Tavhid

Gönderen Konu: KANDİL GECELERİ HAKKINDA!  (Okunma sayısı 4393 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
KANDİL GECELERİ HAKKINDA!
« : 09.04.2016, 01:45 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Bu yazıda inşaallah “Kandil Geceleri ve Bin Yıllık Yanılgı” adlı kitaptan –konunun aciliyetine binaen- kandil geceleri ile alakalı birtakım nakillerde bulunmak istiyoruz. Bu nakillerin birçoğu konuyu araştıranlar nezdinde malumdur. İlerde gerekirse daha geniş tahkikli bir araştırma yayınlanabilir.

İbnu'n Nehhas (rh.a) Receb ayında ki namazlarla ilgili olarak şunları söylüyor:

“Bu ihdas ettikleri bidatlardan bir diğeri de, Receb'in ilk Perşembe gecesi, “Reğaib Namazı” adıyla ma'ruf olan namazdır. Bu namaz hakkında varid olan hadis, muhaddislerin ittifakıyla “Mevzu” dur. Ebu Bekr et-Turtuşi (rh.a) “el-Havadis ve'l-Bid”a adlı kitabında ilk kez bunun ne zaman ihdas edildiğine dair geniş bilgi vermiştir.

Yine bu gecelerde işlenen bid'atlardan bazıları şöyledir. Bu gecelerde Şam'da ve çevresinde birçok renkli “Kandiller”le evler süslenir. Bunu adet edinmek ve kaçınılmaz sanmak bid'attır. Bu kandilleri de genellikle evlerin ön sundurmalarına asarlar. Sonra da kadınlar ve çocuklar evlerinde oturup bunları seyrederler. Bunu sokaklardan geçen insanlar görüp seyrettikçe, onlar da bu yaptıklarıyla övünürler. Hele özellikle bazı başıboş insanların bu gecelerde yaptıkları masraflar haddini aşar. Bunun hepsi bid'attır ve Seyyidu'l-Murselin'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sünnetine aykırıdır”.1
 
Îbnu'n-Nehhas bir diğer bid'ata işaret ediyor :

“Receb'in yirmi yedinci gecesinin Miraç gecesi olması nedeniyle uydurulan birçok şey vardır. Allah, bu geceyle bu ümmeti şereflendirmiştir. Ancak insanlar bu gecede ve özellikle Şa'ban'm onbeşinci gecesinde bidatlar ihdas etmişlerdir. Mesela bu gecelerde Mescid-i Aksa'da ve diğer camilerde kandiller yakmak için haddinden fazla (sıvı) yağ biriktirip, kadın erkek ve çocuk demeden insanları bir araya toplamakla, birçok fesada yol açılmakta, mescidler kirletilmekte ve birçok oyun eğlence meydana gelmekte ve lüzumsuz laflar edilmektedir. Hele kadınların zinetli olarak kokular sürünerek mescidlere çocuklarını da yanlarına alarak gelip oralarda gecelemeleri nedeniyle, çocukların ve kadınların hadeste bulunup kaza-i hacette bulunmak için mescid dışına çıkıp müslümanların yollarını ve mescidin etrafını kirletmelerine neden olmaktadır. İnsanlardan utandıklarından veya yerlerini kaptırmamak için belki de ihtiyaçlarını yanlarında taşıdıkları birşeyin içine veya mescidin bir köşesine yaparlar. Bütün bunların hepsi haramdır”.2
 
İmam en-Nahhas devamla diyor ki;

“Bütün bunları itikad etmek bid'atların en büyüğü ve kötülüklerin en çirkinidir. Hatta bu gece bizzat kendiliğinden Allah'a yakınlığa bir vesile olsa bile, bu mefsedetlere yol açtığı için, büyük bir günah olur. Bu münkerleri inkar etme gücüne sahip olan bir mecal bulamazsa Camiye gitmeyip evinde namaz kılması gerekir. Aslında Mescid'de namaz kılmak Mendub'dur (Sünnettir). Orada bid'at ehlinin kalabalığını artırmamak gerekir. Onlara katılmak nehyedilmiştir. Vacibin yapılması daha evladır.

Eğer Mescid'e gitmez ve adeti olduğu gibi; cemaate gitmezse, bunu yapanları aczinden dolayı kalbiyle inkar etmeli. Belki o zaman günahkar olmaktan korunmuş olur. Başkaların da onun aczini görüp aklanmamaları gerekir. Bunu yapan kişinin insanlara neden mescide gitmediğini mutlaka bildirmesi ve yapılanlardan razı olmadığını söylemesi gerekir. Çünkü bu gecede bazılarımızın uyması, cahiller ve avam halk tarafından istismar edilecek en büyük bir şüphedir. Onlar da böylece, bunu Şeriat'ta güzel bir amel zannederler.

