Tavhid

Gönderen Konu: TEHAKUM (HÜKÜM İSTEME) VE TEZALUM (ZULMÜ DEF ETME) ARASINDAKİ FARK!  (Okunma sayısı 346 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1730
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.
Ben (...). Dinimi öğrenmeye çalışıyorum.
Sitenizden bir süredir faydalanıyorum. Teşekür ederim. Bir çok sorumun cevabını burada gördüm.
Tağuta muhakeme konusunda bir çok farklı fikirlerin ortaya atıldığı bir ortamda bazı kavramların iyi anlaşılmasının gerektiğini düşünüyorum.
Tazallum yani zulme maruz kalan kişinin halini güç yetirecek birine açıp yardım istemesi ve Tahakkum insanların ihtilaf ettiği konularda kendilerine bir hakim seçip hüküm beklemeleri olduğunu biliyorum.
Bu kısımda bir yanlış anlaşılma varsa düzeltmenizi umuyorum.
Sorum şöyle. Günümüz mahkeme ve muhakemelerini bir kenara koyarak eski dönemlerdeki yasama ve yargı gücünü elinde tutan tağutları baz alarak soruyorum.
Bir tağut var. Bu tağuttan biz zulme maruz kaldığımız zaman bize yardım etmesi için gidebiliyoruz. Bunun örneklerine bakarak bir takım kişiler tağuta muhakemeyi caiz görmeye çalışıyorlar. Ben onlardan değilim hamdolsun.
Biz bu tağuta gidip senin ülkende ticaret yaptım. Fakat ürün verdiğim bir kişi benim paramı vermedi. Dediğimiz zaman bu söz ondan yardım istemek olup caiz oluyor.
Araştırdığım kadarıyla mekkeli müşriklerin necaşiye gitmeleri de buna benzer bir durum. Yani necaşiye bir muhakeme için başvurmayıp ondan yardım almak için gittikleri söyleniyor.
Ama bu tağuta gidip falanca kişi ile aramda bir ihtilaf var. Aramızda bu sorunu çöz ve hüküm ver dediğimiz zaman tağuta muhakeme olmak istemiş oluyoruz.

İşte işler burada karışıyor.
Biz karşımızdaki tağuta ilk cümleyi söyleyip yardım istesek de ikinci cümleyi söyleyip hüküm istesek de tağutun yapacağı şey aynı olacak.

Önce bana soracak. Bu adam kim sana nasıl zulmetti diye. Sonra bahsedilen adamı çağıracak ona soracak böyle böyle yaptın mı diye? Sonra da ifadeleri dinleyip aramızda bir karara varacak. Belki bana paramı verip karşı tarafa da ceza verecek veya vermeyecek. Sonuçta ben hangi cümleler ile o tağuta gidersem gideyim mutlaka bu bahsettiğim süreçler yaşanacak.
Ama benim başvurum iki farklı şekilde gerçekleşebilirdi.
Bana yardım et veya bize hüküm ver şeklinde iki farklı cümle tağut tarafından aynı anlaşılıp işi dediğim şekilde sürdürecek.

Şimdi bu durumda tazallum ile tahakkumun pratik olarak ne farkı var?

Tağuta gidip yaşadığın zulumden dolayı yardım istemeye caiz diyen kişiler acaba tağutun hiç bir şey sormadan "ya öyle mi ? Demek malını alıp para vermediler. Tamam o adamdan paranı alalım"

deyip hiç bir şekilde sorgu sual olmadan zulmun kaldırılacağını mı kast ediyorlar?

Yok yardım istenen tağutun dediğim şekilde bir sorgulama ve arada hüküm verme sürecine gireceği biliniyorsa bu şekilde yardım istemek caiz olur mu?

 Adı yardım istemek gibi görünse de bu da aslında bir muhakeme olmuyor mu?

Necaşiye giden kişiler hakkında iki farklı görüş var. Bir grup mekkeli müşrikler davacı oldu diyor bir grup yok onlar sadece yardım istediler diyor. Şimdi bu olay bir dava açma olayı mı yoksa yardım istemek mi? Ve en önemlisi neden, aradaki fark ne? 

