Tavhid

Gönderen Konu: el-İ'tikad'ul Kadiri, Halife Kadir Billah  (Okunma sayısı 1984 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
el-İ'tikad'ul Kadiri, Halife Kadir Billah
« : 23.08.2015, 14:04 »
el-İ'tikad'ul Kadiri, Halife Kadir Billah (336H-422H)

Kaynak: İbn'ul Cevzi, el-Muntazam fi Tevarih'il Muluk ve'l Umem, Hicri 433 yılı olayları

بسم الله الرحمن الرحيم

Halife Kadir Billah Ebu'l Abbas Ahmed ibni Emir İshak ibni Muktedir Billah Ca’fer ibn'ul Mu’tedid (336H-422H)

Halife Kadir Billah tarafından kaleme alınan bu risale aralarında Kazvini’nin de bulunduğu Bağdat’tan bir grup alim tarafından okunmuş ve selefin ve kendilerinin üzerinde bulundukları itikad olarak imzalanmıştır.

Abbasiler döneminde halife olan Kadir Billah, halifelerin hayırlılarından, alimlerin önde gelenlerinden biriydi. İbni Salah onu Şafii alimleri arasında sayar. Ali Ebu Bişr Ahmed ibni Muhammed el-Herevi’den ilim tahsil etmiştir.

Kendisinden önce ve sonra hiçbir halifeye nasip olmayan 41 yıl 3 ay süren uzun hilafeti ve 86 yıl 10 ay 22 günlük yaşamında gösterdiği mücadelesi sonucunda; İslam dini, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünneti, selefin akide ve menheci tüm batıl din ve mezheplere üstün kılınmış ve aynı süreçte fetihler devam etmiş Hindistan’ın bazı bölgeleri de İslam toprakları arasına katılmıştır.

Hilafeti müddetince Ehl-i Sünnet ve’l Cema'at itikadını ve selefin akidesinin müdafasını yapmış, ülkesinde bi’datları ortadan kaldırmış ve bi’datçıları tevbe ettirmiş, tevbe etmeyenleri ise cezalandırmıştır. Öncelikli olarak Mu'tezile kelamının okutulması yasaklanmıştır. Daha sonra Mu'tezili-Hanefi fakihlerine, önce itizali fikirlerinden dolayı tevbe ettirmiş ve onların tartışmalara katılmalarını yasaklamış ve buna aykırı davrananları cezalandırmıştır. Halife, Mu'tezili fıkıhçılardan tevbe etmelerini istemiş, Mu'tezilikten ve Rafızilikten ayrılıp Ehl-i Sünnet’e dönmelerini emretmiş ve bundan böyle İslam’a muhalif fikirlere sahip olmayıp böyle görüşler beyan etmeyeceklerini söylemelerinin ardından halife onlardan buna dair yazılı beyan almış ve ne zaman bu beyana muhalefet edecek olurlarsa başkalarına ibret olacak şekilde cezalandırılmalarının helal olacağına dair ikrarda bulunmalarını talep etmiştir. Valilere emirde bulunarak onları; Mu'tezili, Rafizi, İsmaili, Karmati, Cehmiye, Müşebbihe ve Harici mezhebine mensub kimseleri bulundukları görevlerden azlederek idam etmek, hapsetmek, sürgün etmek hususunda halifenin buyruğuna tabi olmaya çağırdı. Onların minberler üzerinde lanetlenmelerini emretti. Bu övgüye şayan mücadelesi neticesinde bütün bidatçı grupları sürgün etti. Memleketinden uzaklaştırdı. Bu hususta yapılan bu uygulama bi’dat ve bi’datçılarla mücadele hususunda İslam'da bir kanun haline geldi. Halife, saltanatı boyunca Ehl-i Sünnet'e bi’datçılar karşısında yardımcı oldu ve bütün bi’datçıları bilhassa Şiileri horlayıp zelil kıldı. Sünni mezhebler dışında kalan diğer mezheblere müsaade etmemiş Şiilerin halifeye başvurarak İmamiyyenin de mezheb olarak tanınması önerisini de reddetmiştir.
 
