Tavhid

Gönderen Konu: SELEFİN TAKLİD MESELESİNE BAKIŞI  (Okunma sayısı 2734 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1762
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
SELEFİN TAKLİD MESELESİNE BAKIŞI
« : 05.08.2015, 17:08 »
Alıntı
MÜÇTEHİD OLMAYAN AVAMIN FER'İ MESELELERDE BİR MÜÇTEHİDİ TAKLİD EDİP EDEMEYECEĞİ İHTİLAFLI MIDIR DEĞİL MİDİR? TAKLİD ETMEMESİ HALİNDE KENDİSİNİN SAPMASI KAÇINILMAZ OLDUĞUNDAN,DURUM NE OLUR? SELEF BU KONUDA NE DEMİŞTİR?

Bismillahirrahmanirrahim,

Taklid; –İbn Kudame el-Hanbeli’nin tarifiyle- “bir kimsenin sözünü delilsiz olarak kabul etmek”  manasına gelmektedir.  Şimdi burada bir kaç mesele vardır.

Birinci mesele; avamın müçtehidleri taklid etmesinin vacib olup olduğu hususunda icma var mıdır, yoksa bu konu ihtilaflı meselelerden midir?
Bunun vacib olduğu hususunda icma vardır, velev alimlerden bile gelse buna muhalif görüşler şazdır ve itibar edilmez. Bu hususta daha önce neşretmiş olduğumuz “ALİMLERİN TAKLİDİ YEREN SÖZLERİ KİMLERE HİTAP ETMEKTEDİR?” başlıklı yazıda geçen bazı kavilleri önemine binaen tekrar nakletmek istiyoruz: (Bkz: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=39.0)

Taklidin zemmi ve kötülenmesi hususunda en çok söz söyleyen alimlerden birisi olan İbnu Abdilberr el-Maliki (rh.a) “Camiu Beyan’il İlmi ve Fadlihi” adlı eserinde بَابُ فَسَادِ التَّقْلِيدِ وَنَفْيِهِ وَالْفَرَقِ بَيْنِ التَّقْلِيدِ وَالِاتِّبَاعِ  yani “Taklidin fesadı ve taklid ile ittiba arasındaki fark” ünvanıyla bir bab açmıştır. “Allahu Teala taklidi kitabının birçok yerinde kınamıştır” deyip “Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allahtan başka rabler edindiler” mealindeki Tevbe: 31. Ayetin zikriyle konuya başlamış ve ardından bu ayetin tefsiri başta olmak üzere taklidin yerilmesine dair birçok şey nakletmiştir. İbnu Abdilberr, ilgili babın devamında 1887 numaralı bölümde şunları zikretmektedir: 

