Tavhid

Gönderen Konu: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?  (Okunma sayısı 1541 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SSAALIH

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« : 26.03.2019, 02:38 »
Əs-sələmu aleykum va rahmətullah. Sizin saytınıza baxdım, mənə maraqlı gələn odur ki, sizin AbdulVahhab'dan (rahiməhullah) sonra bu günə kimi aliminiz kimdir?

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #1 : 26.03.2019, 03:28 »
Ve aleykum.

Bismillahirrahmanirrahim.


Öncelikle sorunuzdaki bazı hususları düzeltelim. Birincisi bizim yegane kabul ettiğimiz alim Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a) değildir. O ve öğrencileri daha önceki tevhid davetçisi alimlerin devamıdır. Bizim tarih boyu hangi alimlere tabi olduğumuz konusu “Davetimiz” başlıklı yazıda anlatılmıştır:

“Bizim akidemiz ilk üç hayırlı nesil dediğimiz Sahabe, onları güzellikle tabi olan Tabiun ve de onlardan sonra gelen Etba’ut Tabiin imamlarının kısacası selef imamlarının akidesidir. Evzai, Sufyan’us Sevri, Hasen’ul Basri, Abdullah ibnu Mubarek, İmam Şafii, İmam Malik hepsi aynı akidededir. Onlardan sonra bu nezih akidenin davetçiliğini Buhari, Muslim, Darimi, İbnu Huzeyme, Ebu Davud vb. hadis imamları üslenmiş -ki birçoğu İmam Ahmed bin Hanbel’intalebesidir- ardından İbnu Batta, İbnu Mende, Lalekai gibi imamlar selefin akide hakkındaki nakillerini toplamışlardır.

Belli bir dönemden sonra selefi salihin akidesinin neşri görevini özellikle Hanbeli uleması üslenmiştir. İbni Kudame’den sonra Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye ve talebeleri Hanbelilerden İbn’ul Kayyım, İbnu Muflih, İbnu Abdi'l-Hadi ve Şafiilerden Zehebi, İbn Kesir gibi alimler akideyi neşretmiştir. Daha sonraki dönemlerde İbnu Receb, Merdavi ve diğer Hanbeli fakihleri kanalıyla selefi salihin akidesi gündemde kalmış ve nihayet Şeyhu'l-İslam Muhammed bin Abdi'l-Vehhab Necd havalisinde tevhid davetini başlatmış ve onun yetiştirdiği alimler ve eserleri vasıtasıyla sahih akide günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde Suud hanedanlığının saptırma gayretlerine rağmen Necd ulemasının sahip olduğu berrak akide ve tavizsiz duruş Durar’us Seniyye, Mecmuat’ur Rasail gibi derlemelerde açıkça görülmektedir.”


İkinci mesele ise biz Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’tan sonra alim yoktur diye bir iddiada bulunmuyoruz. Zira onun tesis ettiği Necd bölgesi tevhid daveti ve de dünyanın diğer yerlerindeki selefi hareketler uzun süre devam etmiştir. Ta ki miladi 1930’lu yıllardan sonra Suud devleti Batılı kafirlerle ve diğer müşriklerle dost olana kadar da bu çizgi devam etmiştir. Mesela son zamanlarda yetişen Şeyh İshak bin Abdurrahman, Süleyman bin Sehman gibi alimleri misal verebiliriz. Bunlardan sonra gelen muasır Suud ulemasının ise daha öncekilerin akidesiyle bir alakası olmadığını muasırların ve öncekilerin kitaplarını mukayeseli okuyan herkes açıkça görür. O yüzden biz şu an gerek Suud’da gerekse başka bir ülkede yaşayan Rabbani bir alim bilmiyoruz. Böyle olan tanımadığımız alimler varsa da ya zindandadır, ya dağ başlarındadır ya da toplumdan kopuk münzevi bir hayat yaşamaktadırlar diye düşünüyoruz. Çünkü bu devirde gerçek tevhidi haykıran birisine ne davet imkanı tanırlar, ne de böyle birisini şöhret yaparlar, hatta hayat hakkı bile belki tanımazlar! Şu an etraflarında kalabalık kitlesi olanlar da ancak dinden verdikleri tavizler oranında o şöhreti kazanmışlardır.

Sizin sorunuza vereceğimiz cevap bu şekildedir. Bize böyle sorduğunuza göre sizin alim olarak kabul ettiğiniz birileri olsa gerektir. Siz bu devirde yaşayan alim olarak kimleri görüyorsunuz?
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

Çevrimdışı SSAALIH

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #2 : 26.03.2019, 13:43 »
Sizin cavabinizdan aydın oldu ki, mən qəbul etdiyim alimləri siz qəbul etmirsiniz, ona görə daha ad çəkməyə ehtiyac yoxdur. Qaldı ki, bu devirde alim tanımıram sözüne, necə oldu ki, necə əsrlər bundan öncə olan alimləri sırasıyla sayırsınız, AbdulVahhab'dan bu yana alim tanimirsiz?! Allaha əmanət. Əs-sələmu aleykum.

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #3 : 27.03.2019, 03:38 »

Ve aleykum.

Bismillahirrahmanirrahim.


