Tavhid

Gönderen Konu: KÜÇÜK ŞİRK HAKKINDA MUHTASAR BİR RİSALE  (Okunma sayısı 3954 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1745
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
bismilleh
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem elinde sarı bakırdan bir yüzük bulunan bir kişiye: "Bu ne?" diye sorunca adam:
“Ben bunu vâhine’ye (kolda görülen bir çeşitlik hastalığa) karşı kullanıyorum” deyince, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Onu at. Çünkü o senin güçsüzlüğünden başka bir şeyi arttırmaz ve şüphesiz sen o, üzerinde olduğu halde ölecek olursan ebediyyen iflah olmazsın."
rasullallahın "ebediyyen iflah olmazsın" kavlini nasıl anlamak gerekir, sizden ricam küçük şirk çeşidleri haqqında bilgi veriniz

KÜÇÜK ŞİRK HAKKINDA MUHTASAR BİR RİSALE

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu muhtasar risalede -yukardaki soruya cevap verme vesilesiyle- küçük şirk kavramı üzerinde duracağız inşallah. Küçük şirkin tanımı, büyük şirk ile arasındaki fark ve de birazdan bahsedeceğimiz üzere büyük şirk ile alakalı nassların bazen küçük şirke delil getirilmesi gibi hususlar bir çok kimsenin gafil kaldığı son derece önemli konulardır, o yüzden aşağıdaki bahislerin dikkatle okunmasını tavsiye ediyoruz.

Büyük şirk; Allahtan başkasını ilah ve rab edinmek, Ondan başkasına ibadet etmektir. Küçük şirk ise; nasslarda şirk olarak isimlendirilmekle beraber Allahtan başkasına ilahlık ve rablik verme manasına gelmeyen, Ondan başkasına ibadet etme seviyesine çıkmamış fiillerdir. Ancak zahirde şirke benzerliğinden ötürü şirk ismini alır. Bu hususta Şeyh Süleyman bin Abdullah (rh.a) “Teysir’ul Aziz’il Hamid”in girişinde şöyle demektedir:


الشرك الأصغر، كيسير الرياء والتصنع للمخلوق، وعدم الإخلاص لله تعالى في العبادة، بل يعمل لحظ نفسه تارة، ولطلب الدنيا تارة، ولطلب المنْزلة والْجاه عند الخلق تارة، فله من عمله نصيب، ولغيره منه نصيب، ويتبع هذا النوعَ الشركُ بالله في الألفاظ، كالْحلفِ بغير الله وقول: ما شاء الله وشئت، ومالي إلا الله وأنت، وأنا في حسب الله وحسبك، ونحوه. وقد يكون ذلك شركا أكبر بحسب حال قائله ومقصده. هذا حاصل كلام ابن القيم وغيره.

“Küçük şirk: Yaratılmışları memnun etmek için yapılan az bir riyakarlık ve yapmacıklık; ibadetlerde Allah için ihlaslı olmamak, bilakis kişinin kah kendi nefsini tatmin etmek için, kah dünyalık talebi için, kah da halk nezdinde makam ve şöhret edinmek amacıyla amel etmesidir. Öyle ki kişinin yaptığı amelde Allah için bir pay varsa, Ondan gayrısı için de bir pay sözkonusu olur. (İşte bu, küçük şirktir.) Allah'a lafzen, sözlü olarak ortak koşmak da bu kapsamdadır. Allah'tan başkasına yemin etmek, "Allah ve sen dilersen", “Benim Allah’tan ve senden başka kimsem yoktur”, "Bana Allah ve sen yetersin" gibi. Bunlar, bazen söyleyenin maksadına göre büyük şirk de olabilir. İbn Kayyım ve başkalarının sözlerinin özeti budur.” (Teysir’ul Aziz’il Hamid, 28)

İbn'ul Esir "en-Nihaye" de "Şirk"in lugat manası hakkında şu bilgileri vermektedir:

«الشِّرْكُ أخْفى فِي أمَّتي مِنْ دَبِيب النَّمل»

" Bu ümmette şirk, karıncanın taş üzerindeki hareketinden daha gizlidir." (Buhari, Edeb'ul Mufred no: 716. Bunun benzerleri Ahmet Müsned': 4/403 Taberani "Kebir" ve "Evsat", Ebu Ya'la, Mecmeu'z-zevaid: 10/223,224, Terğib ve't-Terhib:1/76'da Huzeyfe, Aişe ve Ebu Musa (r. anhum ecmain)'den nakledilmiştir.)