1887 - وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُعْتَزِّ: «لَا فَرْقَ بَيْنَ بَهِيمَةٍ تُقَادُ وَإِنْسَانٍ يُقَلِّدُ»
وَهَذَا كُلُّهُ لِغَيْرِ الْعَامَّةِ؛ فَإِنَّ الْعَامَّةَ لَا بُدَّ لَهَا مِنْ تَقْلِيدِ عُلَمَائِهَا عِنْدَ النَّازِلَةِ تَنْزِلُ بِهَا؛ لِأَنَّهَا لَا تَتَبَيَّنُ مَوْقِعَ الْحُجَّةِ وَلَا تَصِلُ لِعَدَمِ الْفَهْمِ إِلَى عِلْمِ ذَلِكَ؛ لِأَنَّ الْعِلْمَ دَرَجَاتٌ لَا سَبِيلَ مِنْهَا إِلَى أَعْلَاهَا إِلَّا بِنَيْلِ أَسْفَلِهَا، وَهَذَا هُوَ الْحَائِلُ بَيْنَ الْعَامَّةِ وَبَيْنَ طَلَبِ الْحُجَّةِ، وَاللَّهُ أَعْلَمُ، وَلَمْ تَخْتَلِفِ الْعُلَمَاءُ أَنَّ الْعَامَّةَ عَلَيْهَا تَقْلِيدَ عُلَمَائِهَا وَأَنَّهُمُ الْمُرَادُونَ بِقَوْلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ {فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ} [النحل: 43] وَأَجْمَعُوا عَلَى أَنَّ الْأَعْمَى لَا بُدَّ لَهُ مِنْ تَقْلِيدِ غَيْرِهِ مِمَّنْ يَثِقُ بِمَيْزِهِ بِالْقِبْلَةِ إِذَا أَشْكَلَتْ عَلَيْهِ فَكَذَلِكَ مَنْ لَا عِلْمَ لَهُ وَلَا بَصَرَ بِمَعْنَى مَا يَدِينُ بِهُ لَا بُدَّ لَهُ مِنْ تَقْلِيدِ عَالِمِهِ، وَكَذَلِكَ لَمْ يَخْتَلِفِ الْعُلَمَاءُ أَنَّ الْعَامَّةَ لَا يَجُوزُ لَهَا الْفُتْيَا، وَذَلِكَ وَاللَّهُ أَعْلَمُ لِجَهْلِهَا بِالْمَعَانِي الَّتِي مِنْهَا يَجُوزُ التَّحْلِيلُ وَالتَّحْرِيمُ وَالْقَوْلُ فِي الْعِلْمِ، [ص:990]

" Abdullah ibn’ul Mu’tezz şöyle demiştir: “Taklidçi insan ile güdülen hayvan arasında bir fark yoktur” Bütün bu sözler avamdan olmayan kimseler (yani müctehidler) hakkındadır. Çünkü, avamdan olan (yani müçtehid derecesine ulaşmamış) kimselerin başlarına gelen bir hadisede alimlerini taklid etmesi kaçınılmazdır. Zira, avamdan olan kimse hüccetin (delilin) ilmini kavrayamayacağı için hüccetin yerini tesbit edemez  ve  ona ulaşamaz. Ayrıca ilim, alt mertebesi elde edilmeden üst mertebesine varış yolu olmayan derecelerden müteşekkildir. İşte bu, avamdan olan kimseyle delil taleb etmek arasındaki engeldir! Allah en doğrusunu bilir.

Alimler avamdan olan kimseye gerekenin, alimlerini taklid etmek olduğu ve Allah azze ve celle’nin "... Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun" ayetinde avamın kasdedildiği hususunda ihtilaf etmemişlerdir. Alimler icma etmişlerdir ki, gözleri kör olan bir kimse kıbleyi tayin etmekte güçlük çektiği zaman, kıbleyi tayin etme hususunda güvendiği birisini taklid etmesi kaçınılmazdır. Tıpkı bunun gibi, dinde esas alacağı şeyler hakkında basireti ve ilmi olmayan kimse için de alimini taklid etmesi kaçınılmazdır.

Alimler aynı şekilde avamdan olan kimsenin fetva vermesinin caiz olmadığı hususunda da ihtilaf etmemişlerdir. Allahu a’lem bunun sebebi avamın helal veya haram kılmaya delalet eden ifadelerden ve ilim hakkında konuşmaktan cahil olmasıdır."
(İbnu Abdilberr, Cami’u Beyan’il İlmi Ve Fadlih, sf 990 (2.cild), Dar’u İbn’il Cevzi, 1414/1994)

Görüldüğü gibi içtihad ehliyetine sahip olmayan avamdan olan kişilerin bir müçtehidi taklid etmesi yani delilini bilmese de tabi olması vaciptir ve bu hususta icma vardır. Bu icmayı nakleden İbn Abdilberr (v. 463) naklettiği icmalar konusunda en güvenilir ve mütemekkin alimlerden birisidir. Onun bu konuda naklettiği icma hem selefin hem de halefin icmasını yansıtmaktadır.

