Tavhid

Gönderen Konu: ZİYARETÇİLERİN DİKKATİNE!  (Okunma sayısı 5307 defa)

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 700
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
ZİYARETÇİLERİN DİKKATİNE!
« : 28.01.2016, 17:36 »
Bismillah.

Bizler Tüm Rasullerin Ortak Daveti ve Davasını yürütmeye çalışan ve ondan başka gündem oluşmasına izin vermeyi düşünmeyen kimseleriz. Dolayısı ile günümüzde münafıkça tartışılan muasır bazı meseleleri bize yazıp bizi meşgul etmeyin. Bizim öyle meselelerle alakalı bir gündemimiz olmadığı gibi hayatımızda da yeri yoktur. Amel olarak hepsini gündemimizden çıkardık. O tarz meseleleri tartışmaya açıp çeşitli şüpheleri gündeme getirenleri münafık olarak görüyoruz. Yok tağuta askerlik caiz mi, sıcak savaşta olursa caiz değil soğuk savaşta olursa caiz, yok tağuta muhakeme caiz mi, İslam Devletinde olursa caiz değil ama tağuti sistemlerde şu şu şartlarda caiz olur, yok temyize başvurmanın, avukat tutmanın hükmü nedir? Yok kafirlerin okuluna çocuk gönderen kimse kendisini koruduğunu iddia ederse hükmü nedir? Yok küfür sözleşmelerinin hükmü yada tahrif geçerli mi değil mi ya da şirk koşan kimse cehaletinden dolayı müslüman olabilir mi olmaz mı gibi daha sayamayacağımız kadar meseleleri gündemlerine alıp bu meseleler üzerine gelişi güzel hiç bir asla dayanmadan görüşler beyan eden, gündemlerine alan kimselerden beriyiz. Bu tarz şüpheleri soru şeklinde bile olsa gündemine alan kişilerin tevhidin cahili olduklarına hükmederiz ve onlara bu meselelerle uğraşmak yerine acilen ehil birisinden tevhid dersleri almalarını tavsiye ederiz. Bu gibi meselelerin cahili olan varsa dürüstçe cehaletini itiraf edip ilimsizce tartışmalar içerisine girmek yerine bizden tevhid dersi talep edebilir.

Bu hastalığı en iyi bilenlerdeniz. Bizleri o hastalıktan kurtaran Allah'a hamd olsun. İman ile küfür arasında bir tercih yapmada zorlanan kimselerin ekmiş olduğu şüphelere verilecek cevap bizde mevcuttur lakin şimdilik seviyesi çok düşük olan bu gibi tartışmalara girmeyi düşünmüyoruz. Çok gerekli gördüğümüz meseleleri risale şeklinde ele alıp kökten şüpheyi bertaraf etmeye çalışıyoruz. Avamdan olan birisine düşen acilen ilim tahsiline sıfırdan başlamasıdır ve aynı zamanda da haddi olmayan meselelere girip meseleleri kendi reyi ile delillendirme işinden de derhal vazgeçmelidir. Tarihin hiç bir döneminde avamdan olan kişinin direkt delillere yöneldiği ve hüküm çıkarttığı görülmemiştir. Avamın bu yaptığı şey ümmet içerisinde sonradan ortaya çıkan bid’at bir ameldir. Bizi böyle ilmi seviyesi çok düşük ve cevapları aslında kendi içerisinde olan sorularla, gündemlerle münafık tipli kimseler gelip meşgul etmesin. Allah bize yanımızdaki münafıkları kovduktan sonra bir çok nimet bahşetti. Sonradan öğrendik ki onlar hakiki münafıklardanmışlar. Çoğu da dinden dönüp mürted oldu zaten. Bizi onlardan arındıran Allah'a hamd olsun.

