Tavhid

Gönderen Konu: ÖNEMLİ UYARI!  (Okunma sayısı 3631 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1680
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
ÖNEMLİ UYARI!
« : 12.05.2016, 04:41 »
بسم الله الرحمن الرحيم

Yayınlamış olduğumuz çalışmaları takip edip okuyan, mütalaa eden herkese ve bilhassa gençlere bazı uyarı ve tavsiyelerde bulunmak istiyoruz. Malum olduğu üzere Allahu Teala cinleri ve insanları başka bir şey için değil ancak kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. (Zariyat: 56. Ayet) Ancak şurası da bir hakikattir ki insanlara bu asıl yaratılış gayelerini unutturmak ve ondan uzaklaştırmak için aralıksız olarak çalışan bir düşman vardır ki o da İblis (aleyhilla’ne)dir. Şeytan, cinlerden ve insanlardan olan dostlarıyla da yardımlaşarak gece gündüz insana vesveseler vererek telkinlerde bulunmakta ve insanı tıpkı kendisi gibi ebedi cehenneme mahkum edecek fiillere teşvik etmektedir. Bu yolda şeytanın en büyük hedefi insanı imandan ve tevhidden uzaklaştırarak şirke düşmelerini sağlamaktır. Bu hedefi doğrultusunda insana sağdan, soldan, önden, arkadan yaklaşarak yaldızlı sözler fısıldar ki bu vesveselerin başında insanları ilimden uzaklaştırmak gelmektedir. İlimden uzaklaştıramadıysa amelden soğutur, onu da yapamadıysa amellerindeki ihlastan onu men eder ve şeytanın ezeli düşmanı Adem oğluyla mücadelesi böyle sürer gider. Ayeti kerimede beyan edildiği gibi insan aceleci bir varlıktır hatta “aceleden” yaratılmıştır. (Enbiya: 37) Bundan dolayı Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın Asr suresinin tefsiri sadedinde zikrettiği dört mesele olan ilim, amel, davet, sabır merhaleleri insanların çoğuna ağır gelir ve birçoğu ya hiç başlamadan bu yoldan ayrılırlar, bir kısmı da yarı yolda bırakır ve başka yollara saparlar.

İşte bu noktada yayınlarımızı takip eden okuyucularımıza bazı nasihatlerde bulunmak istiyor ve diyoruz ki ey okuyucu! Eğer neşretmiş olduğumuz yayınları, alimlere ait eser ve risaleleri gerçekten tahkik ederek, tefekkür ederek okuduysan bil ki seni zorlu bir imtihan beklemektedir. Ya öğrendiklerinle amel edecek, bunlara davet edecek ve bu yolda başına gelen eziyetlere sabredeceksin veyahut da şeytana teslim olacaksın! Şunu unutma ki bizler kıyametin gitgide yaklaştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz ve bu ahirzamanın en büyük özelliklerinden birisi de İslamın garipliği, İslamı savunan ve yaşayanların azlığı olacaktır. Bundan dolayıdır ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

بدأ الإسلام غريبًا، وسيعود غريبًا كما بدأ، فَطُوبي للغرباء‏

“İslam, garip olarak başladı; tekrar garipliğe geri dönecektir. Müjdeler olsun o gariplere!”
(Müslim,145; Ahmed 16690)

Bu noktada Allame İbn Kayyım (rh.a)’ın şu sözleri bizim durumumuza ışık tutmaktadır. O, “Şeytanın Tuzakları” ismiyle Türkçeye çevrilen eserinin girişinde kalp hastalıklarını izah ederken şöyle demektedir:

“Bazen kişi, kalbinin hastalığının farkındadır, fakat devasını (ilacını) kullanmak kendisine zor gelmekte, kalbinin elemini, devasını kullanmanın acılığına tercih etmektedir. Çünkü kalbin devasında, nefsin arzularına muhalefet vardır. Kalbi hasta olan kişiye ise bu, çok zor gelmektedir. Evet, bazen toparlanıp nefsini sabra yöneltir, fakat ilim ve basiretinin zayıflığı sebebiyle çabuk azmi kırılır. Sonunda şifa ve selamet olduğunu bildiği halde, irade za'fı gösterip sabrında devam etmez. Tıpkı yolun sonunda huzur ve emniyete kavuşacağını bildiği halde, bazı korku ve meşakkatler sebebiyle yoluna devam edemeyen bir yolcu gibi, sabrında devam edemez. Yalnızlığını veya arkadaş azlığını bahane ederek, yola devam azmini bırakır. "Hani insanlar nerede? Ben onlarla birlikte hareket etmek istiyorum!" demeye başlar ve kendisine yoldaşlar arar. Çoğunlukla insanların hali böyledir. Ve bu yüzden helak olurlar.