Sorduğum insanlar genelde sorumun bir kısmına bir cevap veriyorlar ama diğer sorular havada kalıyor. Ben bu tazallum ile tahakkumun şekil itibarıyla farkını anlayamıyorum. Cevap almak istediğim sorular metin içersinde belirttim.
Bir çok sorularınızın olduğunu tahmin ediyorum. Vaktinizi ayırıp cevap verdiğiniz için gerçekten teşekür ederim.

Bismillahirrahmanirrahim,

Evvela size tavsiyemiz bu tarz muayyen meselelerden önce gerek bizim peygamberimiz gerekse diğer rasullerin ortak daveti olan La ilahe illallah kelimesinin delalet ettiği mana üzerinde yoğunlaşmanızdır. Şu adreste yapılan tavsiyelere kulak vermenizi ve tevhidi sahih kaynaklardan öğrenmenizi herkese olduğu gibi size de tavsiye ediyoruz. http://www.almuwahhid.org/makale.php?id=17   Bu dediğimiz şeyi önemseyin, kişide tevhide dair marifet yani bilgi olsa ve bu meseleyi oraya götürse mesele kendiliğinden çözülür. Tabi burada avamın yanı sıra davetçilerin de kabahati vardır. Bugün Türkiye’de, Azerbeycan’da, Suriye’de vs’de faaliyet gösteren birtakım cemaatler tevhidi bırakmışlar, bu bahsettiğiniz tezalüm tehaküm gibi birkaç muayyen mesele üzerine davetlerini inşa etmişler ve de tevhidi bilmeyen insanlara –ki kendileri de zaten bilmiyor- bunları anlatarak milleti Müslüman yaptıklarını zannediyorlar. Bu bahsettiğiniz konuyu La ilahe illallah kelimesine götürseniz cevabı gayet basittir. İlah kendisine ibadet edilen demektir ve tehakum veya muhakeme yani ihtilafı hakime götürmek, bir kimseyi veya bir kanunu ihtilafı çözecek mutlak otorite olarak tayin etmek de bir ibadettir. Çünkü bu şekilde ihtilafları kesin çözüme bağlamak ancak Rabbin sıfatıdır. Rabbin hükümleriyle hükmetmeyen, Onun hükmünden başka bir hükme göre ihtilafları çözen bir hakime ihtilafı götürmek ise onu Rab ve ilah edinmek demektir yani şirktir. Allaha şirk koşmak ise hiçbir zaman ve mekanda caiz olacak bir iş değildir. Bu ne Yusuf as’ın şeriatında, ne Mekke döneminde caiz olacak bir şey değildir. Zira Allahu Teala asla kendisinden başka bir ilaha ibadet etmeye cevaz vermez. Bu surette ortaya çıkmış oluyor ki bir Müslüman, Necaşi kıssası veya başka diğer delil getirilen kıssalar hakkında hiçbir şey bilmese bile şunu bilir ki Müslümanlar tarihin hiçbir döneminde tağuta muhakeme olmamışlar, ihtilaflarını şirk kanunlarına göre çözmeye kalkışmamışlardır. Bunu bildikten sonra gerisi işin teferruatıdır. Yani Necaşi olayı tezalum mudur yani zulmü gidermek için yapılan bir başvuru mudur, talebi nusra yani yardım talebi midir vs. Bunları bilmek ziyade bir ilimdir, bilmeyenin ise imanına bir zarar gelmez. Hele ki bunu aydınlatamadı diye bir insan tevhidin kendisini, Rasullerin davetini sorgulamaya kalkışamaz. Bununla beraber ne Necaşi olayında ne diğer kıssalarda Allahtan başkasına hüküm verme yetkisi tanımak söz konusu değildir. Tağuta muhakemenin ne olduğunu iyi fıkhetmek gerekir. Tağuta muhakeme mutlak hüküm yetkisini ona tanımak ve şirk hükümlerinden ihtilafın çözümünü talep etmek demektir. Müslümanlar Necaşi’ye ülkesinde yaşamak için müracaat ettiler de ne yaptılar muharref Tevrat veya İncil’e göre aralarında hükmetmesini mi istediler? Bugün sen kafirden değil yardım, en ufak bir kalem dahi istesen elbette ki kalemi verip vermeyeceğini kendi aklında muhakeme edecek ve de kendi hevasına, küfür itikadına veya mevcut kanunlara uygunsa o kalemi verecektir. Ama onun o düşünceleri sadece kendisini bağlar, zira seni söz konusu şirk ahkamıyla ilzam edecek, bağlayacak bir şey sana dayatmıyor. Dolayısıyla mahkeme haricinde zulmü kaldırmak