Tavhid

Gönderen Konu: ALLÂH KENDİSİNE BİR EMİR BUYURDUĞUNDA KULA VÂCİB OLAN ŞEYLER  (Okunma sayısı 763 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 205
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ


ALLÂH KENDİSİNE BİR EMİR BUYURDUĞUNDA KULA VÂCİB OLAN ŞEYLER[1]

Şeyh’ul İslâm Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehullâhu Teâlâ diyor ki:

Allâhu Teâlâ, kula bir emir buyurduğunda o emir husûsunda yedi mertebe(yi yerine getirmek) kulun üzerine vâcib olur:

Birincisi: O emrin ilmidir (bilmektir),

İkincisi: O emre karşı muhabbet (sevgi) beslemektir,

Üçüncüsü: Onu yerine getirmeye azmetmektir (azim/kararlılık),

Dördüncüsü: Ameldir (emredilen şeyi yerine getirmektir),

Beşincisi: (Amelin) meşrû (şerî’atın gösterdiği) şekilde ihlâslı ve doğru-düzgün (şerî’ata uygun) olmasıdır,

Altıncısı: O ameli boşa çıkartacak işlerden sakınmaktır,

Yedincisi: O amel üzere sebât etmektir.

(Birinci Mertebe:) İnsan, Allâh’ın tevhîdi emrettiğini ve şirkten de nehyettiğini bildiği zaman veya Allâh’ın alışverişi helâl, ribâyı (fâizi) harâm kıldığını bildiği zaman veyahut da Allâh’ın yetîmin malını yemeyi harâm kıldığını, yetîmin velîsine ise -fakîr olduğu takdirde- o maldan ma’rûf (şerî’ata ve örfe uygun) şekilde yemesini (harcamasını) helâl kıldığını bildiği zaman emredildiği şeyi bilmesi ve bunu öğrenmek amacıyla da sorması ve de nehyedildiği şeyi bilmesi ve onu öğrenmek amacıyla sorması da vâcibtir (gereklidir).

Bu husûsta birinci meseleyi (ilim mertebesini) tevhîd ve şirk meselesine göre değerlendir!

İnsanların çoğu tevhîdin hak, şirkin ise bâtıl olduğunu bilir ancak bu meseleden yüz çevirmişlerdir ve sormamışlardır. Yine Allâh’ın ribâyı (fâizi) harâm kıldığını bilirler, (sürekli) alışveriş yaparlar, ancak (fâizin mâhiyeti hakkında) sormamışlardır. Yetîmin malını yemenin harâm olduğunu ve ondan ma’rûf (şerî’ata ve örfe uygun) şekilde yemenin câiz olduğunu da bilirler, yetîm malı üzerinde velâyeti (koruyuculuk vazîfesi) de üstlendikleri hâlde sormamışlardır (bu husûsta araştırma yapmamışlardır).

İkinci Mertebe: Allâh’ın indirdiklerine muhabbet (sevgi) beslemek ve Allâh’ın indirdiklerini kerîh görenlerin (hoşlanmayanların) kâfir olmasıdır.[2] Bu, Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinden dolayıdır:

“İşte bu, onların Allâh’ın indirdiğini kerîh (kötü) görmelerinden kaynaklanır. Allâh da onların amellerini boşa çıkarmıştır.” (Muhammed 47/9)

İnsanların çoğu Rasûlü sevmemişler, bilakis ona buğzetmişler ve -onu indirenin Allâhu Teâlâ olduğunu bilseler bile- Rasûl’ün getirdiklerine de buğzetmişlerdir.

Üçüncü Mertebe: Emri yerine getirmeye azmetmektir.

İnsanlardan birçoğu (Allâh’ın emrini) bilir ve sever. Fakat dünyalık husûslarda meydâna gelecek değişimlerden korktuklarından dolayı (onu yapmaya) azmetmezler.

Dördüncü Mertebe: Ameldir.

İnsanlardan birçoğu (Allâh’ın emrini yerine getirmeye) azmettiği veya amel ettiği zaman, karşısına hürmet ettiği şeyhlerden (hocalardan veya yaşlılardan) yahut da başkalarından bazı kimseler çıkar da ameli terk eder.

Beşinci Mertebe: Amel edenlerden birçoğunun (amelinde) ihlâslı olmaması, ihlâslı olsa bile amelinin düzgün (şerî’ata uygun) olmamasıdır.[3]

Altıncı Mertebe: Sâlihlerin, amellerinin boşa gitmesinden korkmalarıdır.

Bu, Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinden dolayıdır:

“…Olur ki farkına varmadan amelleriniz boşa gider.” (el-Hucurât 49/2)

Bu (amellerin boşa gitme korkusu) zamanımızda en az rastlanan şeylerdendir!

Yedinci Mertebe: Hakta sebât etmek ve sû-i hâtimeden (kötü sondan) korkmaktır.

Bu, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şu kavlinden dolayıdır:

«Sizden öylesi vardır ki cennet ehlinin ameliyle amel eder ve nihâyet ateş (cehennem) ehlinin ameliyle (ömrü) sonlandırılır.»[4]

Bu yine sâlihlerin de en çok korktuğu şeylerdendir. Fakat o (kötü sondan, son nefeste îmânsız gitmekten korkmak), zamanımızda çok az rastlanan bir şeydir.

İnsanların, bildiğin -bu ve diğer mertebeler hakkındaki- hâli üzerinde tefekkür etmek, sana bilmediğin çok şeyi gösterecektir.[5] Vallâhu A’lem (Allâh en doğrusunu bilendir)!