Alim kabul ettiğiniz kişilerin ismini yazmamışsınız ama bilakis alim saydığınız kişiler kimse belirtmeniz ve müdafaasını yapmanız daha yerinde olurdu. Ayrıca yukarda Muhammed bin Abdulvehhab’tan sonra alim kabul etmediğimiz ithamının doğru olmadığını açıkladığımız halde yine aynı söylemi tekrar etmişsiniz. Bir önceki yazıda da belirttiğimiz gibi Şeyh Muhammed’den sonra da nice alimler gelip geçmiştir. 1 asra yakın bir zaman ise bir fetret dönemi vardır bu da her zaman böyle olacak anlamına gelmez, çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) her asrın başında dini tecdid edecek, tekrar ikame edecek bir müceddid geleceğini haber vermiştir. Buna şaşıran varsa ona deriz ki, Muhammed bin Abdulvehhab’tan önce hangi alim vardı, Şeyh (rh.a) akidesini hangi alimden almıştı? Bilakis o, hocalarının hatta kendisinin dahi belli bir döneme kadar tevhidi bilmediğini, o kadar ki Necd bölgesinde İslamı bilen hiç kimse olmadığını söylüyor.

http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=606.0

Zaten onun zamanında bu sebeble onu da sapık ilan ettiler. Şeyhe karşı Osmanlı uleması tarafından yapılan reddiyelere bakın, hepsi onu daha önce bilinmeyen yeni bir din icad etmekle suçluyorlar. Şeyhin döneminde bu akideyi anlatan başka birisi olsa bu ithamda bulunmayacaklardı. İbn Teymiye’nin durumu da çok farklı değildir. Dönemin alimleri onu daha öncesi olmayan yeni görüşler icad etmekle suçladılar. Halbuki onun yaptığı kendi döneminde unutulan selefin yolunu tekrar hatırlatmaktı. Bununla beraber gerçekten İbn Teymiye’nin devrinde ve az öncesinde birebir her meselede onunla aynı akideyi savunan kimse de yoktu, sonrasında da çok fazla olmamıştır. Sadece bundan yola çıkarak bir akidenin sapıklığına ve batıllığına hükmetmek tarih boyu bidat ve dalalet ehlinin gittiği yoldur. Şimdi size tavsiyemiz, bu meseleden önce bizim bizzat akidemizde bir batıl görüyorsanız bunu ortaya koymanız, bu meseleyle alakalı da alim kabul ettiğiniz kimse onları zikretmeniz yönünde olacaktır. Ondan sonra da bizim akidemizi de alimlerinizin akidesini de Kuran ve sünnetin hakemliğinde ve selefin anlayışına göre değerlendirmek daha isabetli bir davranış olacaktır vesselam.
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

Çevrimdışı SSAALIH

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #4 : 27.03.2019, 09:16 »
Mən sizdən sual soruşuram, siz suala sualla cavab verirsiz. Nəbi sallallahu aleyhi və səlləm, səhabələr, tabiinlər, ətbəut tabiinlər - ta AbdulVahhab rahiməhullah'a kimi alimləri sırayla yazmısız, AbdulVahhab'dan bu yana 2-3 əsr keçib, bu aralıqda demək ki, sizə görə alim yoxdur, olsa idi adını yazardız. Çünki, bütün alimləri təkfir etmisiz, və sonra da təkfir etdiyiniz alimlərin kitablarını "kitab tavsiyyesi" bölümündə həmin kitablardan faydalanmaqda bir problem görməmisiz. Bu nə əqidədir? Bu təlbisdən başqa bir şey deyil. Qaldı ki, mənim alimimə ibn Bazz, ibn Useymin, Fouzan və b.

Çevrimdışı İbnuz Zemalkânî

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #5 : 27.03.2019, 13:44 »

İbn Teymiye’nin durumu da çok farklı değildir. Dönemin alimleri onu daha öncesi olmayan yeni görüşler icad etmekle suçladılar. Halbuki onun yaptığı kendi döneminde unutulan selefin yolunu tekrar hatırlatmaktı. Bununla beraber gerçekten İbn Teymiye’nin devrinde ve az öncesinde birebir her meselede onunla aynı akideyi savunan kimse de yoktu, sonrasında da çok fazla olmamıştır. Sadece bundan yola çıkarak bir akidenin sapıklığına ve batıllığına hükmetmek tarih boyu bidat ve dalalet ehlinin gittiği yoldur.


Bu sözlerin sahibinin şu sözlerinin ne kadar batıl olduğu, İbn Teymiyye'yi günümüz tasavvuf ehlinin hocalarını savunduğu şekilde savunduğu,  seleften haleften bir haber olduğu gün gibi açık. İbn Teymiyye'yi savunma adına onun zamanında meşhur alimleri tabiri caizse çöpe atıp, selefi sadece İbn Teymiyye'nin savunduğunu! iddia etmek olsa olsa ahmaklıktan başka birşey değildir. Allah akıl versin diyeceğim ama akıl sizlerden ayrılalı çok olmuş, Allahu alem geri uğramaz.

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #6 : 27.03.2019, 22:34 »
Mən sizdən sual soruşuram, siz suala sualla cavab verirsiz. Nəbi sallallahu aleyhi və səlləm, səhabələr, tabiinlər, ətbəut tabiinlər - ta AbdulVahhab rahiməhullah'a kimi alimləri sırayla yazmısız, AbdulVahhab'dan bu yana 2-3 əsr keçib, bu aralıqda demək ki, sizə görə alim yoxdur, olsa idi adını yazardız. Çünki, bütün alimləri təkfir etmisiz, və sonra da təkfir etdiyiniz alimlərin kitablarını "kitab tavsiyyesi" bölümündə həmin kitablardan faydalanmaqda bir problem görməmisiz. Bu nə əqidədir? Bu təlbisdən başqa bir şey deyil. Qaldı ki, mənim alimimə ibn Bazz, ibn Useymin, Fouzan və b.

