Tavhid

Gönderen Konu: BİZ ASLA KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİMİZE DAVET ETMİYORUZ!  (Okunma sayısı 379 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 19
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Muhammed b. Abdulvehhab rahimehullah

(Ed-Duraru’s-Seniyye fi’l-Ecvibeti’n-Necdiyye, (1/63-66), Türkçe Baskı, Varakat Yayınları)



          Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e tâbi olan ve duruma da vakıf olan kardeşlerin de bildiği üzere; İbn Sayyâh bana hakkımda söylenen şeyleri sormuş, benden bunlar hakkında bir cevap yazmamı talep etmişti. Ben de şunları yazdım:

          Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Bundan sonra: Müşriklerin hakkımda ileri sürdükleri, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e salavat getirmeyi yasaklamak, “Eğer gücüm olsa Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in üzerindeki kubbeyi yıkardım” demek, salihler hakkında ileri geri konuşmak ve onları sevmekten sakındırmak gibi iddiaların hepsi yalan ve iftiradır. Bu iftiraları, Şemsân’ın ve İdris’in çocukları gibi insanların mallarını batıl yollarla yemek isteyen şeytanlar uydurmuşlardır. Onlar insanların salihlere adakta bulunmalarını, onları aşırı bir şekilde yüceltmelerini, onların kabirlerinin yanında yalvarıp yakarmalarını isteyen kimselerdir. Aynı şekilde kendisini Abdulkâdir Geylânî rahimehullah'a nispet eden şeytanın dervişleri de bu kimselerdendir. Ali b. Ebî Talib radıyallâhu anh Rafızîler’den nasıl uzak ise, Abdulkâdir Geylânî de bu kimselerden uzaktır.

          Evet, bu kimseler baktılar ki, insanlara peygamberlerinin emrettiği şeyi, Allah’tan başkasına ibadet etmemelerini emrediyorum. Abdulkâdir’e dua eden kimsenin kâfir olduğunu ve Abdulkâdir’in o kimseden berî olduğunu söylüyorum. Aynı şekilde salihleri veya peygamberi aşırı bir şekilde öven, onların kabirlerinin yanında yalvarıp yakaran, onlara secde eden, onlara adak adayan, Allah’ın kullar üzerindeki hakkı olan ibadetin herhangi bir çeşidini onlara yönelten, Allah’ın ve Rasulü’nün buyruğunu öğrendikten sonra bütün bunları çirkin görmeyen, aksine onaylayan ve güzel gören kimselerin de kâfir olduğunu söylüyorum.

          Bunları kötü görmeyen kimseye gelince, o iki şey arasındadır. Eğer, Allah ve Rasulü bunların küfür olduğunu bildirdiği halde, salihlere dua etmenin, onlardan yardım istemenin, onlara adak adamanın, kişinin onların yolunda derviş olmasının güzel olduğunu söylüyorsa; bu kimse Allah ve Rasulü’nü yalanlamakta ısrar ediyor demektir. Bu kimsenin de küfründe hiçbir kapalılık yoktur. Bu kimse hakkında diyecek bir sözümüz de yoktur.

          Bizim sözümüz Allah’a ve ahiret gününe iman eden, Allah’ın ve Rasulü'nün sevdiğini seven, Allah'ın ve Rasulü’nün buğzettiklerine buğzeden, fakat şeytanların dini konusunda kafasını karıştırdığı cahil kimse hakkındadır. Bu kimse salihlere itikad etmenin hak olduğunu zannetmektedir fakat bunun sahibini cehenneme sokan bir küfür olduğunu bilse bunu yapmayacaktır. İşte biz böyle bir kimseye durumun hakikatini açıklayan açıklamalarda bulunuyoruz ve diyoruz ki: Müslüman üzerine vacip olan şey, Allah’ın ve Rasulü’nün emrini sorup öğrenmesi ve ona uymasıdır. Allah subhânehü ve teâlâ Kur’an’ı indirmiş, içerisinde sevdiği ve sevmediği şeyleri zikretmiş, bize dinimizi en mükemmel şekilde beyan etmiştir. Aynı şekilde peygamberlerin en faziletlisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem de bize dinimizi beyan etmiştir. Yeryüzünde, ashabının O’ndan daha çok sevdiği hiç kimse yoktu. O’nu kendilerinden ve çocuklarından daha fazla seviyorlardı. O’nun değerini biliyorlardı. Yine onlar şirkin ve imanın ne olduğunu da biliyorlardı.

