Tavhid

Gönderen Konu: SEVGİ ÇEŞİTLERİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 463 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
SEVGİ ÇEŞİTLERİ HAKKINDA
« : 09 Ekim 2018, 17:02 »
بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيم

Bu yazımızda inşallah fazla tafsilata girmeden sevginin çeşitleri ve derecelerini özetlemeye gayret edeceğiz. Elbette ki bunu yaparken de konuyla alakalı birtakım batıl anlayışlara yahut da ilmen hatalı veya eksik olarak nitelendirilebilecek hususlara da özet de olsa temas edeceğiz. Sözlerimize Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın “Fatiha Suresinin Tefsiri” adlı risalesinde sevginin kısımları ile alakalı yaptığı açıklamaları naklederek başlamak istiyoruz. Esasında bu risalemizde yazılanlar da bir nevi Şeyh’in bu tasnifini esas alarak bu sözlere yapılmış bir açıklama mahiyetinde olacaktır inşallah.

Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab Rahimehullah diyor ki:

{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ}"Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. O, Rahman ve Rahim'dir. Din (mükâfat ve ceza) gününün sahibidir."

Bu üç âyet üç meseleyi ihtiva etmektedir:

Birinci âyette [yani الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." Âyetinde] muhabbet (sevgi) sözkonusudur. Çünkü Allah, nimet verendir. Nimet veren ise, verdiği nimet miktarınca sevilir.  Sevgi dört kısma ayrılır:

(Birinci sevgi türü) Şirk olan sevgi: Bunlar (şirk olan sevgiye müptela olanlar) haklarında Allah Azze ve Celle’nin şöyle buyurduğu kimselerdir:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ

"İnsanlardan bazıları Allah'tan başkalarını (Allah'a) denk tutarlar. Onları Allah'ı sevdikleri gibi severler.” kavlinden, şu kavline kadar:
وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ“Onlar artık ateşten çıkamazlar."  (el-Bakara 2/165-167)

İkinci sevgi türü: Batılı ve batıl ehlini sevip, Hakka ve hak ehline buğzetmektir. İşte bu, münafıklara ait bir sıfattır. 

Üçüncü sevgi türü; Tabiî (Fıtrî) sevgi:  Mal ve çocuk sevgisidir. Böyle bir sevgi kişiyi Allah'a itaatten alıkoymadıkça, Allah'a karşı haram işlemeye yardımcı olmadıkça, mübahtır.

Dördüncü sevgi türü:  Tevhid ehlini sevip şirk ehline buğzetmektir. İşte bu, imanın en sağlam kulpudur , kulun  Rabbine kendisi vasıtasıyla ibadet ettiği şeyler arasında en üstün olanıdır.”


(Risalenin tamamı için bkz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=276.0)

Şeyh (rh.a)’ın sözleri burada sona erdi. Şeyh’in muhtasaran yaptığı bu izahın tafsilatı ise Allah’ın izniyle şöyledir:

Evvela muhabbet/sevgi dediğimiz şeyi kökeni itibariyle iki kısma ayırabiliriz.

1-   Tabii/fıtri sevgi: Bu, insanın iradesi dahilinde olmayan, insanın sahip olduğu din ve akideyle alakası olmaksızın fıtrattan yani yaratılıştan getirdiği sevgidir.
2-    Şer’i/iradi sevgi: Bu ise insanın iradesi dahilinde olan ve şeriatın emrettiği veya nehyettiği sevgi türlerinin ismidir.

Bunların tafsilatı da şu şekildedir:

1- Tabii/fıtri sevgi: Şeyh (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

“Tabiî (Fıtrî) sevgi:  Mal ve çocuk sevgisidir. Böyle bir sevgi kişiyi Allah'a itaatten alıkoymadıkça, Allah'a karşı haram işlemeye yardımcı olmadıkça, mübahtır.”

Bunlar, mesela birtakım yiyecek ve içeceklere veya karşı cinsten olan kimselere ya da mal ve para cinsinden olan şeylere karşı duyulan şehevi sevgiler gibi sevgilerdir. Allahu Teala bu hususta şöyle buyurmuştur:

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

“Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.” (Al-i İmran: 14)

Keza anne, baba, eş, çocuk, akraba, hemşehri, kendisine iyilik yapan birisi gibi birtakım insanlara karşı duyulan, kendiliğinden irade dışı gelişen sevgiler de bu kapsamdadır. Bundan dolayı Allahu Teala, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in amcası Ebu Talib’in küfür üzere ölmesi hakkında şöyle buyurmuştur:


إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

“Sen her sevdiğini hidayet edemezsin. Lakin Allah, dilediğini hidayet eder ve o hidayete erecek olanları en iyi bilendir.” (Kasas: 56)

İbn Kesir (rh.a) bu ayeti kerime hakkında şöyle demiştir:

وَقَدْ ثَبَتَ فِي الصَّحِيحَيْنِ أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي أَبِي طَالِبٍ عَمّ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَقَدْ كَانَ يَحوطُه وَيَنْصُرُهُ، وَيَقُومُ فِي صَفِّهِ وَيُحِبُّهُ حُبًّا [شَدِيدًا] طَبْعِيًّا لَا شَرْعِيًّا

“Sahihayn’da sabit olduğuna göre bu ayet Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in amcası olan Ebu Talib hakkında nazil olmuştur. Ebu Talib onu destekler, ona yardım eder ve onun safında yer alırdı. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) de onu şer’i olmayan, tabii olan bir sevgiyle çok severdi.”

