Tavhid

Gönderen Konu: TEVHİD EHLİYLE İNSANLAR ARASINDAKİ İHTİLAFIN SEBEBİ NEDİR?  (Okunma sayısı 151 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 19
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Abdulaziz b. Suud’dan, Yâkût kardeşe...

(Ed-Duraru’s-Seniyye fi’l-Ecvibeti’n-Necdiyye, (1/291-294), Türkçe Baskı, Varakat Yayınları)


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

          “Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’adır. Bundan sonra inkâr edenler hala Rablerine denk tutmaktadırlar. O, sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel tayin edendir. Bir de O’nun katında belirlenmiş bir ecel (kıyamet) vardır. Sonra siz şüpheye düşüyorsunuz. O, göklerde de yerde de Allah’tır. Gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da...” (En’âm, 1-3)

          Abdulaziz b. Suud’dan, Yâkût kardeşe... Allah onu afetlerden güvende kılsın. Ona baki kalacak salih ameller işletsin. Bundan sonra: Mektubun bize ulaştı. Allah da seni rızasına ulaştırsın. İyi olduğunu söylemen sebebiyle sevindim. Bunun için Allah’a hamdolsun. Sen azimli davran ve Allah’a tevekkül et. Zira her nefsin bir gelmesi bir de gitmesi vardır. Sen geldiği zamanı yakala ve Allah’tan yardım iste. Allah (subhânehû ve teâlâ) şöyle buyurmaktadır:

          “Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde birçok gidecek yer ve genişlik bulur.” (Nisa, 100)

          Bize, San’â bölgesinin valisi Ahmed b. eş-Şerîf Abbâs’ın bu dine yöneldiği, bu dini tanıyıp sevdiği zikrediliyor. Aynı şekilde ilim talebelerinden bazı kimselerin tevhidi tanıdıkları, ona şahit oldukları ve Allah’a şirk koşmayı reddettikleri zikrediliyor. Şu durumda senden beklenen, insanlara karşı yumuşak davranman, onları Allah’a davet etmen ve Allah (subhânehû ve teâlâ)’nın şu buyruklarını hatırında tutmandır:

          “Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?...” (Fussilet, 33-36),

          “De ki: Bu benim yolumdur. Ben ve bana tabi olanlar basiret üzere Allah’a davet ediyoruz.” (Yusuf, 108)

          Ayrıca hadiste geldiği üzere, doğru sözlü olan ve doğrulanan Zat (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hayber'in fethedildiği gün sancağı Ali (radıyallâhu anh)'a verdiğinde şöyle demişti: “Onların sahasına girinceye kadar sukûnetle yürü. Sonra onları islam’a davet et. Onlara Allah'ın onlar üzerindeki haklarını bildir. Allah'a yemin ederim ki, Allah’ın senin elinle bir adamı hidayete iletmesi, senin için kırmızı develerden daha hayırlıdır."

         İslam’ın esası ve başı ise Allah'ı ibadette birlemektir. İbadet kulun fiilleridir. Yoksa Allah Teâlâ’nın fiilleriyle ilgili değildir. Zira herkes Allahı, yaratma, rızıklandırma, yaşatma, öldürme, işleri çekip çevirme gibi fiillerinde birlemekte, bunların Allah'ın fiilleri olduğunu itiraf etmektedir. Öyle ki Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in savaştığı kâfirler bile zor zamanlarında ibadeti Allah’a has kılıyorlardı. Nitekim Allah (subhânehû ve teâlâ) bu durumu şöyle bildirmektedir:

          “Gemiye bindikleri zaman ibadeti Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Allah onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakmışsın şirk koşuyorlar.”
(Ankebut, 65)

          Günümüzde şirk, insanların çoğunun üzerinde hakim olmuştur. Dua, kurban kesme, adak adama gibi ibadetler Allah'tan başkasına yöneltilir olmuştur. Tevekkül, korkma ve ümit etme gibi ibadetler Allah’tan başkasına sarf edilir hale gelmiştir. Şeyh -Allah onu affetsin- onlara karşı çıktığında ise onu bidatçilikle suçlamışlar, onun hâricî olduğunu söylemişler ve ona çok büyük iftiralar atmışlardır. Onun durumu tıpkı Muhammed b. İsmâil es-San’ânî’nin dediği gibidir:

          Onun hiçbir suçu yoktu
          Düğümlerin bağlanması ve çözülmesi konusunda
          Allah’ın sözünü hakem kılmaktan başka


          Diğer beyitlerde de şunlar geçmektedir:

          Her söz kabul edilecek diye bir şey yoktur
          Kesinlikle reddedilmeyecek bir söz yoktur
          Ancak Rabbimizden ve Resulû’nden gelenler başka
          İşte bu reddedilemeyecek sözdür, ey adam!
          İnsanların sözlerine gelince...
          Onların doğruluğu delillerine bağlıdır

          Şunu bilmelisin: Biz insanlarla, farzlardan ya da haramlardan herhangi bir şey hakkında ihtilaf etmedik. İnsanlarla bizim aramızda vuku bulan ihtilaf; Allah’ın hakları konusunda, ibadetin yalnızca tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’a has kılınması konusunda, Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hakları konusunda, emrettiği ve sakındırdığı şeyler hakkında O’nu tasdik etmek ve O’na itaat etmek konusundadır.

          Sana, Allah (subhânehû ve teâlâ)’nın Kehf Suresi’nin sonunda zikrettikleri yeter:

          "De ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Fakat bana ilahınızın  tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Şu halde kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın!" (Kehf, 110)

          Aynı şekilde Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Bizans hükümdarı Herakliyus’a yazdığı mektuptaki ayet de sana yeterli gelir. O (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle yazmıştı: “Bundan sonra: Müslüman ol, selamette ol. Allah sana mükâfatını iki kat versin. Eğer yüz çevirirsen, çiftçilerin (Bizans halkının) günahı da senin boynunadır. "Ey Kitap Ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan söze gelin: Yalnızca Allah’a ibadet edelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Birbirimizi Allah’ın dışında rabler edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse "Şahit olun ki biz müslümanlarız" deyin." (Ali İmran, 64)

          Fakat durum el-Cinni’nin dediği gibidir:

          Eğer O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün ortada olmayan bir şeyi söylese
          O şey hemen o günün öğlen saatlerinde ya da yarınında ortaya çıkar


          O (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizden Öncekilerin yolunu karış karış takip edeceksiniz. Öyle ki, bir keler deliğine girseler siz de gireceksiniz.” Kendisine “Onlar yahudiler ve hristiyanlar mıdır, ey Allah’ın Resulû?” diye sorulduğunda ise “Başka kim olacak?” diye cevap vermiştir.

          Başka bir hadiste de Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Birisi hariç hepsi cehennemdedir.” “O birisi kimlerdir, ey Allah’ın Resulû?” diye sorulduğunda ise “Bugün benim ve ashabımın bulunduğu şey üzere olanlardır.” diye cevap vermiştir.

          Yine O (sallallâhu aleyhi ve sellem) başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden bir topluluk putlara tapmadıkça, yine ümmetimden bir topluluk müşriklere katılmadıkça kıyamet kopmaz.”

          Adetler insanlar üzerinde çok etkilidir. Çirkini güzel gösterir. Peygamberlere de adetlerden daha büyük bir şey düşmanlık etmemiştir. Allah (subhânehû ve teâlâ) müşriklerden hikayeten şöyle buyurmaktadır:

          “Biz atalarımızı bir din üzere bulduk ve biz onların izlerini takip ediyoruz.” (Zuhruf; 22),

          “Biz onların izlerine uyuyoruz.” (Zuhruf, 23),

          “Onlar, onların (atalarının) izleri üzerinde koşturup duruyorlardı.” (Saffat, 70)

          Şimdi ben sana, San’â ulemasına karşı yumuşak davranmanı ve onlara bu mektubu okumanı kesin bir şekilde emrediyorum.
Muhammed bin Abdulvehhab (rahimehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: «Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.»  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1783 Gösterim
Son İleti 25 Kasım 2015, 14:05
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
1551 Gösterim
Son İleti 19 Haziran 2015, 20:25
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2104 Gösterim
Son İleti 15 Ekim 2015, 02:45
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1476 Gösterim
Son İleti 05 Aralık 2015, 07:36
Gönderen: Tavhid.org
0 Yanıt
1149 Gösterim
Son İleti 07 Ekim 2016, 03:05
Gönderen: İbn Teymiyye