Tavhid

Gönderen Konu: SEYYİD KUTUB VE BENZERİ MUASIR İDEOLOGLAR HAKKINDA!  (Okunma sayısı 3146 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1772
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Ta-Ha, 6. ayet

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى

Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.taha 6

Seyyid Kutub ayetin tefsirinde şöyle bir ibare kullanmıştır

القرآن ظاهرة كونية كالأرض ولسماوات

Kur'ân, yer we gökler gibi kevni/yaratılmış olarak ortadadır.

seyyid kutub tefsirinde böyle bir ifade kullandığı için onu tekfir ediyorlar.sizce bu durum doğrumudur?sadece bu sözü söyledi diye bir alim tekfir edilirmi?siz tekfir ediyormusunuz seyyid kutubu....

Bismillahirrahmanirrahim,

Seyyid Kutub’un ilgili ibaresi şu şekildedir:


فالذي نزل هذا القرآن هو الذي خلق الأرض والسماوات.. السماوات العلى.. فالقرآن ظاهرة كونية كالأرض والسماوات. تنزلت من الملأ الأعلى. والذي نزل القرآن من الملأ الأعلى، وخلق الأرض والسماوات العلى، هو «الرَّحْمنُ» فما نزله على عبده ليشقى.

“Kuranı indiren zat gökleri ve yeri ve de yüce gökleri yaratan zatın kendisidir. Böylece Kuran da tıpkı gökler ve yer gibi kevni bir olgudur lakin Mele-i Ala’dan nazil olmuştur. Kuranı Mele-i Ala’dan indiren ve de gökleri ve yeri yaratan Rahman’dır ve O, Kuranı kuluna zorluk çıkarmak için indirmemiştir.”
( Fizilal’il Kuran, 4/2328, Dar’uş Şuruk baskısı, 1412)

Gördüğümüz kadarıyla Kuran’ın kevni yani kainatla ilgili evrensel bir olgu olduğunu söylemektedir ve ifadenin Kuran mahluktur şeklindeki batıl fikre delaleti çok açık değildir. Kevni kelimesi yaratılmış anlamında pek fazla kullanılmaz. Allahu a’lem Kutub’un daha çok vurgu yapmak istediği şey Kuranı Kerimin indirilmesinin de tıpkı kainatın yaratılışı gibi Allaha ait olduğunu vurgulamaktır. Seyyid Kutub’un doğrudan Kuran mahluktur şeklindeki –şu an Şiiler haricinde pek fazla savunucusu olmayan- kadim Mutezili fikrini savunacağını pek zannetmiyoruz. Ancak kendisi Eşari muhitinde yetişmiş birisi olarak Kuran hakkındaki selef itikadına tam mutabık birisi olmayabilir buna şaşırılmaz. Eşariler her ne kadar Kuran mahluktur diye açıktan iddia etmeseler de Allahın ezelde konuştuğu kelamı nefsinin kadim olduğunu fakat bizim okuduğumuz Kuran lafzının mahluk olduğunu savunarak dolaylı yoldan aynı şeyi iddia etmişlerdir.Kutubun Kuran hakkındaki kanaati nedir bilmiyorum ancak selef itikadına vakıf olmayan bir kimse olduğu için bu hususta da batıl şeyler söylemiş olabilir lakin en azından sırf yukarda nakledilen ifadeye dayanarak onu bu hususta küfre ya da bidate nisbet etmek adilane bir yaklaşım olmaz. Kuran’la alakalı kullandığı bu ifadelerin tıpkı Fizilal’de geçen diğer birtakım ifadeler gibi selefin ıstılahında olmayan gereksiz tabirler olduğunu da bu vesileyle belirtelim.
 
Seyyid Kutub’un tefsirinde bundan daha açık batıl ve küfürler sözkonusudur. Kendi dönemindeki halkları müslüman olarak nitelemesi;  Mevdudi, Muhammed Abduh gibi müşriklere yaptığı övgüler, peygamberler ve kitaplar hakkında kullandığı edebi nitelikte birtakım (musiki vb) yakışıksız ifadeler vs birçok şey sayılabilir. İhlas suresinin tefsirinde vahdeti vücudu çağrıştıracak ifadeler kullanmasını, keza İslamda Sosyal Adalet adlı kitabında Osman (ra) ve diğer bazı sahabeler hakkında kullandığı yakışıksız ifadeleri de buna ilave edebiliriz. Bu hususta bazıları Seyyid Kutub’un bütün bunlardan rücu ettiğini ve ölümüne yakın tefsirini tashih etmeye başladığını fakat tashihi bitiremeden vefat ettiğini ileri sürmektedir. Keza İhvanı Müslimin adı verilen şirk cemaatinin mensubu olan ve bu yolda cezalandırılan Kutub’un ölmeden önce İhvan’dan ayrıldığı hatta onları tekfir ettiği ve ayrı bir cemaat teşekkül ettiği vs de iddialar arasındadır. Ama dikkat edilirse bunların hepsi birer iddiadır ve şehir efsanesinden ibarettir. Seyyid Kutub netice itibariyle küfür diyarında yaşayan ve tevhid akidesine bağlı olduğuna dair kesin bir karine olmayan bir ferttir. Dolayısıyla darul harp ahalisinden olup tevhidi isbat edilmemiş her fert gibi ona da zahiren kafir muamelesi yapılacaktır. Hatta kitaplarında bizzat muayyen olarak kafir olduğuna delalet eden ibareler mevcuttur. Birilerine ağır da gelse akidenin gereği budur, bu hususta duygusal davranmak imanla çelişir. O dönemler tasavvufçusundan Rafızisine herkesin sloganlaştırdığı ve sonradan ihanet ettikleri “Hakimiyet Allahındır” düsturunu gündeme getirmesi bir kimsenin müslüman olduğuna delalet etmez. Biz bugün kitaplarında akidevi konularda belki Kutub’tan daha net ifadeler kullanan Abdullah Azzam, Makdisi, Ebu Katade vb’lerinin en açık konularda küfür izhar ettiklerine şahit olurken sırf günümüz sistemlerine cahiliye düzeni dedi diye hemen hemen hiç bir güncel meselede akidesine vakıf olmadığımız Seyyid Kutub’un İslamına nasıl şahitlik edeceğiz? Hakkında anlatılan tevbe etti vs söylemler ise iddiadan ibarettir adil şahitlerden gelmedikçe bu tür efsanelerin şeriat nezdinde hiçbir kıymeti yoktur. Nasıl ki aslen müslüman olan birisinin küfrüne kesin delil olmadığı müddetçe hükmedilemiyorsa aslen kafir olan birisi de sırf dedikodularla müslüman ilan edilemez. Biz bu sebeblerden ve daha önce de zikrettiğimiz gibi Kutub’un selef menhecinden uzak birisi olması hasebiyle kitaplarını zaten tavsiye etmiyoruz. Fakat bu, bilhassa Yoldaki İşaretler gibi bazı eserlerinde ufuk açıcı faydalı unsurlar olduğunu inkar etmemizi gerektirmez. Lakin selef menhecini hazmetmemiş birisinin bunları okuması faydadan çok zarar getirir. Bizim Seyyid Kutub meselesine yaklaşımımız özet olarak böyledir.

