Tavhid

Gönderen Konu: MÜCESSİME VE MÜŞEBBİHE'NİN TEKFİRİ HAKKINDA!  (Okunma sayısı 2849 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1745
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Meri bin yusuf elkermi el hanbeli şöyle diyor:

Ne garibtir ki,hanbeli imamlarimiz selefin görüşünü soyleyip kabul ettikleri ve Allahi hem allahin kendi nefsini vasfettigi hemde rasulunun inu vasfettigi seylerle tahrif ve tatile ,tekyif ve temsile kacmadan vasfettikleri halde dinde ihtiyatli davranmayan birini, onlari tecsim fikrine nisbet nisbet ederken bulabiliyorsun. Halbuki imamlarimizin mezhebi(gorusu) şafiilerin mezhebinin(gorusunun) tersine  mucessim olanin kafir oldugudur.çünkü şafiiler nezdinde mücessim kafir degildir. Buna göre mücessimeyi tekfir eden bir topluluk (yani hanbeliler) nasil olurda tecsim görüşünü söyler.

(Ehli sunnetin muhaliflerine cevabi ,guraba yayinlari sh:14 2001)

Sorum şu hanbeliler tecsim gorusunu tekfir ettikleri halde nasil olurda şafiler tekfir etmez?

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وآله وصحبه وأتباعه وبعد

Allah’ı cisim olarak telakki eden Mücessime’nin tekfiri meselesine girmeden önce birkaç hatırlatmada bulunmak istiyoruz:

Evvela daha önce de çeşitli vesilelerle tekrar ettiğimiz ve hatta müstakil bir risalede tafsilatını açıkladığımız üzere alimlerin müşkil gibi görünen sözleri hususunda aceleci olmamak ve bu sözlerin ne manaya geldiğini tahkik etmek gerekir. Alimlerden nakledilen müşkil sözlere dayanarak da dinin aslına dair hususlarda şüpheye düşmemek icab eder. Alimlerin müşkil sözlerine karşı nasıl bir yol takip edileceği hususunda daha önceden bazı açıklamalarda bulunmuştuk. Sözkonusu makalemizde müşterek lafızlara dikkat çekmiş ve birden fazla manaya gelebilecek kelimelerin geçtiği ibareler hakkında hüküm verirken acele edilmemesi gerektiğine işaret etmiştik. İşte bu müşterek kelimelerden birisi de “cisim” lafzıdır. Üç boyutlu varlıkları ifade için kullanılan ve kelami tartışmalara konu olan “Cisim” kelimesi; bu anlamıyla Kuran, Sünnet ve selefin asarında geçmeyen muhdes yani sonradan çıkmış bir ıstılahtır. Bu ıstılahı kullanan kelam, felsefe ve lugat ehli bundan neyin kasdedildiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ebu’l Beka “Kulliyat” adlı eserinde bu ihtilaflardan bahsetmektedir. Cismin lugat manası itibariyle çeşitli unsurlardan mürekkeb (bir araya gelmiş) şeyleri ifade ettiğini belirttikten sonra insanların cisim kelimesinin sınırı ve manası hakkında ihtilaf ettiklerini söylemiş ve cisim kelimesine çeşitli gruplar tarafından yüklenen manaları şöyle izah etmiştir:

-   Bir gruba göre cisim kelimesi “kendi başına varlığını sürdüren” (kaim’un bi nefsihi) anlamındadır.
-   Diğer bir gruba göre ise mevcut yani var olan her şeye cisim ismi verilir.

Kefevi bu anlamları reddetmiş ve ardından yine cismin üç boyutlu olup olmadığı ile alakalı Eşari ve Mutezile kelamcıları arasındaki ihtilafları nakletmiştir. (  Ebul Beka el Kefevi, Külliyat, 1/344-345)

Görüldüğü gibi cisim konusunu tartışan kelamcılar dahi cismin tanımı hakkında tam bir ittifak sağlayamamışlardır. İşte bundan dolayı Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) şöyle demiştir:


وَصْفِ اللَّهِ بِالْجِسْمِ نَفْيًا وَإِثْبَاتًا بِدْعَةً لَمْ يَقُلْ أَحَدٌ مِنْ سَلَفِ الْأُمَّةِ وَأَئِمَّتِهَا أَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِجِسْمٍ كَمَا لَمْ يَقُولُوا أَنَّ اللَّهَ جِسْمٌ بَلْ مَنْ أَطْلَقَ أَحَدَ اللَّفْظَيْنِ اسْتَفْصَلَ عَمَّا أَرَادَ بِذَلِكَ فَإِنَّ فِي لَفْظِ الْجِسْمِ بَيْنَ النَّاطِقِينَ بِهِ نِزَاعًا كَثِيرًا فَإِنْ أَرَادَ تَنْزِيهَهُ عَنْ مَعْنًى يَجِبُ تَنْزِيهُ عَنْهُ مِثْلَ أَنْ يُنَزِّهَهُ عَنْ مُمَاثَلَةِ الْمَخْلُوقَاتِ فَهَذَا حَقٌّ. وَلَا رَيْبَ أَنَّ مَنْ جَعَلَ الرَّبَّ جِسْمًا مِنْ جِنْسِ الْمَخْلُوقَاتِ فَهُوَ مِنْ أَعْظَمِ الْمُبْتَدَعَةِ ضَلَالًا دَعْ مَنْ يَقُولُ مِنْهُمْ أَنَّهُ لَحْمٌ وَدَمٌ وَنَحْوُ ذَلِكَ مِنْ الضَّلَالَاتِ الْمَنْقُولَةِ عَنْهُمْ

“İster kabul etme, ister reddetme anlamında Allahı cisimle vasfetmek bidattir. Bu ümmetin selefinden ve imamlarından hiç kimse “Allah cisim değildir” demedikleri gibi “Allah cisimdir” de dememişlerdir. Bilakis bu iki ifadeyi kullananların her birine neyi kasdettiği hususunda tafsilatı sorulur. Çünkü cisim lafzını kullananlar arasında çokça tartışma vardır. Eğer onlar bununla tenzih edilmesi gereken bir manadan Onun tenzih edilmesini kasdediyorsa mesela Onun mahlukata benzemekten tenzih etmek gibi bu haktır. Onlardan nakledilen Allah hakkında ettir, kandır demeleri gibi sapıklıklar bir tarafa Rabbi mahlukatın cinsinden bir cisim olarak telakki edenlerin en büyük sapıklık ve dalaletin içerisinde bulunduklarında şüphe yoktur.” (El-Fetava’l Kubra, 6/547)

Başka bir yerde ise şöyle demektedir:

"Bu konuda (Arşa istivanın cisim olmayı gerektirip gerektirmeyeceği konusunda) insanların üç ayrı görüşü vardır:

a — Bir kısmı, Allah Arş'ın üzerindedir ve cisim değildir, der.

b — Bir kısmı, Allah Arş'ın üzerindedir ve cisimdir, der.