 Ey münafıklar! Sizleri gayet iyi tanıdığımızı zan ediyoruz. Siz siz olun nasuh bir tevbe ettikten ve hastalıktan kurtulduktan sonra bize gelin. Böyle ucuz şüphelerin cevabını aramak ve ismi değişik olsa da aslında aynı asla dayanan başka şüpheler gündeme getirip çok ihlaslı olduğunuzu bize ispat etmeye çalışmayın bu saatten sonra o numaraları yemeyiz. Bu dava ağır dolayısı ile bu davayı yaşamak kendilerine ağır gelen kişiler, başka cemaatlere ihanet edip yumuşak cemaatler arayanlar, menfaat peşinde koşan kişiler, çeşitli planları olanlar vs bize gelmesinler. Bize gelen kimse batılla tüm ilişkilerini kesmiş ve hesaplarını bitirmiş hakiki tevbe ehli olması gerekir. Çok müslüman iddiasıyla gelip müslümanlığını ispat edemeyen kimseler tanıyoruz. Sakın hastalıklı dönemlerimizde size müslüman dediğimize de aldanmayın çoğunuz mürted oldunuz geri kalan kimselerin ne o gün ne de şimdi müslüman olduğunu hiç zannetmiyorum. Öyle kendinizi müslüman oldum diye aldatmayın. Sorun kendinize bakalım sizin davetçiniz kimdir? Hadi bir davetçiniz yok tevhide dair şimdiye kadar kaç kitap okudunuz? Hakkı ile o sorunun üzerinde düşünürseniz aslında sizin bir şey bilmeyen diğer kafirlerle çok da farkı olmayan kimseler olduğunuzu fark edeceksiniz. İstisnaları takdirle karşılarız. Artık islamcı geçinen sakallıların dürüst kişiler olmadığı açığa çıkmıştır dolayısı ile davet ve dava artık onların üzerinde yükselmez. Bizler sıfırdan kafir olan kişileri muhatap alıyoruz ve fikir fahişesi olmuş, münafıklaşmış, dünyayı tercih etmiş sözde tevhid ehli geçinenlerden artık beriyiz ve davette onları çok da muhatap kabul etmiyoruz. Bu yalancı ve hastalıklı çevre akıllarını başlarına alacakları bir musibetle karşılaşmadan düzelmeleri çok zor görünmektedir.

