Tavhid

Gönderen Konu: "İLCAMU'L AVAM AN İLMİ'L-KELAM" İSİMLİ ESER SELEF AKİDESİNİ TEMSİL EDİYORMU?  (Okunma sayısı 641 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İbnisureyc

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0


selamun aleykum

Gazali "İlcamu'l Avam An İlmi'l-kelam" isimli kitabının başında şöyle diyor: "Bana bu soruyu sorman vesilesiyle, sana selefi salihinin gerçek inancını anlatmak istiyorum. Bu müteşabih haberler hakkında bütün halkın inanması gereken şeyleri açıklayacağım ve bu açıklamayla hakkın üzerini örten örtüyü de kaldıracağım. Bu açıklamalarla soru sorup araştırma yapılması gereken konuları ve susup hiç araştırma yapılmaması gereken konuları belirteceğim."

bu kitabın selef akidesini anlattığı doğrumudur? eğer bu kitabı okuduysanız bilgi verir misiniz?



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Vealeykum. Sorunuzun cevabına geçmeden önce, Ebu Hamid el-Gazali kimdir, akidesi ve menheci nedir, onun kitaplarından akide öğrenilebilir mi, bu gibi konularda özet bazı bilgiler vermek istiyorum. Biz, Gazali hakkında daha önce bilgi vermiştik, onun akidesi hakkında tafsilatlı malumat edinmek isteyenler sözkonusu yazıya müracaat edebilir: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1580.0 Ben ise burada sadece hatırlatma babından bazı şeylere temas etmek istiyorum. Sözkonusu yazıda tafsilatı ile anlatıldığı üzere Gazali öncelikle sık sık görüş değiştiren birisi idi. Onun hayatını inceleyen herkes bunu görür, hatta kendisi geçirdiği itikadi ve usuli değişimleri “el-Munkizu mine’d Dalal” adlı eserinde anlatmıştır. Felsefe, kelam, tasavvuf hatta batinilikle ilgilenmiş, el-Munkiz kitabında tasavvuf yolunu övmüş ve nihayet ömrünün sonlarına doğru selef yoluna intisap etmiştir. İlcam kitabında da selef yolunu övmüştür, lakin aşağıda tafsilatı ile anlatacağımız üzere selefin mezhebini yanlış tanıtmıştır. Böylece onun İslam dünyasında faaliyet gösteren bu beş temel ekolün hepsiyle irtibatı olmuştur. Hepsinden de kendisine bazı izler bulaşmıştır. Öyle ki öğrencisi Ebubekr ibn’ul Arabi şöyle demiştir: "Üstadımız Ebû Hâmid, felsefecilerin tam ortasına girmiş, sonra onlar arasından çıkmak istemiş, fakat bunu başaramamıştır" Felsefecilere reddiye yapmış olması, onun felsefenin tesirinden tam anlamıyla kurtulduğunu göstermez. Keza, Batinilere reddiye yapmış olması da onun Batinilikten etkilenmediği manasına gelmez. Aşağıda geleceği üzere İhya’da ve başka yerlerde hatta selef yoluna en yakın kitabı olan İlcam’ul Avam’da dahi Batini felsefenin etkileri gözükmektedir. Gazali, Selçuklu sultanlarıyla ilişkiye girmiş, bir dönem Nizamiye medresesinin başına geçmiş, bu sebeble bilhassa Türk halkı ve kendi memleketi olan Fars bölgesi halkları arasında belli bir itibar ve şöhrete kavuşmuştur. Bunun yanı sıra filozoflar ve Batiniler gibi İslam dışı fırkalara yaptığı reddiyeler ve de Şafii mezhebine yaptığı hizmetler de onun sevilip sayılmasına yol açmıştır. Kısacası geçmişte ve günümüzde Gazali’nin bir saygınlığı varsa bu, onun batıl fikirlerinden değil, bilakis İslama ve sünnete yaptığı hizmetlerden kaynaklanmıştır. İbnu Teymiyye (Rahimehullah) muhtelif yerlerde Gazzali hakkında şunları söylemektedir:

وأما مثل الأستاذ أبي المعالي؛ وأبي حامد؛ ونحوهما ممن خالفوا أصوله في مواضع فلا تجدهم يعظمون إلا بما وافقوا فيه السنة والحديث وأكثر ذلك تقلدوه من مذهب الشافعي في الفقه الموافق للسنة والحديث ‏

“Üstâd Ebû'l-Meâlî gibi, Ebû Hâmid (el-Ğazzâlî) gibi ve bâzı konularda Eş'arî'nin usûlüne muhalefet eden diğerleri gibi bâzı şahsiyetlerin durumuna gelince; Bunların ancak Sünnet ve hadîse muvafakat ettikleri zaman ta'zîm edildiğini görebiliriz. Ki bunlar çoğunlukla bu hususları fıkıhta İmam Şafi’î'nin Sünnet ve hadîse muvafık olan mezhebinden taklit etmişlerdir.  (bkz. İbnu Teymiyye, Mecmu’ul Feteva, 4/17-18; Külliyat, 4/27)

