Tavhid

Gönderen Konu: ALLAHU TEALA’NIN KELAMININ HARF VE SES YOLUYLA OLDUĞUNA DAİR DELİLLER  (Okunma sayısı 3670 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1730
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
بسم الله الرحمن الرحيم

الحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاة وَالسَّلامُ على مَنْ لا نبيَّ بَعْدَهُ، وَبَعْدُ

ALLAHU TEALA’NIN KELAMININ (KONUŞMASININ) HARF VE SES YOLUYLA OLDUĞUNA DAİR DELİL VE NAKİLLER

Allah’ın kelam (konuşma) sıfatı ve buna bağlı olarak Allah’ın kelamı olan Kur’an’ın mahluk olup olmadığı meselesi Yunan felsefesinin yayılması ve akabinde Cehmiye gibi sapık fırkaların ortaya çıkmasından itibaren –ki bu selef asrının sonlarına tekabül eder- tartışılan bir mesele olmuştur. Bu meselenin içerisinde birçok alt meseleler de bulunmaktadır. Kelamullah meselesi ile alakalı geniş bilgi edinmek isteyenler İbn Ebil İzz (rh.a)’ın Tahavi akidesi şerhindeki açıklamalarına müracaat edebilirler: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=885.0 Bizler ise bu risalemizde Allahın izni ve yardımıyla kelam konusunun alt dallarından birisi olan ve de İslam ilim tarihinde “harf ve savt” meselesi olarak şöhret bulmuş olan “Allahın kelamının harf ve ses ile olduğu” hususundaki bazı delil ve nakilleri muhtasar bir şekilde zikretmek istiyoruz. Aslında bu konu gerek aklen gerek şer’an açık bir mesele olduğu halde maalesef selef asrından sonra türeyen bazı yerilmiş kelam ehli marifetiyle “Allah harf ve ses olmaksızın konuşur” şeklinde bir bidat ümmetin gündemine girmiş ve haliyle alimler de bu kimselere reddiye babından bu konuyu tafsilatlandırmak durumunda kalmışlardır. Halbuki kelamın yani konuşmanın ancak harflerle ve seslerle meydana geleceği hususu insanların örfünde malum olan bir şeydir ve konuşma deyince de akla gelen şey budur. Dolayısıyla “Allah harf ve ses olmaksızın konuşur” sözü aslında “Allah konuşmaz” sözüyle eş anlamlıdır. Bu ise Allahın kelam sıfatını inkardır hatta bu mezhebin lazımı Kur’an’ın Allah kelamı olmamasını ve de yaratılmış harflerden müteşekkil olduğu anlamına gelir ki bu da Kur’an mahluktur şeklindeki küfür sözüyle aynıdır. Ne yazık ki bunda teşbihi yani kullara benzemeyi gerektiren –şahsi birtakım yorumlar haricinde- açık bir şey de olmadığı halde Eşari ve Maturidi kelamcılarından bir zümre Allahı harf ve sesle konuşmaktan tenzih etmişlerdir. Bu görüş bildiğimiz kadarıyla İbn Küllab tarafından ortaya atılmış ve sonraki dönemlerde mesela Nesefi, Akaid metninde; Taftazani, Nesefi akaidine yazdığı şerhte ve başkaları bu hataya düşmüşlerdir. Allah onları da bizi de bağışlasın. Amin. Ebu Hanife de -söz konusu eser kendisine aitse- Fıkh’ul Ekber’de “Allah aletsiz ve harfsiz olarak konuşur” demektedir, ancak harf ve ses meselesi Ebu Hanife’den çok sonra İbn Küllab ve ona muvafakat eden sıfatiye kelamcılarının, başka bir tabirle kendisini Ehli sünnete izafe eden sonraki dönem mütekellimlerinin icad ettiği bir şey  olduğundan dolayı Ebu Hanife döneminde böyle bir tartışmanın olması uzak görünmektedir. Ebu Hanife bunu söylemiş olsa dahi başka bir şey kasdetmiş olması, örneğin Allahın konuşmasının insanların konuşması gibi olmadığını ifade etmiş olması mümkündür. Eğer gerçekten bunu söyleyip bununla Cehmiye’nin söylediği şeyi kasdettiyse bu tıpkı ameli imandan saymaması gibi selefe muhalif görüşlerinden birisi olur. Doğrusunu Allah bilir. Bu kimseleri bu hataya düşüren şey ise –Taftazani’nin Şerh’ul Akaid adlı eserinde bu görüşünü gerekçelendirme sadedinde belirttiği üzere- ses ve harfin araz (varlığı başka varlıklara bağlı olan) ve hadis (sonradan ortaya çıkmış) olduğu ve Allah’ın kelamına bu tip şeylerin karışmasının muhal olduğu vs ne Kitap’ta ne Sünnet’te ne de Selefin asarında yeri olmayan birtakım kelamlardır. Şimdi bizler Allahın izniyle öncelikle Ehli sünnetin bu konudaki görüşünü imamlardan nakille ortaya koyacağız ve bu nakillerle beraber imamların dayandığı deliller de zikredilmiş olacaktır inşaallah.

