Tavhid

Gönderen Konu: TASAVVUF VE DERVİŞLİK ADI ALTINDA YAPILAN ZINDIKLIKLAR!  (Okunma sayısı 240 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 689
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


MECMU'UL FETAVA

TASAVVUF VE DERVİŞLİK ADI ALTINDA YAPILAN ZINDIKLIKLAR!

ŞEYH'UL İSLAM İBNU TEYMİYYE (661-728H) (Allah O'na rahmet etsin)


(Kaynak: Türkçe külliyat 2.cilt.sayfa,127-134.Tevhid yayınları.)


İbn Teymiye' ye, her biri bozuk düşünceli kimselerden oluşan bir cemâatin durumu soruldu. Şöyle ki:


a-Bunlardan biri; Yûnus el-Kattâtî'nin. bağlılarını ve ve müridlerini, hesap gününün kötü akıbetinden ve acıklı azabından kurtaracağını iddia ediyor.

b- Bir diğeri ise: Ali el-Harirî' nin, kadınlar ve parlak gençler arasında bulunduğu zaman, erkeklik uzvunun kadınlık uzvuna dönüşme yeteneğine sahip bulunduğunu iddia ediyor.

c - Bir diğeri de; Peygamberlik dâvasında bulunarak şunu iddia ediyor ki, bir zaman gelecek, ortaya çıkacak; kendi dini ve şeriatı galip gelecek. Onun bu uğursuz şeriatına göre, kadınlar haram, livâta helâldir. İncir, badem, limon gibi bazı yiyecekler yasaktır. Ona tâbi olanlardan kimi namaz kılıyor, kimi namazı bırakmıştır. Bir çok günler, özel adamları O'nun etrafında toplanmaktadır.

İbn Teymiye buna şu cevabı verdi: Yûnus el-Kattâtî' nin kendisine tâbi olanları ve müridlerini hesap gününün kötü akıbetinden ve acıklı azabından kurtaracağı iddiasına şu genel cevap verilir:

Kim, herhangi bir şeyhin, müridlerini kıyamet günü azaptan kurtaracağını iddia ederse, kendi şeyhinin, Abdullah Oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'den üstün olduğunu iddia etmiş olur. Bunu diyen. Kimse tevbeye çağrılır; eğer bu sözünden vazgeçer ve tevbe ederse ne âlâ! Yoksa öldürülür.

Çünkü: Sahih hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu sabittir:

"Ey Fâtıma! Seni hiçbir şekilde Allah’ın azâbından kurtaramam. Ey Peygamberin halası Safiyye! Sana Allah(ın azabın)a karşı hiç bir faydam olmaz. Ey Peygamberin amcası Abbas! Senin için Allah'a karşı hiçbir şey yapamam. Ama kendi malımdan dilediğinizi benden isteyin» (Buhari, Vesaya 11 )

Yine sahih hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) (malının zekâtını vermeyenlerle ilgili olarak) şöyle buyurmuştur:

«Kıyamet günü, sakın içinizden biriniz, omuzunda böğüren bir deve olduğu halde karsıma çıkıp:   

—Yetiş ey Allah'ın Resulü! diye medet istemesin. Çünkü o vakit ben ona derim ki:

—Allah (ın azabın)dan ben seni hiç bir şekilde kurtaramam.

Dini sana tebliğ etmiştim»
(Buhârî, Zekât 3, Cihâd 189; Müslim, İmâra 24, 26, 28; Dârimî, Zekât 31; ibn Hanbel 3/426, 5/ 228,285)

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, buna benzer daha birçok sözleri vardır.

İmdi, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ehl-i beytine ve kendisine îman edip yardım eden ashabına: «Ben sizi Allah'ın azabından kurtaramam!» dediğine göre, nasıl olur da, nihayet Ashâb-ı Kirama en güzel şekilde tâbi olmaktan başka bir şey yapmak elinden gelmeyen bir Şeyhin, müridlerini azaptan kurtaracağı söylenebilir? Hem de, Allah'ın Kitabında ve Resûlüllah'ın sünnetinde, kıyametin dehşeti şu şekilde anlatılmışken:

«(Ey Habibim!) Hesap günü nedir biliyor musun? Evet, hesap gününün ne olduğunu biliyor musun? O gün, hiç kimsenin kimseye faydası olmayacak! O gün emir (yalnız) Allah'ındır»(İnfitar:17-19)
 
"Hiç kimsenin kimseye fayda veremeyeceği o günden korkun!” (Bakara 48)

Malûmdur ki, kıyamet günü peygamberlerin ve başkalarının şefaatten başka yapacakları bir şey yoktur. Sahih hadisle sabittir ki:

 «İnsanlar, şefaat etmeleri için Âdem'e gelecekler. O:

—Ben kendimi kurtarmakla meşgulüm-» diyecek. Sırasıyla Nuh, İbrahim, Müsâ ve İsâ Peygamberler de böyle diyecekler. Bunların ulu'l-azm peygamberler oldukları unutulmamalıdır. Yaratıkların en efdalidir bunlar. İsâ (aleyhisselam) diyecek ki

—Siz, Allah Teala'nın, geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışladığı Muhammed'e gidin.»


Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;

"Nihayet bana gelecekler. Ben Rabbimi görünce secdeye kapanacağım. O buyuracak ki:

—Ey Muhammedi Kaldır artık başını. Söylediğin dinlenilecek ve istediğin verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul olunacak.»

«Sonra benim için bir yer belirleyecek; oradakileri Cennete sokacağım»
(Buhari, Rikak 51 / Enbiya 3 ; Müslim, iman 322,326)

Yaratıkların en faziletlisi olmasına rağmen O, Rabbini görünce hemen şefaate kalkışmıyor da secdeye kapanıyor; O'na hamd ediyor. Sonra Allah O'na şefaat izni veriyor ve cennete girecek olanlar için O'na bir yer belirtiyor. İşte bu hâdise, Allah'ın:

«Kimmiş O'nun izni olmadan, huzurunda şefaat edecek” (Bakara 255) tarzındaki âyetlerini tasdik etmektedir.   

Meleklerin, peygamberlerin ve mû'minlerin şefaat edecekleri sahih hadîslerle sabittir. Ancak Allah'ın izniyle ve belli ölçüde. Yani, şefaatçinin tercihine bırakılmış bir iş değil. Bu, şefaat edeceği bilinenler hakkında bir durumdur.

Bir kimse: «Şüphesiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün müridlerini (tüm inanları) ateşten kurtaracaktır» dese yalan söylemiş olur. Çünkü, ümmetinden ateşe girecek olanlar vardır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onlar hakkında şefaatte bulunacaktır. Şeyhlere gelince, onların şefaatleri, Hz. Peygamberinki gibi değildir. Salih kişiyi Allah dilediği kimseler hakkında şefaatçi kılabilir. Ayrıca, şefaat ancak îman ehli için olacaktır.

Gelelim Şeyh Yûnus'un bağlılarına: Bunların çoğu Allah ve Resulüne küfrediyor ve beş vakit namazı, Ramazan orucunu, Kâ'be-i Muazzama'ya hacci kabul etmiyor, Allah ve Resulünün haram kıldıklarını haram saymıyorlar. Bilâkis, Allah'a, Resulüne, Kur'an'a ve İslâmiyet'e dâir bir takma sövgûleri (küfürleri) vardır kî, bunları bilenler biliyor.

Bunların içinde yer alan câhil halk tabakası ise, onların iç yüzünü bilmemektedir. Bu avam kısmının İslâm anlayışları, diğer müslümanlarınki gibi olup, İslâmı Şeyh Yûnus' un taraftarlarından değil, diğer müslümanlardan öğrenmişlerdir. Şeyh Selûl, Cehlân, Sahbânî ve diğerleri gibi havas ise, namazın farziyetine inanmazlar; hattâ Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in peygamberliğini bile kabul etmezler.

Kuceli ve benzerlerinin şiirlerinde. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Kur'an ve İslâm hakkında, Yahudi ve Hıristiyanların bile rıza göstermiyecekleri sövgüler yer almaktadır. Bazıları, bu şiirlerin Yûnus'a âit olduğunu, bazılarıysa Yünus'a ait olmayan isnatlar olduğunu söylüyor. Ancak, şurası açıkça görülmektedir ki, bu kimseler küfür söylemekte ve bununla vecde gelmektedirler. İçlerinden biri yemeğe idrarını yaparak; «Oh! Yûnus ciğerimi ferahlatıyor. Bu, Yûnus'un gülsuyudur». gibi sözler söyledikten sonra bu sidikli yemeği helâl sayarak yerler, üstelik bunun bereket getirdiğini söylerler.

Şu sözler de onların küfürlerindendir: «İnsanları, helake düşmekten koruyan benim. Ben Rabbin içinde kendim için bir harem yaptım ve bu mahremiyet dairesinde ikamet ettim. İnsanları şaşkınlık vadilerinde terk ettim. Mûsâ'yi da Tûr'da bana secde eder bir halde bıraktım. Kıyamet günü yaratıkları fevc fevc görecek ve Nebisi olan İsâ'ya gelecek, o da onların ihtiyaçlarını giderecek.»

Onlar derler ki:

«Gelin camiyi yıkıp meyhane, minberi kırıp zünnâr yapalım. Kâğıtları (Kur'an sayfalarını) yırtıp tambura, Kadı'nın sakalını yolup tamburaya tel yapalım. Arşa çıkıp oturunca Arş çatırdadı, 'ey Muhammed' diye bağırınca un ufak olup gitti. Yedi deniz heybetimden çalkalandı durdu.»


Daha burada zikredemeyeceğimiz bundan beter nice saçmalıklar ve «Allah'ın çocuğu vardır», diyenlerin sözlerinden daha büyük nice küfürler.»