Şu halde anlaşılmaktadır ki Gazali’nin İslam aleminde şöhret bulmuş olması onun akideyle alakalı her sözünün tasvip gördüğü anlamına gelmez. Bilakis sünnete yaptığı hizmetler ve bidat ehline yaptığı reddiyeler oranında ümmet onu takdir etmiş, kitaplarındaki bidatler ise reddedilmiş ve unutulmaya terk edilmiştir. Öyle ki el-Madnun, Bidayet’ul Hidaye vb bir çok kitabını alimler onun hakkında hüsnü zan ederek reddetmişler ve ona ait olamayacağını söylemişlerdir. Halbuki İbn Teymiye’nin de işaret ettiği gibi bu kitapların hepsi ona aittir, lakin o çokça görüş değiştiren birisi olduğu için bunlardan vazgeçmiş olması mümkündür. İbn’us Salah ise şöyle demiştir: "Ebû Hâmid el-Gazzâlî hakkında ve ondan naklen çok şey söylenmiştir. Artık bu duruma göre -hakka aykırı olan- bu kitablara asla iltifat edilmeyecektir; şahıslar hakkında ise susulup durumları Allah'a havale olunacaktır." Gazali’nin kitaplarında kelami ve felsefi bidatler sayılamayacak kadar çoktur, hatta bu kitaplarda küfür ve küfre yakın şeyler dahi bulunabilir. Yukarda verdiğimiz adreste tenkidini yaptığımız Faysal’ut Tefrika kitabı mesela böyledir. Bu kitapta Gazali, Yahudi ve Hristiyanlar gibi kafirlerden olup İslam davetinin içeriğini tam anlamayan bazı kimselerin fetret ehli konumunda olduğunu ileri sürmüştür ki bu tıpkı günümüzde hüccetin ulaşmasının yeterli olmadığını, hüccet iyice anlaşılmadıysa tekfirin sözkonusu olmayacağını söyleyenlerin görüşlerine benzemektedir. Kadı İyaz eş-Şifa’da bunun küfür olduğunu söylemiştir. Bilhassa Endülüs ve Mağrib bölgelerinde Gazali’nin ve İhya adlı eserinin aleyhinde çokça fetva verilmiş, hatta İhya kitapları meydanlarda yakılmıştır. Bütün bunların tafsilatı için verdiğimiz adrese müracaat edilebilir.

Akidesine gelince; o çoğu meselede Eşariye muvafık olmasına rağmen bazı meselelerde felsefecilere ve tasavvufçulara uyarak Eşari bidat akidesine muhalefet edip onun dahi gerisine düşmüştür. O, Mazeri ve Subki tarafından Eşari’ye muhalefet etmekle itham edilmiştir. (Zebidi, İthaf’us Saadet, 1/29) Salih bin Mehdi el-Mukbili (v. 1108) de bu hususta bazı kimselerin onun hakkındaki şu sözünü nakleder:

الغزالي أشعري الظاهر فلسفي الباطن “el-Gazzali, zahiren Eşari batınen felsefecidir.” (el-Mukbili, İlm’uş Şaamih, 1/257)

Mazeri Gazali’nin sapmasının usul ilminden önce felsefe usulünü öğrenmesinden kaynaklandığını söyler. İhya şarihlerinden Zebidi buna kelam usulünü de ekler.  (Zebidi, İthaf’us Saadet, 30)

Yine sufilerin yoluna tabi olması da eleştirilmiştir:


قال المنكر ولقد عجبت من هذا الرجل يعني الغزالي كيف استلبه حب مذهب الصوفية حتى ذهل عن أصول الفقه ومذهب الشافعي واختار بدع الصوفية على مذاهب الائمة

“Gazali’yi inkar eden birisi der ki: Bu adama –yani el-Gazzali’ye- şaşırıyorum: Nasıl da -Usul’ul Fıkh ve Şafi’i Mezhebi’ni unutturana kadar- Sufilerin mezhebinin sevgisine tutuldu ve Sufilerin bid’atlarını imamların mezhebine tercih etti!” (Zebidi, İthaf’us Saadet, 1/33)

Açıkça görüldüğü üzere Gazali’den değil selef akidesini, Eşari akidesini dahi öğrenmek doğru olmaz. Zira o klasik manada bir Eşari alimi değildir.
Gazzali’nin “İlcam’ul Avam an İlm’il Kelam” yani “Avamın Kelam İlminden Sakındırılması” başlıklı eserine gelince; bu onun en son kaleme aldığı kitaplardan birisidir hatta Zerkeşi gibi bazı alimler onun en son kitabının ve de akide/usul’uddin sahasındaki en son eserinin bu olduğunu söylemişlerdir. (Zerkeşi, el-Bahr’ul Muhit, 5/40) Kitabın konusu, başlığından da anlaşılacağı üzere avam olan insanların kelam ilmiyle uğraşmaktan sakındırılmasıdır, Gazali kelamla sadece ehil kimselerin uğraşması gerektiğini iddia etmektedir, lakin ehlince malum olduğu üzere selef kelam ilmini bütün olarak yermiş ve birçoğu da “havas” olarak tabir edilen ilmi birikime sahip kimseleri dahi kelam ilmiyle uğraştıkları için  sert ifadelerle yermişlerdir. Göründüğü üzere kitabın başlığı ve konusu dahi selefin menhecine uyumlu değildir. Gazali’nin sözkonusu eserinin bazı olumlu yönleri de vardır. Şöyle ki Gazali, selef mezhebini yüceltmekte ve dinin seleften alınması gerektiğini akli ve nakli birçok delille ispatlamaktadır. Ancak Gazali’nin iddiasına göre selef sıfatlar konusunda avama tefvizi yani sıfatların lafzını kabul edip bu lafızların manasını Allaha havale etmeyi emretmiştir. O, kitabının girişinde selefe göre (!) avamın yapması gereken şeyleri şu şekilde özetlemiştir:



“Basîret ehli yanında şüphesiz en açık hak mezheb, Selefin mezhebidir. Ya’nî sahabe ve tâbi’înin mezhebidir. İşte şimdi bu mezhebi ve delîllerini açıklayarak diyorum ki, bizce hak olan Selef mezhebinin hakikati şudur ki; avâmdan olan bir kimseye, (Allahu teâlânın zâtı ve sıfatları hakkındaki) bu hadislerden birisi ulaşınca, onun üzerine yedi şey vâcib olur:
1– Takdîs,
2– Tasdîk,
3– Aczini i’tirâf etmek,
4– Sükût,
5– Keff (el çekmek, çekinmek),
6– İmsâk,
7– Ma’rifet ehline teslîm olmak.

(Bunun açıklaması ise şöyledir)

1– Takdîs: Allahu teâlâyı cisim olmaktan ve bunun uzantılarından tenzîh etmektir.
2– Tasdîk: Rasûlullah “sallallahu aleyhi ve sellem”’in buyurduklarına inanmaktır. Onun bütün bildirdikleri haktır. Bütün söylediği şeylerde doğru sözlüdür. Bunlar Onun söylediği ve murâd ettiği doğrultuda haktır.
3– Aczini i’tirâf etmek: Onun (bu tarz konularda Allahu Teâlânın ve Resûlullah’ın “sallallahu aleyhi ve sellem”) murâdını bilmesinin ve anlamasının, gücü dışında olduğunu ikrâr etmesidir. Zâten bu onun (yani avâmın) şânından değildir, vazîfesi de değildir.
4– Sükût: (Sıfat naslarının) ma’nâsı hakkında soru sormaması, o mevzuya dalmaması, ondan suâl etmenin bid’at olduğunu bilmesidir. O mevzuya dalmasında dîni için tehlike vardır. Bunlara daldığı takdirde farkında olmadan küfre düşebilir.
5– İmsâk: Bu lafızlarda tasrif (çekim) yapmak, başka bir dile çevirmek, onda ziyâde ve noksanlık yapmak, cem’ ve tefrîk [birleştirme ve ayırma] yapmak gibi yollarla tasarrufta bulunmamasıdır. Bilakis söylenen lafızdan başkasını konuşmamalı ve onu, îrâdı, irâbı, tasrîfi ve sîgası nasıl bildirilmişse, ancak o şekilde söylemelidir.
6– Keff: Bunların ma’nâlarını irdelemekten gönlünü ve zihnini men’ etmek ve bu konularda tefekkür etmemektir.
7– Teslîm: Bu işin ehline teslîm olmaktır. Kendisine âcizliği dolayısıyla gizli olan bu hususların, Resûlullaha “sallallahu aleyhi ve sellem”, Peygamberlere “aleyhimusselâm”, sıddîklara ve velîlere gizli kalmadığına i’tikâd etmektir.

Selef-i sâlihîn, yukarıdaki yedi maddeyi avâmın herbiri üzerine vazife olarak vâcib kılınmasını i’tikâd etmişlerdir. Selefin bu yedi vazifenin herhangi birine muhâlefeti düşünülemez.”

Gazali’nin selefe atfettiği görüşlerin özeti budur. Evvela, Gazali’nin bu kitapta selefe atfettiği bu görüşlerin hiç birisinin ne selefin bütününe ne de seleften herhangi bir ferde ulaşan bir isnadı yoktur. Selefin hiçbir kavlinden de bu zikredilen esaslar çıkarılamaz. Zaten Gazali, hadis ilmini bilen birisi de değildir. Böyle birisinin selefin kavillerine vakıf olması da sözkonusu değildir. Gerek İlcam kitabı gerekse diğer kitapları zayıf ve uydurma hadislerle doludur. Bu durumunu bizzat kendisi hadis ilminde sermayesinin yetersiz olduğunu ifade etmek suretiyle itiraf etmiş, ortaya koymuştur. Leknevi’nin (v. 1304) Muvatta şerhinde ondan naklettiğine göre Kanun’ut Te’vil adlı eserinde şöyle demiştir:

بضاعتي في علم الحديث مزجاة“Hadis ilmimde sermayem yetersizdir.” (Leknevi, et-Talik’ul Mümecced, 1/22)

Subki “Tabakat’uş Şafiiyye” isimli eserinde Mazeri ve Tartuşi’nin el-Gazzali hakkında yazmış oldukları tenkitleri zikredip onlara reddiye yazarken, Mazeri’nin “İhya’nın zayıf hadislerle dolu” olduğuna dair sözüne şu şekilde cevap vermiştir.


