Tavhid

Gönderen Konu: ÎMANIN TADI ÜÇ ŞEYDEDİR!  (Okunma sayısı 213 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 18
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
ÎMANIN TADI ÜÇ ŞEYDEDİR!
« : 11 Ekim 2018, 20:38 »
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İbni Hacer el-Askalânî

Fethu'l-Bârî, Polen Yayınları 1.cilt sayfa: 98-101


Enes'ten radıyallâhu anh rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Üç şey kimde bulunursa imanın tadını bulur:

1. Allah ve Resûlünü başka her şeyden çok sevmek,

2. Sevdiği kişiyi yalnızca Allah için sevmek,

3. İnkârcılığa dönmeyi, ateşe atılmak kadar kötü görmek."


AÇIKLAMA

İmanın Tadı

"İmanın tadı" ifadesi ile Buhârî, imanın tadının imanın neticelerinden olduğunu belirtmek istemiştir. Önceki bölümde Hz. Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem sevmenin imandan olduğunu belirttikten sonra, imanın tadına nasıl varılabileceğini  ifade etmiştir.

"İmanın tadı" ifadesinde tahyîl-i istihare (hayal yoluyla bir benzetme) vardır. Müminin imana olan rağbeti, tatlı bir şeye benzetilmiş ve bu şeyin özelliklerinden olan tat ona izafe edilmiştir. Bu benzetme hasta ve sağlam kişiye de işaret etmektir. Çünkü safra hastası, balın tadını ekşi olarak algılar. Sağlam kişi ise balın tadını nasıl ise o şekilde algılar. Sıhhat durumu ne ölçüde düşerse balın tadını alma da o ölçüde azalır. Hadisteki bu benzetme, Buhârî'nin ispatlamaya çalıştığı imanın artması ve eksilmesini en açık şekilde güçlendiren bir delildir.

Şeyh Ebû Muhammed b. Ebû Cemre şöyle demiştir. Hz. Peygamber’in "tad" kelimesini kullanmasının sebebi şudur: "Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti." [İbrahim, 14/24] âyetinde Allah imanı bir ağaca benzetmiştir. Bu âyette yer alan güzel söz, ihlas kelimesidir. Ağaç, imanın köküdür. Dalları ise emre uymak, yasaktan kaçınmaktır. Ağacın dalları, müminin önem verdiği hayırlardır. Meyvesi ise taatleri işlemektir. Meyvenin tadı, onun toplanmasıdır. Son sınır meyvenin olgunlaşması olup tadı da bununla ortaya çıkar.

Allah ve Resûlü'nü Her Şeyden Daha Çok Sevmek

Beyzâvî şöyle demiştir: Buradaki sevgiden kasıt, akl-ı selîmin tercih etmeyi gerektirdiği şeyi, nefsin arzusuna aykırı olsa bile, tercih etmek şeklindeki aklî sevgidir. Nitekim hasta, doğası gereği ilaçtan hoşlanmaz, nefret eder. Ancak aklı gereği ilaca meyleder ve onu alır. Kişi, kanun koyucu olan Allah'ın emrettiği ve yasakladığı şeyde kesin olarak dünyada iyilik, ahirette kurtuluş olduğunu bildiğinde akıl bu yönü tercih etmeyi gerektirir. Kişi O'nun emrine itaat eder, arzu Ve isteklerini O'na tâbî kılar. Bundan aklî olarak lezzet duyar. Çünkü aklî lanet duymak, olgunluk ve iyiliği mahiyeti itibarıyla idrak etmektir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu duruma "tat" adını vermiştir. Çünkü, somut lezzetlerin en güçlüsü budur.

Hadiste yer alan üç özelliğin imanın olgunlaşma belirtileri sayılmasının sebebi şudur: Kişi gerçek nimet verenin Allah olduğunu, O'nun dışında ne veren ne de engelleyen bulunduğunu, O'nun dışındakilerin sadece aracı olduğunu: Peygamber'in Rabbin muradını kendisine açıklayan kişi olduğunu anladığında bu durum, bütün varlığıyla O'na yönelmesini gerektirir. Artık O'nun sevdiğinden başkasını sevmez, sevdiği kişiyi de ancak O'nun için sever. Allah'ın vaad ve tehdid ettiği şeylerin tümü kesin gerçektir. Bu kişiye, vaad edilenlerin tümü gerçekleşmiş gibi gelir. Zikir meclislerini cennet bahçeleri, inkârcılığa dönmeyi ise ateşe atılmak gibi görür.

