Tavhid

Gönderen Konu: KIYASIN HÜCCET OLUŞU VE KIYAS İNKARCILARININ İDDİALARINA ALİMLERİN CEVABI  (Okunma sayısı 2660 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1770
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Tacuddin el Bayburdi, Seyfullah Erdoğmuş gibi kıyasın şeri delil olduğunu inkar eden kimselere ne cevap verilebilir?

Bismillahirrahmanirrahim,

Kıyas meselesi –her ne kadar menhece taalluk eden yönleri olsa da- nihayetinde fıkıh usuluyle alakalı bir meseledir. Günümüzde  insanların hastalığı kıyası kabul etmemeleri vb şeylerden ziyade dinin aslını yani tevhidi bilmemelerinden ve genel manada Alemlerin Rabbine karşı teslimiyetsizlik ve itaatsizliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu insanların selefe muhalif usuller ihdas etmelerinin altında da seleften bağımsız hevalarına göre görüş beyan edip yaşayabilecekleri bir din oluşturma hedefi yatmaktadır. Oluşturdukları fasit mürcii anlayış bunun delilidir. Kısacası bu kimselerin kıyası, mezhepleri vs reddetmeleri sapmanın sebebinden ziyade sonucudur. Ancak bu sapmalarını meşrulaştırabilmek için buna bu tip tartışmalar açarak usuli bir kılıf giydirmeye çalışmaktadırlar. Biz insanlara işin bidayetinde fıkıh usulu mevzularından ziyade rasullerin ortak daveti olan tevhidi iyice hıfzedip hayatlarına geçirmelerini tavsiye ederiz. Hele ki bir kimse Tacettin gibi cahillerin veya Seyfullah Erdoğmuş, Ebu Said el Yarbuzi, Ubeydullah Arslan vb insanların dinine musallat olmuş yarım hocaların sözlerine tabi olarak selefin usulunden şüpheye düşüyorsa böyle birisine fıkıh usulunden ziyade akide ve menhec kitaplarını iyice talim etmesi tavsiye edilir. Böyle irabta mahalli olmayan yeni yetme muasır cahillerin sözleriyle selefi yargılamaya kalkışmak akıldan ve dinden nasibi olan birisinin işi değildir.

Asıl meseleye gelecek olursak; kıyasın dinde şer’i bir delil olduğu husus ümmetin icmasıyla sabittir. Bu hususta Hafız İbn Abdilberr “Camiu Beyan’il İlmi ve Fadlih” adlı eserinde müstakil bir bab açmıştır. Bu babta bilhassa Zahiriler ve emsali gibi kıyası reddedenlere cevap vermeye çalışmış ve Kitap, Sünnet, İcma ve selefin kavillerinden hareketle İslam’da kıyasın bir hüküm kaynağı olduğunu göstermeye gayret etmiştir. Bu babın girişinde şöyle demektedir:

لَا خِلَافَ بَيْنَ فُقَهَاءِ الْأَمْصَارِ وَسَائِرِ أَهْلِ السُّنَّةِ، وَهُمْ أَهْلُ الْفِقْهِ وَالْحَدِيثِ فِي نَفْيِ الْقِيَاسِ فِي التَّوْحِيدِ وَإِثْبَاتِهِ فِي الْأَحْكَامِ إِلَّا دَاوُدَ بْنَ عَلِيِّ بْنِ خَلَفٍ الْأَصْفَهَانِيَّ ثُمَّ الْبَغْدَادِيَّ وَمَنْ قَالَ بِقَوْلِهِمْ، فَإِنَّهُمْ نَفَوَا الْقِيَاسَ فِي التَّوْحِيدِ وَالْأَحْكَامِ جَمِيعًا، وَأَمَّا أَهْلُ الْبِدَعِ فَعَلَى قَوْلَيْنِ فِي هَذَا الْبَابِ سِوَى الْقَوْلَيْنِ الْمَذْكُورَيْنِ، مِنْهُمْ مَنْ أَثْبَتَ الْقِيَاسَ فِي التَّوْحِيدِ وَالْأَحْكَامِ جَمِيعًا، وَمِنْهُمْ مَنْ أَثْبَتَهُ فِي التَّوْحِيدِ وَنَفَاهُ فِي الْأَحْكَامِ

