Tavhid

Gönderen Konu: BAZI GÜNCEL SORULAR  (Okunma sayısı 381 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi yolcu01

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
BAZI GÜNCEL SORULAR
« : 23.08.2019, 16:05 »
Hayirli günler  2 sorum olacak insaAllah.

"Bu konunun altina yaziyorum çünkü yeni üye olduğum için nereye yazacağını bilemedim."

1) Genelev, banka, içki fabrikasi meyhane gibi yerler açmanin hükmü nedir ? Bunlar haram olan amelleri insanlara mesrulastirmak kapsaminda olup küfürmüdür ?  (Sizlerin haram evlilikler hakkinda yazmis oldugunuz yazinizi okudum, bu mesele hakkinda sizi vasat gördügümden ötürü bu soruyu soruyorum.)

2) Askerliği çesitli sebepler ile tecil ettirip küfür olan bir amelden kaçinmaya çalismanin hükmü nedir ? Bu meseleye, müsriklerin "sirk bayramlarina" Ibrahim aleyhisselami davet ettiklerinde "ben hastayim" demek suretiyle bu amelden kurtulmasi delil olur mu ?

Simdiden tesekkürler.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1770
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI GÜNCEL SORULAR
« Yanıtla #1 : 24.08.2019, 04:15 »
Bismillahirrahmanirrahim,

C1) Bu sorduğunuz ilk soru mücmel bir ifade olup açılması gerekmektedir. Eğer bundan kasıd, günümüz tağuti sistemlerinde yapıldığı şekilde içki, kumar, zina, faiz gibi haramları helal ve meşru addederek bunları kınanmış, kötü fiiller olmaktan çıkartıp yasal bir hak olarak görmek, bunlara uygun kanuni düzenlemelerde yani teşride bulunmak, bu şirk kanunlarına dayalı olarak, onları tazim ederek bu müesseseleri açmak ise bunun küfür olduğunda bir hilaf sözkonusu değildir. Günümüzde Müslümanların hatta kendisini İslama ve tevhide nisbet eden çoğu kişinin böyle bir ameli sözkonusu değildir. O yüzden olmamış mevzular hakkında konuşup vebal kazanmanın da bir anlamı yoktur. Günümüzde ola ki bir müslüman böyle bir şey yaparsa yani mevcut düzende kanuni bir işyeri açıp buralarda haram olan şeyler satarsa durumu değerlendirilir, haramı helal kılan bir işlem yapmış mı ya da buna benzer bir küfür fiili işlemiş mi işlememiş mi net olarak tesbit edilir, ondan sonra hüküm verilir. Bu yapılırken de şahsın amelini yorumlama veya fiilinden kasdetmediği manaları çıkarma gibi batıl usullere değil, Ehli sünnetin esas aldığı tekfir kaidelerine göre hareket edilir. Selef nezdinde ancak kadıların ve müftülerin gündemi olabilecek, cahillerin tartışması men edilen nice mesele vardır ki bugün maalesef küfürdür değildir şeklinde avamın gündemine oturmuş ve bu konularda görüş beyan etmek adeta vacib addedilir hale gelmiştir. Halbuki Müslümanlar arasındaki muayyen bir şahsın tekfiri ancak şartların oluşup engellerin kalkmasına bağlıdır. Bunun hükmünü ise ancak ehil kimseler verir. Kafirlerin küfürden kaynaklı yaptıkları ameller ise bizi ilgilendirmemektedir, bunları tartışmaya da değmez. Kafir zaten kafirliğini yapar, haramı helal kılar, meşru da kılar. Bunlara kafayı takıp bunlar üzerinde konuşmaya gerek yoktur.

Mücerred olarak bu haramların işleneceği mekanlar açmaya gelince; bu ise harama destek kabilinden olup haramdır, küfür değildir. İslam tarihinde bu tür mekanlar açmaya teşebbüs edenler olmuş, Ömer ra gibi dirayetli halifelerin işbaşında olduğu dönemlerde bunlara müsaade edilmemiş, ancak sonraki dönemlerde bazı gevşek yöneticilerin işbaşında olduğu zamanlarda böyle mekanlar yayılmış, Berbehari, İbn Teymiye gibi âlimler bu tür münkerleri izale etmek için çaba göstermişlerdir. Her hâlükârda bu tür mekânları açan kimselerin sadece bundan dolayı tekfir edilmeleri diye bir şey söz konusu olmamıştır. Günümüzde bazı kimseler, haram işlenen mekânlar açmak deyince günümüz beşeri sistemlerinde kafirlerin yaptığı türden uygulamaları sadece anlamışlar ve batıl bir usulle buradan yola çıkarak haram işlenen bir mekân açmak mutlak manada haramı helal saymaktır dolayısıyla küfürdür şeklinde bir genellemeye varmışlardır. Hâlbuki böyle bir genelleme doğru değildir. Bu, yorum yoluyla küfür hükmü vermektir ve büyük günahlardan dolayı tekfir eden Haricilerin usulüne muvafakat etmektir. Bu bahsi basit bir misalle bitirmek istiyorum. İbni Ömer radiyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