Yeri gelmişken belirtelim ki günümüzde Seyyid Kutub’un küfrünü ve sapıklığını isbat etmeye yönelik kampanyaların çoğu iyi niyetten uzak girişimlerdir. Bu kampanyaları genelde ya tasavvufi çevreler veyahut da Suudi selefisi olarak tabir edilen birtakım gruplar organize etmektedir. Son zamanlarda bu kervana egemenler nezdinde “günah çıkarmak” ve eski İslamcı geçmişiyle bağlarını kopardığını göstermek isteyen bazı İslamcı dönekleri de yaptıkları “Seyyid Kutub eleştirileriyle” katılmaya başlamıştır. Egemen tağuti çevrelere karşı ağzını açamayan bu tipler sözkonusu Seyyid Kutub olunca birden aslan kesilmekte ve her türlü ithamı yapabilmektedir. Neredeyse ateistlere bile kafir diyemeyecek hale gelmiş bu zihniyet mensuplarının hayatlarında tekfir ettikleri nadir şahıslardan birisinin de Seyyid Kutub olması dikkat çekmektedir. Seyyid Kutub’u yukardaki örnekte olduğu gibi tevile açık olan bazı sözlerinden dolayı küfürle itham eden hatta Kutub’un küfürlerini bulmak için Fizilali didik didik eden bu adamların bir yandan Seyyid Kutubu tekfircilikle, Haricilikle suçlaması da ayrı bir çelişkileridir. Kısacası günümüzde Seyyid Kutub aleyhinde yayınlanan neşriyatın çoğunu samimi bulmadığımızı da bu vesileyle belirtmiş olalım. Seyyid Kutub tekfir de edilecekse, sapıklığı da ilan edilecekse bunun mevcut şirk düzenlerini meşrulaştırmaya yönelik faaliyetlerin bir parçası olarak değil sadece Allahın rızasını arayarak ve hakkı ortaya çıkarma gayesiyle yapılması gerekir. Bunun dışındaki Seyyid Kutub’un eserlerinde yer alan tağut ve yandaşlarını rahatsız edecek unsurlardan dolayı yürütülen karalama kampanyalarına iştirak etmek, kafir Mürcii çevreler tarafından yapılan bu amaca dönük neşriyatı yaymak doğru olmaz vesselam.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1772
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SEYYİD KUTUB VE BENZERİ MUASIR İDEOLOGLAR HAKKINDA!
« Yanıtla #1 : 02.09.2016, 23:57 »
Alıntı
(...)  nickli   bı kısı internette yaydığı tekfir listeleriyle  insanları bayagı mesgul edıyor. yani duyada kımseyı bırakmayan bı lıstesı var buna sızıde yazmıs.bu kişi hakkına bı yorum yapabılırmısınız buna karsı ne gıbı bı durusumUz olmalı.teşekkurler

Bismillahirrahmanirrahim. Biz bu şahsı ve benzerlerini ciddiye almıyoruz siz de ciddiye almayın. Biz burada rasullerin ortak daveti olan tevhide insanları davet etmeye ve şirkten sakındırmaya çalışıyoruz. Bizim asıl davamız dururken böyle şahıslar üzerinden konuşarak zamanımızı tüketemeyiz; size ve bütün okuyucularımıza da kabir sualine ve mahşerdeki hesaba hazırlık yapmalarını ve kişilere takılmaktan vazgeçmelerini tavsiye ediyoruz. Bu şahıs tekfir listesi yapmış. Tevhidden az bir zerre dahi nasiplenen herkes bu listedeki kişilerin İslamla alakası olmadığını zaten anlar. Buradaki hata dinin aslı üzerinde durmak yerine kişiler üzerinden din anlatmaya kalkmaktır. Bu şahıs bizi de tekfir listesine almış fakat bugüne kadar tekfir gerekçesini izah etmemiştir, bu da boş konuştuğunu gösterir. Yukarda da işaret ettiğimiz gibi biz böyle cahillerin kelamlarıyla uğraşmıyoruz, bizi Allah, Rasulu ve ashabının, selefi salihinin sözleri ilgilendirmektedir. Siz de onlarla ilgilenin. Vesselam.