“Çeşitli şehirlerde yaşamış olan fakihlerin ve diğer ehli sünnetin arasında –ki bunlar fıkıh ve hadis ehlidir- tevhid konusunda kıyası reddedip ahkam konusunda kabul etme noktasında bir görüş ayrılığı yoktur. Ancak Davud bin Ali bin Halef el İsfahani el Bağdadi ve onunla aynı görüşte olanlar müstesna… Onlar gerek tevhid gerekse ahkam hususunda kıyası reddetmişlerdir. Bidat ehline gelince; onlar bu konuda bu bahsettiğimiz iki görüşten ayrı olarak kendi aralarında iki görüşe ayrılmışlardır. Onlardan kimisi tevhidde de ahkam hususunda da kıyası kabul ederken; kimisi de tevhidde kabul edip ahkam hususunda reddetmişlerdir.”

Subhanallah, gerçek ilim işte budur! Hakikaten, ilmi cahillerin karaladıkları sayfalarda değil de böyle muhakkik rabbani alimlerin eserlerinde aramak gerekir. Bu kısacık nakilde bizim acizane tesbit edebildiğimiz bir çok incelik mevcuttur:

1- Kıyas, dinin bütün meselelerinde delil kabul edilemeyeceği gibi bütün meselelerinde de reddedilemez. Bu hususta tafsilata gitmek gerekir. Bilhassa Allahın zatını ve diğer gaybi hususları konu alan tevhid ve akide sahasında kıyas kabul edilemez. Allahu a’lem selef ulemasının kıyası zemmeden, kötüleyen sözlerinin bir çoğu akaid sahasında kıyas ve reye dayanarak görüş beyan eden kelam ehlini hedef almaktadır. Bu meseleye birazdan tekrar döneceğiz inşallah.

2- Tevhidin dışında kalan fıkhi ahkam meselelerinde kıyasın delil olacağı hususunda ümmet ittifak etmiştir. Ancak Davud ez-Zahiri ve ashabı buna muhalefet ederek şazz kalmıştır. Ehlince malum olduğu üzere alimlerin icma ettiği hususta bir iki alimin muhalefet etmiş olması icmanın varlığına halel getirmez. Tıpkı Ebu Hanife’nin selefin cumhuruna muhalefet ederek “amel imandan değildir” demesinin icmayı bozmadığı gibi…

3- Bidat ehli tevhid konusunda kıyası kabul etme noktasında ittifak etmiştir. Zira onların akidede takip ettikleri usul zaten akli istidlal ve kıyaslara dayanır. Ancak Şia ve Mutezile’den bazı gruplar akidelerini kıyas üzerine bina ettikleri halde fıkhi meselelerde kıyası reddederek kendi içlerinde çelişkiye düşmüşlerdir.

Kısacası selef imamları kıyası hüccet kabul etme noktasında ihtilaf etmemiştir. Bilhassa Şafii, Ahmed ve Malik’in mezheplerinde bu meşhurdur. Hanefiler zaten kıyasla tanınmaktadır. Sonraki dönemlerde selefin izinden giden İbn Teymiyye, İbn Kayyım, İbn Abdilberr gibi muhakkik alimler de kıyası delil kabul etmişlerdir. Bu imamların yer almadığı bir selefilik anlayışı nasıl bir selefiliktir? Bu da selefsiz selefilik olsa gerek! Şu halde günümüzde selefilik perdesi altında Zahirilik ve Mutezile’nin karışımı yeni bir ekolü yaymaya çalışan kimselerin selefi kimdir acaba? Bu insanlar bir de kıyası kabul etmenin –haşa- dinde beşeri hükümleri kabul etmek manasına geleceğini iddia etmektedirler. Halbuki bunlar bu sözleriyle yukarda isimlerini zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz kıyasla amel eden bütün ümmeti –Davud bin Ali ve İbn Hazm haricinde- itham etmektedirler. Bundan Allaha sığınırız, bunların hepsi cahillerin boş sözleridir.

Bazı selef imamlarının kıyası yeren sözlerine gelince; İbn Abdilberr aynı yerin devamında seleften kıyası zemmeden bazı sözleri nakletmiştir. Mesela Hasen el-Basrî (ra) şöyle demiştir: “İblis kıyas yaptı, o kıyas yapanların ilkidir”, ardından da ‘Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın’  (Arâf, 7/12)  ayetini okudu.

 İbn Sîrîn ise şöyle demiştir:

“Kıyas yapanların ilki iblistir. Güneş ve aya da başka yolla değil ancak kıyas sebebiyle tapılmıştır.”