İçkiye on yönden lanet edilmiştir: İçkinin kendisine, onu imâl edene, imâl etmek isteyene, satıcısına, müşterisine, taşıyanına, taşıttıranına (yâni sipariş edenine), ücretini yiyene, içenine ve içirenine." (İbn Mace, Hadis no: 3380)

Bu hadiste sayılan şeylerin hiç biri –helal sayılmadığı müddetçe- dinden çıkartan küfür değildir, haramdır. Birileri eğer bu 10 maddeden 9’unun haram olduğunu kabul edip de sadece birisinin yani satmanın küfür olduğunu iddia ediyorlarsa bu tamamen delilsiz ve boş bir söz olur. Bunlar, günümüzde kâfirlerin küfre girerek yaptığı amellerden yola çıkarak herkesi bağlayıcı evrensel hükümler ihdas eden birtakım cahillerdir, sözlerini çok kale almaya da gerek yoktur vesselam.

C2) Tağuta askerliği belli bir süreye erteleyip küfürden kaçındığını iddia etmek, küfürden kaçınmak için başka bir küfre düşmek manasına gelmektedir. Zira –mesela 1 seneliğine veya buna benzer bir süreliğine- askerliği tecil etmek yani ertelemek, bu süreden sonra askere gideceğini kabul etmek suretiyle olur ki bu bazen “askerliğimi 1 sene sonra yedek subay olarak yapacağım” gibi açık bir şekilde ifade edilir, bazen de böyle ifade edilmeden mücerred olarak askerliğiniz şu kadar ertelendi denilir ki açıkça söylense de söylenmese de bu işlemin anlamı zaten budur. Yani o süre dolduktan sonra askere gideceğini kabul etmektir. Bu ise küfre azmetmek, niyet etmek anlamına gelir ki bu da küfürdür.

İbrahim as’ın sözünden buna delil çıkartmaya gelince; burada öncelikli sorulması gereken soru şudur: Bu ayeti bu konuya kim delil getirdi? Âlimler mi cahiller mi? Eğer cahiller getirdiyse –ki öyle- o zaman üzerinde konuşmaya değmez. Âlimler getirdi denilirse bu sefer ikinci soru gündeme gelir ki o da şudur: O âlimden (!) önce kim, hangi âlim bu ayetten buna benzer bir hükmü istidlal etti? Yani bu kimsenin bu ayetten çıkarttığı neticede dayandığı bir imamı, selefi var mı? Yoksa ümmetten bağımsız olarak bu hükmü kendisi mi çıkarttı? Eğer böyleyse zaten bu, o kimsenin sapık olduğuna başlı başına bir delildir. Çünkü hiç kimsenin –velev ki âlim dahi olsa- naslardan bu şekilde selefe dayanmadan bağımsız istidlalde bulunması caiz değildir. Eğer cahil ise cahilin bu şekilde delillerden içtihat etmesi zaten haramdır.

Bu usuli hatırlatmaları yaptıktan sonra işin tafsilatına gelirsek; İbrahim as’ın kâfirlerin bayramına gitmemek için yıldızlara bakarak ben hastayım demesi hususu Saffat: 88-89. Ayetlerinde geçmektedir. Kurtubi tefsiri ve diğer tefsirlerden ayetin izahına bakılabilir. Müfessirlerin bu hususta pek çok açıklaması vardır. Onlardan bazıları bunun tevriye yani birden fazla anlama gelecek bir ifade olduğunu söylemişlerdir. Çünkü o bununla “ben hasta olacağım” manasını kastetmiştir. Zira her insan ölecek ve ölmeden önce de hastalanacaktır. Yıldızlara bakmasının ise “düşündü” manasında Arapça’da kullanılan kalıp bir ifade olduğu söylendiği gibi, bilinen manada olduğu ve bazı peygamberlerin yıldızlara bakarak birtakım şeyleri tespit edebildiği de ileri sürülmüştür. Bu hususta söylenen daha birçok söz vardır. Ancak her hâlükârda bunların hiç birisinde İbrahim as’ın onların batıl dinini onayladığına veya hasta olmasam bayramınıza gelirdim gibi açık bir ifade kullandığına dair bir delil yoktur. O, sadece karşı tarafa bu izlenimi verecek bir ifade kullansa da üstü kapalı bir ifade kullanmış, bununla muhatabının anladığından başka bir şey kastetmiştir. Tecil konusunda ise böyle bir durum söz konusu değildir. Burada açıkça tağutun askerliğini onaylamak söz konusudur. Tevriye meselesi ise böyle konularda değil, ancak muhtelif manalara gelecek ifadelerde söz konusu olabilir. Vallahu a’lem.