Açıklamalar:

[1] Ed-Durar’us Seniyye, 2/74-76.

[2] Bu husûstaki açıklamalar için “İslâm’ı Bozan Hâller” risâlesinin beşinci maddesindeki açıklamalar no: 10 ve 11’e, ayrıca “Beş Mesele” risâlesinin beşinci meselesindeki açıklamalar no: 5’e mürâcaat ediniz.

[3] İbrâhîm bin Eş’as’tan isnâdıyla nakledildiğine göre o, Fudayl bin İyâd Rahimehullâh’ın “Hanginizin daha iyi amel ettiğini denemek için…” (Hûd 11/7) âyeti hakkında şöyle dediğini işitmiştir:

”أَخْلَصُهُ وَأَصْوَبُهُ، قَالَ: إِنَّ الْعَمَلَ إِذَا كَانَ خَالِصًا وَلَمْ يَكُنْ صَوَابًا لَمْ يُقْبَلْ، وَإِذَا كَانَ صَوَابًا وَلَمْ يَكُنْ خَالِصًا لَمْ يُقْبَلْ حَتَّى يَكُونَ خَالِصًا صَوَابًا، وَالْخَالِصُ إِذَا كَانَ لِلّٰهِ، وَالصَّوَابُ: إِذَا كَانَ عَلَى السُّنَّةِ “.

“(Daha iyi amelden kasıd) daha ihlâslısı ve daha düzgün olanıdır. Şöyle dedi:

Eğer amel hâlis/ihlâslı (Allâh rızâsı için) olur fakat düzgün (şerî’ata uygun) olmazsa kabûl edilmez. Kezâ amel, düzgün olur fakat ihlâslı olmazsa yine kabûl edilmez. Ta ki hem ihlâslı hem de düzgün olana kadar.

Amel, Allâh için olduğu takdirde hâlis/ihlâslı olur; Sünnet üzere olduğu zaman da düzgün olur.”
(İbnu Ebi’d Dunyâ, el-İhlâs ve’n Niyyet, sf. 51, Hadîs no: 22 ve Ebû Nu’aym, el-Hilye, 8/95)

[4] Şeyh Rahimehullâh’ın kaydettiği lafızla hadîsi bulamadım. Bunun benzerleri Buhârî (Hadîs no: 6594), Müslim (Hadîs no: 2643) ve başkaları tarafından rivâyet edilmiştir.

[5] Bu son iki madde yani küfre ve nifâka düşmekten ve bu sûrette amellerinin boşa gitmesinden korkmak Selef-i Sâlihîn’in bir hasletiydi. Maalesef, bu hayırlı nesillerden sonra kendini tezkiye etme ve âdeta son nefeste îmân garantisi varmışçasına yaşama hasleti baş gösterdi ve de bu durum günümüzde daha da şiddetlenerek devâm etmektedir.

Şeyh Rahimehullâh’ın tavsiyesi yerine getirilip bunlar ve diğer mertebeler üzerinde düşünüldüğünde -dîn ve ilim iddiâsında bulunanlar da dâhil olmak üzere- günümüz insanlarının dînden ve îmândan ne kadar da uzak oldukları açığa çıkacaktır…

Buhârî Rahimehullâh “Sahîh”inde (Îmân, Hadîs no: 36) “Mümin’in Farkına Varmadan Amellerinin Boşa Gitmesinden Korkması” ismiyle bir bâb başlığı açmış ve ilk olarak seleften bu husûsta gelen bazı haberleri zikretmiştir. Biz de Şeyh Muhammed Rahimehullâh’ın sözlerinin daha iyi anlaşılması ve durumun vâhametinin iyice açığa çıkması için Buhârî Rahimehullâh’ın naklettiği bu haberleri zikretmek istiyoruz:

İbrâhîm et-Teymî Rahimehullâh şöyle demiştir:


”مَا عَرَضْتُ قَوْلِي عَلَى عَمَلِي إِلاَّ خَشِيتُ أَنْ أَكُونَ مُكَذَّبًا“.

“Sözlerimle amelimi karşılaştırdığımda hep yalancı çıkmaktan korkarım.”

İbnu Ebî Müleyke Rahimehullâh şöyle demiştir:


”أَدْرَكْتُ ثَلاَثِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كُلُّهُمْ يَخَافُ النِّفَاقَ عَلَى نَفْسِهِ، مَا مِنْهُمْ أَحَدٌ يَقُولُ إِنَّهُ عَلَى إِيمَانِ جِبْرِيلَ وَمِيكَائِيلَ“.

“Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbından otuz kişi ile karşılaştım, hepsi de kendileri hakkında münâfıklıktan korkuyorlardı. Hiçbirisi kendisinin Cibrîl (Cebrâîl) Aleyh’is Selâm ve Mîkâîl Aleyh’is Selâm gibi bir îmâna sâhib olduğunu söylemezdi.”

El-Hasan (el-Basrî) Rahimehullâh’ın şöyle dediği zikredilmiştir:


”مَا خَافَهُ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، وَلاَ أَمِنَهُ إِلاَّ مُنَافِقٌ“.

“Bundan (nifâktan) ancak mümin korkar, münafık ise emîn olur.”
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
26 Yanıt
9099 Gösterim
Son İleti 26.04.2016, 21:03
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
2100 Gösterim
Son İleti 22.06.2015, 18:56
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2143 Gösterim
Son İleti 25.11.2016, 23:56
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3727 Gösterim
Son İleti 02.08.2018, 02:15
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
5 Yanıt
1490 Gösterim
Son İleti 06.02.2019, 21:50
Gönderen: Tevhid Ehli