Tavhid

Gönderen Konu: MUKADDES İLİM TÂLİPLERİNE SAMÎMİ NASÎHAT  (Okunma sayısı 887 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Hâfız Ebû’l Ferec İbn'ul Cevzî’nin Oğlu Ebû'l Kâsım Bedr’ud Dîn Alî İbn'ul Cevzî’ye Nasîhatı

-Mukaddes İlim Tâliplerine Samîmi Nasîhat-

Biyografiler ve Nasîhatın Arka Planına Dair

Nasîhatın vukubulduğu şartları, nasîhatla ilgili şahısların biyografilerini ve nasîhatın arka planını bilmesinin okuyucunun hakkı olduğu düşüncesinden hareketle kısa bir bölüm ekleyerek okuyucuya bu gibi bilgilere kitabı okumaya başlamadan ulaşmasını sağlamış olacağız İnşâllâh.

Hâfız Ebû’l Ferec Abd’ur Rahmân İbn'ul Cevzî

Ebû’l Ferec Cemâl’ud Dîn Abd’ur Rahmân bin Ai bin Muhammed bin Alî bin Ubeydullâh İbn’ul Cevzî el-Kureşî Ebû Bekir es-Sıddîk (Radiyallâhu Anh) oğlu Muhammed’in soyundan Teym Kabilesinden el-Bağdâdî el-Hanbelû. (Ebû Şâme, Zeyl'ur Ravdateyn, 21; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/26) Lakabı Cemâl’ud Dîn, künyesi ise Ebû’l Ferec’di. İbn'ul Cevzî diye meşhur olmuştur. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/26) Ebû Bekir (Radiyallâhu Anh’ın 19. göbek soyundan olduğu için) Bekrî, (soyu Kureyş’e dayandığı için) Kureşî, (Teym Kabîlesinden olduğu için) Teymî, (Bağdatlı olduğu için) Bağdâdî, (Hanbelî Mezhebi âlimlerinden olduğu için) Hanbelî ve ayrıca âilesi bakır ticâretiyle uğraştığından (bakırcı manasında) es-Seffâr lakâbını kullanmıştır.

Hicrî 509 yahut 510 yılında doğmuştur. Çok küçük yaşta iken 3 yaşında babasını kaybetmiş halası onu dayısı olan İbnu Nâsir’e götürmüş ve bu şekilde ilim yoluna girmiştir. Daha küçük yaşlarda İbnu Nâsir’den ilim almaya başlamış ergenlik çağına erişmeden akranları arasında sivrilmiş ve ergenlik çağına eriştiğinde hutbe ve vaaz vermeye başlamış. Çok sayıda hadîs ezberlemesi ve hadîs ilmindeki derin yetisi sebebiyle Hâfız olarak anılmaya başladı. Hadîs ilminde öyle bir seviyeye ulaştıki kendisine hadîs okunduğunda sahîh hasen, zayıf veya mevzû kategorilerinden hangisine ait olduğunu bilebiliyordu.

Zehebî’nin verdiği bilgiye göre H516 yılında hadîs dinlemeye ve ezberlemeye başlamıştır. (Ebû Şâme, Zeyl'ur Ravdateyn, 21; İbnu Receb, Zeyl alâ Tabakât’ul Hanâbile, 1/40; İbnu İmâd el-Hanbelî, Şezerat’uz Zeheb, 4/330)

Küçük yaşlarda dine düşkün âlim biri olarak bilinmeye başlamış nereden geldiği şüpheli olan yiyeceklerden yememiş, kendini insanlardan uzak tutmuş ve onlarla biraraya gelmemiş, evini yalnız namaz için terkeder olmuş, diğer çocuklarla oyun oynamamış bu şekilde büyümüş ve yaşlanmış. Ömrünü ilim elde etme, insanları irşâd etme ve kitap neşretmek ile geçirmiştir. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/29; İbn’ul Cevzî, Sayd'ul Hâtır, 238)

İbn’ul Cevzî vâizlik yönü ile de öne çıkmış bir âlimdir. Daha küçük yaşlarda vaazlara başladığı, zamanının vâizi olarak takdim edildiği, çok iyi bir hatîb olduğu ve sohbetlerine her taraftan insanların akın akın geldiği belirtilmiştir. Aralarında Bustân’ul Vâ’izîn, Sayd’ul Hâtır, es-Sebât ind’el Memât, Muhtasar Zemm’ul Hevâ isimli meşhur eserlerinin de bulunduğu vaaz türünde verdiği eserlerin sayısının yirmisekiz olduğu tespit edilmiştir. (İbn’ul Cevzî, Kitâbu Ahkâm’in Nisâ, 10)

“Vaaz vermeğe başladıktan sonra vaaz meclisine halîfeler, vezirler, emirler, hükümdarlar, âlimler, yoksullar ve her sınıftan insanlar gelirlerdi. Vaaz meclisinde en azından 10.000 kişi toplanırdı. Bazen 100.000 veya daha fazla kişinin geldiği de olurdu.” (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler)

İkindiden sonra vereceği sohbet için insanlar kuşluk vaktinden itibaren yer kapmaya başlar, yer ayarlamak için para verir, sohbetinde yüzbinden fazla insane bulunurdu. (İbnu Receb el-Hanbelî, Kitâb’uz Zeyl alâ Tabakât’il Hanâbile, 3/405-414) İbn’ul Cevzî kendisi de çeşitli yerlerde buna işâret eder. (el-Kussâs ve’l-Muzekkirîn; Kitâb’ul Birr ve’s Sıla, 22; Saydu’l Hatır)

İbn’ul Cevzî çok sayıda âlimden ilim elde etmiştir. “İbn’ul Cevzî’nin Şeyhleri” ismini verdiği eserinde bu ilim adamlarına yer vermiştir. İlim elde ettiği en önemli şahsiyetler olarak hadîs alanında İbnu Nâsir, Kur’ân ve Edeb alanında Sibt'ul Hiyât ve ayrıca Dinâverî ve Mutevekkilî’den rivâyet eden son şahıs İbn’ul Cevâlikî zikredilebilir. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/366-367)