Halife Kadir Billah, bütün insanları selef akidesi üzerinde toplamak için selef akidesini anlatan kasideler ve risaleler kaleme almıştır. Çevirisini sunduğumuz eser de bunlardan biridir. Sahabelerin faziletleri ile diğer bazı iyilikleri içeren bir kaside yazdı. Bu kasidesi, Ehl-i Hadis arasında Mehdi Camii'nde her cuma günü okunurdu. Sünnetin açıklanması, selef akidesinin netleştirilmesi ve bi’dat ehli kimselerin görüşlerinin yerilmesi ile onlara reddiyeler ayrıca sahabelerin fazileti ve Kur’an’ın mahluk olmadığı vb., hususları içeren bu risaleleri kadılara ve alimlere okuttuktan sonra ulemadan dinledikleri hususlara muvafakat ettiklerine dair yazılı ifadeleri alındı ve bu akidenin halka öğretilmesi yönünde çalışmalarda bulundu.

Bu okuyacağınız risale dönemin bir çok aliminin imzasını taşıyan bir metindir ve özellikle kalın puntoyla işaretli yerler okunduğunda tamamen selef akidesini yansıttığı ve de kendisini Ehli Sünnet'e nisbet eden Eşari, Maturidi ve fukaha mürciesinden olan Hanefilerin; iman, arş, ilahi sıfatlar vb., görüşlerine muhalefet ettiği görülür. Bu da Allah'ın izniyle bu görüşlerin Ehli Sünnet'in içine sonradan sızdığını isbat eden vesikalardan sadece bir tanesidir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: el-İ'tikad'ul Kadiri, Halife Kadir Billah
« Yanıtla #1 : 23.08.2015, 14:55 »
el-İ'tikad'ul Kadiri, Halife Kadir Billah (336H-422H)

Mukaddime

Ebu’l Ferrac Abd’ur Rahman ibni Ali İbn'ul Cevzi el-Bekri el-Kureyşi el-Hanbeli (rahimehullah) şöyle der:

أخبرنا محمد بن ناصر الحافظ
حدثنا أبو الحسين محمد بن محمد بن الفراء قال:
أخرج الإمام القائم بأمر الله أمير المؤمنين أبو جعفر ابن القادر بالله في سنة نيف وثلاثين و أربعمائة {الاعتقاد القادري} الذي ذكره القادر, فقرىء في الديوان, وحضر الزهاد و العلماء, وممن حضر:  الشيخ (أبو الحسن علي بن عمر القزويني),  فكتب خطه تحته قبل أن يكتب الفقهاء, وكتب الفقهاء خطوطهم فيه: 
  أن هذا اعتقاد المسلمين,  ومن خالفه فقد فسق وكفر,  و هو:


"Muhammed ibni Nasır bize rivayet etti, Ebu Hüseyin Muhammed ibni Muhammed el-Ferra rivayet etti ki, İslam Devletinin Halifesi Ebu Ca’fer ibn'ul Kadir Billah hicri 430 yılından sonra el-İ'tikad'ul Kadiri (isimli risaleyi) neşretti. Bir metinden okundu. Aralarında Ebu Hasan Ali ibni Ömer el-Kazvi’nin de bulunduğu –ki o diğer kadılar imzalamadan bu metnin altına adını yazdı ve imzasını attı- zahidler ve alimler biraraya geldiler. Daha sonra kadılar (metnin altına) isimlerini yazdılar. Bütün bunların (i'tikad metninin ve imzaların) altında şöyle yazılıydı: Bu Müslümanların i'tikadıdır. Herkim buna muhalefet ederse (hakka ve Müslümanların i'tikadına karşı) fıska ve küfre düşmüştür. Bu metin şu şekildedir:

1

يجب على الإنسان أن يعلم أن  الله عز و جل وحده لا شريك له

Bir insanın zaruri olarak bilmesi gerekir ki; Allah azze ve celle (tapılmaya layık ilah olarak) tekdir ve (hiçbir hususta) ortağı yoktur.

2

لم يلد ولم يولد

Doğurmamış (O’ndan çocuk olmamıştır dolayısıyla kimsenin babası değildir) ve doğrulmamıştır (kendisi de doğmamıştır dolayısıyla kimsenin çocuğu değildir).

3

لم يتخذ صاحبه ولا ولدا.

4

Ne bir eş ne de çocuk edinmemiştir.

5

ولم يكن له شريك في الملك

Ne de mülkünde bir ortağı vardır.

6

وهو أول لم يزل

Allah (azze ve celle) hep vardı ve Evvel (her şeyden önce var olan, ilk)’dir.

7

وآخر لا  يزال.   

Hiç ölmeyecek olan Ahir (olup her şey helak olduktan sonra geri kalan)'dır.

