Tavhid

Gönderen Konu: MUAYYEN TEKFİRDEN ÖNCE HÜCCET İKAMESİ ŞART MIDIR?  (Okunma sayısı 5379 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
"cihatcilar"Ibn Teymiyyenin bu Naklini "kafirlerin tekfirinde dureklamak"icin delilolarak getiriyorlar,bunun Tam aciklamasini yaparmisiniz lutfen?Allah zamaniniza Bereket nasib etsin in sa Allah.

iste bu Nakil:

Şeyhulislam İbn Teymiyye tekfîr kaidelerinden ve büyük küfür işleyen Cehmiyye, Sufiyye ve Rafiziler gibi bazı taifelerin tekfîrinden uzunca bahsettikten sonra sözünü şöyle bitirir:

"Bütün bunlar bilindikten sonra, bu cahillerden ve benzerlerinden muayyen her bir kişiye Nebevî hüccet ikame edilmeden tekfîr edilip küffar olduklarının öne sürülmesi caiz değildir. Söyledikleri bu sözler şeksiz küfür sözleri olsa da bu böyledir. Bu hüküm bütün muayyen kişilerin tekfîri hususunda söylenecek sözdür. Bu sebeple hiç kimsenin hata ve yanlış yapan bir Müslümanı, kendisine hüccet ikame edilmedikçe tekfîr etmeye hakkı yoktur. İmanı yakîn ile sabit olanın imanı şek ile zail olmaz, ona hüccet ikame olmadıkça ve ondaki şüphe izale edilmedikçe de bu iman zail olmaz."
Mecmuu'l Feteva 12/500.

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu nakil dikkatli okunduğu zaman Şeyhulislamın baştaki sözünün ne anlama geldiği naklin son tarafında izah edilmektedir. Zira sözün sonunda şöyle demektedir: “İmanı yakîn ile sabit olanın imanı şek ile zail olmaz, ona hüccet ikame olmadıkça ve ondaki şüphe izale edilmedikçe de bu iman zail olmaz” Görüldüğü üzere Şeyhulislamın sözleri imanı yakin ile sabit olmuş yani tevhid üzere olup şirkten beri olduğu kesin olarak bilinen kısacası aslen müslüman olan kimseler ile alakalıdır. Yoksa Şeyhin kelamı günümüzdeki kabirperest, demokrat, laik vb kişiler gibi asla İslam dinine girmemiş olan, İslamı sabit olmamış şirk ehliyle alakalı değildir. Elbette ki aslen muvahhid olan bir kimse en açık bir küfürle dahi itham edilse mürted hükmü verilmeden önce İslam kadısı tarafından mahkeme edilmesi gerekir. Kadı öncelikle atfedilen küfür söz veya fiilinin o şahıstan sudur edip etmediğini deliller ve şahitler ışığında tesbit eder. Şahsın sözkonusu söz veya fiili işlediği ortaya çıktığı takdirde bu sefer şahsın tekfirine engel olacak ikrah gibi bir durumun sözkonusu olup olmadığı incelenir. Şahsın bunu kendi hür iradesiyle yaptığı tesbit edildiğinde bakılır: Eğer şahsın işlediği küfür fiili Allaha ortak koşmak, dinin herkes tarafından bilinen zaruri bir hükmünü inkar etmek gibi cehaletin ve tevilin mazeret olmayacağı açık bir meseleyle alakalı ise sözkonusu şahsın cahil olup olmadığına bakılmaksızın tevbe teklif edilir ve tevbe etmediği takdirde boynu vurulur. Yok şahsın saptığı konu dinin aslı haricindeki hafi, kapalı meseleler ile alakalı ise işte delil ikamesi konusu burada gündeme gelir. Zaten İbn Teymiyye (rh.a) sözkonusu ifadeleri Rafıziler, Hariciler gibi dinin aslını yerine getirmiş olan bidat ehliyle alakalı sarfetmektedir. Yoksa Allaha açıkça ortak koşan kimselere tekfirden önce tarif ve beyanda bulunulması sözkonusu değildir. Bu hususta İbn Teymiyye’nin öğrencisi olan İbn Kayyım (rh.a)’ın bidat ehlinin tekfiri hususunda yaptığı tasnife dikkat edilsin:

İbn’ul Kayyim (rh.a) “Turuk’ul Hukmiyye” adlı eserinde bidat ehlinin şahitliğinin kabul edilip edilmeyeceği meselesi hakkında şunları zikretmektedir:

“Eğer bu kimse alemin sonradan yaratılmış olduğunu, keza cesetlerin dirileceğini inkar edenler, Allah’ın kainatta olan her şeyi bildiğini, kendi dilemesi ve iradesi ile fail olduğunu reddedenler gibi sahip olduğu mezheple kafir olan kimselerden ise şahitliği kabul edilmez. Çünkü bunlar İslam üzere değildir.

Bu kimse İslam’ın aslına muvafık olup bazı usullerde muhalif olan, -örneğin Rafıziler, Kaderiye, Cehmiyye ve Gulatı Mürcie gibi- fırkalara mensupsa bunlar, kısımlara ayrılırlar: Bunlardan bazıları basiretsiz cahillerdir ki bu kimseler, eğer hidayeti öğrenme kudretleri yoksa tekfir veya tefsik edilmez, şahitlikleri de reddedilmez. Bunların durumu tıpkı Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) âciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiç bir yol bulamayanlar gibidir. İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır. (Bkz. Nisa: 99)

İkinci kısım ise hidayeti sorup taleb etmeye, hakkı öğrenmeye gücü yettiği halde sırf dünyevi meşgaleler veya liderlik kavgası, dünya lezzetleri ve geçim kaygısı gibi şeylerle meşgul olduğundan dolayı (araştırmayı) terk eden kimsedir ki işte bu kimse tefrit (ihmalkarlık)içersinde olup azab tehdidini hak etmiştir. Gücü yettiği oranda Allah’tan sakınma vecibesini yerine getirmediği için günahkardır. Bu kimselerin hükmü, bazı vacibleri terk edenlerin hükmü gibidir…”

İbn’ul Kayyım’ın –hepsi kendilerine Müslüman ismi verdiği halde- bidat ehlini tekfir edilen ve edilmeyen diye iki kısma ayırmasına dikkat edin. Bu taksimatı da bu fırkaların İslamın aslını kabul edip etmemesine göre yapmıştır. İslamın aslından neyi kasdettiğini ise başka bir yerde şöyle açıklamaktadır:

“İslam: Allah ’ı birlemek, sadece O’na ibadet etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah ’a ve Rasulü’ne iman etmek, Rasulun getirdiklerinde ona tabi olmaktır. Kul bunu yapmadığı sürece Müslüman olamaz. Eğer inatçı ve zorba kafir değilse de,en azından cahil kafirdir. Netice olarak bu tabaka ehli, inatçı olmayan cahil kafirdirler. Şüphesiz ki bunların inatçı olmamaları, kafir olmaktan onları kurtarmaz. Çünkü kafir, Allah ’ın birliğini inkar eden ve Rasulü yalanlayan kimselerdir. Bu bazen inatçı olmaktan kaynaklanır, bazen de cehaletten ve inat ehlini taklid etmekten kaynaklanır.”