Talebeleri çok olmasına karşın bunlar arasında; en küçük oğlu ve büyük âlim Mu’tasım Billâh’ın eğitim kurumunda öğretmenlik görevinde bulunan Muhy’id Dîn Yûsuf, en büyük oğlu Alî el-Nâsih, torunu Mîrat’ul Zamân isimli eserin müeellifi vâiz Sibt İbn’ul Cevzî, Şems’ud Dîn Yûsuf bin Fergâlî el-Hanefî ayrıca Hâfız Abd’ul Ganî el-Hanbelî, Şeyh İbnu Kudâme, İbnu Neccâr gibileri bulunmaktadır. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/367)

Âlimlerden İbn’ul Cevzî’yi öven çok sayıda nakil bulunmaktadır. Zehebî onun bir benzerinin bulunmadığını ifâde etmiştir (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/367; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 384)

Hâfız İbnu Receb de onun bu görüşüne katılmış ve İbn’ul Cevz’i’nin, toplantılara katılanlar üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söylemiştir. Öyleki, umarsız kimselerin onun sözlerinden ders aldıklarını, câhil kimselerin bu toplantılarda elde ettikleri fayda sebebiyle ilim sâhibi oldukları, günahkarların tevbe ettikleri ve müşriklerin müslüman olduklarını dile getirir. (İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 1/410) İbn’ul Cevzî verdiği vaazlarla yüzbinden fazla insanın tevbe etmesine, onbinden fazla gencin doğru yola gelmesine, yüz bin insanın müslüman olmasına vesîle olduğunu söyler. (el-Kussas ve’l Muzekkirîn) Zehebî bu rakamların mübalağâ olduğuna dikkat çeker: “Hiç şüphe yok ki, böyle bir şey söz konusu olmamıştır çünkü bu olmuş olsaydı hem bu kadar cemâte sesini duyuramazdı, hem de vaaz mahalli bu kadar insanı almazdı.” (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/370)

İbnu Kesîr el-Bidâye ve’n Nihâye isimli eserinde onu şu sözlerle tarif etmiştir: “Emsalsiz âlimlerdendir, birçok ilimde kendini gösterdi ve başkalarını geride bıraktı. İrili ufaklı 300 kadar eser tasnif etti. Kendi eliyle de 200 cilt kadar kitap yazdı. Vaaz tekniğinde eşsiz bir insan olduğu, kendisinden önce böyle bir vâiz görülmediği gibi vâizlikte kendisinden sonra da ona ulaşan biri görülmedi. Fesâhat, belâgat, halâvet, te’sîr ve bedii manalara dalmakta eşi yoktu. Görülen maddî şeyleri hayret verici bir şekilde veciz ibârelerle örnek gösterirdi. Çabuk anlar ve idrâk ederdi. Algılaması hızlıydı. Az kelimelerde çok manaları toplardı. Bütün ilimlerde söz sahibiydi. Tefsîr, hadîs, târih hesap, astronomi, tıp, fikıh, lügât ve nahiv gibi çeşitli ilimlerde de sözü geçerdi.”

Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye, İbn’ul Cevzî’nin birçok alanda uzmanlaştığını söylemiş ardından İbn’ul Cevzî’nin binden fazla kitabı olduğunu söyledikten sonra, daha sonra başka kitaplarına da rastladım demiştir. (İbnu Teymiyye, el-Ecvibe el-Mısriyye; İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 1/415; Sıddık Hasan Hân, et-Tâc’ul Mukallel, no: 70) Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye ayrıca, hadîs tasnîf eden musanniflerin çoğunun doğru haberlerle yalanlarını birbirinden ayıramadığını ancak, İbn’ul Cevzî’nin böyle olmadığını, fıkıh ve hadîs bilgisi yanında pek çok ilim dalında bilgi sâhibi olduğunu belirtir. (Hâfız İbnu Receb, Kitâb’uz Zeyl alâ Tabakât’il Hanâbile, 3/414)

İmâm Zehebî, İbn’ul Cevzî kadar çok kitap yazan başka birini bilmiyorum demiştir. (Zehebî, Tezkiret’ul Huffâz, 1344)

Eserlerinden birkısmına değinen İbnu Kesîr “Burada saydığımız takdirde yeri daraltacak çok sayıda tasnif eseri vardı.” dedikten sonra şöyle demektedir: “Zâd’ul Mesîr adıyla meşhur bir tefsîri vardır. Bundan daha kısa fakat onun kadar meşhur olmayan bir tefsîri daha vardır. Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde, Sâhîh’i Buhârî ile Sâhîh-i Müslim ve Câmi’ut Tirmizî’de yer alan hadîslerin çoğunu toplayan Câmi’ul Mesânîd adlı eseri vardır. Araplarla Acemlerden bahseden el-Muntazam fî Tevârih’il Umem adlı yirmi ciltlik bir târihi vardır... Makâmât ve Hutep, el-Ehâdis’ul Mevzû’a, el-İlel’ul Mütenâhiyye fi’l Ehâdîs’il Vâhiye gibi eserleri de vardır.” (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler)

Bunlardan başka Telbîsu İblîs ve Sıfâtu’s Safve gibi alanında eşsiz ve mühim eserleri vardr.