için başvurduğun bir tağutun kendi iç aleminde olayı muhasebe etmesi, hatta bunun mevcut kanunlara uygun olup olmadığını araştırması seni bağlamaz. Muhakeme ise böyle değildir. Muhakeme adı üzerinde ihtilafın çözümü için hakime müracaat etmektir ve muhakeme olan bütün tarafları bağlayıcı niteliktedir. Zira mahkemeye başvuran kimse açık bir şekilde ihtilafın mevcut kanunlara göre hallolması için başvurmaktadır ve kendisi üzerinde şirk hükümlerinin uygulanmasını kabul etmektedir. Mevcut beşeri sistemde dahi –işin neticesi dediğiniz tarzda aynı olsa bile- mahkeme yoluna gitmek ile bir meseleyi mahkeme olmaksızın çözmek ayrı prosedürlere tabidir. Beşeri kanunda bile hiçbir aklı başında kimse aynı neticeyi veriyor diye mahkeme yoluyla halledilmiş bir mesele ile mahkemesiz halledilen bir meseleyi aynı görmez veya ikisi de mahkeme sayılır demez. Bu meselelere kendi sistem içinde sıkışmışlığımızdan ziyade tarafsız gözle bakarsak bu meseleleri fıkhederiz yoksa mevcut duruma çare bulmak amacıyla bakarsanız her meseleyi birbirine karıştırırsınız. Tezalum ile tehakumun neticesinin hatta kafir nezdinde uygulamasının aynı olması hükmün de aynı olmasını gerektirmez. İmam Ahmed ve başkalarının rivayet etmiş olduğu sinek hadisini hatırlayacak olursanız müşrikler şehre girebilmek için putlarına bir kurban takdim etmeyi zorunlu kılmışlar ve bunu yapmayanı şehre sokmuyorlar. Neticede Müslümanlardan birisi şehre girmek için sinek kurban etti ve cehenneme girdi. Diğeri ise Allahtan başkasına sinek dahi kurban etmem dahi ve öldürüldü, cennete gitti. Farzedin ki başka bir Müslüman da şehrin muhafızlarını ikna etti ve hiçbir şey kurban etmeden şehre girmeyi başardı. Şimdi puta kurban kesen de kesmeyen de şehre girdi, ikisinin de neticesi aynı diye puta ibadet etmenin caiz olduğu iddia edilebilir mi? Muhakeme meselesi de aynen böyledir. Tağuta mahkeme olmak ona ibadet etmektir ve şirktir. Muhakeme haricinde tağuttan yardım istemek ise ibadet değildir ve caizdir. Bu ikisinin neticesinde Müslüman aynı hakkı alıyor veya kafir kendi kanunlarına uygun şekilde meseleyi hallediyor diye ikisinin aynı hükümde olduğu iddia edilemez. Zaten burada asıl sakatlık, meseleye bu şekilde akli yaklaşmaktır. Halbuki din nakil dinidir ve teslimiyet dinidir. Her mesele böyle alelade şekilde birbirine mukayese edilemez. Bizim söyleyeceklerimiz bu kadardır. Görüşmek üzere vesselam.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1730
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Cevabınız için teşekkür ederim. Bu kavramlar kafamda netleşti. Mesele tabi ki akılla çözülmez ama işin hakikatını anlamak için aklı da zorlamak gerekiyor.
Vesilenizle sorduğum sorunun cevabını aldım.
Size zahmet veriyoruz ama hakikatın herkese en net şekilde ulaşması için bazen detayda kalan şüphelere de cevap vermek gerekiyor.
Necaşi kıssasını delil getiren bir çok insan var. Onlara mekkeli müşriklerin talebi muhakeme değildir dersek şöyle bir soru geliyor. Bu muhakeme olmadığının delili nedir? Muhakeme olmasının önündeki engel nedir? Bu muhakeme talebi değilse muhakeme talebi başka nasıl olacaktı diye soruyorlar.   
Bu sorulara nasıl cevap verebiliriz?
Tağuta muhakeme mutlak hüküm yetkisini ona tanımak ve şirk
hükümlerinden ihtilafın çözümünü talep etmek demektir.   
Muhakeme
haricinde tağuttan yardım istemek ise ibadet değildir ve caizdir. Bu
ikisinin neticesinde Müslüman aynı hakkı alıyor veya kafir kendi
kanunlarına uygun şekilde meseleyi hallediyor diye ikisinin aynı hükümde
olduğu iddia edilemez. 

