. her alimin sözünü kendi kitabında kendi kastettiği manaya göre anlamak gerekir.
Ayrıca demiş olduğunuz sıfatları zahirleri üzerine geçirmek sözü  hiçbir tafvid aliminin kabul etmeyeceği bir sözdür.ibaresini doğru görmüyorum. Çünkü mufavvide olan alimlerden bu sözü söyleyenler vardır.ve bunlar bu sözü tafvid akidesine göre hangi manada kullandıklarını da açıklamaktadır. Tıpkı yukarıda kadı ebu yalanın bu sözü kullanıpta hangi manayı kastettiğini açıklaması gibi..”

İbn’ul Cevzi’nin ona mücessime demesini mutlak bir delil olarak zikretmedim, bunu Ebu Yalanın mufavvida olmadığına dair bir karine, bir alamet olarak zikrettim. Yoksa elbette ki İbn’ul Cevzi öyle dedi diye onun akidesi öyle olacak şeklinde mutlak bir şey söylenemez. Lakin siz İbn Teymiye’nin Ebu Yala’ya tefviz nisbet etmesini –bunu onun genel bir akidesi olarak nisbet ettiği de belli olmadığı halde- mutlak bir delil olarak ele alıyor gibisiniz. Sıfatları zahiri üzere kabul etmek, yukarda gerçek tefviz ehli olan Eşarilerden de naklettiğimiz üzere hakiki tefviz akidesine mensup olanların kabul etmeyeceği bir şeydir. Ne Ebu Yala ne de başka bir isbat ehli alimin; Cuveyni, Gazali, Razi ve emsalinin tanımladığı ve savunduğu şekilde bir tefviz akidesine sahip olmadıkları isbatı bile gerektirmeyen açık bir husustur. Ne var ki Ebu Yala ve benzerlerine tefviz akidesinden bazı şeyler bulaşmıştır o kadar! Günümüzdeki birçok araştırmacı da bu kanaati paylaşmaktadır. Mesela "Mezhebu Ehli't Tefvid" adlı eserin yazarı -Allah hidayet etsin- onun isbat ehlinden olan bir alim olmakla beraber tefviz ve tevilden bazı şeyler olduğunu, hatta bunu da sıfatları isbat etme gayretinden kaynaklandığını ifade etmektedir. (sf 207) Bununla da kasdı, rüya meselesinde olduğu gibi sıfata delalet etmeyen bazı haberleri sıfat nassı kılması ve sonra teşbihe düşmemek için tevil veya tefvize başvurması gibi şeylerdir. Siz bugüne kadar Ebu Yala’nın tıpkı bu ismi geçen Eşari ulemasının kabul ettiği şekilde bütün sıfatların tefvizini savunan birisi olduğunu –ihtimalli bazı sözleri haricinde- isbat edemediniz. Arap aleminde de takip ettiğim tartışmalarda bunu net bir şekilde isbat edebilene şahsen raslamadım. Daha önce de söylediğim gibi günümüzde bu tefviz tartışmaları iyice sulanmıştır. Eşari ve Maturidiler çoğunlukta olduğu için selefin, halefin hatta yer yer İbn Teymiye gibi alimlerin dahi tefviz ehli olduğunu iddia etmekte ve onların sesi çok çıktığı için bu yaygaradan etkilenen bir kısım sözde selefi ilim talebeleri de bu tür iddiaları tasdik etmekte ve sıfatları tefsir etmeyiz, manasını akledemeyiz, Allaha havale ederiz, okur geçeriz gibi  ifadeleri kullanan kim varsa hemen tefvizci sınıfına dahil edivermektedirler. Halbuki benzeri ifadeler selef ulemasından da nakledilmiştir. Bir kimsenin Allahın sıfatlarının manasının hiç bilinemeyeceğini söylediği ortaya çıkmadıkça ona tefvizci damgası vurmak ilmi bir tavır olmaz. Yoksa biz Ebu Yala hiç tefviz yapmadı demiyoruz. Lakin onun bilinen manada –sıfatların zahiri manalarını reddeden manasında- klasik bir Mufavvida olmadığı zaten bellidir. Eğer bütün sıfatları tefviz eden biri olduğu kabul edilecekse bu ancak nevi şahsına münhasır bir mufavvidalık olur. Bununla beraber şahsi tesbitimiz olarak onun bazı yerlerde tefvize başvurduğunu ancak bunun onun istikrar bulmuş genel akidesi olmadığını söylüyoruz. Elbette ki bu hükmümüzde yanılıyor da olabiliriz. Lakin Ebu Yala veya başka bir alimin mufavvida olduğu söylenecekse bu, sizin getirdiğiniz türden nakillerle değil, daha açık ve kesin delillerle yapılmalıdır, böyle bir delil ise biz bilmiyoruz. Eğer bu usul uygulanırsa selefe ve haleften bazı alimlere nisbet edilen mufavvidalık ithamlarının birçoğunun su götürür iddialar olduğu ortaya çıkacaktır inşallah. Kısacası biz, bu hususlarda daha temkinli konuşmayı tavsiye ediyoruz o kadar, yoksa muayyen bir alimin mufavvida olup olmadığı deliller ışığında tartışılır neticeye varılır bu ayrı bir bahistir. Bizim bu babta söyleyeceklerimiz bunlardır. Bizim için bu konu kapanmıştır.


