Tavhid

Gönderen Konu: HAK YAYINLARININ ASKERLİK KONUSUNDA İBN TEYMİYE'YE ATTIĞI İFTİRA!  (Okunma sayısı 366 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
-Önceki yıllarda "Darimi" isimli D. Hak forum admininin İbn Teymiye (rh.a)'ın küfür ordularına katılan bazı kimselerin kafir olmadığını söylediği şeklindeki iddialarına cevap olarak neşrettiğimiz bu yazıyı önemine binaen tekrar yayınlıyoruz-

Bismillahirrahmanirrahim.


Yaptığımız münazarada Darimi’nin şöyle bir sözü gözüme çarptı:

“İbn Teymiyye, İbn Kayyım veya Necd âlimlerinin kitaplarını okuyarak ilmi tamamen elde ettiğinizi zannetmeyin. İbn Teymiyye'nin ve özellikle Necd âlimlerinin kitaplarında birçok hata vardır. Yeri geldikçe bunları ispat ediyoruz.
 
 İbni Teymiyeyye'nin görüşü sadece ehlisünnetin görüşü değildir. İbni Teymiye  Ehlisünnetten olan bir âlimdir. Müçtehittir, kendine has içtihadı vardır. Ama ona ehlisünnetten muhalefet etmeyen âlim yok demek değildir.
 
İbni Teymiyye'ye karşı saygımız vardır. Başımız üstüne...
Ama ne İbni Teymiyye ne de başkası İslam dininde delil değildir. Onun için âlimlerin sözlerini getirerek, delilimiz budur demeyin. Size baştan bunu söyledik.”


Tevhid düşmanları tarafından bilhassa şu üç alime yani İbn Teymiyye, İbn Kayyım ve Muhammed bin Abdulvehhab’a yoğun saldırılar yapıldığı günümüzde, sizin de bu kervana katılarak bu alimlere dil uzatmanız ve hatalı olduklarını ileri sürmeniz enteresandır. Biz alimlerin hata yapmayacağını söylemiyoruz. Fakat şurası da var ki alimin hatasını ancak onun seviyesinde ve de onunla aynı sahih akideye mensup bir kimse tesbit edebilir. Bunlar haricindeki avamdan olan kişilerin alimi tenkid ederken hata etme ihtimalleri isabet etme ihtimallerinden daha fazladır. Şimdi asıl mesleği doktorluk olan ve asla ne ilmi seviye olarak ne de akide olarak bu alimlerin seviyesinde olmayan bir kişi hangi usulle İbn Teymiyenin ve diğer saydığımız alimlerin hatasını tesbit edecektir? Siz bu alimlerin hatalarını ancak başka bir selefi alimden nakil yaparak açıklayabilirsiniz. Tabi gidip ömrünü selefe muhalefet etmekle geçiren birtakım İbn Teymiye muhalifi kimseleri, sözüne itibar edilecek kişiler olarak görüyorsan o senin içine düştüğün bir çelişkidir. Siz bir kere Taifetul mansura’nın temsilcisi olan alimlere dil uzattığınızın farkında değilsiniz. Daha doğrusu Taifetul Mansura’nın hangi fırka olduğunu hakiki anlamda bilmiyorsunuz. Siz de yoksa Ehli Sünnet üç gruptur; Eşari, maturidi ve selefi diyenlerden misiniz? Şunu bilin ki böyle demek zıtları cem etmektir. Sizin bir kere mezhebiniz menheciniz belli değil. Selefi mi savunuyorsunuz, halef ulemasının metodunu mu takip ediyorsunuz? Yegane hak taifenin selefiyye olduğunu, Eşari, Maturidi vb’lerinin ehli sünnet dışında kaldığını bilmezseniz elbetteki hak taifenin temsilcisi olan alimlere, diğer bidat fırkalarına mensup kişileri referans göstererek tenkid etme cüretini gösterirsiniz. Böylece de alimlerin zehirli etlerini yemiş olursunuz.

Şimdi siz İbn Teymiye’de hatalar var diye avamın önüne attınız, böylece insanların bu alimlere olan güvenini sarstınız. Açıklayın bakalım İbn teymiye ve necd alimleri nerede hata yapmışlar? Peki ne olacak bundan sonra; İbn Teymiye’nin kitapları hatalı, siz onları bırakın benim kitaplarımı  okuyun, bu mudur yani hedefiniz? Bir de demişsin ki; “İbni Teymiyeyye'nin görüşü sadece ehlisünnetin görüşü değildir. İbni Teymiye  Ehlisünnetten olan bir âlimdir. Müçtehittir, kendine has içtihadı vardır. Ama ona ehlisünnetten muhalefet etmeyen âlim yok demek değildir.” İbn Teymiye zamanında bütün muhaliflerine meydan okumuş, benim sözlerimde Ehli sünnete muhalif, seleften dayanağı olmayan bir tane görüş bulun diye, hiç kimse onun akidesinde bir batıl tesbit edememiş. Size de meydan okuyor bu sözüyle, onun bir tane ehli sünnete muhalif görüşünü bulun, hadi! İbn Teymiyye ve diğer bahsettiğiniz alimler fıkhi konularda ve benzeri füru meselelerde elbette hata yapabilirler. Ancak hiç kimse onların akideye taalluk eden meselelerde bidata veya küfre düştüğünü isbat edememiştir. Ama kabirperest, tasavvufçu, Eşari, Maturidi vb akidelere mensup kişilerden birçoğu onlara muhalefet etmiştir. Bunları ehli sünnet alimi olarak sayıyorsanız bu sizin kafanızın karmakarışık olduğunu gösterir. Tasavvufçular bile bu noktada sizden daha tutarlıdır. Adamların kendilerine göre bir mezhepleri var mesela İbn Teymiye’ye mücessime diyorlar ve onu bidatçı hatta kafir olarak görüyorlar ve asla sevmiyorlar. Fakat siz bir yandan selef akidesini benimsediğinizi iddia ediyorsunuz, hak budur diyorsunuz; ondan sonra da yaşadığı dönemde selef akidesinin müdafiliğini yapmış bir alime bidat ehlinin yaptığı tenkidleri muteber bir tenkidmiş gibi lanse ediyorsunuz. Söyleyin bakalım İbn teymiye’ye muhalif olup da selef itikadında olan bir alim var mıdır? Muhammed bin Abdulvehhab’a karşı olup da tevhid ve sünnet üzere olan bir kimse var mıdır, kendi dönemlerinde ve sonrasında?

Ayrıca mevzu askerlik münazarası iken, İbn Teymiye ile alakalı bu sözleri sarfetmenizin konuyla ne gibi bir alakası vardır? İbn teymiye’nin Tatarların ordusuna katılanlarla alakalı verdiği fetvanın yanlış olduğunu mu iddia ediyorsun? Eğer bunu iddia ediyorsan ilmi bir şekilde hatasını ortaya koyarsın, tabi dediğim gibi kendi reyinle değil, İbn Teymiyenin bu görüşünü tenkid eden hangi muteber alim varsa ondan nakil yaparak izah edip ondan sonra hatalıdır diyebilirsin. Aksi takdirde şimdi yaptığın gibi ve de birçok konuda yaptığın gibi yuvarlak sözlerle insanların kafasını bulandırmak hak arayıcısının vasfı değildir, kendini ele verip durma! Biz ilmi kimden alacağımızı, kimin kitaplarını okuyacağımızı da iyi biliyoruz Allahın izniyle.