 Mesrûk ise şöyle demiştir:

 “Doğrusu ben kıyas yapıp ta ayağımın hak yoldan kaymasından korkuyor ürperiyorum.”

Şa’bi (rh.a) şöyle demiştir: “Benim şarkı söylemem, sana re’yimi, görüşümü haber vermemden daha iyidir.”Yine Şa’bi’den “Kıyasta ne (özellik) var ki?” dediği rivayet edilmiştir.

İbn Abdilberr (rh.a) bütün bunları senediyle naklettikten sonra şöyle demiştir:


وَقَدْ ذَكَرْنَا فِي هَذَا الْمَعْنَى زِيَادَةً فِي بَابِ ذَمِّ الرَّأْيِ مِنْ هَذَا الْكِتَابِ؛ لِأَنَّهُ مَعْنًى مِنْهُ، وَبِاللَّهِ التَّوْفِيقُ، فَاحْتُجَّ مَنْ نَفَى الْقِيَاسَ بِهَذِهِ الْأَثَارِ وَمِثْلِهَا وَقَالُوا فِي حَدِيثِ مُعَاذٍ: إِنَّ مَعْنَاهُ أَنْ يَجْتَهِدَ رَأْيَهُ عَلَى الْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ وَتَكَلَّمَ دَاوُدُ فِي إِسْنَادِ حَدِيثِ مُعَاذٍ وَرَدَّهُ وَدَفَعَهُ مِنْ أَجْلِ أَنَّهُ عَنْ أَصْحَابِ مُعَاذٍ وَلَمْ يُسَمَّوْا، قَالَ أَبُو عُمَرَ: وَحَدِيثُ مُعَاذٍ صَحِيحٌ مَشْهُورٌ رَوَاهُ الْأَئِمَّةُ الْعُدُولُ وَهُوَ أَصْلٌ فِي الِاجْتِهَادِ وَالْقِيَاسِ عَلَى الْأُصُولِ وَبِهِ قَالَ جُمْهُورُ الْعُلَمَاءِ وَسَائِرُ الْفُقَهَاءِ، وَقَالُوا فِي هَذِهِ الْآثَارِ وَمَا كَانَ مِثْلَهَا فِي ذَمِّ الْقِيَاسِ: إِنَّهُ الْقِيَاسُ عَلَى غَيْرِ أَصْلٍ، وَالْقَوْلُ فِي دِينِ اللَّهِ بِالظَّنِّ أَلَا تَرَى إِلَى قَوْلِ مَنْ قَالَ مِنْهُمْ: أَوَّلُ مَنْ قَاسَ إِبْلِيسُ " رَدَّ أَصْلَ الْعِلْمِ بِالرَّأْيِ الْفَاسِدِ وَالْقِيَاسِ لَا يَجُوزُ عِنْدَ أَحَدٍ مِمَّنْ قَالَ بِهِ إِلَّا فِي رَدِّ الْفُرُوعِ إِلَى أُصُولِهَا، لَا فِي  رَدِّ الْأُصُولِ بِالرَّأْيِ وَالظَّنِّ، وَإِذَا صَحَّ النَّصُّ مِنَ الْكِتَابِ وَالْأَثَرِ بَطَلَ الْقِيَاسُ وَالنَّظَرُ

“Biz bunlarla aynı manada olan rivayetleri bu kitabta re’yin kınanması ile alakalı bölümde fazlasıyla naklettik. Çünkü bu rivayetlerin manası budur. Tevfik Allahtandır. Kıyası reddedenler bunlar ve benzeri asarla ihticac etmişler ve Muaz hadisi hakkında da şöyle demişlerdir: ‘Bunun manası re’yini Kitap ve Sünnete ulaşmak için kullanmasıdır’ Ayrıca Davud, hadisin isnadı hakkında da konuşmuş ve hadisin Muaz’ın ashabından nakledilmiş olmasına karşın isimlerinin belirtilmemiş olduğunu söyleyerek hadisi reddetmiştir.
 
