Tavhid

Gönderen Konu: PEYGAMBERİMİZ SALLÂLLAHU ALEYHİ VE SELLEM RAMAZAN'DA NASIL İBADET EDERDİ?  (Okunma sayısı 806 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
İbni Receb el-Hanbeli Rahîmehullah

Peygamberimiz Sallâllahu Aleyhi ve Sellem Ramazan'da Nasıl İbadet Ederdi?

-Letâifu'l-Meârif isimli eserinden Ramazan ayının fazileti ve yapmamız gereken ibadetleri anlatan bölümden iktibas edilmiştir-

Birinci bölüm: Ramazan orucunun fazileti:

Ebû Hureyre Radîyâllahu Anh Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu bizlere nakleder: ”Ademoğlunun yapmış olduğu her amel kendisi içindir. Bir iyilik on katından yedi yüz katına kadar ve daha fazlasıyla değerlendirilir. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: Oruç bunun dışındadır. Çünkü bu benim içindir ve onun ecrini ben veririm. Çünkü o, benim için yemesini, içmesini ve şehvetini terk etti. Oruçlu olan için iki sevinç vardır: Birincisi: Orucunu açtığında, ikincisi: Rabbi ile karşılaştığında. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.” (Buhârî, 1894; Müslim, 1151)

Başka bir rivâyette: ”Ademoğlunun oruç dışındaki amellerinin hepsi kendisi içindir. Oruç ise benim içindir.”

Buhârî’de geçen başka bir rivâyette: ”Yapılan her iyilik günahlar için bir kefarettir. Oruç benim içindir. Ve onun mükafatını ben veririm.”

İmam Ahmed Rahîmehullah ise şu hadisi rivâyet etmiştir: “Ademoğlunun oruç dışındaki her ameli günahları için kefarettir. Oruç benim içindir ve onun mükafatını Ben veririm.” (İmam Ahmed, 2/257-273.)

Birinci rivâyete göre; Oruç on katından, yedi yüz katına kadar arttırılarak katlandırılan amellerden istisna edilmiştir. Diğer ameller ise on katından yedi yüz katına kadar ve daha fazlasıyla mükâfatlandırılır. Ancak oruç bunun dışındadır. Çünkü orucun mükafatı bu söylenen adet (10-700) ile bağlantılı değildir. Bilakis Allah Celle Celâluhu bir sayı olmaksızın onu hesapsız bir şekilde mükâfatlandırır. Çünkü oruç sabırdandır.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur;

“Sabredenlere ecirleri hiç şüphesiz hesapsız verilir” (Zümer, 10)

Bu sebeple Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Ramazan ayını sabır ayı diye isimlendirmiştir. (Ebû Dâvûd, 2428)

Başka bir hadiste ise Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ”Oruç sabrın yarısıdır.” (Tirmizî, 3514)

Sabır üç kısımdır:

1- Allah’a itaatte sabır

2- Haramlara karşı sabır

3- Allah’ın takdir ettiği elem verici şeylere karşı sabır

Bu üçü’de oruçta toplanmıştır. Bu amelde Allah'a itaatte sabır, Allah’ın oruçluya haram kıldığı şehvete karşı sabır ve oruçlu için meydana gelen açlığa, susuzluğa, nefsin ve bedenin zayıflamasına karşı sabır vardır. Bu itaat edilen ameller yapılırken meydana gelen elem ve zorluk karşılığında sahibi sevap kazanır.

Allahu Teâlâ’nın  da mücahitler hakkında buyurduğu gibi:

“Çünkü Allah (yolunda) susuzluk, yorgunluk, açlık çekmeleri kâfirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı zafere ulaşmaları karşılığında, mutlaka kendilerine salih bir amel yazılır. Şüphesiz Allah iyi hareket edenleri mükâfatsız bırakmaz.” (Tevbe,120)

Ramazan ayının fazileti hakkında İbni Huzeyme Rahîmehullah’ın rivâyet etmiş olduğu hadiste, Selman Radîyâllahu Anhu şöyle söylemiştir: “O, sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise cennettir.” (İbni Huzeyme, 1887, İsnadı merfudur.)

Taberani'nin de İbni Ömer Radîyâllahu Anh’dan rivâyet ettiği bir hadiste: “Oruç Allah içindir. Oruç tutanın sevabını ancak Allahu Teâlâ bilir.” buyrulmuştur. (Mürsel bir şekilde rivâyet edilmiştir ve bu konuda en sahih hadistir. İsnadı merfudur.) 

Ameller karşılığında mükafatın kat kat olmasının sebepleri;

1. Mekanın Şerefi: Amelin içinde yapıldığı mekânın şerefinden dolayıdır. Örneğin; Harem Bölgesi. Bundan dolayı Mescid-i Haram’da ve Mescid-i Nebevi’de kılınan namaz ecri itibari ile katları ile değerlendirilir. Sahih bir hadiste sabit olduğuna göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ”Benim bu mescidimde kılınan namaz, Mescid-i Haram dışında namaz kılınan mescitlerden bin kat daha faziletlidir.” (Buharï 1190.) 

Başka bir rivâyette ise: ”Bu en faziletli olan namazdır.” şeklindedir. Aynı şekilde, Harem’de tutulan oruç da katlarıyla değerlendirilir.

İbn-i Mace’nin, İbn-i Abbas Radîyâllahu Anh’dan naklettiği bir hadiste ise: ”Kim Mekke’de iken Ramazan ayını idrak eder, orucunu tutar, kolayına geldiği şekilde gecesini ibadetleriyle geçirirse, onun dışında ki aylardan yüz bin ayı değerlendirme sevabını Allahu Teâlâ yazar.” (İbni Mâce, 3117. Senedi zayıf, isnadı merfudur.) Ve yine onun için (başka rivâyetlerde) bir çok sevap zikretmiştir.


Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
2. Zamanın Şerefi: Ramazan ayı ve Zilhicce’nin on günü zamanın şerefine örnektir. Selman-i Farisi Radıyallâhu Anh’dan gelen bir hadiste

“Kim Ramazan ayında, içerisinde hayrın bulunmuş olduğu bir nafile yaparsa bu onun için diğer aylarda yaptığı bir farz gibi olur. Kim o ayda bir farz eda ederse, onun dışındaki aylardan yetmiş farz eda etmiş (sayılır) gibidir.”

Tirmizî’nin Enes Radıyallâhu Anhu'dan rivâyet etmiş olduğu bir hadiste, Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e ”hangi sadakanın daha faziletli olduğu” sorulmuştur? O ise şöyle buyurmuştur:

“Ramazanda verilen sadakadır.” (Tirmizî, 663)

Buhârî ve Müslim’de geçen bir hadiste ise Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Ramazanda yapılan bir umre, hacca bedeldir veya benimle beraber hac yapmak gibidir” (Buhâri, 1863; Müslim, 1256)

Başka bir hadiste şöyle varid olmuştur:

“Oruç tutanın ameli katlarıyla değerlendirilir.”

Ebu Bekir b. Ebu Meryem hocalarından şunu aktarmaktadır: ”Ramazan ayı geldiği zaman infak etmeyi çoğaltın. Çünkü infak (sadaka) Ramazan ayında katlarıyla değerlendirilir. Cihad için infak etmek gibi. Ramazan ayında bir defa “Subhânallah” demek, diğer aylarda söylenenden bin kat daha faziletlidir.”

Nehaî Rahimehullah şöyle demiştir: “Ramazan ayında bir gün oruç tutmak, diğer aylarda tutulan bin gün oruçtan daha faziletlidir. Ve yine bir defa “Subhânallah” demek diğer aylarda söylenen bin “Subhânallah”dan daha faziletlidir. O ayda bir rekât namaz kılmak, onun dışındaki aylarda kılınan bin rekâttan daha faziletlidir.”

Nasıl ki oruç tutmanın fazileti diğer amellere kıyasen kat kat fazla ise, Ramazan ayı orucunun da diğer oruçlara kıyasen ecri kat kat fazladır. Bunun sebebi ise Ramazan ayının şerefi, Ramazan ayının ecrinin fazla olması, Allahu Teâlâ’nın kullarına bu ayda oruç tutmayı farz kılması ve Ramazan orucunu İslâm’ın üzerine bina edildiği rükünlerinden bir tanesi kılmasından dolayıdır.

Bu sebeplerden bir tanesi de bu ameli yapan kulun Allah katındaki şerefi, ona yakın olması ve hakikaten takvalı olmasıdır. Bu ümmetin ecrinin, geçmiş ümmetlerden fazla olması gibi. Bir şeye karşılık iki pay ecir verilir.

İkinci rivâyete göre; Orucun diğer ameller arasından istisna edilmesi, kulun diğer amelleri kendisi için yaptığım gösterir. Orucu ise Allahu Teâlâ diğer amellerin arasından seçerek sadece kendisine has kılmıştır. Allah’ın bunu kendisine has kılmasının açıklaması inşaAllah ileride gelecektir.

Üçüncü rivâyete göre; İstisna, işlenen sahih amellerin kötü amellere keffaret olması meselesiyle alakalıdır. Bu konuda söylenen sözlerin en güzeli ise Sufyan bin Uyeyne Rahîmehullah’ın şu sözüdür:

-Kıyamet gününde Allahu Teâlâ kullarını hesaba çektiğinde dünyada iken işlemiş olduğu zulme karşılık diğer iyiliklerin hepsi verilir. Ta ki orucu haricinde hiçbir şey kalmaz. Ve Allahu Teâlâ diğer kalan taşkınlıklarım kendi üzerine alır ve onu orucu sebebiyle cennetine girdirir. (Bunun sebebi orucun sevabının belli olmamasıdır. Bu sebeple hangi kötülük olursa olsun oruç onu yener ve sonuç olarak sahibini cennete girdirir. Mütercim)

Beyhakî Rahîmehullah ve başkaları da bunu rivâyet etmiştir. (Beyhakî, Şuabu’l-İman, 3/295) Buna göre orucun sadece Allahu Teâlâ için olduğu ortaya çıkar. Hiçbir kimse de o kulun oruçtan olan ecrini almaya güç yetiremez. Bilakis onun ecri Rabbi katında sahibi için gizlenmiştir. O zaman şöyle söylemek doğru olur: Kulun diğer amelleri insanın yapmış olduğu günahlar karşılığında keffaret olur, ta ki ona bu amellerden hiçbir ecir kalmaz.

Şöyle bir hadis de rivâyet edilmiştir:

“Kıyamet günü iyilikler ve kötülükler tartılır. Ve bazısı bazılarına az gelir. Eğer iyiliklerden bir iyilik kalırsa sahibi onunla beraber cennete girer.”

(Bunu Said bin Cübeyr ve başkaları rivâyet etmiştir. Bu konuda Hakim, İbn-i Abbas Radıyallâhu Anh’den (Merfu) bir hadis rivâyet etmiştir. Oruç hakkında o zaman şöyle söylemek doğru olur; onun sevabı azalmasından veya farklı bir sebepten dolayı bitmez. Bilakis onun ecri sahibini cennete girdirene kadar eksiksiz verilir. Ve onun ecri orada da eksiksiz verilir.

Hadisteki “O benim içindir” sözüne gelince, Allah diğer amelleri değil de sadece orucu kendisine has kılmıştır. Fakihlerden, sofilerden ve daha başkalarından bu konuda birçok söz gelmiştir. Bu sözler içinde, birçok yön zikredilmiştir. Bu konuda zikredilenlerin en güzeli şu iki tanesidir.

