Tavhid

Gönderen Konu: İMAM MÜZENİ'NİN İ'TİKADİ GÖRÜŞLERİ ve ŞERH'US SÜNNE TERCÜMESİ  (Okunma sayısı 3371 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
بسم الله الرحمن الرحيم
İmam Müzeni'nin İtikadi Görüşleri ve Şerh'us Sünne Tercümesi

İmam el-Müzeni (175-264H)

İmamların İmam'ı, Sünnet'in şeyhi, ümmetin fakihi, fimmet sahibi, Şafiiler'in şeyhi, insanların alimi, müctehid İsmail ibni Yahya ibni İsmail ibni Amr ibni Müslim el-Müzeni el-Mısri eş-Şafii. Künyesi Ebu İbrahim'dir. Müzeyne Kabilesi'ne nispetle Müzeni lakabıyla tanınmıştır. (İbni Halikan, Vefayat'ul Ayan, 1/217-219, #104) Hicri 175 yılında Mısır'da, Fustat'da dünyaya gelmiştir.

İlim ve fazilet ehli bir ailede yetişmiştir. Hadis, fıkıh ve diğer ilimlerin ustasıdır. İmam Tahavi'nin dayısıdır. (Zirikli, el-Alam Kamus Teracim li Eşher'ir Rical ve'n Nisa Min'el Arab ve'l Musta'rabin ve'l Müşteşrıkin, 1/206) İmam eş-Şafii'nin yeni Mezhebi'ni yayan en büyük müctehid İmamlar'dan biridir. (Zehebi, Siyer A'lem'un Nubela, 12/495) İmam eş-Şafii'nin en yakın talabelerindendir. (Zehebi, Siyer A'lem'un Nubela, 12/492)

"Mu'takad/İmam Ahmed İbni Hanbel'in Akidesi" isimli bir eseri de olan Müzeni, Ahmed İbni Hanbel'i övmüş ve onun hakkında şunları söylemiştir: "Ahmed ibni Hanbel; Riddet Günü'nde Ebu Bekir (radiyallahu anh), (Rasulullah'ın vefatının ardından ümmetin birliğinin dağılacağından endişe ederek Ebu Bekir'e ivedilikle Bey'at ettiği) Sakife Günü'nde Ömer (radiyallahu anh), (asilerin evini kuşatıp işgal ettikleri) Dar Günü'nde Osman (radiyallahu anh) ve Sıffin Günü'nde Ali (radiyallahu anh) gibidir." (Beyheki, Menakib'uş Şafii, 2/356-358)

İmam eş-Şafii onun hakkında şöyle demiştir: "el-Müzeni, Mezhebim'in Nasiri (yardımcısı)." (Zehebi, Siyer A'lem'un Nubela, 12/493) Yine şöyle de demiştir: O, Şeytan ile münazara etse, Şeytan'ı susturur! (el-Abbadi, Tabakat'ul Fukaha eş-Şafii'iyye, 10; İbni Hidayetullah, Tabakat'uş Şafii'iyye, 20; Beyheki, Menakib'uş Şafii, 2/356)

İmam Şafii'nin er-Risale ismini beşyüz defadan daha fazla okumuştur. (Beyheki, Menakib'uş Şafii, 235-236) Zehebi'nin naklettiğine göre, İmam Müzeni kalbinin yumuşaması için ölüleri yıkama işini gönüllü olarak yapıyordu. (Zehebi, Siyer, 12/495)

Şeyhleri arasında İmam eş-Şafii dışında Ebi Muhammed Abdullah ibni Vehb el-Fihri, Ali ibni Mabed ibni Şeddad el-Basri, Nu'aym ibni Hammad, Asbağ ibni Nafi zikredilmeye değerdir.

Birçok meşhur talebe yetiştirmiştir. Talebeleri arasında: İmam ibni Huzeyme eş-Şafii, İmam Tahavi el-Hanefi, Ebu'l Kasım ibni Beşşar el-Anmati, Zekeriyye bin Yahya es-Saci, Ebu'l Hasan ibni Havsa, Ebu Nu'aym ibni Adiyy, Ebu Muhammed Abd'ur Rahman ibni Ebi Hatim er-Razi bulunmaktadır.

Çok sayıda değerli eseri vardır. Eserleri arasında çevirisine yer verdiğimiz; Şerh'us Sünne bundan başka; Cami'ul Kebir, Cami'us Sağir, el-Mansur'ul Mebsut, el-Muhtasar'ul Kebir, el-Muhtaras'us Sağir (Muhtasar'ul Müzeni olarak dabilinmektedir), er-Resail'ul Mutebere, Kitab'ul Vasik, Ahkam'ul Kur'an, Mu'takad/İmam Ahmed İbni Hanbel'in Akidesi bulunmaktadır.

Rivayetlere göre bir gün cemaat namazını kaçırmış bunun üzerine cemaat sevabını alabilme ümidiyle tek başına namazını yirmibeş defa tekrar tekrar kılmıştır. (İbni Halikan, Vefayat'ul Ayan, 1/217, #104)

Zehebi, Müzeni hakkında şöyle demiştir: "Müzeni kendi döneminde Mısır diyarının fakihi, Şafii'nin talebelerinin en üstünüydü. (Zehebi, el-Uluvv li'l Aliyy'il Azim #246) İmam Zehebi yine şöyle demektedir: Doğudan batıya, insanların çoğu ondan rivayet etmiştir." (Siyer, 12/493) Subki de Horasan, Irak ve Şam diyarındaki alimlerin çoğu ondan rivayet etmiştir, der. (Subki, Tabakat'uş Şafii'yye el-Kübra, 1/239) Zehebi başka bir yerde de şöyle der: "İmam, alim, dinin fakihi, ilim sahibi zahid..." (Siyer, 12/492)

İbnu Yunus, Mısır Tarihi isimli eserinde onun hikayesine yer vermiş ve onun hakkında şunları söylemiştir: "Allah'ın yarattığı en iyi yaratıklardandır." (İbni Halikan, Vefayat'ul Ayan, 1/217-219, #104)

Ebu İshak eş-Şirazi der ki: "Zühd ve takva ehli birisiydi. Güçlü münazara sahibi, delil getirmekte alem biriydi." (eş-Şirazi, Tabakat'ul Fukaha, 89; Zehebi, Siyer, 12/493)

Ebu Sa'id ibn'us Sakkari onun hakkında şunları söylemiştir: "Müzeni'yi gördüğümde, Allah'a ondan daha fazla ibadet eden yada ondan daha fazla fıkhın detaylarını bilen birini görmediğimi anladım." (Beyheki, Menakib'uş Şafi'i, 2/351)