Ebu Ömer (İbn Abdilberr) der ki: Muaz hadisi, sahih ve meşhurdur. Adil imamlar bunu rivayet etmiştir ve o, asıllar (nasslar) üzerine kıyas ve içtihad etmenin dayandığı bir delildir. Cumhur ulema ve sair fukaha böyle demiştir. Kıyası kınama manasına gelen bu eserler hakkında da şöyle demişlerdir: Burada kınanan şey bir asla yani delile dayanmayan kıyastır ve Allahın dini hakkında zanna dayalı olarak konuşmaktır. Onların “Dinde ilk kıyas yapan İblis’tir” dediklerini görmez misin? İblis, ilmin aslını kendi fasit reyine ve kıyasa dayanarak reddetmişti. Halbuki kıyası kabul eden hiç kimsenin nezdinde kıyas, fer’leri asla (yani delile) döndürmekten başka bir şekilde caiz olmaz. Asılları yani delilleri zann ve reye dayanarak reddetmek şeklinde bir kıyas olmaz. Kitap ve eserden (sünnetten) sahih bir nass geldiği zaman kıyas batıl olur.”

[İbn Abdilberr (rh.a)'ın atıf yaptığı Muaz hadisi şudur: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Muaz İbn. Cebel'i Yemen'e gönderirken arala­rında şöyle bir konuşma geçmişti:

-  "Sana bir mesele arzedildiğinde ne yaparsın?" Muaz:

-  "'Allah'ın Kitabındakiyle hüküm veririm." Rasulullah:

-  "Ya Allah'ın Kitabında yoksa?" Muaz:

-  "Resulullah'ın sünnetiyle hüküm veririm." Resulullah:

- "Resulullah'ın sünnetinde de yoksa?" Muaz:

- "Kendi görüşümle İctihad ederim. Elimden geleni yapmada geri durmam" demiştir. Muaz der ki: "Resulullah göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu:

- "Allah'ın elçisinin elçisini Allah'ın ve Rasulu'nün razı olacağı hususa muvaffak kılan Allah'a hamd olsun." (Ebû Dâvûd, Akdiye, bab: 11. n: 3592; Tirmizî, Ahkam, bab: 3, n: 1327.)]


Ardından İblis kıssasıyla alakalı benzeri açıklamalar yaptıktan sonra şöyle demiştir:


وَأَمَّا الْقِيَاسُ عَلَى الْأُصُولِ وَالْحُكْمُ لِلشَّيْءِ بِحُكْمِ نَظِيرِهِ فَهَذَا مَا لَمْ يُخَالِفْ فِيهِ أَحَدٌ مِنَ السَّلَفِ، بَلْ كُلُّ مَنْ رُوِيَ عَنْهُ ذَمُّ الْقِيَاسِ قَدْ وُجِدَ لَهُ الْقِيَاسُ الصَّحِيحُ مَنْصُوصًا لَا يَدْفَعُ هَذَا إِلَّا جَاهِلٌ أَوْ مُتَجَاهِلٌ مُخَالِفٌ لِلسَّلَفِ فِي الْأَحْكَامِ

“Asıllara (yani delillere) dayalı olarak kıyas yapmak ve bir şeye benzeri olan başka bir şeyin hükmünü vermeye gelince; seleften hiç kimse buna karşı çıkmamıştır. Bilakis kendisinden kıyasın zemmiyle alakalı nakil yapılan bütün imamlardan sahih kıyas yaptıkları kesin olarak nakledilmiştir. Öyle ki bunu ancak cahil olan veya cahil numarası yaparak ahkam hususunda selefe muhalefet edenden başka birisi inkar etmez.” 
(Bkz. Cami’u Beyan’il İlm, 2/887-898)

Allaha hamdolsun kıyas hususunda selefin ifrat ve tefrit arasındaki vasat yolu budur. Yani ne kıyası bütünüyle reddetmek ne de kıyası alakasız yerlerde kullanarak rey ve zanla hüküm vermemek; bilakis sahih şer’i kıyası gerektiği yerde gereken ölçüde kullanmaktır. Bu da elbette ki cahillerin değil ancak müçtehidlerin yapacağı bir iştir. Vesselam.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1770
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KIYASIN HÜCCET OLUŞU VE KIYAS İNKARCILARINA REDDİYE
« Yanıtla #1 : 25.08.2015, 17:58 »
Kıyas karşıtlarının Muaz hadisinin zayıflığını ileri sürerek yaptıkları itiraza alimlerin cevabı:

Yukarda da bahsetmiş olduğumuz gibi Muaz hadisi kıyasın tek delili değildir. Alimler kıyasın subutuna birçok nassı kıyasa delil olarak getirmişlerdir. Tafsilatı İbn Abdilberr'in ilgili eserinde ve diğer fıkıh usulu kitaplarında bulunabilir. Hatta bu konuda hiçbir delil bilmesek sırf selefin icması olduğunu bilmemiz de bizim için yeterlidir. Çünkü icma edilen her meselenin delili herkese zahir olacak diye bir kaide yoktur ancak elhamdulillah kıyasla amel etmenin cevazı hakkındaki icmanın dayandığı deliller de aşikardır. Şu halde Muaz hadisinin zayıf olmasıyla beraber kıyasın da iptal olması gibi bir anlayış, ilmi bir anlayış değildir. Neo-zahiriler böyle içi boş söylemlerle ancak cahilleri kandırırlar. Ayrıca Muaz hadisini de biz kendimiz delil olarak getirmedik, sadece konuyla alakalı İbn Abdilberr’in sözlerini naklettik. Alimlerin bir çoğu Muaz hadisini zayıf saymasına karşın İbn Abdilberr hadisi sahih saymaktadır. Tenkid edecek olan kişi eğer o kadar kapasitesi varsa İbn Abdilberr’i tenkid eder.

İbn Abdilberr (rh.a)'ın atıf yaptığı Muaz hadisi şudur: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Muaz İbn. Cebel'i Yemen'e gönderirken aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:

-  "Sana bir mesele arzedildiğinde ne yaparsın?" Muaz:

-  "'Allah'ın Kitabındakiyle hüküm veririm." Rasulullah:

-  "Ya Allah'ın Kitabında yoksa?" Muaz:

-  "Resulullah'ın sünnetiyle hüküm veririm." Resulullah:

- "Resulullah'ın sünnetinde de yoksa?" Muaz:

- "Kendi görüşümle İctihad ederim. Elimden geleni yapmada geri durmam" demiştir. Muaz der ki: "Resulullah göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu:

- "Allah'ın elçisinin elçisini Allah'ın ve Rasulu'nün razı olacağı hususa muvaffak kılan Allah'a hamd olsun." (Ebû Dâvûd, Akdiye, bab: 11. n: 3592; Tirmizî, Ahkam, bab: 3, n: 1327.)

Hafız İbn Hacer (rh.a) “et-Telhis’ul Habir”de hadisle alakalı görüşleri nakletmiş ve Buhari, Tirmizi ve başkalarından hadisin sahih olmadığı yönündeki sözlerini zikretmiştir. (et-Telhis’ul Habir, 4/447) Hatta İbn’ul Mulakkin “Bedr’ul Munir”de (4/534 ve devamı) sözkonusu hadisin çeşitli kitaplarda alimler tarafından zikredilmesine karşın nakil ehli nezdinde icmaen zayıf olduğunu söyler. Ancak az önce de işaret ettiğimiz gibi bir hadisin sened yönünden zayıf olması manasının da batıl olmasını gerektirmez. Bu yüzden İbn’ul Cevzi “el-İlel’ul Mutenahiye”de (2/273) sözkonusu hadisle alakalı şöyle demiştir:


هَذَا حَدِيثٌ لا يصح وإن كان الفقهاء كلهم يذكرونه فِي كتبهم ويعتمدون عليه ولعمري إن كان معناه صحيحًا إنما ثبوته لا يعرف لأن الْحَارِث بْن عمرو مجهول

“Bütün fakihler bu hadisi kitaplarında zikredip ona itimad etmiş olsalar da bu hadis sahih değildir. Hayatımı ortaya koyarım ki manası sahih olsa da hadis olarak subutu bilinmemektedir. Çünkü senedde yer alan Haris bin Amr mechuldur ilh…”

Görüldüğü gibi hadisin manası sahihtir sadece sened yönünden subut bulmamıştır. Eğer manasında bir batıllık ve İslam esaslarına aykırılık olsaydı elbette ki alimler bu hadisi kitaplarına almakta bu kadar rahat olmazlardı. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 148
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim

KIYASIN HÜCCET OLUŞU VE KIYAS İNKARCILARININ İDDİALARINA ALİMLERİN CEVABI


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
5 Yanıt
3036 Gösterim
Son İleti 10.06.2019, 22:14
Gönderen: İbn Umer
41 Yanıt
8533 Gösterim
Son İleti 10.01.2019, 02:52
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1693 Gösterim
Son İleti 27.09.2016, 23:59
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3141 Gösterim
Son İleti 24.02.2018, 17:58
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1235 Gösterim
Son İleti 31.05.2018, 07:43
Gönderen: Uhey