Alıntı
islamdan zerre kadar nasiplenmiş birinin bu listedekilerin hiç birinin müslüman olmadığı islamla alakası olmadığını anlar demişsiniz.bende bu listeye tekrar göz attım ve listedeki seyyid kutub,mevdudi, mustafa sabri v.s. neden tekfir ettiğinizi ve islamla alakaları olmadığını söylemenizi anlamış değilim.bu kişilerin küfürleri nelerdir açıklayabilirmisiniz.listeyi tekrar asıyorum inşallah.
✦1-ZİYAEDDİN ELKUDSİ
✦2-EBU HANZALA
✦3-EBU UBEYDE
✦4-EBU ZERKA
✦5-EBU ENES
✦6-EBU MUAZ
✦7-EBU EMRE
✦8-EBU SAİD YARBUZİ
✦9-EBU MUSAB
✦10-EBU AQIL
✦11-EBU KATADE FİLİSTİNİ
✦12-EBU BASİR TARTUSİ
✦13-EBU YAHYA LİBİ
✦14-EBU HAMZA AFGANİ
✦15-EBU DUCANE
✦16-EBU MUHAMMED
✦17-ABDULAZİZ BAYINDIR
✦18-HÜSEYİN CİNİSLİ
✦19-SÜLEYMAN ATEŞ
✦20-YUSUF KARDAVİ
✦21-MEVLANA
✦22-İBNİ ARABİ
✦23-PİR ABDAL,BEKTAŞİ VELİ
✦24-YUNUS EMRE
✦25-MUSTAFA SİBAİ
✦26-MUSTAFA MERAĞI
✦27-ŞANKİTİ
✦28-CEMALEDDiN AFGANİ
✦29-AHMET KALKAN
✦30-ŞEYH USEYMİN
✦31-REŞİT RIZA
✦32-MAHMUT AHMET ŞAKİR
✦33-MUHAMMED İKBAL
✦34-MUHAMMED ABDUH
✦35-USAME BİNLADİN
✦36-ZEVAHİRİ
✦37-ENVER EVLAKİ
✦38-ÖMER ABDURRAHMAN
✦39-MOLLA ÖMER
✦40-ABDULLAH AZZAM
✦41-SAİD HAVVA
✦42-MUSTAFA İSLAMOĞLU
✦43-MUSTAFA ÇELİK
✦44-MURAT GEZENLER
✦45-FETHİ YEKEN
✦46-HALLACI MANSUR
✦47-SEYH ULVAN
✦48-UBEYDULLAH ARSLAN
✦49-TACEDDİN BAYBURDİ
✦50-FETHULLAH GÜLEN
✦51-NAZIM KİBRİSİ
✦52-HASAN ELBENNA
✦53-MAKDİSİ
✦54-ELMALI HAMDİ YAZAR
✦55-RAMAZAN BUTİ
✦56-ÖMER TILMİSANİ
✦57-NASUHİ BİLMEN
✦58-YASİN HATİPOĞLU
✦59-HASAN NEDVİ
✦60-MUHAMMED ABU ALI
✦61-HALİD YASİN
✦62-ŞEMSİ TEBRİZİ
✦63-AHMEDİ NEJAT
✦64-HAMENEYN
✦65-HUMEYNİ
✦66-ALİ ŞERİATI
✦67-MEHMET AKİF ERSOY
✦68-FAZIL KISAKÜREK
✦69-SAİD NURSİ
✦70-HİLMİ TUNA
✦71-MEHMET TALU
✦72-HASAN HUDEYBI
✦73-NASRALLAH
✦74-ALAADDİN PALEVİ
✦75-NASRUDDIN ELBANİ
✦76-ŞEYH BİN-BAZ
✦77-HAYRETTİN KARAMAN
✦78-SADREDDİN YÜKSEL
✦79-SALİH MİRZABEYOĞLU
✦80-YUSUF KERİMOĞLU
✦81-YASAR NURİ ÖZTÜRK
✦82-İBRAHİM GADBAN
✦83-MEHMET EMİN AKIN
✦84-MUSAB KÖYLÜOĞLU
✦85-KUL SADİ YÜKSEL
✦86-HASAN KARAKAYA
✦87-ABDULLAH YOLCU
✦88-KADİR MISIROĞLU
✦89-ABDULBAKİ EROL
✦90-HÜSEYİN VELİOĞLU
✦91-SEYH GÜNEYMİN
✦92-FADDALLAH
✦93-MUKTEDA SADR
✦94-ÖMER ÖNGÜT
✦95-MEHMET GÖRMEZ
✦96-ŞAMİL BASEYEV
✦97-TAHİR BÜYÜKBURC
✦98-TANTAVİ
✦99-HAYDAR BAŞ
✦100-HİKMETYAR
✦101-EDİP YÜKSEL
✦102-MALCOM X
✦103-ALİ HAYDAR EFENDI
✦104-CÜBBELİ AHMED
✦105-METİN KAPLAN
✦106-MAHMUT USTA OSMANOĞLU
✦107-FARUK FURKAN
✦109-TİMURTAŞ
✦110-MUHAMMED EMİN
✦111-ŞEYH FEYZAN
✦112-ABDULLAH BÜYÜK
✦113-MUSTAFA KARATAŞ
✦114-ALİ KÜÇÜK
✦115-ABBAS MUSEVİ
✦116-ALPARSLAN KUYTUL
✦117-MEVDUDI
✦118-İMAM RABBANİ
✦119-SİSTANİ
✦120-ESAD COŞAN
✦121-AHMET TOPAL
✦122-ÖMER ELHAZAMİ
✦123-ABDULAZİZ ALUŞŞEYH
✦124-ABDULKADİR BİN ABDULAZİZ
✦125-ŞEYH SAİD
✦126-MEHMET ALAGAŞ
✦127-MUSTAFA SABRİ
✦128-ZAHİDİ KEVSERİ
✦129-FAHREDDİN RAZI
✦130-SADREDDİN KONEVİ
✦131-İBNİ ABİDİN
✦132-İMAM SABUNİ
✦133-FARABİ
✦134-İBNİ SİNA
✦135-ZAHİD KOTKU
✦136-CEMALEDDİN KAPLAN
✦137-MUAZ DÖRLEVİ ÖZCAN
✦138-EL-BAGDADİ
✦139-ELCEVLANİ
✦140-ZERKAVİ
✦141-HATTAB
✦142-DUDAYEV
✦143-DOKKO UMOROV
✦144-MUHAMMED KUTUB
✦145-SEYYİD KUTUB VS