Böylece ayette “her sevdiğini” ifadesiyle kasdedilenin Ebu Talib olduğu ortaya çıkmaktadır. O, kafir olmasına rağmen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in onu sevdiği, ona muhabbet beslediği ifade edilmiş ve bundan dolayı da herhangi bir kınama varid olmamıştır. İşte bu da fıtri sevginin bir türüdür.

İnsan, bu tarz sevgilere istese de karşı koyamaz. Çünkü bunlar fıtratında var olan şeylerdir. Bundan dolayı fıtri sevgi kapsamında olan şeyler esas itibariyle ef’al-i mükellefin dediğimiz haram ve helal kapsamında değildir. Şeyh’in buna mübah sevgi denilmesi bunda bir haramlık veya kınanan bir yön olmaması hasebiyledir, yoksa bunlar irade dışı sevgiler olduğu için insanın bu hususta bir mükellefiyeti olmaz. Zira Bakara suresinin son ayetinde buyrulduğu gibi “Allah hiçbir nefse kaldırmayacağı yükü yüklemez” İnsanın bunu bastırmaya çalışması da gerekmez hatta fıtratına ters olduğu için bu beyhude bir gayret olacaktır. Ayrıca insan fıtratında var olan bu sevgi, burada ismi zikredilen ve zikredilmeyen şeylerin bizzat cinsine karşı olan bir sevgidir. Dolayısıyla bu sevilen şeylerin haram veya helal olmasının bu sevgiye bir tesiri olmayacağı gibi, sevilen kimsenin Müslüman veya kafir olmasının da bu sevgiye bir tesiri olmaz. Mesela insan fıtraten karşı cinse meyyaldir. Burada fıtri olan şey karşı cinse olan sevgidir. Dolayısıyla bir insan bu sevgiyi irade dışı olarak nikahlısı olmayan, yani kendisine haram olan Müslüman veya kafir bir yabancı kadına karşı hissetse bundan dolayı sorumlu olmaz. Ancak ne zaman ki bu aşkı kendi iradesiyle yazıya, söze, fiile dökerse şeriat burada devreye girer. Keza ehli kitaptan olduğu takdirde kafir kadınla nikahlandıktan sonra da bu husus geçerlidir. Kişi, ehli kitaptan olan hanımına karşı onun kadınlığına karşı duyduğu sevgiden dolayı kınanmaz. Çünkü bu, tamamen insanın iradesi haricinde gelişen bir şeydir, bir insanın nikahlı olduğu birisine sevgi duymasını engellemeye kalkışmak da aynı şekilde beyhude bir iştir. Ancak bu, ne zamanki insanın iradesine bağlı olan kafir hanımını veli ve sırdaş edinmek, onu Müslümanlara tercih etmek, mirastan ona pay ayırmak gibi amellere dönüşürse işte orada şeriat devreye girer ve yaptığı fiile göre insana kafir veya günahkar hükmünü verir. Diğer şehevi sevgiler de aynı şekilde insanı Allah yolundan ve farz amellerden alıkoyacak vaziyete gelirse o zaman kınama hasıl olur. Tıpkı şu ayeti kerimede olduğu gibi:

قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe: 24)

Bu ayette bahsedilen sekiz madde, insanın fıtraten sevdiği şeylerdir. Burada kınanan şey ise bunlara duyulan sevgi değil, bunların Allah yolunda cihaddan ve diğer salih amellerden kaçmaya gerekçe yapılmasıdır. Şeyh (rh.a) da bu hususa işaret etmiştir.

İşte tabii/irade dışı/fıtri sevgi özet olarak böyledir. Yukarda da işaret ettiğimiz gibi bu tarz sevgiler şeri ahkamın kapsamı dışındadır çünkü şeriat sadece insanın kendi iradesiyle yaptığı şeylerle ilgilenir. Dolayısıyla fıtri sevgi kapsamındaki şeylere şeriatın küfür, haram veya farz gibi hükümleri terettüb etmez. Bunlar, iradi sevgiyle alakalı hükümlerdir. Keza vela-bera yahut da muvalat ve muadat denilen dostluk ve düşmanlığa dair hükümler de fıtri sevgi ile alakalı değil, iradi sevgi türleri hakkında sözkonusu edilir. O bakımdan mükellefi asıl ilgilendiren şey iradi sevgidir. Bunu da bir sonraki başlıkta ele alıp türlerini beyan edeceğiz inşallah.