Allame İbn’ul Kayyım, bu sözleri “Tarik’ul Hicreteyn” adlı eserinde mükelleflerin ahiretteki tabakalarını incelediği bölümde 17.tabaka olan cahil kafirlerin durumunu izah ederken sarfetmektedir. Sözlerinin başında ise şöyle demiştir:

“Muhakkak ki İslam ümmeti, bunların, kendi lider ve önderlerini taklid eden cahiller olsalar dahi kafir oldukları hususunda ittifak etmiştir.”

Mezhepler ve fırkalar hakkında eser kaleme alan müelliflerin hepsi bidat fırkalarını kıble ehli sayılanlar ve de kıble ehlinden olmayıp tekfir edilenler diye ikiye ayırmışlar ve bu taksimatlarını da bu fırkaların tevhid, ahiret, nübüvvet gibi temel akideler hakkındaki görüşlerini baz alarak yapmışlardır. Bu husus ehli nezdinde malumdur. İbn Kayyım’dan naklettiklerimiz sadece buna dair bir misaldir. İbn Kayyım’ın da naklettiği gibi alimler islamın aslı olan tevhidi ve risaleti tasdik etmeyenleri cahil bile olsa ittifakla mazur görmezken, dinin aslı haricindeki bazı hafi (kapalı) meselelerde bidata düşen kimselerin durumu hakkında ihtilaf etmişlerdir.

Bu hususta daha çok tafsilata girilebilir ama fazla uzatmamak için burada kesiyoruz. İbn Kayyım’ın bahsettiği husus bütün bidat fırkaları
hakkında temel ölçüdür. Bidat fırkalarından tevhidi ve İslamın zaruri olarak bilinen hükümlerini inkar edenler icma ile tekfir edilirken, ikinci dereceden bazı meselelerde sapanların ya tekfirinde ihtilaf edilmiş veyahut da bu bidati bilinçli olarak icra edenler ile bunları taklid eden cahiller arasında ayrım yapılmıştır.Dinin aslını ihlal edenler hakkında ise hiçbir tafsilata gidilmeden hepsine birden kafir hükmü verilmiştir.

Aynı tasnifi İbn Teymiyye (rh.a) da yapmıştır. (İbn Teymiyye’nin fıkhi görüşlerini derleyen) el-İhtiyarat adlı eserin sahibi (İbn’ul Lahham v. 803, İbn Teymiye’den naklen) diyor ki:

“Mürted, Allah'a şirk koşan veya Allah Resulüne yahut onun getirdiği şeylere buğzeden veya her tür münkeri kalben inkâr etmeyi terk edendir. Veyahut da sahabeden (ve de tabiin ve tebe-i tabiinden yani seleften) kafirlerle beraber savaşanlar olduğunu ya da buna cevaz verdiklerini vehmeden kimse(aynı şekilde mürted) dir. Veya üzerinde kati bir şekilde icma edilmiş bir hükmü inkar eden ya da kendisiyle Allah arasına aracılar koyup onlara tevekkül eden, onlara dua eden, onlardan isteyen kişi (icma ile kafir)dir. Kim Allah'ın sıfatlarından birisinde şüphe ederse ve de onun benzeri durumda olan kişilerin bu sıfat hakkında cehaletleri yoksa bu kimse mürteddir. Eğer ki onun benzeri durumda olan kişilerin bu sıfat hakkında cehaletleri varsa o zaman bu kişi mürted olmaz. Bu nedenledir ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın kudretinde şüphe eden adamı tekfir etmemiştir. Çünkü böyle birisi ancak kendisine risaletin ulaşmasından sonra kafir olur.” (İbn Teymiyye’den yapılan alıntı burada sona erdi)

Görüldüğü gibi Şeyh şirk ve diğer küfür çeşitlerini işleyenlerin mürted olduğunu hiçbir şarta bağlı olmadan zikrederken sıfatlar hususunda cahil olanlara ise hüccet ikamesi gerektiğini dile getirmiştir. Eğer onun nezdinde bütün küfür çeşitlerinde cehalet özür olsaydı bunu sıfatlar meselesine has olarak zikretmesinin bir manası olmazdı.

Kısacası aslen müslüman olan herkesin muayyen olarak tekfirinden önce hüccet ikame edilmesi gerektiği sözü doğrudur. Lakin bunda kişinin durumuna göre tafsilata gidilir. Bu kimse delilleri kapalı olan bir meselede küfre sapmış olan bidat ehlinden biriyse hüccet ikamesinden kasıd sözkonusu şahsa şeri delillerin ulaştırılması ve sözündeki kapalılığın giderilerek şahsın gerçekten Allah ve Rasulunu yalanlayıp yalanlamadığının ortaya çıkarılmasıdır. Eğer bu kimse açık bir küfür ve şirk fiiliyle itham edildiyse buradaki hüccet ikamesinden kasıd yukarda izah edildiği gibi tekfir için şartların oluşması ve engellerin kaldırılması manasındadır. Nitekim Şeyh yukardaki naklin birkaç sayfa öncesinde konuya şu şekilde giriş yapmaktadır:

الْأَصْلُ الثَّانِي أَنَّ التَّكْفِيرَ الْعَامَّ - كَالْوَعِيدِ الْعَامِّ - يَجِبُ الْقَوْلُ بِإِطْلَاقِهِ وَعُمُومِهِ. وَأَمَّا الْحُكْمُ عَلَى الْمُعَيَّنِ بِأَنَّهُ كَافِرٌ أَوْ مَشْهُودٌ لَهُ بِالنَّارِ: فَهَذَا يَقِفُ عَلَى الدَّلِيلِ الْمُعَيَّنِ فَإِنَّ الْحُكْمَ يَقِفُ عَلَى ثُبُوتِ شُرُوطِهِ وَانْتِفَاءِ مَوَانِعِهِ.