Bu hadiste amellerdeki riyayı kasdetmektedir. Zira riyakarlık, gösteriş yapan kişi (hakiki anlamda olmasa da ) bir nevi ameline Allah'tan başkasını ortak etmiş demektir. Allahu teala'nın şu kavli de bunun gibidir:

وَلا يُشْرِكْ بِعِبادَةِ رَبِّهِ أَحَداً

"Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin" (Kehf: 110)

شَرِكْتُهُ فِي الْأَمْرِ أَشْرَكهُ شِرْكَةً

Ona iş hususunda ortak oldum, Onu ortak kıldı, denir. Keza; o kimsenin ortağı olduğun zaman شَارَكْتُهُ yani onunla ortak oldum denir. Bu yapılan işin ismi de "şirk" yani ortaklıktır. Allah'ın ortağı olduğunu iddia eden kimse de Ona şirk koşmuştur ve bu kimse "müşrik"tir. (Yani "Şe-Ri-Ke" fiilinin dörtlü ifal babından olan "eşrake" ortak koşmak, ortak, denk tanımak", bu babın ismi faili olan "müşrik" ise "ortak koşan" anlamındadır.) "Şirk" küfrün bizzat kendisi demektir.

«مَنْ حَلف بِغَيْرِ اللَّهِ فَقَدَ أَشْرَكَ» "Allah'tan başkasına yemin eden şirk koşmuştur" (Ebû Davûd (3251), Tirmizî (1535), Ahmed (1/47) ve (2/34, 67, 125), Hâkim, (45, 167. 169), İbn Hıbban (4357)

Zira bu hadiste bahsedilen kişi, kendisiyle yemin edilmesi caiz olmayan bir şeye kendisiyle yemin edilen Allah'ın ismi gibi  yemin etmiş ve bu surette o mahluku (tıpkı Allah gibi) kendisiyle yemin edilen bir şey kılmıştır.


«الطِّيَرة شِرْكٌ، ولكنَّ اللَّهَ يُذْهبُه بالتَّوَكل»
 
"Uğursuzluk şirktir fakat Allah bunu tevekkül yoluyla giderir." (Ebû Dâvûd (3910), Tirmizî (1614), İbn Mâce (3537), Ahmed (1/379, 437, 440), İbn Hibbân (6122), Hakim (43, 44) Ebû Davûd ve Tirmizî İbn Mesuddan «Tıyâre (uğursuzluk) şirktir. Tıyâre şirktir. İçimizde hiç kimse yoktur ki böyle bir hisse kapıldığında Allah'a tevekkül etsin de kendisinden bu giderilmesin.» lafzıyla rivayet etmiştir. Tirmizî rivayetin sahih olduğunu ve son kısmının İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'ın sözü olduğunu bildirmektedir. )
 
Bu hadiste ise uğursuzluk inancını şirk olarak nitelendirmiştir. Çünkü buna inananlar, bunun menfaat sağladığını ve zararı önlediğini kabul ederler. Fakat bu, Allah'ı inkar manasında küfür değildir zira küfür olsaydı sırf tevekkülle giderilmezdi"

(İbn'ul Esir, en-Nihaye fi garib'il hadis, ş-r-k maddesi)


Açıkça anlaşıldığı üzere hadislerde uğursuzluk, Allahtan başkasına yemin, ibadetlerde riya (gösteriş) gibi ameller şirk  yani Allaha ortak koşmak olarak vasıflandırılmıştır. Çünkü bütün bunlarda ya lafız (söz) olarak, ya da amel olarak zahirde Allaha ortaklık sözkonusudur. Fakat Allaha ilahlığında, rabliğinde ortak koşmak veya ibadet türünden bir fiili Ondan başkasına vermek sözkonusu olmadığı için büyük şirk sayılmazlar. Buradaki ortaklık sadece lafzi ve zahiri anlamdadır, hakiki bir ortaklık değildir. Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) bu amelleri yapanları bu yüzden tekfir etmemiştir. Yoksa bazı cahillerin zannettiği gibi Şari hiçbir illet sözkonusu olmadan birtakım amelleri küçük şirk büyük şirk diye taksim etmemiştir.