1) Oruç nefsin hoşuna giden ve her zaman kendisine meylettiren şehveti terk edip Allah Azze ve Celle’ye yönelmektir. Bu da bunun haricindeki ibadetlerin hiçbir tanesinde bulunmamaktadır. Örnek olarak ihram da her ne kadar cima (cinsi ilişki), cimaya götüren yollar ve güzel koku gibi terk edilmesi gerekli olan şeyler varsa da, yeme, içme ve diğer istekler terk edilmez. Oruç tutularak girilen itikâf da böyledir.

Namaza baktığımızda ise namaz kılan kişi bütün isteklerini bırakır ama bu çok kısa bir zamandır. Zaten namaz kılan bir kişinin yemekten ve içmekten uzak kaldığı düşünülemez. Çünkü kişinin nefsi hazır olan bir yemeği çekiyorsa bir şeyler atıştırmadan namaz kılması yasaklanmıştır. Bu sebepledir ki, akşam yemeğinin namazdan önce yenilmesi emredilmiştir. Ama oruç bunun tersinedir. Çünkü o, gündüzün hepsini kapsamaktadır. Özellikle de yaz günlerinde sıcağın şiddetlenmesinden ve günlerin uzun olmasından dolayı oruç tutmak imanın alametlerindendir diye rivâyet edilmiştir. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sıcağın şiddetli olduğu seferlerinde dahi tek başına orucunu tutuyordu.

Ebu Derda Radıyallâhu Anh’ın da dediği gibi;

“Biz Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’le beraberken Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ve Abdullah bin Revaha’nın haricinde oruç tutan yoktu. Ki bizden birisi sıcaklık sebebiyle elini başına koyuyordu. (Buhârî, 1945)

Diğer bir hadiste ise Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in oruçlu iken sıcaktan veya susuzluktan dolayı Arç mevkiinde suyu başına döktüğünü rivâyet ediyor. (Muvatta, 1/294; Ebû Davûd, 2365)

Güç yetirmekle beraber nefsin hoşuna giden şeyleri şiddetle istemesinden sonra bunları Allah’ın dışında hiçbir kimsenin bilemeyeceği bir yerde terk etmesi onun imanının kuvvetinin delilidir. Oruçlu kişi tek kaldığını da Rabbi’nin halini bildiğini bilir. Rabbi’ne itaat eder, O’nun emrine uyar, azabından korkarak yasakladığı şeylerden uzaklaşır ve sevabına rağbet eder. Bundan dolayı Allahu Teâlâ onu över ve bu ameli diğer amellerin arasından çıkararak kendisine has kılar. İşte bundan dolayıdır ki kudsi bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“O şehvetini, yemesini, içmesini benim için bıraktı.”
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Seleften bazı âlimler şöyle söylemişlerdir: “Dünya şehvetini, ahirette olan bir vaad için terk eden kimseye müjdeler olsun.”

Oruç tutan mümin, Mevla’sının rızasının, şehvetini terk etmekte olduğunu bilir. Mevla'sının rızasını, hevasının önüne geçirir. Şehvetini -imanına muttali olan Allah için- terk etmesi ona lezzet verir. Bunun sevabı da cezası da tek başına iken ulaşacağı şehvetten daha büyüktür. Nefsinin hevasından Rabbi’nin rızasına meyleder. Bilakis mümin tek başına iken işlediği kötü bir şeyi dayak yemenin acısından daha kötü görür.

Bundan dolayı âlimlerin birçoğunun görüşü şöyledir: Ramazan ayında bir kişiye özürsüz bir şekilde orucunu bozması için dayak atsalar dahi orucunu bozamaz. Bu ayda orucu bozmanın, Allahu Teâlâ tarafından kötü karşılandığım bilip, şehvetinden kendisine elem veren şeyi müminin de kerih görmesi imanın alametlerindendir. İşte bu lezzet, hevasına muhalif olsa dahi Mevla’sının rızasını kazanma lezzetidir. Bunun sıkıntısı Mevla'sının kerih gördüğü kadarıyladır. Hevasına uygun olsa dahi yemek, içmek ve cima (cinsi ilişki) oruç sebebiyle haram kılınmıştır. Zina etmek, içki içmek, birinin haksız yere malına ve ırzına dokunmak ve haram kılınmış olan bir kanı dökmek gibi olan şeyler ise kesin olarak haram kılınmıştır. Her zaman, her yerde ve her halde Allah’ı kızdıran işte bunların ta kendisidir. Mümin’in imanı kemale erdiği zaman bunları ölmekten ve dayak yemekten daha kötü görür. İşte bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şu sözü imanın tadını alma alametlerinden kılmıştır: “Allahu Teâlâ kendisini kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmakla eş değer görür.”

Yusuf Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

“Rabbim ben zindanı bu kadının beni kendisine davet ettiği şeye tercih ederim.” (Yusuf, 33)

“Zunnûn el-Mısri Rahîmehullah’a şöyle sorulmuştur: “Kendim için Rabbim ne zaman çok sevimli olur.” O da şöyle cevap verdi: “Rabbi'nin hoş karşılamadığı şey sana sabırdan daha zor olduğu zaman.”

Başka birisi de şöyle söylemiştir: Sevdiğin kişinin hoş karşılamadığı bir şeyi sevmen, onunla aranda gerçek bir sevgi bağının olmadığına işaret eder. (ne yazık ki) insanların çoğu imanın vacip kılmadığı ve gerektirmediği adetlerini devam ettirmektedirler. Bundan dolayı insanların çoğu Ramazan da dövülse dahi orucunu açmaz. Ve insanlardan bazı cahillerde orucunu tutmaması için özürleri olsa ve bu özür oruçlarına zarar Verse dahi oruçlarını açmazlar. -Ki Allahu Teâlâ ruhsatlarının kabul edilmesini sever- çünkü bu oruç, onun için Allah’ın emrinden daha çok bir örf olmuştur. Diğer taraftan Allah’ın haram kılmış olduğu zinayı, içkiyi ve insanların haksız yere mallarını yemeyi, ırzına dokunmayı ve onları haksız yere öldürmeyi adet edinmiştir. İşte bunların hepsi imanın gerekliliği değil, bilakis kişinin adet ve alışkanlıklarındandır. Kim imanın gerekliliklerini yerine getirirse, Allah’ın kızmış olduğu, nefsin meyletmiş olduğu şeylere sabretmek ona lezzet verir. Ta ki bu onu Allah’ın kötü görmüş olduğu her şeyi kötü görmeye sevk eder. Ve bu nefsin hoşuna gitse dahi artık ondan uzaklaşır.