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Açıkçası böyle takıntılı şekilde yapılan bir münazaradan herhangi bir netice çıkacağını sanmıyorum. Çünkü bizim söylediklerimizi duymuyor, sadece kendi sözlerini tekrar ediyorsun. Hani en azından desen ki Necdi alimlerden sonraki dönemde yaşayan muasırları alim olarak kabul etmiyorsunuz, bir yere oturur da ben sana yukarda defalarca Muhammed bin Abdulvehhab’tan sonra da birçok alim gelip geçmiştir dediğim halde hala “AbdulVahhab'dan bu yana 2-3 əsr keçib, bu aralıqda demək ki, sizə görə alim yoxdur, olsa idi adını yazardız.” Diyebiliyorsunuz. Üstelik sana yukarda isim de yazmışım, Şeyh İshak demişim, Sehman demişim fakat hiç birini duymuyorsun belki de anlamadın, belki bu alimlerin ismini duymadın, ne zaman yaşadıklarından haberin yok belki de! Öyle bile olsa en azından dersin ki duymadım! Şimdi sana 1206 senesinde vefat eden Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’tan sonra yaşamış olan ve kendilerine ittiba ettiğimiz bazı alimlerin isimlerini tekrar vefat tarihleriyle beraber yazıyorum, umarım bir daha aynı şeyi tekrar etmezsin:

-  Süleyman bin Abdullah (v. 1233)
-  Eba Butayn (v. 1282)
-  Abdurrahman bin Hasen (v. 1285)
-  Abdullatif bin Abdurrahman (v. 1293)
-  Hamd bin Atik (v. 1301)
-  İshak bin Abdurrahman (v. 1319)
-  Süleyman bin Sehman (v. 1349)

Ve başkaları.


Eğer bu tarihlerden anlamıyorsan söyleyeyim şu an hicri 1440 tarihindeyiz. Yani aradan 2-3 asır geçtiği falan yok!


Bundan sonra; sen eğer muhatabının sözlerine değer vermiyeceksen, duymazlıktan geleceksen burada yazışmanın bir mantığı yok, kör döğüşü yapacak değiliz. Diğer yazdıklarımı zaten tamamen görmezden geliyorsun. Yani biz şu an yaşayan bir alim ismi telaffuz edemiyoruz diye sapık oluyorsak, neden Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a) bizimle aynı durumda olduğu halde sapık olmuyor sana göre! Sana naklettiğim sözünü izah edebiliyor musun kendi mantığına göre? Şeyh’in kitaplarında kendisine yakın dönemlerde yaşayanlardan veya muasırlardan bir tane alimin ismini hayırla yad ettiğini, akidesini tezkiye ettiğini, ben bu akideyi ondan aldım dediğini nakledebilir misin? Babasıyla alakalı bile rahmetle yad ettiğine en azından biz rastlamadık. Zaten muhalifleri de bu sebepten dolayı ona tekfirci, harici diyorlar. Ebu Zerka bile sizden daha tutarlı, adam en azından dürüstçe çıktı ben Necd davetinden beriyim, bunlar tekfircidir dedi. Birtakım davetçiler gibi kaypaklık yapmadı. Bu vesileyle şunu herkes bilsin ki Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın ve diğer Necdi alimlerin muhaliflerinin birçoğu Eşari, tasavvufçu vesaire değil bilakis “selefi” idi. Zira o dönemde Necd bölgesinde yaygın olan mezhep bugünkü gibi Hanbeli mezhebiydi, yani o bölgede hakim olan itikad –genel hatlarıyla da olsa- selef itikadıydı. Necd davetine muhalif olanların muhalefetinin sebebi ise büyük oranda tekfir meselesiydi. Yani Şeyh Muhammed ile muarızlarının arasındaki ihtilaf konusu Esma ve Sıfat Tevhidi, kabirler vesaireden ziyade “tekfir” konusuydu. Muhalifler –aynı bugünkü gibi- seleften, İbn’ul Kayyim ve İbnu Teymiye’den nakil getirerek Necdi ulemayı tekfirde aşırı gitmekle itham ediyorlardı. Necdi davet alimlerinin kitaplarını, muhaliflerle karşılıklı reddiyeleri takip eden herkes bunu açıkça görür. 

Şimdi, Necd bölgesi tevhid davetine muhalif olan “selefi” ulemanın kısa bir listesini ibret amaçlı zikretmek istiyorum:


-  Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın öz kardeşi Süleyman bin Abdulvehhab: “es-Savaik’ul İlahiyye fi’r Reddi ale’l Vehhabiyye” adıyla basılan risalesinde kardeşine reddiyede bulunmuş ve onu tekfirde aşırı gitmekle suçlamıştır.

-  İbn Feyruz: Şeyh’in risalelerinde ismi sıkça geçen bu İbnu Feyruz’un ismi, Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab’ın döneminde yaşamış olan Hanbeli Mezhebi’ne müntesip ilim ehli arasında geçmektedir. 1216H tarihinde vefat etmiştir. Necd bölgesindeki tevhid davetine muhalefeti ile tanınan İbnu Humeyd “es-Suhub’ul Vabile” adlı Hanbeli tabakatına dair eserinde (sf 969 ve devamı) ondan övgü ile bahsetmektedir. Zira İbnu Feyruz da İbnu Humeyd gibi sahih akidenin yayılmasına karşı mücadele etmiş ve hatta söz konusu kitapta zikredildiğine göre dönemin Osmanlı Padişahı Abdulmecid ile tevhid davetine karşı yardım isteme babında yazışmaları olmuştur. Tevhid ehli Ahsa’ya hâkim olduğunda diğer müşrikler gibi o da burayı terk ederek Basra’ya yerleşmiş ve orada ölmüştür.