İbn Mace, Ahmed ve diğerleri tarafından rivayet edilen bu hadiste bahsedilen sahabe  ise kişiyi İslam dininden çıkartan büyük şirk değil, dinden çıkartmayan küçük şirk işlemiştir. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) “Kitab’ut Tevhid” adlı eserinde “Halka, Kurdele vb şeyleri takmak şirktir” başlıklı babta bu hadisi nakletmiştir. İmam Ahmed’in rivayet ettiği şekliyle hadis şöyledir:


حَدَّثَنَا خَلَفُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْمُبَارَكُ، عَنِ الْحَسَنِ قَالَ: أَخْبَرَنِي عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْصَرَ عَلَى عَضُدِ رَجُلٍ حَلْقَةً، أُرَاهُ قَالَ مِنْ صُفْرٍ، فَقَالَ: " وَيْحَكَ مَا هَذِهِ؟ " قَالَ: مِنَ الْوَاهِنَةِ؟ قَالَ: " أَمَا إِنَّهَا لَا تَزِيدُكَ إِلَّا وَهْنًا انْبِذْهَا عَنْكَ؛ فَإِنَّكَ لَوْ مِتَّ وَهِيَ عَلَيْكَ مَا أَفْلَحْتَ أَبَدًا

(Senedini zikrettikten sonra) 'İmrân b. Husayn radıyallâhu anh'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kolunda (sarı pirinçten yapılma) halka olan bir adam gördü. «Yazıklar olsun sana, Bu nedir?» diye sordu. Adam, ''Kolumdaki ağrıdan dolayı bunu taktım." dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: «Onu çıkar! Çünkü bu, ağrını arttırmaktan başka bir ise yaramaz. Şayet bu üzerindeyken ölecek olsaydın, ebediyen kurtulamazdın.» buyurdu."

Şeyh Muhammed hadisi naklettikten sonra “la be’se bih” yani hadiste bir beis (sakınca) yoktur ifadesini kullanmıştır. Hadisi Ahmed (4/445), İbn Mâce (3531, İbn Hibbân (6088), Hâkim -sahih olduğunu söyleyerek- (8502), Zehebî de Hâkime muvafakat etmiştir ve Taberânî, el-Kebir'de (18/159, 172, 179) rivayet etmiştir. Bûsîrî, ez-Zevâid'de: İsnadı hasendir, der.

Şeyh bunun ardından hadisten çıkartılan faideleri anlatırken şu ifadeleri kullanmıştır:


الأولي:التغليظ في لبس الحلقة والخيط ونحوهما لمثل ذلك.   فيه مسائل.
الثانية: أن الصحابي لو مات وهي عليه ما أفلح. فيه شاهد لكلام الصحابة أن الشرك الأصغر أكبر من الكبائر.
الثالثة: أنه لم يعذر بالجهالة
.

İLGİLİ MES'ELELER
1.   Bela ve benzeri olumsuzlukların def edilmesi halka, bilezik, iplik vs. takılmasının tehlikesi ve bu konuda şiddetle titizlik gösterilmesi.
2.  Sahabi birinin üzerinde benzer bir şey takılı iken ölmesinin kurtuluşuna engel teşkil etmesinde ashabın küçük şirki en büyük günah saymalarına delil bulunmaktadır.
3-  Cehaletinin mazeret sayılmadığı görülmektedir.