Çevrimiçi yolcu01

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: BAZI GÜNCEL SORULAR
« Yanıtla #2 : 24.08.2019, 08:24 »
Öncelikle birinci soruya vermiş olduğunuz detaylı cevap için teşekkür ediyorum, Allah azze ve celle ecrinizi versin..

İkinci soruda ise şu mesele aklıma takılıyor, site olarak sizler gerek birinci soruma verdiğiniz cevapta gerekse bir çok farklı yazinizda insanlari meal yoluyla tekfirden sakındırıyorsunuz.

Soru ise tecil meselesinde hiç bir resmi prosedürde "1 veya 2 yıl sonra geleceğim" demediği veyahutta kâğıt üzerinde kabul etmediği hâlde insanları sırf niyetlerine bakmaksızın amellerini yorumlayarak tekfir söz konusu değil midir ? Misal kimlik kullananları tekfir eden kimseler, insanlara verilen seçme ve seçilme hakkı,  ve başka bilgi dahilinde olan fiillere binaen vatandaşlık veya kimlik alanları tekfir ediyorlar, lakin bir insan kimlik vs alırken bu fiilleri yapacağına dair bir şey kabul etmediği müddetçe tekfir edilmez doğru mudur ?

Buna askerliği de örnek verebiliriz, biz zaten bu insan ürünü kanunlara göre askere gitmeye mecburuz, şimdi ben Avrupada yaşıyorum, konsolosluğa gidip çalıştığıma dair kâğıtları vererek askerlikten belirli bir süre kurtulmam neden küfür olsun ? MazaAllah Turkiyeye gelsem, birçok kişiye yaptıkları gibi havalimanında alacaklar beni zaten. Ben bunu 2 yıl sonra askere gitmek niyetiyle değil belirli bir süre kafirler beni rahat biraksinlar niyetiyle yapiyorum.. Haliyle resmi olarak herhangi bir küfür kabul veya irade etmediğim halde neden tekfiri hak edeyim ? (.Not : bu işlemi yapmadım, lakin araştırma halindeyim.)

 Bu usulde yapılan tekfir meal tekfire girmez mi ? Keza bu amel, kendini Tevhide nispet eden bir şahıs için : "Elhamdulillah, askerlikten kurtuldum" manasına gelebileceği gibi, Tevhidden habersiz bir tc vatandaşı için "Okulum biter bitmez vatani görevimi yapacağım" manasına da gelebilir.

İbrahim aleyhisselam meselesinde alimler dediginiz gibi bir çok fikir ortaya sunmuşlardır, şimdi vakalarında bizlerin ki gibi bir durum olmadigi için konuşmamış olabilirler, ondan dolayı bu örneği kenara koyuyorum.

Umarım ki meseleyi açiklayabilmişimdir, şimdiden teşekkürler. Hayırlı günler..

Çevrimiçi yolcu01

  • Newbie
  • *
  • İleti: 6
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: BAZI GÜNCEL SORULAR
« Yanıtla #3 : 24.08.2019, 17:16 »
Hakkinizi helal edin İbrahim alehisselam kıssası hakkinda da sorum olacak.

Kurtubi tesirinden ilgili nakiller ;

el-Hasen ise şöyle demektedir: Yani onlar İbrahim (a.s)'a kendileriyle bir­likte dışarı çıkmasını teklif ettiklerinde ne yapacağı hususu üzerinde düşün­meye koyuldu. Buna göre anlam şöyle olur: O hatırına gelen görüş üzerin­de durdu ve düşündü. Bu türden karşısına çıkan husus hakkında düşündü, demek olur. Böylelikle o hayatta olan herkesin hastalanacağını öğrenmiş ol­duğundan ötürü "muhakkak ben hastayım (hastalanacağım)" dedi

Şöyle de açıklanmıştır: İbrahim (a.s)'ı beraberlerinde çıkmaya çağırdıkla­rı saat onun sıtmaya yakalandığı bir vakte rastlamıştı.
   