Nesir dışında şiirle de ilgilenmiştir. (İbnu İmâd el-Hanbelî, Şezerat’uz Zeheb, 4/330; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefat eden şahsiyetler; İbnu Hâlikân, Vefâyât)

12 Ramazan H597’de Cumâ günü 87 yaşında vefât etmiştir. (İbn’ul Esîr, el-Kâmil, 12/71; Sibt İbn’ul Cevzî, Mîrât’uz Zamân; Munzirî, el-Tekmile, no: 608; el-Bağgâl, el-Meşâyih, no: 140; Ebû Şâme, Zeyl’ur Ravdateyn, no: 21; İbn’ul Sa’î, el-Câmi, 9/65; İbnu Hâlikân, Vefâyât, 3/140; Zehebî, el-İber, 4/297; Zehebî, Düvel’ul İslam, 2/79; Zehebî, Tezkiret’ül Huffâz, 4/1342; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/365; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/26; İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 1/399; Cezerî, Ğâye ve’n Nihâye, 1/375; Sıddık Hasan Hân, Tac’ul Mukallel, no: 70; İbnu Şattî, Muhtasar Tabakât’ul Hanâbile, 42; Suyûtî, Tabakât’ul Müfessirîn,17)

İbn’ul Cevzî hadîs yazarken ve ilimle meşgul olduğunda açtığı kalemlerin artığını biriktirmiş, vefât ettiğinde kendisini yıkamak üzere ısıtılacak suyun bu kalem artıkları ile ısıtılmasını vasiyet etmişti. Nitekim öyle de olmuştur. (İbnu Hâlikân, Vefâyatu Ayân, 3/140)

Ebû’l Ferec İbn’ul Cevzî mezârının üzerine şu beyitlerin yazılmasını vasiyet etmişti:

“Ey affı çok olan!
Ey yanında kayıtlı günahımın çok bulunduğu yüce Mevlâ!
Günahkar, elleriyle işlediği günahların bağışlanmasını,
Ümid ederek sana geldi.
Ben bir misâfirim.
Misafirin göreceği şey,
Kendisine yapılacak iyilik ve ihsândır.” (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler)

“Bâb-ı Harp mezarlığında babasının mezarının bitişiğine, İmâm Ahmed bin Hanbel’in de mezarının yakınına defnedildi. O gün cidden görülmeğe değer muazzam bir gündü. Hatta o gün için denilmişki: İzdihamın fazlalığından, sıcaklığın da şiddetinden ötürü bir grup insan orucunu bozdu.” (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler)

Çevirisine yerverdiğimiz kitabın içeriği sebebiyle İbn’ul Cevzî’nin çocuklarından kısaca bahsetmekte fayda olacaktır. Üç tane oğlu olduğu söylenmiştir.

En büyük oğlu Ebû Bekir Abd’ul Azîz. Hanbelî Mezhebi’nde fakîh birisiydi. Ebû’l Vakt, İbnu Nâsir, el-Armevî ve babasının birçok şeyhinden ilim almıştır. Mûsul’a gitmiş ve orada saygıdeğer bir konuma gelmiştir. ez-Zehrazûrî âilesinin ona karşı besledikleri kıskançlık sebebiyle bir kişiyi ayarladıkları ve onun içeceğine zehir koymak suretiyle H554 yılında genç yaşta ölümüne yolaçtıkları bildirilmiştir. Babası oğlu zehirlenerek vefât ettiğinde hayattadır. (İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 1/430-431; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

İkinci oğlu ise Ebû’l Kâsım Bedr’ud Dîn Alî en-Nâsih’dir. İbn’ul Cevzî bu nasîhatnameyi Alî en-Nâsih için kaleme almıştır.

Ebû’l Kâsım Bedr’ud Dîn Alî İbn’ul Cevzî

Şeyh İbn’ul Cevzî’nin oğludur ve ismi şu şekildedir: Bedr’ud Dîn Ebû’l Kâsım Alî bin Ebû’l Ferec Abd’ur Rahmân bin Alî bin Muhammed bin Alî İbn’ul Cevzî el-Bekrî, el-Bağdâdî en-Nâsih. (Sibt İbn’ul Cevzî, Mîrat’uz Zamân, 8/678-679; Münzirî, Tekmîle, 3/no:2489; Zehebî, el-İber, 5/120; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/352; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/136; İbnu İmâd el-Hanbelî, Şezerat’uz Zeheb, 5/137)

Küçük kardeşi Yûsuf Muhy’id Dîn’den yaklaşık 30 sene önce, H551 yılında Ramazan’da doğmuştur. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/352; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/136)

Ebû’l Ferec el-Battî, Yahyâ bin Sâbit, Ebû Zur’a, Ahmed bin Mukarren, İbnu Hubeyre ve Şuhde gibi şahsiyetlerden ilim elde etmiştir. es-Seyf, İzz’ud Dîn Abd’ur Rahmân bin Muhammed bin Abd’ul Ganî el-Makdisî, et-Takî İbn’ul Vâsıtî, el-Kemâl Alî İbn’ul Veddâh, Ebû’l Ferec bin Zeyn, Ebû’l Abbâs el-Fârûsî, Şems’ud Dîn Muhammed bin Hubeyre gibileri ondan ilim almış ve ayrıca Ebû Nâsır İbn’ul Şirâzî ile Kâdî el-Hanbelî’ye icâzet vererek kendisinden nakilde bulunmalarına müsaade etmiştir.

İbnu Nukta, onun güvenilir olduğunu, çok hadîs ezberlediğini ve hadîs naklinde hatâsız ve akışkan bir yapıda olduğunu belirtmiş ve Yahyâ bin Sâbit’ten el-İsmâ’ilî’nin Sahîh’ini işittiğini söylemiştir. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/353)

İbnu Kesîr de onu ve ilmini övmektedir: “Letafetli ve zarif bir âlimdi. Çok hadîs dinledi. Bir süre vâ’izlik yaptı. Sonra bunu terketti. Epey fazla haber, nükte ve şiir ezberlemişti.” (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Vefâyât Sene H630)
 
Küçük kardeşi Yûsuf Muhy’id Dîn doğana kadar döneminin en önemli ilmî şahsiyetleri arasında yeralmıştır. İbnu Neccâr onun daha çocuk yaşta vaizliğe başladığını bildirmiştir. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/353) Zehebî’de -aynı dönem için- onun takdîr edilen bir kimse olduğunu dile getirmektedir. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/352) İbnu Neccâr onun hergün on fasikül tutacak miktarda yazdığını bildirmiştir. Bu dönemi ele alındığında onun da tıpkı babası ve küçük kardeşi Yûsuf Muhy’id Dîn gibi parlak bir çocukluk dönemine sahip olduğu söylenebilir.