Görüldüğü üzere bu hadisteki sahabenin fiili bazılarının zannettiği gibi büyük şirk değil, bilakis küçük şirktir. Zira burada sözkonusu halkayı takan sahabe, doğrudan o nesneye fayda ve zarar verme yetkisi anlamında bir rububiyet sıfatı atfediyor değildir. Kaldı ki eğer sahabe bununla küfre girmiş olsaydı Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) ona diğer mürtedlere yapıldığı gibi tevbe teklif eder ve onu tekfir ederdi. Buradaki vakıa tıpkı Şeyh’in bu hadisten sonra naklettiği Huzeyfe hadisindeki gibidir:


ولابن أبي حاتم عن حذيفة "أنه رأى رجلا في يده خيط من الحمى، فقطعه وتلا قوله: وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلاَّ وَهُمْ مُشْرِكُونَ

İbn Ebi Hâtim'in rivayetine göre Huzeyfe radıyallâhu anh hummadan dolayı eline ip takmış olan bir adam gördü. İpi kopararak şu âyeti okudu: «Onların ekserisi Allah'a -başka türlü değil- ancak müşrik olarak iman ederler.» (Yusuf, 106)

Şeyh Muhammed ilgili meselelerin devamında bu hadisi şöyle açıklamıştır:


التاسعة: تلاوة حذيفة الآية دليل على أن الصحابة يستدلون بالآيات التي في الشرك الأكبر على الأصغر، كما ذكر ابن عباس في آية البقرة.

9.   Huzeyfe radıyallâhu anh'ın âyet-i kerimeyi okumasında, ashabın büyük şirkin zikredildiği âyeti küçük şirk için delil olarak gösterdikleri görülmektedir. İbn Abbas radıyallâhu anhumâ  da Bakara Sûresi'nde geçen âyette benzer bir tutum sergilemiştir.

Görüldüğü üzere Huzeyfe (ra) koluna ip takan kişinin ameli küçük şirk olduğu halde büyük şirkle alakalı nazil olmuş olan ayeti o şahsa karşı delil getirmiştir. Çünkü sonuçta halka, ip gibi şeyleri zararı def etme amacıyla takmak da kişi bunların kudret sahibi olduğuna itikad etmese dahi şirke benzeyen ve ona yol açabilecek fiillerdir. İbn Abbas’tan naklettiği kavil ise Bakara: 21-22. Ayetler hakkında söylediği şu sözlerdir:

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ  الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki (O'na karşı gelmekten) sakınmış olabilesiniz."
"O (Allah) ki; yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip sizlere rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi. (Bunları) bile bile artık Allah'a endad edinmeyin (eşler koşmayın)." (Bakara: 2/21-22)


Hafız İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şunları zikretmektedir:

"İbn Ebi Hatim İbn Abbâs'dan nakleder ki, O Allah Azze ve Celle'nin «O halde bile bile Allah'a eşler koşmayınız» âyetindeki eşlerin şirk olduğunu belirtmiştir. Şirkin karanlık gecede siyah taş üzerindeki karıncanın adımından daha gizli olduğunu bildirmiştir. Bu, «Allah'a ve senin hayatına yemîn ederim ki ey falan, kendi hayatıma and içerim ki» demek gibidir. Keza şu köpek olmasaydı bize hırsız gelirdi, evde şu kaz olmasaydı hırsız içeri girerdi gibi sözler de böyledir. Keza adamın arkadaşına «Allah ve sen istersen» sözü de böyledir. Yine Allah ve falanca olmasaydı, falanca olmasaydı sen bunu yapamazdın gibi sözlerin hepsi birer şirktir. Hadîs-i Şerifte vârid olmuştur ki adamın biri Rasûlullah (s.a.)'a «Allah ve sen istersen» demiş Rasûlullah (s.a.) da sen beni Allah'a eş mi koştun buyurmuştur. Bir başka hadîste ise Rasûlullah (s.a.) : Eğer Allah isterse ve falan da isterse diyerek Allah'a eş koşmamış olsanız siz ne güzel bir kavimsiniz buyurmuştur."