    Bir başka açıklama da şöyledir: Yani o eşyaya baktı, bu eşyanın bir ya­ratıcısı ve onların işlerini çekip çeviren birisi olduğunu bildi. Kendisinin de bu eşya gibi halden hale değişeceğini anladığından: "Muhakkak ben hasta­yım" dedi.
   
    ed-Dahhak da şöyle demiştir: "Ben hastayım" ben ölüm hastalığına yaka­lanacağım, demektir. Çünkü hakkında ölüm takdir edilmiş kimse çoğunluk­la önce hastalanır, sonra ölür. İşte bu bir tevriye ve kinayeli bir anlatımdır. Nitekim kral ona Sare'nin kim olduğunu sorduğunda, o benim kızkardeşim-dir, demiş ve bununla din kardeşliğini kastetmiştir.

    İbn Abbas, İbn Cübeyr ve yine ed-Dahhak şöyle demişlerdir: O bu söz­leriyle taun gibi başkasına bulaşan bir hastalığa işaret etmişti. Onlar da ta­undan kaçan ve korkan kimselerdi. İşte;
   
    "Ondan yüz çevirip uzaklaştılar" buyruğu bunu anlatır. Yani hastalığın kendilerine bulaşması korkusu ile kaçtılar.

  Tirmizî el-Hakim rivayetle der ki: Bize babam anlattı, dedi ki: Bize Amr b. Hammad anlattı. O Esbat'dan, o es-Süddî'den, o Ebu Malik'ten, o Ebu Sa­lih'ten, o İbn Abbas'dan; ve Semura'dan, o el-Hemedanî'den, o İbn Mesud'dan dedi ki: İbrahim'in babası: Bizim bir bayramımız var. Eğer bizimle birlikte çı­kacak olursan dinimizi beğeneceksindir, dedi. Bayram günü gelince, İbra­him'in yanına geldiler, o da onlarla birlikte çıktı. Yolun bir yerinde kendi­sini yere attı ve: Ben gerçekten hastayım, ayağım ağrıyor, dedi. Yere yıkıl­mış iken onun ayağını çiğneyip geçtiler. Çekip gittiklerinde onların arkala­rından: "Vallahi... ben bu putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım." (el-En-biya, 21/57) diye seslendi. Ebu Abdullah dedi ki: Bu, İbn Abbas ve İbn Cü-beyr'in söyledikleri ile çatışan bir şey değildir. Çünkü bu iki hususun da ol­muş olma ihtimali vardır. (Kurtubi tefsiri)

- Kurtubi tesirinden okumuş olduğum hadis ve alim sözlerinden, hep İbrahim aleyhisselamin sirk bayramına katılmamak için bir bahane ön sürdüğünü anlıyorum, ben alim değilim hüküm çıkarma ehliyetim yok lakin bu konu ile bizim vakanın farki nedir ?

Bugün deniliyor ki askerliği bir şahıs tecil ettirdiğinde 2 veya 5 yıl sonra askere gitmeyi kabul ediyor manasına geliyormuş, bu meal yoluyla kişinin söylemediğini veya kabul etmediğini ona empoze etmek değil mi dir ?

Biri çıkıp İbrahim aleyhisselam küfür olan bir amelden kurtulmak için Tevhid dışında bir mazeret sürdü, keza müsriklerde onun bu sözünü : "Hasta olmasaydı gelecekti" diye anladılar", bu ise küfürdür derse zindigin teki olmaz mi ? Halbuki İbrahim aleyhisselam kimbilir gerçekten hastaydı veyahutta tevriye yoluyla bu amelden kurtulmak istedi ve bunu yalnızca imanindan ötürü yaptı..
 
Bunu kimse kabul etmiyor, lakin bununla beraber resmi bir prosedürde küfür olan bir şey kabul etmeyen bir şahsı sırf küfür fiilinden kurtulmak için (taguta bugzundan) tecil ettirdiğinden ötürü nasil tekfir edebiliriz ?