-  Muhammed bin Abdillah bin Humeyd:
Yukarda ismi geçen bu zat, Necdi ulemadan Şeyh Eba Butayn’ın öğrencisidir. es-Suhub’ul Vabile adlı Hanbeli tabakatına dair eseriyle meşhurdur. Öyle ki bu şahıs, tevhid davetine olan şiddetli muhalefetinden ötürü Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab Rahimehullah ve ashabından birçoğunu Hanbeli tabakatına dair yazdığı bu kitaba almamış ve Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab Rahimehullah’ın babasıyla alakalı bölümde (no: 415) Şeyh’e ve davetine galiz ifadelerle hücum etmiştir. Hatta Kaside-i Bürde adlı şirk dolu bir şiiri müdafaa etmeye kalkışmış ve Şeyh Abdurrahman bin Hasen Rahimehullah da İbnu Humeyd en-Necdi’nin bu iddialarına yönelik reddiyede bulunmuştur. (Bu reddiye Türkçe’ye Kaside-i Bürde’ye Reddiye adı altında neşredilmişti.)

-  Osman bin Mansur: Şeyh Abdurrahman bin Hasen gibi alimlerden ders almış olmasına ve hatta Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın “Kitab’ut Tevhid” adlı eserine şerh yazmış olmasına rağmen Necd davetine düşman olmuş ve onlar gibi ümmeti (!) tekfir edenlere karşı “Cila’ul Gumme an Tekfiri Hazih’il Umme” adlı risale telif etmiştir. Şeyh Abdullatif bin Abdurrahman da bu risaleye cevaben meşhur “Misbah’uz Zalam” adlı eserini kaleme almıştır.


İşte bunlar, Necdi davet imamlarına müşriklerin tekfiri konusunda karşı çıkan dönemin Selefi-Hanbeli alimlerinden (!) sadece birkaçıdır. Bunları çeşitli yazılardan hızlıca derledim. Dün gece bu geceye ne kadar da benzemektedir! O saydığınız İbn Useymin, Abdulaziz bin Baz, Salih bin Fevzan gibi zatlar da selefleri olan Süleyman bin Abdulvehhab, İbn Feyruz, İbn Humeyd, Osman bin Mansur ve başkaları gibi ümmet adını verdikleri müşrikleri ve yöneticilerini tekfir edenleri Harici olarak görmektedirler. Tek farkları günümüzdekiler Necd davetini savunuyor gibi yapmaktalar, Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab ve öğrencilerinin kitaplarına sahip çıkmaktalar, lakin bu kitaplara yaptıkları şerhleri dikkatli okuyanlar aslında bunların şerhten ziyade reddiye niteliğinde olduğunu görür. Elbani, Rabi el Medhali gibi kişileri zaten saymıyorum; bunların tevhidle ve selefle bir alakası olmadığı zaten bellidir. Hatta Keşfuşşubehat şerhi gibi kitaplarında açıkça şirk konusunda cehaletin mazeret olduğunu savunan İbn Useymin’i ve hocası Sa’diyi de saymıyorum. Bu saydığınız kişiler ve benzerleri olan Guneyman, Racihi ve emsali güya Necdi alimlerin yolunu sıkı sıkıya takip ettiği sanılan zatların, Lecne ulemasının vesairenin ise bir çok akidevi konuda ne dedikleri neyi savundukları belli değildir. Cehalet özrü, beşeri kanun ehlinin durumu, tağuta muhakeme, oy kullanma vesair bir çok “zülfiyare dokunan” meselede bir bakmışsınız küfür diyorlar; sonra bir bakmışsınız iman diyorlar! Daha çok özel derslerde, meseleleri ilmi olarak ele aldıkları çalışmalarda hakka yakın konuşurken bilhassa umuma açık meclislerde, televizyon vesair yerlerde ise hakkı ketmediyorlar. Bunların çelişkileri ve batılları kısa da olsa daha önce yazılmştı. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1917.0 Eğer ilminiz varsa orada yazılanlara cevap verirsiniz. Onun dışında aynı şeyleri tekrar edip duracaksanız boşuna yazmayın. Ayrıca bu muasırların kitaplarından istifade ediyor oluşumuz onların akidesini tasvip ettiğimiz anlamına gelmez. Şimdi alimler Arap lügati konusunda Zemahşeri’ye müracaat ettiler diye Mutezileyi benimsemiş mi oldular ya da çelişkiye mi düştüler? Suud ulemasının kitaplarında çoğu zaman selefin ilmi nakledilir, zaten nakletmedikleri kendi reyleriyle konuştukları yerler ise yukarda bahsettiğimiz şeyler gibi hemen belli olur. Tavsiye etme sebebimiz de budur. Yeri gelir eğer ehil olduğu bir sahaysa ve hakkı nakletmekten başka bir şey yapmadıysa muasırlardan Eşari veya tasavvufçu olan birisinin kitabını da tavsiye edebiliriz, buradan kimseye bir pay çıkmaz vesselam.
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #7 : 28.03.2019, 02:08 »

İbn Teymiye’nin durumu da çok farklı değildir. Dönemin alimleri onu daha öncesi olmayan yeni görüşler icad etmekle suçladılar. Halbuki onun yaptığı kendi döneminde unutulan selefin yolunu tekrar hatırlatmaktı. Bununla beraber gerçekten İbn Teymiye’nin devrinde ve az öncesinde birebir her meselede onunla aynı akideyi savunan kimse de yoktu, sonrasında da çok fazla olmamıştır. Sadece bundan yola çıkarak bir akidenin sapıklığına ve batıllığına hükmetmek tarih boyu bidat ve dalalet ehlinin gittiği yoldur.