Görüldüğü üzere İbn Abbas (ra) Müslümanların kullandığı bazı sözleri hakikatte şirk kasdedilmese bile lafız olarak Allaha ortaklık vehmi uyandırdığı için Allaha nidd (eş) edinme statüsünde değerlendirmiştir.

Şu halde hadisteki “Ebediyyen iflah olmazdın” sözü de tıpkı seleften nakledilen bu misallerde olduğu gibi tağliz babından yani yapılan işin vehametini göstermek için söylenmiş bir sözdür (Allahu a’lem) Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a) hadisteki bu ifadeden yola çıkarak “Cehaletinin mazeret olmadığı görülmektedir” demektedir. Bazı kimseler bu hadisi büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığı hususuna delil getirirler. Ancak bu, doğru bir hükme getirilen yanlış bir delillendirmedir. Başka bazı batıl ehli ise bu tip hadisleri büyük şirkte cehaletin özür olduğuna delil getirirler. Bu ise batıl bir davaya getirilen batıl bir istidlaldir. Bilakis burada küçük şirkten bahsedilmektedir ve bu hadis küçük şirkte cehaletin mazeret olmadığına delildir. Küçük şirk işleyen kimsenin dahi mazur sayılmaması elbetteki büyük şirkte cehaletin özür olmadığına evla tarikindan delalet eder. Fakat küçük şirk işleyen kimsenin cehaletinin mazeret olmaması –büyük şirkin aksine- kişinin kafir olduğu anlamında değildir. Kişi bunu cehaletten dolayı yaptığı halde kınamadan kurtulamamıştır anlamındadır. Çünkü bu tarz ameller ancak imanı ve tevekkülü zayıf kimselerden sadır olur. Şeyh Abdurrahman bin Hasen Al'uş Şeyh aynı hadisin yorumunda şöyle demektedir:

وأمور الشرك أكبره وأصغره لا تدرك بالعد، لكن الشرك الأكبر يخرج من الملة، ويحبط الأعمال; لأنه أعظم ذنب عصي الله به؛ وهو أظلم الظلم لأن الشرك أخذ حق الله، ووضعه فيمن لا يستحقه.وأما الشرك الأصغر فهو أكبر من الكبائر، " لقول النبي صلى الله عليه وسلم لمن رأى في يده حلقة من صفر، فقال: ما هذه؟ قال: من الواهنة; قال: انزعها. فإنها لا تزيدك إلا وهنا، فإنك لو مت وهي عليك ما أفلحت أبدا "ولا يكفر الشرك أصغره وأكبره، إلا بالتوبة منه قبل الممات؛ والأصغر لا يكفره في الدار الآخرة، إلا كثرة الحسنات; لأن الأصغر لا يحبط إلا العمل الذي وقع فيه خاصة.

"Büyüğüyle küçüğüyle şirke dair meseleler çoktur, saymakla bitmez. Velakin şurası vardır ki büyük şirk İslam dininden çıkartır ve amelleri de iptal eder. Zira o Allaha karşı işlenen günahların en büyüğüdür. O aynı zamanda zulumlerin en büyüğüdür; zira şirk Allahın hakkını ihlal etmek ve o hakkı hak etmeyen bir yere vermekdir. Küçük şirk ise büyük günahların en büyüğüdür. Bu hususta Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: O (sallallahu aleyhi ve sellem) kolunda (sarı pirinçten yapılma) halka olan bir adam gördü. «Yazıklar olsun sana, Bu nedir?» diye sordu. Adam, ''Kolumdaki ağrıdan dolayı bunu taktım." dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: «Onu çıkar! Çünkü bu, ağrını arttırmaktan başka bir ise yaramaz. Şayet bu üzerindeyken ölecek olsaydın, ebediyen kurtulamazdın.» buyurdu. Ölmeden önce tevbe edilmesi durumu müstesna, küçük şirk de büyük şirk de bağışlanmaz. Ahiret yurdunda küçük şirkin günahını ancak çokça yapılan iyilik kaldırabilir. Zira küçük şirkin günahı, ancak küçük şirke düşülen ameli  iptal eder." (  Durer'us Seniyye 11 / 496)

Muhammed bin Abdilvehhab'ın talebelerinden Abdulaziz bin Abdullah el Husayn ise şöyle demektedir:


والشرك الأصغر: ذنب تحت المشيئة، كسائر الذنوب، بل هو أكبرها، لعموم قوله: {إِنَّ اللَّهَ لا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ} [سورة النساء آية: 48] ، وحديث: " أي الذنب أعظم " ، ولكن لا يكفر مرتكبها ولا يخرج عن الملة الإسلامية، إذا لم يستحل فعلها.