Bunların bir kısmı da: Ben ne Arş'ın üzerindedir, ne de üzerinde değildir demem, der. Bir başka kısmı ise, bunu kabul etmenin de, reddetmenin de dinde uydurulmuş bir bid'at olduğu gerekçesiyle, kabul etmekten de, reddetmekten de kaçınarak her ikisini de ağızlarına almaz, susarlar.

c — Bir kısmı ise cismin ne anlamda kullanıldığı üzerinde durur. Eğer cisme, Rab Teâlâ'nın tenzih edilmesi gereken bir anlam veriliyorsa, cismi reddeder ve Allah'ın Arş'ın üzerinde olmasının böyle bir cismi gerektirmediğini söylerler. Ama Rab Teâlâ'nın kendisiyle vasıflanacağı şekilde mânâ verilirse, bu manayı reddetmezler.

Sözlükte cisim, kütle anlamında olup Allah bundan münezzehtir. Kelâmcılar bazan yalnız başına cevherlerden, ya da madde ve suretten mürekkeb şeylere cisim derler. Onlardan pek çoğu yaratılmış cisimlerin hem bundan hem de ondan mürekkeb oluşuna karşı çıkarlar. Aksine, akıllı kimselerin çoğuna göre gökler mürekkeb değildir; ne yalnız başlarına cevherlerden, ne de madde ve suretten. O halde nasıl olur da Allah hem bundan, hem ondan mürekkeb olsun? Allah hakkında cisim lâfzını kullanıp cisimle bu mürekkebi kasteden bu hususta hatalıdır. Allah hakkında bu terkibi reddedene gelince, bu reddetmesinde isabet etmiştir. Ancak maksadını ortaya koyacak bir açıklamayı ihmal etmemesi gerekir.

Terkib lâfzından, bir şeyin temelde mürekkeb olması kasdedilebileceği gibi, cüzleri ayrı ayrı olup sonradan bir araya getirilen şey, ya da dağınıklığın zıddı kasdedilir ki, Allah bütün bunlardan münezzehtir,

Bazan da «cisim» ve bir «yönde olan» lâfızlarıyla kendisine işaret edilen, yani dua esnasında eller kendisine doğru kaldırılan; o, buradadır, oradadır denilen kasdedildiği gibi, kendi zâtıyla kaim olan, ya da mevcut olan kasdedilir. Hiç şüphe yok ki, Allah vardır ve kendi zâtıyla kaimdir. Selef ve Ehl-i Sünnet'e göre dua esnasında eller O'na doğru kaldırılır. O, Arş'ın üzerindedir. Bu anlamlarla muttasıf olan müsemmânın «cisim» diye isimlendirilmesi, diri ve âlim olmakla muttasıf bir başkasının da «cisim» olarak, yine hayat, ilim ve kudreti olan bir başkasının «cisim» olarak isimlendirilmesi gibidir.
Sonuç olarak ortaya çıkıyor ki, bu görüşleri ileri sürenlerin hepsi üç makamda ihtilâf ediyorlar:

Birincisi Bu vasıflarla muttasıf olanın «cisim» diye isimlendirilmesi din ve dil açısından bir bid'attır. Dilciler bunu «cisim» diye adlandırmazlar. Aksine onlarca cisim, beden (kütle) dir. Nitekim dilcilerden birçoğu cisme bu anlamı verir.”
(Fetava, 5/418-420)

Böylece anlaşılıyor ki cisim kelimesi, manası üzerinde ihtilaf edilmiş bir kelimedir ve çeşitli kesimler tarafından farklı manalarda kullanılmıştır. Şu halde Allah hakkında cisim tabirini kullanan kimselere kasdının sorulması muhakkak gereklidir.

Şimdi el-Kermi’den yapmış olduğunuz nakil “Eqavil’us Siqat fi Te’vil’il Esma’i ve’s Sifat” adlı eserinin 64. Sahifesinde geçmektedir. Bazı Hanbelilerden Allah cisimdir, diyenleri mutlak olarak tekfir etme yönünde görüş belirtenler olmuştur. İbn Hamdan (v. 695) “Nihayet’ul Mubtediin” isimli eserinde (sf 31) “Allah diğer cisimler gibi olmayan bir cisimdir” diyenler de dahil olmak üzere Allaha cisim nisbet eden herkesin kafir olacağını söyleyerek bu görüşü Kadı Ebu Ya’la’ya nisbet etmektedir. Ancak gördüğümüz kadarıyla Hanbeliler nezdinde daha yaygın olan görüş Mücessime’nin fasık olarak görülüp davetçilerinin tekfir edilmesi yönündedir. Esasen Hanbelilerin bidat ehlinin tekfiriyle alakalı genel kanaatleri bu şekildedir. (Bkz. Behuti, Keşşaf’ul Kina, 6/420; Ruheybani, Dekaiku Ulin Nuha, 3/590)

Bazıları Mücessime’nin mutlak olarak tekfir edileceği görüşünü İmam Ahmed’e hatta Şafii’ye nisbet etseler de bunu onlara ulaşan herhangi bir senedle zikretmemişlerdir.  (Bkz. Zerkeşi, Teşnif’ul Mesami, 4/648 Şafii’ye nisbet edilen görüş için bkz. Suyuti, el Eşbah ve’n Nezair, 488)

Zaten İbn Teymiye’nin de ifade ettiği gibi selef nezdinde cisim tabiri olumlu veya olumsuz anlamıyla kullanılan bir kelime değildi. Anlaşıldığı kadarıyla Allaha cisim nisbet edilip edilmeyeceği konusu seleften sonrasına ait bir tartışma olduğu gibi Allaha cisim nisbet edenlerin tekfir edilip edilmeyeceği konusu da aynı şekilde selef zamanında olmayan müteahhir bir tartışmadır. O yüzden biz bu konunun tafsilatını ancak müteahhirun ulemasından nakledebilmekteyiz.