          Eğer Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında müslüman bir kimse, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e dua etmişse, O’na adak adamışsa; ya da ashabından birisi vefatından sonra O’nun kabrinin yanına gelip O’ndan bir şeyler istemişse, O’nun kabrinin yanında yalvarıp yakarmışsa, O’na sığınmak için kabrinin yanına gelmişse; bil ki bu fiiller sahih ve güzel fillerdir. Bu konuda ne benim sözüme ne de başkasının sözüne bakma.

          Eğer yaptığın araştırma sonucunda Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in peygamberlere ve salihlere itikat eden kimselerden teberrî ettiğini, bu kimseleri öldürdüğünü, kendilerini ve çocuklarını esir aldığını, mallarına el koyduğunu, kâfir olduklarına hükmettiğini gördüysen; bil ki Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem haktan başka bir şey söylemez. Her bir mümin üzerine vacip olan. getirdikleri konusunda O’na uymaktır.

          Özetle: Eğer ben, karşı çıktığım şey konusunda, yani Allah subhânehü ve teâlâ’dan başka kimseler hakkında Allah subhânehü ve teâlâ'dan başka kimse için caiz olmayan itikatlar besleme konusunda söylediğim herhangi bir şeyi kendi hevamdan söylediysem; onu çöpe at. Kendisiyle amel edilmeyen bir kitaba dayanarak söylediysem, onu çöpe at. Kendi mezhebimin âlimlerine dayanarak söylediysem, onu çöpe at. Fakat söylediğim şeyi, Allah’ın ve Rasulü’nün buyruklarına, her mezhebin âlimlerinin vardığı icmaya dayanarak söylediysem; Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, bulunduğu zamandaki ve beldedeki insanların çoğunluğunun söylediklerimden yüz çevirdiğini ileri sürerek söylediklerimden yüz çevirmesi caiz olmaz.*

          Bil ki, Allah’ın ve Rasulü’nün buyruklarında söylediğim şeylerin delilleri çoktur. Fakat ben sana diğer delillere de işaret eden tek bir delil zikredeceğim. Allah subhânehü ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

          “De ki: Allah’ın dışında ilah olduğunu iddia ettiklerinizi çağırın bakalım. Onlar sizden sıkıntıyı ne giderebilirler ne de değiştirebilirler. Onların dua ettikleri de, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar.” (İsra, 56-57)

          Müfessirler bu ayetlerin tefsirinde şunu aktarmışlardır. Bir topluluk İsa ve Uzeyr (aleyhimusselâm)’a dua ediyorlardı. Bunun üzerine Allah (subhânehü ve teâlâ) şöyle buyurdu: “Siz nasıl benim kullarımsanız onlar da benim kullarımdır. Sizin rahmetimi ümit ettiğiniz gibi onlar da rahmetimi ümit ederler. Sizin azabımdan korktuğunuz gibi onlar da azabımdan korkarlar.”

          Ey Allah’ın kulları! Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in savaştığı kâfirlerden bahseden Rabbiniz tebareke ve teâlâ’nın kelamı üzerinde düşününüz! Allah subhânehû ve teâlâ’nın onları kendisi sebebiyle tekfir ettiği dinleri, salihlere dua etmek idi. Değilse kâfirler Allah’tan korkuyor, O’na ümit besliyor, haccediyor ve tasaddukta bulunuyorlardı. Fakat onlar salihlere bağlanıp onlara dua etmeleri sebebiyle kâfir oldular. Onlar “Biz bunlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye, bizim için Allah katında şefaat etsinler diye dua ediyoruz” diyorlardı. Nitekim Allah subhânehû ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

          “O’nun dışında velî edinenler derler ki: Biz bunlara ancak bizi Allah’a yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz." (Zümer. 3).