Bizler müslümanların vahdetini düşünmeyen kaypak ve kaçak yazışan herkese kapıları kapattık. Amacı olmayan ve ilişkilerini Şeriatın hükmüne göre düzenlemeyen kimselerle ilişkimiz söz konusu olamaz artık. Bu münafıklara karşı sertlik içerisinde olacağımızı herkes bilsin. Bizden ilim alıp sağda solda satanlar elbette yok olmaya mahkumdur. Er geç dere akıp yatağını bulacaktır. Bizler yalnız da kalacağımızı bilsek asla menhecimizden taviz vermeyiz. Bizler çokluğa tapmıyor ve şöhret peşinde de koşmuyoruz. Garipliğimiz bizim azığımızdır. İşi gücü sadece kelam meclisi kurmak olan fakat kafir ailelerinden ayrılmayan, saflarını seçmeyen, kafir kıyafetlerinden sıyrılmayan ve herhangi bir oluşum içerisine girmeyen ve kadınlara tabi olan kimselerin gündemleri ile vakit harcayamayız. Bu kişilerin davaları olsa kendilerine çeki düzen verirler. Bu siteye yazarken ya da bizimle görüşmek için gelirken hesabınızı kitabınızı yaparak gelin. Bizim boş işlerle harcayacak vaktimiz yok bilesiniz. Allah bize yeter o ne güzel vekildir.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1745
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: ZİYARETÇİLERİN DİKKATİNE!
« Yanıtla #1 : 09.02.2016, 15:31 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Yukarda bizimle sahte isimler, sanal kişilikler üzerinden irtibata geçmeye çalışan esrarengiz tiplerle muhatap olmayacağımıza dair ikazlarda bulunmuştuk. Birileri anlaşılan sanal alemde çeşitli maskeler altında fırıldaklar çevirmelerine mani olmaya çalışmamızdan rahatsız olmuşlar ki bizden öğrendiklerini bize çevirmeye kalkarak bu uygulamanın selefi kimdir gibi şeyler yazıyorlar. Şimdi aşağıda selef zamanında insanların kendi aralarında nasıl bir adabla hareket ettiklerine ve birbirlerine karşı nasıl dürüst davrandıklarına dair nakillerde bulunacağız ama ondan önce bu şahıslara aynı soruyu yöneltmek istiyoruz. Muhataplarımızdan edebe uygun bir şekilde şeffaf olmalarını talep eden bizler selefimizin kim olduğunu ortaya koyacağız da sizin gibi gizli kapaklı işler çeviren, bizim kapımızı çalıp kim o deyince kaçacak delik arayanlar; sizin selefiniz kimdir bu konuda? Tarihte bakın müslüman alimlere, yöneticilere hatta bidatçilerin dahi biyografilerini inceleyin ismi, babasının ismi, nesebi, memleketi belli olmayan bir tane İslam meşhuru görebilir misiniz? Bu konularda hakkında en ufak bir soru işareti olan kişilere alimler şüpheyle bakmışlar ve hatta bu adam meçhuldur deyip kendisinden hadis almayı terk etmişler. Tarihte kafirlerden dahi adı sanı soyu sopu belli olmayan çok az kimseye raslarsınız. Tıpkı Allah Rasulu ve ashabı gibi Ebu Cehilin, Ebu Lehebin bile İbrahim as’a hatta bazı tarihçilere göre Adem as’a kadar bütün şecereleri bellidir. Bu kod isim veya isimden hariç künye vs kullanma hastalığı tarihte kişiliğini gizlemeye çalışan bazı hadis uydurmacıları tarafından başlatılmış, günümüzde de tartışılan bazı rivayetlerde geldiği üzere “isim olarak künyelerini, neseb olarak memleketlerini kullanan” siyah bayraklı Abbasi ihtilalcileri tarafından devam ettirilmiş oradan da Rafızi Şiiler, Batıni Karmatiler gibi sapık fırkaların daileri bu gizlilik adetini sürdürmüştür. Hatta Şiilerin mağarada saklanan, kimsenin tanımadığı kayıp imama tabi oldukları ve halen de onun zuhur edeceği günü bekledikleri bilinen bir vakıadır. Günümüzde birçok Ehli sünnet geçinen fırka da – tedbir bahanesiyle- bu şekilde adı sanı belli olmayan “gaib imamlara” biat edip biat toplamaktadırlar. Elbette ki gerçek İslam davetçileri de bazı olağanüstü durumlarda kendilerini gizlemek