8

قادر على كل شيء

Herşeyin üzerinde Kadir (mutlak kudret sahibi)’dir.

9

غير عاجز عن شيء.

Bir tek şeye dahi aciz değildir.

10

إذا أراد شيئا قال له كن فيكون.

Birşeyi dilediğinde Ol! der ve olur!

11

غني,  غير محتاج إلى شيء.

Gani’dir hiç birşeye muhtaç değildir.

12

لا إله  إلا هو الحي القيوم.

O’ndan başka (ibadete layık) ilah yoktur, Hayy (diri, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi)’dir, Kayyum (yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen, evveli olmayan kaim)’dir.

13

لا تأخذه سنة ولا نوم

O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku.

14

يطعم ولا يطعم

Yedirir, (ancak) yemez.

15

لا يستوحش من وحده, ولا يأنس بشيء

Yalnız olmaktan dolayı hüsrana uğramaz ve de birşeyin arkadaşlığına ihtiyacı yoktur.

16

وهو الغنى عن كل شي

Herşeyden Gani (hiç birşeye muhtac olmayan)’dir.

17

لا تخلفه الدهور والأزمان, وكيف تغيره الدهور والأزمان وهو خالق الدهور والأزمان , والليل والنهار, والضوء والظلمة, والسماوات والأرض, وما فيها من أنواع الخلق, والبر والبحر, وما فيهما, وكل شيء حي, أو موات, أو جماد

Asırlar ve zaman O’nu değiştirmez; asırlar ve zaman O'nu nasıl değiştirebilir ki? Zira O, asırların ve zamanın, gecenin ve gündüzün, ışığın ve karanlığın, yerlerin ve göklerin ve mahlukattan içerdiği herşeyin, karanın ve denizin ve içerdiklerinin, ölü, diri diğer herşeyin yaratıcısıdır.

18

كان ربنا وحده, لا شيء معه, ولا مكان يحويه

Rabbimiz bir tek olarak vardı, O’nunla beraber hiç birşey yoktu ve ne de O’nu kuşatan bir mekan yoktu.

19

فخلق كل شيء بقدرته, ,وخلق العرش لا لحاجته إليه, فاستوى عليه, كيف شاء, و أراد, لا استقرار راحة كما يستريح الخلق

Her şeyi kudreti ile yarattı. Arşı da ona ihtiyaç duymadan yarattı. Üzerine yerleşerek istediği ve dilediği gibi yerleşti. (Bu yerleşme) mahlukatın istirahat etmesi gibi bir istirahat değildir.

20

وهو مدبر  السموات  والأرضين, ومدبر ما فيهما, ومن في البر والبحر, ولا مدبر غيره , ولا حافظ سواه

Allah (azze ve celle) yerlerin ve göklerin ve de içindekilerin, karada ve denizde bulunanların Rabbi’dir; O’ndan başka Rab ve O’ndan başka koruyup-kollayan yoktur.

21

يرزقهم ويمرضهم ويعافيهم , ويميتهم ويحيهم

Onları rızıklandıran, hastalanmalarına sebep olan, şifa veren ve ölüm ile hayatı veren O’dur.

22

والخلق كلهم عاجزون, والملائكة والنبيون والمرسلون, والخلق كلهم أجمعون

Mahlukat; melekler, nebiler ve rasuller ile bütün mahlukatın tamamı (ilah vasfına sahip olmayıp) acizdir (muhtaç olmayan ise Allah’dır).

23

وهو القادر بقدرة

Allah (azze ve celle) kudret sıfatı ile el-Kadir (istediğini, istediği gibi yaratmaya muktedir)’dir.

24

والعالم بعلم أزلي, غير مستفاد

Allah (azze ve celle) sonradan elde edilmemiş sonsuz ilmi ile el-Alim (her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedi ve ezeli)’dir.

25

وهو السميع بسمع

Allah (azze ve celle) işitme sıfatı ile el-Semi (herşeryi işiten)’dir.

26

والمبصر ببصر

Allah (azze ve celle) görme sıfatı ile el-Basir (herşeyi gören)’dir.

27

يعرف صفتهما من نفسه

İşitme ve görme (bize) O’ndan bilinir.

28

لا يبلغ كنههما أحد من خلقه

Mahlukattan hiç kimse, (Allah’ın sahip olduğu) bu işitme ve görmenin hakikatine, künhüne vakıf olamaz.

