Tavhid

Gönderen Konu: ZULMÜN AŞAĞISINDAKİ ZULÜM (ZULMUN DUNE ZULM)  (Okunma sayısı 125 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 18
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İbni Hacer el-Askalânî rahimehullah

Fethu'l-Bârî, Polen Yayınları 1.cilt sayfa: 116-117

ZULÜMDEN ZULÜME FARK VARDIR

بَاب ظُلْمٌ دُونَ ظُلْمٍ

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ ح قَالَ وحَدَّثَنِي بِشْرُ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ عَنْ شُعْبَةَ عَنْ سُلَيْمَانَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنْ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} قَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيُّنَا لَمْ يَظْلِمْ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ}




Abdullah'tan radiyallahu anh rivayet edilmiştir:

“İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya...” (En'am 6/82) ayeti indirilince Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem ashabı: "Hangimiz zulüm etmemiştir ki!" dediler. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Şüphesiz ki şirk büyük bir zulümdür." (Lokman, 31/13)

AÇIKLAMA

“Zulümden zulüme fark vardır" ifadesi biri diğerinden daha hafif olan zulüm anlamına gelir. Bu konunun delil olma yönü şudur: Sahabe ilk âyetteki zulüm ifadesini genel anlamda bütün günahlar şeklinde anlamışlardır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onların bu anlayışını yadırgamamıştır. Ayet ise onlara zulüm türlerinin en büyüğünün şirk olduğunu açıklamıştır.

Hattâbî şöyle demiştir: "Sahabenin anlayışına göre "şirk" zulüm olarak adlandırılamayacak kadar büyük bir günahtı. Dolayısıyla ilk âyetteki zulüm kelimesini şirk dışındaki diğer günahlara yordular. Bunun üzerine ikinci âyet indi". Bu tartışılır. Bana göre sahabe zulüm kelimesini genel anlamda anladılar. Buna şirk ve diğer günahlar da dahildir. Buhârî'nin âyeti delil getirme tarzı da bunu göstermektedir.

Muhammed b. İsmail et-Teymî hadisin şerhinde şunları söylemiştir: İmanın şirkle karıştırılması düşünülemez. Bu durumda âyetin anlamı "iman ettikten
sonra inkâra düşmeyenler" yani irtidat etmeyenler şeklinde olur. Bu âyette “iman ve küfrü, zahir ve batın olarak bir araya getirmeyenler" yani münafık olmayanlar kasdedilmiş de olabilir. Bu en güçlü görüştür. Bu sebeple Buhârî bu konudan sonra "münafıkların alâmetleri" konusunu getirmiştir. Bu, onun kitabı tertibindeki ustalığını ortaya koymaktadır.

Hadisten Çıkanlan Sonuçlar

* Tahsis delili ortaya çıkıncaya kadar âyet ve hadislerin genel anlamını esas almak gerekir.

* Olumsuz cümlede kullanılan belirsiz isim, genellik ifade eder. Hass âmmı tahsis eder, mübeyyen mücmeli beyan eder.

* Çelişkiyi giderme maslahatı sebebiyle âyet-hadislerde geçen sözcükler zahir anlamının dışındaki anlamlara yorulabilir.

* Zulmün çeşitli dereceleri vardır.

* Günahlara şirk denmez.

* Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayanlar güven içinde olurlar, doğru yolda olanlar da onlardır. Şu sorulabilir: İsyankâr kişiye de azap edilebilir. Bu durumda güven ve doğru yolda olmak nasıl söz konusu olabilir?

Bunun cevabı şudur: Bu kişi cehennemde ebedî olarak kalmaktan güven içinde, cennete gitme konusunda da doğru yoldadır.
Muhammed bin Abdulvehhab (rahimehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: «Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.»  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)