“İkinci esas da şudur: Genel (mutlak) tekfir, genel vaid (tehdid)de olduğu gibi mutlak ve umum manada kabul edilmesi gerekir. Ancak muayyen (belirli) bir şahsa kafir hükmü verilmesi veya ateşe gireceğine hükmedilmesine gelince bu ancak muayyen delile bağlıdır. Burada hüküm ancak şartlarının oluşup engellerinin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.” (Fetava, 12/498)

Görüldüğü üzere “şunu yapanlar ateşe girecektir” şeklindeki vaid yani tehdid nassları ancak şartları oluştuktan sonra uygulanacağı gibi tekfir de genel kaide olarak böyledir. Yani şu fiili yapan kişi kafir olur şeklinde genel bir hüküm zikredilir lakin kendisine sözkonusu küfür fiilinin isnad edildiği muayyen kişiye kafir hükmü verilmeden önce bu şahsın gerçekten o fiili işleyip işlemediği veyahut da işlemişse tekfirine mani olacak bir hususun olup olmadığı incelenir. Bunun yapılması Allaha ve Peygamberine söven, Allahtan başka ilahlar edinen, Kuran ve Sünnetteki açık nassları inkar eden kişilerin cehaletten ötürü mazur olmasını gerektirmez. Bilakis cehalet özrü ancak dinin aslı haricindeki kapalı meselelerde geçerli olabilir. Hiçbir alim küfrün bütün çeşitlerinin hüccet ikamesine bağlı olduğu gibi batıl bir söz söylememiştir. Hatta günümüzdeki cehaleti özür gören şaşkınlar bile bunu her meselede değil, ancak kafalarına göre tasnif ettikleri dinin belli meselelerine has olarak söylerler. En cahil kimselerin bile söylemediği bu sözü İbn Teymiye gibi bir imam söyleyecek değildir. Şu halde Şeyhulislam’ın sözünü örneğin kişi Allaha Peygambere de sövse başka her tür küfrü işlese dahi yaptığı fiilin hükmü kendisine anlatılmadan tekfir edilemez şeklinde anlamak büyük bir cehalet numunesidir. Buna dair hiçbir şeri delil olmadığı gibi alimlerden de böyle kapalı sözler haricinde hiçbir açık kavil getirilemez. Velev ki bazı alimlerin şirkte cehaleti mazeret gördükleri bir an için farzedilse dahi bu neyi değiştirir ki? Kitap, Sünnet ve icma şirk koşan herkesin cahil ve tevilci dahi olsa tekfir edileceğine dair delillerle dolup taşmaktadır ve her şeyden önce bizzat rasullerin ortak daveti olan La ilahe illallah kelimesi sahte ilahlarla beraber o ilahlara ibadet eden müşriklerin de reddini ve tekfirini zorunlu kılmaktadır. Hal böyleyken bir alimin kalkıp bu delillere muhalefet etmesi bizim için hiçbir hüccet ifade etmez. O yüzden muhaliflerin bu asılları bırakıp alimlerin sözleri üzerinden konuyu tartışmaya açmalarının ilmi açıdan hiçbir değeri yoktur. Dinin aslı ile alakalı meselelerde asıl delil Kitap, sünnet ve icmadır. Alimlerin sözleri ise delil değildir, ancak delile götüren vasıtadır. Şirk koşmanın asla bağışlanmayacağını ve şirk koşan herkesin ebedi cehennemlik olduğunu beyan eden açık nasslar (mesela Nisa: 48, 116, Maide 72 vb) alimlerin sözleriyle tahsis edilemez. Lakin şurası da vardır ki rabbani alimler şirk ehlinin mazur olup cennete gideceğini iddia etmek gibi açık bir batıla düşmekten de münezzehtirler. Bu insanlar madem böyle alimlerden nakil getirerek meseleleri izah etmeye çalışıyorlar o zaman biraz da bizim cehaletin özür olmadığına dair getirdiğimiz nakilleri izah etsinler. Örneğin yukarda İbn Kayyım ve İbn Teymiyye’den yaptığımız nakiller alimlerin dinin aslını ve furusunu ayrı değerlendirerek dinin aslı olan tevhidde ve diğer açık meselelerde cehaleti özür görmediklerini ve de cehaleti sadece dinin aslı haricindeki meselelerde özür gördüklerini açıkça göstermektedir. Keza Şeyh Ebu Batin’in el İntisar risalesinde buna dair bir çok delil ve nakil mevcuttur. Şeyhin dinin aslında cehaletin özür olmadığına dair getirdiği birçok delilden sadece birkaç tanesini zikrediyoruz:

-   Kitaptan deliller: Şirk koşmanın asla bağışlanmayacağını ve şirk koşan herkesin ebedi cehennemlik olduğunu beyan eden açık nasslar (mesela Nisa: 48, 116, Maide 72 vb) ki bu genel hükümden cahil ve tevilcinin istisna edileceğine dair hiçbir delil ve nakil yoktur. Ayrıca müşrik ve münafıkların kendilerini hak yolda zannettiklerini ve cehaletten ötürü küfre düştüklerini lakin bundan dolayı mazur addedilmediğini ifade eden (Kehf: 104-105, Araf: 30, Bakara: 8-13 vb) açık nasslar ve de buna muhalif olarak kafirlerin taklidçi avam tabakasının cehenneme gitmeyeceğini ileri süren Cahız ve emsalinin tekfir edildiğine dair İbn Kudame’den yapılan nakiller.
-   Sünnetten delil: “Onlar alimlerini ve rahiplerini rabler edindiler” (Tevbe: 31) ayeti okunduğunda Adiyy bin Hatem’in itirazından anlaşıldığı üzere Yahudi ve Hristiyanlar haham ve papazlarına helal haram belirleme yani teşri yetkisi vermelerinin şirk olduğunu ve onları rabb edinme manasına geldiğini bilmiyorlardı. Buna rağmen İslam ümmeti risalet gelmeden önce yaşayan kitap ehlinin bu tip amellerinden dolayı kafir olacağı ve cehaletlerinden ötürü mazur olmayacağı hususunda ittifak etmiştir.
-   İcma’dan delil: Fakihler fıkıh kitaplarının mürted bablarında şirk başta olmak üzere insanı İslamdan çıkartan çeşitli söz ve fiilleri anlatmışlar ancak hiçbir yerde bunları yapanın kafir olmasını inatçı olmasına hasretmemiş ve de cahil ve mukallidleri bu küfür hükmünden istisna etmemişlerdir. Bilakis sıfatlar vb cehaletin özür olabileceği meseleleri özel olarak belirtmişler, şirk vb konularda ise asla böyle bir ayrım yapmamışlardır. Yukarda nakledilen İbn Teymiye’nin sözü buna misaldir.