Bu sözlerin sahibinin şu sözlerinin ne kadar batıl olduğu, İbn Teymiyye'yi günümüz tasavvuf ehlinin hocalarını savunduğu şekilde savunduğu,  seleften haleften bir haber olduğu gün gibi açık. İbn Teymiyye'yi savunma adına onun zamanında meşhur alimleri tabiri caizse çöpe atıp, selefi sadece İbn Teymiyye'nin savunduğunu! iddia etmek olsa olsa ahmaklıktan başka birşey değildir. Allah akıl versin diyeceğim ama akıl sizlerden ayrılalı çok olmuş, Allahu alem geri uğramaz.

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


İbn’uz Zemelkani isimli kullanıcı! Gün gibi açık olan şey ne, yukarda yazılanlardan bizim İbn Teymiye’yi tasavvufçuların şeyhlerini savunduğu gibi savunduğumuzu nerden çıkardın, hangi sözümüzden istinbat ettin (!) Nedir bu İbn Teymiye takıntısı? Birisi Muhammed bin Abdulvehhab’a takmış, diğeri İbn Teymiye’ye! Neden bu isimleri duyunca birileri kırmızı görmüş boğa gibi saldırıya geçiyor anlamış değilim! Şu an konumuz İbn Teymiye mi? İbn Teymiye konusunda bir maruzatın varsa ayrı başlık açar orada yazarsın, yukardaki tartışmayı görüyorsun şu açtığın konunun yeri mi şimdi? Ama madem açtın konuyu, biz de tıpkı yukardaki katılımcıya sorduğumuz gibi sana da soralım: İbn Teymiye’nin döneminde onun dışında da tam manasıyla selefi savunan alimler varsa, kimmiş bu alimler, isim ver de herkes öğrensin! Dikkat et İbn Teymiye’den başka alim var mıymış demiyorum ve iddia ettiğin gibi dönemin alimlerini çöpe attığım, onları alimlikten attığım falan yok, zaten böyle bir haddimiz de yok! Lakin alim olmak başka şey, selefin yolunu birebir takip etmek ayrı şey! Alimin kendince tevili vardır, belki bidata da düşse yaptığı salih ameller ve başka şeylerden dolayı Allah onu affedebilir vesaire bunlar ayrı konular ama herhalükarda bir alim eğer her konuda selefin yoluna tabi değilse bunu itiraf etmek zorundayız, alimdir diye yaptığı herşeyi savunamayız.

İbn Teymiye’den az önce ve onun döneminde hangi alim, tam anlamıyla selefin izinden gittiyse yaz şimdi bize: Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir diyen Fahreddin Razi mi,  meşhur Hanbeli alimleri de dahil olmak üzere Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrinden şefaat talep etmek müstehaptır diyen fakihler mi, hatta “Şifa’us Sekam” kitabında kabir ve tevessülle alakalı bidatları savunup İbn Teymiye’ye reddiye yapan Sübki ve emsali mi? Bu tür bidatlara, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mezarına yolculuk yapmaya vb şeylere karşı çıktığı için İbn Teymiye’yi sapıklıkla hatta zındıklıkla itham edip yargılayan kadı ve müftüler mi? Onun devrinde İbn Teymiye ve ashabı dışında bu bidatları açıktan reddeden kimse var mı? Hele ki onun muhalifi olan alimlerden bidatları açıktan inkar eden, bidatlarla İbn Teymiye gibi açıktan savaşan bir tek kişi varsa ismini yaz, biz de öğrenmiş oluruz cehaletimizi gideririz bu vesileyle. Zaten böyle yapan birisi olsaydı o da Şeyhulislam gibi zindanlara atılmaktan başka bir şeyle karşılaşmazdı Allahu a’lem. İbn Teymiye’yi İbn Teymiye yapan bu özelliği yani bidatlarla açıktan mücadele etmesi, sünnetleri ihya etmesi olmuştur. Bu, her müceddidin özelliğidir. İmam Ahmed bin Hanbel r.a zamanında da birçok alim vardı fakat bidat ehline karşı neredeyse tek başına direndiği için dönemin imamı o olmuştur, bunda şaşıracak bir şey yoktur. Şimdi madem bizim meseleyi abarttığımızı ve İbn Teymiye’ye taassubta bulunarak onun adına diğer alimleri küçük düşürdüğümüzü iddia ediyorsan o zaman bu iddianı isbat et, Şeyhin zamanında yaşayıp ona muhalif olduğu, onunla alakası olmadığı halde selefe her konuda tabi olan alimleri bize tek tek say, biz de iddiamızdan vazgeçelim vesselam.
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

Çevrimdışı İbnuz Zemalkânî

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #8 : 28.03.2019, 09:42 »


İbn Teymiye’den az önce ve onun döneminde hangi alim, tam anlamıyla selefin izinden gittiyse yaz şimdi bize: Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir diyen Fahreddin Razi mi,  [/size][/font]
Daha muhalifini anlamayan bir kimse selefi nasıl anlayacak. Bak sana ispat edeyim senin ne seleften ne de haleften bi haber olduğunu.

İmam Fahreddin el-Razi nerede "Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir" demiş? Hadi bunu ispatla. İbn Teymiyye de Der'u Tearuz'da İmam Razi'den bu sözü naklediyor ama saptırarak nakladiyor. Bakalım sen nasıl saptıracaksın.

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #9 : 28.03.2019, 16:27 »


İbn Teymiye’den az önce ve onun döneminde hangi alim, tam anlamıyla selefin izinden gittiyse yaz şimdi bize: Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir diyen Fahreddin Razi mi,  [/size][/font]
Daha muhalifini anlamayan bir kimse selefi nasıl anlayacak. Bak sana ispat edeyim senin ne seleften ne de haleften bi haber olduğunu.