فالغزالي مَعْرُوف بِأَنَّهُ لم تكن لَهُ فِي الحَدِيث يَد باسطة وَعَامة مَا فِي الْإِحْيَاء من الْأَخْبَار والْآثَار مبدد فِي كتب من سبقه من الصُّوفِيَّة وَالْفُقَهَاء وَلم يسند الرجل لحَدِيث وَاحِد

“el-Gazzali’nin bunda (hadis ilminde) maharet sahibi olmadığı ma’ruftur (bilinen birşeydir). Genel olarak İhya’nın içine saçılmış olan haberler ve asarlar, ondan önceki sufiler ve fukahanın kitaplarındandır ve o bir tane hadisin bile senedini vermemiştir.” (Subki, Tabakat’uş Şafiiyye, 6/249)

Gazzali’nin hadis rivayet edip etmediği mevzusunda ise İbnu Neccar, Tarih’inde şöyle der:


وَلم يكن لَهُ إِسْنَاد وَلَا طلب شَيْئا من الحَدِيث لم أر لَهُ إِلَّا حَدِيثا وَاحِدًا سَيَأْتِي ذكره فِي هَذَا الْكتاب

“Ne isnadı vardır ne de hadisten bir şey öğrendi. Ona ait bir hadis dışında –ki bu kitapta zikredilecektir- hadisini görmedim.”

Subki bu hadisi İbnu Neccar’ın kitabında görmediğini belirtir. (Subki, Tabakat’uş Şafiyye, 6/200)

Zehebi de onun rivayet edip etmediği hususunda ittifak olmadığını belirtir:


وَلَمْ يَتفق لَهُ أَنْ يَرْوِيَ “Rivayet ettiği hususunda ittifak yoktur.” (Zehebi, Siyeru A’lamin Nubela, 19/326)

Gazzâlî’nin ömrünün sonunda hadis dinlemeye ve ezberlemeye başladığını İbnu Kesîr (Rahimehullah) da belirtir:
وَيُقَالُ إِنَّهُ مَالَ فِي آخِرِ عُمْرِهِ إِلَى سَمَاعِ الْحَدِيثِ وَالتَّحَفُّظِ لِلصَّحِيحَيْنِ

“Anlatıldığına göre ömrünün son zamanlarında hadis dinlemeye, Buhari ve Müslim'in Sahihlerini ezberlemeye yönelmiştir.” (İbnu Kesîr, el-Bidaye ve'n Nihaye, Darul Fikr: 12/1174)

Abd’ul Ğafir, “es-Siyak” isimli eserinde; el-Gazzali hiç bir şey tahdis etmemiş (yani hadis rivayet etmemiş), ömrünün sonunda Sahihayn’ı dinlemiştir, dedikten sonra der ki: el-Gazzali eğer yaşasa ve hadis eğitimi alıp tahdis edebilseydi hadiste de uzmanlaşırdı. (Zehebi, Siyer Siyeru A’lamin Nubela, 19/325-326; Subki, Tabakat, 6/215)

Subki (Tabakat, 6/210) el-Gazzali’nin hayatının sonuna doğru Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerine ve hadis ehlinin meclislerine Buhari ve Müslim’e yöneldiğini zikreder. İbnu Asakir de (Tarih Dımeşk, 55/204) aynısını kaydeder.

İnşaallah, ilerde bir kardeşimiz Gazali’nin hadisçiliği ve tenkid edilen diğer yönleri hakkında geniş bir araştırma yayınlayacaktır, ben de bu nakilleri yaparken o araştırmadan istifade ettim, sözkonusu çalışma neşredildiğinde oradan bu hususta daha fazla malumat elde edilebilir. Şimdi Gazali’nin bizzat kendisinin ve de Subki gibi onun akidesine taraftar olan alimlerin itirafıyla onun hadis ilmine ve dolayısıyla selefin asarına vakıf olmadığı ortadayken, selefin akidesini, selef imamlarının kendi sözlerinden bizzat onlara ulaşan isnatlarıyla nakleden alimleri ve eserlerini bırakıp da Gazali gibi selefin asarına ve hadis ilmine vakıf olmadığı dost düşman herkes tarafından bilinen ve kabul edilen birisinin sadece kendi varsayımlarıyla selefe nisbet ettiği görüşlerden öğrenmeye ve öğretmeye kalkışmak hangi akla hizmettir, insan gerçekten hayret ediyor!  Selefin akidesini bizzat onların sözlerinden öğrenmek isteyenler “Selef-i Salihin Akidesi” başlıklı bölümde yer alan risalelere ve selef akidesine dair eserlerin tanıtımının yapıldığı yazılara müracaat edebilirler: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?board=61.0 Selef imamlarının akidelerini, onlara ulaşan isnatlarla rivayet eden kitapların başlıcaları Abdullah bin Ahmed’in es-Sunne, Acurri’nin eş-Şeria, İbn Batta’nın el-İbane ve Lalekai’nin es-Sunne gibi eserleridir. Bu sonuncusu, elhamdülillah Türkçe’de neşredilmiştir. Selef mezhebini öğrenmek isteyenler için en akıllıca yol, bu kitaplara müracaattır. Hayatı felsefe, kelam, mantık gibi akli ilimler denilen sünnetten uzak  uğraşılarla geçen; Hanbelilere ve hadis ehline karşı önyargılı bir muhitte yetişen ve ömrünün sonlarına doğru yaptığı bazı okumalar haricinde Buhari, Muslim gibi en temel hadis kaynaklarına dahi vakıf olmayan Gazali, bu ismi geçen kitapları ve benzerlerini okumuş mudur Allahu a’lem! Bu asar kitaplarını bırakıp da kendisi daha selefi tanımayan Gazali gibilerinin kitaplarından selefin mezhebini öğrenmeye ve öğretmeye çalışmak, en iyi ihtimalle ahmaklık değil de nedir acaba? Gazali’nin İlcam’ul Avam kitabını neşredeceğini duyuran ve kitaba da “Selef-i Salihinin Mezhebi” ismini veren Hak yayınlarının bu işe cüret ederken Allah’tan korkmadığı belli de, kullardan da mı utanmamışlardır? Selef mezhebini neden seleften isnadla nakleden imamlardan değil de Gazali’den öğreneceğiz, bunun bir açıklaması var mı? Madem Gazali, bu hususlarda muteber bir alimdir o halde neden bugüne kadar Gazali’nin akideyle alakalı bir tek kitabını neşretmediniz, hatta tavsiye dahi etmediniz, İhya’yı kimseye önermediniz, belki kendi meclislerinizde tenkid ettiniz? Ne değişti de şimdi Gazali’nin eserleri kıymete bindi?