Eğer alimler ve salihler bunu inkar etmek için ittifak etmiş olsalardı, bu bid'at kendiliğinden ortadan kalkardı. Hatta bunu inkar etmeye güçleri yetmediğinde, camiye namaz kılmaya gitmeyi terketmiş olsalardı, bunun bid'at olduğu, Şeriat'ın buna izin vermediği ve din ehli olan alimlerin bundan razı olmadıkları anlaşılırdı.”3 

İbnu'1-Hac el-Maliki Mevlid hakkında ise şunları söyler:

“Bunların uydurdukları bid'atler arasında en büyüğü, ibadet zannettikleri mevlid kutlamalarıdır. Bu kutlamalar birçok bid'atın ve haramların mesela müzik aletleriyle şarkı söylenmesini de içine alabilmektedir. Hele yeni yetme delikanlılarla kadınların da bu kutlamalara katılmaları ayrı bir mefsedettir. Mevlid, müzikli nağmelerden arınmış olarak, onun yerine yemek yapılıp buna mevlid münasebetiyle dostlar çağırılarak ve daha önce söylediğimiz şeylerden uzak olsa bile bu yine onu yapan kimsenin niyetinden dolayı bid'at olur. Zira bu, dinde bir “Ziyade” (fazlalıktır) dir. Selefi Salihin'in amelinden değildir. Selefe uymak niyetiyle, Selefin işlemediği bir amelin fazladan yapılmasına gerek yoktur."4 

 “Letaifu'l-Mearif Fiyma Li Mevasimil'l-Ami Mine'İ-Vezaif adlı kitabında İbn Receb el-Hanbeli;

“Receb ayında kılınması gereken özel bir namazla ilgili kesinlikle sahih bir hadis yoktur. Özellikle Receb'in ilk Cuma gecesi kılınan Reğaib namazı yalan ve batıldır.”5 

İmam en-Nevevi (rh.a) Şerhu'l-Muhezzeb'de Receb'in ilk Cuma gecesi kılınan oniki rekatlık namaz ile Şa'ban'ın yansında kılınan yüz rekatlık namazın sünnet olmayıp iki çirkin ve korkunç bid'at olduğunu zikreder.6   Devamla şöyle der;

“Sakın onun Ebu Talip el-Mekki'nin, Kûtu'l-Kulub ve el-Gazali'nin el-İhyasında olması veya hakkında iki hadis rivayet edilmesi seni aldatmasın. Çünkü bunların hepsi batıldır. Hakeza yine bu ikisi hakkında bazı imamlann onu övmek için yazdıkları ve verdikleri hükümler de seni şaşırtmasın. Bunun hakkında İz b. Abdisselam iki namazın hükmünü iptal edici olan güzel bir kitap yazmıştır.”7
 
el-Leknevi el-Hanefi diyor ki;

“el-İydahu ve'l-Beyan adlı kitapta en-Nevevi fetvalarında Reğaib ile Berat gecelerinin namazları haklanda  uzunca sözettikten sonra bu iki geceyi zemmederek çirkin gördü ve inkar etti. en-Nevevi “Reğaib Namazı” hakkında çirkin, kötü ve münker bir bid'attır hem de çok çeşitli münkerata şamil olan bir bid'attır. Bu namazın terkedilip, onu kılanların yaptıklarının inkâr edilmesi ve ondan yüz çevirilmesi gerekir. Müslümanların yöneticilerinin de Allah onları muvaffak etsin. İnsanları bu namazdan menetmeleri gerekir. Çünkü, Veliyyu'1-Emr sorumludur (çobandır). Her çoban yönetiminde olandan mesuldür. Allah onu buna muvaffak elsin. Alimler bu namazın kılınışının inkarı hakkında birçok kitaplar yazmışlardır. O'nu zemmedip o'nu kılanın sefih olduğunu ilan etmeli. Birçok memlekette bu namazı kılanların varlığına aldanılmamali “Kûtu'l-Kulub” ve “İhya” gibi kitaplarda zikredilmiş olmasına kimsenin aklanmaması gerekir. Zira o namaz bid'attır ve batıldır.”8 

Îbnu's-Salah ömrünün sonunda bu konuyla ilgili fetvalarına aykırı fetva vermeye başladı. Ona göre “Reğaib” ve “Beraat” gecesi namazları bid'at olsa da, namaz hakkında varid olan genel emrin hükmüne dahildirler.