Alıntı
“Bana yöneltmiş olduğunuz çelişkilere gelince;

“Kadı ebu yaladan  diye söylediğim naklin onun oğlunun nakli çıkması doğrudur.bunu ben notlarımdan aktardım orda ebu yala diye yazmışım yapmış olduğum naklin altında itikadu ebu yala yazdığından dolayı böyle bir şey olabilir.
Ancak nakil yaparken böyle bir  hataya  çelişki mi denir?çelişki birbirine zıt olan iki şey söylemek değilmidir?
İkinci çelişki olarak gördüğünüz şeye gelince;
Ben asla Allah c.c yatak sıfatı  olduğunu söylemedim ve böyle bir sıfatıda kabul etmiyorum  hatta kadı ebu yalanın ispatta aşırı gittiğinide söyleyebilirm benim söylemiş olduğum şey  kadı ebu yalanın fıraş sıfatının manasını diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi akletmiyoruz   sözün nasıl anlaşılması gerektiğini sordum.kadı ebu yalanın şu naklinden dolayı;

 فأما الفراش المذكور في الخبر فلا نعقل معناه كغيره من الصفات) إبطال التأويلات ج1 ص149

Haberde zikredilen firaşa gelince  bunun manasınıda diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi akletmiyoruz (ibtalu tevilat c1 s149)
  Böyle bir soru sormamın neresi çelişki oluyor onuda anlamış değilim?”

Çelişki kelimesine takılmayın, kelimeler önemli değil, çelişki deyin hata deyin farketmez. Sen bizleri çelişkili konuşmakla itham edince biz de yansıtma yaparak git önce kendi yanlışlarını düzelt dedik kısacası. Bu çelişki veya hatalar ne dersen de açıkçası senin meseleleri çok tahkik etmeden konuştuğunu ve bazı tesbitler yaparken aceleci davrandığını gösteriyor. Çünkü sen bir alime bir akide nisbet ediyorsun ve bunu yaparken de oğlunun yazdığı bir kitabı esas alıyorsun. Şimdi sen bize göre Ebu Yala’ya bidat bir akideyi yani tefvizi nisbet ediyorsun. Bunu da ona bile ait olmayan üstelik ihtimalli olan bir sözden yola çıkarak yapıyorsun. Dolayısıyla mesele, ben öyle not almışım yanlışlık olmuş diyerek geçiştirilecek bir mesele değildir. Bu dediğin şeyler mazeret değildir, birisine bir şey nisbet ederken dikkatli olacaksın, birisi sana söylemediğin bir şeyi nisbet edip böyle gerekçelerin arkasına sığınsa hoşuna gider mi? Yatak sıfatı meselesi de böyle. Demişsin ki: “Yine bu nakil de de  kadı ebu yala firaş(yatak) sıfatının manasını  diğer sıfatların manasını akledemediğimiz gibi akletmiyoruz diyor.” Sözün kapalı olmakla beraber sen Allahu teala’ya yatak diye bir sıfat nisbet etmeyebilirsin ama Kadı Ebu Yala’nın böyle dediğini iddia ediyorsun. Halbuki hiçbir Müslüman Allahu Teala’nın “yatak” diye bir sıfatı olduğunu söylemez. Çünkü yatak mahluktur, Allahın sıfatları mahluk olamaz ve Onun zatından ayrı olan bir şey de Onun sıfatı olmaz. Bütün bunlar senin bu konularda tahkik etmeden, sözün nereye vardığını hesaba katmadan konuştuğunu göstermektedir. Zaten tefviz meselesinin içinden çıkamaman da bundan kaynaklanmaktadır. Meseleleri dikkatle, acele etmeden, önyargısız olarak tahkik edersen ancak bu şekilde doğruya ulaşabilirsin. Bunlar bizden birer nasihattir. Bu konuya da bu şekilde nokta koymuş olalım. Ahiru davana enil hamdu lillahi Rabbil alemin.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1574 Gösterim
Son İleti 19 Aralık 2015, 20:37
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
653 Gösterim
Son İleti 22 Temmuz 2018, 00:34
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
365 Gösterim
Son İleti 22 Ekim 2018, 20:41
Gönderen: Tevhid Ehli