Bismillahirrahmanirrahim.
 
Evvela şunu tekrar belirtelim ki bizim ve aklı başında herhangi bir muvahhidin bu tarz listelerle işi olmaz. Çünkü tevhidin şirkin ne olduğunu anlamış olan bir kimse tıpkı Ebubekr (ra)'ın riddet olayları esnasında söylediği rivayet edilen sözü söyler yani "Dünya kafir oldu" der! Günümüzde İslam tıpkı eski garipliğine geri dönmüşken ve müslümanlar azınlık bir grup olduğu halde bu İslam davetçisi geçinen kişilerin kafir olmasına ancak tevhidi elde edememiş kimseler şaşırır ve de ancak şek şüphe içersindeki kişiler bu listedeki isimleri -dostluk veya düşmanlık açısından- saplantı haline getirir. Bu tekfir listesini hazırlayanlar ve de bu listeye şaşıranlar için bizim ortak tesbitimiz budur.

Sorunuza gelince; Öncelikle düşünmeniz açısından şunu sormak istiyorum. Neden bu üç isim üzerinde duruyorsunuz? Oysa o listede bu üç kişiye nisbeten daha net söylemlere sahip olan kimseler var. Mevdudi parti kurup seçimlere iştirak etmiştir, Mustafa Sabri de aynısını yapmıştır. Seyyid Kutub ise aynı demokratik zihniyete sahip İhvan'ın bir mensubudur. İhvan'dan ayrılıp ayrılmadığı, ayrılsa bile tekfir edip etmediği meçhuldur. Fakat bu listedeki bir çok kişi mesela Makdisi, C. Kaplan vb bu tip konularda bu üç kişiden kat kat daha net bir çizgiye sahiptir. Fakat ona rağmen başka konularda tekfir meseleleri vs sapmışlardır zaten net bir akideleri de yoktur. Biz sizin akidenizi bilmiyoruz, maksadımız bu kişiler üzerinde tartışmak da değildir. Ancak bir noktaya vurgu yapmak istiyoruz ki günümüzde çoğu insanlar başka konularda hevalarına tabi oldukları gibi dostluk düşmanlık meselesinde de Allah rızasına göre değil hevalarına ve duygularına göre hareket etmektedirler. Bu noktada abileri, hocaları, tabi oldukları cemaatler zamanında onlara kimi telkin ettiyse onu sevmekte, kimi de düşman olarak gösterdiyse onu düşman bellemektedirler. Onlara bu telkini yapan abiler ise bir ilme dayalı olarak değil tamamen şehir efsanelerine ve kaynağı belli olmayan rivayetlere dayalı olarak birtakım kişileri müslüman veya kafir olarak göstermiştir.

Örneğin Seyyid Kutub, Mevdudi, Mustafa Sabri; bu üç kişiye ve benzerlerine müslüman diyenler, üstad diyenler; diğerlerini tekfir edenler veya önemsemeyenler hangi ilmi kritere göre bunu yapmıştır? Küfür diyarında yaşayan ve haliyle aslen kafir olan bu kimselerin hangi ameline bakarak bunların şirkten ve müşriklerden beri olmuş kimseler olduğuna karar verilmiştir? Halbuki İslamdan zerre nasibi olan herkes bilir ki küfür diyarında yaşayan ve aslen kafir olan bir kimsenin İslamına ya sözkonusu şahsın tevhid üzere olduğuna delalet eden kesin bir bilgiyle veyahut da şahitliklerine güvenilen adil Müslümanların şahitliğiyle hüküm verilir. Aslen müslüman olan kişinin de tekfirine aynı şekilde adil şahitler veyahut da kesin bilgilerle hükmedilir. Dini de dünyayı da tanımayan, fikir akımları ve mezheplerden haberi olmayan fakat buna rağmen davetçi diye ortaya çıkmış birtakım cahil cühelanın tanımadıkları kimseler hakkında şehir efsanelerine dayanarak müslüman hükmü vermesiyle hiç kimsenin İslamı sabit olmaz. Bu kimselere müslüman diyenler bu ismi geçen yazarların hayatlarına şahit mi olmuşlardır, tevbelerine tanıklık mı etmişlerdir? Mesela Seyyid Kutub şirkten tevbe edip geçmişteki sosyalist, İhvancı, tasavvufçu vs akidelerinden rücü ederken, o dönemki halini tekfir ederken bunlar yanlarında mıydı? Yoksa sadık bir habercinin haberini mi aktarıyorlar? Veya mütevatir bilgilere mi dayanıyorlar? Alimler bu saydığımız şekillerde sahih bilginin nereden nasıl edinileceğini kitaplarında detaylı bir şekilde anlatmışlardır. Şu halde bu davetçi geçinen kimselerin, birtakım kişilerin İslamına şahitlik etmeleri bu ilim yollarından hangisine istinad etmektedir?