İmam Fahreddin el-Razi nerede "Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir" demiş? Hadi bunu ispatla. İbn Teymiyye de Der'u Tearuz'da İmam Razi'den bu sözü naklediyor ama saptırarak nakladiyor. Bakalım sen nasıl saptıracaksın.


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Razinin ve diğer bazı Eşari alimlerinin akıl nakil çatışmasında aklı tercih ettiklerine dair görüşleri kendi sözlerinden şu yazıda nakledilmiştir.

 Eş'ari'lerde aklın naklın üzerinde oluşu / aklın esas oluşu

Sen bizi selefi anlamamakla itham ediyorsun ama görünen o ki sen daha kendi seleflerini anlamaktan acizsin. Razinin ne dediği gayet açık, madem İbn Teymiye iddiana göre Razinin sözlerini saptırıyorsa sen doğrusunu açıkla o zaman, bunu da kendi tevillerine dayanarak değil bizzat Razi'nin ve aklı nakilden üstün tutan diğer Eşarilerin sözlerinden hareketle yap, hadi bekliyoruz.

Ayrıca sen sorularımıza da cevap vermedin. İbn Teymiye zamanında bu saydığımız bidatlara karşı çıkan hangi alim var? Yoksa sana göre bu bidatlar bidat değil mi?
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

Çevrimdışı İbnuz Zemalkânî

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #10 : 28.03.2019, 19:25 »
Sorduğum soru gayet basit. İmam el-Razi nerede "Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir" demiş. Bunun ispatını İmamın kendi kitabından Arapçası ve tercümesiyle nakleder misiniz? Ya da dahada kolaylaştırayım. Bahsettiğiniz söz verdiğiniz linkte de zikredilmiş olan şu nakil mi?


Alıntı


الْفَصْل الثَّانِي وَالثَّلَاثُونَ فِي أنّ الْبَرَاهِين الْعَقْلِيَّة إِذا صَارَت مُعَارضَة بالظواهر النقلية فَكيف يكون الْحَال فِيهَا؟
اعْلَم أَن الدَّلَائِل القطعية الْعَقْلِيَّة إِذا قَامَت على ثُبُوت شَيْء ثمَّ وجدنَا أَدِلَّة نقلية يشْعر ظَاهرهَا بِخِلَاف ذَلِك فهناك لَا يَخْلُو الْحَال من أحد أُمُور أَرْبَعَة:
1 - إِمَّا أَن يصدق مُقْتَضى الْعقل وَالنَّقْل فَيلْزم تَصْدِيق النقيضين وَهُوَ محَال.
2 - وَإِمَّا أَن يبطلا فَيلْزم تَكْذِيب النقيضين وَهُوَ محَال.
3 - وَإِمَّا أَن يصدق الظَّوَاهِر النقلية ويكذب الظَّوَاهِر الْعَقْلِيَّة وَذَلِكَ بَاطِل.
لِأَنَّهُ لَا يمكننا أَن نَعْرِف صِحَة الظَّوَاهِر النقلية إِلَّا إِذا عرفنَا بالدلائل الْعَقْلِيَّة إِثْبَات الصَّانِع وَصِفَاته وَكَيْفِيَّة دلَالَة المعجزة على صدق الرَّسُول - صلى الله عَلَيْهِ وَسلم - وَظُهُور المعجزات على - مُحَمَّد صلى الله عَلَيْهِ وَسلم -.وَلَو جوّزنا الْقدح فِي الدَّلَائِل الْعَقْلِيَّة القطعية صَار الْعقل مُتَّهمًا غير مَقْبُول القَوْل, وَلَو كَانَ كَذَلِك لخرج أَن يكون مَقْبُول القَوْل فِي هَذِه الْأُصُول, وَإِذا لم تثبت هَذِه الْأُصُول خرجت الدَّلَائِل النقلية عَن كَونهَا مفيدة فَثَبت أَن الْقدح فِي الْعقل لتصحيح النَّقْل يُفْضِي إِلَى الْقدح فِي الْعقل وَالنَّقْل مَعًا, وَأَنه بَاطِل.
وَلما بطلت الْأَقْسَام الْأَرْبَعَة لم يبْق إِلَّا أَن يقطع بِمُقْتَضى الدَّلَائِل الْعَقْلِيَّة القاطعة بِأَن هَذِه الدَّلَائِل النقلية إِمَّا أَن يُقَال: إِنَّهَا غير صَحِيحَة  , أَو يُقَال: إِنَّهَا صَحِيحَة إِلَّا أَن المُرَاد مِنْهَا غير ظواهرها
ثمَّ إِن جوّزنا التَّأْوِيل اشتغلنا على سَبِيل التَّبَرُّع  بِذكر تِلْكَ التأويلات على التَّفْصِيل. وَإِن لم يجز التَّأْوِيل فوّضنا الْعلم بهَا إِلَى الله تَعَالَى. فَهَذَا هُوَ القانون الْكُلِّي المرجوع إِلَيْهِ فِي جَمِيع المتشابهات وبالله التَّوْفِيق".

