Tavhid

Gönderen Konu: GÜNEŞ VE AY TUTULDUĞUNDA KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR.  (Okunma sayısı 2164 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 709
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

BÖLÜM GÜNEŞ VE AY TUTULMASI NAMAZLARI


Güneş Tutulması Sırasında Namaz Kılmak


1040- Ebû Bekre'nin şöyle dediği nakledilmiştir:

"Biz Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem yanında iken güneş tutulması oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem omuzuna attığı ridasını sürüyerek mescide girdi ve biz de onu takip ederek mescide gittik. Bize orada güneş geri açılana kadar iki rekat namaz kıldırdı ve şöyle buyurdu; "Güneş ve ay hiç kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmaz. Siz bunların tutulduğunu görürseniz tekrar açılana kadar namaz kılın ve dua edin!

1041- Kays, Ebû Mesûd'tan bizzat duyduğunu ifade ederek şöyle demiştir:

"Ebû Mesûd, Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakletti:

 "Güneş ve ay asla hiç kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmaz. Bu tutulmalar Allah'ın birer âyetidir. Güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz kalkın ve namaz kılın!

1042- Abdullah İbn Ömer Hz. Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem haber vererek onun şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Güneş ve ay hiç kimsenin ne ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur. Fakat bu tutulmalar Allah'ın birer âyetidir. Siz güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz namaz kılın!"

1043- Muğîre Ibn Şu'be'nin şöyle dediği nakledilmiştir:

"Resûl-i Ekrem saiiai-lâhu aleyhi ve sellem zamanında İbrahim'in öldüğü gün güneş tutulmuştu. Bunun üzerine insanlar: 'Güneş İbrahim öldüğü için tutuldu' demeye başladılar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ise onların bu sözünü duyunca şöyle buyurdu: "Güneş ve ay hiç kimsenin ne ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur. Siz güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz namaz kılın ve Allah'a dua edin! 


Açıklama (İbn Hacer El-Askalaninin şerhi)


İmam Buhârî'nin kullanmış olduğu bu başlık, güneş tutulması sırasında namaz kılmanın meşru olduğuyla ilgilidir. Zaten bu konu hakkında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Fakat konunun ayrıntılarında ve bu namazın hükmünde görüş ayrılıkları vardır. Alimlerin çoğunluğuna göre güneş tutulması namazı müekked bir sünnettir. Ebû Avâne Sahih'inde bu namazı kılmanın farz olduğunu açıkça ifade etmiştir. Fakat ben ondan başka bunu açıkça söyleyen bir âlim görmedim. Bununla birlikte İmam Mâlİk'in güneş tutulması namazını Cuma namazı İle aynı kategoride değerlendirdiğine dair bir rivayet bulunmaktadır. Zeyn İbnü'l-Müneyyir, Ebû Hanife'nİn bu namazı vacip kabul ettiğini nakletmiştir.

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi sellem ridasını sürüyerek mescide girdiğini göz önüne alan bazı bilginler büyüklük taslama, kibirlenip böbürlenme maksadıyla olmadığı sürece elbisenin yere sürünmesinde bir sakınca olmayacağını söylemişlerdir.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi sellem bu namazı iki rekat olarak kıldırmıştır. Nesâî'nin naklettiği rivayette şöyle bir ek bilgi vardır: "Normalde kıldığınız gibi..." İşte güneş tutulması namazının nafile namaz gibi kılındığını söyleyenler bu ek rivayete dayanmışlardır. Fakat İbn Hibbân ile Beyhakî, Nesâî'nin naklettiği bu ek bilgiyi şu şekilde yorumlamışlardır: "Sizin tutulma sırasında kıldığınız gibi..." Çünkü Ebû Bekre bu rivayeti naklederken Basra'lılara hitap etmektedir ve İbn Abbâs da daha Önce Basra'lılara bu namazı öğreterek: "Her rekatında iki rükû bulunan iki rekatlık bir namazdır" demiştir. İmam Şafiî, İbn Ebû Şeybe ve daha başka âlimlerin de naklettiği bu rivayeti konunun İlerleyen bölümlerinde gelecek olan Abdülvâris - Yûnus senediyle nakledilen rivayetle güneş tutulmasının Rasûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem oğlu İbrahim'in vefat gününde olduğunu te'yid etmektedir. Ayrıca İmam Müslim'in Câbir İbn Abdullah'tan naklettiği bir rivayette şöyle anlatılır: "Her rekatında iki rükû vardır." Tüm bunlar olay farklı lafızlarla nakledilmiş olsa bile asıl konunun aynı olduğunu göstermektedir. Buna göre Ebû Bekre hadisi mutlak olarak nakledilmiş olmaktadır. Halbuki Câbir hadisinde ek bir bilgi ve daha fazla ayrıntı bulunmaktadır. Dolayısıyla Câbir hadisini temel almak daha doğru olacaktır.