Bir de demişsin ki “Ama ne İbni Teymiyye ne de başkası İslam dininde delil değildir. Onun için âlimlerin sözlerini getirerek, delilimiz budur demeyin. Size baştan bunu söyledik.” Ne hikmetse günümüzde birçok kişiye alimlerden nakil yapıldığı zaman hemen alimler delil değildir diyerek karşı taarruza geçmektedir. Halbuki hiç kimse ona alimler, dinde delildir demedi. Hatta dini bilen hiç kimse bunu demez zaten. Alimler, delilin anlaşılması hususunda bir vasıtadır, karinedir. O halde böyle bir savunmaya sizi iten şey nedir, bunun altında nasıl bir psikoloji yatmaktadır? Alimler dinde delil değildir sözü hak bir söz olduğu halde günümüzde artık bu söz alimlere dil uzatıp, kendi mezheblerini kurmak isteyen kişilerin sloganı haline gelmiştir.

Uzun sözün kısası; herkes haddini bilsin, hiç kimse Fırka-i Naciyenin imamlarına dil uzatmaya kalkmasın, bundan ancak kendileri zararlı çıkar.


Bismillahirrahmanirrahim,

Batıl ehlinin gerçek yüzlerini bizzat kendi beyanlarıyla ortaya çıkartan Allaha hamdolsun. Davetulhak (!) admini Darimi, İbn teymiye ve Necd alimlerinin hatalarını bulduklarına dair iddialarına karşı yukarda yazdığımız yazıya kendince cevaplar vermeye çalışmış. Fakat verdiği cevaplarla iyice kendisini ele vermekten başka bir şey elde edememiştir. Türkçede “konuştukça batıyorsun” diye bir tabir vardır. Darimi’nin durumu da bundan ibarettir. Şimdi verdiği bu sözde cevapları tek tek ele alıp bu insanların ne kadar büyük bir cehalet ve dalalet içersinde bulunduklarını iyice gözler önüne sermeye çalışacağız inşAllah.

 
Alıntı yapılan:  Darimi
darultavhidçi sözde İbni Teymiyye gibi bir ehlisünnet alimine laf attığımı iddia ediyor.Ey adam Allah tan kork ve insaflı ol.

Bir kavme olan düşmanlığınız, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adil olun! Zira bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun! Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.Maide-8

Diyorsunuz ki:Tevhid düşmanları tarafından bilhassa şu üç âlime yani İbn Teymiyye, İbn Kayyım ve Muhammed bin Abdulvehhab’a yoğun saldırılar yapıldığı günümüzde, sizin de bu kervana katılarak bu âlimlere dil uzatmanız ve hatalı olduklarını ileri sürmeniz enteresandır.
 
Cevabımız: Biz ne İbni Teymiyye'ye ne İbni Kayyım'a ne de Muhammed bin Abdulvehhab'a saldırı yaptık. Bilakis onlara karşı saygımız var, başımızın üstüne dedik. Sizin bu âlimlere saldırıyor dediğiniz kişiler bunlara sapık diyorlar, saygımız var, başımızın üstüne demiyorlar. Bunlarla bizi benzetmen çok büyük bir hatadır, insafsızlıktır.
Evet, İbn Teymiyye hata yapabilir dedik. Fakat hata yapıyor olması onun kıymetini düşürmez, ona saldırı anlamına gelmez.

Alimlere başımızın üstünde yeri vardır diyerek saygı gösterilmez. Alimlere saygı, ancak onların peygamber varisi olduklarının şuurunda olarak, haklarında hüsnü zann ederek, sözlerini iyi anlamaya çalışarak olur. Sen, en cahil bir müslümanın bile söylemeyeceği sözleri alime nisbet edeceksin, alimleri şazz hatta batıl görüşler peşinde koşmakla itham edeceksin ondan sonra da alimlere saygıdan bahsedeceksin! Böyle yaptığınızın isbatı aşağıda gelecektir.

Alıntı yapılan:  Darimi
Şimdi size soruyoruz:
Kendi lehinize zannettiğiniz İbni Teymiyye'nin sözlerine dikkatli bakın.
İbni Teymiyye (radiyallahu anh) kâfir ordusuna girip de Müslüman ordusuna karşı savaşan kişi için kâfir olmayabilir yani fasık, facir olabilir diyor. Siz bu görüşü kabul ediyor musunuz?
Siz bırakın savaşmayı. Katılmayı, karartılarını çoğaltmayı bile küfür görüyorsunuz. O kadar cahilsiniz ki kâfirlerle beraber Müslüman ordusuna karşı savaşanlar Müslüman olabilir diyen âlimin sözünü delil alıyorsunuz. Hâlbuki bu sizin aleyhinizedir. Sonra kalkıp biz İbni Teymiyye'ye bağlıyız diyorsunuz.!!!
Bizim inancımız şudur: Kâfir ordusuna katılıp da Müslümanlara karşı savaşanları Müslüman olarak değil, kâfir görüyoruz. Bu konuda İbni Teymiyye'nin görüşünü doğru bulmuyoruz. Burada hata yapmıştır, kendi içtihadını söylemiştir.

İbn Teymiye’nin fetvasında sizin sarıldığınız ibare şu şekildedir:

فَإِنَّهُ لَا يَنْضَمُّ إلَيْهِمْ طَوْعًا مِنْ الْمُظْهِرِينَ لِلْإِسْلَامِ إلَّا مُنَافِقٌ، أَوْ زِنْدِيقٌ، أَوْ فَاسِقٌ فَاجِرٌ، وَمَنْ أَخْرَجُوهُ مَعَهُمْ مُكْرَهًا فَإِنَّهُ يُبْعَثُ عَلَى نِيَّتِهِ، وَنَحْنُ عَلَيْنَا أَنْ نُقَاتِلَ الْعَسْكَرَ جَمِيعَهُ إذْ لَا يَتَمَيَّزُ الْمُكْرَهُ مِنْ غَيْرِهِ.

“Zahiren İslam’ını açıkladığı halde tatarların ordusuna tav’an (kendi isteğiyle) katılan kimse, ancak ya bir münafık ya bir zındık veya facir olan bir fasıktır. Onların yanında ikrah altında, zorla savaşa çıkarttıkları kimse ise (kıyamet günü) niyeti üzere diriltilir. Bize düşen ise bu askerlerin hepsiyle savaşmaktır, zira ikrah halinde olan ile olmayanı ayırd etme imkanı yoktur.”

Şimdi Allahın izni ve keremi ile İbn Teymiyye’nin sözünün açıklamasına başlayacağız. Kısaca özetlemek gerekirse –Allah en doğrusunu bilir- İbn Teymiyye, burada orduya katılanın hükmünden ziyade orduya katılmadan önceki durumundan bahsetmektedir. Yani Müslümanlar arasında Tatarların ordusuna ancak ya daha önceden münafıklıkla ve zındıklıkla itham edilmiş, veya günahlar ve bidatler içinde yüzen kimseler iştirak eder. Ehli sünnetten Salih bir müslüman olup da onların safına katılan kimse –Allahın dilemesi müstesna- kolay kolay bulunmaz. Bunu da tatarların ve Müslümanlar arasında onlara destek veren kimselerin iç yüzlerini iyice açığa vurmak ve de Tatarlarla savaşma hususunda şüpheye düşen cahil kimselerin gönlünü ferahlatmak, müminlerin de iman ve yakinlerini arttırmak gayesiyle söylemiştir. Bizim bu fetvaları bu şekilde anlamamızı gerektiren karineleri sırasıyla zikredeceğiz:

Birinci karine: Bu sözlerin siyak ve sibakı yani öncesi ve sonrasında kullanılan ifadeler bunu gerektirmektedir. Çünkü sizin tartışma konusu yaptığınız söz, İbn Teymiyye’nin meşhur Tatar fetvasında geçmektedir. Tatarların zahirde İslamı kabul ettikleri bahanesiyle birtakım kimseler onlarla savaşmak istememiş ve İbn teymiyye (rh.a) da bu husustaki şüpheleri dağıtmak ve de müslümanları tatarlarla savaşa teşvik etmek gayesiyle yaklaşık 50 küsür sayfa tutan bu fetvasını kaleme almıştır. Şeyhulislam’a bu hususta fetva danışan kişi sorusunu şöyle dile getirmektedir:


“Allah kendilerinden razı olsun ve apaçık hakkı anlatmak ve de cahillerin, sapmışların şüphelerini aydınlatmak hususunda onlara yardımcı olsun; değerli fakihler ve din imamları Şam’a birkaç sefer gelmiş bulunan şu Tatarlar hakkında ne demektedirler? Ki bu insanlar kelime-i şehadet getirmekte ve kendilerini İslama nisbet etmektedirler, ayrıca daha önce üzerinde bulundukları küfrü terk etmiş bulunmaktalar. Şimdi bu durumda onlarla savaşmak gerekir mi gerekmez mi? Onlarla savaşmanın delili nedir? Bu hususta alimlerin görüşleri nelerdir? Müslümanların askerlerinden, emirlerden ve başkalarından olsun onlara firar edenlerin hükmü nedir? Onların yanlarında zorla savaşa çıkarttıkları kimselerin hükmü nedir? Kendilerini ilme, fıkha, fakirliğe ve tasavvufa ve benzeri şeylere nisbet ettikleri halde onların askerleriyle beraber bulunan kimselerin hükmü nedir? Onların da, onlara karşı savaşanların da müslüman olduğunu ve iki tarafın da zalim olduğunu, dolayısıyla bu iki taifenin de yanında savaşılamayacağını ileri süren kimselere ne denilmesi gerekir? Keza, onlarla bağiler veya tevilcilerle çarpışıldığı gibi çarpışılacağını iddia edenlerin görüşü nasıl değerlendirilir? İlim ve din ehlinden, savaş ehlinden ve mal ehlinden olan Müslümanlar cemaatine onlar hakkında vacib olan şey nedir? Bu hususta bize şifa verecek geniş bir cevapla fetva verin. Zira onların durumu, Müslümanlardan birçoğu hatta çoğunluğunun nezdinde müşkildir. Bu bazen onların durumunu bilmemekten bazen de buna benzer meselelerde Allahın ve Rasulunun (sallallahu aleyhi ve sellem) hükmünü bilmemekten kaynaklanmaktadır. Allah, kudretiyle ve rahmetiyle her türlü hayrı kolaylaştırandır. O her şeye kadirdir. O bize yeter, O ne güzel vekildir!”

İbn Teymiyye de buna cevap vermeye başlarken takib edeceği usulu şöyle izah etmiştir:

"İbn Teymiyye buna şöyle cevab verdi: Alemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun. Evet, bunlarla savaşmak Allahın kitabı, Rasulullah’ın sünneti ve Müslümanların imamlarının ittifakıyla vacibtir. Bu ise iki asıl üzerine bina edilmiştir:

Birincisi; onların durumunu bilmek
İkincisi; Allah’ın onların benzerleri hakkındaki hükmünü bilmek

Birincisine gelince; bu kavimle içli dışlı olan herkes onların durumunu bilir, bunlarla bizzat görüşmeyenler de kendisine ulaşan mütevatir haberler ve doğru sözlü kimselerin haberleri vasıtasıyla bunların haline vakıf olur. Biz onların durumuna dair önemli hususları ancak İslam şeriatının ilmine vakıf olan kimselerin bilebileceği diğer esası açıkladıktan sonra zikredeceğiz.”
(Age 509-510)

Fetvasında takip edeceği usulu böylece açıkladıktan sonra “İslam şeriatının açık mütevatir hükümlerinden birisinden dışarı çıkan her toplulukla savaşmak Müslümanların imamlarının ittifakıyla vacibtir” diyerek meselenin şer’i hükmünü açıklamaya başlamıştır. Ardından yaklaşık 10 sayfa boyunca meselenin şer’i hükmünü izah ettikten sonra sözkonusu fetvanın yer aldığı Feteva 28. Cild 519. Sahifeden itibaren “Diğer esas olan, onların durumunu bilmeye gelince” diye söze başlayarak Tatarların durumunu anlatmaya başlamıştır. Özet olarak Tatarların Müslümanlara yaptıkları zulumlerden ve de birçoğunun namaz, zekat, hac, oruç, ezan gibi İslam şiarlarını yerine getirmediği gibi hususlardan bahsettiği yerde şöyle demektedir:


“Onların devletlerinde onlarla beraber ancak insanların en şerlileri yer alır. Bunlar ya batınen İslam dinine itikad etmeyen zındık ve münafıklar, ya da ehli bidatın en şerlileri olan Rafıziler, Cehmiyye ve İttihadiyye (vahdeti vücutçular) ve benzerlerinden olan kimseler veyahut da insanların en fasık ve faciri olan kimselerdir” (Age sf 520)

İbn teymiyye’nin bu sözleri sarfetmekteki gayesinin bu insanların hükmünü açıklamak olmadığı aşikardır. Buradaki bidat ehlinden kasıd da mutlaka müslüman olan bidat ehli olması şart değildir. Zira İbn Teymiye’nin bidat ehlinin en şerlileri olarak vasfettiği mesela İttihad ehline müslüman demediği diğer kitaplarından açıkça anlaşılmaktadır. Şeyhulislam’ın buradaki gayesi Tatarların İslam’dan ne kadar uzak ve de İslama karşı ne kadar zararlı bir topluluk olduğunu ortaya koymaktır. Nitekim onların arasında bulunan Cehmi ve ittihadilerin küfür olan bidatlere sahip olduğunu şöyle açıklamaktadır:

“Onların vezirleri ve benzeri büyükleri İslam dinini Yahudi ve Hristiyanların diniyle eşit görür. Bunlara göre dinlerin hepsi tıpkı Müslümanların dört mezhebi gibi Allah’a giden muhtelif yollardır. Sonra onlardan Yahudiliği ve Hristiyanlığı tercih edenler olduğu gibi İslam’ı tercih edenler de vardır. Bu görüş onların arasında, hatta fakih ve abidleri arasında dahi bilhassa da Firavniyye ve İttihadiyye’den olan Cehmiyye ve benzerleri gibi felsefeye yenik düşmüş kimseler arasında gayet yaygın ve ağırlıktadır.” (Age sf 523)

Şeyhulislam tatarların itikadi ve ameli sahadaki vahim durumlarını, içinde bulundukları küfür, şirk, fısk ve bidatleri böylece gözler önüne serdikten sonra şöyle demiştir:

“İşte onların gerek kalem erbabından gerekse kılıç erbabından en büyüklerinin durumu budur. Mümin kimse bundan ibret alsın. Kısacası nifak, zındıklık ve ilhad namına ne varsa tatarların emri altına girmiştir. Çünkü onlar insanların en cahili, dini bilgisi en kıt olanları ve dine tabi olmaktan en uzak olanlarıdır ve de zanna ve nefsin hevasına uymakta en ileri gidenleridir.” (Age 525)

İşte bu ve benzeri izahları yaptıktan sonra tartışma konusu olan söze sıra gelmektedir. Bu sözün öncesinde İbn Teymiyye (rh.a) mürtedle savaşmanın, asli kafirle savaşmaktan daha önce geldiğini çünkü mürtedin veya İslama intisab eden kafirin dine verdiği zararın asli kafirlerin verdiği zarardan daha şiddetli olduğunu izah ettikten sonra şöyle demektedir:


وَغَايَةُ مَا يُوجَدُ مِنْ هَؤُلَاءِ يَكُونُ مُلْحِدًا: نصيريا أَوْ إسْمَاعِيلِيًّا أَوْ رافضيا. وَخِيَارُهُمْ يَكُونُ جهميا اتِّحَادِيًّا أَوْ نَحْوَهُ فَإِنَّهُ لَا يَنْضَمُّ إلَيْهِمْ طَوْعًا مِنْ الْمُظْهِرِينَ لِلْإِسْلَامِ إلَّا مُنَافِقٌ أَوْ زِنْدِيقٌ أَوْ فَاسِقٌ فَاجِرٌ. وَمَنْ أَخْرَجُوهُ مَعَهُمْ مُكْرَهًا فَإِنَّهُ يُبْعَثُ عَلَى نِيَّتِهِ. وَنَحْنُ عَلَيْنَا أَنْ نُقَاتِلَ الْعَسْكَرَ جَمِيعَهُ إذْ لَا يَتَمَيَّزُ الْمُكْرَهُ مِنْ غَيْرِهِ.

“Bunların arasında bulunan kişiler nihayetinde Nusayri, İsmaili ve Rafızi gibi mülhidlerdir. Onların içinde en hayırlıları ise Cehmiyye, İttihadiyye (vahdeti vücutçular) ve benzerleridir. Şüphe yok ki zahiren İslam’ını açıklayanlardan bir münafık ya da bir zındık veya facir olan bir fasıktan başkası Tatarların ordusuna kendi isteğiyle katılmaz . Onların yanında ikrah altında, zorla savaşa çıkarttıkları kimse ise (kıyamet günü) niyeti üzere diriltilir. Bize düşen ise bu askerlerin hepsiyle savaşmaktır, zira ikrah halinde olan ile olmayanı ayırd etme imkanı yoktur.” (Fetava, 28/535)

İşte tartışma konusu olan metnin siyakıyla beraber, öncesiyle bağlantılı tam tercümesi bu şekildedir. Allahu a’lem daha önce metni bu siyakla beraber nakletseydik konu daha iyi anlaşılırdı. Görüldüğü gibi Tatarlara katılanların, katılmadan önceki durumlarından bahsetmektedir. Ardından onların arasına ikrah ile katılanların hükmünü açıklamaktadır. Sizin iddianıza delil olarak aldığınız diğer kavlin durumu da aynıdır. Fetvanın sonlarına doğru Şeyhulislam şöyle demektedir:


وَأَيْضًا لَا يُقَاتِلُ مَعَهُمْ غَيْرُ مُكْرَهٍ إلَّا فَاسِقٌ أَوْ مُبْتَدِعٌ أَوْ زِنْدِيقٌ كَالْمَلَاحِدَةِ الْقَرَامِطَةِ الْبَاطِنِيَّةِ وَكَالرَّافِضَةِ السَّبَّابَةِ وكالْجَهْمِيَّة الْمُعَطِّلَةِ مِنْ الْنُّفَاةِ الْحُلُولِيَّةِ
 
“Ayrıca Batini Karamita’nın mülhidleri ve sahabeye söven Rafiziler, sıfatları inkar ve iptal eden Hululiyye mensubu Cehmiyye gibi zındık, bidatçi ve fasık olan bir kimseden başkası ikrah altında olması müstesna onlarla beraber savaşmaz.” (Age 552)

Açıkça görüleceği üzere bidatçi, zındık ve fasık kavramları burada daha çok İslam iddiasında bulunduğu halde Tatarlara katılan kimselerin halini vasfetmek için kullanılmıştır. Aksi takdirde bir kimsenin Batini, Cehmi veya Rafızi olmasının Tatar ordusuna katılmasının hükmüyle ne gibi bir alakası olabilir? Yani Tatar ordusuna katılan kimse Cehmiyeden sayılır veya Rafızi olmuştur demenin bir manası var mıdır? Zira bu sayılanlar itikadi mezheplerdir, tatar ordusuna katılmanın küfür oluşu ise daha çok kişinin ameliyle alakalıdır. Hatta bunun ötesinde burada bidatçi kavramının kullanılması dahi bu sözün amelin hükmüyle alakalı olmadığını göstermektedir. Çünkü kafirlerin ordusuna katılmanın “bidat” kavramıyla ne gibi bir alakası vardır? Fakihlerin uslubunda bu tür amellerle alakalı bu şahıs bidat işlemiştir denmez. Kafirlere destek olan kişi elbetteki sünnette olmayan bir fiil işlediğinden ötürü bidat işlemiş sayılır ancak bu çok uzak bir bağlantıdır. Bidat kavramı daha çok ibadet ve itikad sahasında ihdas edilen uydurmaları ifade etmek için kullanılır.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki sizlerin askerlik meselesinde getirdiğiniz bu teviller akidevi sahada günümüzdeki aşırı Mürcie’nin çizgisine doğru savrulmakta olduğunuzu göstermektedir. Çünkü alimlerin sözlerini bu şekilde açıklamaya daha çok onlar meyletmektedir. Misal olarak Suudi Arabistan Evkaf bakanlığı tarafından Hatim bin Arif el Avni imzasıyla neşredilen “el-Vela ve’l Bera beyne’l guluvvi ve’l cefa” adlı kitapçıkta vela-bera hususunda “ifrat” görüşlerin izah edildiği bölümde vela-bera konusunda tekfirin menatının, dayanağının kalbin ameli yani kafirleri küfründen dolayı sevmek ve kafirlerin dininin Müslümanların dinine galip gelmesini temenni etmek olduğu gibi sözler sarfedildikten sonra buna Hatib (ra) kıssası delil olarak gösterilmiştir. Bu bölümün dipnotunda yazar, İbn Teymiyye’nin yukarda naklettiğimiz sözünü zikrettikten sonra Şeyhulislam’ın tatarların safında savaşanları kısımlara ayırdığını ve sırf savaşmaktan ötürü tekfir etmediğini ileri sürmektedir. Bana gönderdiğiniz askerlikle alakalı linkte de hocanız Hatib meselesinden yola çıkarak vela konusunda buna benzer bir şeyler söylemektedir. Öyle görülüyor ki o bu noktada Suudi selefisi denilen aşırı mürcii zihniyetli yazarlardan etkilenmektedir. Gerçi size kalsa o onları etkilemiştir! Bu faslı şimdilik geçiyorum. Bu mevzuyu daha önce Hatib meselesiyle beraber izah etmeye çalışmıştık.