Yoksa bu müslüman dedikleri kişilerin düşünce dünyası ve verdikleri mücadelenin mahiyeti hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan kimseler salt duygularının esiri olarak, belki İslamla tanışmalarına bu kimselerin kitapları vesile olduğu için veya İslam uğrunda –zahirde- birtakım sıkıntılar çektikleri için ve sair sebeblerden dolayı mı bu kişilerin tevhid ehli olduğu kanaatine varmışlardır hatta öyle ki bu kişilerin müslüman oluşunu adeta tartışılmaz bir ön kabul olarak benimsemişlerdir. Herkes başta kendisine, sonra etrafındakilere ardından da alim olarak kabul ettiği kimselere nasıl ve hangi kriterlere dayanarak müslüman dediğini sahih ilme dayanarak bir sorgulasın bakalım neyle karşılaşacak, koyu cehaletten başka? Eğer bu bahsedilen yazarlara müslüman ismi verenler şayet bu davalarını ispatlayamıyorlarsa şu halde bunları tekfir edenlere neden tepki gösteriyorlar ki? Bu vesileyle bir kez daha ilan etmek istiyoruz ki günümüzde İslamcı geçinen kitlenin ne avam tabakası, ne davetçileri tevhidi bilmemektedirler ve kişilere nasıl müslüman denileceğinden ve de nasıl kafir denileceğinden habersizdirler. Çünkü iman küfür sınırlarının farkında değildirler ve bu yüzden müslüman olamamaktadırlar. Zaten inandıkları dini dahi yaşamamaktadırlar. Günümüzdeki insanların en büyük sorunu akidesizlik sorunudur. Çoğu insanın meseleleri kendisiyle ölçeceği bir sabit akidesi mevcut değildir. O yüzden böyle rasgele kim onlara sempatik geliyorsa müslüman deyip, kim de onlara antipatik geliyorsa kafir veya sapık derler ve dünyalarını da ahiretlerini de öylece tüketirler. Bundan tek kurtuluş yolu Nasuh bir tevbe olduğu halde hiç biri tevbe de etmezler hatta birçoğu her geçen gün daha da sapmaktadırlar. Biz bugüne kadar bu ağabeylerden, üstadlardan, şeyhlerden, hocalardan bir tanesinin de çıkıp tıpkı bizim yaptığımız gibi biz geçmişteki şu kavlimizden rücu ediyoruz; geçmişte şu amele küfür demiştik veya cevaz vermiştik; ya da şu şahsa müslüman demiştik, bu hususta yanılmışız dediklerine şahit olmadık. Bilakis hepsi ya İslamı ilk öğrendikleri dönemde edindikleri ne kadar cahilane batıl usul varsa yanlış olduğunu bile bile sahiplenmeye devam ediyor ya da çaktırmadan zamana yayarak bunları terk ediyor, ancak hiçbir zaman şeri anlamda Nasuh bir tevbe yapmıyorlar.

Seyyid Kutub, Mevdudi, Mustafa Sabri gibi meseleler buna bir misaldir. Hadi diyelim kişi ilk İslama yöneldiği dönemlerde bu yazarlardan etkilendi, daha sonra hiç mi sorgulamaz, kendini geliştirmez? Mevdudi veya Mustafa Sabri üstaddı madem neden üstadlarınızın yolundan gidip parti kurmuyor siyasete atılmıyorsunuz? Nasıl oluyorsa Mevdudi’nin Türkiye’de en yakın dostu olan Erbakan kafir tağut oluyor fakat Pakistan’ın Erbakanı olan Mevdudi müslüman oluyor? O zamanın şartları farklıydı gibi efsaneleri neye dayanarak uydurdunuz? Mevdudi ayrıca şirk hususunda cehaletin mazeret olduğunu savunup kendi döneminde kabirperest vb müşrikleri tekfir edenleri eleştirmektedir. Seyyid Kutub da bu Mevdudi’yi övgüyle yad etmektedir? Ayrıca bu yazarlar daha önce de bahsettiğimiz gibi selefi tanımazlar, selefin menhecini benimsemezler; akidede Eşari, Maturidi ve tasavvufçuların etkisi altındadırlar. Tevhid akidesine sahip olmak bir yana tevhid ehli alimlere hatta bizzat tevhide düşmandırlar. Mustafa Sabri gibileri ise açıktan İbn Teymiye ve İbn Kayyım gibi rabbani alimlere sapık deyip dil uzatır. Şimdi bu yazarlara sevgi besleyenler gerçekten bunların farkında mıdır, sevdikleri kişilerin akidelerini biliyorlar mı? Yoksa sırf iş olsun diye mi onları savunuyorlar? Aklı olan birisi böyle çelişkiler içinde yüzmeyi bırakır ve bir istikamet sahibi olur ve de o istikamette dosdoğru yürür. Bu dediklerimizi ancak hikmetten nasibi olanlar anlar, hikmet ehli olmayanların ise ancak düşmanlığı artar. Ancak o hikmet ehli de günümüzde ne kadar azdır? Bizim bu sitede yazdıklarımızı kaç kişi hikmet nazarıyla değerlendirip ibret vesilesi kılmaktadır? Allahtan ayaklarımızı sabit kılmasını dileriz. Hidayete tabi olanlara selam olsun.