Şairin de söylediği gibi:

Eğer benim uykusuz kalmam sizi razı edecekse
O zaman benim uykuma “elveda” olsun

Başka bir şair de şöyle söylemiştir:

Sizi razı ettikten sonra tasalarım acı vermez bana.

Başka bir şair de şöyle söylemiştir:

Sevgilinin özlemi dahi kalbime tatlı gelir
Onun ayrılığı dahi sana yakınlıktır.
Evet sen benim ruhum gibisin.
Hayır, aksine daha sevimlisin.
Zaten sevgiden bana nasip olarak
Senin sevgini sevmek yeter.

2- Oruç Rabbi ile kulu arasında başkalarının bilemeyeceği bir sırdır. Çünkü o içten geçen bir niyettir ki onu da ancak Allahu Teâlâ bilir. Ve yine o kimsenin göremeyeceği isteklerini terk etmektir. İşte bundan dolayı şöyle söylenmiştir: “Onun sevabını hafaza melekleri yazmaz.” Ve yine şöyle söylenmiştir: ”Onun içerisinde riya yoktur. İmam Ahmed Rahîmehullah ve başkaları da aynı şekilde söylemişlerdir. (Bu konuda merfu ve mürsel bir hadîste vardır. (Bu yön Ebû Ubeyde'nin ve diğerlerinin tercihidir. Kim nefsinin çağırdığı şeye uymayı terk ederse, ki onu, bunu emreden ve yasaklayandan başkası bilemez, işte bu imanının sıhhatine delâlet eder. Allahu Teâlâ kendisi ile kulu arasında gizlenen böyle bir muamele yapmayı sever. Bu muhabbet ehli insanlar da, Allah ile kendileri arasında gizlenen böyle bir muamele yapmayı severler. Şöyle ki bu muamelelerine onlarla Allah’tan başkası muttali olmaz. Hatta o abidlerden bazıları eğer hafaza meleklerinin dahi bilemeyeceği bir ibadet olsaydı, bunu yapmak onların hoşuna giderdi. Bazı abidlerin gizli halleri insanlar tarafından öğrenilince şöyle demişlerdir: ”Rabbim’le muamelem sır olduğu sürece hayat çok güzeldi” sonra ölmek için Rabbine dua etti ve öldü. Zaten âşıklar başkalarının kendileri ile maşuklarının arasındaki sırlara vakıf olmalarını istemezler.

Ey necidin sabah rüzgârı!
Onların selâmını getirirsen eğer,
Bunu kafileden gizli tut.
Ve sakın bu gizli sırrı ifşa etme.
Çünkü ben tanıdıklarımın yanında
Dostlarımın anılmasını kıskanırım.

Şu sözde ise “Şehvetini, yemesini ve içmesini benden dolayı bıraktı” sözlerinde ise zikretmiş olduğumuz manalara işaret vardır. Oruçlu kimse şehvetini yemesini ve içmesini terk etmek ile ancak Allah’a yaklaşır. Hanımıyla beraber olması da isteklerin en büyüğüdür.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Oruçlunun bu istekleri terk edip, Allah'a yaklaşmasında birkaç fayda vardır:

1) Nefsin isteklerini kırmak: Muhakkak ki doymak, suya kanmak ve cinsi münasebette bulunmak nefsi kibre, şımarıklığa ve gaflete iter.

2) Düşünmek ve zikretmek için kalbin boş olması: Bu isteklere ulaşmak insanın kalbini katılaştırır ve körleştirir. Bunlar kul ile zikrinin ve düşüncesinin arasına girer ve gaflete davetiye çıkarır. Kulun midesinin yemekten, içmekten boş olması kalbini nurlandırır, onu yumuşatır ve katılığını giderir. Ve onu zikretmek, düşünmek için uygun bir hale getirir.

3) Zengin, Allah’ın yemek, içmek ve nikâh gibi birçok fakire vermeyip kendisine verdiği nimetlerin kadrini bilir: Ne zaman ki bu nimetler kısa bir zaman, kısa bir süre dahi ondan engellense bu onun için meşakkat olur. İşte bununla bu nimetlerden genel olarak engellenenleri düşünür, bu da onu Allah’ın vermiş olduğu zenginlik nimetine şükretmeye sevk eder. Ve bu onu ihtiyaç sahibi olan kardeşine merhamet etmeye çağırır.

4) Muhakkak ki oruç kanın mecrasını daraltır: İşte bu Ademoğlunun içinde şeytanın gezmiş olduğu damarlardır. Gerçekten şeytan Ademoğlunun damarlarında dolaşır. Oruçla şeytanın vesveseleri kaybolur, şehvetin ve sinirin kuvveti kırılır. Bundan dolayı Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem “Orucu kişinin şehvetini kırmak için bir kalkan kılmıştır.”

Bil ki: Oruç halinin dışında bu mübah plan istekleri terk etmekle Allahu Teâlâ’ya yaklaşmak tamamlanmaz. Ancak Allah'ın haram kılmış oluğu şeyleri -örneğin; yalan söylemek, zulmetmek, insanlara düşmanlık yapmak ve onların mallarına, kanlarına ve ırzlarına haksız yere dokunmak gibi- her halde haram kılınmış şeyleri terk etmekle, Allah’a yaklaşmak tamamlanır. Bundan dolayı Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buhârî de geçen bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Kim yalan söylemeyi ve onunla uğraşmayı bırakmazsa, Allah’ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, 1903)

Başka bir hadiste ise: “Aç ve susuz kalmak, oruç tutmak değildir. Bilakis oruç boş ve müstehcen olan sözden sakınmaktır.” (Hafız Ebu Musa el-Medeni Müslim’in şartı üzere olduğu söylemiştir.)