Ancak, İbnu's-Salah'ın bu sözüne Takıyuddin es-Subki redle cevap vermiştir. Çünkü mutlak olan namazın emredilmesi en hayırlı iş olması nedeniyle bu emirden herhangi özel birşey için delil aranmaz. Kim böyle bir şeyi belli bir zaman veya mekan ile mukayyed kılarsa bid'at sınıfına girmiş olur. 9
 
es-Semhudi diyor ki:

 “Reğaib Miraç ve Beraat (Şa'ban'ın onbeşinci gecesi) namazı, iman namazı, haftanın her gününün ve Aşure gecesinin namazı ile ilgili hadisler sahih değildir.” 10

“Genelde gerekli olan, bir amelin genelliliğinin içeriği ile amel etmektir. Özel bir talep olduğu için değil.” 11
 
el-Leknevi'nin de dediği gibi;

“İbnu's-Salah Receb ve Şa'ban namazları ile ilgili fetvalarında kâh İbn Abdisselam'a muvafakat etmiş, kâh ona muhalefet etmiştir. Yani fetvalarında tutarlılık değil çelişki vardır. Sabit birşey üzerine karar kılmamıştır. İz İbn. Abdisselam'ın çağındaki alimler onun doğru olduğunu tasdik edip o'nun hak üzere olduğunu söylemişler ve o'nun dediğine muhalif olan kimsenin hatalı olduğunu söylemişlerdir. Hatta İbnu's-Salah'ın en gözde öğrencilerden olan Hafız Muhaddis Ebu Şame hocasının söylediklerine karşı gayet ciddi derecede inkarda bulunup o'nun dediğini kabul etmemiştir.” 12
 
Müctehid İmam Takıyuddin b. Dakik el-lyd “Şerhu'l-Umde” adlı kitabında söyle der;

“Bazı Maliki alimleri Reğaib gecelerinden bir gece namaz kılan bir cemaatin, yanlarından geçerken onların namaz kıldığını görürler. Bu esnada o civarda haramla iştigal eden diğer topluluk gördüler. Bu Maliki alimler haramın isyan olup günah işlemek olduğunu bilerek yapan kimseleri diğerlerinden daha iyi gördüler. Zira onlar için tevbe etmeleri umulur. Ancak diğerleri kendilerini Allah'a itaat eder gördükleri için yaptıklarından tevbe etmezler. 13
 
el-Leknevi bundan sonra Îbnu's-Salah'a sorulan bir fetvayı zikreden fetvada Reğaib Namazının bid'at olup olmadığı sorusuna şu cevabı verir:

“Bu gece hakkındaki hadis mevzudur. O namaz Hicri 400. yıldan sonra ortaya çıkmış bir bid'attır. Şam'da ortaya çıkıp sonra diğer beldelere yayıldı. Bu namazı akşamla yatsı arasını ihya etmek için insanın kılmasında herhangi bir zarar yoktur. Bu her gece için müstehabtır. Mutlak olarakta nafileleri, cemaatle kılmanın da bir sakıncası yoktur. Bu namazı dininin açık seçik alametlerinden zannetmek çok çirkin bir bid'attır.”14 

el-Leknevi Îbnu's-Salah'a sorulan bir diğer fetvayı daha zikrediyor. Bu fetvada, Reğaib Namazı ile Beraat Namazını kılanların yaptıklarını inkâr edenler hakkındaki düşüncelerini soranlara şöyle cevap verir...

“Bu iki gece de. Mescidi Aksa ve Ezher Camisinde kullanılan “Kandil” yağlarının kullanımı haramdır. Bu bid'attır. Bunun ne fazileti vardır ve ne de hadislerde fazileti ve şerefi hakkında bir hadis varid olmuştur”.

Peki bu doğru mudur, hata mıdır? sorusuna da söyle cevap verir, bildiğimiz Reğaib namazına gelince, bu bid'attir. Bu konudaki hadis de, mevzudur. Bu ancak hicretin 400. yılından sonra ortaya çıkmıştır. Bu gecenin benzeri toplu namaz kılınan gecelere karşı herhangi bir fazileti yoktur.