Müteahhir Şafii fukahasından İbn Hacer el Heytemi bu hususta mezhebinin görüşünü şu şekilde izah etmektedir:


والمشهور من المذهب كما قاله جمع متأخرون أن المجسمة لا يكفرون، لكن أطلق في المجموع تكفيرهم، وينبغي حمل الأول على ما إذا قالوا: جسم لا كالأجسام. والثاني على ما إذا قالوا: جسم كالأجسام، لأن النقص اللازم على الأول قد لا يلتزمونه، ومرّ أن لازم المذهب غير مذهب

“Şafii mezhebinde meşhur olan, tıpkı müteahhirundan bir topluluğun söylediği gibi Mücessime’nin kafir olmadığı görüşüdür. El-Mecmu adlı eserde ise mutlak manada tekfir edilecekleri söylenmiştir. Birinci görüş yani tekfir edilmeyecekleri hususu “Allah cisimdir ancak diğer cisimler gibi değildir” diyenlere hamledilir. İkinci görüş yani tekfir edilmeleri ise Allahın diğer cisimler gibi bir cisim olduğunu söyledikleri zaman sözkonusu olur. Zira birinci şekildeki (Allah cisimdir ancak diğer cisimler gibi değildir) sözleri Allah hakkında noksanlığı gerektirse de onlar bunu kabul etmemektedirler. Daha önce de geçtiği üzere mezhebin lazımı mezheb değildir…” (İbn Hacer el Heytemi, el-İ’lam bi Kavatii’l İslam, 114)

Yani lugatte daha çok çeşitli cüzlerden mürekkeb olan kütleleri ifade etmek için kullanılan cisim kelimesi zahirde Allahı mahlukata benzetmeyi gerektirse de bu ifadeyi kullanan çoğu kişi bununla bir zatı ve hakikati olan varlık manasını kasdettiğinden dolayı bu kimsenin tekfirine yol yoktur. Çünkü insanlar savundukları mezhebe göre hüküm alırlar, yoksa o mezheplerinin gerektirdiği şeylerden sorumlu tutulmazlar. Müteahhir Hanefi usulcu ve fakihlerinden İbn Humam’ın şu sözleri de aynı minvaldedir:


وَالْمُشَبِّهِ إذَا قَالَ: لَهُ تَعَالَى يَدٌ وَرِجْلٌ كَمَا لِلْعِبَادِ فَهُوَ كَافِرٌ مَلْعُونٌ. وَإِنْ قَالَ جِسْمٌ لَا كَالْأَجْسَامِ فَهُوَ مُبْتَدِعٌ، لِأَنَّهُ لَيْسَ فِيهِ إلَّا إطْلَاقُ لَفْظِ الْجِسْمِ عَلَيْهِ وَهُوَ مُوهِمٌ لِلنَّقْصِ فَرَفَعَهُ بِقَوْلِهِ لَا كَالْأَجْسَامِ فَلَمْ يَبْقَ إلَّا مُجَرَّدُ الْإِطْلَاقِ، وَذَلِكَ مَعْصِيَةٌ تَنْتَهِضُ سَبَبًا لِلْعِقَابِ لِمَا قُلْنَا مِنْ الْإِيهَامِ، بِخِلَافِ مَا لَوْ قَالَهُ عَلَى التَّشْبِيهِ فَإِنَّهُ كَافِرٌ. وَقِيلَ يُكَفَّرُ بِمُجَرَّدِ الْإِطْلَاقِ أَيْضًا وَهُوَ حَسَنٌ بَلْ هُوَ أَوْلَى بِالتَّكْفِيرِ.

“Müşebbih yani Allahı kullarına benzeten kişi Allahın tıpkı kullarınki gibi eli ve ayağı olduğunu söylediği takdirde melun bir kafirdir. Eğer ki Onun diğer cisimlere benzemeyen bir cisim olduğunu söylerse o zaman da bidatçidir. Zira onun sözünde noksanlık vehmi uyandıran cisim lafzını kullanmasından başka bir sıkıntı yoktur ki “diğer cisimler gibi değildir” sözüyle de bu durumu ortadan kaldırmıştır. Geriye tek problem olarak cisim lafzını kullanması kalmıştır ki bu da bahsettiğimiz noksanlık vehmini uyandırdığından dolayı cezayı gerektiren bir masiyettir. Allah hakkında teşbih yani kullarına benzediğini söyleyenin durumu ise böyle değildir, bu kimse kafirdir. Bu kimsenin sırf bu teşbih lafzını kullandığından ötürü tekfir edileceği söylenmiştir ki bu güzel bir görüştür bilakis bu kimsenin tekfir edilmesi daha evladır.”
(Feth’ul Kadir, 1/350)

Şafiilerden Buceyrami ise İbn Hümam’ın Müsayere adlı eserinden yaptığı nakilde Kerramiye’den bazılarının Allah cisimdir derken kendi nefsiyle kaimdir veya mevcuttur demelerini buna misal olarak gösterir. Bunlar her ne kadar hatalı bir söz kullansalar da hataları mana yönünden değil kullandıkları isim yönündendir. (Haşiyet’ul Buceyrami ale’l Hatib, 2/137-138)

Görüldüğü üzere her ne kadar kişinin Allah hakkında cisimdir demesi caiz olmasa da kişi bununla bizzat nasslarda nefyedilen teşbih ve temsil manasını kasdetmeyip başka küfür olmayan bir mana kasdederse kafir olmaz. Ancak Allah kulları gibidir veya Allahın sıfatları kulların sıfatları gibidir diyen kimse ise bizzat şu açık nassları yalanlamış ve Allah hakkındaki cehaletini ortaya koymuş olacağından dolayı mutlak olarak kafir olur:

“Onun benzeri hiçbir şey yoktur” (Şura: 11)
“Hiçbir şey ona denk olmamıştır” (İhlas: 4)
“Allaha bile bile denkler edinmeyin” (Bakara: 22)