Kısacası Allahu a’lem İbn Teymiyye (rh.a)’ın Tatarların ordusuna ancak bidatçi, zındık, fasık vb kimseler katılır sözünden kasdı Müslümanların arasında yaşayıp da Tatarların safına katılmak gibi sarih bir riddet fiiline ancak daha önce de din hususunda ta’n edilmiş, din konusunda cahil ve gevşek olan kimseler cesaret eder, manasındadır. Bu tıpkı Tahavi şarihi İbn Ebi’l İzz (rh.a)’ın şu sözüne benzemektedir:

“Münafıklık ve mürted’lik ise bid’at ve günah işleyen kimseler arasında bulunma ihtimali yüksektir. Nitekim el-Hallâl "es-Sünne" adlı eserinde senedini kaydederek Muhammed b. Sîrin’in şöyle dediğini zikretmektedir: İnsanlar arasında en çabuk irtidad edenler, hevâlarının peşinden giden kimselerdir. Onun görüşüne göre şu âyet-i kerîme bu gibi kimseler hakkında inmiştir: "Âyetlerimize dalanları gördüğün zaman onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden yüz çevir..." (el-En’âm, 6/68) (Tahavi Akidesi Şerhi, sf 244)


İkinci karine: Daha önce de çeşitli vesilelerle söylediğimiz gibi bir alimin sözünü anlamak için en iyi karine o alimin başka sözlerine müracaat etmektir. Şimdi ben size İbn Teymiyye’nin aynı risalede geçen konuyla alakalı çok açık bir sözünü nakletmiştim. Orada şöyle diyordu:

وَكُلُّ مَنْ قَفَزَ إلَيْهِمْ مِنْ أُمَرَاءِ الْعَسْكَرِ وَغَيْرُ الْأُمَرَاءِ فَحُكْمُهُ حُكْمُهُمْ وَفِيهِمْ مِنْ الرِّدَّةِ عَنْ شَرَائِعِ الْإِسْلَامِ بِقَدْرِ مَا ارْتَدَّ عَنْهُ مِنْ شَرَائِعِ الْإِسْلَامِ. وَإِذَا كَانَ السَّلَفُ قَدْ سَمَّوْا مَانِعِي الزَّكَاةِ مُرْتَدِّينَ - مَعَ كَوْنِهِمْ يَصُومُونَ. وَيُصَلُّونَ وَلَمْ يَكُونُوا يُقَاتِلُونَ جَمَاعَةَ الْمُسْلِمِينَ - فَكَيْفَ بِمَنْ صَارَ مَعَ أَعْدَاءِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ قَاتِلًا لِلْمُسْلِمِينَ

“Müslüman askerlerden, emir olsun başkası olsun kim tatarların ordusuna katılırsa onun hükmü, tatarların hükmü gibidir. Onlar İslam’dan irtidat etmeyi gerektirecek her ne yapmışlarsa onlar da aynı irtidadı yapmış sayılırlar. Selefi salihin; namaz kıldıkları, oruç tuttukları, müslüman cemaate karşı çıkmadıkları halde zekat vermeyenlere mürted hükmünü vermiştir. Hal böyleyken Allah (celle celaluhu) ve Rasulünün düşmanlarıyla beraber müslümanlara karşı savaşan kişinin durumu acaba nasıl olur?” (Fetava, 28/530)

İbn Teymiyye tatarların ordusuna katılan herkesin tıpkı onlar gibi mürted sayılacağını çok aleni bir şekilde ifade ettiği halde siz burayı görmezden gelip, hatta bu fetvayla alakalı hiçbir yorum yapmadan hemen aşağısındaki fetvaya hatta fetvanın da bir kısmına sarıldınız. Bu bile ne kadar iyi niyetten mahrum bir şekilde meseleye yaklaştığınızın bir delilidir. Siz herhalde rabbani alimleri tıpkı kendiniz gibi kafası karışık, şaşkın bir vaziyette, hangi meseleye ne hüküm vereceğini şaşırmış kişiler olarak görüyorsunuz! Yani size göre İbn Teymiye fetvanın baş tarafında Tatar ordusuna iştirak eden herkesi tekfir edecek fakat aynı fetvanın devamında bu sefer bu kimselerin günahkar olduğunu söyleyecek!

Şimdi sizin iddianıza göre İbn teymiyye –onu böyle bir iddiadan tenzih ederiz- ne dediğini bilememiş, Tatarlara katılan ya zındıktır diyor ondan sonra kararsızlık içinde fasıktır diyor ve iki zıt görüş arasında gidip geliyor! Yani İbn teymiyye’nin fetvasını sizin gibi anlayacak olsak onun aynı cümle içersinde birbiriyle çelişen iki görüş sarfettiğini iddia etmiş oluruz ki bu değil bir müçtehid fakihin, rabbani bir ilim talebesinin dahi yapmayacağı bir şeydir.

Yok eğer bu sözü katılan askerlerin durumuna, niyetine, itikadına göre söylüyor; yani yaptığı işi helal sayıyorsa zındıktır; helal saymıyorsa fasıktır anlamında söylüyor derseniz bu da Şeyhulislam’ın az yukardaki fetvasına zıttır. Çünkü Şeyhulislam burada amm (genel) bir lafız olan“Kullu” ifadesini kullanarak Tatar ordusuna katılan herkesin mürted olduğunu söyledi. İbn Teymiyye gibi fakihleri kendinizle karıştırmayın! Fakihler kullanacakları lafızları çok dikkatli seçerler. İbn Teymiyye “kullu” yani “her” lafzının umum ifade eden bir lafız olduğunu ve umum lafızların da tahsis eden başka bir karine olmadığı müddetçe cinsinin bütün efradına şamil olacağını bilmektedir. Şeyhulislam İbn Teymiyye yukarda böyle dedikten sonra aşağıda tam zıddını söyleyecek kadar cahil ve kararsız birisi değildir. Onu ve diğer bütün rabbani alimleri böyle iftiralardan tenzih ederiz.

Üçüncü karine: Bir alimin sözlerini anlama hususunda müracaat edilecek en güçlü karinelerden bir tanesi de alimin ele aldığı meselenin diğer alimler tarafından ne şekilde bahsedildiğine bakmaktır. Bizler, kafirlerin safında Müslümanlarla savaşmanın hükmü konusunda İbn Teymiyye’den önceki alimlerin sözlerini incelediğimizde onların bu amele küfür dediklerini görüyoruz.

Kurtubi şöyle demektedir:

"Allah-u Teâlâ'nın:
"Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır." (Maide: 51) ayetinin manası şudur:

Kim müslümanlara karşı kafirleri desteklerse  hükmü onların hükmü gibidir, yani mürted olmuştur. Bir müslüman mürted olduğunda, diğer müslümana mirasçı olamaz. Kafirleri destekleyen ise İbni Ubey b. Selül idi. Bu ayetin hükmü kıyamete kadar bakidir ve kafirlere dostluğu kesen kesin bir hükümdür." (Kurtubi Tefsiri c: 6 s: 217)
 
İbn Hazm ise kendi isteğiyle müslümanlardan ayrılan ve daru’l harbe geçen kimsenin ya da müslümanlara karşı kafirleri destekleyen fakat İslam diyarından ayrılmayan kimsenin mürted olup olmadığı meselesi hakkında  şöyle demiştir:

"Her kim kendi isteğiyle daru’l harbe geçer ve müslümanlara karşı savaşırsa işte o kimse bu fiiliyle mürted olmuştur. Bu kimse mürtedin hükmünü tamamıyla haketmiştir. Bu durumda öldürülme imkanı olduğu anda hemen öldürülür. Ayrıca bu kimsenin malı helal olmuş, nikahı bozulmuştur. Bununla birlikte bu kimse mürtedlerle ilgili diğer hükümleri de hakketmiştir. Çünkü Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem asla hiç bir müslümandan beri olmamıştır..."
 