Kardeşi Yûsuf henüz doğmadan önce -Yûsuf H580 yılında doğmuştur- boş işlerle meşgul olmaya başlamış daha sonra dînen yapılması câiz olmayan şeyleri yapan kişilerle arkadaşlık etmeye başlamış çeşitli fenalığa bulaşmıştır. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/353) Vaizliği de terk etmiştir. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Vefâyât Sene H630)

İbn’ul Cevzî oğluna yazdığı nasîhatında oğluyla alâkalı bu tarz şeylere atıfta bulunmaktadır. Nasîhat okunmaya başlandığında okuyucu da baba oğul arasındaki yaşanan sorunlara vakıf olacak ve bu duygu yoğunluğundan hissesine düşeni alacaktır.

Daha sonra babasına ait olan Vâsıt’da bulunan eve yerleşmiş babasının Vâsıt’a geleceğini işittiğinde evde bulunan kitapları mürekkep parasını dahi karşılamayacak bir değer karşılığında satmıştır. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler; Mîrat’uz Zamân, 8/502-203; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/384; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/352) Bunun üzerine baba ile oğul arasında kin ve düşmanlık başgöstermiştir. İbnu Neccâr bu olay üzerine İbn’ul Cevzî’nin her gece fecir vaktinde oğluna beddu’â ettiğini söylemiştir. (Mîrat’uz Zamân, 8/502-203; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/384; Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/352)

İbn’ul Cevzî’nin torunu Sibt İbn’ul Cevzî, Ebû’l Kâsım’ın babası İbn’ul Cevzî vefât ettiğinde onun cenâze namazını kıldığını belirtir. (Sibt İbn’ul Cevzî, Mîrat’uz Zamân)

H630 yılı Ramazan’ında 79 yaşında vefât ettiği söylenmiştir. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 22/3; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, H630 yılında vefât eden şahsiyetler; İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 2/260)

Üçüncü ve sonuncu oğlu ise Ebû Muhammed Yûsuf Muhy’id Dîn’dir.

Yûsuf Muhy’id Dîn

Sonraları Allâhu Teâlâ, İbn’ul Cevzî’yi hayırlı bir evlat ile Yûsuf Muhy’id Dîn ile nimetlendirmiştir. Yûsuf H580 yılında doğmuştur.

Künyesi şöyledir: Muhy’id Dîn Yûsuf bin Şeyh Cemâl’ed Dîn Ebû’l Ferec İbn’ul Cevzî Abd’ur Rahmân bin Alî bin Muhammed bin Alî bin Muhammed bin Alî bin Ubeydullâh bin Hammad bin Ahmed bin Cafer bin Abdullâh bin Kâsım bin Nâdir bin Muhammed bin Ebû Bekir es-Sıddîk el-Kureşî et-Teymî el-Bekrî el-Bağdâdî el-Hanbelî. İbn’ul Cevzî diye meşhur olmuştur. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 656 yılı olayları)

Çocukluğundan itibaren akranları arasında sıyrılmış, faziletler sâhibi, âlim bir kişilik olarak yetişmiş ve herkesin takdirini kazanmıştır. (İbnu Receb, Tabakât’ul Hanâbile, 2/258-259; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler)

Zekası ve ilmi ile akranları arasında sivrilmiş, Bağdâd çarşılarının kontrolü eline verilmiş Muhtesiplik yapmış, halîfenin mektuplarını diğer hükümdarlara götürme görevine getirilmiştir. Bu elçiliği nedeniyle hükümdarlardan elde ettiği servet ve itibar sayesinde Dimeşk'ın Neşşabin semtinde Medreset’ul Cevziyye’yi inşâ ettirdi ve oraya vakıflar bağladı. Sonra diğer hükümdârlardan da bol miktarda mal ve para elde etti. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler) H632 senesinde Hanbelîlere mahsus Müstansiriyye medresesinde ders vermeye başladı. Başka yerlerde de ders veriyordu. Halîfe Mu’tasım’ın eğitim kurumunda H640 yılından itibâren üstâd olmuş ve ölene değin öğretim görevinde bulunmuştur. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicri 597 yılında vefât eden şahsiyetler; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/203)

Yûsuf babasına hayırlı bir evlat, itaatkar bir talebe ve iyi bir dost olmuştur. Hatta bir seferinde birisi İbn’ul Cevzî’ye iftirâ atmış ve onu halîfeye şikâyet etmiş, bunun üzerine harekete geçen Yûsuf; babasını, şeyhini ve dostunu zindandan kurtarmıştır. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/377)

İbn’ul Cevzî 80 yaşlarına geldiğinde Yûsuf ile birlikte Vâsıt’a yerleşmiş ve her ikisi İbnu Bakillânî gözetiminde Kur’ânı 10 kıraat üzere okumuştur. (İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 1/427)

İbn’ul Cevzî oğlu Yûsuf’u o kadar sevmiş ve ona o kadar bağlanmış ki, Yûsuf yanında olmaksızın Vâsıt’ta geçirdiği günlerde, hergün Yûsuf Sûresi dışında Kur’ânı hatmettiğini, Yûsuf’a olan sevgi ve hasretinden dolayı Yûsuf Sûresini (ağlamaktan) okuyamadığını söylemiştir. (İbnu Şattî, Muhtasar Tabakât’ul Hanâbile, 46)

İbn’ul Cevzî’nin oğlu Yûsuf’a olan sevgisi o kadar büyüktürki kaleme aldığı bir eserine “el-Mecâlis’ul Yûsufiyye” ismini vermiştir. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/136)