Malikilerden Hiraşi de aynı şekilde mezhepte tercih edilen görüşün “Allah diğer cisimler gibi olmayan bir cisimdir” diyen kişinin tekfir edilmeyeceği yönünde olduğunu ifade etmektedir.  (Şerhu Muhtasar’il Halil, 8/62)

Anlaşıldığı kadarıyla Allaha cisim lafzını ıtlak edenleri herhangi bir tafsile gitmeksizin tekfir etme görüşü müteahhirun nezdinde pek tercih edilmemiştir. Bu hususta farklı görüşlerin ortaya çıkmasının sebebi ise bizzat meselenin mihverini teşkil eden cisim kelimesiyle farklı manaların kasdedilmesinden kaynaklanmaktadır. Fakat dikkat edilirse Allahın diğer cisimler gibi bir cisim olduğunu ileri sürenler vb gibi Allahı açık bir şekilde kullarına benzetenlerin küfründe ise herhangi bir ihtilaf mevcut değildir. Şu halde alimlerin Mücessime’nin tekfirinde ihtilaf etmelerinin lafzi sebeblerden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz.  Allah’ın zatında ve sıfatlarında mahlukatına benzediğini ileri sürenler gibi açık teşbih şirkini işleyenler ise icma ile kafirdir. Zaten alimler bu şekilde dinin aslını ihlal eden kimseler hakkında ihtilaf edecek değildir.

Buhari’nin şeyhi Nuaym bin Hammad (rh.a)’ın söylediği gibi:

“Her kim Allahı mahlukatına benzetirse kafirdir. Kim de Allahın kendisini vasfettiği bir sıfatını inkar ederse o da kafirdir. Allahın kendisini vasfettiği ve Rasulunun vasfettiği şeyler ise teşbih değildir.” (  Lalekai, Şerhu Usuli İtikad, no: 936 )

Vallahu a’lem. Velhamdulillahi Rabbil alemin.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1745
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: MÜCESSİME VE MÜŞEBBİHE'NİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #1 : 24.07.2016, 00:36 »
Alıntı
    "Ancak Allah kulları gibidir veya Allahın sıfatları kulların sıfatları gibidir diyen kimse ise bizzat şu açık nassları yalanlamış ve Allah hakkındaki cehaletini "ortaya koymuş olacağından dolayı mutlak olarak kafir olur:

    “Onun benzeri hiçbir şey yoktur” (Şura: 11) “Hiçbir şey ona denk olmamıştır” (İhlas: 4) “Allaha bile bile denkler edinmeyin” (Bakara: 22)

(Yukarda yazi bir fotumdan alintidir. Bunlara gore bu meselede ancak nasslari yalanlayan kafir oluyormus. Hucet ulasmayan birsi, Allah kullari gibidir veya Allahin sifatlari kullarin sifatlari gibidir diyen kafir degilmis. Bu yaziyi ilm seviyesinde degerlendire bilirmisiniz?
   
Bismillahirrahmanirrahim. Bir forumda rasladığımız ve yukarda iktibas ettiğimiz üye yorumunda yukarda neşrettiğimiz Mücessime ile alakalı yazı konu edilerek bizim Allahı kullarına teşbih eden yani Allahın zatının ve sıfatlarının kullarınki gibi olduğunu söyleyen birisini ancak hüccet ikamesinden sonra tekfir ettiğimiz ve hüccet ulaşmadıysa tekfir etmediğimiz iddia edilmiş. İlmi terkedip cehalete tabi olan bir şahsın cehaletini yansıtan sorusunun altında yayınlanan bu yorumun sahibine göre kısacası biz teşbih meselesini dinin aslından olan bir mesele değil de hüccetle bilinen ikinci dereceden konu olarak görüyormuşuz! Aslında okuduğunu bile anlamaktan aciz bu tiplerin kelamlarını kale alıp cevaplamak belki yersizdir ama malum olduğu üzere yaşadığımız diyarda en cahilane görüş ve yorumlar bile büyük bir ilim gibi insanlar nezdinde değer bulduğu için kısa da olsa bir açıklama yapmak istiyoruz.

Şimdi bu insanlar önlerindeki yazıları nasıl okuyorlar gerçekten anlamak mümkün değildir. Şimdi bizzat alıntı yaptığı yeri dikkatle okuyun:

"Ancak Allah kulları gibidir veya Allahın sıfatları kulların sıfatları gibidir diyen kimse ise bizzat şu açık nassları yalanlamış ve Allah hakkındaki cehaletini "ortaya koymuş olacağından dolayı mutlak olarak kafir olur"

Bu kimseler Allah hakkındaki cehalet deyince neyi anlıyorlar? Bir insanın sahip olduğu itikad eğer Allah hakkındaki cehaletini gerektiriyorsa yani bu kimse bu batıl akidesinden dolayı Allahı bilmiyor, tanımıyor olarak vasfedilirse artık bu kimsenin Allaha imanı kalır mı? Hele ki yıllardır şirkte cehaletin mazeret olmadığını delillendiren, Allah hakkında cehaletin risaletten önce de sonra küfür olduğuna dair nakillerde bulunan bizler bir kimse hakkında bu adam Allah hakkında cahildir, diyorsak bu adam velev ki hüccete vakıf olmasa da bu onun için mazeret değildir manasına gelmez mi? Üstelik bu ifadenin devamında da şöyle demişiz: "Allah’ın zatında ve sıfatlarında mahlukatına benzediğini ileri sürenler gibi açık teşbih şirkini işleyenler ise icma ile kafirdir. Zaten alimler bu şekilde dinin aslını ihlal eden kimseler hakkında ihtilaf edecek değildir." Dikkat edin teşbih şirki diyoruz, dinin aslını ihlal etmişlerdir diyoruz fakat at gözlüğüyle okuyanlar bunları görmeyip sadece "Allah kulları gibidir veya Allahın sıfatları kulların sıfatları gibidir diyen kimse ise bizzat şu açık nassları yalanlamış" ifadesini esas alıp meseleyi sadece hücceti yalanlamaya endekslediğimizi çıkartıveriyorlar! Bu ifadede nasıl bir yanlışlık var acaba bu şahıslara göre? Size göre Teşbih fikrine sahip olanlar bu nassları yalanlamıyor mu? Bu kişilerin alimlerin eserlerini hiç okumadıkları nasıl da belli oluyor! Alimler yerine göre dinin en temel meselelerini, bizzat fıtraten sabit olan konuları bile izah ederken böyle diyenler açık nasslara karşı gelmiş olurlar vs derler. Mesela Kadı iyaz kafirleri tekfir etmeyenler hakkında şöyle diyor: "...hristiyan ve yahudilerden herhangi birisini ve de müslümanların dininden sözle veyahut fiil ile irtidad ederek ayrılan birini tekfir etmeyen, yahut onları tekfir etmede tereddüt edip kararsız kalan veya şüphe eden herkes icma ve ittifakla kâfirdir. Kadı Ebu Bekr der ki; Bu meseledeki hüküm ve bu konudaki icma, onların küfrünü ortaya koymaktadır. Her kim ki bu hususta tereddüt ederse, kitabı ve sünneti yalanlamış veya onlar hakkında şüphe etmiş olur ki, yalanlama ve şüphe de ancak kafir işidir.”