İkinci mesele olan selefin taklid konusuna nasıl baktığına gelecek olursak; İbn Kudame el-Hanbeli (rh.a) avamın müçtehidleri taklid etmesinin vacib olduğu hususundaki bu icmayı naklettikten sonra şöyle demektedir:

وذهب بعض القدرية إلى أن العامّة يلزمهم النظر في الدليل في الفروع أيضًا.
وهو باطل بإجماع الصحابة؛ فإنهم كانوا يفتون العامّة، ولا يأمرونهم بنيل درجة الاجتهاد، وذلك معلوم على الضرورة والتواتر من علمائهم وعوامّهم
.

“Kaderiyye’den bazıları avamın füru meseleler hakkında da –aynı usul’uddinde olduğu gibi- delillere bakması gerektiğini söylemişlerdir. Bu, sahabenin icmasıyla batıldır. Zira onlar avamdan olan kimselere fetva verirlerdi ve onlara içtihad derecesine ulaşmalarını emretmezlerdi. Bu husus onların alimlerinden ve avamından tevatür yoluyla sabit olmuş zaruri olarak bilinen bir meseledir.” (İbn Kudame, Ravdat’un Nazır, 2/383)

Görüldüğü gibi selef zamanında uygulama avamın müçtehidleri taklid etmesi şeklinde idi. Buna ancak bidat ve dalalet ehlinden bazıları muhalefet ettiler. Ehli sünnete mensub olup da taklidin haram olduğunu iddia edenler ise bu hususta bidat ehline muvafakat etmişlerdir. Şafii usulculerinden ez-Zerkeşi bu konu hakkında şöyle demiştir:


فَذَهَبَ بَعْضُ الْمُعْتَزِلَةِ إلَى تَحْرِيمِ التَّقْلِيدِ مُطْلَقًا، كَالتَّقْلِيدِ فِي الْأُصُولِ، وَوَافَقَهُمْ ابْنُ حَزْمٍ، وَكَادَ يَدَّعِي الْإِجْمَاعَ عَلَى النَّهْيِ عَنْ التَّقْلِيدِ


“Mutezileden bazıları taklidin –tıpkı usulu din meselelerinde taklid gibi- mutlak manada haram olduğu görüşünü benimsemişler ve İbn Hazm da bu hususta onlara muvafakat etmiştir. O kadar ki işi neredeyse taklidin nehyedilmesi hususunda icma olduğunu iddia etmeye kadar varmıştır.”

Zerkeşi ardından İbn Hazm’ın konuyla alakalı getirdiği bazı delilleri zikretmiştir ki bunlar hepimizin malumu olan Malik, Şafii ve emsalinden nakledilen sünnete bağlılık ve sahih hadislerle amele teşvik mahiyetindeki bazı eserlerdir. Zerkeşi bunları naklettikten sonra şöyle demiştir:


وَهَذَا الَّذِي قَالَهُ مَمْنُوعٌ، وَإِنَّمَا نَهَوْا الْمُجْتَهِدَ خَاصَّةً عَنْ تَقْلِيدِهِمْ، دُونَ مَنْ لَمْ يَبْلُغْ هَذِهِ الرُّتْبَةَ، قَالَ الْقَرَافِيُّ: مَذْهَبُ مَالِكٍ وَجُمْهُورِ الْعُلَمَاءِ وُجُوبُ الِاجْتِهَادِ، وَإِبْطَالُ التَّقْلِيدِ لِقَوْلِهِ: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} [التغابن: 16] وَاسْتَثْنَى مَالِكٌ أَرْبَعَ عَشْرَةَ صُورَةً لِلضَّرُورَةِ: وُجُوبَ التَّقْلِيدِ عَلَى الْعَوَامّ، وَتَقْلِيدَ الْقَائِفِ، إلَى آخِرِ مَا ذَكَرَهُ