Şu bilinmelidir ki, Gazali’nin kitabında zikrettiği bu görüşleri selefe atfetmesi, ancak zan ve tahmin yoluyla olan şeyler olup “selef olsa olsa böyle düşünür” şeklindeki varsayımlardan ibarettir. Çünkü Gazali ve emsali, dini kelam yoluyla öğrenmişler ve kelam ilminde esas alınan bazı şeyleri muhalefeti küfür olan dinin asıllarından zannetmişler, bundan dolayı küfür gördükleri bu hususlardan selefi tenzih etmişlerdir. Mesela onlara göre el, yüz, parmak gibi sıfatlardan bahseden nassları zahirleri üzere almak imkansızdır, çünkü bu Allaha organ nisbet etme anlamına gelir, bu da Allahın cüzlerden ve kısımlardan oluştuğu inancına insanı götürür, dolayısıyla küfür olur ilh… Bu sebeble onlar gerek nasslarda gerekse selefin sözlerinde gördükleri bu tarz sözlere –kendilerince selefi küfürden tenzih etme adına- açıklama getirmeye çalışmışlar ve bu yaptıkları şahsi yorumlara da selefin akidesi ismini vermişlerdir. Bu batıl tefviz akidesini selefe nisbet eden Cuveyni, Nevevi ve başkalarının durumu da böyledir. Halbuki sıfatları zahiri manaları üzere kabul etmekte bir küfür sözkonusu değildir, çünkü selef bu sıfatları mahlukatın sıfatları gibi değil, Allahu Teala’ya layık olan zahiri manaları üzere kabul ederdi. Burada konumuz Gazali’nin kitabı olduğu için bu hususa işaret etmekle yetiniyoruz. Tefviz konusunda daha önce ayrıntılı açıklama yapılmıştı oraya müracaat edebilirsiniz: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1393.0

Gazali’nin sözkonusu kitabı hakkında Şeyhulislam İbn Teymiye (rh.a)’ın bazı tesbitleri vardır. Daha önce de naklettiğimiz bu sözleri burada tekrar aktarmak istiyorum. İbn Teymiye (rh.a) bazı yerlerde bu İlcam kitabı hakkında olumlu konuşmuş, bazı yerlerde ise yermiştir. Çelişki gibi görünen bu meselenin hakikatı ise şu şekildedir: İbn Teymiye –benim tesbit edebildiğim- sadece bir yerde sözkonusu eserden nisbeten olumlu bir siyakta bahsediyor ve şöyle diyor:


وَهَذَا أَبُو حَامِدٍ الْغَزَالِيُّ مَعَ فَرْطِ ذَكَائِهِ وَتَأَلُّهِهِ وَمَعْرِفَتِهِ بِالْكَلَامِ وَالْفَلْسَفَةِ وَسُلُوكِهِ طَرِيقَ الزُّهْدِ وَالرِّيَاضَةِ وَالتَّصَوُّفِ يَنْتَهِي فِي هَذِهِ الْمَسَائِلِ إلَى الْوَقْفِ وَالْحَيْرَةِ وَيُحِيلُ فِي آخِرِ أَمْرِهِ عَلَى طَرِيقَةِ أَهْلِ الْكَشْفِ وَإِنْ كَانَ بَعْدَ ذَلِكَ رَجَعَ إلَى طَرِيقَةِ أَهْلِ الْحَدِيثِ وَصَنَّفَ " إلْجَامَ الْعَوَامِّ عَنْ عِلْمِ الْكَلَامِ

“İşte Ebu Hamid el Gazzâlî; ileri derecede zekası, ibadete düşkünlüğü, kelam ve felsefe hakkındaki derin bilgisi; zühd, riyazet ve tasavvuf yoluna girmiş olması ile beraber bu meselelerde ancak duraklama ve şaşkınlığa ulaşabildi. Ahir ömründe keşf ehlinin yoluna döndü. Gerçi, bundan (yani keşf ehlinin yoluna girmesinden) sonra da hadis ehlinin yoluna rücu ederek “İlcam’ul Avam an İlm’il Kelam” kitabını yazdı.”  (Feteva, 4/72)