Bu hadisin Kur'ân'dan şâhidi de şu âyettir:

"De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşîretiniz (soy ve sopunuz), elinize geçirdiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler size Allah'tan, Resûlü'nden ve O'nun yolundaki cihâddan daha sevimli ise, o halde Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez."
(et-Tevbe. 9/24.)

Hadisten Çıkan Sonuçlar

Bu hadis faziletlerle donanmaya, kötülüklerden kurtulmaya işaret etmektedir. Hadiste sayılan üç özelliğin ilki faziletlerle donanmayı, sonuncusu da kötülüklerden kurtulmayı ifâde etmektedir.

Allah sevgisi farz ve mendup olmak üzere iki kısımdır.

a. Farz olan sevgi, Allah'ın emirlerine uymaya, yasaklarından sakınmaya, kaderine razı olmaya yönlendiren sevgidir. Haram kılınmış bir fiili yapmak veya bir farzı terk etmek suretiyle günah işleyen kişi, kendi arzusunu öne aldığı için Allah sevgisindeki kusuru sebebiyle günah işlemiştir. Kusurlu davranış, kimi zaman da mübahları fazlaca işlemekle olur. Bu, insanın Allah'ın rahmetine çokça güvenerek günah işlemesine sebep olacak gerektirecek şekilde gafleti doğurur, yahut da gaflet devam ede ede sonunda kişi günaha düşer. Bu ikinci kişi pişmanlıkla günahı terk etme konusunda acele eder. "Zinâ eden kişi, zinâ ettiği sırada mümin olarak zina etmez" hadisi buna işaret etmektedir.

b. Mendup olan sevgi, kişinin nafilelere devam etmesini ve şüpheli şeylerden kaçınmasını gerektiren sevgidir. Bu sıfata genel olarak sahip olan kişi çok nadirdir.

Peygamber sevgisi de aynı şekilde iki kısımdır. Şunlar da peygamber sevgisine dahildir: Emir ve yasakları onun ışığından almak, yalnızca onun yolunu tutmak, onun koyduğu kurallara rıza göstermek, verdiği hükümden dolayı içinde hiçbir sıkıntı duymamak, cömertlik-başkasını tercih etme-ağırbaşlılık-alçakgönüllülük vb. sıfatlarda onun ahlâkını örnek almak. Kim bu konularda nefsi ile cihad ederse imanın tadını bulur. Müminlerin derecesi bu cihada. göre değişir.

Şeyh Muhyiddin şöyle demiştir: "Bu büyük bir hadistir, dinin temellerinden biridir. İmanın tadından kasdedilen, ibadetlerden lezzet almak ve din uğruna zorluklara katlanmaktır. Bunu, dünya menfaatlerine tercih etmektir. Kulun Allah'ı sevmesi, ona itaat etmek ve ona muhalefeti terk ile gerçekleşir. Peygamber sevgisi de böyledir."

Hadiste "herkesten" değil "her şeyden çok sevmek" ifadesi kullanılmıştır. Bu, hem insanları hem diğer varlıkları içeren bir ifadedir.

"Kişiyi yalnızca Allah için sevmek" hakkında Yahyâ b. Muâz şöyle demiştir: "Allah için sevmenin hakikati, sevginin sevilen kişinin iyiliğinden dolayı artmaması, kötülüğünden dolayı da azalmamasıdır."
Muhammed bin Abdulvehhab (rahimehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: «Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.»  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ÎMANIN TADI ÜÇ ŞEYDEDİR!
« Yanıtla #1 : 12 Ekim 2018, 03:29 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Allah İçin Sevme Hakkında

İbnu Hacer el-Askelânî, Fethu’l Bârî*


٤٢ - بَابُ الْحُبِّ فِي اللَّهِ

42. Allah İçin Sevmek

٦٠٤١ - عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لاَ يَجِدُ أَحَدٌ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يُحِبَّ المَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ، وَحَتَّى أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ، وَحَتَّى يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا

6041- Enes bin Malik radiyallâhu anh’dan, dedi ki: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: (Kul) imanın tadını ancak, sevdiğini yalnız Allah için sevdiği, -Allah kendisini (küfürden) kurtardıktan sonra- küfre dönmekense ateşe atılmayı daha çok istediği, Allah ve Rasulüne olan sevgisi onların dışındakilere sevgisinden daha üstün olduğu zaman alabilir.”