2- İradi Sevgi ve Türleri:

İradi sevgi, girişte de belirttiğimiz gibi insanın kendi iradesiyle sahip olduğu sevgidir. Bunun küfür, şirk, haram, farz gibi kısımları vardır. Şimdi bunları tek tek ele almak istiyorum.

a) Şirk olan sevgi: Şeyh (rh.a) şöyle diyor:

Şirk olan sevgi: Bunlar (şirk olan sevgiye müptela olanlar) haklarında Allah Azze ve Celle’nin şöyle buyurduğu kimselerdir:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ "İnsanlardan bazıları Allah'tan başkalarını (Allah'a) denk tutarlar. Onları Allah'ı sevdikleri gibi severler.” kavlinden, şu kavline kadar:  وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ “Onlar artık ateşten çıkamazlar."  (el-Bakara 2/165-167)”


Şirk, malum olduğu üzere Allah’a mahsus olan herhangi bir şeyi Allah’tan başkasına vermek demektir. Haliyle şirk olan sevgi veya sevgi şirki, sevgide şirk, şirk sevgisi gibi muhtelif şekillerde karşımıza çıkan kavram da Allah’a has olan sevginin Allah’tan başkalarına verilmesi demektir. Allah’a has olan sevgi ise ilahlık sevgisi veya ibadet sevgisi olarak tanımlanabilir. İbadet; Tahavi akidesi şarihi İbn Ebi’il İzz (rh.a)’ın belirttiği gibi sevginin kemalini ve nihai noktasını ihtiva eden bir kavramdır. (Şerhu Akidet’it Tahaviyye, 2/546) İbn Kesir de Fatiha suresinin tefsirinde ibadeti tanımlarken buna işaret etmiştir. Şu halde tam ve sınırsız bir sevgi ibadet ve kulluk manasına gelir. Bir kimse herhangi bir varlığı zatından dolayı seviyorsa ona kulluk ediyor anlamına gelir. Zatından dolayı sevmek, söz konusu varlığı severken herhangi bir kayıt ve şart olmaması demektir. İnsan, başka bir takım varlıkları severken sınırlı olarak sever. Müslümansa Allah için ve Allah’ın izin verdiği ölçüde sever. Müslüman değilse de menfaati ve şehveti oranında sever, lakin sözkonusu varlıktan zarar görmeye başladığı anda sevgisi nefrete dönüşür. Müslümanın Allah sevgisi böyle değildir. Müslüman, Allah’ı zatından dolayı sever, başına ne gelirse gelsin Allah sevgisini terketmez, Allah’a olan sevgisinde herhangi bir şart sözkonusu değildir. Her kim Allah’tan başkasını işte bu şekilde severse onu ilah edinmiş, ona ibadet etmiş olur. Kısacası şirk olan sevgi Allah’tan başka varlıkları Allah gibi, Allahı sever gibi sevmektir.
Geçmişte ve günümüzde şirkin büyük çoğunluğu bu sevgi şirkinden kaynaklanmaktadır. Hatta çoğu zaman bazı mahlukatın Allah’tan daha çok sevilmesi söz konusu olmaktadır. Mesela birtakım tağutların Allah’tan daha çok sevilmesi neticesinde onların koydukları hükümlerin, savundukları görüşlerin Allah’ın hükümlerinden daha üstün tutulması gibi. Zaten sevgi, kalpte olup biten bir şeydir. Bunun tezahürü ise amellerdedir, bilhassa da itaat noktasındadır. Kişi, sevdiği ilahına itaat ederek ona olan sevgisini gösterir.

Şimdi bu sevgi şirki konusunda bazı mühim tenbihler yapmak istiyorum.

Birincisi; Daha önce de belirttiğimiz gibi fıtri sevginin konusunu teşkil eden şeylerde şirk olan sevgiden bahsedilemez. Zira fıtri/tabii sevginin insanın inancıyla bir alakası yoktur. Şöyle ki; yukarda zikrettiğimiz Tevbe: 24. Ayette insanın fıtraten sevdiği sekiz şeyden bahsedilerek “…bunlar, size Allah’tan, Rasülünden ve Onun yolunda cihaddan daha sevimli ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Şüphesiz Allah fasıklar kavmini doğru yola ulaştırmaz” buyrulmaktadır. Bu ayet, mal, evlat vb sevgilerden dolayı cihaddan geri kalan kimseler hakkında nazil olmuştur. Ayetin ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere bu kimselerin bu sekiz maddeye olan sevgisi Allah sevgisinin üstüne çıkmıştır. Bunun alameti de bu kişilerin Allah’ın emrini terk ederek bu sayılan şeyleri Allah sevgisine tercih etmeleridir. Ancak buna rağmen bu kimseler hakkında bu sevdikleri varlıkları ilah edindikleri söylenemez. Çünkü burada bir ilaha yöneltilen ve huşu, tazim, zillet gibi unsurları da ihtiva eden bir ibadet sevgisi yoktur. Bilakis burada fıtri sevginin Allah’ın emirlerini uygulamaya mani olması sözkonusudur. O yüzden buna şirk sevgisi ismi verilemez. Verilse de ancak dinden çıkartan sevgi şirkine bazı yönlerden benzemesi hasebiyle küçük şirk ismi verilebilir. Bu tür bir sevginin dinden çıkartmayacağı ise muhakkaktır. Çünkü haramların bir çoğu bu tür dünyalık sevgilerin Allah sevgisine üstün tutulması neticesinde meydana gelmektedir. Eğer bu küfür olsaydı, günah işleyip de kafir olmayan hiç kimse bulunmazdı bu ise batıldır.