Bazı âlimler yukarıdaki rivayette geçen "güneş geri açılana kadar" ifadesine bakarak güneş tutulması namazının güneş açılana kadar uzatılması gerektiği sonucunu çıkarmışlardır. Fakat Tahâvî bu görüşe şöyle cevap vermektedir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güneş tutulduğu zaman namaz kılınmasını ve dua edilmesini emretmiştir. Bu da namaz kılındığı halde hala güneş açılmamışa dua ile meşgul olunacağını gösterir." İbn Dakîkü'l-îyd de bu görüşü kabul etmiş ve güneş açılana kadar sadece namaz kılmak değil hem namaz hem de dua ile meşgul olmak emredildiği için namaz sonrasında duaya devam edilebileceğini söylemiştir. Bu bakımdan güneş açılana kadar sadece namaz ile veya sadece dua ile meşgul olunması gerektiği sonucu çıkarılamaz; namaz bittikten sonra güneş açılana kadar duaya devam edilmesi mümkündür. Dolayısıyla tutulma sona erene kadar namazın uzatılması ve tekrarlanması gerekmez. Nesâî'nİn bu konuyla ilgili olarak naklettiği rivayetin farklı anlamlara gelme ihtimali de vardır. Nu'mân İbn Beşîr'den nakledilen söz konusu rivayet şöyledir: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında güneş tutulunca Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ikişer rekat halinde namaz kılmaya başladı ve güneşin açılıp açılmadığını her seferinde sorup tutulma sona erene kadar namaza devam etti." İşte bu rivayet sağlam bir rivayet olmasına rağmen burada geçen ikişer rekat kelimesinin ikişer rükû anlamına gelme ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Abdürrezzâk'm sahih bir senedle Ebû Kılâbe'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ye sellem her bir rekatı kıldıkça birisini gönderip güneşin açılıp açılmadığına bakmasını sağlamıştır. İşte bu rivayet belirttiğimiz ihtimali de doğrulamaktadır.

İbn Hüzeyme'nin naklettiği rivayette "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" ifadesi, "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güneş açılınca cemaate hitap ederek şöyle buyurdu" dîye geçmektedir. Bu da tutulma sona erse bile hutbe görevinin düşmeyeceğini gösterir.
Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem güneşin hiç kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmayacağını söylemesi, cahiliyye dönemindeki bir inancın yanlışlığına işaret etmekte ve bu inancı iptal etmektedir. Bu inanç da daha önce İstiskâ konusunu ele alırken de nakledilen ve "Şu yıldız yüzünden bize yağmur yağdırıldı" cümlesiyle ifadesini bulan, yıldızların yeryüzüne etkisinin olduğu inancıdır. Hattâbî o dönemdeki inancı anlatırken şöyle der: "Cahiliyye Arapları güneş tutulmasının yeryüzünde birçok felakete veya ölümlere yol açacağına inanırlardı. İşte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu inancın batıl ve yanlış bir inanç olduğunu onlara bildirerek güneş ve ayın Allah Teâlâ'nm emriyle hareket ettiklerini, O'nun koyduğu düzenin dışına çıkmadıklarını, başka şeyler üzerinde olumsuz bir etkilerinin olmadığını ve kendilerini başka varlıklara karşı koruma güçlerinin de bulunmadığını söylemiştir." Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu tutumu ümmetine karşı ne kadar düşkün ve şefkatli olduğunu, Rabbinden de çok korktuğunu göstermektedir.

Ay ve güneşin Allah'ın âyetlerinden bir âyet oluşu şu anlamlara gelir:


a. Bunlar Allah'ın birliğine ve kudretinin yüceliğine işaret eden birer delildir.

b. Bunlar Allah'ın yüceliğinden ve yarattıkları üzerindeki hükümranlığından kulların korkması gerektiğini gösteren birer delildir. Nitekim " Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz. isra suresi 59. âyeti de bu görüşü desteklemektedir. 

Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem "Güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz kalkın ve namaz kılın? şeklindeki emri güneş ve ay tutulması namazları için herhangi bir vakit söz konusu olmadığını gösterir. Çünkü namaz kılmak bu tutulmaların görülmesi şartına bağlanmıştır. Tutulma ise günün herhangi bir vaktinde meydana gelebilir. İmam Şafiî ve ona tabî olanlar bu görüştedir. Fakat Hanefîler kerahet vakitlerinde bu namazların kılınamayacağını söylemişlerdir. Ahmed İbn Hanbel'den konuyla ilgili olarak nakledilen görüşler içinde en yaygın olarak bilinen görüş de böyledir. Mâlikîler ise nafile namazın kılınmasının serbest olduğu vakitten başlayıp zeval vaktine kadar devam eden süre içinde güneş tutulması namazının kılınabileceğini söylemişlerdir. Tutulma sona erdikten sonra tutulma namazlarının kılınamayacağı konusunda görüş birliği bulunmaktadır.
Güneş ve ay tutulması namazlarını belli bir vakit ile kayıtlamak doğru değildir. Zira böyle bir durum söz konusu vakitten önce tutulmanın sona ermesi durumunda bu namazların kılınamayacağı anlamına gelir. Bu ise maksada aykırı bir durumdur.

Siyer âlimlerinin çoğu Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem oğlu İbrahim'in hicretin onuncu senesinde vefat ettiğini söylemişlerdir.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 709
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: GÜNEŞ VE AY TUTULDUĞUNDA KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR.
« Yanıtla #1 : 04.08.2015, 15:01 »
2.Güneş Ve Ay Tutulması Sırasında Sadaka Vermek

1044- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında güneş tutulmuştu. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem o anda insanlara namaz kıldırdı. Kıyamda çok uzun bir süre kaldıktan sonra rükûya gitti ve yine uzunca bekledi. Sonra kıyama kalktı ve ilk rekattaki kadar olmasa da uzun bir süre kıyamda durdu. Ardından rükû'a gitti ve ilk rükû kadar olmasa da uzunca bir süre rükûda bekledi. Sonra secdeye vardı ve uzun bir müddet secdede kaldı. Namazın ikinci rekatını da tıpkı birinci rekat gibi kıldırdı. Namazı bitirdiğinde güneş açılmıştı.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazın ardından Allah'a hamd ve övgüde bulunarak insanlara hitap etti. Hutbe sırasında şunları söylemişti:

"Güneş ve ay Allah'ın birer âyetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur, Eğer güneş ve ayın tutulduğunu görürseniz Allah'a dua edin, tekbirler getirin, namaz kılın ve sadaka verin."

Hutbede şunları da söylemişti:

"Ey Muhammed ümmeti, kadın veya erkek Allah'ın bir kulunun zina etmesi karşısında Allah'ın gösterdiği gayret (kıskançlık) sizin duyduğunuz kıskançlıktan daha çoktur. Ey Muhammed ümmeti, eğer benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.

KAYNAK: SAHİHİ BUHARİ MUHTASARI FETHU'L BARİ (İbn Hacer El-Askalani)3.cild 114-118.sayfalar
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 709
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: GÜNEŞ VE AY TUTULDUĞUNDA KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR.
« Yanıtla #2 : 04.08.2015, 15:02 »
ZADU'L MEAD

İBN KAYYIM EL-CEVZİYYE

HZ.PEYGAMBER'IN GÜNEŞ TUTULMASINDA KILDIĞI NAMAZ


1— Hz. Peygamber'in (s.a.) Küsuf Namazı Kılması:


Güneş tutulunca Hz. Peygamber (s.a.) ridâsını sürüyerek korku ve endişe içinde hızlıca mescide gitti. Güneş doğup günün ilk vakitlerinde iki-üç mızrak boyu yükseldikten sonra tutulmuştu. Öne geçip iki rekât namaz kıldı. İlk rekâtta açıktan Fatiha ve uzunca bir sûre okudu. Sonra rükûa vardı ve rükûu uzattı. Sonra başını rükûdan kaldırdı ve kıyamı uzattı ise de bu ikinci kıyam evvelki kıyamdan az sürdü. Başını rükûdan kaldırdığında:-semiallahu limen hamideh-rabbena lekel hamd- deyip kıraate başladı. Sonra rükûa vardı ve rükûu uzattı ise de bu ikinci rükû evvelki rükûdan az sürdü. Sonra başını kaldırdı, ardından secdeye gidip uzun bir secde etti. Secdeyi bayağı uzattı. Sonra ikinci rekâtta, birinci rekâtta yaptığı gibi yaptı. Böylece her-bir rekâtta iki rükû iki secde yapılmış oldu. îki rekâtta toplam dört rükû dört secdeye tamamlanmış oldu.