Hafız İbni Abd'il Berr el-Maliki şöyle demiştir: "Şafii'nin en ilimli ashabındandı. Çabuk kavrayan ve ferasetli birisiydi. Kitapları ve muhtasarları yeryüzünün doğusuna ve batısına dağılmıştır. Takvalı, zahid ve din sahibi birisiydi. Kanaatkar ve kıt yaşamaya karşı sabırlıydı. Mısırlıların en çok ziyaret eddikleri, rağbet gösterdikleri bir kimseydi. Onu, "Kur'an mahluktur" demiş olmakla itham ederler. Halbuki böyle dediği sahih değildir. Bu iddia sehebiyle Mısırlılardan çoğu kendisini terk etti. Sonunda on kadar arkadaşıyle mescitteki bir direğe dayanarak oturur oldu. Sonra Mısırlı salihlerden biri Müzeni ile ilgili güzel bir rüya gördü. (İbni Abd'il Berr, bu rüyayı naklettikten sonra devamla der ki) rüyasını haber verdi de, halk tekrar ziyarete gelmeye başladı, içlerindeki şüphe de zail oldu." (el-İntika fi Feza'il'us Selasat'il A'imme'il Fukaha, 110)

Ebu'l Ferec İbn'ul Cevzi el-Hanbeli demiştir ki: "Şafii'nin ashabındandır. Zeki bir fakih, hadisde güvenilir, ibadet ve fazilette çok üstün birisiydi. Allah'ın yarattığı hayırlı kimselerdendi. Daima Ribat'da olurdu." (el-Muntazam, 12/192) Zehebi'nin nakline göre İbni Yunus da, Müzeni'nin sürekli Ribat'da olduğunu söylemiştir. (Siyer A'lem'un Nubela, 12/495)

İsnevi onu överek demiştir ki: "İmam Şafii'nin Ashabı arasında en yüce olanlardandır." (Tabakat'uş Şafii'iyye, 1/34)

İmam el-Müzeni hicri 264 yılında seksen küsür yaşında (Zehebi, el-Uluvv li'l Aliyy'il Azim #246) Ramazan ayında Mısır'da vefat etmiştir. İbni Kesir de şöyle demiştir: "Bu senede meşhur şahsiyetlerden Ahmed ibni Abd'ur Rahman ibni Vehb ve Şafii'den hadis rivayet eden Mısırlı İsmail ibni Yahya el-Müzeni vefat ettiler. Bu zatın biyografisini "Tabakat'uş Şafiiyyin" adlı eserde anlatmışızdır." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzaltmışdördüncü Senesi) İmam Şafii'ini mezarının yanına defnedilmiştir. (İbni Halikan, Vefayat'ul Ayan, 1/217-219, #104)

Allah ona rahmet etsin!..

Şerh'us Sünne isimli eser hakkında

Bu risalenin İmam Müzeni'ye nispeti ve aidiyeti hususunda herhangi bir zıt görüş söz konusu değildir. İmam Müzeni'ye ait olduğu söylenilmekte ve birçok alim tarafından Müzeni'ye nispet edilmekte ve alıntılanmaktadır. İbni Kayyım, İctima'ul Cuyuş'il İslamiye (166-170) isimli eserinde risalenin tümünü Müzeni'ye atfederek nakletmiştir. Zehebi ise, el-Uluvv isimli eserinde (135) risalenin giriş kısmını aktarmaktadır.

Risalenin kaleme alınma sebebi, risalede müellifin de bizzat dile getirdiği gibi, ilim meclislerinde müzakere edilirken Ehli Sünnet alimlerinden İmam Şafii, İmam Malik, İmam Ahmed, İmam Ebu Hanife, İmam Evzai, İmam Sevri, Davud el-İsbahani, İshak ibni Rahaveyh ve diğer büyük alimler hakkında görüşler ortaya konulmuş bunun ardından söz İmam Müzeni'ye gelmiştir. Meclistekilerden birisi, İmam Müzeni'nin Ehli Sünnet'e muhalefet ettiğini zira Kur'an'ın mahluk olup olmadığı hususunda Tevakuf  ettiğini (duraksadığını, sessiz kaldığını) söylemiş başka birisi de İmam Müzeni'nin, Kur'an'ın mahluk olduğunu söylediğini iddia etmiştir. Bu görüşler yaygınlaşmaya başlayınca, insanlar çok üzülmüş ve bizzat İmam Müzeni'den işin aslını öğrenmeye karar vermişler ve neticesinde bir mektupla durumu ona bildirmişler. İmam Müzeni de bu gibi hususlar hakkındaki i'tikadı ve kanaatini belirtmek için Şerh'us Sünne olarak meşhur olmuş bu risaleyi kaleme almıştır. Böylelikle, İmam Müzeni hakkında ileri geri konuşanların ve iddiaların batıl olduğunu ve itikad prensiplerini ortaya koymuştur.

Bu risalenin üç farklı nüshası bulunmaktadır. Bunlardan ilki Ali Paşa Kütüphanesindeki nüshadır ki bu nüshanın bir kopyası da Medine Üniversitesi'nde (#1694) bulunmaktadır ve (her üç nüsha da) Yusuf ibni Muhammed ibni Yusuf el-Hakkari tarafından yazıya dökülmüştür. İkinci nüsha ise, Şeyh İbni Kayyım el-Cevziyye'nin, İctima'ul Cuyuş'il İslamiyye (166-170) isimli eserinde bulunmaktadır. Bunun aynısı Zehebi tarafından el-Uluvv (135) isimli eserinde giriş kısmının alıntılanması suretiyle bulunmaktadır. Üçüncü nüshaya gelince, Hammad ibni Muhammed el-Ensari Kütüphanesi'nde (#709) dört sayfadan müteşekkil olmak suretiyle bulunmaktadır. Bu nüshayı yazıya döken kişinin rivayet zincirinde yer alan Muhammed ibni Me'sud ibni İbrahim olabileceği söylenmiştir Allah'u A'lem!..

Bundan sonra öncelikle İmam Müzeni'nin çeşitli meselelere dair i'tikadi görüşlerine ardından da Şerh'us Sünne isimli eserinin tercümesine yer vereceğiz inşallah.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
İmam Müzeni'nin İ'tikadi Görüşleri ve Serh'us Sünne

İmam Müzeni'nin İ'tikadi Görüşleri

İmam Müzeni, Şerh'us Sünne isimli risalesini, kendisi hakkında bazı şüphelerin ortaya atılmasının ardından, akidesini net bir biçimde ilan etmek ve şüphelere son vermek için kaleme almıştır.