Alıntı

1)Mevdudi ayrıca tekfir meselesinde İslama nisbet edilen kimselerin şirk koşsa dahi tekfir edilemeyeceklerini açıkça beyan etmiştir.
2)Nasıl oluyorsa Mevdudi’nin Türkiye’de en yakın dostu olan Erbakan kafir tağut oluyor fakat Pakistan’ın Erbakanı olan Mevdudi müslüman
oluyor?
 birinci maddedeki iddianızın varlığından heberim yok.yukarıda söylediğiniz şeylerin yani takip edilen kişilerin etkisi altında kalıp      sorgulamasız kabullenme meselesine katılıyorum.bende bundan sıyrılmaya 1 veya 2 yıldır çalışıyorum.o sebebledir ki kimseyi birşeyler anlatırkenki ihtirasından etkilenmemeye gayret ediyorum bu sizde dahil olmak üzere herkes için geçerlidir.görüşlerinizden nakillerinizden faydalanıyorum biiznillah ama sizde farkettiğim şey şudur ki tahlil yazılarınızın çoğunda amerikayı tek keşfeden sizmişsiniz algısı oluşturmanızdanda son derece rahatsızım.tekfir ettiğiniz kişilerden bahsederken tamamen onları gömmenizden ve üzerlerinde hakkı söylemiş olduğu şeylerinde tamamını görmezden gelip bir mecusiden bahsediyormuş gibi söz etmenizden rahatsız oluyorum.ve size karşı ihtiraslarına ve kinlerine  esir olmuş birileri gibi davrandığınız hissi oluşuyor.bunu eleştiri olarak veya iyi huylu bir tespit olarak alın lütfen.
neyse bu çok önemli değil.şu 2. madde ile ilgili olan mevdudinin türkiyedeki en yakın dostu erbakan dan neyi kastediyorsunuz.bu gerçekmidir.ve bunun doğruluğunu nereden bulabilirm.benim için önemli.

Bismillahirrahmanirrahim,

Şimdi bazı şeyleri sorguladığınızdan bahsetmişsiniz ama bu yaptığınız sorgulama nasıl bir sorgulama? Çünkü kendi cemaatlerini sorgulayan bir çok kimsenin aslında dinin bizzat kendisini sorguladığına ve davasına ihanet edip topluma karışmak için zemin yokladığına çokça şahit olmuşuzdur. O yüzden bu sorgulama süreçleri kaygan süreçlerdir, dikkatli olmak lazım. Hiç kimsenin etkisi altında kalmamak lazım vs gibi söylemler de aynı şekilde her tarafa çekilebilecek sözlerdir. Sabit bir akidesi olan insan zaten nasslar dışında kimsenin şahsi söylemlerinden etkilenmez ki, bunu vurgulamanın ne anlamı var?

Bizim uslubumuzla alakalı tenkidlerinize gelince; sizin gibi bir çokları keskinlikten şikayet ediyorlar fakat aslında bu günümüzde İslama davet ettiğini iddia edenlerin kaypakça uslubuna alışmış olmaktan kaynaklanmaktadır. İnsanlar günümüzde Mevlana misali herkese kucak açan, hiç kimsenin yüzüne hakkı haykırmayan, kişiliksiz, omurgasız, sabit bir itikada sahip olmayan sözde davetçilere alışmışlar bu yüzden net bir söylemle karşılaştıklarında bunu keskinlik olarak değerlendirebilmektedir. Bizde bir kin ve ihtiras varsa bu, akidemizden emin olmamızdan ve bu akidenin düşmanlarına duyduğumuz buğzdan kaynaklanır. Bunun haricinde şahsi bir hırsımız varsa bundan Allaha sığınırız ve Ondan af dileriz.

Amerikayı siz mi keşfettiniz, meselesi ile alakalı olarak da karşı bir soruyla cevap vermek istiyoruz. Tamam Amerikayı biz keşfetmedik de bu meseleleri gündeme getiren ve de arkasında duran başka kim var ki şu Türkiye'deki sözde İslami camiada? En radikal geçineni bile en hayati meseleleri ucu açık ortadan laflarla geçiştirmeyi tercih ederken birileri çıkıp hakkı olduğu gibi dile getirdiği zaman elbette ki bunları tek siz mi biliyorsunuz tarzı sorulara muhatap olur? Madem Amerika'yı bizden önce keşfeden birileri var o zaman çıksınlar gerçeği haykırsınlar da bize bir iş bırakmasınlar. Bu dine sahip çıkan kimse olmayınca mecburen ehil olmadığımız halde bizim gibi insanlar müdafaa etmek durumunda kalıyorlar. Birileri uslubumuzu çok sivri bulurken bizler ise nasslara baktığımızda kendimizi çok çok pasif bir konumda görüyoruz. Ancak bu kadarını bile kaldıramayan bir insan ise acaba rasullerin gerçek mirasçısı olan rabbani alimlerin daveti karşısında ne yorum yapardı bilemiyoruz!