2— Küsuf Namazındaki Hutbesi:


Bu namazında cennet ve cehennemi gördü. İnsanlara göstermek için cennetten bir salkım üzüm almayı düşündüyse de almadı. Azap çekecek olanları da cehennemde gördü. Bir kadının bir yere kapatıp aç ve susuz bırarak ölmesine sebep olduğu bir kedinin o kadını tırmaladığını gördü. Hz. İbrahim'in dinini ilk değiştiren Amr b. Mâlik'in cehennemde bağırsaklarım sürüdüğünü gördü. Hac eden birinin mallarını çalan kimsenin de azap çektiğini gördü. Sonra dönüp son derece edebî ve etkili bir hutbe okudu. Bu hutbesinden bize kadar gelen bölümleri şöyle sıralayabiliriz:

"Şüphe etmeyiniz ki, güneş ve ay Allah'ın (kendi varlığına delâlet eden)-açık alâmet- âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar, hiç kimsenin ölümü veya dirimi için tutulmazlar. Tutulduklarını görünce Allah'a dua edin, tekbir alın, namaz kılın, sadaka verin. Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, erkek veya kadın bir kulunun zina edişinden dolayı Allah kadar kıskanç hiçbir kimse yoktur. Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, benim bildiğimi bilseniz az güler, çok ağlardınız."

"Size va'dolunan herşeyi şu makamımda -yemin olsun- gördüm. Hatta ileri atıldığımı gördüğünüzde cennetten bir salkım üzüm almak arzu ettiğimi hissettim. Geri çekildiğimi gördüğünüzde ise cehennemdekilerin birbiri üzerine yığıldığım gördüm."

"Cehennemi de gördüm. Ömrümde bugün gördüğüm kadar iğrenç bir manzara görmemiştim. Baktım ki, cehennem halkının çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor."


Sordular: "Neden, ya Rasûlallah?" Cevap verdi: "Küfrettiklerinden" Tekrar: "Allah'a mı küfrediyorlar?" diye sordular. Cevaben: "Kocalarına ve kendilerine yapılan iyiliklere (nankörlük) ederler. İçlerinden birine dünya durdukça iyilik etsen, sonra da senden hoşlanmayacağı birşey görse: Şimdiye kadar senden hiçbir hayır görmedim ki, der." buyurdular.

"Bana vahyolundu ki, sizler kabirlerinizde Deccâl fitnesine benzer -yahut yakın- bir imtihana tâbi tutulacaksınız. Herhangi birinize gelip: Bu adam hakkında ne biliyorsun? diye soracaklar. Mü'min -yahut mûkın = kesin inançlı- kimse: 'Allah'ın elçisi Muhammed'dir. Bize açık deliller ve hidayet sundu. Biz de onun isteğine cevap verdik, inandık, peşine düştük.' diye cevap verecek. Ona: 'Rahat uyu! Senin gerçek mü'min olduğunu anladık.' diyecekler. Münafık -yahut şüphe eden- kimse: 'Bilmiyorum. Halkın birşey dediğini duydum, ben de söyledim' diyecektir."

Başka bir yoldan Ahmed b. Hanbel (r.h.) de şöyle naklediyor: Hz. Peygamber (s.a.) namazdan selâm verip çıkınca Allah'a hamdetti. O'na övgüde bulundu, Allah'tan başka hak ilah bulunmadığına ve kendisinin O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etti. Sonra: "Ey insanlar! Size Allah için soruyorum, söyleyin bana Rabbimin mesajım sizlere iletmekte herhangi bir kusur gösterdim de bunu bana haber vermediğiniz oldu mu?" diye sordu. Bunun üzerine bir adam ayağa kalktı ve: "Tanıklık ederiz ki, Rabbinin mesajını ilettin, ümmetine nasihat ettin, üzerine düşen vazifeyi yaptın." dedi. Sonra Hz.Peygamber (s.a.) buyurdular ki:

"Bazı insanlar yeryüzü halkından büyük adamların ölümlerinden dolayı ay ve güneşin tutulduklarını, yıldızların yerlerinden kaydıklarını iddia ediyorlar. Şüphesiz bunlar yalan söylüyorlar. İş onların dediği gibi değil. Bu hâdiseler Allah Teâlâ'nın, kullarına ibret almaları ve kimin tevbe edip etmediğini kontrol etmek için verdiği âyetlerden birkaçıdır."