Rivayet edildiği şekliyle, Tripoli şehrinde bir grup bir araya gelip, Ehli Sünnet imamlarının i'tikadi görüşleri üzerine konuşuyorlardı. İmam Malik, İmam Şafii, Süfyan'us Sevri, Ahmed ibni Hanbel gibi ulemanın görüşleri konuşulduktan sonra mecliste bulunanlar İmam Müzeni üzerine konuşmaya başlamıştır. Bazıları İmam Müzeni'nin Ehli Sünnet'in büyük imamlarından olduğuna itiraz ederek, bilakis onun Ehli Sünnet alimlerinden olmadığını; onun Kader hakkında (ileri-geri) konuştuğunu, Kaderiyye'den olduğunu, akli çıkarım ve kıyaslar yaptığını ileri sürmüştür. Diğer bir nüshada belirtildiğine göre ise, Kur'an'ın yaratılmış olduğuna dair (ileri-geri) konuştuğunu ve Kur'an'ın mahluk olduğunu söyleyenler hakkında tevafuk ettiğini ileri sürmüşlerdir. Şerh'us Sünne isimli risale bu iddialara verilen cevap olmuştur. Burada dikkat çekici bir husus da, İmam Müzeni'nin Ehli Sünnetin büyük imamaları İmam Malik, İmam Şafii, Süfyan'us Sevri, Ahmed ibni Hanbel gibi değerlendirilmiş oluşudur. Şerh'us Sünne'ye aşşağıda yer vereceğiz inşaAllah.

Onunla alakalı olarak ortaya atılan bu tarz iddialar hased ve cehalet sebebiyle vuku bulmuş asılsız iddialardır. İmam Müzeni'nin bu gibi meselelere dalmaması, bu konularda tartışmaması, beyanlarda bulunmaması ise, kesinlikle bu görüşlere meylettiğinden değil aksine kelamdan kaçınmak istemesinden ve resmi ideolojinin sünnet ehline reva gördüğü eziyetlerden kendisini korumak amacıyla takındığı bir tutumdur.

İmam Müzeni'nin İ'tikadi görüşlerine gelince;

Muhammed ibni İsmail et-Tirmizi dedi ki: "Müzeni'nin şöyle dediğini işittim: Bir kimse, Allah'ın Kendisine ait sıfatlarıyla Arşın üzerinde olduğunu kesin bilmeden Tevhidi Sahih olmaz. Ben: Ne gibi dedim. O: Semi, Basir, Alim, Kadir (gibi) dedi." (İbni Mendeh, Tarih; Zehebi, el-Uluvv li'l Aliyy'il Azim, 135)

Ebu Zekeriya Yahya ibni Zekeriya ibni Hayyavah dedi ki: "Ben Müzeni'nin şunu dediğini işittim: Kur'an, Allah'ın yaratılmamış Kelamı'dır." (Beyheki, Menakıb'uş Şafiiyye, 2/352)

İmam Müzeni'ye hased ve düşmanlık besleyen Mısır ahalisinden bazıları onun Kur'an mahluktur dediğini söyleyip, onu bu hususta test etmek istemişlerdir. Ebu'l Kasım el-Anmeti dedi ki:

"Ben Müzeni ile 10 yıl beraber geçirdim. Geçen yıl, Müzeni'nin ashabından birinin cenazesinde ona dedim ki: İnsanlar Müzeni'nin mezhebi hakkında konuşuyor ve Kur'an mahluktur diyenlerin görüşlerini isnad ediyorlar bunu Müzeni'ye sorabilir miyiz? diyorlar. Bunun üzerine ona sorduk. Ey Ebu İbrahim! Biz senden ilim alıyor ve bunun neticesinde senden direk olarak bu ilimi (cevabı) almak istiyoruz. Dahası, insanlar sana Ehli Hadis'in Kur'an (mahluk olup-olmayışı) hakkında sorulduğunu iddia ediyorlar, bizler biliyoruz ki sen Sünnet ile ve Ehl'ul Hadis mezhebi uyarınca konuşursun. Bizlere, neye inanmakta olduğumuzu açıklar mısın? Şöyle cevap verdi:

Kur'an'ın yaratılmamış olduğu ve Allah'ın kelamı olduğu dışında (bu konuda başka) hiç birşeye inanmıyorum. Lakin, ben bu tarz meselelere dalmaktan hoşlanmıyorum. Kendimi (bunun yerine) fıkıh ile meşgul ediyorum." (Beyheki, Menakıb'uş Şafiiyye, 1/465-466)

Beyheki, İmam Müzeni'nin bu tarz meselelere dalmaktan hoşlanmamasının gerekçesini açıklıyor: "Müzeni (rahimaullah) muttaki, kanaatkar bir kimseydi. İdarecilerden kaçar, kendini onların huzurunda test edilmekten sakındırırdı. Bu, Mu'tasım ve Vasık zamanında Buveyti'nin ve Sünnet Ehli'nin başına gelenleri gördükten sonra oldu." (Beyheki, Menakıb'uş Şafiiyye, 2/467)

İmam el-Buveyti hakkında Zehebi şunları söyler: "İmam, allame, fakihlerin üstadı, İmam Şafii'nin ashabından olan Ebu Yakub Yusuf bin Yahya el-Mısri el-Buveyti. Irak'ta 213H yılında hapishanede zincirlere bağlı bir halde can verdi." (Zehebi, Siyer A'lem'un Nubela)

Mu'tasım, Mu'tezili inancına körükörüne bağlanmış bunun neticesinde Abbasi halifesi olarak ibni Ebi Leys el-Asam isimli sapkını 226H yılında Mısır'da bu i'tikadı yayması için görevlendirmiştir. Sünnet ehline karşı çok baskıcı ve zalimane davranışlarda bulunup, bidatını yaymıştır. İmam el-Buveyti bu zalim ve sapkın görüşlere karşı durduğu için zindanda can vermiştir.

İmam Müzeni'nin bu şekilde kendisini bu tarz meselelerden geri çekmesi neticesinde insanların kafasında bazı soru işaretleri oluşmuştur. Şeyhlerinden, Nu'aym ibni Hammad bu gibi söylentilere son vermek için, insanların huzurunda ona Ruyetullah (Allah'ın mü'min kullar tarafından cennette görülmesi) meselesinde ne düşündüğünü sormuştur.