Şa'ban'ın yarısının (Onbeşinci gecesi) gecesine gelince onun fazileti vardır. Genelde o geceyi ihya etmek, ancak münferid olarak kılmak yani cemaatle namaz kılmamak şartıyla müstehaptır. İnsanların Reğaib ve Beraat gecelerini (sanki) bayrammış gibi kabul edip o gecelerde alışılagelenden fazla ibadet etmeleri münker bir bid'attır. Adet ve bilinenden fazla kalıp o gece harcadıkları (kandil) yağlarının kullanım gayesi Sünnet'e uygun değildir. İnsan, insanların bu iki gecede (Reğaib ve Beraat) bid'atları hırsla ihya etmeye azimli davranıp, Allah Rasülü'nden (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) gelen Sünneti Müekkede olan amellerden yüz çevirmelerine hayret ediyor.”15
 
Îbnu'1-Hâc el-Mâliki-el Fasi ise;

“Şeriat'ta olmadığı halde insanların Receb'e nisbet ederek o'nun ilk gecesinde veya ilk Cuma'sında namaz kılarak işledikleri ve bunu camilerde toplanıp cemaatla namaz kılmaları nedeniyle, bu bid'ata o gecede kadın ve erkeklerin biraraya gelmesi gibi haram olan birçok bid'at daha eklenmiştir. Bu gecede biraraya gelinince kandillerde daha fazla yağ kullanmak veya buna benzer masraflar yapmak, özellikle de bu yağlar vakıftan alınıp kullanılıyorsa bu vakıf "nazırı" için bir ayıptır. Vakfeden kimse bunu vakfın senedinde özellikle zikretmemişse kullanılamaz. Bunu zikretmiş olsa bile şer'an o vasiyet geçerli değildir. Bu gecelerde amellerinde hiçbir hayır olmayan kimselerin yaptıkları için kullanılan bu yağlar ve mallar israftır."16

Endülüslü fakih Ebu Bekir el-Fiheri et-Turtuşi (rh.a) insanların “Reğaib Namazı” için biraraya gelip toplanmalarını en şiddetli şekilde inkâr etmiştir; “Bu namaz bidattır. Yeni ortaya çıkmıştır” derdi.

İbnu'l-Hacc'ın söylediklerinin sonunda “Reğaib Namazı”na cemaat olmadan, yalnız ve adet edinilmemek şartıyla kılınmasının caiz olduğuna dair sözleri şöyle eleştiriyor:

“Sözünün sonunda nedense gevşeklik gösteriyor. Çünkü “Reğaib Namazı” ile ilgili hadis, hadis alimlerinin hepsi veya birçoğunun ittifakıyla mevzudur. Onların sözlerine muhalefet eden kim olursa olsun ve nerede zikrederse etsin sözlerine itibar edilmez. Zira Mevzu olan hadisle amel edilmez. Ancak zayıf hadisle amel edilebileceği hakkında alimlerin kabule dair söyledikleri sözler o hadisin şiddetli bir zayıflık göstermemesi halindedir. Bunun da şartı, senedinde yalancı “Müttehem” veya “Metruk” ya da benzeri kimselerin olmamasıdır.

Söz konusu olan hadis mevzu olmasa bile çok şiddetli bir biçimde zayıftır. Çok şiddetli zayıf olması onun delil olma¬ması için yeterlidir. Bunu “el-Ecvibetu'1-Fadiletu Li'l-Es'ileti'l-Aşri'l- Kamile” adlı risalemde ayrıntılı olarak açıkladım. Dolayısıyla böyle bir hadisle, faziletler babında bile amel edil¬mez. Hiç kimse bunu kendisi için delil gösteremeyeceği gibi, başkasına da emredemez.”  diyor. 17

Aliyyu'l-Kari  el-Hanefi diyor ki,

“Reğaib Gecesi” namazı ve Receb'in ilk Cuma gecesi namazı hakkındaki haberler ve benzerlerinin hepsi yalandır. Bunu Abdurrahman b. Mende ki doğru bir kimsedir. İbn Cuhdum'dan rivayet eder. Bu hadisi uyduran da İbn Cuhdum'dur. Enes'den, Ali b. Muhammed, b.Said el-Basri (babasından) o da Halef b. Abdillah es-San'ani, o da Humeyd (b.Enes) o da merfu olarak Enes'ten rivayet ettikleri:

“Receb Allah'ın ayıdır. Şa'ban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır...” hadisinde şu ibare de vardır.

“Receb'in ilk Cumasın'dan gafil olmayınız. O öyle bir gecedir ki, melekler o geceyi “Leyle-i Reğaib” olarak adlandırırlar....”