Sözlerinin devamında şöyle dedi:

"....Müslüman toprağına geçme imkanı olduğu halde müslümanlara karşı kafirlere hizmetle veya yazıyla  yardımcı olursa, velev ki dar’ul harpte ikamet sebebi dünya metaını kazanmak olsun, yine de kafir olur. Böyle bir durumda o kimse, kafirlere nisbetle zımmi gibidir. Küfürden de uzak değildir. Zira bir özre sahip olduğunu görmüyoruz. Allah-u Teâlâ  bu durumdan bizi korusun." (El-Muhalla c: 12 s: 126)

İbn Teymiyye’den sonraki alimlerin görüşü de bu istikamettedir. Ondan sonraki devirde yaşamış olan alimler arasında İbn Teymiyye’nin kitaplarını en çok mütalaa eden, onun görüşlerini en çok takip eden zümre Necd uleması olduğu için sonraki devirlerde İbn Teymiyye’nin fetvalarını anlamak için müracaat edilecek en sağlam kaynak şüphesiz Necd ulemasının eserleridir. Onların ise Müslümanlara karşı kafirlerin safında savaşa katılmaya küfür dedikleri daha önce naklettiğimiz fetvalarında aşikardır. Onlardan hiç birisi İbn Teymiyye’nin buna haram dediğini nakletmemiştir. Yalnız İbn Teymiyye değil, hiçbir alimden küfrü yüceltme amacıyla kurulmuş bir orduya katılan kimsenin küfrün altında mücerred bir haram işlediğine dair bir nakil getirilemez. Zaten gerçek bir alim böylesine Kitap, Sünnet ve İcma’ya hatta rasullerin ortak daveti olan tevhide zıt bir iddiayı nasıl savunabilir ki? Ayrıca İbn Teymiyye gibi bir alim, selef ulemasından hiç kimsenin söylemediği bir şeyi nasıl söyleyebilir? Zira o, icmaya muhalif hiçbir görüşe sahip olmadığı noktasında bütün muhaliflerine meydan okumuştur.

Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demiştir:

“Ben, bana muhalefet edene üç yıl mühlet veriyorum. İlk üç asrın imamlarının herhangi birinden, söylediklerime muhalif tek harf getiren olursa ben bunu ikrar ederim. Benim zikrettiklerim, ilk üç asır imamlarından kelimesi kelimesine ve bütün taifelerden onların icmâlarını nakledenlerin ifadeleriyle zikrettiğim şeylerdir.” (Mecmua el-Fetava 3/129)

İşte bu karinelerden dolayı İbn Teymiyye’nin kafirlerin ordusuna katılmaya küfür dediği sabit olmaktadır ve bu da konuyla ilgili sarfetmiş olduğu fasık, facir gibi kavramların meselenin hükmünden ziyade, bu ordulara iştirak eden kimselerin halini vasfetme çerçevesinde zikredildiğini gösterir. Alimlerin sözlerini bu şekilde karinelere dayalı olarak anlamaya çalışmak en isabetli yoldur. Alimlerin müşkil sözlerine karşı nasıl bir yol takip etmek gerektiği hakkındaki yazımıza müracaat ediniz.


Alıntı yapılan:  Darimi
Naklettiğiniz İbn Teymiyye'nin sözü apaçıktır. Onun sözünde, kâfir ordusuna katılıp da Müslüman ordusuna katılan kişi için zındık, münafık, facir olan bir fasıktır diyor. Yani Müslüman olabilir demek istiyor. Çünkü facir fasık tabiri Müslümanlar için de kullanılan bir tabirdir.
 Şimdi sizin inancınıza göre İbni Teymiyye'yi müdafaa mı ediyorsunuz? Hangi görüşünü müdafaa ediyorsunuz? Acaba İbni Teymiyye'nin görüşüne mi sahipsiniz yoksa Necd âlimlerinin mi? Yoksa bizi tekfir ettiğinizden dolayı sahip olduğunuz söze mi inanıyorsunuz hala ?
Eğer bizi tekfir ettiğiniz delilini alıyorsanız ,İbni Teymiyye'yi , Necd âlimlerini ve sadece onları değil onları tekfir etmeyen bütün Müslümanları tekfir etmelisiniz. Bakalım o durumdan kendinizi nasıl kurtaracaksınız. İbni Teymiyye'yi müdafaa ederek bu durumdan kurtulamazsınız. Daha delil olarak naklettiğiniz âlimin sözünü anlamış değilsiniz."Burada kastettiği facir bir fasıktır sözün kâfir demektir" Böyle mi diyeceksiniz. Çok güleriz. Böyle derseniz çok cahilce bir tefsir, cahilce bir savunma yapmış  ve İbni Teymiyye'nin çok cahil olduğunu, facir bir fasık kelimesini bilmediğini söylemiş olursunuz.
 O zaman size şunu söyleriz:
 Facir ne demek, fasık ne demek güzel bir şekilde öğrenin. Ondan sonra âlimler hüküm verirken bu sözleri kullandıkları zaman ne demek istediklerini anlamış olursunuz.


Bu sözleriniz gerçekten koyu bir cehalet içersinde olduğunuzu göstermektedir. Velev ki bir an için Şeyhulislam’ın bu sözleri meselenin hükmünü beyan etmek için söylediği farz edilse bile bundan onun tağut ordusuna katılmaya küfür demediği çıkmaz. Zira fasık ve facir kavramlarının kafirler için de kullanılabileceği hususu en basit bir ilim talebesi nezdinde bile açık bir husustur. Bunu daha önce açıklamıştık. İbn Teymiyye rh.a bu hususta şu açıklamaları yapmaktadır:

Muhammed b. Nasr el-Mervezi dedi ki:

Aynı şekilde "fısk" da iki türlüdür.
1 - Kimi fısk insanı dinden çıkartır,
2 - Kimi fısk da çıkartmaz.


Bu bakımdan kâfire fâsık denildiği gibi, müslüman olup fâsıklık edene de fâsık denir.” (İbn Teymiyye Külliyatı 7/265-266)

Facir kelimesinin de aynı şekilde bazen kafir manasında kullanıldığı sabittir.

“Şüphesiz Allah bu dini facir bir kimse vasıtası ile de destekler” hadisinin açıklamasında Sahihi Buhari şarihi İbnu Battal  şöyle demektedir:

"Bu hadis, müşrik gayrı Müslim facir bir kimse olduğundan dolayı “Biz müşrikten yardım almayız” hadisi ile çelişmez. Zira “Biz müşrikten yardım almayız” hadisi söylendiği döneme hastır.”

Ardından da şöyle devam ediyor:

“Şüphesiz Allah bu dini facir bir kimse vasıtası ile de destekler” ifadesi müslümanı da kafiri de kapsar. Sahih olan, “Biz müşrikten yardım almayız” hadisinin o döneme has olduğudur. VAllahu a’lem." (Sahihi Buhari şerhi, İbn Battal, 5/222)
 
Geniş açıklama için ilgili yazıya müracaat ediniz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=227.0

Bunları zikretmemin sebebi, İbn Teymiyye’nin bu fetvasında küfür manasındaki fıskı kasdettiğini isbatlamak değildir. Fısk ve fücur kavramlarının iki manaya da muhtemel olan müşterek lafızlar olduğunu ortaya koymaktır. Bu tür ihtimalli sözlerden hemen istidlale kalkışan kişi bu surette usulden habersiz olduğunu ortaya koymuş olur. Zira usulde sabit olduğuna göre “İhtimal vaki olduğunda istidlal batıl olur” Fısk, fücur gibi kavramların geçtiği yerde küfür kasdedildiğini ileri süren de haram kasdedildiğini ileri süren de iddiasına delil getirmek zorundadır. Bu bakımdan sırf bu kavramların kullanılmasından yola çıkarak İbn Teymiyye’nin bu kişilere müslüman dediğini kesin bir şekilde iddia etmeniz, sizin ancak cehaletinizi gösterir. Biz de bu cehaleti ortaya sermek için bu konuya değindik, yoksa İbn Teymiyye’nin fasıktan kasdının kafir olduğunu ileri sürmek için değil. Fasıklık bu insanların küfürlerini açığa vurmadan önceki halidir.