(Bkz: Şifâ-ı Şerîf, Tercüme ve Şerhi Kâdı Iyaz, Rehber Yayınları: 591-597. Benzer kaviller için bkz. İbnu Kudame, Ravdat’un Nazır ve Cennet’ul Menazir, 2/351-352; Gazali, El-Mustasfa, II, 359 vd.)

Şimdi Kadı iyaz kafirlerin tekfirini dinin aslı olarak görmeyip nassın yalanlanmasına bağlı bir mesele olarak mı görüyor sence? Fakat işte insan husumet, cehalet ve cedelin esiri olunca okuduklarını böyle anlıyor demek ki! Halbuki sizin bağlılık iddia ettiğiniz İslam dini bir kavme olan düşmanlığınızın sizi adaletsizlik yapmaya sevketmemesini tavsiye etmektedir! Fakat bugünün insanında ne gezer o adalet ve insaf duygusu!

Uzun lafın kısası Allahı mahlukatına benzetmek veya mahlukatı Allaha benzetmek, ne şekilde olursa olsun teşbih şirki diğer şirk çeşitleri gibi imanın aslını bozan bir şeydir ve bu konuda ister delil ulaşmadan önce isterse ulaştıktan sonra cehalet mazeret olmaz. Bizim bu yazının öncesinde de sonrasında da akidemiz budur. Vesselamu ala men'ittebea'l huda.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1745
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: MÜCESSİME VE MÜŞEBBİHE'NİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #2 : 24.07.2016, 00:49 »
Alıntı
Bismillah
Vassalatu vesalamu ala rasulillah
Salam aleykum. Uygun bir zamanda muşebbihe firkasi hakkinda bize bir bilgi vermenizi rica ediyoruk,muşebbihe kimdir,ehli sunnet alimlerinin onlar hakkindaki sozleri nedir,mucessime firkasindan farki nedir,ehli kibleden sayiliyorlarmi? Allah sizleri hayirla mukafatlandirsin.

Bismillahirrahmanirrahim. Müşebbihe teşbih ehli yani benzetenler demektir. Allahın zatını veya bir kısım sıfatlarını kullara benzeten fırkaya Müşebbihe ismi verilmiştir. Allahın sıfatlarından herhangi birisinin kulların sıfatları gibi olduğunu söyleyen herkes icma ile kafirdir. Bu hususta Buhari’nin şeyhi Nuaym bin Hammad (rh.a )şöyle demiştir:

“Her kim Allahı mahlukatına benzetirse kafirdir. Kim de Allahın kendisini vasfettiği bir sıfatını inkar ederse o da kafirdir. Allahın kendisini vasfettiği ve Rasulunun vasfettiği şeyler ise teşbih değildir.” (  Lalekai, Şerhu Usuli İtikad, no: 936 )

Bu kişi öncelikle tevhidi ihlal etmiş ve Allaha mahlukatını denk tutmuştur. Bu teşbih şirki hususunda Şeyh Süleyman bin Abdillah (rh.a) Teysir'ul Aziz'il Hamid adlı eserinin giriş kısmında şöyle demiştir:

"Halikı (Yaratanı) mahluka (yaratılmışa) benzetmek: Allah'ın eli benim elim gibidir, işitmesi benim işitmem gibidir, görmesi benim görmem gibidir, istivası benim istivam gibidir diyenlerin durumu böyledir. İşte bu, (Allah'ı kullarına benzeten) Müşebbihe fırkasının şirkidir."

Aslında bir açıdan bakıldığında şirkin bütün çeşitleri teşbih sayılır. Çünkü Allahın sıfatlarını mahlukata veren herkes mahlukatı Allaha benzetmiştir. Feth'ul Mecid müellifinin söylediği gibi:

"Şirk;
- Yaratılanı yaratana benzetmektir ve onu ilahlığa ait hususlarda Allaha ortak koşmaktır.

Bunlar fayda ve zarar verme ya da ihsan etme veya etmeme gibi şeylerdir. Halbuki Allah (celle celaluhu) dua, korkma, ümit etme, tevekkül etme ve bunun gibi bütün ibadet türlerinin sadece kendisine yapılmasını istemektedir. Kim, bu sayılanlardan bir tanesini dahi yaratılmışlardan birine yaparsa o varlığı, yaratıcı olan Allah'a (celle celaluhu) benzetmiş, kendisine bile zarar ya da yarar sağlama gücüne sahip olmayan, öldürme, yaşatma ve diriltmeye gücü yetmeyen bir kimseyi, hamd kendisine ait olan Allah'a (celle celaluhu) benzetmiş olur.

Yaratma O'nun işidir. Mülkün tümü O'nundur. Her iş sonunda O'na döner. Hayrın tümü O'nun elindedir. Tüm işleri idare eden O'dur. Allah'ın (celle celaluhu) dilediği olur, dilemediği ise olmaz. O'na engel olabilecek hiçbir şey yoktur. Eğer O, bir kimseye bir rahmet kapısı açarsa, onu engelleyecek yoktur. Eğer o bir şeyi tutarsa, artık onun önünü hiçbir kimse açamaz. Çünkü O, Aziz ve Hakim olan Allah'tır (celle celaluhu).
Teşbihin en kötüsü aciz ve fakir bir kimsenin, her şeye gücü yeten ve her şeyden müstağni olan Allah'a (celle celaluhu) benzetilmesidir."