Bir de şöyle bir soru var ki ben ne cevap vereceğimi bilmiyorum.
Bir müslüman nasıl ki hüküm talebinde bulunmadan yardım isteyebiliyor, ama tagutlar belki bunu bir dava gibi görüp kendi şeriatlarına göre bir muhasebe muhakeme içine giriyorlar ve bu da müslümanı ilgilendirmiyor. Aynı şekilde kendisine dava açılan müslüman da onlardan hüküm talebinde bulunmadan ihtilaflarında hüküm verecek bir makam olarak kabul etmeden bir zararı def etmek için savunma yapmasının ne farkı var. Önemli olan tağutun müslümanın fiilini nasıl algılayıp bunun üzerine ne yaptığı değil, önemli olan müslümanın tağutlardan ne beklediğidir. Taguttan bir zararın def edilmesini isteyen bir müslüman, tağut tarafından ister davacı ister davalı olarak görülsün bu bir şeyi değiştirmez. Önemli olan müslümanın tağutu ihtilafın çözümünde yetkili merci görüp ondan hüküm talep etmesidir. Benim malımı aldılar bana yardım edin demesi nasıl ki bir hüküm talebi değildir. aynı şekilde kendisine iftira atılan müslümanın da ben böyle bir şey yapmadım demesi hüküm talep etmesi değildir. Tağuta muhakemede ister davacı ister davalı şekilde tağuttan ihtilafın çözümü için hüküm bekleyen insanlar şüphesiz müşriktir. Ama tağuttan hüküm talep etmeyen bir müslüman için tağut tarafından ona davalı veya davacı sıfatı verilmesi müslümanı neden müşrik yapsın?

Bu şekilde bir soru geliyor. Ve soruya cevap veremedim. Sizin vesileniz ile bu soruya bir cevap verip artık bu konuyu kapatmak istiyorum. Tevhidi yaşamak ve tebliğ edecek seviyeye gelmek istiyorum. Bol bol dua edip gönlümün islama açılmasını istiyorum. Furkan istiyorum. Tekrar teşekkür ederim.