İkincisi; sevgi şirkinin yöneltildiği varlığın mahiyeti önemli değildir. Bir kimse ister Müslüman, ister kafir olsun herhangi bir kimseyi Allah gibi sevdiği takdirde sevgi şirkine düşer. O yüzden kafirlere yöneltilen velayı sevgi şirki ismiyle nitelemek doğru bir kullanım değildir. Kafirleri sevmek yerine göre küfür yerine göre haram olur. Bunun izahı aşağıda gelecektir. Bu velaya şirk ismini vermek doğru olmaz, çünkü bu Allahtan başka ilah edinmekle doğrudan alakalı bir şey değildir. Her şirk küfürdür, ancak her küfür şirk değildir. Alimlerden her küfür aynı zamanda şirktir diyenler olduysa da doğrusu bu ikisi arasında fark olduğu görüşüdür. Bu bakımdan kafirleri din bakımından sevmek küfür ismini alır. Buna sevgide şirk ismini vermek mevzuları birbirine karıştırmaya yol açacağından doğru olmaz.

b) Küfür olan sevgi: Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) bu hususta şöyle demiştir: “İkinci sevgi türü: Batılı ve batıl ehlini sevip, Hakka ve hak ehline buğzetmektir. İşte bu, münafıklara ait bir sıfattır.”

Bu, dinden çıkartan büyük velanın konusunu teşkil eden sevgidir. Küfrü sevmek, itikadi bakımdan kafirleri ve tağutları sevmek, onların dinlerine ve ilahlarına değer vermek bu kapsamdadır. Bu hususta İmam Taberi, Maide: 51. ayette geçen "Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır" kavlinin tefsirinde şöyle demiştir:


فإن من تولاهم ونصرَهم على المؤمنين، فهو من أهل دينهم وملتهم، فإنه لا يتولى متولً أحدًا إلا وهو به وبدينه وما هو عليه راضٍ. وإذا رضيه ورضي دينَه، فقد عادى ما خالفه وسَخِطه، وصار حكُمه حُكمَه

"Onları veli edinen ve müminlere karşı onlara yardımcı olan bir kimse onların dininden ve milletinden sayılır. Çünkü bir kimseyi veli edinen ancak onun dininden ve üzerinde bulunduğu yoldan razı olarak bunu yapar. Kişi bir kimseden ve onun dininden razı olduğu zaman ona muhalif olanlara düşman olur ve onlardan hoşnut olmaz. Böylece onun hükmü de veli edindiği kişinin hükmü gibi olur"

İşte bu, küfür olan velanın tanımıdır. Bu, aynı zamanda küfür olan sevginin de tanımını teşkil etmektedir. Keza haramları –fıtri meylin dışında- bizzat iradi olarak sevmek, onları güzel görmek de küfür sevgisinin kapsamına girer. Bundan dolayı Sahih’te rivayet edilen meşhur münker hadisinde “kalple buğzetmenin ötesinde hardal tanesi kadar iman yoktur” buyrulmuştur. Şeriatta haramlığı sabit olan bir şeye kişi helal ismini vermese dahi ona buğzetmiyorsa, yapılmasında sakınca olmayan normal bir iş olarak görüyorsa bu kimse kafirdir.

Yukarda açıkladığımız gibi bu küfür sevgisine, şirk sevgisi ismini vermeyi doğru görmüyoruz. Bu, eğer İslam iddiasındaki birinden sadır olursa buna nifak sevgisi de denebilir. Vela hakkındaki çoğu ayette bahsedilen şey işte bu küfür ve nifak sevgisidir. Çünkü vela, sevgiyi de içeren bir kavramdır. Ancak bu naslardan en açığı şudur:

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ

“Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin.” (Mücadele: 22)

Ayette bahsedilen “mevedde” bazen “muhabbet” ile eş anlamlı olarak kullanılır, lakin Tahavi şarihi İbn Ebil İzz’in de belirttiği gibi meveddet, muhabbetin en saf ve halis şekli olup muhabbetin yani sevginin özünü teşkil etmektedir. (Şerhu Akidet’it Tahaviyye, 1/166) O yüzden muhabbet kelimesi bazen fıtri sevgiler için kullanılırken, meveddet kelimesi daha ziyade iradi/şer’i sevgiler hakkında kullanılmıştır. Bu ayet, açık bir şekilde kafirleri sevmenin imanla bağdaşmadığını göstermektedir. İbn Teymiye (rh.a) bu ayetle alakalı şöyle demektedir:

فأخبر سبحانه أنه لا يوجد مؤمن يواد كافرا؛ فمن واد الكفار فليس بمؤمن

“Allah Subhanehu bir kafire sevgi besleyen bir mümin bulunmayacağını ve kafirlere sevgi besleyenlerin ise mümin olmadıklarını haber vermektedir.” (İktiza’us Sirat’il Mustakim, 1/551)