İlim ve basireti tam olan ise, yoldaşının azlığından korkuya düşmez. Hak bildiği yolda, tek başına da olsa, azimle devam eder. Kesinlikle bilir ki, şu anda hak bildiği bu yolda gidenler az ise de, vaktiyle peygamberler, sıddikler, şehidler ve salihler, iyiler ve ermişler hep bu yoldan gitmişlerdir. Onlar Allah'ın bahtiyar kullarıdır ve onların arkadaşlığı, beraberlik ve komşuluğu ne kadar güzeldir! İşte böyle bir yolda, tek başına dahi azimle yoluna devam etmesi, mü'minin imanındaki gerçekliğe delalet eder ve onun sıddiklerden olduğunu gösterir.”


İşte İbn Kayyımın ifade ettiği gibi insan mutlaka gireceği yolda yanına arkadaşlar arar. Bulamadığı takdirde ise ya yoldan tümüyle sapar veyahut da aslında o yolun yolcusu olmayan kimseleri sırf yalnızlığını gidermek için arkadaş edinir. Fakat ey ilim talibi! Bu noktada sen sen ol, asla yalnızlıktan dolayı ümitsizliğe düşme ve aslında kitaplarda anlatılan bu sahih akideye sahip olmadığını bildiğin halde sırf benzer bazı söylemler kullanıyorlar, bazı ortak noktaları var diyerek medyatik olmuş, popüler hale gelmiş birtakım hiziplere ve fırkalara meyletme! Şunu bil ki günümüzde ismi duyulmuş, şöhret bulmuş hiçbir topluluk hak üzere değildir. Yine şunu bil ki İslamın garip olduğu bu dönemde gerçek tevhid akidesine sahip bir topluluk kolay kolay büyük kalabalıkları etrafında toplayamaz. Zaten sözde tevhide davet ettiğini ileri süren bu cemaat, örgüt ve grupların akidelerini az bir incelediğinde –hikmet nazarıyla bakarsan- çelişkileri ve dine muhalif hususları çok kolay tesbit edersin. Elbette ki yeryüzünde kıyamet kopana kadar hak bir taife bulunmaya devam edecektir. Ancak hadislerde bahsedilen bu hak taifenin şeytan hizbine ait televizyonlarda, haber bültenlerinde her gün boy gösteren gruplardan birisi olması şart değildir!! Bilakis Ehli sünnet vel cemaat akidesine, selef menhecine sahip her fert bu Taifetul Mansura’nın bir ferdidir.

Evet, hak yolun yolcusu gerçekten günümüzde yalnız ve kimsesizdir. Ancak bu husus hakka talib olan kimse için bir ümitsizlik kaynağı olmamalıdır. Bilakis kişi yukarda zikrettiğimiz “guraba” hadisinin sonundaki “fetuba lil guraba/müjdeler olsun o gariplere” hitabının kapsamına giren ahir zaman gariplerinden olacağı için kıvanç duymalıdır.