1- İmam Ahmed bin Hanbel (v. 241): Bu hususta görüşünü ilk nakledeceğimiz alim İmam Ahmed’dir. Zira o döneme kadar Cehmiye ve Mutezile mensupları açıkça Kuran mahluktur diyorlardı ve harf-ses gibi ayrımlara gitmeden kelamın bütünüyle yaratılmış olduğunu savunuyorlardı. İmam Ahmed zamanından itibaren bazı kimseler ortaya çıkarak İbn Küllab gibi Kur’an Allah’ın kelamıdır lakin harf ve sesler mahluktur demeye başlayınca o da bu husustaki görüşünü beyan etti. Ehli sünnetin en büyük imamlarından olan Ahmed bin Hanbel (rh.a)’ın (v. 241) görüşünü oğlu Abdullah şu şekilde nakletmektedir:


سَأَلْتُ أَبِي رَحِمَهُ اللَّهُ عَنْ قَوْمٍ، يَقُولُونَ: لَمَّا كَلَّمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مُوسَى لَمْ يَتَكَلَّمْ بِصَوْتٍ فَقَالَ أَبِي: «بَلَى إِنَّ رَبَّكَ عَزَّ وَجَلَّ تَكَلَّمَ بِصَوْتٍ هَذِهِ الْأَحَادِيثُ نَرْوِيهَا كَمَا جَاءَتْ»

“Allah ona rahmet etsin, babama Aziz ve Celil olan Allah, Musa ile konuştuğunda sesle konuşmadı diyen bir topluluk hakkında sordum da babam şöyle cevap verdi: Hayır, Aziz ve Celil olan Rabbin sesle konuşmuştur. Biz bu hadisleri geldiği gibi rivayet ederiz.”

Ardından şu hadisleri zikretmiştir:


وَقَالَ أَبِي رَحِمَهُ اللَّهُ: «حَدِيثُ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ» إِذَا تَكَلَّمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ سُمِعَ لَهُ صَوْتٌ كَجَرِّ السِّلْسِلَةِ عَلَى الصَّفْوَانِ " قَالَ أَبِي: وَهَذَا الْجَهْمِيَّةُ تُنْكِرُهُ وَقَالَ أَبِي: هَؤُلَاءِ كُفَّارٌ يُرِيدُونَ أَنْ يُمَوِّهُوا عَلَى النَّاسِ، مَنْ زَعَمَ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَمْ يَتَكَلَّمْ فَهُوَ كَافِرٌ، أَلَا إِنَّا نَرْوِي هَذِهِ الْأَحَادِيثَ كَمَا جَاءَتْ

"Allah ona rahmet etsin, babam şöyle dedi: İbn Mesud (ra) hadisi: “Aziz ve Celil olan Allah konuştuğu zaman Ona ait, kayalığın üzerine vuran zincirin şakırdaması gibi bir ses işitilir” Babam dedi ki: Bu Cehmiyye ise onu inkar ediyorlar. Babam dedi ki: İşte bunlar kafirdirler, insanlara karşı görüşlerini kamufle etmeye çalışıyorlar. Her kim Aziz ve Celil olan Allah’ın konuşmadığını ileri sürerse o kimse kafirdir. Biz ise bu hadisleri ancak geldiği gibi rivayet ediyoruz.”