Ebu Davud el-Mısri derki: "Nu'aym ibni Hammad 'ın yanında oturuyorduk. Nu'aym, Müzeni'ye: Kur'an hakkında ne diyorsun dedi? Müzeni: O, Allah kelamıdır dedi. Nu'aym: yani yaratılmış değil mi dedi. Müzeni: Yaratılmış değildir dedi. Nu'aym: Kıyamet Günü, Allah görülecek mi diyorsun dedi. Müzeni: Evet dedi. İnsanlar dağılınca Müzeni kalkıp Nu'aym'ın yanına geldi ve: Ey Ebu Abdullah beni insanların gözünde meşhur ettin dedi. Nu'aym da dedi ki: İnsanlar senin hakkında çok söz söylediler, seni temize çıkarmak istedim." (Taberi, es-Sünne; Lalekai, Şerh Usul'ul İ'tikad, 3/508; İbni Kayyım, Hadi'ul Ervah, 218)

Mısır'da bulunan Müzeni'ye düşmanlık edenler tarafından ortaya atılan bu gibi asılsız iddialar sebebiyle, halk arasında bir tepki oluşmaya başlamısştı. İbni Abd'il Berr şunları nakleder:

"Müzeni'ye düşmanlık besleyen ve onunla ilimde yarışan bazı Mısırlılar, Müzeni'nin Kur'an mahluktur dediğini yaydılar. Bu iddialar asılsıdı ancak halk arasında yayıldı ve Müzeni'nin ilim meclisinde ancak on kişi kalana kadar herkes onu terketti. Ebu Ömer Ahmed ibni Muhammed ibni Ahmed dedi ki:

Ebu'l Kasım Ubeydullah ibni Ömer Ahmed eş-Şafii, ez-Zehra denilen yerde şunları söyleyerek bizlere haber verdi. Mısır ulemasından kimselerin anlattığına göre, takvalı bir alimin biri bir gece rüya görmüş, uyanır uyanmaz Mısır'daki cemaat namaz kılınan mescidin yanında dikilerek Ey Mısırlılar! Toplanın! diye bağırdı. İnsanlar ne oldu diye sorarak etrafında toplandılar. Şunları söyledi: Hepiniz hata ettiniz, Allah'tan bağışlanma dileyin! İnsanlar ne hatası diye sordu. Şöyle dedi: Evet hata ettiniz! Rüyamda gördüğüme göre, sizin mescidinizde buradaydım, mesciddeki bütün kandiller sönmüş gibiydi, biri dışında, Şafii'nin ashabından olan ve sürekli burada ondan ilim tahsil eden Müzeni'nin kandili dışında tümü sönmüştü. Benimle gelin size göstereyim dedi. Müzeni'nin sürekli oturduğu yere geldi. Bunun üzerine Müzeni'nin ilim meclislerine katılanlar çoğaldı. Öyleki neredeyse mescidde yer kalmayacaktı. Bu olay, insanların kalplerindeki (öfke ve kini) yoketti." (İbni Abd'il Berr, el-İntika, 110-111)

Ebu Avane dedi ki: "Ebi İbrahim el-Muzeni'ye, ölmeden önce hastayken gidip ona dedim ki: Kur'an hakkında ne diyorsun? Allah'ın kelamıdır ve yaratılmamıştır dedi. Bundan önce (bu hususta) ne diyordun diye sordum. Dedi ki: Ben hep bunu söylüyordum. Ama bu tarz meselelere dalmaktan hoşlanmıyorum zira İmam Şafii, beni böyle şeylere dalmaktan, tartışmaktan men ediyordu." (Hakim, Tarih Nisabur)

Ahmed ibni Esrem dedi ki: "Müzeni'nin şöyle dediğini duydum: Kur'an yaratılmamıştır, Allah'ın kelamıdır bu konuda hiç farklı düşünmedim. Kim, Kur'an'ın yaratılmış olduğunu söylerse kafirdir, Şafii bu konuda konuşmaktan beni men etti." (Herevi, Zemm'ul Kelam, 4/359; Beyheki, Menakıb'uş Şafii, 2/353)

Muhammed ibni Akil ibn'ul Ezher dedi ki: "Bir adam Müzeni'ye gelerek ona kelam hakkında sordu, Müzeni şöyle dedi: (Kelamdan) hoşlanmıyorum, Şafii beni kelama dalmaktan men etti." (Herevi, Zemm'ul Kelam, 4/283; Herevi, Zemm'ul Kelam, 4/359; Suyuti, Savn'ul Mantık, 63)

Razi dedi ki: "Müzeni diyor ki: Allah ona rahmet eylesin, bir defa Şafii'nin kapısı önünde kelam hakkında münakaşa yapıyorduk, Şafii kapıya çıkarak yanımıza geldi, bizim konuştuklarımızı duyunca hemen geri döndü. Biraz sonra çıkarak yanımıza geldi. Beni size çıkmaktan meneden şey, kelam hakkında münakaşa yaptığınızı işitmemdir. Benim kelamı iyi bilmediğimi mi sanıyorsunuz? Ben kelamın içine girdim ve ondan büyük bir mikdar elde ettim. Fakat kelamın sonu yok. Siz öyle bir şeyle meşgul olup mübahase yapın ki,  şayet hata ederseniz, size sadece hata ettiniz, denilir; küfre düştünüz denilmez." (Fahr'ur Razi, Menakıb-ı Şafii)

Bütün bu rivayetlerin ortak noktası olan İmam Şafii'nin, Müzeni'yi kelama dalmaktan men etmesiyle alakalı asıl rivayet şudur. İbni Bahr dedi ki:

"Müzeni'nin şöyle dediğini işittim: Bir adamla aramızda bir münazara oldu, bana kelamla alakalı sorular sordu öyleki neredeyse dinimden şüphe edecek oldum. İmam Şafii'ye gidip olanı biteni anlattım. İmam Şafii dedi ki: Neredesin? dedim: Mesciddeyim. İmam Şafii dedi ki: Taran'dasın ve dalgaları seni yutmuş. Bu, sapkın kimselerin daldığı bir meseledir ve kulun Allah'ın yarattığı her türlü kötülükle test edilmesi kelamla test edilmesinden daha iyidir!" (Beyheki, Menakıb'uş Şafii, 1/458)

Beyheki bu olayı zikrettikten sonra, İmam Şafii'nin zikrettiği "Taran" kelimesi ile neyi kasdettiğini açıklamak için şunları söyler: "Taran, Kızıldeniz'deki bir yerdir. Denildiğine göre, Firavun ve ordusu burada batmıştır. İmam Şafii, Taran'ı ilhad ehline benzetmiş, kelama dalan vede bir görüşü olmayan kimseyi de Allah'ın Firavun ve ehlini batırdığı bir yerde seyahat eden kimsenin haline benzetmiştir. İmam Şafii daha sonra ona doğruyu öğretmiş ve şüphelerini gidermiştir." (Beyheki, Menakıb'uş Şafii, 1/458)

İmam Şafii'nin kelamdan sakındıran çok sayıda sözü vardır.