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1770
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: BAZI GÜNCEL SORULAR
« Yanıtla #4 : 24.08.2019, 19:41 »
Bismillahirrahmanirrahim. İnşaallah bu meselede size son kez cevap vereceğiz. Meseleyi uzatıp cedel yapma gibi bir niyetimiz yok, bunun kimseye faydası da olmaz. Burada ne meal yoluyla tekfir sözkonusudur, ne de tevriye sözkonusudur. Çünkü bütün bunlar birden fazla manaya ihtimali olan meselelerde sözkonusu olan şeylerdir. Tecilin birden fazla manası olsaydı bizi yorum yoluyla tekfir etmekle suçlamanızın bir anlamı olabilirdi. Tecil Arapça bir kelime olup ertelemek manasına gelir. Ertelemek ise malum olduğu üzere yapılması niyetlenen bir işi belli bir süre sonrasına tehir etmektir. İşi yapma niyeti bakidir, sadece şimdi değil de daha sonra yapılacaktır. İlgili prosedürde de bu böyledir. Kişi askerliğini mesela 1 sene erteler, 1 sene sonra tekrar askerlik işlemleri için başvurur o zaman da ya askere gider ya da başka bir mazereti varsa yine askerlik kanununa uygun şekilde ortaya koyar. Yoksa askerliği 1 sene erteledik, ondan sonra ister gel ister gelme diye bir şey yoktur, zaten bu işin mantığına terstir. Netice itibariyle kişi tecil ettirme suretiyle 1 sene sonra tekrar askerlik için müracaat edeceğini ve mazereti yoksa gideceğini kabul etmiş olur. Bu, çoğu zaman açıkça da ifade edilir, mesela üniversite mezunlarının tecil dilekçesinde 1 sene sonra askerliğimi yedek subay olarak yapacağım şeklinde açıkça yazılır. Çünkü zaten tecilin mantığı budur, o yüzden bunu bazen yazılı olarak da ifade ederler. Tecil ettiren kişi bu küfür olan prosedürü onaylayarak bunu yaptığı için bunun bizzat açık şekilde ifade edilip edilmemesinin bir önemi yoktur. Bugün birçok kişi sözleşme, askerlik vesair konularda işin mahiyetinden öte lafızlara kafayı takıyorlar ancak burada önemli olan lafızlar değil meselenin hakikatidir, bunu da hatırlatmış olalım.

İbrahim as meselesine gelince; bu yukarda da işaret ettiğimiz gibi tevriyenin yani çift anlama gelecek sözler konuşmanın delilidir. Tecil gibi manası belli olan bir meseleye bu delil olmaz. Burada mana belli olduğu için artık sizin yapmış olduğunuz "ben bunu küfürden kurtulmak için yapıyorum" savunması kişiyi küfürden kurtarmaz. Aynı savunmayı bedelli askerlik vesairede de yapıyorlar ama dediğimiz gibi bu ancak daha şiddetli bir küfürden kaçmak için daha hafif bir küfür işlemekten başka bir şey değildir sonuçta kişi küfre girmekten kurtulmuyor. Eğer her meselede niyet kurtaracaksa zaten bugün bütün küfürleri işleyenler kendilerinin niyetlerinin halis olduğunu iddia ediyor ama bu İslam nezdinde bir anlam ifade etmiyor tabi. Askerlik konusunda bu tevil geçerli oluyorsa başka meselelerde niye olmuyor bunun muhasebesini de yapmanız gerekir. Bu meseleyi hayati bir konu gibi addedebilirsiniz sizi anlıyorum, tecil vs yollarla bu iş çözülmezse Avrupa'dan gidiş geliş epey sıkıntı olur, ya o tarafta ya bu tarafta mahsur kalma durumu sözkonusu olur lakin bu ahirzamanda bu imtihanları yaşamadan tevhidle amel edebileceğini zannetmek zaten abesle iştigaldir, cennet öyle ucuz elde edilmiyor. Kaldı ki bunlar geçici çözümlerdir, belli bir yaştan sonra bir işe yaramıyor, ondan sonra da bedellinin, çürüğün vs'nin fıkhını mı araştıracaksınız yoksa? Size tavsiyem bu şeytani vesveselerin hepsini bir kenara bırakın, bedel ödemeden bu dinin yaşanmayacağının farkına varın, ucuz fetva dağıtan birileri böyle şeylere de fetva temin edebilir ama bunların hepsi kendini kandırmaktan öte bir anlam ifade etmez. İslam teslimiyet ister, teslimiyetin de bedeli ağır mükafatı büyüktür. Bizim söyleyeceklerimiz bu kadar, konu bizim için bitmiştir vesselam.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
4025 Gösterim
Son İleti 17.02.2019, 23:33
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
3013 Gösterim
Son İleti 13.04.2016, 02:57
Gönderen: Uhey
3 Yanıt
4117 Gösterim
Son İleti 25.07.2016, 23:55
Gönderen: Tevhid Ehli
68 Yanıt
6261 Gösterim
Son İleti 01.03.2019, 03:15
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
410 Gösterim
Son İleti 18.06.2019, 03:34
Gönderen: Tevhid Ehli