İbn Mesud hadisini Abdullah bin Ahmed, az ilerde senediyle şu şekilde rivayet etmiştir:


حَدَّثَنِي أَبِي رَحِمَهُ اللَّهُ، نا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمُحَارِبِيُّ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ: " إِذَا تَكَلَّمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِالْوَحْي سَمِعَ صَوْتَهُ أَهْلُ السَّمَاءِ فَيَخِرُّونَ سُجَّدًا حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالَ سَكَنَ عَنْ قُلُوبِهِمْ نَادَى أَهْلُ السَّمَاءِ: مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟ قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْحَقَّ قَالَ كَذَا وَكَذَا "

“Allah Azze ve Celle vahiyle konuştuğu zaman Onun sesini gök ehli işitir ve derhal secdeye kapanırlar…ilh”

Abdullah, bir sonraki maddede hadisin bir benzerini naklederek söz konusu hadisin merfu’ yani Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözü olarak da nakledildiğini ifade etmektedir. (Abdullah bin Ahmed, es-Sunne, no: 533 ve devamı)

Görüldüğü gibi İmam Ahmed Allah hakkında sesi kati olarak isbat etmiş hatta bu görüşü ortaya atanların Allahın kelamını kökten inkar eden zındıklar olduğunu dile getirmiştir. Zira açık nasslardan dolayı Allahın kelamını inkar etmek mümkün olmayınca bu kimseler Allah harf ve sesle konuşmamıştır diyerek aslında Allahın konuşma sıfatı olmadığı görüşü ile aynı anlama gelen sözler sarfetmişlerdir. Harf ve ses olmadan bir konuşma imkansız olduğu için bunun manası Allah konuşmamıştır demek olur. Bu da Allah Musa ile bizzat konuşmadı, bilakis ağaçta sesi yarattı ve şereflendirme bakımından ağaçtaki kelamı kendisine izafe etti diyen Cehmiye ve Mutezile’nin sözü ile aynı kapıya çıkar. İmam Ahmed, bu minvalde “er-Radd ale’l Cehmiyye” adlı eserinde şöyle demektedir:

“Cehmiyecilerin, yüce Allah’ın Musa (aleyhi selam) ile konuşmasını İnkar etmeleri ile ilgili düşüncelerimize gelince, biz onlara şunu soruyoruz:

Niçin bunu İnkar ediyorsunuz? Diyorlar ki:

Allah konuşmaz ve Allah ile konuşulmaz. Olan sadece şudur:

Bir şey oluşmuş ve Allah adına ifadede bulunmuştur. Allah bir ses yaratmış ve bu ses duyulmuş... Onların iddialarına göre, konuşma, ancak ağız boşluğunun, lisanın ve iki dudağın olmasıyla mümkündür. Biz de onlara şunu soruyoruz:

Allah’ın dışında, yaratılmış herhangi bir şeyin Musa (aleyhi selam)’a: “Ben senin Rabbin'im, demesi veya:


إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا

“Muhakkak ki Ben, yalnızca Ben Allah’ım. Benden başka İlah yoktur.” (Ta-Ha 20/14) demesi Caiz midir? Kim bunu söyleyenin Allah’tan başkası olduğunu iddia ederse, kuşkusuz Allah’tan başkası için Rablık iddiasında bulunmuş olur. Cehmilerin iddia ettikleri gibi, Allah bir şey yaratmış olması ve bu şeyin:

“Ey Musa! Allah Alemlerin Rabbi'dir, demiş olması, izah edilebilir olsa da, bu şeyin:


إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

“Şüphesiz Ben, Alemler'in Rabbiyim.” (el-Kasas 28/30) demesi Caiz değildir. Oysa yüce Allah şöyle buyurmuştur:

وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيماً

“Allah Musa ile konuştu.” (en-Nisa 4/164)

رَبُّهُ وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ

“Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip, Rabbi onunla konuşunca.” (el-Araf 7/143)

إِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالاَتِي وَبِكَلاَمِي

“Ben Risaletim'le ve sözlerimle seni insanların başına seçtim.” (el-Araf 7/144)

Bunlar, konuyla ilgili Kur’an’ın açık nasslarıdır.

Allah konuşmaz ve Allah’la konuşulmaz, diyenler, A’meş'in Hayseme'den, onun da Adiyy ibni Hatem et-Tai (radiyallahu anh)'dan rivayet ettiği şu söze ne diyecekler:

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizden, arada bir tercüman olmadan Rabbi'yle konuşmayacak hiç kimse kalmayacaktır.” (Buhari; Müslim; Tirmizi)

Onların: Konuşma ancak bir karın boşluğundan, bir ağızla iki dudak ve bir dil ile olabilir, sözleri konusunda da şu soruyu sorarız: Yüce Allah:

ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ

“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de, isteyerek geldik, dediler.” (Fussilet 41/11) buyurmamış mıdır? Ne dersiniz, acaba gökler ve yer bu sözleri bir karın boşluğu, bir ağız, iki dudak ve dil ile mi söyleyebildi?

Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

وَعِلْماً وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُودَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ

“Kuşları ve Tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.” (el-Enbiya 21/79) Görüşünüze göre dağlar bir karın boşluğu, ağız, dil ve dudaklar ile Tesbih ediyor, öyle mi? Hayır, yüce Allah bunları dilediği gibi konuşturdu ve aynı şekilde kendisi de nasıl dilediyse öylece konuştu. Bunun için bir karın boşluğu, ağız, dudak ve dilin varlığını öngörmeyiz.

Cehmiyye’ye mensub olan kişi bu Deliller karşısında boğulma noktasına gelince şunları söyledi: Evet, Allah (Te'ala) Musa (aleyhi selam) ile konuştu. Fakat onun Kelam'ı kendisinden başka bir şeydir. Bunun üzerine biz: Ondan başka bir şey olan bu Kelam Mahluk mudur? diye sorunca, evet demesi üzerine biz de şöyle dedik: Bu da sizin önceki sözünüzün benzeridir. Şu kadar var ki siz Zahiren gösterdiğiniz şeylerle Bela'yı kendinizden uzak tutmaya çalışıyorsunuz.

Zühri’nin rivayetinde şöyle denilmiştir: “Musa (aleyhi selam) Rabbi'nin Kelamı'nı işitince: Rabbim, şu işittiğim Sen'in sözün müdür? dedi. (Allah); Evet ey Musa, o Benim sözümdür ve Ben seninle onbin dilin gücüyle konuştum. Bütün dillerin gücüne sahibim. Hatta benim gücüm ondan da fazladır. Ben seninle bedeninin kaldırabileceği kadar konuştum. Bundan daha fazlasıyla konuşmuş olsaydım, hiç şüphesiz ölüvermiştin. (Zühri devamla) dedi ki: Musa (aleyhi selam) kavmine geri dönünce; Rabbi'nin Kelamı'nı bize vasfet, dediler: Allah Allah! Ben onu size vasfedemem ki (dedi). Bu sefer: Hiç olmazsa O'nun neye benzediğini söyle, dediler. Musa (aleyhi selam) şu cevabı verdi: En tatlı haliyle gelen yıldırımların sesini hiç işittiniz mi? Sanki ona benziyordu.” [/b](Er-Radd ale’l Cehmiyye, sf 132 Bu rivayetin bir benzerini Abdullah bin Ahmed, es-Sunne’de no: 540 ve devamında Ka’b’ul Ahbar ve oğlundan nakletmektedir. )