«Kadınların arasına girdiğinde, tenasül organı dişi organı haline gelen şeyhler var” sözüne gelince: uydurulmuş bir yalandır. Bahsedilen bu şeyhin tarikatında, İslama aykırı bir takım çirkin şeyler vardır; îslâmı bilenlerce ma'lûmdur. Onun adamları, ondan yazdıkları bir sürü küfriyyât nakletmektedirler. Meselâ şu söz ondan nakledilenler arasındadır: «Şayet yetmiş peygamberi öldürmüş olsam yine günahkâr olmam.» Halbuki, bir peygamberi öldürmenin, kâfirliğin en büyüğü olduğu ma'lûmdur. Ayrıca Resûlüllah'ın şu hadisi vardır:

"Kıyamet günü insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanı, bir peygamberi öldüren veya bir peygamber tarafından öldürülen kimsedir.»


Şayet: «Şeyh, yaratılış ve kaderdeki gerçeği (levh-i mahfuzdan) görerek bunu söylemiştir. Çünkü kulların fiillerini yaratan Allah'tır» denilecek olursa, bununla: «özrü kabahatinden büyük olma» durumuna düşülmüş olur. Çünkü, eğer kader hüccet olsaydı, İblis, Fir'avun ve benzerleri, ne dünyada, ne de âhîrette kınanmazlardı. Kaderi hüccet olarak ileri süren bu kimseye biri saldıracak olsa, kızar ve onunla vuruşur. Şayet kader hüccet ise, (Allah'ın) irade ettiğini yapmak için hüccettir, şayet hüccet değilse ona dayanıp insanlara eziyet etmek için hüccet değildir. Bu durumda kader, Allah'ı ve Resulünü inkâr için hiç hüccet olur mu?

Âdem'in Musa'ya karşı kaderi hüccet olarak ileri sürmesinin sebebi, başına gelen bir musibetten Mûsâ'nın onu sorumlu tutup kınamasından dolayıdır. Yoksa Mûsâ onu Allah Teâlâ'ya karşı günah işlemesinden dolayı kınamış değildir, çünkü Âdem (aleyhisselam) tevbekâr olmuştu ve tevbekâr hiç günah işlememiş kimse gibidir. O Âdem'e: 'Bizi ve kendini neden cennetten çıkardın', demiş, o da: 'Ben yaratılmadan kırk yıl önce alnıma yazılan bir işten ötürü mü. beni kınıyorsun?' diye cevap vermiş ve bu suretle tartışmadan. Âdem galip çıkmıştı.
Aynen bunun gibi, babası ve başkaları tarafından başına musibet gelen herkese böyle davranması, ve kendini kadere teslim etmesi emredilir. Nitekim: «Hiç bir musibet başa gelmez ki, Allah'ın, izniyle olmasın...(Teğabün 11)  buyurulmuştur. Alkame'ye göre bu âyetle başına musibet gelen kişi kastedilmiştir. Bu kişi bunun Allah'tan olduğunu bilir, rıza ve teslimiyet gösterir.

Günah meselesine gelince, kul bunu işlememek mecburiyetindedir, eğer işlerse tevbe etmek, zorundadır. Tevbe eden ve pişmanlık duyan, atası Âdem'e benzer. Israr edip kaderi delil gösteren İblis'e benzer. Yüce Allah,.«(Ey Resulüm) sabret, Allah'ın sözü gerçektir...»"(Mü'min;77) buyurmuştur.

Mü'min musibete sabretmek, günah ve kusurlarından tevbe etmekle emrolunmuştur.»   

Peygamberlik iddia eden, kadınlarla evlenmeyi haram kılarak erkeklerle ilişkiyi mübahlaştıran ve daha benzeri şeyler kendisinden nakledilen kişiye gelince, ondan söz etmeye gerek bile yoktur. O, bir kafir, pis bir mürteddir. O ve ona uyanların katli, müslümanların icmâıyla vaciptir. Böyle birine ya islâm anlatılır ve Allah kendisine hidâyet nasip eder, yahut da kendisine had uygulanarak öldürülür. Kim bu ikisinden birine güç yetirirse onu yapması lâzımdır; kim de, her ikisini yapmaktan âciz kalırsa, bilinmelidir ki Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez. Ancak şurası bilinmelidir ki, iyiyi emredip onu benimsemek ve kötüye buğzedip ondan nefret etmek ve bu emir ve nehiyleri kudreti nisbetinde yerine getirmek, İslâmi bir borçtur. Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

«Sizden kim bir münker görürse, ona eliyle mâni olsun. Eliyle mâni olamazsa diliyle, diliyle de mâni olamazsa kalbiyle mâni olsun. Bunun ötesinde artık zerre kadar İman yoktur.»

Allah Sübhânehû ve Teâlâ her şeyi en iyi bilendir.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2696 Gösterim
Son İleti 22.01.2016, 21:41
Gönderen: Tavhid.org
0 Yanıt
1319 Gösterim
Son İleti 05.07.2016, 06:41
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
1356 Gösterim
Son İleti 18.08.2015, 03:32
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
2012 Gösterim
Son İleti 24.05.2018, 16:53
Gönderen: Tevhid Ehli