Burada görüldüğü üzere Gazzâlî’nin hadis ehlinin yoluna döndüğünü ve bu meyanda İlcam kitabını tasnif ettiğini söylemekten başka herhangi bir övgü veya tavsiyede bulunmuyor. Gazzâlî’nin hadis ehlinin yoluna dönmesi ise daha önce üzerinde bulunduğu felsefe, kelam ve tasavvuf gibi yollara nisbetledir. Yoksa kamil anlamda ehli sünneti benimsemesi değildir. Zira sözkonusu kitapta Gazzâlî selefin yolunun en üstün yol olduğunu açıklamaktadır, lakin selefin yolundan kasdı tefvid akidesidir. Fakat bu bile, onun önceki fikirlerine nazaran bir gelişmedir. İbn Teymiye (rh.a) burada meselenin tafsilatına girmemiştir. Zaten Gazzâlî’yi de kelamla iştigal edip şaşkınlık ve bocalamadan başka bir neticeye varamayan kişilere misal olarak zikredip arada geçmiştir. Başka yerlerde ise sözkonusu kitaba tenkidlerini açıkça yöneltmiştir:

هذا الرجل يرى رأي ابن سينا ونحوه من المتفلسفة والباطنية، الذين يقولون: إن الرسل أظهرت للناس في الإيمان بالله واليوم الآخر خلاف ما هو الأمر عليه في نفسه، لينتفع الجمهور بذلك، إذ كانت الحقيقة لو أظهرت لهم لما فهم منها إلا التعطيل، فخيلوا ومثلوا لهم ما يناسب الحقيقة نوع مناسبة، على وجه ينتفعون به.وأبو حامد في مواضع يرى هذا الرأي، ونهيه عن التأويل في إلجام العوام والتفرقة بين الإيمان والزندقة مبني على هذا الأصل، وهؤلاء يرون إقرار النصوص على ظواهرها هو المصلحة التي يجب حمل الناس عليها، مع اعتقادهم أن الأنبياء لم يبينوا الحق، ولم يورثوا علماً ينبغي للعلماء معرفته، وإنما المورث عندهم للعلم الحقيقي هم الجهمية والدهرية، ونحوهم من حزب التعطيل والجحود.

“(…) Bu adam, felsefeciler ve Batinilerden İbn Sina ve benzerlerinin görüşüne sahiptir ki onlar şöyle demektedir: Rasuller, insanlara Allah’a ve ahiret gününe iman hususunda meselenin olduğu şeklinden farklı bir şeyi izhar etmişlerdir, ta ki cumhur (insanların çoğunluğu) bununla faydalansın. Zira eğer gerçek onlara olduğu gibi açıklansaydı bundan tatil yani inkardan başka bir şey anlaşılmayacaktı. Bundan dolayı onlar da gerçekle bir yönden uyumlu olacak şekilde, faydalanacakları tarzda insanlara hayal ettirme ve misal verme yolunu (yani sembolik anlatımı) tercih ettiler. Ebu Hamid (el-Gazzâlî) de bazı yerlerde bu görüşü savunmuştur. İlcam’ul Avam, et-Tefrika beyne’l İmani ve’z Zendeka gibi eserlerinde tevili nehyetmesi bu esasa dayalıdır. Bu tip kimseler, nassların zahirleri üzere ikrar edilmesini insanların buna hamletmesini gerektiren bir maslahat olarak görürler. Bununla beraber onlar, peygamberlerin hakkı açıklamadıklarına, alimlere bilmeleri gereken bir ilmi miras bırakmadıklarına inanırlar. Onların nezdinde hakiki ilme varis olanlar ancak Cehmiye ve Dehriye yani materyalistler ve benzerleri gibi tatil ve inkar ehlinden olan kimselerdir.” (Der’u Tearuz’il Akli ve’n Nakl, 10/270)

Görüldüğü üzere Gazzâlî’nin İlcam’ul Avam kitabına son derece keskin eleştiriler yöneltmekte ve Gazzâlî’nin sözkonusu kitapta tevili yasaklamasının filozofların mantığına dayandığını izah etmektedir. Zaten Gazzâlî, kelamı ve tevili ancak avam için nehyetmiş; havas için ise mübah addetmiştir. Bu da şeriatın zahirini avam için faydalı gören, lakin işin hakikatinin zahirde gözüktüğü gibi olmadığını iddia eden filozofların ve Batinilerin usulüyle aynı mantığa dayanmaktadır. Kısacası, Gazzâlî’nin sözkonusu kitabı selefi övmesi ve onların yollarının doğruluğunu anlatması, avam için de olsa kelamı nehyetmesi gibi yönlerden isabetlidir; lakin o maalesef bütün bunların içini batılla doldurmuştur. Selefi övmekle beraber selefin yolunu tefvid olarak lanse etmiş; kelamı nehyetmekle beraber bunun da içini bahsettiğimiz sapıkça bir usulle doldurmuştur. İbn Teymiye’nin de işaret ettiği gibi Gazali’nin usulü; avam için ayrı, havas için ayrı akide öngören Batinilerin ve filozofların akidesine yakındır. Nitekim kitabın mukaddimesinde “teslim” maddesini izah ederken söylediği, sıfatların manasının Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, diğer peygamberlere, Sıddıklara ve velilere gizli olmadığı yönündeki sözü bunu göstermektedir. Yani ona göre bu tefviz mezhebi de aslında hakikatin kendisi olmayıp, avama emredilen şeydir. Arif dediği havas, seçkin zümre ise tevile başvurabilir. Bunu, imsak başlığı altında tevilin kısımlarını izah ederken açıkça ifade etmiştir. Akide konusunda böyle avama ayrı havassa ayrı ikili bir sistem önermesi ise batıl olup bunu ancak dalalet ehli birisi söyler. O, bu usulü başka eserlerinde de takip etmiştir. Mesela bir eserinde şöyle demektedir:

فإن قيل فما معنى قوله تعالى: " الرحمن على العرش استوى "؟ وما معنى قوله عليه السلام: " ينزل الله كل ليلة إلى السماء الدنيا " قلنا الكلام على الظواهر الواردة في هذا الباب طويل ولكن نذكر منهجاً في هذين الظاهرين يرشد إلى ما عداه وهو أنا نقول: الناس في هذا فريقان عوام وعلماء، والذي نراه اللائق بعوام الخلق أن لا يخاض بهم في هذه التأويلات بل ننزع عن عقائدهم كل ما يوجب التشبيه ويدل على الحدوث ونحقق عندهم أنه موجود ليس كمثله شيء، وهو السميع البصير، وإذا سألوا عن معاني هذه الآيات زجروا عنها، وقيل ليس هذا بعشكم فادرجوا فلكل علم رجال. ويجاب بما أجاب به مالك بن أنس رضي الله عنه، بعض السلف حيث سئل عن الاستواء، فقال: الاستواء معلوم والكيفية مجهولة، والسؤال عنه بدعة، والايمان به واجب، وهذا لأن عقول العوام لا تتسع لقبول المعقولات ولا إحاطتهم باللغات ولا تتسع لفهم توسيعات العرب في الاستعارات.وأما العلماء فاللائق بهم تعريف ذلك وتفهمه

“Eğer denilirse ki: Allahu Teala’nın ‘Rahman Arşa istiva etti’ kavlinin ve Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ‘Allah her gece en yakın göğe iner’ sözünün manası nedir? Deriz ki: Bu babta gelen bu tür zahiri ifadeler hakkındaki söz uzundur. Lakin biz, bu iki zahiri ifade hakkında, diğerleriyle alakalı da doğru yolu gösterecek bir menhec, yöntem zikredeceğiz ki o da şudur: Biz diyoruz ki; insanlar bu babta iki sınıftır: Avam ve de alimler. Halkın avam olanları için bizim layık gördüğümüz şey, bu tevillere dalmamalarıdır. Bilakis, biz onların inançlarından teşbihi ve hudusa yani sonradan yaratılmış olmaya delalet eden şeyleri (Allaha nisbet etmeyi) çeker alırız ve de onların nezdinde Onun var olduğunu ve Onun benzeri hiçbir şey olmadığını, Onun işiten ve gören olduğunu tahkik ederiz. Onlar, bu ayetlerin manaları hakkında soru sorduklarında kınanırlar ve onlara denilir ki: ‘Bu, sizin işiniz değildir, yavaş olun, her ilmin uzmanı ayrıdır.’ Ve onlara seleften birisi olan İmam Malik bin Enes’in kendisine istiva hakkında sorulduğu zaman cevap verdiği gibi cevap verilir: ‘İstiva malumdur, keyfiyet meçhuldür, bu konuda soru sormak bidattir, ona iman etmek ise vacibtir.’ Zira avamın akılları ma’kulat yani akli hususları kabul etmeye ve de dil açısından onları ihata etmeye elverişli olmadığı gibi Arapların istiare konusundaki genişliğini de kavramaya elverişli değildir. Alimlere gelince; onlara layık olan ise bunları bilmek ve kavramaya çalışmaktır.” (el-İktisad fi’l İtikad, sf 38 ayrıca benzeri sözler için bkz. İhya, 1/104 ve Kavaid’ul Akaid, sf 136)

Görüldüğü üzere Gazzâlî, Malik’in sözünü avama yönelik söylenmiş bir söz olarak almaktadır. Buna göre avamın sahip olacağı akide ile havassın, alimlerin sahip olacağı akide farklıdır! Avam sıfatların keyfiyetine, teviline girmekten men edilirken alimler ise bundan men edilmezler! Bu ise cesetlerin dirilmesini, hatta cenneti, cehennemi vs’yi inkar edip avamın bunlara inanmasının gerekli olduğunu, havassa ise gerekmediğini ileri süren Batini filozofların sözlerinin benzer bir versiyonudur. Peki, Eşarilerin sıfatlara yaptığı bu tevillerle filozofların ahiret hakkındaki tevillerinin farkı nedir, bir insan bu ikisinin arasını nasıl ayırd edecek, aradaki dengeyi nasıl kuracak? Bunun da cevabını (!) İhya’da yukarda sayfasını verdiğimiz yerde şöyle izah etmektedir:

وحد الاقتصاد بين هذا الانحلال كله وبين جمود الحنابلة دقيق غامض لا يطلع عليه إلا الموفقون الذين يدركون الأمور بنور إلهي لا بالسماع ثم إذا انكشفت لهم أسرار الأمور على ما هي عليه نظروا إلى السمع والألفاظ الواردة فما وافق ما شاهدوه بنور اليقين قرروه وما خالف أولوه فأما من يأخذ معرفة هذه الأمور من السمع المجرد فلا يستقر له فيها قدم ولا يتعين له موقف والألبق بالمقتصر على السمع المجرد مقام أحمد بن حنبل رحمة الله

“Bütün bu sapmalar ile Hanbelilerin donukluğu arasındaki orta yol ise çok ince ve kapalıdır. Öyle ki buna, meseleleri ilahi bir nurla idrak etmeye muvaffak kılınmış olanlardan başkası muttali olamaz! Bunun yolu sem (yani işitme, nakil yoluyla gelmiş olan şeriat) değildir! Sonra bu kimselere meselelerin esrarı hakikatte olduğu şekilde açılmaya başlayınca, sem’e (yani şeriata) ve de gelen bu lafızlara bakarlar. Yakin nuruyla şahid olduklarından uygun olanları (olduğu gibi) kabul ederler; muhalif olanları ise tevil ederler. Bu meselelerin bilgisini sadece sem’ yani şeriat yoluyla alanlar ise bir yerde karar kılamazlar ve de nerede duracaklarını bilemezler. Bundan dolayı sadece sem’ (şeriat) yoluyla yetinenlere yaraşan şey, İmam Ahmed bin Hanbel’in (rh.a) makamıdır!”

Görüldüğü üzere Gazzâlî’ye göre Hanbelilerin katılığı (!) ile filozofların aşırılığı arasındaki bu ince ölçünün kaynağı şeriatta yoktur! Bunun ölçüsü ilahi nur dediği keşif ve ilhamdan ibarettir. Bu keşif yoluna muttali olan yani tabiri caizse kalp gözü açık olan kimseler ise sıfatlar ve sair konular hakkında gelen haberleri başka şeri delillere değil, ancak kalplerine gelen bu ilhama arzederler ve onunla uyuşmayan şeyleri tevil ederler. Yani Gazzâlî’nin ölçüsü diğer kelamcılarda olduğu gibi akıl bile değildir, bilakis insanın içindeki birtakım sezgilerdir. Kalp gözü açık (!) olan bu kişi kalbine danışacak, kalbini gıdıklayan şeyleri tevil edecek, mutmain olduğu şeyleri kabul edecek! Böylece Gazzâlî, tevhidin en hassas meselelerinde şeriatı bir kaynak olmaktan çıkartmış ve bu meselelerin ölçüsü olarak şeytandan mı Rahman’dan mı geldiği belli olmayan birtakım keşif ve ilhamları esas almıştır. Gazzâlî’nin kelamlarının meali ise aslında şudur: Felsefeyle, kelamla, batini tasavvufla ve saireyle uğraşıp maharet kesbeden kimseler şeytanın da kendilerine verdiği ilhamla nasslara bakıp nasslardan kendi batıl usullerine aykırı olanları ayıklayıp kafir damgası yememek için de biz bunu inkar etmiyoruz, bilakis bunu şu şekilde tevil ediyoruz derler. Felsefe, kelam, batini tasavvuf gibi uydurma yolları bilmeyen; dini sadece Kitap ve sünnetten alan zavallı (!) kimseler ise İmam Ahmed’in yolunu takip edip tevilden kaçınmalıdır, çünkü böyle birisi tevile bir daldı mı nerede duracağını bilemez! Bütün bu iddialardan Allah’ın dinini tenzih ederiz.

İşte Gazali’nin ve İlcam’ul Avam adlı kitabının durumu özetle bu şekildedir. Ne bu kitabı, ne de Gazali’nin başka bir kitabını okumak ve onlardan ilim öğrenmeye, bilhassa da akide ilmini tahsil etmeye kalkışmak caiz değildir. Gazali, öyle hallere girmiştir ki başkalarına faydalı olmak bir yana son nefesinde imanla ölebildiyse ne mutlu ona! İbn Teymiye’nin söylediği gibi: “Gazzâlî, zekâsı ve iyi niyetiyle kelâmcılar ve felsefecilerin tutarsızlıklarını anlamıştı. -Bizzat kendisinden bahisle bildirdiği gibi- Allahu Teala ona mücmel bir iman vermişti. “  Biz Allahu Teala’nın ona mücmel de olsa bir iman verdiğini düşünüyor ve onun İslama yaptığı hizmetlerden ve dindeki samimiyetinden ötürü Rabbimizden onun hatalarını yaptığı iyiliklerle değiştirmesini diliyoruz. Bununla beraber bu, onun kitaplarından sakındırmamıza da mani değildir. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1961 Gösterim
Son İleti 04 Temmuz 2015, 22:38
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
2886 Gösterim
Son İleti 17 Eylül 2018, 16:09
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
420 Gösterim
Son İleti 06 Ekim 2018, 21:28
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
289 Gösterim
Son İleti 11 Ekim 2018, 21:12
Gönderen: İbn Teymiyye
51 Yanıt
1998 Gösterim
Son İleti 03 Kasım 2018, 04:23
Gönderen: İbn Teymiyye