Görüldüğü üzere İmam Ahmed Allahın konuşmasını inkar eden Cehmilere verdiği cevapta asla ses ve harfi kelamdan ayırma gibi bir şeye teşebbüs etmemiş bilakis Allahın sesini isbat ederek kelamını isbat etmeye çalışmıştır. Onun bu sapmış taifeye verdiği cevapların tafsilatı için şu adrese müracaat edilebilir: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=122.0

2- İmam Buhari (v. 256):  Muhaddislerin imamı (ra) “Halku Ef’al’il İbad” adlı eserinde şöyle demektedir:


وَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُنَادِي بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ، فَلَيْسَ هَذَا لِغَيْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ذِكْرُهُ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ: " وَفِي هَذَا دَلِيلٌ أَنَّ صَوْتَ اللَّهِ لَا يُشْبِهُ أَصْوَاتَ الْخَلْقِ، لِأَنَّ صَوْتَ اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ يُسْمَعُ مِنْ بُعْدٍ كَمَا يُسْمَعُ مِنْ قُرْبِ

“…Şüphesiz Allah Azze ve Celle öyle bir sesle nida eder ki uzakta olan kişi tıpkı yakında olanın işittiği gibi o sesi işitir. Bu ise Şanı Yüce Allah’tan başkasına ait olmayan bir özelliktir. Ebu Abdillah (İmam Buhari) diyor ki: “Bunda Allah’ın sesinin mahlukatın sesine benzemediğine delil vardır. Zira Allah’ın sesi yakından işitildiği gibi uzaktan da işitilmektedir…” (Halku Ef’al’il İbad, sf 98)

3- İmam Berbehari (v. 329): Kendi zamanında Hanbelilerin şeyhi olan bu alim ise “Şerh’us Sunne” adlı eserinde şöyle demektedir:


والإيمان بأن الله تبارك وتعالى هو الذي كلم موسى بن عمران يوم الطور، وموسى يسمع من الله الكلام بصوت وقع في مسامعه منه لا من غيره، فمن قال غير هذا، فقد كفر بالله العظيم

"Tur Günü, Musa ibni İmran (aleyhi selam) ile konuşanın Allah olduğuna, Musa’nın Allah’tan sadır olan kelamı, işitebileceği bir mesafede –başkasından değil Ondan gelen- bir ses olarak işittiğine, iman (etmek gerekir). Her kim bundan gayrısını söylerse Azim olan Allah'ı inkar etmiştir." (Şerh’us Sunne, sf 90)

http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=134.msg1025#msg1025

4- Şeyhulislam el-Herevi (v. 481) : Bu zat İbn Kayyım’ın Medaric’us Salikin adlı kitabında şerh etmiş olduğu Menazil’us Sairin adlı eserin ve başka eserlerin müellifi olan büyük bir muhaddis, sufi ve Hanbeli fakihidir. O, Zemm’ul Kelam adlı eserinde Eşarileri inkar etme sadedinde şöyle demektedir:


ثم قالوا: ليس له صوت ولا حروف


“…Daha sonra çıkıp Allah’a ait bir ses ve harf yoktur, dediler”
( Zemm’ul Kelam, 5/ 136)

5- Ebu’l Kasım el Asbahani (v. 535):
Kıvam’us Sunne lakaplı bu alim, “El-Hucce” adlı meşhur eserinde şöyle bir başlık açmıştır:


فصل: الدليل على أن القرآن منزل، وهو ما يقرأه القارئ خلافاً لمن يقول: كلام الله ليس بمنزل ولا حرف ولا صوت:

Fasıl: Allah’ın kelamı indirilmiş değildir ve de harf ve ses değildir diyenlerin hilafına Kur’an’ın indirilmiş olduğuna ve okuyucuların okuduğu şey olduğuna dair delil.

Ardından şöyle demektedir:


دليل أهل السنة: قوله تعالى: {حتى يسمع كلام الله} التوبة6، والمسموع إنما هو الحرف والصوت، لأن المعنى لا يُسمع ولا يُفهم. يقال في اللغة: سمعت الكلام وفهمت المعنى، فلما قال: حتى يسمع: دل على أنه حرف وصوت. ....