Bismillahirrahmanirrahim,

Bir önceki mesajımızda size yol gösterebilecek yeterli işaretleri verdiğimizi düşünüyoruz ama öyle görünüyor ki siz onlar üzerinde çok fazla düşünmemişsiniz ve aynı kör noktadan devam ediyorsunuz. Bu şüphelere cevap vermek lazım diyorsunuz da bu şüpheler naslardan bağımsız bir şekilde tamamen akli olarak üretilmiş şüphelerdir ve bunların hepsine cevap vermeye ömür yetmez. Necaşi kıssasına muhakeme değildir diyen mi delil getirmesi gerekiyor, muhakemedir diyen mi delil getirmesi gerekiyor bir düşünün? Hani bir laf vardır bir deli kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış diye, zamanında delinin biri sahabeler Necaşiye muhakeme oldu diye ne mahkemenin tanımına uyan, ne vakıaya uyan, daha önce hiçbir alimin söylemediği bir laf atmış ortaya, şimdi biz de bu zırvayı izah etmeye çalışıyoruz halbuki zırva tevil götürmez deyip geçmek gerekir. Israr edene de senden önce bunu kim söylemiş, hangi alim Necaşi olayına dayanarak tağuta muhakemeye cevaz vermiş dersin olur biter. Buna verebilecekleri hiçbir cevap yoktur. Dini meseleler cahillerin bir araya gelip çeşitli konular hakkında mantık yürütmeleri ve geçersiz kıyaslar yapmaları ile konuşulabilecek mevzular değildir. Diğer sorunuzla alakalı ise benim yazdıklarımdan nasıl böyle bir netice çıkarabildiniz bilmiyorum. Yani kafirin kendi görüşü kendisini bağlar demek adı üzerinde kendisini bağlayan şeylerle alakalıdır. Biz kafirden bir şey talep ediyoruz ama o talep ettiğimiz şeyi bize vermenin uygun olup olmadığını tesbit için mesela İncile müracaat ediyor. Bize de buna dair bir şey dayatmıyor. Şimdi bununla mahkemeyi nasıl kıyas edebilirsiniz? Çünkü muhakemede bizzat seni İncil, Tevrat, Yesak ya da yasa her neyse artık o şirk kanununa göre yargılıyor, buna göre davacı veya davalı sayıyor, üstelik buradaki tek mesele seni öyle sayması değil, sen zaten oraya davalı veya davacı olarak gidiyorsun, hangi vasıfta olduğun aklen de hukuken de şeran da gayet açıktır. Yoksa sen hakikatte davalı veya davacı olmadıktan sonra elbette ki dışardan birilerinin sen davalısın demesi bir anlam ifade etmez, hatta böyle birisine de gülerler lakin burada olayın muhakeme olduğu gayet açık ve iş de ciddi, gülünecek bir şey de yok. Tek gülünecek bir şey varsa o da sırf dünyevi menfaatleri için böyle en açık meseleleri bile eğip bükerek sulandırmaya çalışanların durumudur. “Tağuta muhakemede ister davacı ister davalı şekilde tağuttan ihtilafın çözümü için hüküm bekleyen insanlar şüphesiz müşriktir. Ama tağuttan hüküm talep etmeyen bir müslüman için tağut tarafından ona davalı veya davacı sıfatı verilmesi müslümanı neden müşrik yapsın?” Bu sözün varacağı nokta şirkin şirk olmasını ancak itikad edilmesine bağlayan Cehmiye gibi sapık fırkaların görüşüdür. Biz bir amele hüküm verirken işin hakikatine, gerçek mahiyetinin ne olduğuna mı bakacağız yoksa olayın mahiyeti ne olursa olsun insanların kasdına mı bakacağız? Tağuttan hüküm talep etmeden nasıl mahkeme oluyor? Bunların hepsi insan aklıyla alay eder mahiyette safsatalardan ibarettir. Bu mahkeme meselesi çok uzadı ve gereksiz yerlere girdi. Size tavsiyem bu konuyu kapatın ve oturun tevhidi öğrenin, tevhid dinine girin, birileri mahkeme dinine davet ediyor olabilir onlardan uzak durun, bu din mahkeme veya savunma dini değildir, dinde binlerce mesele varken bir tanesini alıp böyle bayraklaştırmak şeytanın bir oyunundan ibarettir vesselam.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1726 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 21:56
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1750 Gösterim
Son İleti 19.06.2015, 20:25
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
1907 Gösterim
Son İleti 05.08.2015, 13:38
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1517 Gösterim
Son İleti 30.08.2015, 15:06
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1652 Gösterim
Son İleti 25.02.2016, 22:43
Gönderen: İbn Teymiyye