Çok sayıda eser telif etmiştir. Eserleri arasında “Meâdin’ul Ebrîz fî Tefsîr’il Kitâb’il Azîz” ve Hanbelî fıkhına dair “el-Mezheb Ahmed fî Mezhebi Ahmed” bulunmaktadır. İbnu Sâ’î onun güzel şiirlerini nakletmiştir. Şiirlerinden birinde, halîfeyi mevsimlerde ve bayramlarda tebrik ediyordu. Bu şiirler onun fazilet ve fesahatini ispatlamaktadırlar. (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, H656 yılı olayları)

Bağdâd’a saldıran ve büyük bir soykırıma imza atan Hülagu ve Moğol istilâsında şehrin diğer ileri gelenleri ile birlikte tutuklanmış ve H656 yılında üç oğlu; Cemâl’ud Dîn, Şeref’ud Dîn ve Tâc’ud Dîn ile birlikte zindanda öldürülmüş ve İnşâllâh şehîd olmuştur. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 23/372; Zehebî, el-İber, 5/237; Zehebî, Düvel’el İslâm, 2/122; İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/203; İbnu Receb, Zeyl Tabakât’ul Hanâbile, 2/258-261; İbnu İmâd el-Hanbelî, Şezerat’uz Zeheb, 5/286-287; İbnu Şattî, Muhtasar Tabakât’ul Hanâbile, 57)

İbnu Receb el-Hanbelî şöyle demiştir: Mutluluğu şehâdet ile mühürlendi, Allâh ondan râzı olsun. Şeyh Abd’us Samed bin Ebû’l Ceyş dedi ki: Şeyh Muhammed bin Sakrân rüyâmda onu gördüm ve Allâh sana ne ile mu’âmele etti diye sordum o da bana onların kılıçları günahlarıma kefâret oldu dediğini söyledi. (İbnu Receb, Tabakât’ul Hanâbile)

“Dimeşk’teki Cevziye medresesinin vakfedicisidir. Bu, en güzel medreselerden biridir. Allâh bu hayrını kabul buyursun.” (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, 13/203)

İbnu’l Cevzî’nin torununu Sibt İbn’ul Cevzî’nin kaydettiğine göre; İbn’ul Cevzî’nin, isimleri Rabî’a -ki o Sibt İbn’ul-Cevzi’nin annesidir- (İbnu Kesîr, el-Bidâye ve’n Nihâye, Hicrî 597 yılında vefât eden şahsiyetler), Şeref’un Nisâ, Zeyneb, Cevher, Sitt’ul Ulemâ’es Suğrâ ve Sitt’ul Ulemâ’ul Kübrâ olan İbn’ul Cevzî’nin çok sayıda kız çocuğu vardır. (Sibt İbn’ul Cevzî, Mîrât’ez Zamân; Ebû Şâme, Zeyl’ur Ravdateyn, 26)

Çevirisine yer vereceğimiz bu esere İbn’ul Cevzî “Lafz’el Kâbid ilâ Nasîhat’il Veled” ismini vermiştir. Zehebî ise, İbn’ul Cevzî’ye ait “el-Hatb alâ Taleb’il Veled” isimli bir eserden bahsetmektedir. (Zehebî, Siyer A’lâm’un Nubelâ, 21/375)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: MUKADDES İLİM TÂLİPLERİNE SAMÎMİ NASÎHAT
« Yanıtla #1 : 03.04.2019, 16:18 »
İMÂM İBN'UL CEVZÎ'NİN ÖNSÖZÜ ve ESERİN TE'LÎF EDİLME SEBEBİNİN BEYÂNI

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.

Hamd olsun Allâh’a, O ki ceddimiz(Âdem)i topraktan yarattı, ve neslini onun kaburga ve bel kemiği arasından çıkardı, yakınları için akrabâğlığı ve nesebi destek kıldı, bizi ilim ve irfân ile şereflendirdi, küçükken ihsânla terbiye etti, gençlikde korudu ve bize bol mükafaata sebep olacaklarını umduğumuz zürriyet bahşetti.


رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ، رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
"Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Du'âmı kabûl eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla." (İbrâhîm 14/40-41)

Bundan sonra,

Evliliğin ve çocuk sahibi olmanın faziletlerini öğrendiğimde, (Kur'ân'ı bir kez) hatmettim ve Allâh Azze ve Celle'den beni on çocuk ile rızıklandırmasını diledim.1 Beni onlarla rızıklandırdı ve beş erkek ve de beş kız oldular. Kızlardan ikisi ve erkeklerden dördü öldü ve bana erkek evlatlarımdan Ebû'l Kâsım'dan başkası kalmadı. Allâhu Teâlâ'dan onun sâlih bir vâris ve başarıyı elde edebilecek mükemmel bir oğul olmasını diledim.

Sonra, onu ilim talebinde ihmâlkâr buldum ve ona bu risâleyi yazdım. Böylece onunla ilim talebinde benim yolumu takib etmesi, ve başarılı kılan Subhânehu'ya geri dönmesi için teşvîk ettim. Bununla biliyorum ki O'nun başarıya ulaştırdığını kimse hayal kırıklığına uğratamaz ve saptırdığını kimse hidâyete erdiremez lâkin Teâlâ buyurdu ki:


وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْر
"... birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyânda değillerdir)." (el-Asr 103/3)

ve;

فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرَى
"O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver." (el-A'lâ 85/9)

Ve lâ Havle ve lâ Kuvvete illâ Billâh'il Aliyy'il Azîm (Allâh'ın güç ve kuvvetinden başka hiçbir şeyin güç ve kuvveti yoktur).