          “Allah’ı bırakıp da kendilerine ne bir zarar ne bir fayda verebilecek şeylere ibadet ederler ve derler ki: Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.”
(Yunus, 18)

          Öyleyse ey Allah'ın kulları! Allah subhânehü ve teâlâ kitabında kâfirlerin dinlerinin salihlere bağlanıp onlara dua etmek olduğunu zikrettiğine göre, kâfirlerin onlara bağlandıklarını, dua ettiklerini, yalvarıp yakardıklarını, bütün bunları onların kendilerini Allah’a yaklaştırmaları için yaptıklarını zikrettiğine göre, artık bu beyandan daha açık bir beyan var mıdır? Ayrıca Allah’ın peygamberlerinden bir peygamber olmasına rağmen İsa (as)’a bağlanıp dua eden, ona yalvarıp yakaran, onu aşırı şekilde yücelten kimse kâfir oluyorsa; el-Vâdî bölgesindeki Ebü Hadîde ve Osman köpekleri gibi, el-Harc bölgesindeki ve diğer bölgelerdeki köpekler gibi, insanların mallarını batıl yollarla yiyip Allah’ın yolundan alıkoyan şeytanlara bağlanıp onlara dua eden kimse hakkında ne düşünülür?

          Sana gelince, ey Allah’ın hidayet ettiği kişi! Sakın bu kimselerin salihleri sevdiğini zannetme. Aksine bunlar salihlerin düşmanlarıdır. Salihleri seven vallahi sensin. Çünkü bir topluluğu seven kimse onlara itaat eder. Şu halde kim salihleri seviyor ve onlara itaat ediyorsa, yalnızca Allah’a bağlanıp dua eder. Onları sevdiğini iddia ettiği halde onlara isyan eden ve onlara dua eden kimse ise, hristiyanlara ve rafızîlere benzemektedir: Hristiyanlar İsa (as)’a dua ederler ve onu sevdiklerini söylerler. İsa (as) ise onlardan beridir. Rafızîler de Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh’a dua ederler. Ali radıyallâhu anh ise onlardan beridir.

          Bu mektubu son bir söz ile noktalıyoruz. Diyorum ki: Ey Allah’ın kulları! Siz benim söylediklerime bakmayın. Kendiniz de fikir yürütmeyin. Her mezhebin âlimlerine Allah’ın ve Rasulü’nün buyrukları hakkında sorun. Size nasihat ediyorum: Salihlere bağlanıp onlara dua etmeyi zina ve hırsızlık gibi (dinden çıkarmayan büyük bir günah) zannetmeyin. Aksine o putlara tapmakla aynı şeydir. Bu fiili yapan kimse kâfir olur. Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de o kimseden beri olur. Ey Allah’ın kulları, düşünün ve öğüt alın! Vesselam.



* Şeyh (rh.a) burada cehaletten dolayı küfre düşmüş olan, İslam üzere olduğunu zanneden kimselere hitapta bulunmaktadır. Burada bu kimseleri müslüman veya mazeretli gördüğüne dair bir ifade yoktur. Anlatmak istediği şey ise ölülere dua etmek gibi fiillerin şirk olduğunu kendi şahsi reyiyle ya da bir alimin şahsi kanaatine dayanarak ortaya koymadığını, bilakis şeri delillere dayanarak bunu söylediğini izah etmektir. Buradan şeriatın bu şirk fiillere cevaz vermesine ihtimal verdiği neticesi çıkmaz, bilakis eğer buna dair bir delil olsaydı kabul etmemiz gerekirdi lakin bunun bir delili yoktur şeklinde karşı tarafı ilzam edici nitelikte konuşmaktadır. Bu tıpkı şu ayetteki istidlal usulüne benzemektedir: "De ki: Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum. Göklerin ve yerin Rabbi olan, Arşın da Rabbi olan Allah onların vasfettikleri şeylerden münezzehtir." (Zuhruf: 81-82) Bu ayetteki ifade, şirkin caiz olabileceği manasında değil, bilakis farzı muhal sizin dediğiniz gibi olsaydı ben Allahın peygamberi olarak bunu kabul etmekten geri durmazdım lakin böyle bir şey asla sözkonusu değildir anlamındadır. Vallahu a'lem.
Muhammed bin Abdulvehhab (rahimehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: «Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.»  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3344 Gösterim
Son İleti 25 Kasım 2015, 14:03
Gönderen: İbn Umer
1 Yanıt
2285 Gösterim
Son İleti 25 Aralık 2015, 00:42
Gönderen: Tavhid.org
0 Yanıt
1279 Gösterim
Son İleti 11 Kasım 2015, 17:22
Gönderen: İbn Teymiyye
15 Yanıt
2037 Gösterim
Son İleti 25 Ekim 2018, 03:16
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
1713 Gösterim
Son İleti 07 Nisan 2018, 03:11
Gönderen: Tevhid Ehli