Bu hadis tamamen yalandır." 18

Îbnu'l-Cevzi ibn Cuhdum hakkında yalancı olduğu söyledikten sonra şöyle diyor:

Ben Abdulvehhab el-Hafız'dan duydum şöyle derdi. “Bu hadisin ravileri meçhuldür.” Ne kadar onları araştırdıysam da kitapların hiçbirisinde bulamadım. Onun için bazı hadis hafızlan demişlerdir ki: “Bu adamlar daha hiç dünyaya gelmemişlerdir”. 19

Aliyyu'I-Kari diyor ki;

“Receb Allah'ın ayıdır, Şa'ban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır.” hadisinin baştarafını Ebu'l b. İbn Ebi'l-Fevaris “Emali”sinde Hasen el-Basri'den “Mürsel” olarak rivayet etmiştir.”  20

es-Suyuti de el-Camius-Sağir de, (4412) bu hadise zayıf der. Camiu’l-Usul'de İbnul-Esir her ne kadar Receb'in ilk Cuma akşamı Reğaib namazının akşam ile yatsı arasında oniki rekat olarak kılınacağına dair bir rivayet zikretmişse de, bunu Kutub-i Sitte'de bulamadığını söylemeyi de ihmal etmez. Bunu, Rezin'in kitabında bulduğunu, hadisin şaibeli olduğunu söyler.”  21

el-Leknevi, Tasavvuf ileri gelenlerinin kitaplarında Reğaib ve Beraat namazlarıyla ilgili hadislerin zikredilmesi onları eleştiremeyeceğimiz ve orada bulunanla amel edeceğimiz anlamına gelmediğini söyledikten sonra; söyle der:

“Ğunyetü'l-Talib'in ve sufilerin diğer kitaplarında zikredilmesinin herhangi bir önemi yoktur. Bu konuda itibar edilecek olan, hadisin subûtü için hadis alimlerinin rivayet ve şehadetleridir, kişilerin keşifleri değildir. Muhaddislerin bu konuda şiddetli davranmaları gerçekten çok yerindedir. Çünkü onlar baktılar ki bu namaz havas ve avam herkes arasında Allah Rasulü'nden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rivayeti sabit olduğu zannıyla yayılmakta, onlar da  bu namazlar hakkında açıklamada bulunup bu konudaki hadislerin uydurma ve çok çirkin olduğunu söylemeyi kendilerine görev bildiler. Eğer bunu yapmasalardı, avam bir tarafa havasın çoğu bile muhterem tasavvuf ehli kimselerin kitaplarında bu namazın zikri geçtiği için buna aldanacaklardı."22
 
Nakleden: M.E. Akın/Kandil Geceleri ve Bin Yıllık Yanılgı s.83 ve devamından kısmi tasarrufla aktarılmıştır. Allah kitabın müellifine hidayet etsin!



Dipnotlar:

  1- İbnu'n-Nehhas, Tenbıhu'1-Ğafilin An A'mali'l-Cahilin;, s. 496/497.
  2- İbnun-Nehhas, Tenbihu'1-Gafilin An A'malil'Cahilin; s. 497/498 Ebu Şame, el-Baisu Ala Inkari'l-Bidai Ve'1-Havadis; :s.97.
  3- İbnu'n-Nehhas. Tenbihu'l- Gafilin An Amali'l-Cahilin; s. 498/499
  4-İbnu'n-Nehhas, Tenbihu'1-Gafilin An A'mali'l Cahilin, s. 499. el-Beyhaki, es-Sunen el-Kubra; C.-7/272. Ancak Beyhaki senedinin münkati olduğunu söyler. Ebu Davud, Sünen İbn Abbas'dan 3754.
  5-  el-Leknevi, el-Asar el-Merfua Fi'1-Ahbari'l-Mevdua; s. 69
  6- el-Leknevi, a.g.e. s.70
  7- el-Leknevi, A.g.e., s. 70
  8- el-Leknevi, el-Asar el-Merfua Fi'1-Ahbari'l-Mevdua: s. 70
  9- el-Leknevi, A.g.e. s. 70
 10-Nuruddin Ebu'l-Hasen es-Semhudi, el-Gummazu Ale'l Lummaz. Fi'I -Mevduati'l Meşhurat; 325.
 11-el-Leknevi, el-Asar el-Merfua, Fi'1-Ahbari'l-Mevdua: s.70.
 12-Leknevi, el-Asar el-Merfua Fİ'1-Ahbari'l-Mevdua: s. 71/72.
 13-el-Leknevi, el-Asar, el-Merfua, Fi'1-Ahbaril-Mevdua: s. 71
 14-el-Leknevi, el-Asar el-Merfua , Fil-Ahbari'1-Mevdua: s. 71 (İbnu'l -Hac el-Medhal: c: 2, s. 291)
 15- el-Leknevi, el-Asar el-Merfua, Fi'1-Ahbari'l-Mevdua; s.72
 16-el-Leknevi, el-Asarel-Merfua Fi'1-Ahbari'l-Mevdua: s.73 (den naklen)
 17-el-Leknevi, el-Asar el-Merfua Fi'1-Ahbaril-Mevdua; s. 74
 18-İbnu'l Cevzi bu hadisi (c-2, s. 124/126 da uzunca ele alır)
 19- Aliyyu'l Kari, el-Esrar el-Merfua Fil-Ahbari'1-Mevdua: s. 438/439
 20-Aliyyu'l Kari, el-Esrar el-Merfua Fil-Ahbari'1-Mevdua: s. 438
 21- İbnu'l Esir, Camiu'1-Usul Fi-Ehadisi'r-Rasul: C. 6/154 İbnu'l Cevzi el-Mevduat: c. 3 s. 125
 22-el-Leknevi. el-Asar el-Merfua Fi'l.Ahbari'1-Mevdua, s: 76.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KANDİL GECELERİ HAKKINDA!
« Yanıtla #1 : 09.04.2016, 02:37 »
Bunlar, Regaib gecesi ve sair kandil geceleri olarak adlandırılan vakitlerde yapılan çeşitli bidatlerle alakalı dört mezhebe mensup müteahhirun alimlerinden yapılan birtakım nakillerdir. Günümüzde kandil gecelerini ve bu gecelerde yapılan uydurma birtakım fiilleri hararetle savunan, hatta bu gecelerin kutlanmasına karşı çıkanları vahhabi, sapık vb şekillerde yaftalayanların birçoğu bu ismi geçen alimlere itibar ettiklerini iddia ederler ki bu ismi geçen zatlardan bir kısmı, belki çoğu akide ve menhec olarak selefi değildirler ve İbn Teymiyye gibi selefi menhece sahip alimlerle de bir irtibatları yoktur! Fakat sahip oldukları ilmin neticesi olarak bu bidatleri tesbit etmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki geçmişte ve günümüzde ilim iddiasında bulundukları halde bu tarz bidatlere destek olan, “bu gün ve gecelerde insanlar namaz, oruç gibi hayırlı ameller yapıyorlar, bunlara engel olmamak gerekir” bahanesiyle sessiz kalanlar bu hususta alim saydıkları kimselere tabi olmaktan ziyade cahillere tabi olmuşlar ve onlardan gelecek tepkilerden korktukları için bu bidatlere göz yummuşlardır. Allah bunlara hidayet versin amin. Gerek bu kandil geceleri vs bidatler hakkında ve de en önemlisi bidatlere karşı yaklaşım tarzının nasıl olması gerektiği, hayırlı ameller işleme bahanesiyle işlenen bu bidatlerin bidatı hasene (güzel bidat) olduğu gibi iddialar hususunda Şeyhulislam İbn Teymiye (rh.a)’ın fevkalade önemli açıklamalarını şu adresten takip edebilirsiniz: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=764.0

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki bu gibi konulara hevaya göre değil tamamen şeri çerçevede yaklaşmak gerekir ve de namazda, ibadette gözü olmayan bazı kimselerin bidat olan bazı fiillere aşırı tepkisellik içine girmelerine aldanmamak icab eder. Keza bizler de bidatları tenkid ettiğimiz halde bizzat sünnette yer alan ibadetlerden de yüz çeviriyorsak (örneğin Kuran okumak, nafile oruç ve namazlar, zikirler vs) bu noktada kendi samimiyetimizi sorgulamamız gerekir. Şeyhulislam’ın aşağıdaki sözlerine dikkat edilsin:

“Bu alanda göz önünde tutulacak dereceler üçtür ve şunlardır.