Alıntı
Dipnotlar:

1- Kur'ân hatmi ardından du'â etmek selefden nakledilmiştir. Bu konuda en meşhur rivâyetler Enes (Radiyallâhu Anh)'ın âilesini toplayarak hatim du'âsı ettiğine dair nakledilenlerdir. Bunları, Dârimî ayrıca İmâm Nevevî'nin de işâret ettiği gibi İbnu Ebî Dâvûd iki sahîh zincir ile rivâyet etmiştir. (Nevevî, el-Ezkâr, Muhy'id Dîn Mistû Nushâsı, Dâr Ibnu Kesîr Yayıncılığı, 191) İbnu Hacer de, sahîh mevkûf'tur demiştir. (İbnu Allân, el-Futuhât'ur Rabbâniyye, 3/244-245) Bu konu daha detaylı olarak alttaki linkde ele alınmıştır.

Hatim Du'âsı
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: MUKADDES İLİM TÂLİPLERİNE SAMÎMİ NASÎHAT
« Yanıtla #2 : 08.04.2019, 18:23 »
FÂİDELİ TAVSİYEDEN ÖNCE, TEŞVÎK VE TEHDÎT FASLI

Oğlum! Allâh seni doğru olana ulaştırsın. Bilmelisin ki, ona göre amel etmesi için, insan aklı ile (diğer varlıklardan) üstün tutulmuştur. Aklını öne çıkar, fikrinle amel et, ve nefsinle başbaşa kal. Şüphesiz sorumluluk ve yükümlülükleri ile mükellef olan bir mahlûk olduğuna, tanıklık et ve böylece iki meleğin -üzerlerine selâm olsun- her söz ve bakışını saydıklarını görürsün. Her nefes ecele bir adım daha yaklaştırır. Bu dünyada geçirdiğimiz zaman kısa, berzahta tutulduğumuz zaman uzun ve hevâya uymanın faturası da azâb…

Yerini bidar olan pişmanlığa bırakarak giden dünün zevki nerede?.. Başları alçaltıpta ayakları kaydıran nefsin şehveti nerede?.. Mutlu olan hevâsına muhâlefet etmeksizin mutlu olmadı. Şakî olansa, dünyasını yeğlemeksizin şakî olmadı.

Kral ve zâhidlerden ders al. Hani nerede onların zevkleri ve nerede onların bezginlikleri?.. Sâlih olan için, bol sevap ve hayırla anılmak, âsî olan içinse, çirkin sözler ve azâb edilmektir sadece geriye kalan. Sanki, aç kalanlar hiç aç kalmadılar ve doyasıya yiyenlerse hiç doymadılar. Tembellik, fazîletli amellerde kötü bir refakatçıdır. Rahatlık tutkusu ise, her lezzetten daha büyük pişmanlığa yol açar. Gayret et ve kendini, kendin için yor!..

Bilki, farzları yerine getirmek ve harâmdan kaçınmak lâzım. İnsan haddini aştığında ateşten sakınsın. Sonra bilki, mücâdele edenlerin nihâyi murâdı, fazîletli amelleri amaçlamaktır. Oysa fazîlet değişiklik arzeder. Kimileri fazîleti dünyada zühd olarak görür. Kimilerine göre ise onu ibâdet teşkîl eder. Ancak hakîkat olan şudur ki; kâmil fazîlet, ilim ile ameli bir araya getirmekten başka birşey değildir. Bu ikisi birleştiğinde insanı el-Hâlik, Subhânehu ve Teâlâ’yı ma’rifetle tahkîk derecesine yükseltir. O’nu sevip, O’ndan korkup, O’na hasret olmasına yol açar. Aslolan gaye budur.

İnsanlar niyetlerine görede çeşitlenirler. Arzulayan herkes arzulanmaz, ve her arayansa aradığını bulamaz. Lâkin herkes yinede amacına ulaşma gayretinde olmalı çünkü, herkes niçin yaratıldı ise o kendisine kolaylaştırılır!..2

Vallâh’ul Müste’ân (Allâh kendisinden yardım istenecek olandır)!..




Alıntı
Dipnotlar:

2- Bu lafız, sahîh hadîsde geçen bir ifâdedir. Mezkûr hadîs, Alî bin Ebî Tâlib (Radiyallâhu Anh) kanalıyla Sahîhaynda yeralmaktadır. El-Buhârî (Kitâb’ul Cenâ’iz, 1362 Muhaddisîn Kabir Yanında Va’z Etmesi ve Bu Sırada Arkadaşlarının Onun Etrafında Oturmaları Bâbı) Müslim (Kitâb’ul Kader, Bâb İnsan nasıl yaratıldı, 2647, 6) tarafından nakledilen hadîsde Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadıi: “Siz amele devam edin, çünkü herkes niçin yaratıldı ise o kendisine kolaylaştırılır!”
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: MUKADDES İLİM TÂLİPLERİNE SAMÎMİ NASÎHAT
« Yanıtla #3 : 11.04.2019, 20:19 »
FARZLAR - NÂFİLELER, ESÂS MA'RİFET VE ERKÂNI FASLI

Dikkat edilmesi gereken ilk husûs Allâhu Teâlâ’yı delilleriyle bilmektir. Ma'lûmdur ki semânın yükseltildiğini ve arzın yayıldığını, herşeyin, bilhassa kendi bedeninin, ne kadar mükemmel yaratıldığını gören bilirki, her yapının yapanı olmalı, her binâyı binâ eden olmalıdır.

Sonra, Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in delîllerinin doğruluğunu düşünmelisin.

Delîllerin en büyüğü ise el-Hâlik’in (Yaratanı’nın) ondan birtek suresinin bile benzerinin yapılmasını kimseye mümkün kılınmayan Kur’ândır.

Yaratan’ın varlığı ve Rasûl’ü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in doğruluğu kişide kesinlik kazandığında Allâh’ın şerî'atine teslîm olması gerekir bunu yapmaması akîdesinin bozuk olduğuna delîldir.