Ayrıca şunu herkes bilsin ki İslam kisvesi altında dini sulandıranların dine verdiği zarar, İslama aleni düşmanlık yapanların zararından daha büyüktür. O yüzden böyle zındıkları Mecusilerle bir tutmanın yanlış olduğu tesbitinize katılıyorum. Bilakis bu insanlar Mecusilerden daha aşağılık bir konumdadırlar ve bu yüzden İslam şeriatı Mecusilerden cizye alıp canlarını bağışlamayı emrederken mürted ve münafıklara ölümden başka bir seçenek tanımamıştır. Siteden istifade ettiğinizi söylemişsiniz ama siteden hakkıyla istifade ettiyseniz neden hala şeriatla alakası olmayan, sırf heva kaynaklı bu tarz düşünceleri ıslah edemediniz onu da anlamış değiliz. Eğer siteden istifade ediyorsanız size tavsiyemiz -sadece biz değil kim olursa olsun- ilminden faydalandığınız yerlere karşı edebinizi takınmanızdır. Tenkid de edecekseniz şeri çerçevede ve edep dairesinde bu tenkidi yapmanız gerekir. Tabi ki tenkid etmeden önce tenkid edilen meselenin de ilmine vakıf olmak icab eder! Yoksa cahilane yapılan içi boş tenkidlerle bir yere varılamaz! Mevdudi'nin akidesiyle alakalı bir bilginiz yoksa veya yüzeysel bilgilerden ibaretse şu halde neye istinaden hemen tepki gösterme yolunu seçiyorsunuz? Sizin bu yaptığınızın futbol fanatiklerinden bir farkı var mı? Hikmet sahibi insan, Zümer suresinde de beyan edildiği gibi sözü dinler ve en güzeline tabi olur. Bildiği bilmediği her meselede ahkam keserek kendisini dünyada da ahirette de rezil edecek durumlara düşürmez. Ancak yukarda da söylediğimiz gibi o hikmet sahipleri günümüzde ne kadar da azdır! Vallahu a'lem. Vesselamu ala men'ittebea'l huda...


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1772
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SEYYİD KUTUB VE BENZERİ MUASIR İDEOLOGLAR HAKKINDA!
« Yanıtla #2 : 28.02.2017, 16:01 »
Bismillahirrahmanirrahim.

Yukarda birtakım dedikodulara ve şeriat nezdinde ilim ifade etmeyen haberlere dayanarak Seyyid Kutub veya Darul küfür'de yaşayıp zahiren kafir olan herhangi bir ferdi müslüman ilan edenlerle alakalı şu ifadeleri kullanmıştık:

Bu hususta bazıları Seyyid Kutub’un bütün bunlardan rücu ettiğini ve ölümüne yakın tefsirini tashih etmeye başladığını fakat tashihi bitiremeden vefat ettiğini ileri sürmektedir. Keza İhvanı Müslimin adı verilen şirk cemaatinin mensubu olan ve bu yolda cezalandırılan Kutub’un ölmeden önce İhvan’dan ayrıldığı hatta onları tekfir ettiği ve ayrı bir cemaat teşekkül ettiği vs de iddialar arasındadır. Ama dikkat edilirse bunların hepsi birer iddiadır ve şehir efsanesinden ibarettir. Seyyid Kutub netice itibariyle küfür diyarında yaşayan ve tevhid akidesine bağlı olduğuna dair kesin bir karine olmayan bir ferttir. Dolayısıyla darul harp ahalisinden olup tevhidi isbat edilmemiş her fert gibi ona da zahiren kafir muamelesi yapılacaktır. Hatta kitaplarında bizzat muayyen olarak kafir olduğuna delalet eden ibareler mevcuttur. Birilerine ağır da gelse akidenin gereği budur, bu hususta duygusal davranmak imanla çelişir. O dönemler tasavvufçusundan Rafızisine herkesin sloganlaştırdığı ve sonradan ihanet ettikleri “Hakimiyet Allahındır” düsturunu gündeme getirmesi bir kimsenin müslüman olduğuna delalet etmez. Biz bugün kitaplarında akidevi konularda belki Kutub’tan daha net ifadeler kullanan Abdullah Azzam, Makdisi, Ebu Katade vb’lerinin en açık konularda küfür izhar ettiklerine şahit olurken sırf günümüz sistemlerine cahiliye düzeni dedi diye hemen hemen hiç bir güncel meselede akidesine vakıf olmadığımız Seyyid Kutub’un İslamına nasıl şahitlik edeceğiz? Hakkında anlatılan tevbe etti vs söylemler ise iddiadan ibarettir adil şahitlerden gelmedikçe bu tür efsanelerin şeriat nezdinde hiçbir kıymeti yoktur. Nasıl ki aslen müslüman olan birisinin küfrüne kesin delil olmadığı müddetçe hükmedilemiyorsa aslen kafir olan birisi de sırf dedikodularla müslüman ilan edilemez.