Bu delillerin tafsilatı için Ebu Batin (rh.a)’ın risalesine müracaat edilebilir: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=19.0 Şeyhin zikrettikleri haricinde bir tek misal vermek istiyorum. Şeyhulislam İbn Teymiye “Sarim’ul Meslul” adlı eserinin son bölümünde Ebubekir,Ömer, Osman (r.anhum) gibi sahabeye dil uzatan Rafızilerin hükmünü ele almış ve onları tekfir eden alimlerin ve de tekfir etmeyen alimlerin görüşlerini naklettikten sonra şöyle demiştir:

في تفصيل القول فيهم.
أما من اقترن بسبه دعوى أن عليا إله أو أنه كان هو النبي وإنما غلط جبريل في الرسالة فهذا لاشك في كفره بل لاشك في كفر من توقف في تكفيره.


"Onlar hakkında söylenilenlerin tafsilatına dair bir fasıl:

Kim bu sövmesine bir de, Ali'nin ilah olduğu yahut o peygamberdi de Cebrail risaleti kime vereceğinde yanıldı, sapıklığını eklerse işte bunun küfründe hiç şüphe yoktur. Dahası böylesi birinin tekfir edilmesinde duraksayanın küfründe de şüphe yoktur." (es-Sarım'ul-MesluI, 518)

Rafızilerin bu fikirleri cehaletten dolayı savundukları belli olmasına rağmen Şeyh onları tekfir etmiş hatta tekfirlerinde duraksayanları dahi tekfir etmiştir. Onlara hüccet ikamesini şart koşmak şöyle dursun tekfirlerinde duraklamayı dahi caiz görmemiştir. Fakat dinin aslını yerine getirmiş olup da sahabenin dinine değil şahsına dil uzatanlar hakkında ise ihtilaf olduğunu beyan etmiştir:

“Kim de onların adalet ve dinlerine dokunmadan onlara sadece söverse, mesela bazılarını cimrilik veya korkaklık, bilgisizlik, zühd sahibi olmamak vesair ile tavsif etmek gibi. Bu kişi, haddi zatında te'dip ve tazire müstehaktır. Fakat sırf bunlardan dolayı küfrüne hükmetmeyiz, Nitekim onları tekfir etmeyen ilim ehlinin sözleri de buna hamledilir.”

Açıkça görülüyor ki İbn Teymiye’nin ve diğer alimlerin tekfirde duraklama ve hüccet ikamesiyle alakalı sözleri hep dinin aslı haricindeki kapalı ve ihtimalli meselelerle alakalıdır.

Şimdi şirk işleyene hüccet ikame edilmeden kafir hükmü verilemeyeceğini ileri sürerek dinin aslında cehaleti özür görenler kendi fasit akidelerine göre bu delil ve nakilleri izah etsinler edebiliyorlarsa; hep biz mi belli meseleleri izah edeceğiz biraz da onlar açıklama yapsın! Yani Şeyhulislam neden Rafızilerin Ali’ye ibadet eden kesimi hakkında duraklamıyor da sahabenin şahsına sövenlerle alakalı duraklıyor? Keza neden alimler şirk koşanın mürted olduğunu şartsız olarak beyan ediyor da sıfatlarda hata edenler hakkında duraklıyorlar? Allahın ilmini reddeden Kader inkarcılarını tekfir ediyorlar ancak Kaderiye’nin diğer fırkaları hakkında tafsilata gidiyorlar? Eğer onların iddia ettiği gibi kişi hangi küfür çeşidini işlerse işlesin cehaletle mazur olsaydı alimler böyle ayrımlara gitmeden bu fırkalardan bilerek inad edenlerin kafir olduğunu cahil olanların ise mazur olduğunu söyleyip meseleyi kapatırlardı. Ancak Allaha hamdolsun ki durum onların ileri sürdüğü gibi değildir ve dinin açık zahir meselelerinde cehalet ve tevil özür değilken kapalı hafi meselelerde durumuna göre mazeret olabilir. Hüccet ikamesi gereken konular ise bu ikinci türden meselelerdir.

Ahiru davana enil hamdu lillahi Rabbil alemin.




Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: MUAYYEN TEKFİRDEN ÖNCE HÜCCET İKAMESİ ŞART MIDIR?
« Yanıtla #1 : 07.04.2016, 23:59 »
Bismillahirrahmanirrahim.

Yukarda hafi (kapalı) meselelerde mutlak tekfir-muayyen tekfir ayrımı yapılacağı hususundan bahsedilmişti. Orada da işaret edildiği gibi imamlardan nakledilen “Her kim şöyle derse kafirdir” gibi sözler bazen muayyen şahıslara tatbik edilemeyebilir. Tevhidin haricindeki birtakım meselelerde bu şekilde bir mutlak-muayyen ayrımı ile alakalı Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) şöyle demektedir:

وَحَقِيقَةُ الْأَمْرِ فِي ذَلِكَ: أَنَّ الْقَوْلَ قَدْ يَكُونُ كُفْرًا فَيُطْلَقُ الْقَوْلُ بِتَكْفِيرِ صَاحِبِهِ وَيُقَالُ مَنْ قَالَ كَذَا فَهُوَ كَافِرٌ لَكِنَّ الشَّخْصَ الْمُعَيَّنَ الَّذِي قَالَهُ لَا يُحْكَمُ بِكُفْرِهِ حَتَّى تَقُومَ عَلَيْهِ الْحُجَّةُ الَّتِي يَكْفُرُ تَارِكُهَا.

“İşin hakikati şudur: Bazen bir söz küfür olur ve bu sözün sahibine mutlak manada küfür isnad edilir ve “Her kim şöyle derse kafirdir” denilir fakat bunu söyleyen muayyen (belirli) şahsa gelince ta ki ona inkar edenin tekfir edileceği risalet hücceti ikame oluncaya kadar o kişi tekfir edilmez”(Fetava, 23/345)

İbn Teymiyye bu sözleri bidat ehlinin tekfiri hakkında imamların ihtilafını naklettikten sonra söylemiştir. Şeyhulislam Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a) İbn Teymiyye’nin bu sözünden yol çıkarak dinin aslını bozan şirk ehlinin de  tekfir edilemeyeceğini iddia edenlere verdiği cevabında şöyle demiştir:

“Kaldı ki Şeyh’in (hüccet ikamesiyle alakalı) sözleri riddet ve şirkle değil bilakis ister usul isterse de furuyla alakalı olsun cüzi meselelerle alakalıdır. Ma’lumdur ki, onlar kitaplarında sıfatlarla alakalı meseleleri veya Kur’an(‘ın mahluk olduğu iddiası) veya İstiva veya bunlardan başka meseleler hakkında selefin mezhebini zikrederler.  Bunu Allah’ın ve Rasulunun emrettiğini söylerler ki bu mezheb üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ashabı adım adım ilerlemiştir. Sonra Eş’ari’nin ve başkalarının mezhebini anlatırlar. Sonra selefin mezhebini üstün tutar ve ona muhalefet edeni kınarlar. Eğer onların büyük çoğunluğuna hüccetin ikame olmadığını farzetsek dahi en azından iki mezhebi yani Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ve beraberindekilerin mezhebi ve Eş’ari ve yanındakilerin mezhebini nakleden muayyen kişiye hüccet kaim olmuştur. Şeyh bu tarz meseleler hakkındaki sözünde der ki: “Selef (söz ve fiilin) nev’ini, cinsini tekfir eder; Muayyene gelince, şayet hakkı öğrenir ve muhalefet ederse muayyen olarak kafir olur. Aksi takdirde tekfir edilmezler.” (Risalenin tamamı için bkz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=70.0)

Görüldüğü üzere Şeyh Muhammed de istiva vb sıfatlara dair konularda tekfirden önce hüccet ikamesi gerektiğini beyan etmiş lakin bunun şirk gibi zahir meselelerde de hüccet ikame edileceği manasına gelmediğini izah etmiştir. Yukarda İbn Teymiye'den de şirk ve riddet gibi açık meselelerde hüccet ikame etmeksizin tekfir ettiğine dair nakillerde bulunmuştuk. İbn Teymiyye (rh.a) başka bir yerde ise sıfat inkarcısı olan muhataplarına kendilerini tekfir etmediğini beyan etmektedir:


وَلِهَذَا كنت أَقُول للجهمية من الحلولية والنفاة الَّذين ينفون أَن يكون الله تَعَالَى فَوق الْعَرْش أَنا لَو وافقتكم كنت كَافِرًا لِأَنِّي أعلم أَن قَوْلكُم كفر وَأَنْتُم عِنْدِي لَا تكفرون لأنكم جهال وكان هذا خطاباً لعلمائهم وقضاتهم وشيوخهم وأمرائهم

“Bundan dolayı ben Cehmiyyeden ve Hululiyeden Allah’ın arşın üzerinde olduğunu inkâr edenlere şöyle dedim; "Eğer ben size söylediklerinizde muvafakat etsem kafir olurum. Çünkü ben iyi biliyorum ki bu küfürdür. Siz benim nezdimde tekfir edilmezsiniz çünkü benim yanımda cahilsiniz. Bu onların alimlerine, kadılarına, şeyhlerine ve emirlerine yönelik bir hitaptı…" (Er-Redd ale’l Bekri sf 259. İbn Teymiye’nin bu sözünü şu alimler inkar etmeksizin nakletmişlerdir: Abdullah bin Muhammed bin Abdulvehhab, el-Kelimat’un Nafia (Akidet’ul Muvahhidin içersinde); Ahmed bin İbrahim bin İsa Şerh’un Nuniyye (Tavdih’ul Makasıd) 2/406; Alusi, Gayet’ul Emani, 1/47; Ebu Batin, Mecmuat’ur Rasail, 4/510. Ebu Batin de aynı şekilde bu tarz sözlerin umur-u hafiye yani kapalı meseleler ile alakalı olduğunu söylemiştir. Alimlerin Şeyhulislam’ın bu sözünü sahiplenmeleri ve usul çerçevesinde izah etmeye çalışmaları İbn Teymiye’nin bu sözünün hatta sözün geçtiği Er-Redd ale’l Bekri adlı eserin bütünüyle uydurma olduğunu iddia eden birtakım cahillerin cehaletini iyice açığa çıkarmaktadır. Zira bu kavlin alimler arasında meşhur olduğu açıkça görülmektedir. Vallahu a’lem.)

Görüldüğü gibi Şeyhulislam, bir çoğu Eşarilerden olan alimlerle yaptığı münazaralarda onların Arş’la alakalı fasit tevillerini gördüğü halde onları cehaletlerinden dolayı tekfir etmemiştir. Buradaki cehaletten kasıd yaptıkları tevillerdir, yoksa istiva ile alakalı nassları hepsi biliyordu ancak fasit bazı usullerden dolayı tevil ediyorlardı. Ancak İbn Teymiyye başka bir makamda ise karşıdaki kişilerin hakka karşı inatçılıklarını sezdiği zaman onları alenen tekfir etmiştir. Süleyman bin Sehman’ın naklettiğine göre yine hapiste bulunduğu sırada kendisine “şu şekilde itikad edeceksin” diye dayatanlara karşı sesini yükselterek “Ey kafirler, ey zındıklar, ey mürtedler” diye haykırmıştır.  (Süleyman bin Sehman, Keşf’uş Şubheteyn, sf 32) Halbuki ona dayatılan yine Eşari akidesi idi. Fakat o muhataplarının durumuna göre bazen tekfirden kaçınmış, bazen de tekfir etmiştir. Bu tarz meselelerde muhatabın hüccete karşı tutumuna göre hüküm değişir. Aynı akideye sahip birisi tekfir edilirken diğeri tekfir edilmeyebilir. Çünkü bu konular herkesin aynı ilme vakıf olduğu dinin aslıyla alakalı meseleler değildir. Bilhassa da sıfatlar konusu böyledir. Bundan dolayı alimler sıfatlar hakkındaki cehaleti mazeret görmüşlerdir.

Misal olarak İmam Şafii şöyle demektedir: “Allah’ın isim ve sıfatları vardır. Onları kimse reddedemez. Ancak hüccetin ulaşmasından önce onlardan bir şeye muhalefet etse, cehaleti yüzünden ma’zur görülür. Çünkü isim ve sıfatların bilgisi akıl, görüş ve fikirle idrak edilemez…” (İbnu Ebi Hatim, Menakıbu Şafii’de Yunus bin Abd’ul A’la’dan rivayet etmiştir. Feth’ul Bari 13/407)

İstiva gibi konuların da sıfatlar bahsi içersinde yer aldığı muhakkaktır. Allahın sıfatları hakkındaki cehalet ise her zaman zatı hakkındaki cehaleti gerektirmez. Bu yüzden şirk gibi Allahın zatı hakkındaki cehaleti gerektiren şeylerde hiçbir mazeret kabul edilmezken, sıfatlarla alakalı cehalet ise Allah hakkındaki cehaleti gerektirecek bir seviyeye ulaşmadıkça mazeret kabul edilmiştir. Arş, nüzul, Allah’ın kelam sıfatı (dolayısıyla Kuran mahluktur diyenler), ruyetullah gibi konularda muhaliflerin tekfir edilmeden önce hüccet ikamesinin şart olması bundan kaynaklanır. Şeyhulislamın er-Redd ale'l Bekri'de geçen sözünün böylece şirk konusunda değil, sıfatlar meselesindeki cehaletle alakalı olduğu ortaya çıkmıştır. Aksi takdirde şirk konusunda cehaleti özür görmediğine işaret eden diğer sözleriyle çelişmiş olurdu. Akıl sahipleri için bu kadar açıklamanın yeterli olacağı kanaatindeyiz. Vallahu a’lem. Velhamdulillahi rabbil alemin.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: MUAYYEN TEKFİRDEN ÖNCE HÜCCET İKAMESİ ŞART MIDIR?
« Yanıtla #2 : 09.06.2017, 22:16 »
Alıntı
Selamu Aleykum we Rahmetullahi we Berekatuhu
Ramazanınız Mubarek olsun...
Ismail Hanif isminde biri bu yazıyı yazmis:

İsmail Hanif

Nowadays people are become a kafir because they are subject to these scholars. And they leave the Qur'an and Sunnah and accepted their scholars books.
Sayhul Shirk Ibn Taymiyyah
وَلَا يَلْزَمُ إِذَا كَانَ الْقَوْلُ كُفْرًا أَنْ يَكَفِّرَ كُلَّ مَنْ قَالَهُ مَعَ الْجَهْلِ وَالتَّأْوِيلِ ; فَإِنَّ ثُبُوتَ الْكُفْرِ فِي حَقِّ الشَّخْصِ الْمُعَيَّنِ، كَثُبُوتِ الْوَعِيدِ فِي الْآخِرَةِ فِي حَقِّهِ، وَذَلِكَ لَهُ شُرُوطٌ وَمَوَانِعُ، كَمَا بَسَطْنَاهُ فِي مَوْضِعِهِ.
قال الكافر ابن تيمية في منهاج السنة النبوية (5 / 240)
he said;
"If someone said a word of kufr with ignorance and tawil you don't need to make takfeer of him"
Bu yazıyı önceden gördünüz mü?Bir açıklama yaparmısınız?
Allah ilminizi ve ikhlasınızı Ziyade etsin...Amin
Selamu Aleykum

Alıntı
Selamu Aleykum
Bir soru daha:

KIYAMET GÜNÜ RABLERİNİN GÖRÜLECEĞİNİ İNKAR EDEN KAFİRLER RABLERİNİ ASLA GÖREMEYECEKLERDİR ❗
✅ Eşheb dedi ki: Bir adam Malik'e şöyle dedi:
"Ey Ebu Abdullah! Mü'minler kıyamet gününde Rablerini görecekler midir?"
(İmam Malik) Dedi ki: "Mü'minler kıyamet gününde Rablerini görmeyecek olsalardı, Allah kafirleri perdelenmiş olmakla ayıplamazdı.
(Allah) Şöyle buyurmuştur: "Hayır! O gün onlar Rablerinden perdelenmişlerdir." (Mutaffifin 15)"
✔️ Ebu Musa da aynısını anlattı, ek olarak dedi ki;
Adam dedi ki: "Ey Ebu Abdullah! Bir grup insan var, Allah'ın görülmeyeceğini iddia ediyorlar."
İmam Malik dedi ki: "KILIÇ, KILIÇ."
📚 el-Lâlâkaî, Şerh-u Usul-i İtikâd: 679, 680

Burada ki Kawl:"KILIÇ, KILIÇ."Katli, ölümü mü kasdetmiş imam Malik?Biraz açıklama yaparmısınız lütfen?

Bismillahirrahmanirrahim. Bu bahsettiğiniz zındık her kimse Şeyh’ul İslam İbn Teymiyye (rh.a)’a “Şeyh’uş Şirk” lakabı takmış ve bunun da gerekçesi güya İbn Teymiyye’nin küfürde cehaleti mazeret görmesi ve aşağıda tercümesini sunacağımız tarzda sözleridir. Bu şahıs mealen insanların İbn Teymiye ve benzeri alimlerin bu tarz müşkil sözlerinden dolayı sapıp kafir olduklarını ve de Kitap ve Sünneti bırakarak alimlerin kitaplarına tabi olduklarını iddia etmektedir. Halbuki bu ahmak ve benzerleri bilmez ki insanlar zaten sapmışlar ve de İbn Teymiye gibi alimlerin sözlerini de sadece kendi sapıklıklarını kamufle etmek için kullanırlar. Tıpkı “minareyi çalan kılıfını hazırlar” özdeyişinde olduğu gibi. Şimdi bu sapık ve emsali kişiler hadi diyelim İbn Teymiye gibi alimleri tekfir ederek kurtulduklarını zannediyorlar da dalalet ehli şirkte cehaletin özür olduğu türünden iddialarına bizzat Kitap ve Sünnetten delil getiriyorlar, ne yapacağız şimdi haşa Kitap ve Sünneti de mi inkar edeceğiz bunların zihniyetine göre? Zaten bunu da yapanlar var. Günümüzde bazı kimseler Kudret hadisi, Aişe hadisi, Zatu Envat hadisi gibi sahih hadisleri cehaletin mazeret olduğuna delil getirir, başka bir kesim de bu hadisleri uydurma veya zayıf ilan ederler. Bu tipler Havariler ayeti gibi bizzat Kurandan delil getirildiğinde ne yapıyorlar bilmiyorum! Bunları zikretmemin sebebi şudur: Muhalifler alimlerden olsun hadislerden olsun kendilerine delil getirdiklerinde alimin kitabı tahrif edilmiş, yok o söz ona aitse o alim kafirdir, muhalifin zikrettiği hadis uydurmadır demek veyahut da böyle demese bile alimin kavline, ya da ilgili hadise ayak üstü düşünülmüş uzak teviller getirmek ilim erbabının yapacağı bir iş değildir. Yapılması gereken şey ilmi metodlarla gerçekten ilgili nassta ne demek istediğini tahkik ederek ortaya çıkarmaktır. Aksi takdirde bu meselelerin içinden çıkamayan kimselerin bizzat dinin kendisini inkar etmeleri bile sözkonusu olur ki günümüzde bu tiplere de raslamaktayız. Bu kimseler kendi anlayışlarını sorgulayacakları yerde alimleri, alimlerin nakletttiği rivayetleri, hadisleri sorgulamaya kalkışmakta ve bu şekilde de asla iflah olmamaktadırlar.