Bundan sonra; abdest, namaz, malı varsa zekât, hac ve bunlardan başka üzerine farz olan şeyler hakkında yapması gerekeni öğrenmelidir. Ne yapılması gerektiğini öğrendikten sonra, bunları yerine getirmelidir. Himmet sâhibi ve hırslı olan fazîlete erişmeli. Kendini Kur’ân hıfzı ve tefsîriyle, Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in hadîsi ile meşgûl etmeli. O Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in siyerini (hayâtını) ve ashâbının ve onlardan sonra gelen ulemânın hayâtlarını öğrenmeli. Kişi mertebesini yükseltsinki en üst mertebeye ulaşabilsin.

Yine nahiv bilmeli ve genel kullanılan dili konuşabilmek için o dili yeterli bilmelidir.

Fıkıh bütün ilimlerin anasıdır ve öğüt (vaaz) vermek genel anlamda daha tatlı ve faydalıdır. Allâh’a hamdolsun ki O’nun lütfuyla ben bu alanlarda kitaplar neşredebildim, bu da senin, geçmiş ulemâdan yada başkalarından kitap arama ihtiyâcını giderir. Hal böyleyken senin kitap aramana ya da yazman için çaba sarfetmene gerek kalmaz. Kişinin himmeti yada arzusu ancak zayıf ise başarısız olur, azâmetli ise bundan daha azı ile asla yetinemezsin.

Delîl ile bilirsinki himmet (gayret ve azîm) insanda doğuştan vardır. Bunlar sadece, bazen zayıf olur ve tekrâr güçlenmeleri için teşvîk yeterlidir. Kendini âciz gördüğünde el-Mün'im’den iste, yada gevşek (tembel) hissettiğinde el-Muvaffak’a yönel. Yalnız O’na itâ'at ederek hayır elde edersin, hiç bir hayırı da O’na ma'siyetin dışında kaçırmazsın. İtâ'at edenlerin tüm hedeflerine ulaştıklarnı görmedin mi? İtâ'at etmeyenlerinse başarı elde edemediklerini yada hedeflerine ulaşamadıklarını görmedinmi? Şâ'irin kavlini işitmedin mi?

Allâh’a3 and olsun! Ne zaman ziyâretinize gelsem,
Dünyâ’nın önüme serildiğini gördüm.
Ne zaman kapından çıkmaya azmetsem,
Elbisemin eteklerine takılıp düştüm…



Alıntı
Dipnotlar:

3- Zehebî bu şiirin İmâm Ebû Fazıl Muhammed bin Abdillâh İbn'ul Kâsım bin Muzaffer eş-Şâfi'î’nin babası şâ'ir Murtaza’ya ait olduğunu belirtip başlangıçta yer alan "Allâh" lafzı yerine "Leyl (gece)" lafızı ile nakleder. (Zehebî, Siyer A'lâm'un Nubelâ, 21/58) Vallâhu A'lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: MUKADDES İLİM TÂLİPLERİNE SAMÎMİ NASÎHAT
« Yanıtla #4 : 15.04.2019, 01:27 »
ŞER’Î YÜKÜMLÜLÜKLERİ UYGULAMA VE BİRAZDA İBN'UL CEVZΒNİN HÂLLERİ FASLI ve SÖZÜN SONU: “Allâh’tan korkun! Allâh size (en doğrusunu) ögretiyor!.”

Ey oğlum, Allâh’ın sınırlarıyla nasıl ilgilendiğini gözlemle ve onu nasıl muhâfaza ettiğine bak. Şüphesiz ona bağlı kalan bağlı tutulur, ihmâl edense terkedilir. Mücâdelemi gözlemlemen için sana şimdi kendimden bazı tecrübelerimi zikrediceğim ve muvaffak kılınmayı diliyorum. Şüphesız bana verilmiş çoğu lütfu ben kendim kazanmadım aksine bana el-Latîf’in tedbîriyle verildi.

Çocukluğumu hatırlıyorum, himmeti yüksek, kendinden büyük çocuklarla aynı mektepte oturan altı yaşında bir çocuk. Rızıklandırıldığım akıl, şuyûhlar(yaşlı adamlar)ın aklından üstündü. Diğer çocuklarla yolda oyun oynadığımı hatta sesli güldüğümü bile hatırlamıyorum. Hatta yedi yaş civârına geldiğimde câmide ders halkalarına katıldım. Boş lafın olduğu halkalarda oturmazdım, aksine bana hadîs anlatacak muhaddise tâliptim. Bana uzun senediyle nakleder, işittiğim herşeyi hıfzeder ve sonra eve döndüğümde onları yazardım. Şeyh’im Ebû Fazl bin Nâsir Rahimehullâh ile muvaffak kılındım. Beni farklı ulemâya taşır, Müsned’i ve diğer büyük eserleri dinletirdi. Bunları neden yaptırıldığımı bilmiyordum. Hocam işittiğim herşeyi yazdı ve büluğa erdiğimde bana bu kaydettiklerini verdi. O ölünceye dek Rahimehullâh onun yanındaydım ve onun aracılığı ile hadîs ve nakil ilmini öğrendim.

Çocuklar Dicle (nehri) kenarına iner köprü üzerinde oynarlardı. Bense küçükken elime cüz alır insanlardan uzak kıyıda oturur, ilim ile meşgul olurdum.

Sonra bana zühdlük ilhâm edildi, devamlı oruç tutup yediklerimi aza indirgedim. Bu yola baş koydum, azmettim ve seher vaktine kadar uyanık kaldım ve sabırlı olmayı nefsime öğrettim. İlimlerden bir tanesi ile kanaat etmedim; bu yüzden fıkıh, vaaz verme, hadîs dinledim ve zâhidlere tâbi oldum. Sonra luğât (dil bilimi) ilmi okudum. Yaşadığım yerde inzivaya çekilmis yada vaaz eden kimseyi terk etmedim. Uzaktan gelen böyle kimse ile kendimi kuşattım ve kendimi faziletle düzelttim. Ve iki şey arasında tercîh yapmak zorunda kalsam el-Hakk’ın hakkını tercîh ettim.