İbn Hazm’ın (taklidin nehyedilmesi hakkındaki) sözü imkansızdır. Zira bu imamlar ancak müçtehid olanlara taklidi yasaklamışlardır. Bu mertebeye ulaşmayanlara ise nehyetmemişlerdir. Karafi şöyle demiştir: Malik’in ve cumhur ulemanın mezhebi, taklidin batıllığı ve ictihadın vacib oluşu yönündedir. Zira Allahu Teala “Gücünüz yettiği ölçüde Allahtan sakının” buyurmaktadır. (Tegabun: 16)  Malik, zaruretten dolayı buna on dört surette istisna getirmiştir: Avamın taklid etmesinin vacib oluşu, iz süren kişiyi taklid etmek ilh…”
 
(Zerkeşi, el-Bahr’ul Muhit, 8/328)

Karafi, İmam Malik’in taklidle alakalı görüşünü zikrettiği sözkonusu yerde Malik’in şu sözünü de nakletmektedir:


قَالَ مَالِكٌ يَجِبُ عَلَى الْعَوَامِّ تَقْلِيدُ الْمُجْتَهِدِينَ فِي الْأَحْكَامِ وَيَجِبُ عَلَيْهِمُ الِاجْتِهَادُ فِي أَعْيَانِ الْمُجْتَهِدِينَ كَمَا يَجِبُ عَلَى الْمُجْتَهِدِينَ الِاجْتِهَادُ فِي أَعْيَانِ الْأَدِلَّةِ وَهُوَ قَوْلُ جُمْهُورِ الْعُلَمَاءِ خِلَافًا لِمُعْتَزِلَةِ بَغْدَادَ

“Malik demiştir ki: Ahkamla alakalı meselelerde avama vacib olan şey, müçtehidleri taklid etmektir. Müçtehidlerin deliller hususunda içtihad etmesi (çaba sarfetmesi) gerektiği gibi avam da müçtehidler nezdinde içtihad etmesi (çaba sarfetmesi) gerekir.” (Karafi, Şerhu Tenkih’il Fusul, 430)

İşte bu, selefin en büyük imamlarından birisi olan İmam Malik bin Enes ®’ın avama müçtehidleri taklid etmesinin vacip olduğu hususundaki açık kavlidir. Taklidin nehyedilmesi hakkında sözlerine en çok müracaat edilen alimlerden birisi olan Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) ise yerilen taklid çeşitlerini anlattıktan sonra selefin bu konudaki görüşlerini şu şekilde nakletmektedir:


وَأَمَّا مَنْ كَانَ عَاجِزًا عَنْ مَعْرِفَةِ حُكْمِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَقَدْ اتَّبَعَ فِيهَا مَنْ هُوَ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَالدِّينِ وَلَمْ يَتَبَيَّنْ لَهُ أَنَّ قَوْلَ غَيْرِهِ أَرْجَحُ مِنْ قَوْلِهِ فَهُوَ مَحْمُودٌ يُثَابُ لَا يُذَمُّ عَلَى ذَلِكَ وَلَا يُعَاقَبُ وَإِنْ كَانَ قَادِرًا عَلَى الِاسْتِدْلَالِ وَمَعْرِفَةِ مَا هُوَ الرَّاجِحُ؛ وَتَوَقَّى بَعْضَ الْمَسَائِلِ فَعَدَلَ عَنْ ذَلِكَ إلَى التَّقْلِيدِ فَهُوَ قَدْ اخْتَلَفَ فِي مَذْهَبِ أَحْمَد الْمَنْصُوصِ عَنْهُ. وَاَلَّذِي عَلَيْهِ أَصْحَابُهُ أَنَّ هَذَا آثِمٌ أَيْضًا وَهُوَ مَذْهَبُ الشَّافِعِيِّ وَأَصْحَابِهِ وَحُكِيَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْحَسَنِ وَغَيْرِهِ أَنَّهُ يَجُوزُ لَهُ التَّقْلِيدُ مُطْلَقًا وَقِيلَ: يَجُوزُ تَقْلِيدُ الْأَعْلَمِ. وَحَكَى بَعْضُهُمْ هَذَا عَنْ أَحْمَد كَمَا ذَكَرَهُ أَبُو إسْحَاقَ فِي اللُّمَعِ وَهُوَ غَلَطٌ عَلَى أَحْمَد؛ فَإِنَّ أَحْمَد إنَّمَا يَقُولُ: هَذَا فِي أَصْحَابِهِ فَقَطْ عَلَى اخْتِلَافٍ عَنْهُ فِي ذَلِكَ وَأَمَّا مِثْلُ مَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ وَسُفْيَانَ؛ وَمِثْلُ إسْحَاقَ بْنِ رَاهَوَيْه وَأَبِي عُبَيْدٍ فَقَدْ نَصَّ فِي غَيْرِ مَوْضِعٍ عَلَى أَنَّهُ لَا يَجُوزُ لِلْعَالِمِ الْقَادِرِ عَلَى الِاسْتِدْلَالِ أَنْ يُقَلِّدَهُمْ وَقَالَ: لَا تُقَلِّدُونِي وَلَا تُقَلِّدُوا مَالِكًا وَلَا الشَّافِعِيَّ وَلَا الثَّوْرِيَّ. وَكَانَ يُحِبُّ الشَّافِعِيَّ وَيُثْنِي عَلَيْهِ وَيُحِبُّ إسْحَاقَ وَيُثْنِي عَلَيْهِ وَيُثْنِي عَلَى مَالِكٍ وَالثَّوْرِيِّ وَغَيْرِهِمَا مِنْ الْأَئِمَّةِ وَيَأْمُرُ الْعَامِّيَّ أَنْ يَسْتَفْتِيَ إسْحَاقَ وَأَبَا عُبَيْدٍ وَأَبَا ثَوْرٍ وَأَبَا مُصْعَبٍ. وَيَنْهَى الْعُلَمَاءَ مِنْ أَصْحَابِهِ كَأَبِي دَاوُد وَعُثْمَانَ بْنِ سَعِيدٍ وَإِبْرَاهِيمَ الْحَرْبِيِّ؛ وَأَبِي بَكْرٍ الْأَثْرَمِ وَأَبِي زُرْعَةَ؛ وَأَبِي حَاتِمٍ السجستاني وَمُسْلِمٍ وَغَيْرِهِمْ: أَنْ يُقَلِّدُوا أَحَدًا مِنْ الْعُلَمَاءِ. وَيَقُولُ: عَلَيْكُمْ بِالْأَصْلِ بِالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ.

"(Bir meselede) Allah ve Rasulunun hükmünü öğrenmekten aciz olup da o mesele hakkında din ve ilim ehlinden olan birisine tabi olup, tabi olduğu kimsenin kavlinin diğerlerinden daha tercihe şayan olup olmadığını tesbit edemeyen kimseye gelince bu kimse övülür ve bu hususta sevab alır ve de kınanmaz ve ceza görmez. İstidlale ve racih olan görüşü tesbit etmeye kadir olup bazı meseleleri muhafaza ettiği halde bu meselelerde taklide dönen kimse hakkında ise Ahmed’den gelen rivayetler muhteliftir. Ahmed’in ashabı bu kimsenin günahkar olacağı kanaatindedir. Bu aynı zamanda Şafii ve ashabının görüşüdür.  Muhammed bin Hasen ve başkalarından böyle bir kimsenin başkasını taklid etmesinin mutlak manada caiz olacağı rivayet edilmiştir. Kendisinden daha alim olan birisini taklid edebileceği de söylenmiştir. Ebu İshak’ın el-Luma adlı eserinde zikrettiği gibi bazıları bu görüşü Ahmed’den de rivayet etmişlerdir ancak bunun Ahmed’e isnad edilmesi galattır (hatadır) Bu hususta farklı rivayetler sözkonusu olsa da İmam Ahmed bunu ancak ashabı hakkında söylemiştir. Malik, Şafi, Sufyan, İshak bin Rahaveyh, Ebu Ubeyd gibilere gelince, İmam Ahmed bir çok yerde, istidlale (delil çıkartmaya) kadir olan alimin (müctehidin) onları taklid etmesinin caiz olmadığını söylemiş ve şöyle demiştir: Beni taklid etmeyin! Malik’i, Şafii’yi, Sevri’yi taklid etmeyin! Halbuki o, Şafii’yi, İshak’ı sever ve överdi. Aynı şekilde Malik’i, Sevri’yi ve diğer imamları da överdi.