'32. Fasıl: Akli deliller, nakil yoluyla gelen bilgilerin zahiriyle çeliştiği zaman durum nasıl olur? Bil ki: Katiyet ifade eden akli deliller ile bir şey sabit olur da, şer'i delillerin zahiri (Kur'an-Sünnet) bunun aksini gösterirse, durum şu dört yoldan birisinden ibarettir:
1.'Aklın ve naklin gerektirdiği şeyler hep beraber tasdik edilir.' Bu ise birbiriyle çelişen iki şeyi aynı anda tasdik etmeyi gerektirir ki bu da imkansızdır..
2.'İkisi de iptal edilir.' Bu da birbiriyle çelişen iki şeyi aynı anda yalanlamayı gerektirdiğinden yine imkansızdır.
3.'Naklin zahiri (Kitap-Sünnet) alınır, aklın zahiri reddedilir.' Bu ise batıldır. Çünkü biz aklî delillerle Allah'ı, sıfatlarını, mucizelerin Peygamberin doğruluğuna delil oluşunun ve mucizelerin Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem)’in elinde zuhur etmesinin keyfiyetini bilmeseydik; naklin zahirinin doğruluğunu da bilemezdik.

Biz, eğer kat’i olan akli delilleri tenkid etmeye cevaz verirsek akıl, kendisine dayanarak görüş beyan etmenin kabul edilmeyeceği töhmet altındaki bir şey olurdu. Eğer durum böyle olsaydı akıl, bu asıllar hakkında kendisine dayanılarak görüş beyan edilecek bir şey olmaktan çıkardı. Akıl, bu asılları isbat edemeyince de nakli deliller, fayda veren bir şey olmaktan çıkardı. Böylece, nakli doğrulamak için aklı tenkid etmenin hem aklı hem de nakli hep beraber tenkid etmeye yol açacağı sabit olmuştur. Bu ise batıldır.

4.Bu dört madde iptal olduktan sonra tek bir şey kalır ki o da kat’i olan aklî delillerin gereğinin kesin olarak kabulüdür. Bu (akılla çelişen) nakli delillere ise sahih değildir denilir veyahut da bunlar sahihtir, ancak bunların zahiri kastedilmemiştir, denilir. Eğer tevile cevaz veriyorsak, bu tevilleri bütün tafsilatıyla zikretmek için hayrına meşgul oluruz! Yok tevil caiz değilse, bunların ilmini Allahu Teala’ya tefviz yani havale ederiz. İşte bu, bütün müteşabihler hakkında kendisine müracaat edilecek bir kanun-u külli yani genel bir yasadır!” (Te’sis’ut Takdis, 172 – 173)


Eğer ki bahsettiğiniz söz bu ise bu naklin neresinde "Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir" diye geçiyr, gösterir misiniz?

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: GÜNÜMÜZDE SİZİN ALİMİNİZ KİMDİR?
« Yanıtla #11 : 29.03.2019, 11:48 »
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Anlaşılan sen ya iyice yaşın ilerledi ya da anlamak istemediğinden dolayı sözü uzatıyorsun. Razi’nin sözünün muhtevası gayet açıktır. Doğru "Akılla nakil çatıştığında akıl tercih edilir" diye, bu kelimelerle bir ifade geçmiyor! Fakat zaten aklı olan kişi kelimelere değil manaya bakar. Razi’nin sözünün manası ise gayet açıktır, tabi anlamak isteyen kişi için! Zira o, “Akli deliller, nakil yoluyla gelen bilgilerin zahiriyle çeliştiği zaman durum nasıl olur?” şeklinde bir soru ortaya atmış, ardından buna verilebilecek olan üç cevabı elemiştir.

Bu üç cevap ise şunlardır:

"Aklın ve naklin gerektirdiği şeyler hep beraber tasdik edilir."

"İkisi de iptal edilir."

"Naklin zahiri (Kitap-Sünnet) alınır, aklın zahiri reddedilir."Bu ise batıldır.


Dikkat edin, bu üçüncüsüne ne diyor Razi: “Bu ise batıldır.” Yani akıl ile nassların zahiri çeliştiği zaman nakil öne alınarak aklın gerektirdiği şey reddedilemez. Zaten bu noktadan sonra dördüncü şıkkı zikretmese bile Razi’nin ne demek istediği yine belli olurdu. Ona göre akıl nakil çatışması durumunda nakil tercih edilemeyeceğine göre aklın tercih edileceği aşikardır.

Ama biz yine de devam edelim: Razi, nakli öne alarak akli esasların neden reddedilmeyeceğini izah ettikten sonra meseleyi şöyle bağlamıştır:

“Bu dört madde iptal olduktan sonra tek bir şey kalır ki o da kat’i olan aklî delillerin gereğinin kesin olarak kabulüdür.”

Peki bu akli delilleri nasıl kabul ediyor? Nakille çelişmediği müddetçe mi, naklin çizdiği sınırda mı yoksa kesinlikle onları öne alarak mı? Razi az öncesinde akılla nakil çeliştiği zaman naklin öne alınmasını reddettiğine göre geriye bir tek seçenek kalıyor o da mutlak olarak aklı öne almaktır.

Bundan dolayıdır ki sözün devamında diyor ki:

“Bu (akılla çelişen) nakli delillere ise sahih değildir denilir veyahut da bunlar sahihtir, ancak bunların zahiri kastedilmemiştir, denilir.”

Eğer akılla nakil çatıştığında Razi’ye göre nakil esas alınacaksa o zaman niye diyor ki nakiller ya sahih değildir ya da zahiri üzere değildir? Mevzu ne, sıkıntı ne? Çok açık görülüyor ki nakli zahiri üzere kabul etmiyor ve ya tümden reddediyor ya da zahirine muhalif tevil ediyor! Razi’nin sözleri çok açık olduğu halde neden anlamazlıktan geliyorsunuz bilmiyorum! Yok yine de sözleri saptırdığımız konusunda ısrarcıysan o zaman bu sözlerin “hakiki” açıklamasını yap da biz de görelim neymiş açıklaması!