zorunda kalabilirler ancak bu geçici bir durumdur. Dalalet öncülerinin aksine hiçbir Ehli sünnet aliminin hayatı boyunca gizlendiği, ismini cismini sakladığı vaki değildir. Zaten iyi niyetli olan birisi kendisini niye saklasın ki? Geçmişte de günümüzde de bunu ancak ya itikadında ya da amelinde bozukluklar olan bidatçiler, fasık, facir eşkıya güruhuna mensup düzenbazlar yaparlar, bu tip şeyler itidal sahibi oturmuş kişiliği olan kimselerden sadır olmaz. Bu kendini gizleme hastalığının yaygınlaşması günümüze has bir durumdur ve bilhassa son dönemlerde internetin yaygınlaşmasıyla çift kişilikli hatta daha fazla kişiliklere sahip insanların sayısı iyice artmıştır. İnternet ortamının kendine has örfünden dolayı bizler de forumda mahlas kullanıyoruz ancak bizimle irtibata geçen herkesin bildiği ve şahit olduğu üzere bizimle görüşmek isteyen hiç kimsenin karşısına iki yüzlülükle, sahte isimlerle çıkmış değiliz; bazı dava adamı mücahit geçinen dalkavukların yaptığı gibi görüşeceğimiz kişilerin karşısına kar maskesiyle çıkmıyoruz! Bizler imkanlar ölçüsünde şeffaf ve dürüst olmaya çalıştığımız gibi muhataplarımızdan da aynı şeffaflığı görmek isteriz. Bugün bizim kim olduğumuz, nerede yaşadığımız, ne yapmaya çalıştığımız kendini tevhide nisbet eden bütün çevrelerde bilinmektedir hal böyleyken birileri bizimle alakalı her tür bilgiye sahip olduğu halde kendileri ile alakalı hiçbir tanıtıcı bilgi vermeden diledikleri gibi gelip alacakları malzemeyi aldıktan sonra kaybolup gitmeleri ve sonra ihtiyaç hasıl olduğunda tekrar çıkıp sonra tekrar batmaları ne derece ahlakidir; değerlendirmesini –günümüzde hala öyle olanlar kaldıysa- vicdan sahiplerine bırakıyoruz! O yüzden burada tekrar belirtmek istiyoruz ki bizimle irtibata geçmek isteyenler şeffaf ve dürüst olsunlar, kendilerini tanıtıcı mahiyette kısa da olsa malumat vermeden, akidelerini ve referanslarını ortaya koymadan bizimle irtibata geçmesinler. Soru soran kişiler de aynı şekilde dürüst olsunlar, sordukları sorunun çıkış kaynağını ve sebebini gizlemesinler yani tabiri caizse altılı ganyan denen kumar çeşidini oynayıp da “hocam at yarışı caiz midir” diye umum sorular sorarak bizden de at yarıştırmak sünnettir cevabını almaya çalışmasınlar! Bu tür zındıkça ve münafıkça yaklaşımları sergileyip de ardından mümin ferasetiyle bu hilekarlıkları deşifre ederek gösterdiğimiz sert tepkiyi bahane ederek bizleri ahlaksızlıkla, sertlikle vs ile suçlamaya kalkmasınlar; bize ahlak dersi vermeden önce kendileri bir ahlaka sahip olsunlar! Üç kuruş dünyalık için kafirlerin işyerlerine müracaat ettiğinizde nasıl yedi sülalenizi yazıp cv diye beş para etmez bir adamın önüne koyuyorsanız Müslümanlarla da irtibata geçeceğiniz zaman aynı şekilde isminizi, babanızın ismini, nesebinizi, memleketinizi, akidenizi, mezhebinizi, meşrebinizi ortaya koyacaksınız; bunda gocunacak bir şey yoktur! Yok sanal alemde görüşmek istemiyorsanız o zaman yüzyüze gelir görüşürsünüz ki asıl olan budur, yok onu da yapamayacaksanız o zaman dava adamı diye ortalıkta gezmesin kimse çünkü bu dava korkak adamların işi değildir! Eğer bizimle aynı akidedeyseniz veyahut aramızda çok az fark olduğunu düşünüyorsanız o zaman size düşen aradaki ihtilafları acilen gidermek ve Müslümanlar arası vahdeti sağlamaktır. Bunun için de tarafların birbirlerine karşı dürüst olmaları şarttır. Yok akideye muhalif olup da düşman safında yer alıyorsanız; buraya da farklı niyetlerle geliyorsanız o zaman bizim de hilekarlara karşı kendimize göre alacağımız tedbirlerden şikayet etme hakkınız olmaz.