"Allah'a yemin ederim ki, az önce namaza durduğum müddet içinde sizlerin dünya ve âhiret işlerinizde karşılaşacağınız herşeyi gördüm. Allah en iyi bilendir ya, otuz yalancı çıkıncaya kadar kıyamet kopmayacak. Onların sonuncuları sol yüzü bulunmayan şaşı Deccâl'dir. Gözü sanki -o devirde Hz. Peygamber'le (s.a.) Hz. Âişe'nin odası arasında oturan Ensar'-dan bir ihtiyar olan- Ebu Tihyâ'mn gözü gibidir. Deccâl ortaya çıktığında Allah olduğunu iddia edecektir. Ona inanan, söylediğim kabullenen ve onun yolundan gidene daha Önce işlediği hiçbir iyilik fayda vermez. Onu inkâr edip söylediği sözleri yalanlayan da daha önce yaptığı hiçbir günahın cezasını çekmeyecektir. Deccâl, Harem ve Beytü'l-Makdis dışında bütün yeryüzüne galip gelecektir. Mü'minleri Beytül'l Makdis'e sıkıştıracak; mü'minler çok şiddetli bir sarsıntıya uğrayacaklar, sonra Allah (celle celaluhu) Deccâl'i ve ordusunu helak edecektir. Hatta öyle ki, duvarın temeli yahut kökü ile ağaç kökleri bile: 'Ey müslüman! Ey inanan! Orada bir yahudi -yahut kâfir-vardır! Gel buraya, öldür onu!' diye bağıracaktır. İçinizdeki durumları kalb-lerinize korku salacak derecede olan birtakım işleri görüp birbirinize: 'Peygamberiniz size bunlardan hiç bahsetmiş miydi?' diye soruşturuncaya ve dağlar yerlerinden kayıncaya kadar bunlar olmayacaktır. Bunlar olduktan sonra bütün canlar alınacaktır."


Hz. Peygamber'den (s.a.) güneş tutulması (küsûf) namazı ve hutbesi ile ilgili naklolunan sahih rivayetler işte böyledir. Bu namazı başka şekillerde kıldırdığı da naklolunmustur:
1- Her rekât üç rükû ile (muslim.901)
2- Her rekât dört rükû ile(muslim.908)
3- Küsûf namazı da, her rekâtta bir rükû ile kılınan herhangi bir namaz gibidir. Ancak İmam Ahmed, Buharı ve Şafiî gibi büyük imamlar bu rivayeti sahih bulmuyor, yanlış sayıyorlar.

3— Diğer Rivayetler:


Bir şahıs İmam Şafiî'ye: "Bazıları Hz. Peygamber'in (s.a.) (küsûf namazını) herbir rekâtta üç rükû ile kıldırdığını naklediyorlar?" diye sormuştu. Olayı anlatan İmam Şafiî diyor ki: O şahsa: "Sen de bu görüşte misin?" diye sordum. "Hayır. Ancak ben bu hadis sizin kabul ettiğiniz bir rekâtta iki rükû hadisine ilâve bir hüküm getirdiği halde niçin kabul etmediniz, onu merak ediyorum." diye cevap verdi. Ben de ona dedim ki: "Birinci sebep, munkatı = kesik olması. Biz munkatı hadisi başlıbaşına sabit bir delil olarak görmüyoruz. Diğer bir sebep -Allah en iyi bilendir ya- bu hadisi yanlış (galat) buluyoruz."

Beyhakî diyor ki: "Şafiî'nin "munkatı"dan maksadı Ubeyd b. Umeyr'in 'Doğruluğuna güvendiğim biri bana anlattı.' sözüdür. Atâ: Zannederim Ubeyd bu sözüyle Hz. Âişe'yi kastediyor, deyip hadisi naklediyor. Bu hadiste: 'Hz. Peygamber (s.a,) her rekâtta üç rükû, dört secde yaptı.' deniliyor. Katâde, Atâ -Ubeyd b. Umeyr-Hz. Âişe senediyle Hz. Peygamber'in (s.a.) altı rükû, dört secde ile kıldırdığını rivayet etmiştir. Öyleyse Atâ, Hz. Âişe'ye bu rivayeti kesin bildiğinden değil, zan ve tahminle isnâd etmiştir. Bu rivayet Hz. Âişe'den nasıl naklolunmuş olabilir? Oysa Urve ve Amra'mn (v.98/716) Hz. Âişe'den aksini rivayet ettikleri sabittir. Urve ve Amra, Ubeyd b.Umeyr'e göre Hz. Âişe ile daha yakın ilişki içinde bulunmuşlardır.[1112] Hem bunlar iki kişidir. İki kişinin rivayetinin sağlam olması akla daha yakındır. Şafiî'nin yanlış bulduğu hadis, zannederim Atâ'nın Câbir'den naklettiği şu hadistir: 'Hz. Peygamber fs.a.) devrinde Hz. Peygamber'in (s.a.) oğlu İbrahim'in öldüğü gün güneş tutuldu. Halk: Güneş, İbrahim'in ölümünden dolayı tutuldu, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a,) ayağa kalkıp altı rükû, dört secde ile halka namaz kıldırdı...'"