29

متكلم بكلام, لا بآلة مخلوقة, كآلة المخلوقين

Kelam (Sıfatı) ile konuşur. (Konuşması) mahlukatın (konuşurken) kullandıkları vasıtalar (dil, ses) gibi vasıta ile değildir.

30

لا يوصف إلا بما وصف به نفسه, أو وصفه به نبيه عليه السلام

(Allah’ın) kendisini vasıflandırdığı yada Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (Allah’ı) vasıflandırdığının dışında birşeyle vasıflandırılamaz.

31

وكل صفة وصف بها نفسه, أو وصفه بها رسوله
فهي صفة حقيقة لا مجازية


(Allah’ın) kendisini vasıflandırdığı yada Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (Allah’ı) vasıflandırdığı her sıfat hakiki (mana ile)dir ve mecazi değildir.

32

ويعلم أن كلام الله تعالى غير مخلوق, تكلم به تكليما, وأنزله على رسوله صلى الله عليه وسلم على لسان جبريل, بعد ما سمعه جبريل منه, فتلاه جبريل على محمد  وتلاه محمد   على أصحابه, وتلاه أصحابه على الأمة

Bilinmelidir ki; Allah’ın kelamı yaratılmış değildir. Allah (azze ve celle) bununla konuşmaktadır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Cibril (aleyhi selam)’ın dili ile indirmiştir. Cibril (aleyhi selam) vahyi O’ndan işitmiştir. Cibril (aleyhi selam) Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e okumuştur, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına okumuştur, sahabeler de Müslümanlara okumuştur.

33

ولم يصر بتلاوة المخلوقين مخلوقا, لأنه ذلك الكلام بعينه الذي تكلم الله به

Mahlukatın okuması ile kelam (Kur'an) yaratılmış olmadı çünkü bu kelam Allah’ın konuştuğu kelamın aynısıdır.

34

فهو غير مخلوق فبكل حال, متلوا, ومحفوظا, ومكتوبا, ومسموعا

Dolayısıyla; her ne şekilde olursa olsun, ister okunmak suretiyle olsun ister ezberlemek, yazmak yahut işitmek suretiyle olsun, yaratılmış değildir.

35

ومن قال إنه مخلوق على حال من الأحوال فهو كافر حلال الدم بعد الاستتابة منه

Her ne şekilde olursa olsun onun yaratılmış olduğunu söyleyen kimse; kafirdir ve tevbe etmesi teklif edildikten sonra (hala aynı kanaatinde sabit kalıp tevbe etmezse) kanını dökmek Caiz'dir.

36

ويعلم أن الإيمان قول, وعمل , ونية , وقول باللسان, وعمل بالأركان والجوارح,  وتصديق به

Bil ki; iman; söz, amel ve niyet (yani) dil ile ikrar, azalar ile amel ve (kalp ile) tasdiktir.

37

يزيد وينقص , يزيد بالطاعة,  وينقص بالمعصية

Artar ve eksilir; taat (salih ameller)le artar ve masiyetle eksilir.

38

وهو ذو أجزاء وشعب, فأرفع أجزائه لا إله الله,  وأدناها إماطة الأذى عن الطريق, و الحياء شعبة من شعب الإيمان, والصبر من الإيمان بمنزلة الرأس من الجسد

Dereceleri ve şubeleri vardır. (Derecelerinin) en üst mertebesi ‘la ilahe illallah’ kelimesidir. En alt mertebesi de yollardan eziyet veren bir şeyi kaldırmaktır. Haya imandandır. İman’da sabır, vücudda baş gibidir.

39

والإنسان لا يدري كيف هو مكتوب عند الله , ولا بماذا يختم له,  فلذلك يقول: مؤمن إن شاء الله,  وأرجو أن أكون مؤمنا, ولا يضره الاستثناء والرجاء,  ولا يكون بهما شاكا, ولا مرتابا, لأنه يريد بذلك ما هو مغيب عنه عن أمر آخرته, وخاتمته

İnsan, kaderinin Allah (subhanehu ve teala) tarafından nasıl yazıldığını bilemez. Ne hal üzere öleceğini bilemez. Bu sebepten dolayı şöyle demelidir: “İnşallah ben bir mü’minim. Mü’min olduğumu umuyorum.” (İmanda istisna yaparak) “İnşallah ben bir mü’minim” yada “Mü’min olduğumu umuyorum” demek imana zarar vermez ne de kişi böyle demekle (imanda) şüpheye düşmüş olmaz yahut da (haktan) sapmış olmaz çünkü, bununla o kendisine ahireti ve ölümüyle alakalı gayb olan birşeyi kasdetmiştir.