Bir kimse gerek genel olarak kafirler zümresini, gerekse de kafirlerin içinden muayyen bir şahsı –en yakın akrabası dahi olsa- sevemez. Eğer bu sevgisi, İmam Taberi’nin belirttiği gibi kafirin küfrüne olan sevgiden veya rızadan kaynaklanıyorsa bu küfür olan bir sevgidir. Ancak burada şuna dikkat etmek gerekir ki velanın bu çeşidinde bir kimsenin küfre düşmesi için kafirle aynı itikada sahip olması gerekmez. İşte eski ve yeni Cehmiye bu hususta yanılmışlardır. Mesela kişi Yahudiler veya Hristiyanlarla aynı dine mensub olmasa bile onlara velanın aslını vermesi, İslam ve Müslümanlar aleyhine onlarla yardımlaşması, onların safına dahil olması kişinin kafir olması için yeterlidir. Tıpkı Rasulullah (sav zamanında onların dinine mensub olmadıkları halde münafıkların Yahudilerle olan dostluk ve sevgi bağlarından ötürü küfürle itham edilmeleri gibi. Allah Azze ve Celle, böyle yapan Abdullah bin Selül ve taraftarları hakkında Maide: 51 ve devamındaki ayetleri indirmiştir. Bu ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır:


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete ulaştırmaz.” (Maide: 51)

İbn Kesir’in bu ayetin tefsirinde İbn Ebi Hatim’den naklettiğine göre İbn Sirin, Abdullah bin Utbe’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:


لِيَتَّقِ أَحَدُكُمْ أَنْ يَكُونَ يَهُودِيًّا أَوْ نَصْرَانِيًّا، وَهُوَ لَا يَشْعُرُ. قَالَ: فَظَنَنَّاهُ يُرِيدُ هَذِهِ الْآيَةَ

“Sizden birisi, farkına varmadan Yahudi ve Hristiyan olmaktan sakınsın! (İbn Sirin) Dedi ki: Biz, onun bu ayeti kasdettiğini düşünüyoruz.”

Bu nakil, sarih bir biçimde küfür olan sevgi ve velanın sadece kafirlerin dinine girmekten ibaret olmadığını, bilakis onların dinine girmese dahi onlarla kamil manada dost ve müttefik olan herkesin onlardan sayılacağını göstermektedir. Bu iş sadece Yahudi veya Hristiyan itikadını benimsemekten ibaret olsaydı bu bilerek yapılan bir şey olduğu için kişinin farkına varmadan Yahudi veya Hristiyan olmasından bahsedilmesi abes olurdu. Ayrıca kafirleri veli edinmek diye müstakil bir küfür çeşidinden bahsedilmesi de yine gereksiz olurdu. Çünkü küfür akidelerini benimsemek zaten haddi zatında küfür olan bir şeydir. Veladan kasıd, sadece kişinin kalben küfrü benimsemesinden ibaret ise bunun üzerinde durulmasının manası nedir? Demek ki vela, küfür ve şirk akidesine sahip olmaktan ayrı bir şeydir ve bu itikada sahip olmayan birisinin maruz kalacağı bir beladır. İşte bu sebeble, küfür olan velayı kafirleri dinlerinden dolayı sevmek diye tarif etmek, yanlış olmamakla beraber izah edilmesi gereken bir sözdür. Kafirlere din bakımından düşmanlık göstermek vaciptir ve her kim onların küfrüne buğzetmediğini ortaya koyacak şekilde bu düşmanlıktan geri durursa –ister onların dinine bizzat girsin ister girmesin- küfür olan velayı işlemiş olur. Allahu a’lem.

Kafirlere olan sevgi, onların dininden razı olma boyutuna ulaşmadıysa bu imanın aslına değil kemaline zıd olan haram sevgi veya haram vela olur. Buna dair açıklamalar bir sonraki başlıkta gelecektir.

c) Haram olan sevgi: Şeyh (rh.a)’ın batılı ve batıl ehlini sevmekle alakalı sözleri bu haram olan sevgiyi de kapsar. Kafirlere yönelik sevginin bazı çeşitleri küfür derecesine varmamakla beraber nehyedilmiştir. Bundan kasıd, kafirlere yöneltilen lakin dini nitelikte olmayan, dünyevi nitelikte olan sevgilerdir. İşte bu haram olan vela, geçmişte ve günümüzde bir kısım Harici taifelerinin kabul etmediği bir şeydir. Öyle ki bilhassa muasır Haricilerden birçoğu, yukarda zikrettiğimiz Mücadele: 22 veya Maide: 51 ayeti gibi birtakım nassların zahirlerine yapıştıklarını iddia ederek haram olan vela diye bir şey kabul etmezler, keza kafirleri seven bir kimsenin herhalükarda kafir olduğunu iddia ederler. Bunlar, sadece yukarda bahsi geçen fıtri sevgiyi bundan istisna ederler. Buna göre bir kafirin şahsını akrabalık vesair bağlardan dolayı sevmek fıtri ve mübah olan bir sevgidir, onun dışındaki kafire yöneltilen her sevgi küfürdür. Keza onlara göre İslama savaş açmamış olan bir kafire iyilik ve ihsanda bulunmak caizdir, bunun dışında kafirlere karşı nehyedilmiş bir vela ve dostluk çeşidini uygulayan herkes kafirdir. Bunlar iman küfür meselelerine seleften uzak bir bidat menheciyle ve bilhassa da halis iman ile halis küfür arasında fasık gibi üçüncü bir sınıfın varlığını kabul etmeyen neo-Harici menheciyle yaklaştıkları için mübah da olmayan velakin küfür de olmayan bir vela ve meveddet (sevgi) olabileceğini tasavvur edemezler, birçoğunun alimlerin böyle bir tasnife gittiğinden haberleri dahi yoktur. Bu zihniyete göre kafirleri veli edinenlerin onlardan olacağı yönündeki bütün nasslar umumu üzeredir, dolayısıyla bir kimsenin kafirlere yaptığı bir fiil eğer nasslarda vela olarak tanımlanıp nehyedildiyse bu kimse kafirleri veli edindiği için kafirdir. Mesela kafirlere dünyevi amaçlarla sevgi ve dostluk göstermek, dünyevi amaçlarla onlara yardım etmek, onları sırdaş edinmek, onlara Müslümanların sırlarını vermek, nikah vb konularda onlara velayet yani söz hakkı vermek gibi vela çeşitlerinin hepsini küfür kapsamında değerlendirirler. Allahu a’lem günümüzde kendisini tevhide nisbet eden çevrelerin neredeyse tamamına yakını velayı bu şekilde anlamakta hatta bütün akidelerini bu fasit vela-bera anlayışına dayandırmaktadırlar. Akidelerinin, belki de günümüzdeki birtakım tağutları ve yandaşlarını tekfir etmelerinin temeli bu olduğu için de bu konuda hassas davranmakta ve bu kaideye muhalif olan bütün nass ve nakilleri birbirinden fasit tevillerle tevil etmektedirler.