"Kelam erbabı hakkında benim hükmüm şudur: Onlara sopa atmalı, develerin üzerine başaşağı ters bindirip aşiretler ve kabileler arasında dolaştırarak: Kitap ve Sünneti bir yana bırakıp da Kelamı alanın cezası işte budur, diye nida edilmelidir!" (Fahr'ur Razi, Menakıb-ı Şafii)

Rebi ibni Süleyman dedi ki: "Şafii'yi şöyle derken işittim: Eğer bir kimse başka birisi için ilim kitaplarını vasiyet etse ve bu kitaplar içinde de kelam kitapları bulunsa, bu kitaplar vasiyete dahil edilmez. Zira kelam ilim değildir." (Fahr'ur Razi, Menakıb-ı Şafii; Herevi, Zemm'ul Kelam, 213; Zehebi, es-Siyer, 10/30)

Ebu Sevr dedi ki: "Şafii bana: Kelam libası (elbisesi) giyip de kurtulan hiç kimse görmedim, dedi." (İbn Batta, el-İbnat'ul Kübra, 535-536)

Yunus el-Mısri dedi ki: "Şafii derdi ki: Allah'ın bir kimseyi şirkin dışındaki bir şeyle imtihan etmesi, kelam ile imtihan etmesinden daha hayırlıdır." (Beyheki, Menakıb'uş Şafii, 182)

Bütün bu nakillerden, Müzeni'nin böyle bir iddiadan uzak olduğu Allah'ın izniyle anlaşılmış oldu. Ahmed ibni Muhammed ibni Ömer el-Menkederi dedi ki:

"Ebu İbrahim İsmail ibni Yahya el-Müzeni'nin ölmeden önce hastayken şöyle dediğini işittim: Bütün insanları (...), Kur'an'ın lafzına dair konuştuğumu yada bu konuda tevafuk ettiğimi söyleyenler dışında (...) Mesele şu ki, ben muhacir araplardanım ve küçük çocukların kalkıp bana Kur'an'dan sorup alay edecekleri birşeye dalmaktan hoşlanmıyorum. Sonuç olarak, ben kendimi bu tartışmadan geri çektim ve bu konuda yöneltilen soruların tümünü yanıtsız bıraktım ki, insanların bana Kur'an(ın mahluk olup olmadığı) hususunda isnad edecekleri hiç birşey olmasın." (Herevi, Zemm'ul Kelam, 4/359-360)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
İmam Müzeni'nin İ'tikadi Görüşleri ve Şerh'us Sünne

Şerh'us Sünne

(İzz'ed Din Ebu Muhammed Abd'ur Rezzak ibni Rizkile er-Rasani el-Hanbeli şunları söyledi:)

Fakih İmam Şems'ed Din Ebu'l İzz Yusuf ibni Ömer ibni ebi Nasr el-Hakkari (Hicri) altıyüzonaltıncı yılda Sefer Ay'ında bize haber verdi ve dedi ki: Selefin takipçisi eş-Şeyh, el-İmam, el-Hafız, es-Sika Ebu İshak İbrahim ibni Osman ibni İsa ibni Dirbas el-Merani kendi sözleri ile Musul şehrinde (hicri) altıyüzonbirinci yılda, Cemad'ul Ula ayının on dokuzunda bize rivayet etdi ve dedi ki: Salih alim Şeyh Ebu Abdullah Muhammed ibni Ahmed ibni Hamd ibni Muferrac ibni Ğiyas el-Ertahi Mısır'daki Fustat şehrinde benim ona okumam suretiyle bize haber verdi ve dedi ki: Musnid1 alim Şeyh Ebu'l Hasan Ali ibn'ul Hüseyin ibni Ömer el-Mevsuli el-Ferra bana (rivayet etmem için) izin verdi (ve risalede) bize haber verdi (bildirdi):


"ح" (Rivayetin ikinci yolu)2 Şeyh İbrahim ibni Osman (el-Merani) dedi ki: el-Fakih, el-İmam, el-Hafız Şeyh Ebu Tahir Ahmed ibni Muhammed ibni Ahmed ibni Muhammed ibni İbrahim ibni Silefi el-İsbehani es-Silefi (Hicri) beşyüzyetmişdördüncü yılın Rebiy'ul Ahir ayında İskenderiyye'den bize yazdığı mektubunda bize haber verdi ve dedi ki: eş-Şerif Ebu Muhammed Abd'ul Melik ibn'ul Hasan ibni Bitinne el-Ensari (Hicri) dördyüzdoksandokuzuncu yılda Mekke'de benim ona okumam yolu ile bize haber verdi:

Her ikisi de (yani hem Şeyh Ali ibn'ul Hüseyin el-Mevsuli el-Ferra, hem de eş-Şerif Abd'ul Melik ibn'ul Hasan el-Ansari ayrı kanallardan rivayet etti ve) dedi ki:

Ebu Abdulleh el-Hüseyin ibni Ali en-Nesevi el-Fekih Mekke'ye yanımıza gelmişti bize haber verdi (ve dedi ki): Ebu Muhammed İsmail ibni Reca ibni Sa'id el-Askalani bana Askalan şehrinde haber verdi (dedi ki): Ebu'l Hüseyin Muhammed ibni Ahmed ibni Abd'ur Rahman el-Malti ve Ebu Ahmed Muhammed ibni Muhammed ibni Abd'ur Rahim el-Keysarani bana haber verdi (ve dedi ki): Her ikisi de dedi ki: Ahmed ibni Bekir el-Yezuri bize haber verdi ve dedi ki: el-Hasan ibni Ali el-Yezuri el-Fakih bana rivayet etdi: Ali ibni Abdullah el-Halvani bana rivayet etti ve dedi ki:

Mağribin Tarablus (Tripoli) şehrinde idim. Ben ve ashabımız Sünnet'i konuşuyorduk ki, sonunda el-Müzeni -rahimahullah- hakkında da konuştuk. Ashabımızdan biri dedi ki: Bana öyle geliyor ki, o (Müzeni), Kur'an hakkında konuşuyor ve, bu hususda (Kur'an'ın mahluk olup olmadığına dair birşey demeden) susuyor. Başka birisi ise onun bunu (Kur'an'ın mahluk olduğunu) söylediğini söyledi. Ta ki, başka insanlar da bize (meclise) katıldı. Bu (haber) insanları çok şiddetli şekilde kederlendirdi. Ondan (bu konudaki düşüncesini) öğrenmek maksadıyla ona bir mektub yazdık. (Cevab olarak) bize kader, irca, Kur'an, ba's (yeniden diriliş), ahirette toplanma, mizan terazileri ve ictihad hakkında Şerh'us Sünne (Risalesi'ni) yazdı. (Risale'de şunları) yazdı:

Bismilahirrahmanirrahim,

Allah bizi ve sizi takva üzere korusun ve bizi ve sizi doğru yola yönelmede muvaffak etsin! Bundan sonra;

Sünnet'den ona sarılmak için nefsine sabrı öğreten, onun vasıtasıyla farklı fikirlerdeki şüpheleri, dalalet ehlinin uydurduğu işlerdeki azgınlıkları senden uzaklaştıran bir şeyi sana izah etmemi istedin. Sana (cevabımda) apaçık bir menhec izah etdim ki, orada kendime ve sana nasihat etmeyi ihmal etmedim. (Bu yazıma) rüşd ve hidayet sahibi Allah'a hamd etmekle başladım.

Söylenilmeye en layık, şükür edilmeye en layık olan Allah'a hamd eder, sena eder (O'nu yüceltir)im.

(Allah) Tekdir, Samed'dir. O'nun ne eşi (hayat arkadaşı / yoldaşı), ne de oğlu (çocuğu) vardır. Benzeri olmakdan münezzehtir. O'nun benzeri ve dengi yoktur. İşitendir, Görendir, Bilendir, Her Şeyden Haberdardır. Yenilmez ve Yücedir. Arşın üzerine (dilediği gibi, O'na layık tarzda, zatıyla) istiva etmiştir ve ilmi ile yarattıklarına yakındır. İlmi her şeyi ihata etmişdir. Yarattıkları üzerine önceden yazılmış kaderi uygulamıştır.


يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ

"(Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir." (Mü'min 40/19)

Mahlukat (yaratılmışlar) O'nun (olacakları önceden bilen, olayları olmadan önce bilen) sabık ilmi ile amel ederler. (Allah) onları hayır ve şerden ibaret hangi maksat için yaratmışsa yaratılanlar onu icra ederler. (Yaptıkları) itaatten (Allah'ın izni olmadan) kendilerine bir fayda vermeye, (yani Allah'ın izni olmadan) kendilerinden bir günahı uzaklaştırmaya kadir değildirler. (Allah) yaratılmışları onlara hiç bir ihtiyaç duymadan Kendi isteği ile yaratmıştır.

Meleklerin hepsini (Kendine) itaat (etmeleri) için Halk etmiş (yaratmış), onları Fıtri olarak (Kendisine) ibadet üzere yaratmıştır. Onlardan öyle melekler vardır ki, O'nun kudreti ile arşı taşırlar ve onlardan bir diğer qrup ise arşının etrafında (Allah'ı) tesbih ederler. Diğerleri de (O'na) hamd getirerek O'nu takdis eder(yüceltir)ler. (Allah) onlardan (insan) elçilerine (göndermek için) elçiler seçmiştir. Bazıları da O'nun (emretdiği) işlerini idare ederler.

Sonra Adem (aleyhi selam)'ı eliyle yarattı ve onu cennetine yerleştirdi. Bundan önce ise onu (Adem'i) yer için (orda yaşaması için) yaratmıştı. Ona bir ağaçdan (meyva yemeyi) yasaklamıştı ki, ondan (meyva) yiyeceğini kaderinde daha önceden yazmıştı. Sonra onu yasakladığı işle sınadı. Sonra düşmanı (İblis'i) onun üzerine musallat etti, buna göre de onu (ağaçtan meyve yemekle) aldatdı. (Allah) ondan yemesini yeryüzüne (düşmesine) bir sebep kıldı. (Adem) onun (meyvasından) yemekten kurtulmak için hiç bir yol, ondan kaçınacak hiç bir imkan, çıkış yolu bulamadı.

Sonra onun zürriyetinden cennet için sakinler yarattı ve onlar O'nun dileği ile onun (cennetin, cennet ehlinin) amelleriyle amel ederler, O'nun kudreti ve isteği ile (haklarında yazılmış amelleri) hayata geçirirler. Yine onun zürriyyetinden ateş (cehennem) için de sakinler yaratdı, onlara gözler yaratdı ki, onunla (hakkı) göremezler, onlara kulaklar yaratdı ki, onunla (hakkı) işitemezler, onlara kalbler yaratdı ki, onunla (hakkı) anlayamazlar. Onlar bununla hak yoldan engellenmişlerdir. Sabık kaderi ile (orada yazdığı gibi) ateş ehlinin amelleri ile amel ederler.

İman söz ve ameldir. Bu ikisi birbirlerinin aynısı, birbirine bağlı iki şey, iki ayrılmaz yoldaşdırlar. Onların arasında fark görmüyoruz. Amelsiz iman, imansız da amel yoktur. Mü'minler imanda (birbirlerinden üstün olmakla) farklılaşırlar, bazıları diğerlerinden çok salih ameller işlerler. Günahlar sebebiyle imandan çıkmazlar, masiyet ve isyan etmekle kafir olmazlar. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in cenneti (yani cennete girmesi) hakkında vacib gördüğü (Aşere-i Mübeşşere'den olanlar gibi) kişilerden başka hiç kimse hakkında cenneti vacib görmüyoruz ve kötü amel edenler hakkında da (kesinkes) cehenneme gireceklerine dair şahidlik etmiyoruz.

Kur'an Allah'ın Kelamı'dır, O'ndan gelmiştir. Mahluk (yaratılmış) değildir ki, sonradan da yok olsun.

Allah'ın kelimeleri, Allah'ın kudreti, O'nun vasfı ve sıfatlarının (hepsi) kamildir, mahluk değildir, daimidir, ezelidir. Sonradan yaratılmamışlardır ki, yok olsunlar. Rabbimiz önceden nakıs değildi ki, sonradan da (sıfatları ile) artsın. Sıfatları yaratılmışların sıfatına benzemekten uludur. Vasfedenlerin zekaları (O'nu vasfetmekten) acizdir. (O'ndan bir şey) istenildiğinde cevapları ile yakındır. İzzetli olması ile (mahlukatdan) yetişilmeyecek derecede uzaktır. Arşı üzerine istiva etmiştir, yarattıklarından ayrıdır. Mevcuddur, yok ve kayıp değildir.