Şu halde ister Allahı mahlukatına benzetip mahlukun sıfatlarını Ona verme manasında, İsterse de mahlukatı Allaha benzetip Allahın sıfatlarını yaratılmışlara verme manasında olsun teşbihin bütün çeşitleri insanı İslam dininden çıkaran şirktir. Allahla kulları arasında bir benzerlik ilişkisi kuran herkes aynı zamanda şu ayetleri de yalanlamış ve bu noktadan da kafir olmuştur:

“Onun benzeri hiçbir şey yoktur” (Şura: 11)
“Hiçbir şey ona denk olmamıştır” (İhlas: 4)
“Allaha bile bile denkler edinmeyin” (Bakara: 22)

Bu açıdan Allaha denkler edinen müşriklerin bütün sınıfları Müşebbihe sayılır. Ayrıca bütün mahlukatın Allahın bizzat kendisi olduğunu savunan Vahdeti vücudçular, Allahın her yerde olduğunu savunan Hulul ehli, Rafızilerden vb'den Allahın Ali (ra) gibi zatlara hulul ettiğini savunanlar tekfir edilen Müşebbihe sınıfında yer aldığı gibi Hristiyan, Yahudi gibi İslama tamamen muhalif olanlardan Allah'a eş ve çocuk nisbet edenler de Müşebbihedir. Allahu Teala'nın yeri göğü yarattıktan sonra istirahat ettiğini, Yakup as'la güreşip güreşte yenildiğini iddia eden Yahudilerde de müşebbihelik vardır. Müslüman olduğunu iddia edenlerden de Allah'ın bazen genç veya ihtiyar suretinde insanlar arasına karıştığı yönünde hadisler ve hikayeler uyduran, nakleden kimseler de kafir müşebbihe sınıfından kişilerdir. Allah hepsine lanet etsin. Amin.

Sıfatlar konusundaki teşbihe gelince; kendisini İslama nisbet edenler arasında Allahın sıfatlarının bizim sıfatlarımız gibi olduğunu iddia eden halis Müşebbihe çok azdır. Alimlerin müşebbihe'den kasdettikleri çoğunlukla Mücessime yani Allahın cisim olduğunu iddia edenlerdir. Bunların mezheplerinin lazımı teşbihi gerektirdiği için bunlara müşebbihe ismi de verilmiştir. Ancak bunların çoğu cisim derken Allahın kendine has bir zatı olduğunu ifade etmek istemişler ve Allah diğer cisimlere benzemeyen bir cisimdir demişlerdir. Mezheplerinin lazımını kabul etmedikleri için de tekfir edilmemişlerdir. Ancak cisim vb bidat lafızları kullanmak caiz değildir. Bu hususta daha önceden bilgi verilmişti.

Bizler ise Ehli sünnet vel cemaat olarak Allahın sıfatlarını temsile yani benzetmeye kaçmadan kabul ederiz. Yeri gelmişken belirtelim ki teşbih tabiri yerine bizzat Kuranda geçen bir tabir olan temsil'i kullanmak daha evladır. Zira Allahu teala mealen "Allaha misaller, benzetmeler getirmeye kalkmayın" (Nahl: 74) buyurmaktadır. Sıfat inkarcıları ise Allahın arşa istiva, el, ayak vb sıfatlarını kabul ettiğimiz için bize müşebbihe derler. Halbuki sıfatları kabul etmek teşbih demek değildir. Bu yüzden teşbih, tecsimden bahseden birisine bundan neyi kasdettiğinin sorulması gerekir, bununla belki Ehli sünnete dil uzatmayı da kasdetmiş olabilir. Vallahu a'lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1745
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: MÜCESSİME VE MÜŞEBBİHE'NİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #3 : 16.02.2019, 03:40 »
http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=1474.msg4400#msg4400

Allah Subhanehu’ya oturma izafe etmenin küfür olduğuna dair bazı iddiaların müzakeresi:

Buraya kadarki nakillerden anlaşılacağı üzere selef-i salihin ve başta hadis imamları olmak üzere sonraki Ehli sünnet alimleri Allahu Teala’ya oturma izafe etmişler, bu yöndeki hadis ve eserleri nakletmişler, bu meseleyi asla inkar etmemişler ve de hiç biri bunun teşbih ve tecsim olduğunu da söylememişlerdir. Lakin faziletli nesillerden sonra ortaya çıkan Cehmiye gibi bidat fırkaları Arşa istiva başta olmak üzere Allah’ın sıfatlarını birer birer tatil ve inkar etmeye başlamış ve de bu Muattıla zihniyeti gittikçe yaygınlaşmış, nihayet Ehli sünnete nisbet edilen zümreler arasında da Cehmiye ve Mutezile’nin açtığı bu çığırdan etkilenenler ortaya çıkmıştır. Öyle ki belli bir dönemden sonra iş tamamen tersine dönmüş, geçmişte Allahu Teala’nın Arşın üzerinde olduğunu reddedenler küfür ve sapıklıkla suçlanırken; artık Allahu Teala’nın Arşa hakiki anlamda istivasını kabul edenler tekfir ve tadlil edilir hale gelmiştir. Misal olarak Ebu Hanife (rh.a)’a nisbet edilen kitaplarda Allahu Teala’nın göklerin üzerinde olduğunu inkar edenlerin kafir olacağından bahsedilirken, müteahhir Hanefi kitaplarında artık “Allah semadadır, göktedir, yukardadır” gibi sözler elfaz-ı küfür arasında değerlendirilmeye başlanmıştır! Dileyenler Fetavay-ı Hindiyye ve diğer Hanefi fıkıh kitaplarının mürted bablarına müracaat edip bunları gözleriyle görebilirler. İşte bütün bunlar selef menhecinden uzaklaşmanın ve onun yerine kelamcıların koyduğu uydurma esasları akide edinmenin bir neticesidir. İşte aynı babtan olmak üzere bazı müteahhir kitaplarda Allahu Teala’ya oturma nisbet edilemeyeceği, hatta bunun küfür olduğuna dair şeyler okumaktayız. Tarih içerisindeki bu bozulmayı, selef akidesinden inhirafı fıkheden birisi bu tür şeylere şaşırmaması ve aldanmaması gerektiği gibi, selefin yolunu terk ederek ne kadar büyük olursa olsunlar müteahhir alimlerin selefe muhalif olarak sarfettikleri sözlere tabi olmaması gerekir. Aksi takdirde Fırka-i Naciye hadisinde haber verilen ateş ehli arasına katılır. Zira 73 fırka hadisi olarak bilinen sözkonusu meşhur hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinin ve ashabının yoluna muhalefet eden bütün fırkaların ateş ehlinden olacağını beyan buyurmuştur.