Seleften bazı âlimler şöyle söylemiştir: “Oruçta en kolay şey, yemeyi ve içmeyi terk etmektir.”

Cabir Radıyallâhu Anhû şöyle söylemiştir: “Oruç tuttuğun zaman kulağını, gözünü, dilini yalandan ve haramdan koru. Komşuna eza vermeyi bırak. Oruç tuttuğun gün vakar ve sükûnet sahibi ol. Oruç tuttuğun gün ve tutmadığını gün birbirine eşit olmasın.”

Eğer kulağımı haramdan koruyamıyorsam!
Gözümü yumamıyor ve dilimi susturamıyorsam!
O zaman benim oruçtan payım açlık ve susuzluk olsun.
Ve eğer bu gün oruç tuttum dersem bileyim ki oruç tutmamışım.


Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan olan payı açlık ve susuzluktur. Ve nice gecelerini ibadetle geçirenler vardı; ki, o kişinin ondan payı sadece uykusuzluktur.” (İmam Ahmed: 2/373-İbn-i Mace: 1690)

Allah’a yaklaşmak sadece mübah olan şeyleri terk etmekle değildir. Ancak haram olan şeyleri de bırakmakla Allah'a yaklaşma gerçekleşir. Haram işleri işleyip sonra mübah olan şeylerle Allah’a yaklaşmaya çalışanın misali, farzları terk edipte nafilelerle yaklaşmaya çalışanın misali gibidir. Her ne kadar Cumhur ulemanın yanında bu orucun geçerli sayılıp iadesi istenmese de. Çünkü amel kendisi içinde bulunan bir şeyin işlenmesiyle batıl olur. Ona has olmayan, O amelin içinde bulunmayan şeyin işlenmesi ise bunun tam tersinedir. Bu cumhur ulemanın asıl olarak kullandığı kaidelerdendir.

İmam Ahmed Rahîmehullah'ın Müsned’inde şöyle bir hadis geçmektedir: Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem zamanında iki kadın oruç tuttular. Bundan dolayı neredeyse susuzluktan öleceklerdi. Bu olay Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e haber verildi. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bundan yüz çevirdi. Sonra tekrar zikredildi. O ikisini çağırdı ve onlara kusmalarını emretti. Ve o ikisi bir bardak dolusu irin, kan, sarı su ve çiğnenmemiş taze et kustular. Bundan dolayı Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: ”Bu ikisi, Allah’ın kendilerine helal kılmış olduğu şeylerle oruç tuttular. Sonra Allah'ın haram kılmış olduğu şeylerle iftar ettiler. Onlardan bir tanesi diğerinin yanına oturup insanların etlerini yediler.” (Yani ağızlarını Allah’ın haram kılmış olduğu gıybetten korumadılar.)

Bundan dolayı -Allah en iyisini bilendir- Kur’an’da gündüz oruçlu için yemenin ve içmenin haram olduğunu söylendikten sonra, batıl yollarla insanların malının yenilmesi zikredilmiştir. İşte bu haramlık (yani insanların malım yemek) mutlak bir şekilde her zaman ve her yerde geçerlidir. Oruçlunun yediği, içtiği ise bunun tersinedir! (Bkz. Bakara: 193-188 bu ayetlerde önce oruçlu için yemesi yasaklanmış şeyler sayılırken, daha sonrasında insanların mallarını batıl yollarla yenmesi yasaklanmıştır. (Mütercim) 
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Oruçlunun İftar Vaktindeki Sevinci

Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem: “Oruçlu için iki sevinç vardır. Orucunu açtığındaki sevinci ve Rabbi ile karşılaştığı andaki sevinci.” (İbn Mâce, Sıyam: 1; Müslim, Sıyam: 30) diye buyurmuştur.

Oruçlunun orucunu açtığı andaki sevincine gelince; Nefisler tabiatları itibariyle yemeye, içmeye ve cinsi münasebete meyillidirler. Eğer herhangi bir vakitte ona, bir şeyler yasaklanırsa, sonra bunlar başka bir vakitte mübah kılınırsa yasaklanan o şeyin mübah kılınmasıyla nefisler ferahlığa kavuşur. Özellikle de ihtiyacın şiddetlendiği anlarda. İşte nefisler tabiatları itibari ile bunlarla ferahlar. Eğer bu şey Allah için sevimli geliyorsa şer’an da sevimlidir. Oruçlunun orucunu açtığı an da aynı şekildedir. Allahu Teâlâ oruçluya gündüz bu isteklerine kavuşmayı haram kılmıştır. Ancak gecesinde ise izin vermiştir. Bundan daha sevimlisi ise gecenin başında ve sonunda bu nimetlere girişendir. O'na kullarının en sevimlisi ise orucu açmada acele edendir. Sahur yemeğini yiyenlere Allah rahmet eder, melekleri ise istiğfar diler.

Oruçlu isteklerini gündüz Allah’a yaklaşmak ve itaat etmek için terk eder. Gece de bu isteklere hemen girişmesi O’na yaklaşmak ve itaattir. Onları ancak Rabbinin emrinden dolayı terkeder ve yine onlara ancak Rabbi’nden dolayı döner.

O kul iki halde de itaatkârdır. Bundan dolayı Visal orucu yasaklanmıştır. Oruçlunun orucunu açmasında da Mevla’sına yakınlık vardır. Yer, içer Allah’a hamd eder. O kişi için mağfiret veya Rabbi’nin rızasına ulaşacağı umulur. Bir hadiste: “Muhakkak ki Allahu Teâlâ kulunun bir şeyler yiyip, içmesinden sonra kendisine hamd etmesinden razı olur.” (Müslim, 2734) diye buyurulur.