Şimdi bu girizgahtan sonra Müslümanlar arası ve genel olarak insanlar arası münasebetlerde şeffaflığın ve de dürüstlüğün önemine dair bazı nakilleri arzetmek istiyorum.

Sahihi Buhari’de geçen hadiste Cabir bin Abdillah (ra) şöyle demiştir:


أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي دَيْنٍ كَانَ عَلَى أَبِي، فَدَقَقْتُ البَابَ، فَقَالَ: «مَنْ ذَا» فَقُلْتُ: أَنَا، فَقَالَ: «أَنَا أَنَا» كَأَنَّهُ كَرِهَهَا


"Ben Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e babamın üzerindeki bir borçla alakalı gittim ve kapıyı çaldım. “Kim o” diye seslenince “benim” diye cevap verdim. Bunun üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ben de benim” diye cevap verdi. Sanki bu sözü hoş karşılamamış gibiydi” (Buhari, 6250)

İbn Kesir (rh.a) Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bunu hoş görmeyişinin nedenini şöyle açıklamaktadır:

وَإِنَّمَا كَرِهَ ذَلِكَ لِأَنَّ هَذِهِ اللَّفْظَةَ لَا يُعرَف صَاحِبُهَا حَتَّى يُفصح بِاسْمِهِ أَوْ كُنْيَتِهِ الَّتِي هُوَ مَشْهُورٌ بِهَا، وَإِلَّا فَكُلُّ أَحَدٍ يُعبِّر عَنْ نَفْسِهِ بِـ"أَنَا"، فَلَا يَحْصُلُ بِهَا الْمَقْصُودُ مِنَ الِاسْتِئْذَانِ، الَّذِي هُوَ الِاسْتِئْنَاسُ الْمَأْمُورُ بِهِ فِي الْآيَةِ.

“Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu hoş karşılamamıştır zira bu söz (yani benim sözü) ta ki ismini veya meşhur olduğu künyesini açıklayana kadar sahibini tanıtmaya yaramaz. Aksi takdirde herkes kendisini “benim” sözüyle tarif eder ki bu durumda da isti’zan yani izin istemeden hedeflenen maksada ulaşılamaz ki o maksad da ayette emredilen “isti’nas” yani izin almaktır.”

İbn Kesir (rh.a) bu açıklamaları “Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere izin alıp ev ahalisine selam vermeden girmeyin” mealindeki Nur: 27. Ayetinin tefsirinde zikretmiştir. İbn Battal’ın Buhari şerhinde beyan ettiği gibi kapıyı çalan kişi sesinden tanınıyorsa “benim” demesinde bir sakınca olmaz. Ancak başkasıyla karıştırma durumu varsa bu doğru olmaz. (İbn Battal, Şerhu Sahihil Buhari, 9/29)

Her ne kadar bu hadis kapı çalma adabıyla alakalı da olsa ve de kapı çalanın “benim” demesinin kerahetiyle alakalı varid olsa da bu hadisi sadece bu meseleye tahsis etmek doğru olmaz. Bu tür nasslardan alimler Müslümanların uyması gereken genel edep kurallarını istinbat etmişler ve aksi yönde hareket edenleri tazir etmişlerdir. Mesela Hatib el-Bağdadi’nin “Tarihu Bagdad” adlı eserinde el-Verrak isimli alimin biyografisinde ondan naklen zikrettiği şu olay gibi:


دققت على أبي محمد بن صاعد بابه، فقال: من ذا؟ فقلت: أنا أبو بكر بن أبي علي، يحيى هاهنا؟ فسمعته يقول للجارية: هاتي النعل حتى أخرج إلى هذا الجاهل الذي يكنى نفسه وأباه ويسميني فأصفعه.

“Ebu Muhammed bin Said’in kapısını çaldım, “Kim o” dedi ben de “Ben Ebu Ali’nin oğlu Ebu Bekir, Yahya orda mı” diye cevap verdim. Bunun üzerine onun cariyesine şöyle dediğini işittim: Şu ayakkabıyı getir de kendisini ve babasını künyeyle zikredip beni kendi ismimle anan şu cahilin yanına çıkayım da onu tokatlayayım!”(Tarihu Bagdad, 2/388)

Hatib (rh.a) bu kıssayı senediyle beraber zikrettikten sonra şöyle diyor:


قلت: ذكرت هذه الحكاية لبعض شيوخنا، فقال: كان في ابن إسماعيل سلامة، والحكاية مشهورة عنه.