Evet, gerçekten bu zamanda dini yaşamak zor bir iştir. Zira Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ahir zamanda maruf üzere sabretmenin kor ateşi elde tutmak gibi olacağını (Ebu Davud, #4341); sabah evinden mümin olarak çıkan kimsenin akşam kafir olarak evine döneceğini keza kafir olarak sabahlayan birisinin mümin olarak akşama ulaşacağını haber vermektedir. (Ebu Davud #4259, #4262) Fakat bu zoru başaranları, ahir zamanda imanını muhafaza edenleri yukarda zikredilen müjdelerin yanı sıra bizzat “kardeşlerim” olarak nitelemektedir. Ashabı “Ya Rasulullah, biz senin kardeşlerin değil miyiz” dediklerinde “Hayır, benim kardeşlerim beni görmedikleri halde iman edenlerdir” buyurmuştur. ((Ahmed, Musned, #12169) İşte bu noktada müslüman ferdin gayesi ahir zaman fitneleriyle mücadele ederek zoru başarmak ve bu müjdelere kavuşmak olmalıdır. Hak talibi bu noktada bunalım düşüncelerden, depresyondan kesinlikle uzak durmalıdır. Çünkü şeytan insanları bu hususta yani dini yaşamanın zorluğu hususunda da bunaltır ve saptırabildiklerini tamamen saptırır; büsbütün dinden uzaklaştıramadıklarını ise psikolojik bunalıma sevkeder hatta ona ölümü sevdirmeye başlar. Birçok kişi de cahiliye toplumunda inancından dolayı bir çok şeyden mahrum ve dışlanmış olarak ömür sürmek yerine kolayı seçerek bir an önce ölmeyi temenni etmeye başlar. Her ne kadar şeytan sağdan yanaşarak buna şehitlik süsü vermeye çalışsa da aslında bu tipik bir intihar düşüncesidir. Sadece intihar etmemiş izlenimi vermemek için kişi yapılan işin ismini cihad, şehitlik gibi isimlerle değiştirmiştir o kadar! Günümüzde bu türden gayri İslami düşüncelerle ikna olmuş fertler tarafından İslam adına yapılan birçok amaçsız eylemin alt yapısında bu ümitsizlik ve bunalım hali yatmaktadır ki bu şeytani bir haldir. Şeytan İslama yönelmiş fertleri bu şekilde aldatarak daha tevhidi öğrenip hayatlarına geçirmeden yani müslüman olmadan canlarına kıydırır ve onları ebedi cehenneme sevkeder. Halbuki bu eylemleri yapanlar kendilerini hak yolda zannetmektedir. Ayeti kerimede de ifade buyrulduğu üzere insanların amel bakımından en çok hüsrana uğrayanları da bunlardır. (Kehf: 103-104) Şeytan ve hizbinin en rahatsız olacağı şey ölü fertler değil bilakis yaşam mücadelesi veren ve dini ikame etmeye çalışan örnek bir topluluğun dünyada var olmasıdır. Bundan dolayıdır ki Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir günü Rabbine dua ederek “Ya Rabbi, eğer bu topluluğu da helak edersen yeryüzünde sana ibadet eden hiç kimse kalmaz” diyerek müşriklere karşı zafer temenni etmişti. (Tirmizi: 3081) Şu halde mümin fert gerektiğinde dini için canını tehlikeye atmasını da bilmeli; ancak bu, bunalımdan kaynaklanan ferdiyetçi düşüncelerle değil yine İslamı yeryüzüne hakim kılma gayesine matuf bir şekilde olmalıdır.