Şimdi ilgili şahsın naklettiği ibarede İbn Teymiyye (rh.a) şöyle demektedir: -Sözkonusu ibareyi bu kişinin naklettiği kısmın biraz öncesini de alarak naklediyoruz-:


وَقَدْ يَسْلُكُونَ فِي التَّكْفِيرِ ذَلِكَ ; فَمِنْهُمْ مَنْ يُكَفِّرُ أَهْلَ الْبِدَعِ مُطْلَقًا، ثُمَّ يَجْعَلُ كُلَّ مَنْ خَرَجَ عَمَّا هُوَ عَلَيْهِ مِنْ أَهْلِ الْبِدَعِ. وَهَذَا بِعَيْنِهِ قَوْلُ الْخَوَارِجِ وَالْمُعْتَزِلَةِ الْجَهْمِيَّةِ. وَهَذَا الْقَوْلُ أَيْضًا يُوجَدفِي طَائِفَةٍ مِنْ أَصْحَابِ الْأَئِمَّةِ الْأَرْبَعَةِ، وَلَيْسَ هُوَ قَوْلُ الْأَئِمَّةِ الْأَرْبَعَةِ وَلَا غَيْرِهِمْ  ، وَلَيْسَ فِيهِمْ مَنْ كَفَّرَ كُلَّ مُبْتَدِعٍ، بَلِ الْمَنْقُولَاتُ الصَّرِيحَةُ عَنْهُمْ تُنَاقِضُ ذَلِكَ، وَلَكِنْ قَدْ يُنْقَلُ عَنْ أَحَدِهِمْ  أَنَّهُ كَفَّرَ مَنْ قَالَ بَعْضَ الْأَقْوَالِ، وَيَكُونُ مَقْصُودُهُ أَنَّ هَذَا الْقَوْلَ كُفْرٌ لِيُحَذِّرَ، وَلَا يَلْزَمُ إِذَا كَانَ الْقَوْلُ كُفْرًا أَنْ يَكَفِّرَ كُلَّ مَنْ قَالَهُ مَعَ الْجَهْلِ وَالتَّأْوِيلِ ; فَإِنَّ ثُبُوتَ الْكُفْرِ فِي حَقِّ الشَّخْصِ الْمُعَيَّنِ، كَثُبُوتِ الْوَعِيدِ فِي الْآخِرَةِ فِي حَقِّهِ، وَذَلِكَ لَهُ شُرُوطٌ وَمَوَانِعُ، كَمَا بَسَطْنَاهُ فِي مَوْضِعِهِ.


“Onlar bazen tekfir hususunda bu yolu tutarlar. Öyle ki onlardan bidat ehlini mutlak olarak tekfir edenler vardır. Sonra da kendi savundukları görüşten dışarı çıkan herkesi bidat ehlinden addederler. (Böylece bütün muhaliflerini tekfir etmiş olurlar.) İşte bu; Havaric, Mutezile ve Cehmiye’nin görüşünün aynısıdır. Bu görüş dört mezhep imamına tabi olanlardan bir taifenin arasında da bulunmaktadır. Fakat bu, ne dört imamın ne de diğer imamların görüşü değildir. Zira onlar arasında bidat ehlini tümüyle tekfir eden hiç kimse yoktur. Bilakis onlardan nakledilen sarih ibareler bunun hilafınadır. Lakin onlardan (yani imamlardan) birisinin bazı görüşleri savunan kimseleri tekfir ettiğine dair şeyler nakledilebilir. Bununla maksadı da sakındırma amaçlı olarak bu görüşün küfür olduğunu dile getirmektir. Bir görüşün küfür olması bunu cehaletle veya teville beraber savunan herkesin kafir olmasını gerektirmez. Çünkü muayyen bir şahıs hakkında küfrün sabit olması, tıpkı ahirette onun hakkındaki tehdidin sabit olması gibidir. Bütün bunların şartları ve manileri vardır. Nitekim bunu daha önce kendi yerinde genişçe izah etmiştik.”( Minhac’us Sunne,5 / 240)

Açıkça görüldüğü üzere Şeyhulislam (rh.a) burada tamamen bidat ehlinin tekfirinden bahsetmektedir ve tıpkı günümüzde kendisini selefe nisbet eden bazı sapıklar gibi selefe bağlılık iddia edip de kendilerine muhalif olan herkesi ve hususan da bidat ehlinden olanları tümüyle tekfir edenlerin görüşlerinin batıl olduğunu dile getirmektedir. Yani burada şirk koşan, dinin aslını ihlal eden, dinin zorunlu esaslarını inkar eden, zahir/açık meselelerde hataya düşen kimselerden bahsedilmemektedir. Bilakis bidat ehlinden bahsedilmesi burada sözkonusu olan kimselerin dinin aslını yerine getirmekle beraber hafi/kapalı meselelerde hataya düşen kimseler olduğunu ortaya koymaktadır. Alimlerin ıstılahlarına vakıf olan herkes, bidat ehli deyince alimlerin genelde İslam içindeki fırkaları kasdettiğini bilir. Şeyhulislam İbn Teymiye ve diğer alimlerin açık küfürleri işleyenleri mutlak olarak tekfir ettikleri lakin ucu küfrü varmakla beraber kapalılık arzeden meselelerde ise hüccet ikamesini şart koştuklarına dair nakiller daha önce geçmişti. Ben burada sadece bir tanesini nakletmekle yetineceğim inşallah.

Şeyh’ul İslam İbnu Teymiye Rahimehullahu Te’âlâ kelamcılardan küfre sapan birtakım kimseler hakkında şöyle demiştir:

 “Bu, eğer hafi olan meselelerde olursa şöyle denilebilir: Terkedeni küfre sokacak olan hüccet, ikâme edilmediğinden dolayı hata etmiştir ve sapmıştır. Fakat bu (küfür), onların bazı gruplarından; müşriklerin, Yahudi ve Hristiyanların bile Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in bununla gönderildiğini ve muhâliflerini tekfir ettiğini bildikleri zâhir (açık) meselelerde olmaktadır. Meselâ; bir olan ve ortağı bulunmayan Allah’a ibâdeti emretmesi, Allah’u Te’âlâ’nın dışında meleklere, nebilere ve başkalarına ibâdet edilmesini yasaklaması gibi… Zîrâ bunlar İslam’ın en belirgin şiarlarıdır. Sonra onların liderlerinden birçoğunun bu durumlara düştüklerini ve böylece mürted olduklarını görürsün. Onlardan birçoğunun bazen çok açık bir şekilde İslam’dan irtidat ettiklerini görürüz.”


İbnu Teymiyye şöyle devam etmiştir: “Bundan daha açık olanı şudur ki, bunlar arasından riddet(i gerektiren şeyler) hususunda eser verenler de çıkmıştır. Nitekim (Fahruddin) er-Razi, yıldızlara ibâdet konusunda bir kitap yazmıştır.Elbette böyle bir davranış, Müslümanların ittifâkıyla İslam’dan riddettir (irtidat etmektir).”

Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) İbn Teymiye’nin bu sözlerini naklettikten sonra şöyle demiştir:

“Bunlar, harfi harfine şeyhin lafızlarıdır. Şeyhin, hafi meseleler ile bizim kendisi hakkında konuştuğumuz muayyen küfrü (tekfiri) ayıran sözlerini düşün!

Onların liderlerini, falan kişi filan kişi şeklinde muayyen olarak tekfir etmesini ve onların riddetinin apaçık bir riddet olmasını düşün! Şeyhin, Şafii imamlarının büyüklerinden birisi olmasına rağmen Fahr’ur Razi’nin İslam’dan irtidatına dair icmâyı ortaya koymasını düşün!
 
Şimdi onun bu sözlerinin “Bir kimse, velev ki Abdulkâdir’e rahatlıkta ve darlıkta du’â etse de Abdullah bin Avf’ı sevse (veya ona meyletse) de ve Ebu Hadide’ye ibâdet ettiği hâlde onun dininin güzel olduğunu iddia etse de tekfir edilmez” şeklinde anlaşılması doğru olur mu?”


Bu meselenin tafsilatı için Şeyh İshak’ın “Muayyen Tekfir” risalesinden ilgili yere müracaat ediniz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1076.msg3232#msg3232

Görüldüğü gibi Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab zamanında da İbn Teymiye’nin bu sözlerini esas alarak müşriklerin tekfir edilemeyeceğini iddia edenler olmuş ve o bizzat Şeyhin sözlerinden naklederek İbn Teymiye’nin zahir küfürleri işleyenler hakkında asla duraksamadığını, bilakis mutlak tekfir muayyen tekfir ayrımını ancak hafi meselelerde yaptığını ortaya koymuştur. Bunlar İbn Teymiye’yi övmek veya yermek kasdıyla onun dinin aslında cehaleti özür gördüğünü iddia eden herkese Şeyhin kendi sözlerinden açık bir reddiyedir. Şeyhin sizin naklettiğiniz sözü de aynı şekilde bidat ehlinin ileri sürdüğü Kur’an mahluktur, Allah ahirette görülmeyecektir vb sözler hakkındadır. Bunlar asıl itibariyle şeri nassları inkara yol açacak, oraya götürecek küfür sözleridir. Lakin bunların şeri delilleri inkar manasına geldiği hususu, mesela melekleri inkar gibi açık değildir. Çünkü bu konulara dair deliller, meleklerin varlığına dair deliller gibi açık değildir. Mesela İmam Malik’ten nakletmiş olduğunuz şu sözü ele alalım.


✅ Eşheb dedi ki: Bir adam Malik'e şöyle dedi:
"Ey Ebu Abdullah! Mü'minler kıyamet gününde Rablerini görecekler midir?"
(İmam Malik) Dedi ki: "Mü'minler kıyamet gününde Rablerini görmeyecek olsalardı, Allah kafirleri perdelenmiş olmakla ayıplamazdı.
(Allah) Şöyle buyurmuştur: "Hayır! O gün onlar Rablerinden perdelenmişlerdir." (Mutaffifin 15)"
✔️ Ebu Musa da aynısını anlattı, ek olarak dedi ki;
Adam dedi ki: "Ey Ebu Abdullah! Bir grup insan var, Allah'ın görülmeyeceğini iddia ediyorlar."
İmam Malik dedi ki: "KILIÇ, KILIÇ."
📚 el-Lâlâkaî, Şerh-u Usul-i İtikâd: 679, 680


Şimdi insaf sahibi herkes bu ayetin Ruyetullah’a delaletinin Bakara suresinin son kısmında geçen “Onların hepsi Allaha, meleklerine, kitaplarına, rasullerine ve ahiret gününe iman ettiler” ayetinin sözkonusu iman esaslarına delaleti gibi açık olduğunu iddia edemez. Evet, bizler Ehli sünnet olarak Mutaffifin suresindeki ayetin ruyetullaha delalet ettiğine inanırız ancak Mutezile mensupları bu ayeti “Rablerinin rahmetinden mahrum kalmışlardır” vb şekillerde tevil edebilmektedir. Çünkü ayet Ruyetullaha bizzat lafzen işaret etmiyor, dolaylı yoldan işaret ediyor. Şu halde ahirette Allah’ın görüleceğini inkar eden herkesin, melekleri inkar edenlerle aynı hükümde olacağını iddia etmek insafa sığmayacağı gibi Ehli sünnetin temel kaidelerine de uymaz. İbn Teymiye’nin şu sözlerine dikkat edilsin: “Lakin onlardan (yani imamlardan) birisinin bazı görüşleri savunan kimseleri tekfir ettiğine dair şeyler nakledilebilir. Bununla maksadı da sakındırma amaçlı olarak bu görüşün küfür olduğunu dile getirmektir.” İşte İmam Malik’in kavli de bu sakındırma amaçlı sözlerden birisidir. İmam Malik ruyetullahı inkarın neticesinin kılıcı hak eden bir kafir olmak olduğunu ifade etmektedir. Çünkü bu, açık nassların inkarı demektir lakin bu tür kapalı meselelerde kişiye ancak delil ikame edildikten sonra delilleri inkardan bahsedilebilir. Diğer açık meselelerde ise deliller de açık olduğundan dolayı böyle bir şeye gerek yoktur.

Kısacası İbn teymiye’nin ilgili sözü İslam’ın asıllarını yerini getirmiş olan bidat ehlinin bazı görüşleri ile alakalıdır. Ama bu nakil ve benzerlerini dillerine dolayanlar zahir hafi meseleler ayrımını keza hafi meselelerdeki mutlak tekfir muayyen tekfir ayrımını hiç kabul etmiyorlar ve de bidat ehlinin tıpkı Yahudi ve Hristiyanlar gibi kafir olduğunu iddia ediyorsalar bunlara Allah hidayet etsin demekten başka diyecek çok fazla bir şey yoktur. Çünkü bu kimseler nakle de akla da ters bir şeyi körü körüne savunmaktadırlar. Vallahu a’lem.




Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 708
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: MUAYYEN TEKFİRDEN ÖNCE HÜCCET İKAMESİ ŞART MIDIR?
« Yanıtla #3 : 04.02.2019, 07:04 »
.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
8 Yanıt
4993 Gösterim
Son İleti 12.04.2018, 01:33
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3370 Gösterim
Son İleti 15.03.2016, 20:00
Gönderen: İslam davetcisi
0 Yanıt
3063 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 11:03
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
1432 Gösterim
Son İleti 28.02.2017, 00:32
Gönderen: İbn Teymiyye
8 Yanıt
2928 Gösterim
Son İleti 04.02.2019, 23:45
Gönderen: İbn Teymiyye