1 - Kerahet unsuru içermeyen şeriata uygun salih (iyi, yararlı) amel;
2 - Bazı yönleri ile veya çoğu yönleri ile salih (iyi, faydalı) olan amel; Bu tip amelin salih sayılması, ya işleyicisinin iyi niyetli olmasından yada işleyicisinin iyi niyeti yanında bazı şeriata uygun (meşru) unsurlar içermesinden kaynaklanır.
3 - Hiç bir yararlı yönü olmayan davranış (amel); Bu tip davranışın hiç bir yarar taşımaması, ya mutlak anlamda iyi bir ameli bırakmaktan ibaret olduğu veya tamamen sakıncalı ve yıkıcı bir davranış olmasından kaynaklanır.
(…)
2 - İkinci dereceyi oluşturan amellere gelince;

Bunlar, ikinci nesilden sonra gelen (muteahhirin) alimlerin, sofuların (abidlerin) ve sıradan müslümanların uygulamalarında çokça görülür. Bu amelleri işleyenler, ne meşru ve ne de gayri meşru hiç bir salih amel işlemeyenler ile sadece küfür, yalancılık, hıyanet ve cehalet gibi haram niteliğinde hareketler yapanlardan daha hayırlıdırlar. Bu kategoriye bir çok türden ameller girer.

Hiç ara vermeden yıl boyunca oruç tutmak, nefsin bütün isteklerini baskı altına alıp tatminsiz bırakmak, Recep ayının ilk cuma gecesi gibi, aslında hiç bir özelliği olmayan geceleri özel ibadetlerle kutlamak bu tip amellerin ilk aklımıza gelenleridir.

Bu tip mekruh unsurlu amellerin bazılarını işleyenler, içlerinde ibadet isteği olmayan tembellerden daha hayırlı olabilirler. Zaten bu tip amel ve davranışlara karşı çıkanların çoğu ya yararlı ilim ve salih amel kesimleri ile her türlü ibadetten veya bu ibadet kesimlerinin birinden uzak duran, bu ibadetlere karşı sevgi ve arzu duymayan kimselerdir. Fakat bu tembellik ve isteksizliklerine, şeriata uygun bir kılıf uyduramadıkları için olanca güçleri ile bu mekruh unsurlu ibadetlere saldırırlar.

Başka bir deyimle bu, kimseler, pratik tutumları ile meşru ve gayri meşru her türlü ibadete karşı çıkmalarına rağmen, sözleri ile sadece gayri meşru nitelikli amellere karşı çıkabilmektedirler.

Bu böyle olmakla birlikte samimi mümin, iyi olanı emrederek kötü olandan sakındırmaya çalışır ve bu görevi yapmaya çalışırken ne aynı iyiliği emredip aynı kötülüğü sakındıran bazı münafıklarla arasında beliren görünüşteki davranış beraberliği ve nede bazı müslüman alimlerine ters düşmesi yüzünden yolundan caymaz.

Bu tip amel ve davranışları iyi bilmeli ve ona göre hareket etmelidir.”


İktiza’us Sirat’il Mustakim adlı eserden alıntı burada sona ermiştir. Görüldüğü gibi aslında ibadetten ve taatten rahatsız olan birtakım münafık karakterli hatta belki zındık olan kimseler toplumda yapılan bu ibadetlerin bir kısmının bidat niteliğinde olduğunu öğrenince adeta ferahlarlar ve sünnetle sabit olan ibadetlere açıktan dil uzatamadıkları için ibadete olan buğzlarını bidatçıların yaptığı birtakım ameller üzerinden izhar ederler. Bu kimseleri tanımanın yolu şeriatta var olan ibadetlerden de uzak durmaları, hatta farzları bile zar zor yerine getirmeleridir. Bugün kendisini tevhide nisbet eden çevrelerde bunlardan mebzul miktarda mevcuttur. Bunlar nezdinde nafile ibadetlerle, zikirlerle, Kuran’la meşgul olmak, sünnetlerle amel etmek, sünnete uygun giyinmek, zühd ve takvaya sarılmak gibi şeyler adeta tasavvufçuların şiarı sayılır ve tevhid ehli’nin (!) asla böyle şeylerle işi olmaz! Bunu açıktan dile getirmeseler bile fiiliyatta uygulanan şey budur, bu kimselerin bazen imalı bazen açık konuşmalarında bu zihniyetin izlerine raslanabilir. İşte Şeyhulislam’ın tarif ettiği tiplerin asrımızdaki uzantıları bunlardır. Bidatleri tenkid edeyim derken asla ibadet düşmanlığı gibi bir duruma düşülmemeli bilakis –itikadın düzeltilmesine teşvikten sonra- bu tarz bidatlerden sakındırırken de salt bidatleri tenkid edip bırakmak yerine sünnette yer alan ibadet ve zikirlere insanlar teşvik edilmeli ve tabii ki teşvik eden kişi de bunları öncelikle kendisi yapmalıdır. Kısacası İbn Teymiye’nin işaret ettiği gibi bu hususlarda dengeli bir yaklaşım sergilenmeli ve bir kısım gizli açık din düşmanlarıyla aynı safa düşülmemelidir. Vallahu a’lem.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1115
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
27 Receb İsra Gecesi/Mirac Kandili
« Yanıtla #2 : 14.04.2018, 04:18 »
Bismillah,