Yaratılmışlar rızıkları bittiğinde, ömürleri sona erdiğinde kendi ecelleri ile ölürler.

Sonra onlar (mezarın) sıkmasından sonra, kabirde (Allah, din ve peygamber hakkında) sorguya çekilecekler.

Çürüdükten sonra diriltilecekler. Kıyamet Günü, Rablerinin (huzuruna) toplanacaklar. Arz meydanında, mizanların olduğu yerde, Allah'ın sayıp hesaba aldığı, onların ise unutduğu (amellerinin yazılmış olduğu) divanların sayfalarının açılıp ortaya koyulduğu zaman, yarattıkları arasında Allah'tan başka birinin Hakim olması durumunda3


كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

"elli bin yıl olan bir günde" (el-Me'aric 70/4)

O'na (Allah'a) hesab verecekler. Lakin Allah adaleti ile onlar arasında dünyadaki kaylule (öğle ile ikindi arası şekerleme yapma) vakti miktarındaki vakit çerçevesinde hüküm verecek.


وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ

"O hesaba çekenlerin en çabuk olanıdır." (el-En'am 6/62)

Onlar için bedbahtlık ve saadetten (ibaret bir hayat) başlattığı gibi, o gün de (Allah'a) dönecekler.


فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

"Bir kısım cennette, diğer bir kısım ise Sair (cehennem) de!.." (eş-Şura 42/7) olacak.

O gün cennet ehli cenne'te ni'met bolluğu içinde olacaklar. Çeşit çeşit lezzetler içinde olacaklar. En faziletli keramet ile hoş vakit geçirecekler.

O zaman onlar Rablerine bakacaklar (görecekler). O'na bakmakta (görmekte) hiç bir sıkıntı çekmeyecekler ve (O'nu gördüklerinde) şek-şüphe etmeyecekler. Yüzleri (Allah'ın) kerameti ile parlayacak, gözleri (O'nun) fazileti ile daimi kalıcı nimet içinde O'na bakacaktır.

لاَ يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ

"Onlara orada (cennette) hiç bir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılmazlar." (el-Hicr 15/48);

أُكُلُهَا دَآئِمٌ وِظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ

"...yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir..." (er-Ra'd 13/35)

İnkar ehli ise, Rableri ile onların arasında perde çekilecek, ateşte yanacaklar.

لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ

"Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır." (el-Ma'ide 5/80);

لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا كَذَلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ

"Onlar için ne, karar verilir, ki böylece ölüversinler ne kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir. İşte biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.." (Fatır 35/36)

Allah'ın, ondan (cehennemden) çıkarmak istediği muvahhidler ise müstesnadır.

Emir sahiplerine, Allah katında razı kalınacak şeylerde itaat ve Allah katında gazapla karşılık verilecek şeylerden kaçınmak (Vacib'dir). Hadlerini aştıklarında ve zulüm ettiklerinde onlara karşı baş kaldırmayı terk etmek, onlar(ın zulmüne sabretme) vasıtasıyla tebasına, rahmet etmesi için Allah'a tevbe etmek (gereklidir).

Kıble ehlinin tekfirinden kaçınmak, dalalet çıkarmadıkları müddetçe çıkardıkları bid'atlerde onlardan (Bid'atleri miktarında) uzaklaşmak gerekir. Onlardan kimi bir (küfre varan) dalalet çıkarırsa kıble eEhline karşı çıkmış ve dinden ayrılmıştır. Ondan uzaklaşmakla Allah'a yaklaşılır. O kimse terk edilir ve alçaltılır. Hastalığından (bid'atinden) uzak durulur. Onun hastalığı (bid'ati) kuduz (hastalığın)dan daha tehlikelidir.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in halifesi olan Ebu Bekir es-Sıddık (radiyallahu anh)'ın (en) faziletli (sahabe) olmasına i'tikad etmek gerekir. O, peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'den sonra (Muhammed Ümmeti'nden olan) insanların en hayırlısıdır. İkinci olarak (bu ümmet içerisinde fazilette) el-Faruk'u söyleriz (ki) o, Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh)'dır. Onların ikisi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in vezirleri ve kabir yoldaşlarıdır. Üçüncü olarak (bu ümmet içerisinde fazilette) Zu'n Nureyn, Osman ibni Affan (radiyallahu anh)'ı söyleriz. Sonra ise fazilette ve takvada Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh) gelir. Allah hepsinden razı olsun.

(Bu dördünden) sonra (fazilette) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in cennet'le müjdelediği on neferden (Aşerei Mübeşşere'den) geriye kalanlar (Abd'ur Rahman ibni Avf, Ubeyde ibni Cerrah, Sa'id ibni Zeyd, Sa'd ibni Ebi Vakkas, Ubeydullah ibni Talha ve Zübeyir ibni Avvam)'dır. Onların her birine karşı ve sonra onlardan sonra gelen diğer sahabelere karşı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tayin ettiği fazilet miktarında samimi sevgi beslemekteyiz. Allah onların hepsinden razı olsun!

Onların faziletli olduklarına i'tikad edilmeli, işledikleri hayırlı amelleri ile yad edilmelidirler. Aralarında çıkan ihtilaflar hakkında (konuşmaya) dalmaktan çekiniriz. Onlar peygamberleri (sallallahu aleyhi ve sellem)'den sonra yeryüzü ehlinin en hayırlılarıdırlar. Allah, Kendi peygamberine (sahabe olmaları için) onlardan razı olmuştur ve onları dininin yardımcıları olarak yaratmıştır. Onlar bu dinin imamları, müslümanların en seçkin şahsiyyetleridirler. Allah onların hepsinden razı olsun!

Cuma namazına iştirak etmeyi terk etmeyiz. Bu ümmetin adil ve faciri arkasında -(küfre varan) bid'atten temiz olduğu müddetçe- Cuma namazını kılmak gerekir. Eğer bir dalalet çıkarırsa arkasında namaz kılınmaz. Adaletli veya zalim (müslüman) yönetici ile cihad ve hacc da (yerine getirilmelidir).

Seferlerde namazı kısaltmak, oruç tutmak ile oruç tutmamak arasında tercih yapmak (Sünnet'dendir), (seferi olan kişi) dilerse oruç tutar, dilerse tutmaz.