Ammilere (müctehid olmayanlara) ise İshak, Ebu Ubeyd, Ebu Sevr ve Ebu Musabdan fetva istemelerini emrederdi.

Kendi ashabından Ebu Davud, Osman bin Said, İbrahim el Harbi, Ebu Bekr el Esrem, Ebu Zura, Ebu Hatim es Sicistani, Muslim ve diğerlerine ise alimlerden birini taklid etmeyi nehyeder ve şöyle derdi: Asıldan, yani Kitab ve Sünnetten istinbat edin!"
(Mecmu’ul Fetava, 20/225-226)
 
Bütün bu nakillerden açıkça görüldüğü üzere selef arasında avamın müçtehidleri taklid etmesinin caiz hatta vacip oluşu hususunda bir ihtilaf yoktur. İhtilaf, Şeyhulislamın da işaret ettiği gibi ancak müçtehid birisi başka bir müçtehidi taklid edebilir mi konusundadır. İmam Muhammed gibi müçtehidin taklid etmesine dahi cevaz verenler olmuştur ancak racih olan müçtehidin başka müçtehidleri taklid edemeyeceği görüşüdür. İşte İbn Abdilberr, İbn Kayyım, İbn Teymiye gibi alimlerin taklidi reddetmeye dair sözleri tamamen alimler arasındaki bu tartışma ile alakalıdır. Ancak günümüzde kendisini selefe nisbet eden bazı kimseler alimlerin başka alimleri taklidini nehyeden bu sözlerin zahirine sarılmışlar ve bu sözlerin hangi amaçla sarfedildiğini göz ardı ederek cahillere, alimleri taklid etmeyi yasaklamışlardır! Böylece birkaç hadis okuyan herkes tıpkı müçtehidler gibi din konusunda ahkam kesmeye başlamış ve vakıada da yaşandığı gibi her taraf bu naylon müçtehidlerin ihdas ettiği bidatlarla hatta küfürlerle dolup taşmıştır. Bu insanlar kendilerini selefi olarak nitelendirse de savundukları usul Mutezile ve Kaderiyye gibi bidat fırkalarının ve de bu hususta onlara muvafakat eden İbn Hazm ez-Zahiri’nin usuludur veya daha doğrusu bu usulun cahillere yaraşır bir şekilde düzenlenmiş halidir. İbn Hazm her ne kadar birçok faziletlere sahip olsa da bu hususta icmaya muhalefet ederek şazz kalmıştır. Onun haricinde ne seleften ne de haleften ve ne de kendilerini nisbet ettikleri İbn Teymiyye, İbn Kayyım, Muhammed bin Abdulvehhab gibi imamlardan avamın da delil araştırması gerektiğine dair bir tek harf getiremezler. Avamın yani cahillerin alimlere ittibayı terk edip nassları kendi kıt ilimleriyle yorumlamaya kalkmaları ise hadislerde ve nasslarda bahsedilen büyük felaketleri doğurur. Bu hususta şu yazımıza müracaat edebilirsiniz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=40.0 Vallahu a’lem. Velhamdulillahi rabbil alemin.





 

Related Topics