Umulur ki duasına oruç açma anında icabet olunur. İbn-i Mâce’nin rivâyet etmiş olduğu bir hadiste Rasûlullah şöyle buyurmuştur: ”Oruçlunun orucunu açma anındaki duası red olunmaz.” (İbni Mâce, 1753. Senedi sahih, isnadı merfudur.) Eğer yiyip, içerken bunlarla bedenini gece ibadet etmek ve oruç tutmak için güçlendirmeye niyet ederse, bu onun için sevap olur. Gece ve gündüz daha iyi amel etmek için niyet edipte yatan kişinin uykusunun ibadet olması gibi.

İbni Mes’ud Radıyallâhu Anh’den rivayet edilen bir hadisi şerifte Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Oruçlunun uykusu ibadettir. Susması tesbihtir. Amelleri kat kat artırılır. Duası kabul olunur, günahı ise affedilmiştir!” (Suyuti, Camiu’s-Sağir, 9293. İsnadı merfudur.)

Hafsa bint-i Sirin, Ebû Aliye'nin şöyle söylediğini bildirir: Oruçlu bir kimse gıybet etmezse yatağında yatması dahi onun için ibadettir. Ebû Aliye diyor ki: Hafsa bu sözü işittiğinde şöyle söylüyordu: “Ben yatağımda yatarken ne güzel bir ibadet.” (Abdurrezzak rivâyet etmiştir.)

Oruçlunun gecesi de gündüzü de ibadettir. İftarda duasına icabet olunur. O gündüz oruç tutar sabreder, gece yemek yer şükreder.

Başka bir hadiste “Yiyip şükreden, oruç tutup sabreden gibidir” buyrulmuştur. (Tirmizî, 2488; İbni Mâce, 1769.) Kim bu işaret etmiş olduğumuz şeyleri anlarsa artık oruçlunun orucunu açma anındaki sevinci üzerinde durmaz. Çünkü kişinin orucunu işaret edilen şekilde açması Allah'ın fazlı ve rahmetidir. Ve bu kişi Allah’ın şu sözüne muhataptır: “De ki; Allah'ın lütfu ve rahmeti ile sevinsinler. Bu onların topladıklarından daha hayırlıdır.” (Yunus, 58.)

Ama bunun şartı helal ile açılan bir iftar olmasıdır. Eğer haram ile iftar ederse bu kişi Allah’ın helal kıldığı şeyle oruç tutar, Allah’ın haram kıldığı ile iftar edendir ona icabet olunmaz. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in dediği gibi: “Seferi uzamış kişi ellerini semaya uzatmış, Ey Rabbim! Ey Rabbim! Yemesi haram, içmesi haram, giymesi haram ve hayatının her noktası haram olan bir kişiye nasıl icabet olunsun.” (Müslim, 1015.)
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Oruçlunun Rabbi ile Karşılaştığında ki Sevinci

Rabbiyle karşılaştığı andaki sevincine gelince: O, orucunun gizli olan sevabını Allah katında bulur. Hatta kendisinin ihtiyacından daha fazlasıyla karşılaşır. Alla, hu Teâlâ’nın da söylediği gibi “Nefisleriniz için önden ne hayır gönderirseniz onu hem daha hayırlı, hem de ecir bakımından daha büyük olarak Allah’ın yanında bulursunuz.” (Müzzemmil, 20.)

Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “O gün herkes iyilik türünden ne işlediyse onu hazırlanmış bulacak.” (Al-i İmran, 30.)

Başka bir âyette: “Kim zerre ağırlığın da bir hayır Yaparsa onu görecektir?” (Zilzal, 7.)

İbnu Uyeyne'nin önceden zikrettiğimiz sözünde olduğu gibi, oruçlunun orucunun sevabı yapmış olduğu zulmün (taşkınlık) karşısında alacaklılara verilmez. Bilakis Allah onu kendi katında –o kulu cennete girdirene kadar- saklar. İbnu Amir’in rivâyet ettiği bir hadiste Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin hasta olursa melekler derler ki: Ey Rabbimiz, senin filan kulun hastalığı sebebiyle ibadetlerinden engellenmiştir. Rabb Azze ve Celle der ki: O hastalığından kurtulana kadar veya ölene kadar önceden adet haline getirmiş olduğu amellerini ona yazın.” (Müsned-i İmam, 4/146.)

İsa Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Bu gündüz ve gece hazine depolarıdır. İçerisine ne koyduğunuza iyi bakın. Günler insanların hazineleridir. İçerisine hayır ve şerden ne koymuşlarsa onlarla doludur. Bu depolar kıyamet gününde sahipleri için açılır. Muttaki olanlar, hazine depolarının içerisinde izzeti ve cömertliği bulurlar. Günahkârlar ise hazine depolarında üzüntü, keder ve pişmanlığı bulurlar.”

Oruçlular İki Kısımdır;

1- Yemesini, içmesini ve şehvetini Allah için bırakarak bunun karşılığını cennette Rabbinden ister. Bu Allah’la olan muamelesi ve ticaretidir. Allahu Teâlâ iyi amel edenin ecrini boşa çıkarmaz. Onunla muamele edene bir problem çıkarmaz. Bilakis kişi kârların en büyüğü ile kazanç elde eder. Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bir adama dedi ki: ”Muhakkak sen bir şeyi Allah korkusu sebebiyle bırakırsan, Allah sana ondan daha hayırlısını verir. (İmam Ahmed, 5/79.)

İşte bu oruçlu, cennette Allah’ın dilediği kadar yer, içer ve cinsi münasebette bulunur. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Geçmiş günlerde peşinen işledikleriniz sebebi ile afiyetle yiyin, için.” (Hakka, 24)

Mücahid ve onun dışındaki bazı âlimler bu âyetin oruç tutanlar hakkında indiğini söylemişlerdir.