Alıntı yapılan:  Darimi
Ama siz maalesef İbni Teymiyye'nin sözünü naklediyorsunuz ve diyorsunuz ki "İşte bu delil gösteriyor ki kâfir ordusuna katılan, savaşmasa bile küfürdür."
Şimdi İbni Teymiyye'nin sözünü açıkladıktan sonra bize söyleyin, kâfir ordusuna katılıp Müslümanlara karşı savaşan kişinin hükmü nedir? Eğer "kâfirdir, Müslüman olmaz" derseniz o zaman kendiniz İbni Teymiyye'nin hata yaptığını söylüyorsunuz demektir. Biz de bunu diyoruz.
Eğer İbni Teymiyye gibi düşünüyorsanız aynı İbni Teymiyye gibi demeniz gerekir; kâfir ordusuna katılıp Müslümanlara karşı savaşan kişi, münafık olabilir, facir ve fasık olabilir demeniz gerekir.  O zaman size göre İbni Teymiyye hata yapmamış, siz de onun bu görüşüne tabi olmuş olursunuz. Ama durum böyle olmadığı, İbni Teymiyye'yle aynı görüşe sahip olmadığınız halde onu delil almanız cahilliktir. Bunun ismi; "mürekkep cehalettir."


İbn teymiye’nin kafirlerin safında Müslümanlara karşı savaşma fiiline küfür demediği, haram dediği iddiasının batıl olduğunu Allahın izniyle isbatladık. Ancak burada çok batıl bir zihniyet sözkonusudur, buna değinmek istiyorum. Şimdi sana göre kafirlerin safında Müslümanlara karşı savaşma fiilinin küfür olduğunu sen bu kadarcık ilminle tesbit edebiliyorsun, fakat ne hikmetse İbn Teymiyye bunu tesbit edemiyor! Birazcık ilimden nasiplenmiş olan ve de Şeyhulislam’ın eserlerine ve görüşlerine az çok vakıf olan bir kimse bu işte bir tuhaflık olduğunu mutlaka sezer. Çünkü Şeyhulislam gibi iman, ilim ve tahkik ehli olan bir kimsenin  böyle dinin aslını ilgilendiren meselede kolay kolay bariz bir hata yapmayacağını her insaf sahibi teslim eder. Fakat kör taassupçuluk ve cehalet insanı o kadar körleştiriyor ki sırf kendi tezlerini isbat edebilmek için alimlere olmadık şeyleri nisbet ettirebiliyor!

Ayrıca bu sözünüzden küfür ordularında savaşmayı dahi dinin aslından görmediğiniz ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu mesele sizin nezdinizde alimler arasında ihtilaflıdır, kimisi küfür demiştir kimisi haram! Siz ise küfür diyen görüşü tercih ediyorsunuz! İhtilaflı bir meselenin dinin aslından sayılmayacağı ortadadır. Şu halde sizin tağut yolunda çarpışmaya küfür demeniz, ancak namazı terk etmeye küfür demeniz mesabesindedir yani muhtelif görüşlerden birisini tercih etmekten ibarettir. İbn Teymiyye’yi bu görüşünden dolayı tekfir de etmiyorsunuz zaten! Şu halde geriye şöyle bir mesele kalıyor ki size göre askerlik meselesinde kişi ne derse veya ne yaparsa dinin aslını ihlal etmiş olur? Zira sizin nezdinizde “Kafirler, tağutun yolunda çarpışırlar” (Nisa: 76) ayetinden tağutun yolunda fiilen savaşan kişinin dinin aslını ihlal ettiği çıkmamaktadır. Bu hususta geriye bir tek ihtimal kalıyor ki o da sizin nezdinizde sadece tağutu güçlendirmeye, küfrü yüceltmeye bizzat kalbiyle niyet eden kişinin küfründe icma vardır ve kişi ancak böyle bir niyete sahip olursa dinin aslını ihlal etmiş sayılır. Geri kalan savaşmak, sayı çoğaltmak vb meselelerin hepsi ya ihtilaflı ya da kişiye, duruma göre değişen şeylerdir. Yok, biz öyle düşünmüyoruz diyorsanız o zaman size göre askerlik konusunda hangi meseleler dinin aslındandır, hangileri ihtilaflıdır; bunları açık açık yazmanız gerekir.Ancak ondan önce bu vesileyle tekrar şunu vurgulamak istiyorum ki sizin bu meseleye yaklaşım tarzınız en ufak bir ilim edebinden ve tahkikten, araştırmadan yoksun taassup ve cehalet içersindeki bir yaklaşımdır. Çünkü ilim talebesi olma iddiasında olan birisi bir alimin sözünü tefsir ederken önce sözün siyakını, sibakını yani öncesinde ve sonrasında ne söylediğini, varsa konuyla alakalı başka sözlerini bir araya getirir ve ondan sonra kendi görüşünü isbatlamak gayesiyle değil, sadece samimiyetle ve iyi niyetle alimin gerçekte ne söylediğini ortaya çıkartmak gayesiyle hareket eder. Hatta alimlerden öte sıradan bir insanın sözlerini dahi değerlendirirken bu usulu takib etmek gerekir. Fakat bugün nerede öyle iyi niyetli araştırmacı zihniyete sahip insanlar?



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

 Yukarda yazdıklarıma ilaveten bir hususu zikretmek istiyorum. "Müslümanlara Karşı Kafirlere Yardım Etmenin Hükmü" adlı kitabınızda "Müslümanlara Karşı Kafirlere Yardım Etmenin Küfür Olduğuna Dair İcmadan Delil" başlığı altında Hanbeli Alimleri'nin görüşlerini naklederken İbn Teymiye'nin yukarda naklettiğim sözünü zikretmişsiniz.
 
a - İbni Teymiyye şöyle dedi:
 
"Asker emirlerinden veya bunlardan başka her kim tatarların safına geçerse işte o kimse tıpkı onların hükmünü alır. Onlar İslam şeriatinden her ne kadar uzaklaşıp irtidat etmişlerse o kimse de aynen onlar gibi irtidat etmiştir. Sahabeler zamanında namaz kılan, oruç tutan ve müslüman cemaate şavaş açmayan bir topluluğa sırf zekat vermemeleri sebebiyle sahabeler mürted hükmü vermişlerdir. Buna göre Allah-u Teâlâ  ve rasulünün düşmanlarıyla beraber müslümanlara karşı çarpışan ve müslümanları öldüren kimselere nasıl davranırlardı acaba?" (Fetvalar c:28 s: 530)


Şimdi hocanız bu fetvanın İslam dininden çıkartan küfür manasında olduğunu kabul etmiş oluyor, çünkü bunu kafirlere savaşta yardım etmenin küfür olduğunu isbatlama sadedinde zikretti. Şimdi şu soruların cevaplanması gerekmektedir:

1-Size göre İbn Teymiyye küfür ordusuna katılmanın küfür olduğunu kabul ettikten sonra aynı fetvanın içinde tenakuza düşerek bunun haram olduğu görüşüne mi kaydı? (Alimi bundan tenzih ederiz)

2- Eğer İbn teymiyye'nin sözü küfür anlamına gelmiyorsa hocanız niye bunu küfür olarak zikretti? Yoksa bu husustaki görüşünü mü değiştirdi?

3- Yoksa burada da "tercüme hatası" mı var?!

4- Bu kitapları yazanların, basanların kitapların içeriğinden haberi yok mu? Yoksa içeriğine vakıf olmadığınız, hatta itikad etmediğiniz kitapları başka yerlerden alıp yazıyor ve basıyor musunuz?