Halbuki, velanın dinden çıkarmayan bazı çeşitlerinin olduğu hususu, Ehli sünnetin en bariz meselelerinden bir tanesidir. İbn Teymiye (rh.a) yukarda zikri geçen Mücadele: 22 ayeti zikrettikten sonra şöyle demektedir:

وَقَدْ تَحْصُلُ لِلرَّجُلِ مُوَادَّتُهُمْ لِرَحِمِ أَوْ حَاجَةٍ فَتَكُونُ ذَنْبًا يَنْقُصُ بِهِ إيمَانُهُ وَلَا يَكُونُ بِهِ كَافِرًا كَمَا حَصَلَ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بلتعة لَمَّا كَاتَبَ الْمُشْرِكِينَ بِبَعْضِ أَخْبَارِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ}

“Bazen, bir kimsede onlara karşı akrabalıktan veya ihtiyaçtan kaynaklanan bir meveddet/sevgi meydana gelebilir. İşte bu imanı azaltan bir günah olmakla beraber kişi bununla kafir olmaz. Tıpkı Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bazı haberlerini müşriklere yazdığı zaman Hatib bin ebi Beltia’da meydana geldiği gibi. Allah Azze ve Celle bu hususta şu ayetleri indirmiştir:

“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri veliler edinmeyin! Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz.” (Mümtehine: 1)

(Fetava, 7/522)

Şeyhulislam’ın zikrettiği ayeti kerimenin devamında şöyle buyurmaktadır:
تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ “Siz onlara sevgi gizliyorsunuz”

“Ey iman edenler” hitabıyla başlayan bu ayeti kerimede müminlerden bazı kimselerin kafirlere sevgi göstermek ve sevgi gizlemekle itham edilmeleri, kafirlere duyulan fıtri sevgi dışındaki her sevginin küfür olduğunu iddia eden batıl ehlinin aleyhine açık bir hüccettir. Çünkü, Allahu Teala bu sevgiden dolayı onları kınamış lakin onları tekfir etmemiştir. Burada sözkonusu olan şey fıtri akrabalık sevgisi olsaydı zaten kınama sözkonusu olmazdı. Bu sevgi nehyedilen bir sevgidir, ancak küfür değildir. Bu ayetin Hatib’in mektup yazması hakkında nazil oluşu ve sözkonusu sevgiden bilhassa mektubun kasdedilmesi, bu ayette bahsedilen sevginin sadece kafirlere haber ulaştırmaktan ibaret olmasını gerektirmez. Zira usulde malum olduğu üzere “sebebin hususiliği hükmün umumiliğine mani değildir” yani ayetin Hatib (ra)’ın casusluk yapması hakkında nazil olması, diğer vela çeşitlerine de tatbik edilmesine engel değildir. Bundan dolayı el-Feyyumi (v. 770) el-Misbah’ul Munir adlı eserinde (1/273) bu ayeti şöyle açıklamıştır:


فَالْمَفْعُولُ مَحْذُوفٌ وَالتَّقْدِيرُ تُسِرُّونَ إلَيْهِمْ أَخْبَارَ النَّبِيِّ - صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - بِسَبَبِ الْمَوَدَّةِ الَّتِي بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ

“Ayetteki mef’ul (nesne) hazfedilmiştir. Takdir ise şöyledir: Siz onlarla aranızdaki sevgi bağından ötürü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haberlerini sır olarak onlara veriyorsunuz.”