İşte müteahhirun ulemasının selefe muhalif olarak, hatta onlara –kasıtlı veya kasıtsız biçimde- iftira ederek ihdas ettikleri fetvalardan bir tanesi de “Allah Arşın üzerinde oturuyor” sözünün küfür olduğunu iddia etmeleridir. Şafiilerin önde gelenlerinden, “Merveruzi” lakaplı Kadı Hüseyn (v. 462) bu hususta şöyle demektedir:


فأما أهل المذاهب المختلفة والمخالفون في الأصول ينظر فيه إن كنا نكفره باعتقاده لا تصح الصلاة خلفه، ومذهب أكثر الفقهاء ألا يكفر.
اختلف أهل القبلة إلا ما نص عليه الشافعي رحمه الله، وهم الذين ينفون علم الله تعالى بالمعدومات ويقولون: لم يعلم الله الأشياء حتى كانت، وهذا خلاف قوله تعالى (ولو ردوا لعادوا لما نهوا عنه)، فيكفر بهذه المخالفة، وكذا من قال بخلق القرآن، أو لم يؤمن بالقدر أو اعتقد ان الله تعالى جالس على العرش، فإنه يحكم بكفره، ولا تصح الصلاة خلف هؤلاء.

“Usuli meselelerde muhalefet eden muhtelif mezhep mensuplarına bakılır: Eğer bunlar, itikadından dolayı tekfir ettiğimiz kimselerse bunların arkasında namaz sahih olmaz. Fakihlerin ekserisi ise bunların (bidat ehlinin) kafir olmayacağı kanaatindedir. Kıble ehli hakkında ihtilaf edilmiştir. Ancak Şafii (ra)’ın açık hükme bağladıkları hariç ki bunlar da; Allahu Teala’nın ma’dumat yani henüz olmamış şeyler hakkındaki ilmini inkar edip Allahu Teala bir şey var olana kadar onu bilmez diyenlerdir ki bu, Allahu Teala’nın şu kavline muhaliftir: ‘Onlar geri döndürülseler, nehyedildikleri şeylere tekrar dönerlerdi’ (Enam: 28) İşte bu kimse bu muhalefetinden dolayı kafir olur. Kur’an’ın yaratılmış olduğunu söyleyen, kadere iman etmeyen veyahut da Allahu Teala’nın Arşın üzerinde oturduğuna inanan kimsenin de aynı şekilde küfrüne hükmedilir. İşte böylelerinin arkasında kılınan namaz sahih olmaz.” (et-Ta’lika ala Muhtasar’il Muzeni, sf 1031)

İbn Rifaa (v. 710) ise Kadı Huseyn’den naklen aynı şeyleri tekrar etmekte ve şöyle demektedir:


قال: ولا تجوز الصلاة خلف كافر؛ لأنه لا صلاة له؛ فكيف يقتدى به، وهذا ينظم من كفره مجمعٌ عليه، ومن كفرناه من أهل القبلة: كالقائلين بخلق القرآن، وبأنه لا يعلم المعدومات قبل وجودها، ومن لا يؤمن بالقدر، وكذا من يعتقد أن الله جالس على العرش؛ كما حكاه القاضي الحسين هنا عن نص الشافعي

“Dedi ki: Kafirin arkasında namaz kılmak sahih olmaz. Çünkü onun namazı olmadığı halde ona nasıl uyulacak? Tabi bu küfründe icma edilmiş olanlara ve ehli kıbleden tekfir ettiklerimize uygun bir fetvadır. Kur’an mahluktur diyenler, Allah’ın şu an var olmayan şeyleri ortaya çıkmasından önce bilmeyeceğini söyleyenler, kadere inanmayanlar ve yine Allahu Teala’nın Arşın üzerinde oturduğuna inananlar gibi. Nitekim bunu Kadı Huseyn İmam Şafii’nin nassından, (kesin kanaatinden) hikaye etmiştir.” (Kifayet’un Nebih fi Şerh’it Tenbih, 4/24)

Şimdi bu zikredilen fetvalarda sözkonusu görüş yani Allah, Arşın üzerinde oturuyor diyen kafirdir görüşü Şafii (ra)’a atfedilse de bunun Şafii’ye ulaşan bir senedi mevcut değildir ve Şafii’nin kitaplarında böyle bir şey geçmemektedir. Kadı Huseyn isimli zat, bunu Şafii’nin konuyla alakalı görüşlerinden hikaye etmektedir. Bu, en iyi ihtimalle Şafii’nin bidat ehlinin tekfiriyle alakalı birtakım sözlerinden çıkartılmış bir yorumdur. Lakin ben, Şafii’den nakledilen sözler arasında bu kavli zaten bulamadığım gibi, bu kavle benzer olup belki şu sözü yorumlamışlardır veya yanlış anlamışlardır diyebileceğim bir şeye de raslayamadım, o yüzden bu görüşü Şafii’nin hangi kavlinden nasıl istinbat etmişlerdir, bunun tesbitinden acizim. Herhalükarda Şafii (ra) böyle bir sözden beridir ve bu, tamamen Eşari kelamcıların usulüne göre söylenmiş bir sözdür. Yalnız, Şafii’den nakledilenler arasında “Mücessime kafirdir” manasında bir söz bulunmaktadır. Bunu, Suyuti, el-Eşbah ve’n Nezair adlı eserinde (sf 488) şu şekilde nakletmektedir:


قَالَ الشَّافِعِيُّ: لَا يُكَفَّرُ أَحَدٌ مِنْ أَهْلِ الْقِبْلَةِ، وَاسْتُثْنِيَ مِنْ ذَلِكَ: الْمُجَسِّمُ، وَمُنْكِرُ عِلْمِ الْجُزْئِيَّاتِ