Beyhakî der ki: "Bu hadiste geçen olay ile Ebu'z-Zübeyr'in naklettiği hadiste geçen olayı inceleyen kimse, bu ikisinin aynı olay olduğunu naklolunan namazı Hz. Peygamber'in (s.a.) sadece bir kere kıldırdığını, onu da oğlu İbrahim'in (aleyhisselam) öldüğü gün kıldırmış olduğunu anlar."
"Sonra bir de Abdülmelik b. Ebî Süleyman -Atâ- Câbir senedi ile Hişâm ed-Destevâî -Ebu'z-Zübeyr- Câbir senedinden gelen iki rivayette herbir rekâttaki rükûların adedi farklı gösterilmiştir. Biz Hişâm'ın rivayetini, yani herbir rekâtta yalnızca iki rükû rivayetini daha münasib bulduk. Zira Hişâm, Ebu'z-Zübeyr ile birlikte Abdülmelik'ten daha sağlam hafızaya sahiptir. Hem rükûların sayısı konusunda ondan gelen rivayet de, Amra ve Urve'nin Hz. Âişe'den; Kesîr b. Abbas ve Atâ b. Yesâr'ın İbn Abbas'tan; Ebu Süleym'in Abdullah b. Amr'dan yaptıkları rivayetler ile Yahya b. Sü-leym gibi birtakım râvilerin yaptıkları rivayetlere uygundur. Abdülmelik'in Atâ'dan yaptığı rivayete muhalefet edilmiş; İbn Cüreyc ve Katâde, Atâ'-dan, o da Ubeyd b. Umeyr'den altı rükû, dört secde ile kılındığını rivayet etmişlerdir. Ayrılık bulunmayan ve pekçok sayıda kimsenin muvafakat ettiği, Hişâm -Ebu'z-Zübeyr- Câbir rivayeti, Atâ'dan gelen iki rivayetten doğruya daha çok yakındır. Çünkü bu iki rivayetten birisinin senedi teveh-hümle sabit olmuş, diğerini ise pekçok hadiste yanlışlık yapmakla suçlanan Abdülmelik b. Ebî Süleyman tek başına rivayet etmiştir."

"Habîb b. Ebî Sabit, Tâvûs aracılığıyla İbn Abbas'ın şu rivayette bulunduğunu naklediyor: Hz.Peygamber (s.a.) bir güneş tutulması münasebetiyle namaz kıldı. Namazda kırâat'tan sonra rükûa gitti. Sonra yine kıraat eyleyip rükûa gitti. Sonra yine kıraat eyleyip rükûa gitti. Sonra yine kıraat eyleyip rükûa gitti. Sonra secdeye gitti. Diğer rekâtı da yine aynı şekilde (dört rükû ile) kıldı."

"Bu hadisi Müslim, Sahih'inde rivayet etmiştir[1113]Hadis, Habîb b. Ebî Sâbit'in tek kaldığı hadislerdendir. Habîb her ne kadar sika bir râvî ise de tedlîs yapardı. Burada da (muan'an rivayetle naklederek) Tâvûs'tan hadisi işittiğini açıklamamıştır. Bu durumu, güvenilir olmayan birinden nakil yapmasına yüklemek uygun olur. Bu hadisin Hz. Peygamber'e (s.a.) nisbetinde ve metninde Süleyman el-Mekkî el-Ahvel, ona muhalefet etmiş ve hadisi Tâvûs aracılığıyla bir rekâtta üç rükû şeklinde İbn Abbas'ın fiili olarak nakletmiştir. Süleyman'a da rükûların adedinde muhalefet edilmiştir. Bir topluluk bu hadisi İbn Abbas'ın fiili olarak nakletmiştir. Nitekim Atâ b.Yesâr gibi bir kısım râviler de tbn Abbas'tan Hz. Peygamber'in (s.a.) herbir rekâtta iki rükû yaptığını rivayet etmişlerdir."

"Muhammed b. İsmail el-Buharî bu üç rivayetten de yüz çevirmiş; senedi daha sahih, râvi sayısı daha çok ve râvileri daha güvenli olan hadise aykırı oldukları için bunlardan hiçbirini Sahih'inc almamıştır. Ebu İsa et-Tirmizî'nin nakline göre Buharı şöyle demiştir: Küsûf namazı konusunda gelen rivayetlerin bana göre en sahih olanı dört rükû, dört secde rivayetidir..."