“Ben bu hikayeyi, şeyhlerimizden bazılarına anlattım dediler ki: İbn İsmail selamet, doğruluk üzereydi, bu hikaye de ondan meşhur olmuştur.”(Tarihu Bagdad, 2/388)
 
Tirmizi ise buna benzer bir konuda şunu rivayet etmektedir:


إِذَا آخَى الرَّجُلُ الرَّجُلَ فَلْيَسْأَلْهُ عَنْ اسْمِهِ وَاسْمِ أَبِيهِ وَمِمَّنْ هُوَ فَإِنَّهُ أَوْصَلُ لِلْمَوَدَّةِ


“Bir adam birisiyle kardeş olduğunda ona ismini ve babasının ismini ve de kimlerden olduğunu sorsun. Şüphesiz ki bu, sevgiyi daha çok devam ettirir.”(Tirmizi, 2392)
 
Bu hadis birçok farklı şekillerde rivayet edilmiştir. Her ne kadar hadisin sıhhat durumunda ihtilaf olsa da manası sahih olduğundan dolayı alimler bu hadisi eserlerine almışlar ve insanların birbiriyle tanışmasının önemine vurgu yapmışlardır.  Farklı bir siyakta ise şöyle gelmiştir:


أنظروا من تجالسون وَعَن من تأخذون عَنهُ دينكُمْ فَإِن الشَّيَاطِين يتصورون فِي آخر الزَّمَان فِي صُورَة الرِّجَال فَيَقُولُونَ حَدثنَا وَأخْبرنَا فَإِذا جلستم إِلَى رجل فأسألوه عَن اسْمه وَاسم أَبِيه وعشيرته فتفقدونه إِذا غَابَ


“Kiminle oturduğunuza ve dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz. Zira ahir zamanda şeytanlar insan suretine girerler de ‘haddesena, ahberana’ derler. (Bize şöyle naklettiler, şöyle haber verdiler şeklinde hadis naklederler) Şu halde bir adamın yanına oturduğunuzda ona ismini, babasının ismini ve aşiretini sorun. Aksi takdirde bir kayboldu mu onu daha bulamazsınız.”

Bu rivayeti Deylemi, Müsned’ul Firdevs 1/107 no:  358’te İbn Mes’ud’dan nakletmiş, Suyuti Cami’ul Ehadis no: 5862’de bunu Deylemi’nin yanı sıra Hakim’in Tarih’inde rivayet ettiğini söylemiştir. Hadisin sıhhat durumunu Allah bilir. Ancak zikrettiğimiz gibi manası genel esaslara uygundur.

Biz bu hadisleri her zaman ve mekanda geçerli umum hükümler çıkarmak amacıyla zikretmiyoruz, böyle bir yetkimiz de yoktur. Elbette ki bu nassları tahsis eden veya istisna getiren başka nasslar sözkonusu olabilir, bizim meselemiz bu değildir yani işin fıkhını ortaya koymak değildir. Lakin şunu da kimse inkar edemez ki bütün bu hadisler, bilhassa ahirzaman fitnelerinin yaygın olduğu günümüzde din hakkında konuşan, soru soran, cevap veren kimselerin birbirini tanımalarının önemine dikkat çekmektedir. Günümüzde niceleri vardır ki insanları şüpheye düşürmek, birbirlerine düşman etmek, batıl amellere fetva bulmak gibi gayelerle soru sorup ortadan kaybolmaktadır. O yüzden bizimle yazışmak isteyenler kendilerini İslami edebe uygun olarak tanıtıp insan mı şeytan mı olduklarını önce bir ortaya koyacaklar. Bütün bu edepleri uygulamak istemeyen, edepsizliğe devam etmek isteyenler varsa bunlar da çaldıkları kapıdan kovulmaya razı olacaklardır vesselam.




Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 700
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: ZİYARETÇİLERİN DİKKATİNE!
« Yanıtla #2 : 26.04.2019, 15:58 »
Bismillahirrahmanirrahim.