“Şafii dedi ki: ‘Kıble ehlinden kimse tekfir edilemez.’ Bundan Mücessim yani Allah’ı cisimleştiren kimseyi ve cüziyatın ilmini (Allah’ın bildiğini) inkar edeni istisna etmiştir.“

Bu sözün Şafii’ye ulaşan bir senedi yoktur. Bunun -eğer bütün Mücessime'nin mutlak olarak tekfiri kasdediliyorsa- Şafii’ye ait bir görüş olduğunu da zannetmiyorum. Zira, Şafii’den meşhur olan, onun muhaliflere karşı yalan söylemeyi helal sayan Hattabiyye fırkası haricinde hiçbir bidat fırkasının şahitliğini reddetmediğidir. Bunu İbn Rifaa aynı eserinde Şafii’ye nisbet etmektedir. (Kifayet’un Nebih, 16/279) El-Umm kitabında (6/222 vd.) buna yakın ifadeler kullanmıştır. Lakin Şafii, Mücessime derken açık küfür görüşlere sahip olan halis Müşebbiheleri kasdediyorsa o başka. Zikri geçen alimler Mücessime’nin tekfirine dair bu ve benzeri şeyleri yorumlayarak yukardaki sözü Şafii’nin görüşleri arasına katmış olabilirler mi, Vallahu a’lem. Ancak, Şafii mezhebinde yaygın görüş Mücessime’nin tekfir edilemeyeceği yönündedir. Bunu, Zekeriyya el Ensari, Esne’l Metalib adlı eserinde (4/120) şu sözleriyle ifade etmiştir:


وَالْمَشْهُورُ أَنَّا لَا نُكَفِّرُ الْمُجَسِّمَةَ.


“Meşhur olan ise şudur ki biz (yani Şafiiler) Mücessime’yi tekfir etmemekteyiz.”

Zekeriya el Ensari, aynı yerin bir öncesinde (4/118) küfür olup olmadığı tartışılan sözleri zikrederken şöyle demektedir:


أَوْ قَالَ إنَّ اللَّهَ جَلَسَ لِلْإِنْصَافِ أَوْ قَامَ لِلْإِنْصَافِ كَمَا ذَكَرَهُ الْأَصْلُ وَكَانَ الْمُصَنِّفُ تَرَكَهُ؛ لِأَنَّ قَائِلَهُ مُجَسِّمٌ وَالْمَشْهُورُ عَدَمُ تَكْفِيرِهِ.

“veya Allah insaf için oturdu ya da insaf için kalktı (…) derse, zira bunu söyleyen Mücessim’dir. Meşhur olan ise böyle birinin tekfir edilmemesidir.”

Görüldüğü üzere, Allahu Teala’ya oturma nisbetinin küfür olması Eşari-Şafii uleması arasında ihtilaf edilen bir konudur ve onlar nezdinde meşhur olan ise bunun Mücessime’ye ait bir söz olmakla beraber küfür olmayacağı yönündedir. Şu halde Kadı Huseyn ve diğerlerinin zikrettiği görüş Eşari-Şafiiler nezdinde mercuh olan yani tercih edilmeyen bir görüş olmaktadır. Böylece bu fetvayı bayraklaştıran Habeşiler ve benzerlerinin kendi mezheplerinde bile fazla tercih edilmeyen bir görüşü sanki mutlak hakmış gibi lanse ettikleri, hatta Vehhabilerin (!) tekfiri hususunda kendilerine katılmayan bazı dindaşlarını haksız yere kıyasıya tenkid ettikleri görülmektedir. Biz müteahhirun ulemasının ‘Mücessime’nin tekfiri hakkındaki görüşlerini daha önce ele almıştık –ki onlar Mücessime derken hem hakiki Mücessimeyi hem de sıfatları zahiri üzere kabul eden Ehli sünneti kasdederler- oraya müracaat edilebilir: http://tavhid.org/tr/forum/index.php?topic=898.0 Sözkonusu yazıda da görüleceği üzere görüşleri tecsime varan –veya vardığı iddia edilen- herkesi mutlak olarak tekfir etmek dört mezhep nezdinde kabul görmüş bir kavil değildir ve cumhura muhaliftir.

Hasılı; bu fetva, yukarda isimlerini zikrettiğimiz Allahu Teala’ya oturma nisbet eden kırk kusür, belki daha fazla alimin, hatta bunların sözlerine, naklettikleri hadislere ses çıkarmayan bütün bir ümmetin tekfirini; ümmetin kitaplarının küfür ve şirkle dolu olmasını gerektiren son derece batıl bir fetvadır. Bu görüşü bu şekilde nakledenler, diyelim ki sözkonusu hadislere ve seleften gelen asara vakıf değiller, lakin en azından Hanbelilerin bu görüşte olduğu –yukarda Şatibi ve İbn’ul Arabi’den naklettiğimiz gibi – meşhur olan bir şeydir, bunun Hanbelilerin tekfiri anlamına geleceği aşikardır. İmam Ahmed ve ashabının da bu görüşte oldukları onların kitaplarından belli olan bir şeydir.

Böylece bazı müteahhir alimlerin Allahu Teala’ya oturma nisbet edenleri tekfir etmelerinin Kitap, sünnet ve selefin üzerinde bulunduğu yola muhalif, hatta o yola tan eden bir görüş olduğu kesin olmakla beraber bu görüş Eşariler arasında dahi taraftar bulmamıştır. Bu mezhepte şazz olan bir kavli günümüzde birilerinin benimseyip bunu akide olarak dayatmaları ise bu kimselerin ne kadar tahkikten uzak olduğunu göstermektedir. Bu bahiste en son konu olarak ‘temas’ meselesini ele alacağız ve böylece konuyu hitama erdireceğiz inşallah.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2346 Gösterim
Son İleti 15.10.2015, 02:45
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1986 Gösterim
Son İleti 18.02.2016, 00:41
Gönderen: İbn Teymiyye
11 Yanıt
4377 Gösterim
Son İleti 01.09.2018, 18:52
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1064 Gösterim
Son İleti 31.05.2018, 07:43
Gönderen: Uhey
6 Yanıt
1057 Gösterim
Son İleti 02.11.2018, 08:16
Gönderen: İbn Teymiyye