Tarih miladi 14 Nisan 2018 / hicri 27 Receb 1439. Bilindiği üzere Receb ayının 27. gecesinin İsra Gecesi ve Mirac Kandili olduğu yönünde bir kanaat/inanç toplumda yerleşmiştir. Kendisini İslam'a nisbet eden birçok milletten insan bu geceyi faziletli bir gece kabul etmektedir. Oysa İsra ve Mirac'ın ne zaman vuku bulduğu bilinmemektedir;


وذكر بعض القصاص أن الإسراء كان في رجب. وقال: وذلك كذب

“Bazı kıssacılar el-İsra’nın Receb’de olduğunu zikrederler. Der ki, bu bir yalandır.” (İbnu Hacer, Tebyin’ul Aceb, 11)

وروى بإسناد لا يصح عن القاسم بن محمد: أن الإسراء بالنبي صلى الله عليه وسلم كان في سابع وعشرين من رجب وانكر ذلك إبراهيم الحربي وغيره

“Kasım bin Muhammed’den sahih olmayan bir isnadla rivayet edilmiştir ki: Nebi (sallalahu aleyhi ve selam)’in İsrası Receb’in 27’sinde olmuştur. İbrahim el-Harbi ve ondan başkaları bunu inkar etmişlerdir.” (İbnu Receb el-Hanbeli, Letaif’ul Me’arif, 1/121)

İsra ve Mirac'ın ne zaman vuku bulduğu bilinmediği gibi, -kendisini İslam'a nisbet eden günümüz müşriklerinden birçoklarının amelinin aksine- bu geceye has bir ibadet de yoktur;


فَقَدْ سُئِلَ شَيْخُ الْإِسْلَامِ ابْنُ تَيْمِيَّةَ رَحِمَهُ اللَّهُ
فَكَيْفَ وَلَمْ يَقُمْ دَلِيلٌ مَعْلُومٌ لَا عَلَى شَهْرِهَا وَلَا عَلَى عَشْرِهَا وَلَا عَلَى عَيْنِهَا، بَلِ النُّقُولُ فِي ذَلِكَ مُنْقَطِعَةٌ مُخْتَلِفَةٌ لَيْسَ فِيهَا مَا يُقْطَعُ بِهِ، وَلَا شُرِعَ لِلْمُسْلِمِينَ تَخْصِيصُ اللَّيْلَةِ الَّتِي يُظَنُّ أَنَّهَا لَيْلَةُ الْإِسْرَاءِ بِقِيَامٍ وَلَا غَيْرِهِ

“(Kadir Gecesi ile İsra Gecesi/Mirac Kandili) Şeyh’ul İslam İbnu Teymiye'ye (Rahimehullah)’a soruldu: (...) Oysa İsra Gecesi’nin ne hangi ayda, ne hangi on günde ne de bizzat hangi günde olduğunu gösteren bilinen bir delil vardır! Aksine bu konuda aktarılan rivayetler (sened itibariyle) munkatı-kesik ve (metin itibariyle) çelişkilidir. Aralarında kesin olan bir rivayet yoktur. Hem İsrâ gecesi zannedilen geceyi, namaz vs. ibadetlere ayırma müslümanlara meşru da kılınmış değildir.” (İbnu Kayyim, Zad’ul Mead, 1/57-58)

Bu vesileyle ulemadan birkaç nakille hatırlatmada bulunmuş olalım. Vesselam!
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimdışı İbn Kesir

  • İLİM NEYLE BAŞLAR?
  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 22
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: KANDİL GECELERİ HAKKINDA!
« Yanıtla #3 : 02.04.2019, 16:08 »
.
İlim; niyetle başlar. Sonra Dinlemek, Anlamak, Ezberlemek, Amel etmek ve Neşretmek ile Devam Eder. [Abdullah b. Mübarek]

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
5833 Gösterim
Son İleti 02.08.2015, 23:58
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
4197 Gösterim
Son İleti 02.08.2015, 23:54
Gönderen: İbn Teymiyye
2 Yanıt
5086 Gösterim
Son İleti 07.05.2016, 00:46
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
2224 Gösterim
Son İleti 29.07.2016, 22:52
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2731 Gösterim
Son İleti 21.07.2016, 19:12
Gönderen: Tevhid Ehli