İletişim adresimize yazmak isteyenler bundan önce aşağıdaki hususları dikkatle okusunlar. Biz bu iletişim adresini soru cevap amaçlı olarak değil, bizimle gerçek alemde tanışmak isteyenler için bir iletişim aracı olarak belirledik. O yüzden bundan sonra –dışarı yansıtılması uygun olmayan çok özel soru ve talepler dışında- bu adreslerden gelen sorulara cevap vermeyeceğimizi buradan duyurmak istiyoruz. Soru cevap bölümümüz ise şu adrestedir: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?board=292.0 Soru sormak isteyenler bu adresten sorabilir. Soru sormadan önce araştırdığınız konuyla alakalı mutlaka site içi arama yapın, eğer sitede bulamazsanız sorun. Aramayı şu adresten yapabilirsiniz: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?action=search Ayrıca ricamız Türkçe kaynaklardan kolayca ulaşabilecek şeyleri bize sormayın. Mesela tefsirlere, hadis şerhlerine veya fıkıh kitaplarına müracaat edilerek kolayca ulaşılabilecek şeyler için bizi uğraştırmayın. Bu kaynakları kullanabilecek durumda olmayanlar ise zaten boylarından büyük işlerle meşgul olmasınlar, önce temel ilimleri öğrensinler. Şu an elhamdülillah bir çok kaynak eser Türkçe’ye çevrilmiş durumdadır, hatta bir çoğuna internet ve bilgisayar ortamlarından ücretsiz olarak ulaşma imkanı mevcuttur. Öyle olmasa da dava sahibi olduğunu iddia edenler, biraz paraya kıysınlar ve bu kaynak eserleri temin etsinler, artık herkes elini taşın altına koysun. Bizler gerçekten müşkil olan zor meselelerin halli için Allahın izniyle yardımcı olmaya hazırız lakin kimse bunun dışındaki basit meselelerle bizleri meşgul etmesin. Sitede daha önce cevaplanmış olan meseleleri de tekrar tekrar sormayın. Ayrıca daha tevhid akidesinin en temel meselelerini dahi bilmeyen kimseler, kendilerini ilgilendirmeyen veyahut da akideyi öğrendikleri zaman kolayca çözebilecekleri meselelere dalıp bizi de kendilerini de yormasınlar. Tevhide dair bir tane bile kitap okumamış, Allahın kitabını dahi merak edip incelememiş olan kimseler gelip de bizimle alakasız konularda cedel yapmasınlar, bu kişiler muhatabımız değildir. Mesela yakın zamanda birisi gelip bize şunları soruyor:

“Cehaleti mazeret görmeyipde , ilimden insanlardan uzak yaşayanların cehaletini bundan istisna eden kimsenin , ve onu tekfir etmeyenin hükmü nedir? Useymin, ibn baz ,elbani kafirmidir ? Bu alimlerin oy vermek caizdir diye fetvası var hemde suud kralını müslüman görüyorlar .amma günümüzdeki davetçilerin nerdeyse tamamı bunları tekfir etmiyor olması kafamı karıştırıyor .”

Şimdi bu şahsın tevhidi bilmediği zaten belli, bizi tanımadığı, siteyi okumadığı da anlaşılıyor. Böyle birisinin meselesi bin baz elbani değil bizzat tevhidin kendisidir. Tevhidi bilse cehalet konusunu ve de sorduğu kişilerin hükmünü zaten çözecek. Oturup tevhidi tahsil etmesi gerekiyor ama bu kişi asıl meseleleri bırakmış muayyen şahıslar ve meselelerle zaman kaybediyor, bizim de zamanımızı alıyor. O yüzden biz bu tarz sorular ve cevaplarıyla uğraşmayacağımızı beyan ediyoruz. Kaldı ki zahmet edip site içi arama yapsa aradığı meseleye kısa yoldan ulaşabilir ama o ve benzerleri bunu yapmayıp bizi meşgul etmeyi tercih ediyorlar!

Son olarak herkese şu adresteki tavsiyelere uyulmasını ve burada ismi geçen kitapların okunmasını öneriyoruz. http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=69.0 Bunları ve diğer kaynak eserleri okumamış olan, temel ilimlerden ve genel anlamda İslam kültüründen uzak olduğu halde cehaletinin farkında olmadan kelam yapan kişilerin sözlerini ciddiye almadığımızı ve bu kişilerle muhatap olmayacağımızı bu vesileyle tekrar belirtmek istiyoruz. Ahiru davana enil hamdu lillahi Rabbil alemin.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)