40

وكل شيء يتقرب به إلى الله تعال, ويعمل لخالص وجهه من أنواع الطاعات, فرائضه وسننه وفضائله, فهو كله من الإيمان منسوب إليه

Kendisi sebebiyle, Allah Teala’ya yakınlığın kazanıldığı ve Allah rızası için yapılan her taat (salih amel) –farz, sünnet yahut nevafil- imana atfedilir.

41

ولا يكون للإيمان نهاية أبدا, لأنه لا نهاية للفضائل, ولا للمتبوع في الفرائض أبدا

İmanın bir son noktası yoktur zira faziletli amellerin bir sonu yoktur ve de kendisine uymakla yükümlü olunan farzların da bir nihayeti yoktur.

42

ويجب آن يحب الصحابة من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم كلهم

(Yine) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabının tümünü sevmelidir.

43

ونعلم أنهم خير الخلق بعد رسول الله صلى الله عليه وسلم

Onların Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra mahlukat içerisinde en faziletli kimseler olduğunu (da) bilmemiz gerekir.

44

وأن خيرهم كلهم و أفضلهم بعد رسول الله صلى الله عليه وسلم أبو بكر الصديق , ثم عمر بن الخطاب , ثم عثمان بن عفان , ثم علي بن أبى طالب رضي الله عنهم

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra (ashabının) en faziletlileri: Ebu Bekir es-Sıddık (radiyallahu anh), sonra Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh), sonra Osman ibni Affan (radiyallahu anh), sonra (da) Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh)’dır.

45


ويشهد للعشرة بالجنة

(Aşere-i Mübeşşere’den olan) on kişinin (sahabenin) cennetle müjdelendiğine şahitlik edilmelidir.

46

ويترحم على أزواج رسول الله صلى الله عليه وسلم

(Mü’minlerin anneleri olan) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (pak) eşleri için rahmet dilenmelidir.

47

ومن سب عائشة فلا حَظَّ له في الإسلام

(Mü’minlerin annesi ve Rasulullah’ın pak eşi) Aişe (radiyallahu anha) hakkında kötü konuşan kimsenin İslam’da yeri yoktur.

48

ولا يقول في معاوية إلا خيرا

49

Mu’aviye (radiyallahu anh) hakkında (da) hayırdan başka birşey konuşmamalıdır.

50

ولا يدخل في شيء شجر بينهم, ويترحم على جماعتهم قال الله تعالى

Sahabelerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara dalmamalıdır. Sahabelerin tümüne rahmet dilemelidir. Allah (subhanehu ve teala) şöyle buyurmaktadır: “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler:

والذين جاؤا من بعدهم يقولون : ربنا اغفر لنا ولإخواننا الذين سبقونا بالإيمان, ولا تجعل في قلوبنا غلا للذين آمنوا, ربنا انك رؤوف رحيم

Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen Rauf (çok esirgeyici)’sun, Rahim (çok merhametli)’sin.” (el-Haşr 59/10)

وقال فيهم

Allah (subhanehu ve teala) onlar hakkında şöyle de buyurmaktadır:

ونزعنا ما في صدورهم من غل إخوانا على سرر متقابلين

“Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.” (el-Hicr 15/47)

51

ولا يكفر بترك شيء من الفرائض غير الصلاة المكتوبة وحدها, فإنه من تركها من غير عذر وهو صحيح فارغ حتى يخرج  وقت الأخرى فهو كافر, وان لم يجحدها, لقول النبي صلى الله عليه وسلم :

Bir müslüman, farz namaz dışında, herhangi bir farzı terketmekten dolayı kafir olarak adlandırılamaz. Eğer bir kimse, kabul edilebilir bir özrü olmaksızın -sağlıklı olmasına ve (kabul edilebilir bir mazareti olmaktan) muaf olmasına rağmen- namaz vakti çıkana kadar namazı terkederse bu durumda o kişi, namazın farz olduğunu inkar etmese dahi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in:

بين العبد والكفر ترك الصلاة فمن تركها فقد كفر

“Kul ile küfür arasında namazın terki vardır. Namazı terk eden kafir olur!”