"Küçük şirk, diğer günahlar gibi Allah'ın dilemesine kalmış bir günahtır hatta bu günahların en büyüğüdür. "Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz" (Nisa: 48) ayeti, "En büyük günah hangisidir, seni yarattığı halde Allah'a ortak koşman…" hadisi gibi nassların umumi delaleti bunu gösterir. Fakat küçük şirki işleyen kişi tekfir edilmez ve yaptığı işi helal addetmedikçe de bu kimse İslam milletinden çıkmaz." (Durer'us Seniyye 2/185)

Görüldüğü gibi alimler, şirkin bağışlanmayacağı ile alakalı nassları küçük şirk için de geçerli saymışlar ancak bunu küçük şirk sahibinin ebedi cehennemde kalacağı manasında yorumlamamışlardır. İşte küçük şirk ve gizli şirk işleyen kimse (Bu ikisi hüküm olarak aynıdır) bu surette kendisini büyük bir tehlikeye atmıştır. Hadiste geçen “ebediyen iflah olmazdın” lafzından murad Allahu a’lem budur.

Şu halde nasslarda ve alimlerin sözlerinde geçen şirk lafzını ve şirke delalet eden diğer lafızları iyi değerlendirmek ve büyük şirkin mi yoksa küçük şirkin mi kasdedildiğini fıkhetmek gerekir. Aksi takdirde çok batıl neticelere varılır. Nitekim günümüzde büyük şirkte cehaleti özür sayan bir çok kimse bu tarz hadislerde küçük şirk işleyen kimselerin tekfir edilmemesine bakarak aldanmışlardır. Bu da küçük şirk-büyük şirk ayrımını ve de genel anlamda tevhidin ve şirkin ne olduğunu bilmemekten ve bunları akide haline getirmemekten kaynaklanır. Küçük şirk meselesi, tevhid ile şirkin arasını ayırd edemeyen bir çok kimsenin ayaklarının kaydığı önemli bir bahistir ancak biz burada şimdilik konuyla alakalı bu malumatla iktifa ediyoruz ve burada yazılanların okunup geçilmemesini ve üzerinde tefekkür edilmesini tavsiye ediyoruz. Velhamdulillahi rabbil alemin.



Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 143
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Ynt: KÜÇÜK ŞİRK HAKKINDA MUHTASAR BİR RİSALE
« Yanıtla #1 : 18.04.2019, 10:59 »
Bismillahirrahmanirrahim

Alıntı yapılan: Tevhid Ehli
Bu muhtasar risalede -yukardaki soruya cevap verme vesilesiyle- küçük şirk kavramı üzerinde duracağız inşallah. Küçük şirkin tanımı, büyük şirk ile arasındaki fark ve de birazdan bahsedeceğimiz üzere büyük şirk ile alakalı nassların bazen küçük şirke delil getirilmesi gibi hususlar bir çok kimsenin gafil kaldığı son derece önemli konulardır, o yüzden aşağıdaki bahislerin dikkatle okunmasını tavsiye ediyoruz.

Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4473 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 14:41
Gönderen: Leys b. Sad
11 Yanıt
5226 Gösterim
Son İleti 30.12.2015, 03:01
Gönderen: Uhey
3 Yanıt
951 Gösterim
Son İleti 26.09.2015, 01:04
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
4258 Gösterim
Son İleti 04.11.2016, 22:54
Gönderen: Tevhid Ehli
7 Yanıt
3640 Gösterim
Son İleti 22.03.2018, 00:24
Gönderen: Tevhid Ehli