Bu sözler ve fiillerin üzerinde, geçmiş ve önceki hidayet imamları ittifak ettiler. Allah'ın muvaffakiyeti ile tabi olanlar kendilerine ibret alarak ve razı kalarak bunlara sarıldılar. Sakındırıldıkları şeylerde ağır yük altına girmekten uzak durdular. Allah'ın yardımı ile doğru yola yöneltilmiş ve muvaffak olmuşlar. (Hak yola) tabi olmaktan yüz çevirmemişler ki, kusurlu olsunlar. Ona, arttırmakla haddi aşmadılar ki, hadlerini aşmış olsunlar. Biz de Allah'a güvenir, ona tevekkül eder, onların yoluna tabi olmamızı O'ndan dileriz.

Bu; Sünnet'in, Şerhi'dir. Onu açıklamaya çalıştım ve izah ettim. Allah kimi bu beyan etdiğime amel etmekle beraber necasete (bulaşmaktan) ihtiyat etmekle farzları eda etmeye, itaat olan ameller için kamil abdest almaya, namazları imkan dahilinde eda etmeye, varlıklıların zekat vermeye, varlıklıların ve imkan sahiplerinin hacc yapmaya, sağlam kimseler ramazan orucu tutmaya, Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in Sünnet olarak koyduğu beş namazı, her gece vitr namazını, fecir (sabah) namazının iki Sünneti'ni, ramazan ve kurban bayramı namazlarını, eğer söz konusu olursa küsuf (güneş ve ay tutulması) namazlarını, ihtiyaç olduğunda (kuraklıkta) istiska (yağmur duası etmeye ve) namazını kılmaya, haramlardan çekinmeye, (fitne yaymak için) söz taşıyıp getirmekten, yalandan, gıybetten, haksız yere isyandan, Allah hakkında bilmediğini söylemekten kaçınmaya, kazançta, yiyecekte, Haramlar'da, içecekte, giyimde dikkatli olmaya, şehvetlerden çekinmeye riayet etmesine -(bilmek lazımdır ki) bunların hepsi, en büyük Haramlar'dır ve kim (sürüsünü) koruluk etrafında otlatırsa her an (sürü) koruluğa girebilir4- muvaffak ederse, kime bunları yapmayı sevdirise, o, dinden olan doğru yol üzeredir, Allah'n rahmetinden (payının olmasına) ümid edilir. Allah bizi ve seni, bol ve ezeli ihsanı, yüce ve en keremli Celali ile en sağlam yoluna muvaffak etsin! Bize selam söyleyenlere selam olsun! Dalalet ehli Allah'ın selamından hiçbir şeye nail olmaz!.

Alemlerin rabbi olan Allah'a hamd olsun!..

Allah'ın hamdi ve ihsanı ile risale burada sona erdi. O'nun bol-bol hayır duası ve selamı Muhammed'in, onun ailesinin, sahabelerinin ve pak olan zevceleri'nin üzerine olsun!..




Alıntı
1- Musnid, hadis alimlerine verilmiş bir sıfattır. Adeten en meşhur hadis kitaplarını rivayet eden ve başkalarına da rivayet etmek için kendi senedi ile izin veren alimlere "Musnid" denir.

2- Alimler rivayet ilminde bir çok remizler icat etmişlerdir. Bu remizlerden biri de Arapçadaki
"ح" harfidir. Rivayet eden alimler çoğu zaman aynı rivayeti birden çok yoldan rivayet ederler. Ona göre de paralel senedler arasında fark koymak için bir yol ile gelen senedi söyledikten sonra bu remze yer verir ve sonra paralel senedi kaydederler. Bizim bu kitabın rivayeti ise gördüğümüz gibi iki ayrı yoldan rivayet edilmektedir. Şeyh İbrahim ibni Osman el-Merani bunu birinci olarak Muhammed ibni Ehmed el-Ertahi yolu ile, sonra ise Ebu Tahir es-Silefi'nin yolu ile rivayet etmiştir. Hem el-Ertahi, hem de es-Silefi onun şeyhleridir.

3- Yani eğer Allah'tan başkası o gün hakim olsa, o günün sorgu-sualini bir başkası yapsa elli bin yıl çeker.

4- Bu sahihte geçen meşhur bir hadisden bir bölümdür. Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) hadisinde şüpheli şeylerle amel edenleri koruluk etrafında koyun otlatan birisine benzetmekle, koyunların koruluğu geçebileceği gibi o insanın da harama her an girebileceğini izah etmektedir. Müellif de bu manada hadisin, o kısmını iktibas etmiştir. Hadisin; Müslim'deki lafzı ile, tam metni şu şekildedir:

Nu'man ibni Beşir (radiyallahu anh)'dan rivayet edilmiştir; der ki: Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken duydum:

إِنَّ الْحَلاَلَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشْتَبِهَاتٌ لاَ يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ فَمَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ أَلاَ وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى أَلاَ وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ أَلاَ وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

"Şüphesiz Helal aşikar, Haram da aşikardır; ama aralarında bir takım şüpheli şeylervardır ki, onları insanlardan birçoğu bilmez. İmdi bu şüp­helerden kim korunursa dini ve ırzı için beraet almıştır. Her kim bu şüp­helere düşerse Harama konar. Korunan bir yerin etrafında hayvan otla­tan çobanın  hayvanlarını  oraya  kaçırması  yakıncactk  olduğu  gibi. Dikkat!.. Her hükümdarın bir mahruresi vardır. Dikkat!.. Allah'ın mahrusesi de Haram kıldığı şeylerdir. Dikkat!.. Bedende bîr et parçası vardır ki, bu parça işe yarayışlı olursa bütün beden yarayışlı olur; bozuk olursa bütün beden bozulur. Dikkat!.. O da kalptir." (Buhari; Müslim; Ebu Davud; Tirmizi; Nesai; İbni Mace)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1097
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

İmâm el-Müzenî (Rahimehullâh)'ın İ'tikâdî Görüşleri ile alâkalı bir derlemeyi ve Şerh'us Sünne isimli İ'tikâd'a dair meşhur risâlesini indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız:



Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
40 Yanıt
14396 Gösterim
Son İleti 15.01.2019, 23:08
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2308 Gösterim
Son İleti 27.10.2015, 04:26
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
1809 Gösterim
Son İleti 08.11.2015, 04:24
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
4511 Gösterim
Son İleti 11.02.2017, 20:30
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2056 Gösterim
Son İleti 20.07.2016, 19:53
Gönderen: Uhey