ولا يزال كافرا حتى يندم ويعيدها, فان مات قبل أن يندم ويعيد أو  يضمر   أن يعيد لم يصل عليه, وحشر مع فرعون, وهامان, وقارون, وأبي بن خلف.
وسائر الأعمال لا يكفر بتركها, وإن كان يفسق حتى يجحدها


sözü gereği kafir olur. Tevbe edip kazasını kılana değin küfür üzere kalır. Eğer tevbe etmeden ve namazı kaza etmeden önce ölürse yahut (tevbesini dile getirmeden) kalbinde tutmuş vaziyette ölürse o kişinin cenaze namazı kılınmaz ve bu kişi Firavun, Haman, Karun ve Ubey ibni Halef ile birlikte haşrolunur. İnkar sözkonusu olmadıkça diğer amellerin terki kişiyi küfre düşürmez.

ثم قال:  هذا قول أهل السنة والجماعة, الذي من تمسك به كان على الحق المبين, وعلى منهاج الدين, والطريق الواضح, ورجي به النجاة من النار, ودخول الجنة , إن شاء الله

Sonra şöyle denilmektedir: Bu Ehl-i Sünnet ve’l Cema'atın beyanıdır. Herkim buna yapışırsa, o kimse; apaçık hak, dinin menheci ve açık bir yol üzeredir. Bu kimsenin cehennemden kurtulacağı ve inşallah (Allah’ın dilemesi ile) cennete gireceği umulur.

وقال النبي صلى الله عليه وسلم : الدين النصيحة, قيل: لمن يا رسول الله ؟, قال: لله , ولكتابه, ولرسوله, ولائمة المسلمين, ولعامتهم

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Din nasihattır! buyurdu. Kime Ya Rasulullah? diye sorduk. O da: Allah’a, Kitabına, Rasulü'ne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara! diye cevap verdi.” 

وقال عليه السلام:  أيما عبد جاءته موعظة من الله في دينه فإنها نعمة من الله سيقت إليه, فإن قبلها يشكر,  وإلا كانت حجة عليه, والله ليزداد بها إثما, ويزاد بها من الله سخطا

(Rasulullah) aleyhi selam şöyle buyurdu: “Bir kula Allah’ın elçisi gelir ve ona dini ulaştırırsa bu durumda bu ona ulaştırılan Allah’ın lütfudur. Eğer bunu kabul ederse, Allah (azze ve celle) bundan hoşnut olur. Yok eğer kabul etmezse, bu onun aleyhinde Allah’ın bir hüccetidir ki bu onu, günahlarının artmasına ve Allah’ın ona olan gazabının artmasına sevk eder.”

Hatime


جعلنا الله لآلائه من الشاكرين, ولنعمائه ذاكرين وبالسنة معتصمين, وغفر لنا ولجميع المسلمين  اهـ

Allah (celle celaluhu) bizleri; nimetlerine şükredenlerden, lütuflarını hatırlayanlardan ve sünnete tutunanlardan etsin! Bizleri ve bütün Müslümanları bağışlasın!”
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1104
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: el-İ'tikad'ul Kadiri, Halife Kadir Billah
« Yanıtla #2 : 23.04.2019, 18:21 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Alıntı
...İslâm Devletinin Halîfesi Ebû Ca’fer İbn’ul Kâdir Billâh hicrî 430 yılından sonra el-İ’tikâd’ul Kâdirî (isimli risâleyi) neşretti. Bir metinden okundu. Aralarında Ebû Hasan Alî bin Ömer el-Kazvî’nin de bulunduğu -ki o diğer kadılar imzalamadan bu metnin altına adını yazdı ve imzasını attı- zâhidler ve âlimler biraraya geldiler. Daha sonra kadılar (metnin altına) isimlerini yazdılar. Bütün bunların (i'tikâd metninin ve imzaların) altında şöyle yazılıydı: Bu Müslümanların i'tikâdıdır. Herkim buna muhâlefet ederse (hakka ve Müslümanların i'tikâdına karşı) fıska ve küfre düşmüştür.

Abbâsî Halîfesi Ebû Ca’fer İbn’ûl Kâdir Billâh'ın hicrî 430 yılından sonra hazırlatıp neşrettiği “el-İ’tikâd’ul Kâdirî” ismiyle bilinen risâlenin tercümesini indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız:



Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1466 Gösterim
Son İleti 25.06.2015, 10:41
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2027 Gösterim
Son İleti 31.08.2015, 14:37
Gönderen: Uhey