Bu soruların cevabı ortaya çıktığında Allahu A'lem birçok husus aydınlanacaktır. Vesselam.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1607
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı yapılan:  Darimi
Diyorsunuz ki:Biz âlimlerin hata yapmayacağını söylemiyoruz. Fakat şurası da var ki âlimin hatasını ancak onun seviyesinde ve de onunla aynı sahih akideye mensup bir kimse tesbit edebilir. Bunlar haricindeki avamdan olan kişilerin âlimi tenkid ederken hata etme ihtimalleri isabet etme ihtimallerinden daha fazladır.
 
Cevabımız: Biz de İbni Teymiyye'nin bu konuda hata yaptığını söylüyoruz.  Bunu söyleyecek kadar ilmimiz var elbette. Siz avam olabilirsiniz ama biz sizin kadar avam değiliz. Size tekrar soruyoruz: İbni Teymiyye bu konuda hata yaptı mı yapmadı mı? Hata yapmadığını söylerseniz onun görüşünü kabul etmeniz gerekir. Ama hata yaptığını söylerseniz o zaman biz asla "siz kimsiniz hata yaptı diyorsunuz. Hata yaptı diyebilmeniz için onunla aynı ilim seviyesine gelmeniz gerekir" demeyiz. Bazı şeylerde hata söz konusu, tercih söz konusu olabiliyor. Bizim tercihimiz şudur: İbni Teymiyye bu konuda hata yapmıştır. Kâfirlerle savaşan kişi için Müslüman olabilir demiştir. Eğer gerçekten İbni Teymiyye bu sözü söylemişse hata etmiştir diyoruz. Siz bu konuda ne diyorsunuz acaba?

Sizin İbn teymiye’yi tenkid etme yetkiniz yoktur. Çünkü ne akide olarak ne de ilim olarak onun seviyesinde değilsiniz!! Eğer İbn Teymiyye askerlikle alakalı haram demişse ve bundan dolayı hataya düşmüşse İbn Teymiye’nin bu sözde hatalı (!) görüşünü niye kitaplarınıza aldınız? Ziyaeddin el-Kudsi'nin Asrımızın Yesakı kitabından bir iktibas:

“Asrımızın Yesağının Kullarının Ordusunda Görev Almak, Asker Olmak, Emniyet Teşkilatında Çalışmak, Resmi Koruma Olma vb. Görevleri Üstlenmek” başlığı altında “tağuta askerlik yapmanın” küfür olduğuna dair delilleri sıralarken şöyle diyor:

İmam İbni Teymiye, eski yesağın kulları olan tatarların yanına kaçan ve onların ordusuna katılan kimseleri onlar gibi mürted saymıştır. Bu konuyla ilgili olarak şöyle demiştir:

"Zahiren İslam'ını açıkladığı halde mürted olan tatarların ordusuna katılan, ancak ya bir münafık ya bir zındık veya facir olan bir fasıktır."  (Fetvalar c: 28 s: 535)

İmam İbni Teymiye bir başka yerde şöyle demiştir:

"Müslüman askerlerden, emir olsun başkası olsun kim tatarların ordusuna katılırsa onun hükmü, tatarların hükmü gibidir. Onlar İslam'dan irtidat etmeyi gerektirecek her ne yapmışlarsa onlar da onu yapmış sayılırlar. Selefi salihin; namaz kıldıkları, oruç tuttukları, müslüman cemaate karşı çıkmadıkları halde zekat vermeyenlere mürted hükmünü vermiştir. Hal böyleyken Allah-u Teâlâ ve Rasulünün düşmanlarıyla beraber müslümanlara karşı savaşan kişinin durumu acaba nasıl olur?" (Fetvalar c: 28 s: 530)

Şimdi söyleyin bakalım İbn Teymiyye’nin bu fetvaları tağutun ordusunda yer alanlara kafir mi diyor, fasık mı? Eğer fasık diyorsa neden bu fetvaları İbn Teymiye’nin Tatar ordusuna katılanları tekfir ettiğine dair delil olarak zikrettiniz? Yok kafir diyorsa şu anda neden İbn Teymiye’nin küfür ordularına katılanlara günahkar dediğini ileri sürüyorsunuz? Yukardaki soruları biraz değiştirerek tekrarlıyorum:

1- Eğer İbn teymiyye'nin sözü küfür anlamına gelmiyorsa hocanız niye bunu küfür olarak zikretti? Yoksa bu husustaki görüşünü mü değiştirdi?

2- Yoksa burada da "tercüme hatası" mı var?!

3- Bu kitapları yazanların, basanların kitapların içeriğinden haberi yok mu? Yoksa içeriğine vakıf olmadığınız, hatta itikad etmediğiniz kitapları başka yerlerden alıp yazıyor ve basıyor musunuz?


Alıntı yapılan:  Darimi
Diyorsunuz ki:Şimdi asıl mesleği doktorluk olan ve asla ne ilmi seviye olarak ne de akide olarak bu âlimlerin seviyesinde olmayan bir kişi hangi usulle İbn Teymiyenin ve diğer saydığımız âlimlerin hatasını tesbit edecektir? Siz bu âlimlerin hatalarını ancak başka bir selefi âlimden nakil yaparak açıklayabilirsiniz.
 
 Cevabımız: Sen kimi kastediyorsun? Kastettiğin kişiyi tanıyor musun? Onun hakkında ne biliyorsun? Biraz adaletli davranalım.
Bilmediğin biri hakkında cahilce konuşma.Eğer kast ettiğin kişi hakkında sağdan soldan elde ettiğin yalan yanlış duyumları bir kenera bırakırsan göreceksin ki elinde bu kimse hakkında hiçbir şey kalmaz.
İbni Teymiyye bu konuda hatalı mı değil mi?
 Hala İbni Teymiyye'nin sözünü anlamıyorsunuz, aleyhinize olan sözü lehinize olarak naklediyorsunuz. Sonra filan kişinin ilmi bu dereceye ulaşmamış diyorsunuz. Siz daha okuduğunuzu bile anlamıyorken kişinin ilmî derecesini nasıl anlayacaksınız? Bir kişi doktor olduğu zaman sadece doktorluk mu biliyor demektir? Büyük müçtehitlerden aynı anda doktor olanlar yok mu? Bu sözler üzerinde fazla durmak istemiyorum.

Gerçekten sana şu doktorluk meselesinde söylenecek çok şey var da polemik oluşturmamak için ben de durmak istemiyorum. Hadi biz okuduğumuzu anlamıyoruz da görünen o ki siz değil okuduğunuzu, yazdığınız kitabı anlamaktan acizsiniz. Birisi aynen sizin kitabınızda yazan bir şeyi buraya aktardığında ona hücum ediyorsunuz fakat kitap sizi yalanlıyor! Gidin bana sorduğunuz soruları kitabın yazarına sorun! Size izah etsin İbn Teymiyye’nin bu fetvalarından Tatar ordusuna katılanları tekfir ettiğini nasıl çıkardığını!

İbn Teymiyye'nin Tatar fetvası ile alakalı söyleyeceklerimiz şimdilik bunlardır. Vallahu a'lem.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
15 Yanıt
3348 Gösterim
Son İleti 30 Kasım 2017, 22:02
Gönderen: İbn Teymiyye
10 Yanıt
4449 Gösterim
Son İleti 30 Haziran 2018, 01:34
Gönderen: İbn Teymiyye
4 Yanıt
1953 Gösterim
Son İleti 28 Eylül 2017, 22:06
Gönderen: Tevhid Ehli
7 Yanıt
1132 Gösterim
Son İleti 06 Ekim 2018, 22:36
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
258 Gösterim
Son İleti 13 Kasım 2018, 05:10
Gönderen: Tevhid Ehli