AÇIKLAMA

“Allah için sevmek”. Buhari bu başlıkta Enes’in rivâyet ettiği hadisi zikretmektedir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce İman bölümünde66 geçmiş bulunmaktadır. Buradaki başlık ise Ebû Davud’un ve başkalarının Ebû Umame’den şu lafızla rivâyet ettiği hadisin başlangıcıdır: “Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, imandandır.” Şüphesiz bu hadisin başka rivâyet yolları da vardır.

Hadiste geçen: “Allah ve Rasulünü onların dışındaki her şeyden daha çok sevmek” buyruğunun anlamı da şudur: imanı kemale ulaşan bir kimse, Allah’ın ve Rasulünün haklarının, kendisi üzerinde babasının, annesinin, çocuklarının, eşinin ve bütün insanların haklarından daha öncelikli ve tekidli olduğunu bilir. Çünkü sapıklıktan kurtulup hidâyete erişmek, ateşten kurtulmak ancak Allah’ın lütfu ve Rasulünün tebliği ile mümkün olmuştur. Allah Rasulünü sevmenin belirtilir arasında sözle ve fiille onun dinine yardım etmeye sevmesi, şeriatini koruyup himaye etmesi, onun ahlâkı ile ahlâklanması da vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.




Not: Bundan sonra İnşâllâh Nevevî Rahimehullâh'ın el-Minhâc isimli eserinden konuyla ilgili olan kısımına yer vereceğiz.

Alıntı
Dipnotlar:

* Polen Yayınları 12/127-128

66- 16 nolu hadiste.
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)

Çevrimiçi Tullab'ul Ilm

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 128
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ÎMANIN TADI ÜÇ ŞEYDEDİR!
« Yanıtla #2 : 13 Ekim 2018, 01:13 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Allah İçin Sevme Hakkında

Muhyi'd Dîn en-Nevevî, el-Minhâc**

١٥/١٦ -باب بَيَانِ خِصَالٍ مَنْ اتَّصَفَ بِهِنَّ وَجَدَ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ
15-16- KENDİLERİ İLE NİTELENEN KİMSENİN İMANIN TADINI BULACAĞI HASLETLERİN AÇIKLANMASI BABI

163-67/1- Bize İshak b. İbrahim, Muhammed b. Yahya b. Ebu Ömer ve Muhammed b. Beşşâr hepsi es-Sekafî’den tahdis etti. İbn Ebu Ömer dedi ki: Bize Abdulvehhab, Eyyub’dan tahdis etti. O Ebu Kilabe’den, o Enes’ten, o Nebi (sallaliâhu aleyhi ve sellem)’den şöyle buyurduğunu nakletti: “Üç haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa o da onlarla imanın tadını bulur: Allah’ı ve Rasûlünü onların dışındaki her şeyden daha çok seven, bir kimseyi ancak Allah için seven ve Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi, küfre geri dönmekten hoşlanmayan kimse. ”509

164-68/2- Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr tahdis edip dediler ki: ... Katade tahdis edip, Enes’ten şöyle dediğini nakletti: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Üç haslet vardır ki, kimde bulunurlarsa imanın tadını bulur. Sevdiği kimseyi ancak Allah için seven, Allah ve Rasûlünü onların dışındaki her şeyden daha çok seven, ateşe atılmayı Allah’ın kendisini küfürden kurtarmasından sonra tekrar ona geri dönmekten daha çok seven”510

165-.../3- Bize İshak b. Mansur (l/66b) tahdis etti. Enes dedi ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu deyip, onların hadisine yakın olarak hadisi rivâyet etti. Ancak rivâyetinde: “Yahudi ya da hristiyan olarak geri dönmekten... ” dedi.511


Şerh

(163-165 numaralı hadisler)

“Üç haslet vardır ki onlar kimde bulunursa ...” Diğer rivâyette ise “Yahudi ya da hristiyan dinine dönmekten” denilmektedir. Bu hadis İslam asıllarından büyük bir aslı dile getirmektedir. İlim adamları -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- şöyle demişlerdir: İmanın tadı itaatlerden zevk almak, aziz ve celil Allah’ın rızası uğrunda zorluklara katlanmak, bunu dünya malına tercih etmektir. Kulun, şanı yüce Rabbini sevmesi ise ona itaat olanları yapmak, ona muhalefeti terk etmekle olur. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sevgisi de böyledir.