Yakub bin Yusuf el-Hanefi şöyle dedi: Muhakkak ki Allahu Teâlâ’nın kıyamet gününde kendi dostlarına şöyle sesleneceği bize ulaşmıştır. Size dünyada iken baktım, susuzluktan dudaklarınızın rengi değişmiş, gözleriniz içine çökmüş, karnınız birbirine yapışmış, bu gün nimetlerim içinde olun, kadeh aranızda dolaşsın. “Geçmiş günlerde peşinen işledikleriniz sebebiyle afiyetle yiyin, için.”

Hasan el-Basri şöyle diyor: Huri, Allah’ın dostuna -bal nehri üzerinde, dayanmış bir şekilde otururken kadeh verir ve der ki; Allah günlerin uzun olduğu o yaz günlerinde sana baktı, susuzluk sebebiyle öğlenin sıcağında ağzın kurumuştu. Allah seninle meleklere karşı övündü. Ve dedi ki; şu kuluma bakın benden dolayı zevcesini, şehvetini, lezzetini, yemesini, içmesini benim katımda olana rağbet ederek terk etti. Siz de şahit olun ki ben onu bağışladım. (Huri der ki) işte seni o gün bağışladı ve benimle evlendirdi.

Buhârî ve Müslim’in rivâyet etmiş olduğu bir hadiste Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Cennette bir kapı vardır ki -ona reyyan denilir- ondan ancak oruçlular girerler. Onların haricinde kimse giremez.” Başka bir rivâyette ise; ”Girdikleri zaman kapı kapanır.” Başka bir rivâyette; “Kim o kapıdan girerse su içer, kim de o suyu içerse ebediyen bir daha susamaz.” (Buhârî, 1896; Müslim, 1152.)

Abdurrahman bin Semura’nın rivâyet etmiş olduğu hadiste, Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem uzun rüyasında gördüklerini anlatırken şöyle söylüyor: “Ümmetimden susuzluktan dolayı soluyan bir adam gördüm. Her ne zaman havuzun başına gelse ondan menediliyordu. Ramazan orucu geldi ona su verildi ve susuzluğu giderildi.”

Enes Radıyallâhu Anh’ın rivâyet ettiği bir hadiste şöyle buyrulur: “Oruçluların ağızlarından misk kokusu gelir. İnsanlar hesap verirken onlar arşın altında olan sofradan yerler.” (İbni Ebi’d-Dünya, senedi zayıf, isnadı merfudur.)

Yine Enes Radıyallâhu Anh’dan rivâyet edilen bir hadis ise şöyledir: “Allahu Teâlâ’nın bir sofrası vardır ki, onu ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne de bir beşerin aklına gelmiştir. İşte bu sofranın başına ancak oruçlu olanlar oturabilir.”

Seleften bazı kimseler ise şöyle demişlerdir: Bize ulaştığına göre insanlar hesapta iken oruçlular için bir sofra kurulur. Oruçlular ondan yerler ve diğerleri ise şöyle söylerler: Ey Rabbimiz! Biz hesap verirken onlar yemek yiyorlar! ? Onlara şöyle söylenilir; onlar nice uzun zamanlar oruç tutarken siz yiyip içtiniz. Onlar geceleri ibadetle geçirirken siz uyudunuz.

Bazıları Beşir bin Harisi1 rüyasında gördüler, onun önünde bir sofra vardı ve ondan yiyordu. Ona dediler ki: Ey (dünyada oruç tutması sebebi ile) yemeyen, ye. Ey içmeyen, iç.

Çok oruç tutan salih bir zat Öldüğü zaman arkadaşları onu rüyalarında gördüler ve o, şu şiiri söylüyordu:

Ona şeref elbisesi giydirildi ve etrafında
Ellerinde kaselerle hizmetçiler dolaştı.
Sonra süslerle donatıldı da
“Ey Kur’an okuyan yüksel.
Yemin olsun ki oruç,
Seni bir yay gibi yaptı.”


Bazı salih insanlar Ramazanda nida edilen şu söze kulak verdiler: ”Oruçlular için neler gizlemişizdir.” Bu kelimeyi düşündüler, oruçlarını çoğalttılar.

Kim dünyada iken yemesini, içmesini, şehvetini kısa bir mühlet dahi olsa Allah için terk ederse, Allah buna karşılık ona hiç bozulmayan yiyecek ve içecekler ile ebediyen ölmeyen eşler verir...

Alıntı
1- Ona Bişri Hafi de denir. Künyesi Ebu En-Nasr'dır. Salihlerin önde gelenlerindendir. Ondan zühd ve takvada bir çok haber zikredilmiştir. Hadis ilminde sağlam olanlardandır. Merv’lidir, Bağdat ta yaşadı. 227’de vefat etti. Sıfatu’s-Safve 2/235
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ramazan ayında oruçlular evlendirilir

Bir hadiste: “Muhakkak ki cennet Ramazanın girmesiyle seneden seneye süslenir ve dekore edilir.” Huriler şöyle der: “Ey Rabbim, bu ayda kullarından, bizim kendilerine, kendilerinin de bize göz aydınlığı olacak eşler nasip et (diye dua ederler.)” (Heysemi “Mecmau’z-Zevaid”de 3/142 İbni Ömer Radıyallâhu Anh’den rivayet etmiştir.)

Başka bir hadiste: Huri Ramazan ayında şöyle nida eder: Nişanlanmak isteyen yok mu? Allah onu benle nişanlasın. Hurinin mehri uzun uzun gece namazı kılmaktır. Bu da Ramazan ayında diğer aylara kıyasen daha fazladır.