Beyhakî der ki: "Huzeyfe'den Hz. Peygamber'e (s.a.) nisbetle rivayet edilen: 'Her bir rekâtta dört rükû' hadisinin senedi zayıftır."[1114]
"Übey b. Kâ'b'tan da Hz. Peygamber'e (s.a.) nisbetîe 'Herbir rekâtta beş rükû' hadisi[1115] naklolunmaktadır. Sahih sahipleri (Buharı ile Müslim) bu hadisin senedinde olduğu gibi böyle bir senedi delil olarak kullanmamışlardır."

Yine Beyhakî diyor ki: "Hadisçilerden bir topluluk rükûların sayısı konusunda gelen bütün rivayetleri sahih sayma yolunu tutmuş ve bu rivayetleri Hz. Peygamber'in (s.a.) bu namazı defalarca kıldırdığına, dolayısıyla bütün bu şekillerin caiz olduğuna yüklemişlerdir. İshak b. Rahûyeh, Muhammed b. İshak b. Huzeyme, Ebu Bekir b. İshak ed-Dabî ve Ebu Süleyman el-Hattâbî bu görüştedirler. İbnu'l-Münzir de bu görüşü güzel bulmuştur. Buharı ve Şafiî'nin haberler arasında tercih yapma görüşleri daha uygundur. Çünkü daha önce de belirttiğimiz üzere, bütün haberler Hz. Peygamber'in (s.a.) oğlunun vefat ettiği gün kıldırdığı namazın anlatımı ile ilgilidir."

Ben derim ki
: Kendisinden aktarılan açıklamaya göre İmam Ahmed de sadece herbir rekâtta iki rükû iki secde ile kılındığına dair Hz. Âişe'den naklolunan hadisi esas almıştır. Mervezî'nin nakline göre: "Küsûf namazının herbir rekâtta iki rükû iki secde olmak üzere dört rükû, dört secde ile kılınacağı görüşündeyim. Bu konuda Hz. Âişe'den naklolunan hadisi izliyorum. Hadislerin çoğunluğu bu noktadadır." demiştir. Hanbelîlerden Ebu Bekir (v.311/923) ile ilk devir hanbelî âlimleri bu görüşü tercih etmişlerdir. Üstadımız Ebu'l-Abbas İbn Teymiye de bunu tercih etmiş olup buna muhalif olan bütün hadisleri zayıf sayar ve: "Bunlar yanlıştır! Hz. Peygamber (s.a.) küsûf namazını yalnız bir kere -oğlu İbrahim'in öldüğü gün-kıldırmıştır." derdi. Allah en iyi bilendir.
Hz. Peygamber (s.a.), güneş tutulduğunda Allah'ın zikredilmesini, namaz kılınmasını, dua edilmesini, Allah'tan af dilenmesini, sadaka verilmesini ve köle âzâd edilmesini emretmiştir. Allah en iyi bilendir.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 709
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: GÜNEŞ VE AY TUTULDUĞUNDA KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR.
« Yanıtla #3 : 04.08.2015, 15:03 »

Ebu'l Kasım bin Amr bin Huseyn bin Abdillah el-Hiraki el-Hanbeli (v. 334/946) (rahimehullah)

Kusuf (Güneş ve ay tutulması) namazı babı



Güneş veya ay tutulduğu zaman insanlar korku içinde namaza yönelirler. Dilerseler cemaat halinde, dilerseler tek başına bu namazı kılarlar. Ezan ve kamet getirmezler. İlk başta Fatiha suresi ve uzun bir sure okunur, kıraat açıktan yapılır. Sonra ruku edilir ve ruku uzun tutulur. Sonra tekrar kalkılıp kıraat yapılır, bu kıyam da uzun yapılır. Bu, birinci kıyamın dışında (ikinci) bir kıyamdır. Sonra ruku edip ruku uzun tutulur. Bu da birinci rukunun haricinde (ikinci) bir rukudur. Sonra rukudan kalkılıp secdeye gidilir, iki uzun secde yapılır. Kişi ikinci rekate kalktığı zaman bunun aynısını tamamlar. Bu surette dört ruku ve dört secde yapar.Sonra da teşehhüd yapıp selam verir. Kusuf (güneş veya ay tutulması) namaz kılınmayan bir vakitte meydana gelirse namaz yerine tesbih yapılır. Allah en doğrusunu bilendir.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 709
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: GÜNEŞ VE AY TUTULDUĞUNDA KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR.
« Yanıtla #4 : 04.08.2015, 15:05 »

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


(Cemaatle kılınabilen nafile namazlardan) ikincisi: Salat’ul Kusuf (Küsuf/Güneş ve Ay Tutulması Namazı)'dır.