Aslında ayetin tam tercümesi “Siz onlara sevgi ile saklıyorsunuz” şeklindedir. Burada mef’ul yani fiilden etkilenen nesne olan “haber” zikredilmemiştir. Böylece anlaşılıyor ki Mekke’nin fethine dair haber sevginin bizzat kendisi veya sebebi değil, bilakis neticesidir. Hatib ile müşrikler arasında bir sevgi bağı oluşmuş, bu da onu müşriklere mektup yazmaya itmiştir. Zaten ayetin nüzul sebebi ve lafızları incelendiğinde Hatib’in bu işi Mekke’de bulunan akrabalarını korumak, kendisi ile müşrikler arasında bir yakınlık tesis etmek amacıyla yaptığı çok rahat anlaşılır.

Muasırlardan bazılarının Hatib’in tekfir edilmemesinin kendisine has bir durum olduğunu iddia etmeleri ise Cehmiye’yi dahi geride bırakan bir dalalettir. Zira bunlar, Hatib’in amelinin küfür olduğunu iddia etmişler, onun tekfir edilmemesini ise tevilinin veya cehaletinin olması, Bedir ehlinden olması, onun kalbinde iman olduğunun Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiyle bildirilmesi gibi hepsi birbirinden batıl olan ve de seleften hiçbir dayanağı olmayan tevillerle izah etmeye çalışmışlardır. Bunların hepsi iman ve küfrün ne olduğunu bilmeyen kimselerden sadır olan kelamlardır. Küfrün ikrahtan başka bir istisnası yoktur ve her kim küfür işleyen birisinin ikrah dışındaki bir sebeble tekfir edilmeyeceğini iddia ederse o kimse İslam’dan çıkmıştır. İbn Teymiyye es-Sarim’ul Meslul’da şöyle demektedir: “İkrah olmaksızın yalanlama, inkar ve diğer küfür çeşitlerini konuşan bir kimsenin aynı zamanda mümin olmasını mümkün gören kimse İslam halkasını boynundan çıkartmıştır .” Bu sözleri söyledikten sonra konunun devamında şöyle demektedir: “Bizler şöyle denilmesini asla caiz görmeyiz: ‘Bu (küfür söz söyleyen) kişi aslında batınen (kendi iç aleminde) mümin olabilir’ Her kim böyle derse işte o İslam’dan çıkmıştır.” Ardından da delil olarak Nahl: 106. Ayetini zikretmektedir. (A.g.e sf 436-437)

Küfür olan velanın tanımı bellidir, bu husus yukarda İmam Taberi’den nakledilen sözlerin ışığında izah edilmiştir. Bunun dışında kalan, kafirlere dünyevi sebeplerle duyulan her meyil ve sevgi tıpkı Hatib’in ameli gibi haram olan vela kapsamındadır, çünkü illet aynıdır. Hepsinde kişi kafirlerle İslamdan sonra küfre razı olarak değil, ancak dünyevi menfaatler için bazı yönlerden dostluk tesis etmiştir. Hatib (ra) kıssası hakkında daha önce malumat verildiği için burada işaret etmekle yetiniyorum. Tafsilatlı bilgi isteyenler şu adrese müracaat edebilir:
http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=797.msg2277#msg2277

İşte haram olan sevgi, bu şekilde kafirlere ve de aynı zamanda Müslümanların içindeki münafıklara, fasık ve bidatçilere gösterilen dünyevi nitelikteki sevgidir. Vela hakkındaki nasslar “Sizin dışınızdakileri sırdaş edinmeyin” (Ali İmran: 118) ve benzerleri gibi umum olarak müminlerin dışındaki bütün zümrelerin dostluğundan sakındırdığı için vacib olan imanı yerine getirmeyen herkes  velev ki kıble ehli Müslüman da olsa bu açıdan düşman edinilir. Ancak günahkar ve bidatçi Müslümanlara yönelik düşmanlık, günahları oranındadır. Bunlar, imanları oranında sevilir. Kafir ise mutlak olarak düşman edinilir.

Bunun yanı sıra haramlara karşı duyulan, fıtri meylin ötesine taşmakla beraber itikadi bir niteliğe ulaşmamış sevgiler de haram sevgi kapsamına girer. Mesela alkol müptelası olmak gibi. Kişi iradesini kullandığı takdirde bundan kurtulabilir o yüzden buna fıtri sevgi denilemez. Buradaki içki sevgisi onu mübah ve iyi bir şey olarak görme seviyesine ulaşmadığı müddetçe küfür sevgisi de denilemez, böylece bu da haram olan sevginin bir türü olmaktadır. Haram olan sevgi, özetle bu şekildedir. Bunu sadece kafirlerin veya fasıkların işlediği haram amellere duyulan sevgi ile sınırlamak doğru değildir, bahsettiğimiz şekilde kafirlerin şahıslarına karşı gösterilen dünyevi vela ve dostluk da bu kapsamdadır.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki bazı kimselerin kafirlere karşı olan düşmanlığı sadece dini bakımdan bir düşmanlık gibi göstermeleri ve bilhassa da İslam’a savaş açmamış kafirlerin dininin değil şahsının sevilebileceğini, onlarla dost olunabileceğini iddia etmeleri son derece batıl ve küfür bir sözdür. “Kişilere değil, kişinin yaptığı amele buğzedin” vb günümüz birtakım hatip ve davetçilerinin kullandığı ifadeler de değil kafirler hakkında günahkar Müslümanlar hakkında dahi söylenmesi caiz olmayan kelamlardır ve şeran batıl olduğu gibi aklen de saçmadır. Kafirlerden ve fasıklardan dostluğu nehyeden nasslar umumdur ve yukarda da işaret ettiğimiz gibi bu düşmanlık bu kimselerin hem yaptıkları amelleri hem de bu ameli yapan şahıslarını kapsar. Aksi bir iddia şahıslarla dostluğu nehyeden nassların inkarı anlamına gelir.