Gördüğümüz kadarıyla bu yanlışa düşenlerden birisi de Ebu Hanzala'dır. Zira Tevhid Müdafaası başlıklı kaset serisinin İhvan cemaatiyle alakalı bölümünde İhvan'ın küfürlerini izah ederken Seyyid Kutubu bundan istisna etmiş ve buna gerekçe olarak yine aynı kafir güruhtan yani İhvan cemaatinden bazı kimselerin, örneğin Yusuf el Kardavi ve benzerlerinin şahitliğine atıf yapmış ve de bu kişilerden Seyyid Kutubun 1962'den sonra hapishanede fikir değiştirdiği, toplumu müşrik olarak görmeye başladığına dair birtakım haberler nakletmiştir. Bunun haricinde de Kutub'un İhvan'dan farklı bir akide benimsediğine dair kendisinin müslüman gördüğü, itibar ettiği hiç kimseden bir şey nakledememiştir. Kutub'un kitaplarında geçen birtakım akideye dair ifadeler ise -yukarda da ifade ettiğimiz şekilde- açık değildir ve de açık olmadığından, buna zıt ifadeler de var olduğundan dolayı zaten Kutub'un gerçek düşüncesinin ne olduğuna dair yıllardır ihtilaf edilegelmektedir. Hanzala'nın naklettiği şeyler onun akidesine dair belki bir karine teşkil edebilir fakat asla Kutub hakkındaki aslı yani küfür diyarında yaşayan bir kafir olduğu şeklindeki ilmi nakzedecek şekilde bir yakin ifade etmez. Kafir olan birisi hakkında yine kendisi gibi kafirlerin şehadetine dayanarak müslüman hükmü vermenin delili nedir? Siz hem sabah akşam Hucurat suresinde geçen "Fasık birisi size bir haber getirdiğinde araştırın" ayetini okuyacaksınız, hem de fasıktan dahi şedid olan birtakım müşriklerin şehadetine dayanarak aynı kafir cemaatten birisini istisna ederek müslüman ilan edeceksiniz? Bizim burada maksadımız muayyen bir vakıa olan Kutub'un akidesini tartışmak değildir, bilakis görüldüğü üzere davetçi olma iddiasındaki kişilerin dahi habersiz olduğu insanlara müslüman hükmü verme usulüne bu vesileyle tekrar dikkat çekmektir. Yeri gelmişken belirtelim ki biz bunları Ebu Hanzala'nın kendi açısından bir tutarsızlığı olarak görüyoruz, yani Seyyid Kutub'un Hanzala'yla dahi aynı akidede olduğu hususunu şeri olarak isbat edemeyeceğini beyan etmek istiyoruz. Yoksa bir kimse sırf topluma kafir dedi diye müslüman olmaz, topluma kafir dediği halde başka konulardan küfre giren nice insan vardır (Ebu Hanzala gibi!) Darul harp ahalisinden bir ferd ancak müslümanlara has olan akideyi izhar ettiğinde müslüman hükmü alır lakin bu husus maalesef avamdan öte davetçilerin dahi gafil olduğu bir noktadır bu da akidenin yerleşmemesinden kaynaklanmaktadır Vallahu a'lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1772
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SEYYİD KUTUB VE BENZERİ MUASIR İDEOLOGLAR HAKKINDA!
« Yanıtla #3 : 24.06.2019, 15:08 »
Bismillah. S. Kutub Tevbe: 8-9. Ayetlerin tefsirinde 1947'deki Hindistan-Pakistan ayrılması olayıyla alakalı diyor ki:

إن ما وقع من الوثنيين الهنود عند انفصال باكستان لا يقل شناعة ولا بشاعة عما وقع من التتار في ذلك الزمان البعيد.. إن ثمانية ملايين من المهاجرين المسلمين من الهند - ممن أفزعتهم الهجمات البربرية المتوحشة على المسلمين الباقين في الهند فآثروا الهجرة على البقاء - قد وصل منهم إلى أطراف باكستان ثلاثة ملايين فقط!

“Hindistan'la Pakistan ayrıldıkları zaman, Hind Putperestlerinin yaptıkları kötülükler ve ihanetler, eski devirlerdeki Tatarların yaptıklarından hiç de aşağı kalmaz... Hindistan'dan hicret eden 8.000.000 müslüman, barbarların Hindistan'da kalan diğer müslümanlara yaptıkları zulümden kurtulmak için hicreti tercih etmişlerdi. Pakistan'a bunlardan sadece 3.000.000'u ulaşabildi.”

Hak Yayınları Seyyid Kutub’un Fizilal’de günümüz halkları için sarfettiği bu “Müslümanlar” ifadesini “İslamı seçenler” diye çevirmiş. Bu yayınevinden çıkan İslamın Hareket Metodu kitabının “Davanın Menfaati Daima Dava Adamının Menfaatinden Önce Gelir” başlıklı bölümüne bakılabilir.

Hak yayınları bu ifadeyi şöyle çevirmiş:

“Hindistan'la Pakistan ayrıldıkları zaman, Hind Putperestlerinin İslam'ı seçenlere yaptıkları kötülükler ve ihanetler, eski devirlerdeki Tatarların yaptıklarından hiç de aşağı kalmaz...Hindistan'dan hicret eden 8.000.000 islamı seçen insan barbarların Hindistan'da kalan kendi inançlarındaki diğer insanlara yaptıkları zulümden kurtulmak için hicreti tercih etmişlerdi. Pakistan'a bunlardan sadece 3.000.000'u ulaşabildi.”

Arapça ibarede Müslümanlar şeklinde olan ifade Hak yayınları tarafından “İslamı seçenler” olarak çevrilmiş! Yani Seyyid Kutub bu müşrik halklara müslüman dediği halde Hak Yayınları bunu tevil daha doğrusu tahrif edip İslamı seçenler diye çevirmiş. Bunu da yeri gelmişken belirtmiş olalım...


 

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
5939 Gösterim
Son İleti 02.08.2015, 23:58
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
4304 Gösterim
Son İleti 02.08.2015, 23:54
Gönderen: İbn Teymiyye
5 Yanıt
6515 Gösterim
Son İleti 30.06.2018, 00:53
Gönderen: İbn Teymiyye
11 Yanıt
8399 Gösterim
Son İleti 19.06.2017, 04:52
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
927 Gösterim
Son İleti 04.10.2018, 21:12
Gönderen: Teymullah