İnsanlar, Güneş veya Ay Tutulması olduğunda namazı kılmakta endişeyle (korku içerisinde) acele etmelidir. Dilerseler Cemaat’le, dilerseler tek başına (bu namazı kılarlar, bu Caiz’dir).

Tekbir alır ve (önce) el-Fatiha’yı, sonra (da başka) uzun bir Sure okur, sonra uzunca bir Rüku yapar, ardından kalkıp el-Fatiha’yı ve bir öncekinden (Rüku’dan önce okuduğundan) daha kısa olan, uzun bir Sure okur, sonra (tekrar) Rüku’ya varır ve Rüku’sunu bir öncekinden (Rüku’sundan) kısa olacak şekilde uzatır, sonra kalkar ve ardından iki uzun Secde yapar, sonra ayağa kalkar ve yine böyle (ilk Re'kat’ta yaptığı gibi) yapar, ve böylece (toplamda diğer namazlardakinin aksine Re’kat başı bir değil iki Rükü olmak kaydıyla) dört Rüku ve dört Secde yapar.*

*Hiraki bu namaz için ezan ve kamet getirilmeyeceğini (ki el-Muğni’de belirtildiği gibi bunun yerine “Essalatu camiatun” denir) belirttikten sonra bu bilgilere ek olarak şöyle demiştir: Kusuf (güneş veya ay tutulması) namaz kılınmayan (namaz kılmanın nehyedildiği) bir vakitte meydana gelirse namaz yerine tesbih yapılır. Behuti ise er-Ravd’ul Murbi adlı eserinde “Bu namaz için Hutbe meşru kılınmamıştır ve eğer tutulma namaz esnasında sona ererse, namaz hafif tutulup tamamlanır” demiştir.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 709
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: GÜNEŞ VE AY TUTULDUĞUNDA KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR.
« Yanıtla #5 : 04.08.2015, 15:05 »
Salat'ul Küsuf (Güneş ve Ay Tutulması Namazı) Babı
Zad’ul Mustakni ve Şerhi er-Ravd’ul Murbi

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Küsuf (Güneş veya Ay Tutulması) olduğunda, Cemaat ile birlikte (Behuti: Mescid’de olması Efdal’dir) veya Ferdi olarak (tek başına) (Behuti: tıpkı bütün diğer Nafile Namazlar gibi) iki Rek’at namaz kılmak Sünnet’dir.

İlkinde (Rek’at) el-Fatiha’dan sonra Cerhen (açıktan/yüksek sesle) (Behuti: Güneş tutulmasında da) uzun bir Sure okur;

sonra uzunca (Behuti: belirlenmemiş bir süre) Rüku eder;

sonra başını kaldırır ve (Behuti: kalkarken) yesmeu:


سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ "Allah, kendisine Hamd edeni işitti!" der;
 
ve (Behuti: ayakta dururken) yehamdu:


رَبَّنَا وَلَكَ الحَمْدُ "Rabbi’miz! Hamd Sana’dır!" der;

Sonra el-Fatiha ve ilk Rek’atta okuduğundan daha kısa olan uzun bir Sure okur, sonra ilk Rek’at’ta yaptığından daha kısa uzunca Rüku yapar sonra kalkar sonra iki uzunca Secde yapar (Behuti: ama Secde aralarında uzunca oturmaz) ve sonra da ikinciyi (Behut: Rek’at) kılar; (ilk Rek’at’takilerle) herşeyin daha kısa olması dışında herşeyiyle aynı olan ve sonra Teşşehhüd yapıp Selam verir; (Behuti: Hutbe vermek yazılmamıştır (Vacib değildir)) eğer tutulma namaz esnasında sona ererse, hafif tutulur.

Şunlar olursa kılınmaz;

tutulma olduğunda güneş kaybolursa;

veya Ay Tutulması olduğunda güneş yükselirse;

deprem dışında başka bir belirti varsa (Behuti: devam ediyorsa);

Her Rek’at’ta üç, dört veya beş Secde yapması Caiz’dir.

(Behuti: Ay ve Güneş Tutulması her zaman olabilir. Allah herşeyi yapma Kudret’ine sahiptir).
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
15 Yanıt
4370 Gösterim
Son İleti 30.11.2017, 22:02
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
880 Gösterim
Son İleti 21.05.2018, 07:07
Gönderen: İbn Teymiyye
7 Yanıt
1647 Gösterim
Son İleti 05.10.2018, 05:05
Gönderen: Selefii
0 Yanıt
338 Gösterim
Son İleti 08.10.2018, 10:14
Gönderen: Selefii