Kadı Iyaz (rahimehullah) der ki: Bu hadis daha önce geçen: “Rab olarak Allah’a, din olarak İslam’a, rasul olarak Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e razı olup, kabul eden kişi (2/13) imanın tadını almış olur” hadisi ile aynı anlamdadır. Çünkü Allah’ın ve Rasûlünün gerçek anlamda sevilmesi ve Allah ve Rasûlünü sevmekle birlikte küfre dönmekten tiksinmek, ancak iman ile yakini güçlenmiş, onunla nefsi huzura kavuşmuş, kalbini genişleterek ona açılmış, etine kanına karışmış kimse için ancak sözkonusu olabilir. İşte onun tadını alabilen kişi budur. Allah için sevmek de, Allah’ı sevmenin meyvelerindendir. Kimisi de şöyle demiştir: Muhabbet, kalbin yüce Rabbin razı olduğuna uygun düşmesidir. Onun sevdiğini sever, hoşlanmadığından o da hoşlanmaz. Bu hususta söz söylemiş olanların ibareleri farklı olmakla birlikte aralarında lafız dışında bir ayrılık yoktur. Özetle söyleyecek olursak muhabbetin esası sevenin uygun bulduğu şeylere eğilim göstermek, onlara meyletmektir. Diğer taraftan eğilim göstermek bazen insanın kendisinin zevk alıp, güzel bulduğu şeylere doğru olabilir. Suretin, sesin, yemeğin ve benzeri şeylerin güzelliklerine eğilimli olmak buna örnektir. Bazen de kul gizli anlamlar dolayısıyla aklıyla ondan zevk alır. Salihleri, âlimleri ve fazilet ehli kimseleri kayıtsız ve şartsız olarak sevmek gibi. Kişinin bu eğilimi bazı hallerde kendisine iyilikte bulunması, ona gelebilecek zararları ve hoşuna gitmeyecek şeyleri ondan uzaklaştırmış olması sebebiyle de olabilir. İşte kişiyi sevmeyi gerektiren bütün bu hususlar Nebi (sallaüâhu aleyhi ve sellem)’de vardır çünkü o hem dış, hem iç güzelliğini bir arada taşıdığı gibi, heybet duymayı gerektiren hasletleri ve çeşitli faziletleri kemal derecesinde kendisinde toplamış, Müslümanları dosdoğru yola iletmek, nimetlerin devamına, cehennemden uzaklaştırılmalarına vesile olmak suretiyle de bütün Müslümanlara iyilikte bulunmuştur. Bazıları da bu hususların yüce Allah hakkında da tasavvur edileceğine işaret etmiştir çünkü hayrın tamamı şanı yüce Allah’tandır. Malik ve başkaları der ki: Allah için sevmek İslam’ın gereklerindendir. -Kadı Iyaz (rahimehullah)’ın sözleri burada sona ermektedir.-

Nebi (sallaüâhu aleyhi ve sellem)’in: “Dönmekten” buyruğu ise, oraya varmak ve öyle olmak anlamındadır. Senette adı geçen Ebu Kilabe’nin adı (2/14) Abdullah b. Zeyd’dir.

Müslim’in (164): “Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr tahdis edip dediler ki: Enes (radıyallâhu anh)’dan” isnadındaki bütün raviler Basralıdır. Şube’nin hem Vasıtlı, hem Basralı olduğunu daha önce belirtmiştik. Yüce Allah doğruyu en iyi bilendir.


Alıntı
Dipnotlar:

** Şerhu Sahîhi Müslim el-Minhâc, Polen Yayınları 1/519-521

509- Buhari, 16, 6542; Tirmizi, 2624; Tuhfetu’l-Eşraf, 946

510- Buhari, 21, 6041; Nesai, 5003; İbn Mace, 4033; Tuhfetu’l-Eşraf, 1255

511- Bunu yalnız Müslim rivâyet etmiştir; Tuhfetu’l-Eşraf, 342
Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye (Rahimehullah) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Alim cahili tanır çünkü o da (bir zamanlar) cahildi. Cahil ise alimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman alim olmadı." (Şeyh'ul İslam İbnu Teymiyye, Mecmu'ul Fetava, 13/235)