“Ehli sünnetin delili Allahu Teala’nın “…ta ki Allah’ın kelamını işitsinler” (Tevbe: 6) kavlidir. İşitilen şey ancak harf ve sestir. Zira mana (tek başına) işitilmez ve anlaşılmaz. Dilde ‘sözü işittim ve manayı anladım’ denilir. “…ta ki işitsinler” denildiğinde bu onun (işitilen şeyin yani Kur’an’ın) harf ve ses olduğuna delalet eder.” (  El-Hucce fi Beyan’il Mehicce, 2/ 479)

6- Abdulkadir el-Cilani (Geylani olarak da söylenir) (v. 561): Meşhur bir sufi ve Hanbeli fakihi olan bu zat, “el-Gunye” adlı –Türkçede de var olan- eserinin baş tarafındaki itikadla alakalı bölümünün bir yerinde şöyle bir başlık açmıştır:

(فصل) ونعتقد أن القرآن حروف مفهومة وأصوات مسموعة.


Fasıl: Bizler Kur’an’ın anlaşılan harfler ve işitilen sesler olduğuna inanırız.

Ardından konuyla alakalı çeşitli deliller zikretmiştir. Fayda babından bu delilleri özetleyecek olursak:

-   Allahu Teala, Surelerin başında Elif-lam-mim, Ta-sin gibi harfleri zikretmiş ve Kitab’ını bunlarla lakablandırmıştır.
-   Keza Kur’an’ın birçok yerinde “Allahın kelimeleri” vb şekillerde kendisine kelime izafe etmiştir. (Kelime ise malum olduğu üzere harflerden müteşekkildir.)
-   Hadislerde de Kur’an’ın harflerden müteşekkil olduğunu beyan etmiştir. Nitekim bir hadiste şöyle buyrulmuştur:


" تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ فَإِنَّهُ يُكْتَبُ بِكُلِّ حَرْفٍ مِنْهُ عَشْرُ حَسَنَاتٍ وَيُكَفَّرُ بِهِ عَشْرُ سَيِّئَاتٍ، أَمَا إِنِّي لَا أَقُولُ: {الم} [البقرة: 1] وَلَكِنْ أَقُولُ: أَلِفٌ عَشْرٌ، وَلَامٌ عَشْرٌ، وَمِيمٌ عَشْرٌ "


"Kur’anı öğreniniz. Onun her bir harfine karşılık 10 sevap yazılır ve de onun vasıtasıyla 10 tane günaha keffaret olur. Elif-lam-mim demiyorum. Lakin elif 10, Lam 10, Mim 10’dur.” (İbn Ebi Şeybe, el Musannef 6/118 Geylani, hadisi az farkla nakletmiştir biz Musannef’te geçtiği şekliyle naklediyoruz.)

Daha sonra da sese dair deliller zikretmiştir. Bunlar da öncelikle Allahu Teala’nın Musa (as)’a Tur vadisinde seslendiğini ifade eden bütün ayetlerdir. Zira Geylani (rh.a)’ın da belirttiği gibi nida ancak seslenme yolu ile mümkün olur. Musa (as)’a hitaben söylediği:


{إنني أنا الله لا إله إلا أنا فاعبدني}

“Ben Allah’ım, Benden başka ilah yoktur, şu halde sadece Bana kulluk et!” (Taha: 14) kavlinin ve benzerlerinin ise melekler, ağaç veya başka herhangi bir mahlukat tarafından söylenmesi caiz değildir. Allah’ın söz konusu sesi bir mahlukta yarattığını iddia edenler farkında olmadan mahlukattan birisinin böyle demesine cevaz vermiş olmaktadırlar. Geylani, ardından konuyla alakalı hadisler zikretmektedir. Bunlardan bir kısmını yukarda nakletmiştik. Buhari’nin nakletmiş olduğu hadiste şöyle denmektedir:


يَحْشُرُ اللَّهُ العِبَادَ، فَيُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ: أَنَا المَلِكُ، أَنَا الدَّيَّانُ

“Allah kullarını haşr eder ve onlara uzakta olanın, tıpkı yakında olanın işittiği gibi işiteceği bir sesle nida eder: Melik Benim! Deyyan Benim!” (Buhari, Sahih’inde (9/141)  talik yoluyla zikrettiği bu hadisi Halku Efal’il İbad adlı eserinde sf 98’de senediyle zikretmiştir. Hadisle alakalı Buhari’nin izahı yukarda geçmişti.)

Şeyh Abdulkadir Geylani (rh.a) bu delilleri zikrettikten sonra şöyle demektedir:


وهذه الآيات والأخبار تدل على أن كلام الله عز وجل صوت لا كصوت الآدميين، كما أن علمه وقدرته وبقية صفاته لا تشبه صفات الآدميين، كذلك صوته. وقد نص الإمام أحمد رحمه الله تعالى على إثبات الصوت في رواية جماعة من الأصحاب رضوان الله عليهم أجمعين خلاف ما قالت الأشعرية من أن كلام الله تعالى معنى قائم بنفسه، والله حسيب كل مبتدع ضال مضل

“Bu ayetler ve de haberler Allah Azze ve Celle’nin kelamının, insan sesi gibi olmayan bir ses olduğuna delalet etmektedir. Nasıl ki Onun ilmi, kudreti ve diğer sıfatları insanların sıfatlarına benzemiyorsa sesi de böyledir. İmam Ahmed (rh.a) “Allahu Teala’nın kelamı, nefsi ile kaim bir manadır” diyen Eşarilerin hilafına –ashabtan (yani Hanbelilerden) bir cemaatin rivayetine göre- sesin varlığını kesin olarak ifade etmiştir. Allah sapan ve saptıran her bidatçiden hesabını soracaktır.” (El-Gunye, 130 vd)

Bütün bunlar hepsi İbn Teymiye (v. 728)’den önce yaşamış bir kısım alimlerin Allah için harf ve sesle konuşmayı isbat eden sözleridir. Bu nakilleri daha da çoğaltmak mümkün olmakla beraber bu kadarının akıl sahipleri için yeterli olacağını düşünüyoruz. Bütün bu nakiller Ehli sünnetin bunu kabul ettiğini, sonradan gelen Eşari ve Maturidiler’in ise Ehli sünnete muhalefet ettiklerini ortaya koymaktadır. Şeyhulislam İbn Teymiye’nin de ifade ettiği gibi bunun öncesinde de hiçbir selef imamından bunun aksi ortaya konamamıştır, zaten deliller de harf ve sesi isbat etmektedir. (Feteva, 12/ 304 - 305) Böylece Allahın kelamının harf ve ses yoluyla olduğunu söylemenin İbn Teymiye’ye mahsus bir bidat olduğunu ileri sürenlerin de ne büyük bir cehalet içerisinde oldukları ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bilakis yukarda da işaret edildiği gibi Allahın konuşmasının harf ve sesle olmadığını, Musa’nın işittiği sesin veya bizim Kur’an’da okuduğumuz harflerin hakiki anlamda Allahın kelamı olmayıp Allahın kelamının ibaresi, hikayesi olduğunu iddia eden Eşari ve Maturidilerin bu sözü netice itibariyle Kur’an’ın Allah kelamı olmadığı ve de mahluk olduğu manasına gelen ve dolayısıyla ucu küfre varan bir sözdür. Ancak bunların çoğu sözlerinin bu noktaya vardığını idrak etmeden güya Allahı tenzih etme gayesiyle söylemektedir. O yüzden bu tarz görüşlerin sahiplerine nebevi hüccet ikame olmadan ve tekfirin engelleri kaldırılmadan tekfir söz konusu olmaz. Bu tarz şirk ve riddetin aşağısında kalan bütün kapalı söz ve fiillerde tekfir usulü böyledir. Bundan dolayıdır ki Tahavi şarihi İbn Ebil İzz (rh.a) Ehli sünnetin kelam meselesiyle alakalı görüşlerini izah ettikten sonra şöyle demiştir:

“Tahâvî-Allah’ın rahmeti üzerine olsun-’nin: "Kim Kur’ân’ı dinler de şüphesiz ki bu bir insan sözüdür diyecek olursa elbetteki o kâfir olur" sözlerine gelince, Kur’ân’ı Kerîm’in Allah’ın kelamı olduğunu inkar edip, o Muhammed’in ya da ister melek, ister bir beşer olsun onun dışındaki yaratıklardan birisin sözüdür, diyenlerin kâfir olacağında hiçbir şüphe yoktur.

Ama Kur’ân’ın Allah’ın kelamı olduğunu ikrar ve itiraf etmekle birlikte, arkasından te’villerde bulunup, tahrif’lere sapacak olursa o takdirde bu bazı yönleri ile küfre götüren ifadeler söylemiş ve bu arada: "Bu insan sözünden başka bir şey değildir." (el-Müddessir, 74/25) diye ifadeler de kullanmış bulunanların kanaatine uygun sözler söylemiş olur. Böyleleri şeytan’ın ayaklarını kaydırdığı kimselerdir. İleride Tahâvî’nin: "Bizler kıble ehline mensup herhangi bir kimseyi bir günah dolayısıyla -onu helal kabul etmedikçe- tekfir etmeyiz" sözlerine dair açıklamalarda bulunurken -yüce Allah’ın izniyle- buna dair açıklamalar gelecektir.”


Biz aslında önemli ve son derece geniş bir mevzu olan bu meseleyi çok tafsilatına girmeden sadece nakiller ışığında izah etmeye çalıştık. Bu mesele hakkında Ebu Nasr es-Siczi (v.444) gibi alimler müstakil risaleler yazmışlar ve Eşarilerin kanaatini reddetmişlerdir. Aynı şekilde bu konuda İmam Nevevi’ye nisbet edilen " جزء فيه ذكر اعتقاد السلف في الحروف والأصوات" isimli bir risale de geçtiğimiz yıllarda basılmıştır. Her ne kadar Nevevi’ye aidiyetinde bazı şüpheler olsa da söz konusu eserde de Eşarilerin harf ve ses konusundaki akidesi, deliller ışığında çürütülmektedir. Şeyhulislam İbn Teymiye de Fetava 12. Cild ve başka yerlerde bu hususta açıklamalarda bulunmuşlardır. Biz de bu risaleyi hazırlarken bunlar ve yukarda zikri geçen kaynakların yanı sıra şu muasır kitaplardan da istifade ettik:

-   El-Eşaira fi Mizani ehl’is Sunne, Faysal bin Kazzar el Casim
-   El- Akidet’us Selefiyye fi Kelami Rabb’il Beriyye, Abdullah bin Yusuf el Cedi ve diğerleri….


Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabb’il alemin.


Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 157
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim

Alıntı yapılan: Tevhid Ehli
Bizler ise bu risalemizde Allahın izni ve yardımıyla kelam konusunun alt dallarından birisi olan ve de İslam ilim tarihinde “harf ve savt” meselesi olarak şöhret bulmuş olan “Allahın kelamının harf ve ses ile olduğu” hususundaki bazı delil ve nakilleri muhtasar bir şekilde zikretmek istiyoruz.

Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
6 Yanıt
3180 Gösterim
Son İleti 07.02.2019, 21:10
Gönderen: İbn Umer
2 Yanıt
2760 Gösterim
Son İleti 21.05.2017, 21:12
Gönderen: huzeyfe
6 Yanıt
2747 Gösterim
Son İleti 03.02.2019, 23:26
Gönderen: İbn Umer
3 Yanıt
1465 Gösterim
Son İleti 26.07.2018, 03:06
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
637 Gösterim
Son İleti 26.12.2018, 06:55
Gönderen: Tevhid Ehli