Hak yolun yolcusu şeytanın telkin edeceği aceleci düşüncelere de prim vermemelidir. Çünkü şeytan birtakım fertlere henüz şartları oluşmadığı halde acilen başarıya ulaşmaları gerektiğini telkin ederek onlara yersiz ve zamansız bir takım işlere yöneltir. Sünnetullaha uyulmadığı için de bu zamansız çıkışlar çoğu zaman hedeflenenin aksi neticeler doğurur ve de düşmanın İslama ve İslam olarak gördüğü bütün kişi ve kurumlara daha fazla saldırması ile neticelenir. Halbuki Allah insana gücünün üstünde yük yüklememiştir. Emri bil maruf nehyi anil münker vazifesi de yine kişinin gücüne göre icra edilir. Bundan dolayı eğer gücü yetiyorsa eliyle, ona gücü yetmiyorsa diliyle, ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle değiştirmesi telkin edilmiştir. (Muslim, İman: 20) Keza cihad da kişinin gücü nisbetinde farz olan bir fiildir. Bundan dolayı Allahu Teala, Müslümanların sayısı kafirlerin yarısından az olduğu takdirde kaçmalarına müsaade etmiştir. (bkz. Enfal: 65-66) Bunların korkaklıkla bir alakası yoktur. Bu bilakis Allahın tabiata koyduğu kanunlara ve peygamberlerin sünnetine uygun olduğu gibi selefi salihinin menhecine uygun olan da budur. Günümüzde İslama ve İslam ismi taşıyan birtakım insanlara karşı çeşitli zulüm ve eziyetler yapıldığı bir vakıadır. Ancak kendisini İslama nisbet eden birçok kişi ve kuruluş bu noktada sabırsızlık göstererek güçlerinin üstünde işlere kalkışmakta ve ardından daha büyük felaketlere sebebiyet vermektedir. Öyle zannediyoruz ki şeytan hizbi bu noktada kaos ve kargaşayı iyice arttırmak için bu süreci bizzat provoke etmektedir. Yani hizbuşşeytan icra edecekleri çeşitli planları bizzat tevhidden, selef menhecinden ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in davet usulünden habersiz olan birtakım amatör dini grupların önünü açarak, kışkırtarak daha rahat bir şekilde yürürlüğe koymaktadır. Yukarda zikrettiğimiz ilim, amel, davet, sabır merhalelerini tatbik etmek kendilerine ağır gelen bilhassa birtakım gençlik kesimleri de bu şeytani kaos stratejilerinin bizzat oyuncağı haline gelmektedir. Bu kimseler tevhide dair birkaç mesele duyup galeyana geldiklerinde şeytan onlara vesvese vererek dini yeterince öğrendiklerini, artık öğrendiklerini hayata geçirmeleri gerektiğini telkin etmekte ve bunun için de adres olarak neye davet ettikleri, kimler tarafından organize edildikleri belli olmayan ve yüzeysel bir araştırmayla dahi akidelerinde bir çok çelişki gözlemlenebilecek olan birtakım kuruluşları göstermektedir. Böylece daha kendi nefislerinde, ailelerinde dahi dini yaşamaktan aciz olan kimselere bu gerçeği unutturup siyasi yapıyı değiştirmeyi, devlet kurmayı hatta dünyayı fethetmeyi vaad etmektedir. Tağutları reddettiğini zanneden bu fertler bilakis yerli ve yabancı tağutların tasarladıkları projeler doğrultusunda eylemlere imza atarak bu reddettiklerini zannettikleri tağutların güdümüne girmektedirler.

Uzun sözün kısası tevhide yönelen, rabbani alimlerin tevhidle alakalı eserlerini okuyan kimselerin bu kitaplarda anlatılan şeylerin dışına çıkarak fevri hareketlere girişmeleri hedeften sapmadır ve şeytanın tuzağına düşmektir. Şeytan bu fertlerin birçoğunu öyle zaptetmiştir ki bu insanlar artık neredeyse ilimle uğraşanları küçümseyecek, onları korkaklıkla vasfedecek duruma gelmiştir. Böylece ilimden yüz çevirerek, iman ve küfre dair meseleleri dahi doğru dürüst öğrenip hayatlarına geçirmeden küfür bir akideyle Rabblerine kavuşmakta ve ahiretlerini kaybetmektedirler. Kötü akibetten Allaha sığınırız. Bu akibete düşmemek için asıl yaratılış gayemiz olan kulluğa yönelmemiz gerekmektedir. İnsanlar hakiki anlamda Allaha kul olduklarında yönetimler de o istikamette değişecektir. Ancak insanlar kendi nefislerini ıslah etmedikleri halde sadece siyasi yapının ıslahını beklemeleri beyhude bir beklenti olacaktır. Çünkü “nasılsanız öyle idare edilirsiniz” (Deylemi, Müsned’ul Firdevs, no: 4918) ve “bir kavim kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmeyecektir.” (Ra’d: 13) Özetle hak yolcusu bunalım düşüncelerden, acelecilikten, zamansız çıkışlardan uzak bir şekilde sabırla yoluna devam etmelidir. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabb’il alemin.


Çevrimiçi İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 689
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: ÖNEMLİ UYARI!
« Yanıtla #1 : 03.02.2019, 16:13 »
,
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
6140 Gösterim
Son İleti 30.01.2019, 15:45
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
2672 Gösterim
Son İleti 02.07.2018, 02:01
Gönderen: İbn Teymiyye
5 Yanıt
2953 Gösterim
Son İleti 30.07.2018, 19:31
Gönderen: Tevhid Ehli