Çoğu zaman oruç tutup geceleri ibadetle geçiren salih insanlardan bir tanesi bir mescitte gece namaz kılıp dua etti. Sonra uyuya kaldı ve rüyasında insan olmadıklarını bildiği bir toplulukla karşılaştı. Ellerinde tepsiler ve içerisinde kar beyazlığında ekmek, her ekmek tanesinin üzerinde nar tanesine benzer inciler vardı. Ona ye dediler. Ben oruç tutmayı istiyorum, dedim. Ona dediler ki bu evin sahibi sana yemeni emrediyor. Dedi ki: Ben de yedim, bir inciyi de yanımda taşımak için almak istedim bana dediler ki: Onu bırak, onu senin ağacın olması için dikelim. Ve bundan daha hayırlısı bitsin. Nerede? dedim. Dediler ki: Eskimeyen elbiselerin, sonu gelmez mülkün, bozulmayan meyvelerin ve harabe olmayan evlerin bulunduğu yerde (cennet) ki orada halinden memnun olma ve göz aydınlığı vardır. Ayrıca sonsuz mutluluk ve kendileri eşlerinden razı olan, eşlerinin de kendilerinden razı olduğu, kimseyi kıskanmayan, kimse tarafından kıskanılmayan huriler vardır. Bu eve gelene kadar sana az uyuma ve düşüncelere dalma vardır.

Bu rüyadan iki Cuma sonra o zat vefat etti. Bu rüyayı anlatmış olduğu bazı arkadaşları onu vefat ettiği gün rüyasında gördüler. Size rüyamda anlatmış olduğum benim için dikilen ağacı merak etmez misiniz!? O meyve verdi, dedi. Ona dediler ki ne meyvesi verdi? Sormayın dedi. Onu vasfetmeye hiçbir kimse güç yetiremez.

İtaatkar kulu kendisine vardığında Kerim olan Rabbinin ona ikram ettiği kadar kimseye ikram ettiği görülmemiştir.

Ey insanlar! Yok mu bu ayda nişanlanmak isteyen, Rahman onu nişanlasın.

Allah’ın cennetlerde itaatkârlar için hazırladığım rağbet eden yok mu?

Kendisinin haber vermiş olduğu tükenmez ve kalıcı olan nimetleri talep eden yok mu?

Şu da vardır ki haber almak, görmek gibi değildir.
Kim cennet mülküne talibse
Terk etsin gevşekliği tembelliği
Ve gecenin karanlığında kıyama dursun
Kur'an’ın nuruyla buluşabilmek için
Ve ardı ardına, sık sık oruç tutsun
Hiç aklından çıkarmasın ki bu hayat fânidir
Gerçek hayat ise emniyet diyarın da
Allah'ın korumasında olan hayattır.


2-Onlar dünyada Allah’ın dışındaki şeylerden yüz çeviren kimselerdir. Başını ve içini korumuş olur. Ölümü ve imtihanı hatırlar. Dünyanın ziynetini terk edip ahireti ister. Bu Rabbi ile karşılaştığı andaki bayramı ve onu görmesi ile ferahlamasıdır.

Oruçlulardan seçkinlerin oruçları
Dillerini yalandan ve iftiradan korumaktır.
Bilginlerin ve ünsiyet sahiplerinin orucu ise
Kalbi, kalbi hastalıklardan korumaktır.

Arifleri, Mevlalarını görmeden (cennetteki) saraylar teskin etmez. Onu görmeden (cennetteki) nehirler dahi onları doyurmaz. Çünkü onların himmetleri (gayretleri) daha yücedir.

Seni görmeyi şiddetle arzu eden abidin
Sıkıntısı büyüdükçe büyüdü
Kim ki yemeyi, içmeyi terk ederek oruç tutarsa,
Bilsin ki ben senden başka her şeyi terk ederek oruç tutarım.


Kim dünyada iken nefsin arzu ve isteklerinden kendini korursa, yarın cennette bunlara ulaşır. Kim Allah’ın dışındaki şeylerden kendini korursa, onunla karşılaştığı gün onun bayramdır.

“Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse, şüphesiz Allah'ın tayin ettiği ecel gelecektir.” (Ankebut, 5)

Zamanın tüm lezzetlerinden kendimi korudum.

Sizinle karşılaştığım gün orucumu açma vakti olacak.

Bişri Hafi rüyada görüldü ve halinden soruldu. Dedi ki: ”Yüce Allah yemeğe olan rağbetimi bildi ve bana kendisine bakmamı mübah kıldı." Bazı âbidlere şöyle soruldu: ”Seni nerede arayalım!” Allah’a bakanlar içinde diye cevap verdi. Ona ”sen bunu nasıl bildin?" diye soruldu. "İki gözümü tüm haramlardan korudum. Münker ve günah olan her şeyden uzaklaştım ve ondan cennette beni kendisine bakanlardan kılması için dua ettim.”

Ey kalplerin sevgilisi senden başka kimim var benim
Ne olur! Bugün sana gelen günahkara rahmet et.
Ey sahibim biliyorum cennete girecek yüzüm yok benim
Ancak şu var ki, ben sem’ görebilmek için onu istiyorum.


Ey tevbe edenler! Bu gün şehvetin hevasından korunun (oruç tutun) ki karşılaşma günü sizin için bayram olsun. Zamanı uzatıp ta boş emelleri çoğaltmayın. Çünkü orucun gündüzünün çoğu gitti. Karşılaşma bayramı da yaklaştı.

Sevdiklerimi görerek, tüm dertlerimi unutturan gün var ya
İşte bu da benim gerçek bayramım. Başka bayramım yok benim.

Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4473 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 14:41
Gönderen: Leys b. Sad
1 Yanıt
3225 Gösterim
Son İleti 12.05.2016, 02:04
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1898 Gösterim
Son İleti 28.07.2015, 01:09
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2322 Gösterim
Son İleti 18.08.2016, 10:31
Gönderen: İslam davetcisi
9 Yanıt
1244 Gösterim
Son İleti 17.10.2018, 02:51
Gönderen: Tullab'ul Ilm