Kaldı ki bunu söylediği tek yer burası da değildir ki! Razi, başka bir yerde de şöyle demektedir:


الْمَسْأَلَة الْعَاشِرَة قيل الدَّلَائِل النقلية لَا تفِيد الْيَقِين
لِأَنَّهَا مَبْنِيَّة على نقل اللُّغَات وَنقل النَّحْو والتصريف وَعدم الِاشْتِرَاك وَعدم الْمجَاز وَعدم الْإِضْمَار وَعدم النَّقْل وَعدم التَّقْدِيم وَالتَّأْخِير وَعدم التَّخْصِيص وَعدم النّسخ وَعدم الْمعَارض الْعقلِيّ وَعدم هَذِه الْأَشْيَاء مظنون لَا مَعْلُوم وَالْمَوْقُوف على المظنون مظنون وَإِنَّمَا ثَبت هَذَا ظهر أَن الدَّلَائِل النقلية ظنية وَأَن الْعَقْلِيَّة قَطْعِيَّة وَالظَّن لَا يُعَارض الْقطع

10. mesele: Nakli deliller, yakin (kesin bilgi) ifade etmez, denilmiştir. Zira, bunun yakin ifade etmesi (söz konusu deliller hakkındaki) lügat bilgisinin nakledilmesine ve de nahiv ve sarf bilgisinin nakledilmesine bağlı olduğu gibi iştirak (aynı kelimenin farklı manalar için kullanılması) olmaması, mecaz (zahiri manasından farklı anlamda kullanılması) olmaması, izmar (ifadede gizlenen bazı hususların olması) olmaması, tahsis (genel ifadenin özelleştirilmesi, içinden bazı şeylerin istisna edilmesi) olmaması, nesh (hükmün kaldırılması) olmaması, bu hükmün akli bir muarızının olmaması gibi şartlara bağlıdır. Bu şeylerin olmaması ise zanna dayalı bir şeydir ve bilinmemektedir. Zanna dayalı bir şeye dayalı olan şey ise kendisi zanna dayalı sayılır. Bu husus sabit olunca, nakli delillerin zanni olduğu ve akli olanların ise kat’i olduğu ortaya çıkmaktadır. Zann ise kat’i olana zıt olamaz. (Mealimu Usul’id Din, sf 22 ayrıca benzer bir sözü için Mefatih’ul Gayb, 2/298; Tefsirinde Bakara: 7. Ayetin izahı sadedinde)

Teftezani de “Şerh’ul Mekasid” adlı eserinde şöyle demektedir:


ولا خفاء في إفادة النقلي الظن “Nakli delillerin zan ifade ettiği hususunda bir kapalılık yoktur.”

Ardından bu ifadeyi aynı Razi’nin usulüyle şerh etmekte ve şeri delillerin zan ifade etmesine onun getirdiği bahaneleri getirmektedir. (Şerh’ul Mekasid, sf 53 ve devamı)

Burada da açıkça görüldüğü üzere nakli delillerin mecaz, tahsis, nesh vs ihtimaller taşımasından ötürü zanni olduğunu, kati olmadığını iddia ediyor ve ardından zanni olan! bu nakli delillerin kati olan akli delillere zıt olamayacağını söylüyor. Sadece o değil, Taftazani de aynı şeyi söylüyor. Sen ise tutmuşsun tarihteki meşhur bir meseleyi kökten inkar etmeye çalışıyorsun. Aynı yazıda aklın nakle takdim edilmesi görüşünü Cüveyni’den ve başkalarından da naklettik. Razi de aynı ekolü devam ettirmekten başka bir şey yapmamış. Şimdi bütün bunların hepsi hikaye mi? Yani İbn Teymiye şimdi 10 ciltlik Deru Tearuz kitabını sırf bir yanlış anlama üzerine boşu boşuna yazdı öyle mi? İbn’ul Kayyim da aynı şekilde sırf yanlış anlamadan dolayı Savaik’ul Mürsele’nin yarısını bu mevzuya ayırdı! Hadi diyelim onlar bir hata edip bu kitapları yazdılar, alimlerden hiç kimse çıkıp onlara “ya siz ne yapıyorsunuz Razi’ye reddiye yapıyorsunuz, adam onu kasdetmiyor ki” diyemedi mi? Bugün Ebu Zerka denen ilme ihanet etmiş zındık hain bile çıkmış sırf tasavvufçulara ona buna yaranmak için Razi akıl nakil meselesinde yanlış anlaşıldı, bizim selefi hocalar gereksiz yere onu tenkid ediyorlar vs diye geveliyor, tabi çıkıp delikanlıca İbn Teymiye’nin ismini veremiyor da selefi hocalar falan diye yuvarlıyor. Şimdi biz ona da sana da, bu konuda Razi ve diğer Eşarilerin yanlış anlaşıldığını iddia eden herkese de çağrıda bulunuyor ve diyoruz ki buyrun doğrusunu siz izah edin, madem şu asra kadar herkes Razi’yi yanlış anladı, o zaman siz doğrusunu anlatın da millet öğrensin! Haydi bekliyoruz. Bu arada İbn Teymiye’nin zamanında bidatlara karşı çıkan alimleri yazacaktın, onu da bekliyoruz vesselam…
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2419 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 15:06
Gönderen: Leys b. Sad
0 Yanıt
2855 Gösterim
Son İleti 27.10.2015, 13:37
Gönderen: Uhey
4 Yanıt
2896 Gösterim
Son İleti 29.04.2016, 18:40
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
2218 Gösterim
Son İleti 08.03.2018, 16:39
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
1393 Gösterim
Son İleti 25.09.2018, 03:02
Gönderen: Tevhid Ehli