d) Farz olan sevgi: Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın ifadesiyle “Tevhid ehlini sevip şirk ehline buğzetmektir. İşte bu, imanın en sağlam kulpudur , kulun  Rabbine kendisi vasıtasıyla ibadet ettiği şeyler arasında en üstün olanıdır.” İslamı ve Müslümanları sevmek farz olup, bu sevginin aslı dinin aslındandır. Yani bir mümin mutlaka genel anlamda İslam dinini, onun hükümlerini ve bir bütün olarak İslam ümmetini sever. Bunu yerine getirmeyen kişi Müslüman olamaz. Bundan dolayıdır ki Şeyh Abdurrahman bin Hasen (rh.a) La ilahe illallah’ın şartlarını açıkladığı risalesinde kendisi olmaksızın La ilahe illallah şehadetinin geçerli olmadığı şartlardan birisi olarak muhabbeti yani sevgiyi zikretmiş ve bunu açıkladığı başka bir yerde de şöyle demiştir:

“La-ilahe illallâh kelimesini söyleyen kişide, bu kelimenin delâlet etmiş olduğu ihlâs (ibâdeti Allâh’a has kılmak) ve şirkin reddi gibi husûslara karşı sevgi olmadıkça marifet (bilgi) ve kabûl gerçek-leşmez. Kim Allâh’ı seviyorsa dînini de sever. Kim de sevmiyorsa dînini de sevmez. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
﴿وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ أَنْدَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبّاً لِلّٰهِ.﴾ [أَلْبَقَرَةُ: 165

“İnsanlardan kimileri vardır ki, Allâh’tan başka denk-ler edinirler de onları Allâh’ı sever gibi severler... Mü-minlerin Allâh’a olan sevgileri ise daha şiddetlidir.” (el-Bakara 2/165)

Böylece mü’minlerin sevgileri, Allâh’a ve dînine hâs olmuştur. Onlar Allâh’ı ve dînini sevmişler, Allâh ve O’nun dîni için dostlukta bulunup, Allâh’ın sevdiğini sevmişler; Allâh’ın buğz ettiğine de buğz etmişlerdir. Hadîste şöyle gelmiştir:

وَهَلِ الدِّينُ إِلَّا الْحُبُّ وَالْبُغْضُ“Dîn, sevgi ve nefretten başka bir şey midir?”

(İbnu Ebî Hâtim, Ali İmrân: 31. âyetin tefsîrinde Âişe Radiyallâhu Anha’dan rivâyet etmiş ve Ebû Zur’a’dan sened-de yer alan Abd’ul Â’lâ’dan dolayı hadîsin münker olduğunu nakletmiştir.)

İşte bundan dolayı, Rasûl’ün kula kendi nefsinden, çocu-ğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olması vâcib olmuştur. Yine La-ilahe illallâh şehâdeti, Muhammedun Rasûlullâh şehâdetini gerekli kılmakta ve Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e tâbi olmayı icâb ettirmektedir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
﴿قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.﴾ [آلِ عِمْرَانَ: 31] “De ki: Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Allâh, Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân 3/31)


Şeyh Abdurrahman’dan yapılan alıntı burada sona ermektedir. (ed-Durar’us Seniyye, 2/254)

Müslüman camiayı sevmek farz olduğu gibi, bütün Müslümanların şahsını sevmek da farzdır. Ancak Müslüman fertleri sevme hususunda kusuru olan kimselerin kusurları oranında imanları eksilir. Bundan dolayı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” buyurmuştur. Burada nefyedilen şey imanın aslı değil kemalidir. Ancak Müslümanları hiç sevmeyen, tevhid akidesine sahip olan kimselerden dinlerinden dolayı nefret eden kimseler ise imanın aslını kaybetmişlerdir. Tıpkı münafıklar gibi.

Bizim sevgi ve çeşitleri hakkında söyleyeceklerimiz özet olarak bunlardır. Bu taksimat, sevginin zıddı olan buğz ve düşmanlık hakkında da tasarlanabilir ve hakkında tefekkür edilebilir. Rabbimiz bizleri kamil manada kendi yolunda sevip, Onun yolunda buğzeden kullarından eylesin amin. Ahiru davana enil hamdu lillahi Rabbil alemin.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1674 Gösterim
Son İleti 24 Haziran 2015, 22:36
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3012 Gösterim
Son İleti 22 Mart 2018, 04:38
Gönderen: İbn Teymiyye
11 Yanıt
3206 Gösterim
Son İleti 01 Eylül 2018, 18:52
Gönderen: Tevhid Ehli
15 Yanıt
5753 Gösterim
Son İleti 27 Kasım 2017, 12:39
Gönderen: Selefii
0 Yanıt
347 Gösterim
Son İleti 01 Eylül 2018, 09:00
Gönderen: Teymullah