Hayatımı tasarladı, O ki beni ıslâh ederek en güzel şekilde yetiştirdi. Haset eden ve bana ihânet edebilecek düşmanları def etti. Beni mukaddes ilim için hazırladı ve bana hiç beklenmedik yerlerden kazanç gönderdi. Beni fehimle, hızlı hıfz (ezber) ile ve gelişmiş yazıyla rızıklandırdı. Beni dünyâ’da hiç birşeye muhtaç bırakmadı. Bilakis yeterli miktarda ve fazla ziyâdesiyle yolladı. İnsanlarin kalblerinde beni kabullendirdi ve onlar sıhhatini araştırma gereği duymaksızın, onları sözlerimle etkiledim. Yaklaşık iki yüz Zimmet ehli benim ellerimle İslâm oldu, yüzbinden fazla günahkârda benim meclislerimde tevbe etti. Yirmi binden fazla adamda cehâletlerinden tevbe ettiklerini duyurdu.

Farklı şeyhlerin hadîs meclislerine katılırdım, kimse beni geçmesin diye nefesim kesilene dek koşardım. Sabah olduğunda birşeyim yoktu yemedim ve akşam olduğunda da birşeyim yoktu. Allâh beni mahlûkât karşısında hiç alçaltmadı, ve lâkin benim onurumu korumak için beni rızıklandırdı. Doğrusu benim bütün tecrübelerimi aktarmam çok uzun zaman alır.

Ve şimdi burdayım ve benim neler başardığımı görebiliyorsun. Sana bütün hikâyeyi tek bir cümleyle aktarayım. O da Allâh’ın şu kavlidir:


وَاتَّقُوا اللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللَّه
“Allâh’tan korkun! Allâh size (en doğrusunu) ögretiyor!..” (el-Bakara 2/282)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: MUKADDES İLİM TÂLİPLERİNE SAMÎMİ NASÎHAT
« Yanıtla #5 : 17.04.2019, 18:47 »
TEVBEDE, PİŞMANLIKTA ve DÜZELMEKTE ACELE EDİP, FIRSATI KAÇIRMADAN ÖMRÜNDEN KALAN ZAMANI DEĞERLENDİRME FASLI

Dikkat et ey oğul! Kendi nefsin için mâzide yaptıklarından pişmanlık duy. Hala vaktin varken kemâle ermişlere ilhâk etmek için çok çalış. Hala yaşken ağacını sula ve boşa harcadığın zamanı hatırla, bu sana yeter. Zaman geçtikçe tembelliğin lezzeti gitti ve fazîletlerin mertebelerine erişildi. Allâh onlara rahmet etsin selef tüm fazîletleri severdi ve onlardan sadece birtanesini bile kaçırdıklarında ağlarlardı.

İbrâhîm bin Edhem Allâh ona rahmet etsin dedi ki: Bir keresinde hasta olan bir âbidin ziyâretine gittik ve onu ayaklarına bakarak ağlarken bulduk. ‘Sana ne oldu (niye) ağlıyorsun? diye sorduğumuz soruya: ‘Allâh yolunda kirlenmediler!..’ diye cevapladı. Başka biri ağladı ve ona: ‘Sen niçin ağlıyorsun?’ denildi. O da şöyle cevapladı: ‘Oruç tutmadan geçen güne ve kıyama durmadan geçen geceye ağlıyorum!..’

Bil ki oğlum, gün saatlerden oluşur ve saatler de aldığın nefeslerden oluşur. Her nefes hazinedir, boşa (hayır elde etmeksizin) nefes (alıp) vermekten sakın. Kıyâmet Günü’nde boş hazineyi görüdüğünde pişman olursun.

Adamın biri Âmir bin Abd'ul Kays’a demişti ki: ‘Dur seninle konuşmak istiyorum.’ O da cevâben demişki: ‘Güneşi tut (zamanı durdur da seninle öyle konuşayım)!..’

Ma’rûf (el-Kerhî) Allâh ona rahmet etsin yanında oturan insanlara dediki: ‘Kalkmak istemez misiniz? Şüphesiz Melek'uş Şems (Güneş Meleği) onu (güneşi) sürüklüyor ve hiç usanmıyor (zaman akıp gidiyor)!..’

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bir hadîsde şöyle buyurmaktadır:


من قال: سبحان الله العظيم وبحمده؛ غرست له نخلة في الجنة
"Kim Subhânallâhi ve bi Hamdihi (Allâh'a hamd eder olduğum halde O'nu noksanlıklardan tenzîh ederim) derse; onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir.’’ (et-Tirmizî; Nesâ'î, Amel'ul Yevmi ve'l Leyli; İbnu Ebî Şeybe, Musannef; İbnu Hibbân, Mevârid; Hâkim, el-Mustedrek ale’s Sahîhayn; Ebû Ya’lâ)

Zamanını zayi ederek kaçırdığın hurma ağaçlarını(n sayısını bir) düşün!..

Selef zamanını değerlendirirdi. Kehmes (İbn'ul Hasan el-Temîmî) her gün ve gecede (bir günde) 3 kez Kur’ân’ı hatmederdi. Seleften 40 kişi sabah namazlarını yatsı namazı için aldıkları abdestle kılarlardı. Rabî'a (el-Adeviyye) gece (ibâdet eder) uyumazdı. Sabah vakti olduğunda biraz uzanırdı ve hafiften içi geçmişken korkuyla kalkar ve kendine şöyle derdi: ‘(Kalk!) kabirde uyku uzundur!..’
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1680 Gösterim
Son İleti 25.06.2015, 10:29
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1485 Gösterim
Son İleti 25.06.2015, 10:35
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1853 Gösterim
Son İleti 13.10.2016, 17:51
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2003 Gösterim
Son İleti 20.04.2017, 23:50
Gönderen: Abdulberr
0 Yanıt
750 Gösterim
Son İleti 05.09.2018, 02:03
Gönderen: Tullab'ul Ilm